diastol

Durum: 252 - 0 - 0 - 0 - 01.05.2019 14:49

Puan: 3271 -

8 ay önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Bütün derinlikler sığ, sözcüklerin hepsi iğreti.
  • /
  • 26

ben seni arkadaş olarak görüyorum

ben de seni arkadaşım olarak görüyorum ama hayat arkadaşım ehuehueh:')

şimdiye kadar duyulmuş/okunmuş en güzel cümle

saat sabah beş buçuk müsadenle rock'n rolllll

trileçe

tam da bugün trileçeyle ilgili entry girmeyi düşünüyordum ki sözlüğe bir de baktım sol framea düşmüş. tesadüflerin en güzeli, günümü güzelleştiren lezzet.

yazarların sevmediği huyları

kararsızlık...bu cidden kötü huyların başı olabilir çünkü kararsızlık beraberinde tereddüt hâlini getirir ve akılda hep soru işareti kalır. umursamaz olmayışımı da eklemek istiyorum bu huyun adı tam olarak ne çıkaramadım ama...fazla takıyorum, takıntı falan. ve dee son olarak bu saydıklarımın hepsini belki de geçersiz sayabilecek en kötü huyum. dengesizlik. dengesiz insanın huylarını net olarak belirleyemezsiniz, çünkü dengesiz işte her an farklı bi huyla karşınıza çıkabilir.....bi de ben fazla gerçekçiyim galiba ya ne gömdüm kendimi...evet evet bunu da sevmedigim huylarıma ekleyelim

tıbbiyeli itiraf

bi sorun var. ya etrafımdaki insanlar gelecek hayallerinden planlarından bahsediyor.evlilik, tatil, emeklilik falan işte. 40 yıl sonrayı bile hayal edebiliyorlar. ben düşünüyorum, olmuyor. bi bulanıklık, bi belirsizlik. yok, birkaç yıldan öteye gidemiyorum. sanki yaşamam gereken süreyi dolduracakmışım gibi. bi de şeyi fark ettim ben, insanlarla kurduğum diyaloglar o kadar boş ki, sadece o ânı geçiştirmek için cevap veriyorum. sonra yalnız kaldığımda düşünüyorum sözlerimi ama yok yani elle tutulur hiçbir şey yok. insanlara cevap verdiğim anlarda bile aklımda başka düşüncelerin dolandığını fark ediyorum. sonra kendimi kötü hissediyorum karşımdakinin söylediklerine odaklanmadığım için. sanki değer vermiyormuşum gibi. umarım geçiştirdiğimi anlamamıştır diyorum. hâlbuki o an bunu istemli yapmıyorum

içinizi dökme defteri

bi türlü ortasını bulamıyorum ruh hâlimin. ya hep ya hiç prensibi gibi. bi gün aşırı derecede karamsar nefes alamayan biri oluyorum, başka bi gün her şeyi iyi hâliyle gören gereksiz fazla yaşam dolu biriyim ve bu sebepsiz değişken hâllerim beni üzüyor sözlük

şu anda hissedilen en güçlü duygu

hissedemiyorum sözlük, o aşamaları geçtim artık. sona yaklaşıyorum.

tıbbiyeli itiraf

ısrarcı insanlardan nefret ediyorum sözlük. hayır kelimesini kullandığım an karşımdaki kişi puf diye yok olsun istiyorum. aslında puf diye yok olma olayını ben gerçekleştirebilsem daha güzel olur. evet evet, geri dönmemek üzere puf diye yok olmak istiyorum

şekerli çay içmek

çay içmek gibi vasat bi eylemi biraz olsun çekilebilir kılmak isteyenlerin gerçekleştirdiği eylemdir

trileçe

tatlılar âleminin gurur kaynağı, olağanüstü mükemmel tatlıötesi lezzet.
  • /
  • 26

tatlı sevmeyen insan

kutsal trileçe aşkına olmayı bıraktığım insan.

attila ilhan

aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum.
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
aysel git başımdan istemiyorum.

benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
dağıtır gecelerim sarışınlığını
uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
benim için kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

ıslığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
yanlış şehirlere götürür trenlerim.
ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.

sevindiğim anda sen üzülürsün.
sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
sakın başka bir şey getirme aklına.
aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
aysel git başımdan seni seviyorum...

ihtimaller denizi

yüksek sadakat grubunun 2005 yılında yayınladığı ilk albümünde yer alan açılış şarkısı. 2014 ıv albümü dışında yüksek sadakat dinlemeyen biri olarak bugün keşfettiğim şarkıdır. 2005 yılında yüksek sadakat grubunun varlığından haberim vardı ancak çıkış şarkısını sevmemem nedeniyle şans vermemiştim.

efkarlandıran şarkılar

come take it all, burn it away
let the sunshine in again
stop the loneliness - make it sane
twist the broken mirror into one
make me believe the pain has gone...

manowar

metal müzikle ilk tanıştığım dönemlerde kusana kadar dinlediğim ve artık keyif vermeyen, klasik, oldschool heavy metal grubu. yıllardır lyrics açısından kendini sürekli tekrar eder, sürekli aynı soundda müzikler yaparlar. lyrics birkaç anahtar kelîme üzerinden ilerler. ezberlersiniz. hatta yeni şarkılarda hangi kelîmelerin kullanılacağını tahmin bile edersiniz. bir parçanın zibilyar km öteden manowar parçası olduğunu anlayabilirsiniz. oldukça motivasyoneldir; ancak artık sıkmıştır. bir esprisi kalmamış, alelâdeleşmiştir. tarafımca tüketilip ambalajı çöpe atılmıştır. metal101 seviyesindeki adölesanlar tarafından büyük bir zevkle dinlenir.

manowar şarkılarındaki lyrics o kadar bayağılaşmıştı ki, sarkastik gâyelerle internette random manowar lyrics generator vesâire üretilmişti. totalde 3-5 kelîme etrâfında lyrics jeneralize ediyorlardı. heavy metal'de artık o düzeydedir manowar. aşılmıştır. geride kalmıştır.

insan beyninde kaç lob vardır?

beyni "serebral hemisfer" olarak implicit kullandığımızda, standardizasyona sâhip doğru ve aktüel cevâbı 4-5 değil, 6 olan soru. bunun yanı sıra 4'ün de 5'in de târihsel olarak doğrulukları var. tıpta anatomik klasifikasyon ve yapıları adlandırma için kullanılan global standardizasyona sâhip terminologia anatomica'da serebral hemisferler 6 lobda incelenir. bu çok öncelerden beri böyleydi ama nöroanatomistler-nörofizyologlar bunu böyle pek kullanmamışlar idi. özellikle serebral yapıların fonksiyonel ve anatomik ayrımlarında târihsel olarak bir sıkıntı vardır. sâdece loblar değil, sensori-motor yollarda genel anatomi ve fonksiyonel nörobilim arasında nereyi nereye dâhil edelim, neyi nasıl adlandıralım veyâ ayıralım tarzında bir keşmekeş var. fonksiyonel ve anatomik klasifikasyonlar birbirine uygun olmuyor. bu nedenle nöroanatomi câmiâsı, t.a. dışında, daha spesifik, işlerine daha çok yarayacak, fonksiyonel ve klinik perpektifi dışlamayan bir terminolojik standardizasyona gereksinim duydu. aynısı embriyoloji vesâirede de oldu. yeni geliştirilen terminologia neuroanatomica'da da serebrum 6 loba ayrılıyor. nöro çevrelerinde tradisyonel ayrım genelde lateralden ve kemik isimlerine uygun yapılır o nedenle 4 klasikleşmiş bir bilgi idi, sonradan sulcus lateralis'in derinindeki insula'yı da lob kabûl ettiler; bununla berâber limbik lob (dikkat, limbik sistem değil) da serebrumun medialde görünen bir lobudur. limbik lob, diğer loblardan apayrı anatomik bir yapı değil aslında, diğer loblarda işlevsel olarak farklılık gösteren birtakım yapıları ayrı bir lob olarak inceliyorlar. "limbik kemik" diye bir kemik yok. "insular kemik" diye de yok. ama bunlar, standardizasyona göre lob kabûl edilmiş. meselâ frontal-parietal ayrımı anatomik olarak kolay yaparken limbikle frontal-parietal-temporal lob ayrımları bu kadar keskin bir anatomik sınırla yapamıyoruz. güncel basılan bâzı klinik nöroanatomi textbooklarında serebrumun limbik lob dâhil 6 lobda incelendiğini görürsünüz. daha eski kitaplar 4 ya da 5 lob yazabilir. klasik bilgi 4'tür. kemik isimlendirmesine uygundur. insula'yı da eklediğimizde 5'tir. tna'yla birlikte standardize edilmiş terminolojiye göre, 6'dır. örneğin high-yield neuroanatomy'nin 20 sene önceki kitaplarında serebrum 4 lobda incelenmişken en son basımında 6 lobda incelenir. gray's clinical neuroanatomy'nin güncel baskılarında da limbik lob dâhil 6 lob vardır. farklı yaklaşan kitaplar da var. tıpta nöroanatomide lisans düzeyi text olarak kullanılan snell's clinical neuroanatomy serebrum'da 4 lob inceler (insula'yı lob olarak değil, farklı bir kortikal alan şeklinde, limbik lobu da diğer loblar içine dâhil ederek). terminologia neuroanatomica'nın geliştirilmesinde rol üstlenen hans donkelaar'ın 2011 yılına âit clinical neuroanatomy: brain circuitry and its disorders kitabında donkelaar insula'yı da katıp 5 lob sayarken, tna'yı geliştirdikten sonraki yayınlarında limbik lob'u da serebral hemisfer lobu olarak kullanıyor.

ta'da serebral hemisferik loblar:

waffle

trileçe'den bir tık daha iyi ve lezzetli olmayan uyduruk meyve-çikolata bulamacı.

ben pek yemem ama bu topraklarda insanlar tatlı diye fıstıklı baklava, hatay künefe, şöbiyet, kaymaklı ekmek tatlısı vs. yiyor. bu insanlara waffle'ı tatlı diye yutturamazsınız.

tatlı sevmeyen insan

tatsız tuzsuz bir insandır. geçimsizdir. psikolojisi bozuktur. tatlı sevilmez mi yaa?

bak bu hatay usulü künefe. sen şimdi bunu sevmiyor musun?


şimdi sana antep fıstıklı çıtır baklava ısmarlasam 'cık' mı diyeceksin?


peki cevizli?


hadi hepsini geçtim, sütlü kadayıfa ne diyeceksin?


üff, batıracaksın kürdanı, ortasına ortasına


şekerparenin fındıklısı makbuldür.


arnavutlar bu işi biliyo bee, mis gibi trileçe...


yine de sen bilirsin.

tatlı sevmeyen insan

şu hayatta anlayamayacağım insanlardır. nasıl ya nasıl?

tıbbiyeli itiraf

çin'de yapılacak olan bir uluslararası kongreye davetli konuşmacı adı altında bir davetiye mektubu aldım. çok heyecanlandım sözlük. gerçi biraz da endişe etmedim değil. çünkü bir avrupa ülkesine gitmiyorsun sonuçta. çin'den bahsediyoruz. bir uzak doğu ülkesinden...

oturduğum yerden bana yazılmış olan davet mektubunu birkaç kez daha okudum. mektup iyi bir ingilizce ile yazılmıştı. çok içtendi.


ardından bir an düşüncelere dalıp, kendimi çin'deymişim gibi hayal ettim. bir şehirde yürüdüğümü hayal ediyorum. adını bile bilmediğim bir şehir. yürüyorum ama caddeler meydanlar insan seli. birbirinize dokunmadan geçemiyorsunuz.
olacak iş değil. çekik gözlü insanların yanında kabak gibi sırıtacağımı bile düşündüm, düşünmez olayım. haklıyım. onların yanından geçerken bana ufaktan bir bakış attıklarını görüyorum. acaba o insanlara nasıl görünüyorumdur?

neyse hayali bir şehrin kaldırımlarında yürümeye devam ediyorum. dillerine dair en ufak bir kelime bilmişliğim yok. başımı kaldırsam tabelaların üzerine düzgünce yazılmış olan şekilli şukullu onlarca yazı.. acaba ne demek istiyorlar ??

neyse hayallerimden sıyrılıp gerçeğe döndüğümde, hemen telefona sarıldım. babamı aradım lakin telefona annem çıkmıştı.
çin'de yapılacak olan kongreye davetli konuşmacı olarak seçildiğimi anneme söyledim.
ancak annem çin'e gitmeme sert bir dille karşı çıktı ve ardından
'sen acından ölürsün orda' dedi.
annemin bu sözü karşısında avalladım kaldım. düşüne düşüne bunu mu düşünmüştün şimdi ?!
insan motive edici bir şeyler söyler. oğlu ile gurulanır, mutluluk duyar ne bileyim!

gerçi farklı bir kültür gözümü korkutuyordu. bir bahane arıyordum gitmemeye. anneee bu sözün ilaç gibi geldi. ne yalan söyleyeyim.

iyi de, ben adamlara şimdi ne cevap vereceğim ana ?

Toplam entry sayısı: 252

her şeyin üst üste gelmesi

çoğunlukla başıma gelen durumdur. hatta bu kötü olayları listeleyip aralarında hangisi en kötü yarışması yapmıştım bi defa, hepsi kazandı çünkü her biri farklı kategorilerde en kötü durumlardı.son 3 yıldır falan bitmiyor bu hâl, ohal bitti buhal bitmiyor sözlük deliricem*

çocuklarla diyaloglar

kardeşim 5 yaşındaydı ve el işi yapıyorduk kağıtlarla. yıldız çizmiştim bir sürü, onları kesiyordu. dedim ki "dikkatli kullan makası, parmaklarına dikkat et keserken" önce parmaklarına baktı sonra yıldıza.."benim parmaklarıma mı yıldızın parmaklarına mı" dedi allahimm yiyesim geldi o an. cidden çocuklar dünyanın en mâsum varlıkları.
bi de şey, yanlışlıkla yıldızın bi parçasını da kesmişti, tepkisini ölçmek için"hihhh naptın eyvah" gibi aşırı bi tepki vermiştim. bana dedi ki "boşver ya böyle şeyleri kafana takma" lan?!

sütlü kahve

bunu nedense kahveyle sütün uzlaşması olarak düşünürüm hep. birisi acı, koyu ve keskin. diğeri ise beyaz ve soft. sütlü kahve ise ortası, çok güzel. içtiğim en güzel uzlaşma.

seni düşünmek

nâzım hikmet ran'ın 1945 yılında kaleme aldığı şiir. tadı damakta kalacak kadar da kısa, fakat etkili. aynı zamanda ezginin günlüğü'nün ilk albümüdür.

seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum.

tıbbiyeli itiraf

kendime karşı fazlaca acımasızım. hatta öz eleştiri olayını abartıp bi an önce geberip gitmem gerektiği sonucuna falan varıyorum bâzen.acilen ihyâ edilmem gerek sözlük..
ya da iflah

patatesle dünyayı aydınlatmak

patatesten cips, kumpir, kızartma vb. yapılmasından daha az dikkatimi çeken durumdur. mesela benim bi patatesim olsa ve yemek-aydınlanmak olmak üzere iki seçeneğim olsa ben o patatesi karanlıkta yerim..üzgünüm bilim, seni yerim..

unutulamayan küçüklük anıları

bir bahar sabahıydı, 5-6 yaşlarındaydım. köydeydik babaannemin evinde, ve anneannemlerle arasında çok uzun olmayan bi mesafe vardı. sanırım yumurta almak için anneanneme gönderildim. aldım, kendi başıma hoplaya zıplaya gidiyorum eve. sonra tam evin önüne geldim(büyük bi bahçenin içinde ev, balkonu yoldan tarafta) arkamdan bisikletli bi adam geldi dedi ki tam olarak "kızım ben senin babanın arkadaşıyım, evinizi biliyorum gel götüreyim seni" hâlbuki ben tam bizim balkonun önündeydim ama şans işte tam o an babam balkondan çıktı, dedim ki "aa amca bak babam balkona çıktı" adam babamı görünce öyle bi kaçtı ki... tabi bunu evde aileme anlatınca öğrendim her şeyi, çocuğum ben nasıl görebilirdim ki o adamın gözlerindeki kötülüğü, kararmış kalbini... o gün yaşadığım kader miydi tesadüf müydü bilmiyorum ama hayatımın en büyük şansı olabilir babamın balkona çıkışı, bu sâyede şu an hayattayım sonuçta. aksi hâlde ne olabileceğimi bilmiyorum, düşünmekte istemiyorum.

birini sevdiğini anlamak

kardeşim anaokulunda henüz, elif diye de bi arkadaşı var sınıfında. dedi ki "oyunları kaybettiğim zaman herkes bana gülüyor ama elif hiç gülmüyor." bu, sevginin en mâsum hâli olmalı..

çocuklarla diyaloglar

kardeşim 5 yaşındaydı ve el işi yapıyorduk kağıtlarla. yıldız çizmiştim bir sürü, onları kesiyordu. dedim ki "dikkatli kullan makası, parmaklarına dikkat et keserken" önce parmaklarına baktı sonra yıldıza.."benim parmaklarıma mı yıldızın parmaklarına mı" dedi allahimm yiyesim geldi o an. cidden çocuklar dünyanın en mâsum varlıkları.
bi de şey, yanlışlıkla yıldızın bi parçasını da kesmişti, tepkisini ölçmek için"hihhh naptın eyvah" gibi aşırı bi tepki vermiştim. bana dedi ki "boşver ya böyle şeyleri kafana takma" lan?!

tıbbiyeli itiraf

kendime karşı fazlaca acımasızım. hatta öz eleştiri olayını abartıp bi an önce geberip gitmem gerektiği sonucuna falan varıyorum bâzen.acilen ihyâ edilmem gerek sözlük..
ya da iflah

şekerli çay içmek

çay içmek gibi vasat bi eylemi biraz olsun çekilebilir kılmak isteyenlerin gerçekleştirdiği eylemdir

tatlı seferleri

bahsettiğim gibi, trileçe ayrıştırıcı bi unsur olmamalıdır. kalıntısüngeri derneğinin kazandığından falan bahsediyor taraflı bir zât. lâkin şu bilinmelidir ki, varlığını bile trileçe'nin varlığına borçlu olan anti-trileçeciler anca kendilerini avutmaktadır. en başından beri mutlak kazanan bellidir. kişilerin, oluşumların hiçbir önemi yoktur. sana bir şey olmasın kutsal trileçe, sen vâr ol!

bu arada üstteki entry için: (bkz:cool story)

tıbbiyeli sözlükte kutsallara hakaret edilmesi

trileçeye hakaret edilmesini kaldıramadığım durum..

haydi söyle

kalben'in ibrahim tatlıses'ten daha iyi yorumladığı şarkı.

tibbiyeli sözlük trileçe severler derneği

trileçe, ayrıştırıcı değil birleştirici bi unsurdur benim gözümde. lâkin mâdem böyle bir dernek kurulmuş, hattâ trileçenin birleştirici gücünü kötüye kullanan, bu güzelim derneği yıkmak isteyen vasıfsız dernekler türemiş; o hâlde dostlarım, bu kuruluşa cânı gönülden destek veriyorum.
t: dâhil olduğunuzda, kendinizi daha önce hiçbir yere bu kadar âit hissetmediğinizi fark edeceğiniz şerefli kuruluş.
Henüz takip ettiği biri yok.

içerik kuralları - iletişim