estragonun botu

Durum: 66 - 0 - 0 - 0 - 21.11.2019 12:27

Puan: 729 -

1 yıl önce kayıt oldu. üçüncü nesil yazar.

sırmasız, fiyonksuz, kurdelesiz
  • /
  • 7

tıbbiyeli sözlük

bir iki entrymi alıp ayrıldığım sözlük. belki baharda yine geliriz.
ozan akyol vurgu ve tonlamasıyla: hooşşçakalın*

tıbbiyelinin izlediği diziler

geceye bir şarkı bırak

martin eden vs peter camenzind

martin eden bir başkası olmaya çalışırken peter camenzind kendisi olmaya çalışır.
martin eden yazar olmak isterken peter camenzind'in isteği yazabilmektir.
martin eden'in hırsını peter camenzind küçümser.
martin eden adamdır ama peter camenzind daha da adamdır.

ruh

rehber şarkısı.
"dilimde bir şarkı nasılsa beleş"

mükemmeliyetçilik

aslında başarısızlık korkusudur.

tıbbiyeli itiraf

geçen sene "tıp okumak kendi kendime hakaretmiş gibi geliyor." yazmışım, bugün günlüğümü karıştırırken gördüm. şaşırdım çünkü geçen sene bu durumun böyle net ifade edebilecek kadar farkında olduğumu unutmuşum. biraz üzüldüm, keşke bir şeyler değişmiş olsaydı.

don kişot'un akşamı

afşar timuçin şiiri:

dulcinea seni en çok andığım
bu garip bu bilinmez akşamlardır
büyülü kırık dökük hanları
kral saraylarına dönüştüren
anlaşılmaz gizidir akşamların

zor zamanlarımda düşlediğim
sen bütün sezgilerimde varsın
olsaydın belki yarım kalırdım
bir uzak köyde un eleyen süt sağan
bilinmez biri olman
kesinlikle kanıtlamaz yokluğunu
sen dünyaya her dokunmamda
gün gibi yeniden başlayansın

olmazlıkta kurar insan sevincini
tutku her şeyi yeniler
yüreklilik bir çeşit yalnızlıktır
o aptal yeldeğirmenlerine gelince
sen onları benden iyi tanırsın
aldı mı yere vurur adamı
kaldı ki sen onlardan da kahramansın
aşılmazlığınla aydınlat yolumu
dulcinea doğallığım sevincim anayurdum
dünya gün gelip anlayacak
sende gerçek büyüklüğe kavuştuğumu

hiç gelmeyecek birisini beklemek

"godot gelmiyor çünkü godot zaten gelmeyecek olanın adı." cümlesiyle özetlenmiş durumdur.

(bkz:godot'yu beklerken)
(bkz:yıldırım türker)

esas olan beklediğimiz kişinin gelmesi değil, varlığına olan inancımızdır diye düşünüp avunuruz. tıpkı şiirdeki gibi:
"zor zamanlarımda düşlediğim
sen bütün sezgilerimde varsın
olsaydın belki yarım kalırdım"
(bkz:don kişot'un akşamı)
(bkz:afşar timuçin)

geceye bir söz bırak

"nereye bu yolculuk peki? evimize, hep evimize."

edit: son kısmı cem yılmaz'ın "içimizde, sevgi içimizde"si gibi okuduğum için novalis'ten özür diliyorum.
  • /
  • 7

estragonun botu

hoş ötesi hoş bayan. kendisini öyle özledim öyle özledim ki için için ağlıyorum evde... en kısa zamanda eşofmanları altımıza çekip yeni bir düğüne gitmeliyiz. araaaa beni, öptüm seni seni.(mucck)

Toplam entry sayısı: 66

taşın çiçeklenmesi

şükrü erbaş şiiri.
"yalnızlık ağaçlardan kuşlardan gelmiyor
otlar böceklerle, bahçeler bulutlarla
dört mevsimin masalını söylüyor
sular kederlenmiyor kimsesiz akıyorum diye
balıklar denizin yedi renkli turnası
toprağın taşa borcu yok, gülün bülbüle nispeti
kediler sokaklarda birer güneş salkımı
iğde kokuları, erik şıraları, ceviz boyaları…

ey gövdesini aklının çarmıhında unutanlar
yalnızlık bizden yayılıyor dünyaya
ağzımızda kan pıhtısı arzular
topuklarımızda uzakların kararan çanı
duvarlara gömüyoruz var oluş ayetimizi.

parmaklarının kandilleriydi
sabah diye boşluğa saldığım rüya
boncuklu cümlem
güzel söz yetmiyor taşın çiçeklenmesine
başlıyor başkalarının zamanı
alnımda gökyüzü hecesi bir kırık mavi
kapatıyorum bütün pencerelerimi"

geceye bir şarkı bırak

sarıl bana

metin altıok şiiri.
"bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ
sevgiler bekliyor sürekli senden.
insanın bir yanı nedense hep eksik
ve o eksiği tamamlayayım derken,
var olan aşınıyor azar azar zamanla.

anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

anılarım kar topluyor inceden,
bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
ama yine de unutuş değil bu,
sızlatıyor sensizliği tersine.
senin kim olduğunu bile bilmezken.

sevgiden caydığım yerde darıl bana."

günün şiiri

bugün tanıştığım ve çok beğendiğim bir hans magnus enzensberger şiiri: her şeye tıpatıp uyan ve her şeyi çoktan bilenlerin şarkısı.
"bir şey yapılması gerektiğini ve de hemen
çoktan biliyoruz
ama daha erken olduğunu bir şey yapmak için
ama artık geç olduğunu bir şey daha yapmak için
çoktan biliyoruz

ve işlerimizin yolunda olduğunu
ve bunun böyle süreceğini
ve bunun anlamı olmadığını
çoktan biliyoruz

ve suçlu olduğumuzu
ve suçlu oluşumuzda bir suçumuz olmadığını
ve elimizden bir şey gelmeyişinde suçlu olduğumuzu
ve bunun bize yettiğini
çoktan biliyoruz

ve belki de ağzımızı tutmanın daha iyi olacağını
ve ağzımızı tutmayacağımızı
çoktan biliyoruz
çoktan biliyoruz

ve kimseye yardım edemeyeceğimizi
ve bize kimsenin yardım etmeyeceğini
çoktan biliyoruz

ve yetenekli olduğumuzu
ve hiç ve gene hiç arasında seçme yapabileceğimizi
ve bu sorunu temelden incelememiz gerektiğini
ve çaya iki tane şeker attığımızı
çoktan biliyoruz

ve baskıya karşı olduğumuzu
ve sigaraların pahalılaştığını
çoktan biliyoruz

ve her seferinde bir şeyin olacağını önceden kestirdiğimizi
ve her seferinde haklı çıkacağımızı
ve bundan bir şey çıkmayacağını
çoktan biliyoruz

ve her şeyin yalan olduğunu
çoktan biliyoruz

ve bir şeyi atlatmanın her şey değil de hiçbir şey olduğunu
çoktan biliyoruz

ve bizim bunu atlatacağımızı
çoktan biliyoruz

ve bütün bunların yeni olmadığını
ve yaşamanın güzel olduğunu
ve bunun her şey olduğunu
çoktan biliyoruz
çoktan biliyoruz
çoktan biliyoruz

ve bunu çoktan bildiğimizi
çoktan biliyoruz."

tıbbiyeli itiraf

"biz kırıldık daha da kırılırız" derken kendimi çok delüğanlu hissediyorum.

incir sütü

aklıma bir bedri rahmi eyüboğlu şiirini getiren sıvı.
"yaşadım!
incirin dallarına yürüyen süt
yonca tarlasından gelen nefes
horozun ibiğinden damlayan kan
yollar ve sevgili türküler şahidimdir."
(bkz:bir şahit aranıyor)

edit: efenim bugün bir de rilke okurken denk geldim. ister algıda seçicilik deyin ister tesadüf ama harika dizeler:
"incir ağacı, benim için çoktandır anlamlı,
neredeyse tamamen bırakman çiçeklenmeyi
ve kararını zamanında vermiş meyvenin içine,
övgüsüz itmen saf gizemini.
kıvrılmış dalının sürüklemesi fıskiye borusu gibi
özsuyu aşağıya ve yukarıya: ve o uykusundan sıçrar,
neredeyse hiç uyanmadan en tatlı başarının mutluluğuna."

tıbbiyeli itiraf

ciddi kalamıyörüm sözlük. ciddi kalanı da ciddiye alamıyorum.

tatar çölü

bir dino buzzati romanı.
 spoiler!
yavaş tavaş inancı uçup gitmekteydi. insan yalnızken ve konuşacak kimsesi yokken bir şeye inanması güçtür. işte o zaman drago, insanların birbirlerini ne kadar severlerse sevsinler, gene de daima uzak kaldıklarını fark etti; insan acı çekerken acısı tamamiyle kendisinindir, başka kimse bu acının en ufak bir kısmını bile kendi üzerine alamaz; insan acı çekerse başkaları da, sevgileri çok büyük bile olsa bundan acı duymazlar ve işte hayatın yalnızlığına sebep olan şey de budur.
inanç yorulmaya başlıyor ve sabırsızlık artıyor, drago bunları, vuruşları gittikçe yükselen bir saatin sesi gibi duyuyordu. sırasında kuzeye bir kez bile göz atmaksızın bütün bir günü geçirdiği oluyordu (maamafih bazan da kendi kendini aldatmayı seviyor, bakmayı unutmuş olduğuna kendini inandırmaya çalışıyordu ama aslında mahsus, gelecek kez bir ihtimal daha fazla olsun diye yapıyordu bu unutkanlığı).

taşın çiçeklenmesi

şükrü erbaş şiiri.
"yalnızlık ağaçlardan kuşlardan gelmiyor
otlar böceklerle, bahçeler bulutlarla
dört mevsimin masalını söylüyor
sular kederlenmiyor kimsesiz akıyorum diye
balıklar denizin yedi renkli turnası
toprağın taşa borcu yok, gülün bülbüle nispeti
kediler sokaklarda birer güneş salkımı
iğde kokuları, erik şıraları, ceviz boyaları…

ey gövdesini aklının çarmıhında unutanlar
yalnızlık bizden yayılıyor dünyaya
ağzımızda kan pıhtısı arzular
topuklarımızda uzakların kararan çanı
duvarlara gömüyoruz var oluş ayetimizi.

parmaklarının kandilleriydi
sabah diye boşluğa saldığım rüya
boncuklu cümlem
güzel söz yetmiyor taşın çiçeklenmesine
başlıyor başkalarının zamanı
alnımda gökyüzü hecesi bir kırık mavi
kapatıyorum bütün pencerelerimi"

çölde gizli bezginler

cahit zarifoğlu şiiri:
bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yağmur sıcağı gibi
öptüm sonsuz gidişinden. saçlarının seyriyle seni

yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran
akrepleridir duygunun. karanlık ordulara güneşsiz sokulan

bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek
şakakların sıcağında kuytu bir büzülüp ölecek

sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında
bahar şenlikleriyle. sürdüren ellerini yangın borularında

şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından
burda biter düğün. gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından

gemilerimiz saklanır. ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların
saplandık tadına. durduk alnında yüreğe vuruşların

yollar sellere gider. açılır parklar artık kuşlar dağılır
bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağırmak hiç keseye mi kalır

çizildi yalnızlar. senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde
geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. kürek sesleriyle

koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından
sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından

oturur iki bakış ormanından gerilip bir masaya kollar
uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular

bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından
su konuşmaz toplanmaz kuşlar. ne kazandık yaşamamızdan

biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevgi ektik. sonsuz seçtik. beğendik. ama toprağı kazandık

sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle. yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın koşturun. aha size son atım…

çölde gizli bezginler

cahit zarifoğlu şiiri:
bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yağmur sıcağı gibi
öptüm sonsuz gidişinden. saçlarının seyriyle seni

yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran
akrepleridir duygunun. karanlık ordulara güneşsiz sokulan

bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek
şakakların sıcağında kuytu bir büzülüp ölecek

sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında
bahar şenlikleriyle. sürdüren ellerini yangın borularında

şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından
burda biter düğün. gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından

gemilerimiz saklanır. ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların
saplandık tadına. durduk alnında yüreğe vuruşların

yollar sellere gider. açılır parklar artık kuşlar dağılır
bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağırmak hiç keseye mi kalır

çizildi yalnızlar. senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde
geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. kürek sesleriyle

koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından
sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından

oturur iki bakış ormanından gerilip bir masaya kollar
uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular

bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından
su konuşmaz toplanmaz kuşlar. ne kazandık yaşamamızdan

biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevgi ektik. sonsuz seçtik. beğendik. ama toprağı kazandık

sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle. yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın koşturun. aha size son atım…

tıbbiyeli itiraf

gilles deleuze'ün burnunu şoplayasım geliyor.

tıbbiyeli itiraf

ciddi kalamıyörüm sözlük. ciddi kalanı da ciddiye alamıyorum.

fotoğraf

tam olarak o anı kaydedememenin, hiç kaydedemeyecek olmanın kanıtı. pekala o anın şahidi olmayı kanıtlayabilir ama gerçeğin ancak sınırlı bir özetini sunar bize. biz de bunun farkında, hapsetmeye meyilli olduklarımızı yarım yamalak sırtımızda taşıyarak geleceği (burada bir parantez açılıp "yani şimdiyi" denmesi gerekiyor :) yaşarız. yani o gerçeği hatırladığımızda kendimize somut bir destek ararız ve o desteklerin en güçlüsü fotoğraftır. bakar ve "yaşadım"ımızı tazeleriz. bu hal bir yandan tatlı bir yandan zavallıcadır, tıpkı diğer pek çok şey gibi.

hiç gelmeyecek birisini beklemek

"godot gelmiyor çünkü godot zaten gelmeyecek olanın adı." cümlesiyle özetlenmiş durumdur.

(bkz:godot'yu beklerken)
(bkz:yıldırım türker)

esas olan beklediğimiz kişinin gelmesi değil, varlığına olan inancımızdır diye düşünüp avunuruz. tıpkı şiirdeki gibi:
"zor zamanlarımda düşlediğim
sen bütün sezgilerimde varsın
olsaydın belki yarım kalırdım"
(bkz:don kişot'un akşamı)
(bkz:afşar timuçin)

içerik kuralları - iletişim