drgreen

Durum: 130 - 0 - 0 - 0 - 14.08.2017 13:45

Puan: 1694 -

4 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

ne desem laf değil!
  • /
  • 13

yoksulluk içimizde

mustafa kutlu'nun gerçek mutluluğun ne olduğunu aslında birbirini seven ancak degisen yaşam biçimleri ve fikirler nedeniyle birbirlerinden uzak duran 2 genç üzerinden akici bir dil kullanılarak anlattigi hikayesi. üslubu orjinal buldum, kisilerin duygularına, iç seslerine güzel betimlemeler katarak geniş yer verirken araya diyaloglar yerleştirmiş. farklı ve keyiflı.

bir adam girdi şehre koşarak

tarık tufan'ın gunluk hayatta umursamadigimiz küçük hadiselerde yatan ayrintilara kendi fikri dunyasindaki pencereden baktirdigi, neset ertastan filistine deginip hislerini samimice aktardigi kitabı. kitabı okudugumda tahmin ettim ki yazar beşiktaşlı. zaten içli adamlara tutacaksa bir takim beşiktaş yakışıyor (bence).

halhal

bir barış manço şarkısı. insanın erkekse sevdiğine halhal alasi, kızsa da takasi geliyor dinleyince.



halhal, halhal, halhal, halhal, halhal

akşam olup gün batınca dağlara hüzün çökünce
lale sümbül boynun eğip kurt kuzuya kem bakınca
köye döner nazo gelin yavru ceylan gibi kaçar
seke seke çaydan geçer nazo gelin ayağına takar halhal

bir bakışı canlar yakar gülüşüne cihan değer
nazo gelin ayağına takar halhal
ayağında gümüş halhal ince nakış gümüş halhal
yavru ceylan gibi kaçar seke seke çaydan geçer
nazo gelin ayağına takar halhal

bir bakışı canlar yakar gülüşüne cihan değer
nazo gelin ayağına takar halhal
halhal, halhal, halhal, halhal, halhal

yedi köyün yiğitleri ağaları ve beyleri
boş yere durmuş beklerler yaralıdır yürekleri
gitti gelmez nazo gelin yavru ceylan gibi kaçar
seke seke çaydan geçer nazo gelin ayağına takar halhal

bir bakışı canlar yakar gülüşüne cihan değer
nazo gelin ayağına takar halhal
ayağında gümüş halhal ince nakış gümüş halhal
yavru ceylan gibi kaçar seke seke çaydan geçer
nazo gelin ayağına takar halhal

başarı duası

hat sanatına başlarken alınan ilk ders. denilir ki: "bu duayı sabirla çalışıp yazan hatı bıraksa bile hat onu bırakmaz. " artik cok gectir ruhuna islemiş, kişi kapılmıştır.

hat sanatı

"cismani aletlerle meydana getirilen ruhanî bir hendese” şeklinde tarif edilen sanat.
basta ayet olmak uzere bircok degerli yazılari estetik ölçülere bağlı kalarak kağıda aktarma.

yapma demiyorum hobi olarak yine yap

ne şiş yansın ne kebap mantığının, kendi istediğinden vazgecmesini engelleyip cocugun istegini de hobi olarak yapmasını önererek zuhur etmiş hali. lakin her iki taraf da biliyor ki hobi olmaya itilenin yüzüne bile bakilamayacak.

birine hak etmediği değeri vermek

mmmm seeeyy 3 kuruşluk insana 5 kuruşluk değer verirsen seni 2 kuruşa...

nevet orta iki seviyesinde bile ağıza düşmüş bu sözü cümle alem bilse dahi yine yeni yeniden düşülen hata.

tıpta uzmanlık sınavı

bazı mihraklarca stresi 3. sınıfa kadar inmiş sınav. e tipci bu zaten, hayatinda başarısızlığa yer yok tavirlari takinan bu insanları galeyana getirip strese sokmak da zor olmasa gerek.

ekran vs kağıt

ikisini de dene tarafını seç.

yâr deyince, kalem/tablet elden düşüyor
gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
lâmbamda titreyen alev üşüyor
aşk, kağıda/ekrana yazılmıyor mihriban.
(bkz:abdurrahim karakoç)

acil servise kız bakmaya gidilmesi

insanı doktorluktan soguttutturuyorlar.*
  • /
  • 13
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 130

ah muhsin ünlü

onur ünlü'nün mahlası. şu şiirini annesi vefat eden her okuyan veya dinleyen kişi saniyorum ki gözyaslarini tutamaz:

"resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim,
resulullah yolda ebu bekir’i görse ‘es selamu aleyküm ya sıddık’ derdi,
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam.
resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.

resulullah azrail’i yolda görse tanırdı;
ben azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,

derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.

resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey allah’ın resulü; fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?

resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘kızım ha gayret!’;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘anneciğim ölmesen…’

ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘anneciğim seni ben…’;
annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz

resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.

ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının

anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…

resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.

annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!

olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü."

bir iki üç tıp

geveze çocukları susturma oyunu. bir lahza olsun azizim belki kulaklarım dinlenir umudu taşır.

çikolata tadım dersi

seçmeli spor anatomisinde gördüğümüz ders. dersin ilginçliği sebebiyle tıp derslerinden daha iyi dinleyip bir şeyler öğrendim. bizzat kakao çekirdeğini görüp, elleme fırsatım da oldu. bizi monotonluktan biraz da olsa çıkartan hocamıza teşekkürler.

insanın büyüdüğünü anladığı an

artık herkesin bireysel takıldığını anladığım an. ya da profesyonel arkadaşlık olarak tabir edebileceğim arkadaşlıkları gördüğüm an. biz hem sürü halinde takılırdık hem de sürümüzün çıkarlarını düşünüp en iyisini seçerdik. büyüdük ki herkes ormanın kralı rolünü kapmış. krallar kapışıyor. görünce dedim ki: büyüdük alış. mode on dayıııı*

ilerleyen her anda evrenin yenilenmesi

gün geçmiyor ki türkiye yeni bir haberle sarsılmasın ile başlayan haberleri çok duyduk. ben de an geçmiyor ki evren yeni bir hal almasın ile başlamak istiyorum. her an bir öncekinin önünde, gelecek olanın gerisinde. aynı gibi görünür ama belki o sırada kaç hücremiz öldü kim bilir? o sabit görünen taş parçasının üstündeki bir toz parçası yarım milim yer değiştirdi belki. telefonunuzun bataryası yüzde birin bilmem kaçta kaçı azaldı. anneniz bir an daha yaşlandı. dolapta duran peynirin küfü iki iken dört oldu. bir inşaat işçisinin ayağı kaydı. bir yaprak düşerken yolu yarıladı. bir siyahi çocuk açlıktan son nefesini verdi. daha dünyadan birkaç örneği anca verdim. siz bir de bunu sistemimize, galaksimize, evrenimize kadar büyütün. her an bir anın bitişi ve her an bir anın başlangıcı ...

çocukken yapılan saçmalıklar

sandalyeleri ve battaniyeyi kullanarak çadır yapıp içinde oturmak, eşyaların paketinden çıkan köpükleri küçük küçük bölerek balkondan kar yağdırmak, keman dinlerken kesme tahtası ve oklava kullanarak kendin çalıyormuş gibi yapmak, arkadaşınla boyundan epey büyük bir duvarı macera duvarı olarak belleyip tırmanıp durmak, bitki odun karışımı şeyleri (tarif edemeyeceğim neyse onlar işte) kızılderili kalemliği yapıp boyamak...

yeni stajyerlere tavsiyeler

4. sınıfa geçmiş, çiçeği burnunda bu tibbiyelilere büyüklerinden gelecek olan öneriler. bekliyoruz efenim.

telefonun üzerinden araba geçmesi

ister takdir-i ilahi deyiiiin, ister murphy kanunu, ister şans, ister tesadüf... okula giderken bir şeyin düşme sesini duydum ama cılız bir ses.. garibim cenırıl mobayl kendisi. bir otuz üç on olur da paaat diye ağırlığını hissetirir. ama o öyle mi bilenler bilir hafif, çıtı pıtı, ince bir şey abisi. yere düştüğünü gördüm ama görmemle kalakalmam bir oldu çünkü üzerinden araba geçti. telefonun yüzey alanı ile arabanın altının genişliğini bir oranlayın. o kadar kısım varken mübarek tam boyuna bir şekilde ve tam da tekerin önünde durmasın mı? gerisini anlatmak için bende tasvir falan kalmadı. artık siz de buna ne derseniz onu deyin.

finalden sonra kitap okuyamamak

hem klasik hem güncel okumam gereken birçok kitabın var olduğunu biliyorum ama gel gör ki bu okul bu finaller bende şevk, heyecan bırakmadı. bir okumaya karşı tahammülsüzlük... bir koalalık... umarım çabuk geçer sözlük.

tıpçı

kolay geldiği için kullanılan ifade. kaçımız beden eğitimi öğretmenine bedenci demeden buralara gelmedik ki?

4 binden fazla din olması

bilim bize toplumsal, bireysel davranışları öğretmez, hukuğa, yönetime yön veremez, hele duygu alemine hiç müdahale edemez. insan aklına hitap ettiği dogrudur peki insan sadece akıl midir diye sordurur. ayrıca din, bilimi reddetmez barındırır. gerçek din insanın içinde olduğu her alanı kapsar. hadi bir kadına yapılan tecavüz cezasini bilimle keselim? insan hayvan gibi programlanmış olmadigindan her alanda yapması gerekenleri bir şekilde dış dünyadan öğreniyor, din bu gerekenlerin ilahi bildirgesi ... bu böyle uzaaaarr gider. hakikat birdir, tektir. bunun dişındakilerin yanlışlığını ispatlamaya kalkarsak sonsuz eksi birden sonsuz şeyı ispatlamak zorunda kaliriz. samimi olarak bir şey öğrenmek isteyenleri güvenilir kaynaklardan akaid, din tarihi vs öğrenmeye davet ediyorum. ogrenmemek gibi bir düşünceniz varsa rica ediciim bu bahsi/leri kapatalım.

whatsapp kız grubu

islamda hoşgörü yoktur

öncelikle bu tür iddialarin hicbir dayanağı olmadan birilerince basimiza aristoteles kesilip kendi düşünce aleminde bir seyler peyda edip ortaya atilmasi 2 cümleee senin bunu alıp doğrusunu aciklaman oluyor sana destan.

başlıkla tanım uyumsuz olmuş öncelikle. sanki başlıkla yumusatilmaya çalışılmış ama sen bildiğin allah hani hosgoruluydu onu cehenneme atar bunu helak eder, bildiğin hosgorusuz demişsin. daha prof karşında iki diklenemezsiinn izzeti, celal sonsuz olana dikleniyorsun sonra da hosgoru bekliyorsun. kusura bakma ama sen hoşgörülu değil (sonsuz tenzih ile soyluyorum ki) enayi bir ilah beklentisi içindesin. evine misafir gelse her türlü hoşgoruyu gosterirsin ama sana saygisılıkta hadsizlikte sinir tanımasa veya bir arkadaşın sana ağzına geleni saydirsa sen hala hoşgörülü olma taraftarı olsan gayet ezik bir duruma düşersin ki allah büyüklerin en büyüğü olarak bu duruma asla düşmez ve gereken cezaya çarptırir.

iyilik yapana 10 da 700 e sevap veren, sadece iyi niyete sevap veren ama kötü niyeti olup da yapamayana günah yazmayan hatta allah tan korkar da vazgecerse sevap yazan, binlerce kez dussen de tövbe ile günahları silen, yoktan var eden kendini kolay tanıyalım diye peygamberler, kitaplar yollayan , yol yordam gösteren, kendisine tabii olanlara asla onca verdigi nimetinin sukrunu eda edemedigimiz, bedelini odeyemedihimiz halde hayalini kuramayacagimiz bir cenet vaat eden bir ilah a hosgorusuz demek...

din tartışmak

bir yerden bir kurali, hadisi , ayeti alıp huraaa tartismanin bir manası olmadığını şu zamana kadar yapilanlar kanıtlamıştır. onun yerine birinin eğer tebliğ gibi bir derdi varsa öncelikle bunu islamin insana verdiklerini yasayarak gostermeli. etrafindakiler ondan guzellik gördükçe onu sevecek ve yakinlasacaktir. sonra zaten bu güzel huyların islam'dan kaynaklandığını görür ve sana sorular sorar, islam a ilgi duyar. olur da duymazsa ne yapalım kendi tercihi. karşı taraftan olumsuz bir şey gelmediği sürece kavga eder gibi insanlara islam ı anlatmak enerji kaybından başka bir şey degil. hala muslumanların sözüne itimat etmede sorun varsa, hala kul hakkı yiyen, ailesiyle, akrabasiyla,komsusuyla iliskileri kotu olan, kizgin biri olarak bilinen, dedikodu eden... müslümanlar varsa bırakın önce müslümanlar olarak biz bir müslüman olalım da sonra gayrimüslimleri de davet edebiliriz insaallah.

tıp dediğin üç harf de

bir serzeniş cümlesinin ilk kelimeleri. tıp dediğin üç harf deee o üç harf nasıl iri bir cüsseyi sırtında taşıyor bilemezsin. hani bir kıza su adını vermişler de su büyümüş, elli yaşına gelmiş, beş çocuğu olmuş ama doğum sonrası kilolarını da vermemiş. sonra şurada sular oturuyor deyince aklına çıtı pıtı şeker bir şey gelirken bir bakmışsın karşında yarmagül teyze duruyor.* işte bu da böyle bir şey.

içerik kuralları - iletişim