ferrule effect

Durum: 122 - 18 - 6 - 1 - 15.11.2018 19:42

Puan: 1491 -

4 ay önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Maybe Ị'm lost.
  • /
  • 13

diş macununu ortasından sıkmak

en azından dişlerini fırçalıyormuş diyerek olumlu yönden bakabiliriz.** düzenli diş fırçalayan birinin macunu ortasından sıkacağını da pek düşünemiyorum nedense.

ama ama babacığım sağ olsun macunun dip kısmına taktığı bir aparatla, bu olayın kökünü baştan kurutuyor. o aparat sayesinde macun en dipten yavaş yavaş geliyor, asla israf olmuyor.
(bkz:babaların garip davranışları)

tek bir davranışla karakter tahlili yapamayız tabiî ama macunu dipten sıka sıka kullananlar ortadan sıkanlara göre daha düzenli; simetriye ve tasarrufa önem veren kişiler oluyor.

modern hayatımızda farkında bile olmadan o kadar komik takıntılara sahip oluyoruz ki, tek derdimiz bu olsa keşke diyorum. keşke sadece macun ortadan sıkıldı diye sinirlensem.

electra kompleksi

carl gustav jung'un tanımlayıp psikanaliz literatürüne sunduğu, kız çocuklarının fallik dönemde (3-6 yaş arasında) ebeveynlerine karşı gösterdiği saplantıyı ifade eden freudvari kavramdır. bu isim yunan mitolojisinden esinlenerek seçilmiş. bu yaş aralığında kız çocuk babasını, annesinden kıskanır. babaya belirgin bir düşkünlük vardır. bunun altında yatan sebebi psikoseksüel nedenlere dayandırmışlar, bana kalırsa zorlama bir komplekstir. ama fallik dönemi problemli geçirmiş, bu kompleksi aşamamış kadınlarda ileriye dönük psikolojik, cinsel ve sosyal sorunlar; sapkınlıklar görülebiliyor.

pedodonti kliniğinde bu yaş aralığında olan bir kız çocuğunu tedavi ederken eğer babasına olan düşkünlüğünü fark ettiysem genelde bunun üstüne oynarım. 'bak babasıı kızın ağzını ne de güzel açıyor!' 'uslu olduğun için baban şu an çok mutluu!' vs. genelde koltuğun tam karşısına alıyorum babayı, çocuğun görebileceği şekilde. işlem bittiğinde 'hadi babaya dolgumuzu gösterelim geel.' diyorum. öyle hoşnut oluyorlar ki bu durumdan, zafer kazanmışcasına gururlanıyorlar. 'baba baaaak, çok güzel olmuş dimiieeğ!' oldukça işime yarıyor bu durum.*

erkek çocuklarında görülen versiyonu için:
(bkz:oedipus kompleksi)

serebral palsi

sp çocukları etkileyen en yaygın hastalıklardan biridir. dünyada ortalama 1000 canlı doğumda 2–2,5 oranında izlenirken, türkiye’de bu oranın 4,4 olduğu bildirilmiştir.

diş hekimliği açısından değerlendirecek olursam, oral hijyenin sağlanması sp'li hasta ve ailesi için oldukça zordur. hastalık, vücuttaki tüm motor aktiviteleri etkilediği için ağız-yüz bölgesinde de motor fonksiyon kayıplarına neden olmaktadır. buna bağlı olarak çiğneme, yutkunma ve ortodontik bozukluklar, periodontal hastalıklar gelişir, çürük prevelansı yüksektir. şiddetli malokluzyonlar, mine hipoplazisi, dişlerde erozyon, bruksizm en sık rastlanan bulgulardan.

salya akıtma da sp'de en sık rastlanan hem ağızla ilgili hem de sosyal problemlerden. sp’li çocuklarda ağız dışına salya akışı görülme oranının %10-58 olduğu bildirilmiştir. bu durumun sp’nin özellikle spastik kuadripleji tipinde şiddetli bir şekilde izlendiği bildirilmiştir. salya akıtma tedavisinde oral-motor tedaviden, ilaç tedavisinden ve cerrahî yöntemlerden faydalanılır. benzhexol, atropine, scopolamine gibi antikolinerjik ilaçlar tedavide önemli rol oynar. en yaygın tedavi oro-fasiyal rehabilitasyon ve ardından antikolinerjik ilaçlar, botulinum toksin enjeksiyonu (botoks) ve cerrahî olarak sıralanmaktadır. zor vakalarda tükürük bezlerinin alınması gibi radikal kararlar da verilebiliyor ancak alternatif tedavi yöntemleri denenmeden cerrahî yöntemler önerilmez.

10 kasım

tam 9'u 5 geçe kızılay meydanında hayat durdu.. karşıdan karşıya geçen insandan merdivenden metroya inen insana kadar herkes saygı duruşunda durdu. ankara beni duygulandırdın.

benim için daima hafif hüzünlü geçen gün.
(bkz:her 10 kasımda gözleri dolan insan)

geceye bir şarkı bırak

xylitol

ksilitol, tatlılık değeri sakkaroz ile yaklaşık olarak aynı olan kristal halde bir maddedir. ksilitol diş çürümesine neden olmadığı için gelecekte şekerin yerini alacak gibi duruyor. tükürük üretme kapasitesi az olan hastalara ksilitollü sakız öneriyoruz, hem sakız çiğnemenin mekanik etkisiyle salgılama stimüle ediliyor hem de ksilitol içeriği ile diş sağlığı korunuyor.
ksilitol, aktif çürük koruyucu etkisi olan tek şeker alkolüdür. dişte plak oluşmasını büyük oranda önler. gıda piyasasında birçok yerde kullanılsa da üretimi diğer şekerlere göre oldukça zor.

ilk buluşmaya scrubs ile gitmek

-ne alırdınız efendim?
+biz ortaya mini cerrahi müdahale seti açalım. ara sıcak olarak varsa moskito pens, düz olsun.

durup dururken gelen şarkı söyleme isteği

(bkz:smule)'nin sing! karaoke uygulaması tam da bu isteğe hitap ediyor.* bayılıyorum şarkı söylemeye, her an her yerde...

bugün kendiniz için yaptığınız şeyler

parotis bezi

akıcı, mineralden zengin, proteinden fakir yani saf seröz tükürük üretir.

asitli, alkali, tuzlu, kuru, gevrek gıdalar parotis bezinde sekresyonu arttırır. aklınıza çıtır çıtır bir cips, kütür kütür bir erik getirdiğinizde dahi ağzınızın içine dolan akıcı tükürüğü hissedersiniz.*
tükürük bezleri çift otonomik innervasyon altındadır. her ikisi simultane ve sinerjik olarak etkilerini gösterir. tükürük salgısının sulu olmasını sağlayan parasempatik, mükoz olmasını sağlayan ise sempatik innervasyondur.
  • /
  • 13

yazarların şu sıralar takip ettiği diziler

tıbbiyelinin en uzun yolculuğu

henüz bitmemiş olandır. iki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece. 22 yıl oldu, daha ne kadar var bilmiyorum.

iyi ve güzel kadınlar hep ağlar

bugün de lezzetini ve çekiciliğini koruyan şarkı.

hayata bağlayan hoş detaylar

sağlam çalıştığın ders notlarına sınav öncesi son tekrarı atarken gelen ulan ne çalışmışım be hepsini az çok biliyorum hissi.muazzamdır

evlilik

yavuz bülent bâkiler

"seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
martılar konuyor omuzlarıma,
gözlerin istanbul oluyor birden."

çocuklarla diyaloglar

yedi yaşındaki kardeşimle yaşadığım diyalog şöyle gelişmiştir:


kardeşim: uzayda üç tane halkalı gezegen vardır: birincisi satürn, ikincisi uranüs, üçüncüsü neptün. ama uranüs ve neptün ‘ün halkaları görünmez çünkü onlarınki daha küçük, bir de onlarınki taşlardan değil buzlardan oluşmuştur.
ben: buzlardan mı ?
kardeşim: evet
ben: doğru mu söylüyorsun sallıyor musun?
kardeşim gözlerini devirir ve birkaç saniye düşündükten sonra şöyle der: taş da olabilir.

geceye bir şarkı bırak

so fell autumn rain, washed away all my pain
i feel brighter somehow, lighter somehow to breathe once again
so fell autumn rain, washed my sorrows away
with the sunset behind somehow i find the dreams are to stay
so fell winter...

ankara

ankara da aşık olma
aştide ağlayarak ayrılabilirsin sevgilinden.

yazarların merak ettikleri

insanlar.

çünkü yeryüzündeki 7,5 milyar insanın %99'undan fazlasını ömrümüz boyunca hiç görmeyeceğiz. gördüğümüz çok azını da bir caddede, kafede, yol kenarında... ilk ve son kez göreceğiz. gördüklerimizin çok azıyla ikinci kez görüşeceğiz, belki konuşacağız. ikinci kez görüştüklerimizin de çok azını hayâtımıza dâhil edeceğiz. hayâtımıza dâhil ettiklerimizin de çok azını gerçekten tanıyacağız.

nihâyetinde gerçekten tanıdıklarımız hâricindekiler, ister görelim ister duyalım, %99,999'luk devâsâ "geriye kalan" kesimi teşkil edecek ve bu insanların bizim için, birbirlerinden farkı olmayacak. çünkü bizim yaşantımızda hiç olmayacaklar. aynı devirde, ayrı ayrı yaşayacağız.

yeryüzünün öbür ucundan yanıbaşına milyarlarca insan ve yaşanmamışlıkların. belki onlardan biri bir gün senin hayâtını kurtaracak veyâ senin hayâtın olacak. sen de merâk etmez miydin?

foto: bugün ankara

Toplam entry sayısı: 122

tıbbiyeli itiraf

yanağıma kokusu sinmiş, gel de yüzünü yıka şimdi.

kilometrelerce yürüdük, ağır ağır. hayal kurmak bambaşkaydı fakat aynı metrekare içinde bulunmak ayrı bir güzelmiş. insanların aşkları için bir şeyleri göze alması hep garip gelirdi. şimdi kendimi öyle güçlü hissediyorum ki, tüm dünyayı karşıma almaya hazırım.
aşk denen şey hep içimdeydi ama bir insana karşı olan aşkı gerçekten tatmamışım ben. zaten içimdeki aşkı farklı yollardan dışa vururdum hep, kâh yazılar yazarak kâh şiirleri seslendirmeye çalışarak, bazen resimler çizerek, şarkılarda kaybolarak. bugün anlıyorum ki bu yaşıma kadar hiç aşık olmamışım ben. hiç kalbime dokunan olmamış. hiç kimse içten sarılmamış bana..

şimdi tüm ilişkiler basitleşti, duygudan yoksun bir ton çöp ilişki. insanoğlu, kronik hastalığı olan sıkılmayı gidermek için aşık gibi davranıyor, sevmediği birini hayatına alıyor. duygusuz ve tutkudan yoksun mutsuz çiftler dolu etraf. ben bunu istemiyorum. ben içimdeki aşkı doyasıya yaşamak, aşkı zihnimden atamamak istiyorum. kısacası aşk ile kavrulmak, aşk ile kendimi keşfetmek istiyorum. kalbime kadar titredim bugün. aşkın fizyolojik yansıması mıydı bu?

hâlâ yıkayamıyorum yüzümü, ben aşık oldum.

tıbbiyeli itiraf

gündüzleri güler yüzlü ve herkese yardım eden bir hanfendi, geceleri sürekli ağlayan aksi ve çekilmez bir insanım. gündüzler şarjın yüzde doksan sekiz olma mutluluğunda, geceler aşırı düşük pil gücü, telefon otuz saniye içinde kapanacak mutsuzluğunda. gündüzler en hareketli şarkılarla enerji depolama vakitleri, geceler en hüzünlü müziklerin eşiklerini aşındırma vakitleri. bu durum beni bir gün öldürecek.

malign asistan

kontrolsüz bir şekilde davranan bu asistan tipi çevre dokuları tahrip eder, öldürülmez ise kanser eder.

-abi bi bakar mısın?
+ne dedin sen, abi bi bakar mısın mı?!! sevgili abi bir bakabilir misiniz rica etsem diyeceksin.
 spoiler!

günün sözü

'acı insana sınırlarını aşan şeyler yaptırır.'
walter bishop'ın dudaklarından dökülmüştü dizide, enfesti.
(bkz:fringe)

yazarları anlatan karikatürler

tıbbiyeli itiraf

yanağıma kokusu sinmiş, gel de yüzünü yıka şimdi.

kilometrelerce yürüdük, ağır ağır. hayal kurmak bambaşkaydı fakat aynı metrekare içinde bulunmak ayrı bir güzelmiş. insanların aşkları için bir şeyleri göze alması hep garip gelirdi. şimdi kendimi öyle güçlü hissediyorum ki, tüm dünyayı karşıma almaya hazırım.
aşk denen şey hep içimdeydi ama bir insana karşı olan aşkı gerçekten tatmamışım ben. zaten içimdeki aşkı farklı yollardan dışa vururdum hep, kâh yazılar yazarak kâh şiirleri seslendirmeye çalışarak, bazen resimler çizerek, şarkılarda kaybolarak. bugün anlıyorum ki bu yaşıma kadar hiç aşık olmamışım ben. hiç kalbime dokunan olmamış. hiç kimse içten sarılmamış bana..

şimdi tüm ilişkiler basitleşti, duygudan yoksun bir ton çöp ilişki. insanoğlu, kronik hastalığı olan sıkılmayı gidermek için aşık gibi davranıyor, sevmediği birini hayatına alıyor. duygusuz ve tutkudan yoksun mutsuz çiftler dolu etraf. ben bunu istemiyorum. ben içimdeki aşkı doyasıya yaşamak, aşkı zihnimden atamamak istiyorum. kısacası aşk ile kavrulmak, aşk ile kendimi keşfetmek istiyorum. kalbime kadar titredim bugün. aşkın fizyolojik yansıması mıydı bu?

hâlâ yıkayamıyorum yüzümü, ben aşık oldum.

malign asistan

kontrolsüz bir şekilde davranan bu asistan tipi çevre dokuları tahrip eder, öldürülmez ise kanser eder.

-abi bi bakar mısın?
+ne dedin sen, abi bi bakar mısın mı?!! sevgili abi bir bakabilir misiniz rica etsem diyeceksin.
 spoiler!

hengâme

yazarını görmeden okuduğum bir entriye 'bunu hengâme yazmıştır' diyebiliyorum.

özgün tarzıyla sözlüğe renk katan yazar.

tıbbiyeli itiraf

hayatım giderek zorlaşıyor, omuzlarıma inanılmaz bir sorumluluk çökmüş durumda. artık uzun uzun kendimle baş başa kalıp, insanlardan kaçıp düşünüyorum. ben n'apıyorum, neyin peşindeyim, ne arıyorum, ne istiyorum, hedeflerimi ne kadar arzuluyorum, potansiyelimin ne kadarını kullanıyorum, ne kadardır bir şeyler için boşa kürek çekiyorum? ne kadar kendimdeyim hiç bilmiyorum artık.

eskiden böyle değildim, mücadele etmeyi severdim. fakat sanki level 2'den level 55'e zıplamış bir çömez gamer, n yörüngesinden k yörüngesine atlamış zavallı bir elektron gibiyim, enerji kaybım çok.

ailemden, dostlarımdan, sevgilimden uzakta; yaşam savaşı veriyorum. hayat bazen zor değil, artık hep zor. cümlelerim yetmiyor bu duyguları anlatmak için. şu an babamla sohbet etmeyi, annemle yemek yapmayı, kardeşimle örgü örmeyi, sevgilimin kollarında uyumayı çok çok isterdim. insan bazen şımaracağı biri olmayınca yanında, işte bu saatlere kadar uyumayıp entri girebiliyor. yazacak o kadar çok şeyim var ki..

özledim be sözlük.. kaygısız, yaşamanın verdiği heyecandan başımın döndüğü, mutluluktan sarhoş olduğum günleri özledim.

tıbbiyeli itiraf

boğulma tehlikesi geçirmiş biri olarak zihinde boğulmak daha zor geliyor. gerçek boğulma hissinde en azından ölüm fikri çok yaklaşmış oluyor ve derin bir hafifleme geliyor. çırpınma yok sadece slow-motion bir hayatın son saniyeleri var. akciğerlerine dolan suyun tuzlu tadı var. gözlerini bayan çıplak güneş ışığı yerine silikleşmiş ışıklar ve bedenine çöken müthiş bir yorgunluk var..

ama zihinde boğulmak bu kadar nefis değil. çırpınışların hiçbir değeri yok, bir kahraman gelip seni kurtarmayacak. yapayalnızsın kendi okyanusunda ve savrulman kaçınılmazdır. üstelik senin boğulmanı keyifle izleyecek bir ton insan da vardır hayatında.

bazı insanlar yüzünden içimdeki yaşam sevgisine küsüyorum. kimseyle konuşmak istemiyorum, iç dünyamda o kadar mutluyum ki.. tüm bu zihin boğulmalarımın sebebi insanları fazla önemsememden kaynaklanıyor. artık yeter.. black mirror'un bir bölümünde insanlar, artık görmek istemediği birini engelliyorlardı hayatlarından. böylece o insan piksel piksel oluyordu, ne dediği anlaşılmıyordu falan. ne müthiş!

kışı güzel kılan detaylar

yumuş yumuş kazaklar,şık çizmeler, botlar giyebilmek.
soğuktan güzelleşen ten, elma elma yanaklar, hafif çatlak dudaklar..
gecelerin uzun oluşundan dolayı çöken dinginlik, soğuğun verdiği sığınma ve korunma içgüdüleri.
sokakların ve mekânların kısmen tenhalaşması, insan gürültüsünden arınması.
ve ve* terlemeden sevişebilmektir efenim.

10 kasım

tam 9'u 5 geçe kızılay meydanında hayat durdu.. karşıdan karşıya geçen insandan merdivenden metroya inen insana kadar herkes saygı duruşunda durdu. ankara beni duygulandırdın.

benim için daima hafif hüzünlü geçen gün.
(bkz:her 10 kasımda gözleri dolan insan)

orgazmik yiyecekler

dünyanın en zor hissi

ayrılık ayrılık aman ayrılık
her bir dertten ala yaman ayrılık..

yanında olmak istediğin insanla aranda mesafelerin olması, yan yana olduğunuz anlarda zamanın hiçbir şekilde yetmemesi, her şeyin zor olacağını bile bile yaşamak..

hayatımda türlü şeyler yaşadım ama zorunlu ayrılık en zor olanı benim için. yaşamak istediğin hayatı yaşayamamak ve bazen elinden bir şey gelmemesi, ayrılık saatini öylece beklemek ne zor..

ama her şeye rağmen uğruna savaşacağın birinin olması, bu zorlukların üstesinden gelmek için yeterli motivasyonu sağlıyor. her insanın kendine göre bir derdi var, her insan kendiyle, dünyayla, insanlarla bir savaş hâlinde. önemli olan içimizdeki alev alev yaşama ateşini söndürmemek ve bu zorluklarla o ateşi iyice büyütmek, yangınlar çıkarmak. yoksa hayatın tadı başka türlü çıkmaz.

seni seviyorum demenin farklı yolları

'eve varınca ara.'

anlamı: seni çok seviyorum ve merak ediyorum gözümün nuru, güzel bebeğim, birtanem. sağ salim eve varman benim için mutlulukların en büyüğü.

eve varınca haber verilecek insanlar varsa hayatınızda -illa sevgili değil, arkadaş, anne, baba vs.- keyfine varın, sevilmek hoş duygudur çünkü.

içerik kuralları - iletişim