ferrule effect

Durum: 201 - 18 - 5 - 0 - 20.04.2019 11:37

Puan: 4042 -

10 ay önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 21

sözlükte oylama yapmak

(bkz:#105870)
hem sol frame'den seçtiğim başlıklara yazılan entrylere hem de herhangi bir yazarın profiline girerek gerçekleştirdiğim eylem.

dikkatimi çeken bir yazarın yazdığı tüm entryleri en sondan başlayarak okumak hoşuma gidiyor. bir nevi insan keşfetmek gibi. çünkü öyle entryler giriyoruz ki bazen, kimseye söylemeyeceğimiz sırlar ve buraya yazmasak kimsenin haberi olmayacağı anılarla dolu oluyor. sadece sol frame'den takip etmek biraz sıkıcı, yazarın öncesinde neler yazdığı daha çok ilgilendiriyor beni ve bunu yanlış görmüyorum. siz ne yapıyorsunuz ki sözlükte? sol frame'in yollarını gözlüyorum demeyin lütfen.* neyse ansızın birilerini seri oylayabilirim hazırlıklı olun.

sözlükte oylama butonlarını kullanmayan insanlara ithafen bir de şiir yazdım:
..hiç seri artılanmamış gibi kötüsünüz.
hiç yazdığınız entry anında favorilenmemiş, bir entrye kahkahalarla gülmemiş, hiç alelâde bir entryde kendinizi bulmamış gibi kötüsünüz..

kalp kırıklığı

asla primer olarak kapanmayan bir yara..

birçok hisle dolup taşıyor ruhum, tanımlayamıyorum hangisi mutluluk hangisi öfke hangisi kırgınlık. ama ilk kez kalbimi kıran olayı, gerçekten tam kalbimin üstünde hissetiğim acıyı hiç unutmam. 5-6 yaşlarında olmalıyım, neşe dolu bir kız çocuğu. kötülüğün ne olduğunu öğrenemeyecek kadar esirgemiş ailem beni dış dünyadan. çok mutlu bir aile yaşantımız vardı. bu saadetin bozulmayacağından adım gibi emindim. sonra bir gün yolda yürürken annem ve babam kavga etti, babam ters yöne sapıp gitti. ben ve annem ise eve yürüdük. annem odasına ben odama. masamın başında yarım bıraktığım resmime bakarak ağlamaya başladım. denizin dibindeki alemi çiziyordum çok net hatırlıyorum. ahtapotlar, deniz kızları falan. resim defterim hep gözyaşı olmuştu. ağlarken resmim ne kadar da gerçekçi oldu dedim içimden. maviye boyamama gerek kalmadı, gözyaşlarım denizi temsil ediyordu işte ne güzel.
annem de içeride ağlıyordu, yanına gidip sarılmak istedim sadece. sarıldım anneme o da minicik omzumda ağladı ağladı ağladı. işte o an sanki dünyanın en ağır yükünü taşıyormuşum gibi yoruldum, kalbim ağrıdı. kalbim kırıldı. hiçbir şeyden haberi olmayan neşeli çocuğun içine ilk hüzün tohumları ekilmiş ve kalbindeki ilk onmaz yara böyle açılmıştı işte.

şimdi büyüdüm, ailemi seviyorum ara sıra tartışmalar yaşasak da. ve birçok kalp kırıklığı yaşadım bu yaşıma kadar, hepsini bir şekilde tolere ettim. o günün akşamında babam geç de olsa eve geldi, her şey tatlıya bağlandı. bir insanın kalbi sadece karşılıksız sevdiği insanlar tarafından kırılabilir bence. çünkü kalp öyle bir şey ki tüm kötülüklere karşı soğuk bir taş, ama sevgi söz konusuysa kırılgan bir cam oluveriyor.

geceye depresif bir şarkı bırak

geceye bir şarkı bırak


ne uzanan biri kaldı elime
ne de erişilemez yorgun yüreğime
bir boşluk ki nasıl insanla dolsun
bilmiyorum var mı daha acısı..

ekrem imamoğlu

en az rte kadar iyi bir hitap gücüne sahip, gerçekten çok güler yüzlü ve herkesin anlayabileceği dilde konuşan bir siyasetçi. istanbul büyükşehir belediye başkanı. hayırlı uğurlu olsun.

 spoiler!

geceye bir şarkı bırak


bir gün gelir de bir an, çokça zamanlardan sonra
geri dönüp baktığında bilmem anlar mısın
o senin bir anının benim ömrüm olduğunu
ne çok sevildiğini, artık çok geç olduğunu?..

geceye bir karikatür bırak

hayata bağlayan hoş detaylar

her zaman oturduğum cafede, kahvemi yudumlarken kitap okuyordum. sonra yanıma sarışın, çok çok şirin, küçük bir kız çocuğu geldi. sorduğu ilk soru senin kocan var mı oldu* ve ben ne diyeceğimi şaşırdım. 4-5 yaşındaki çocuğun böyle bir soru sormasına mı güleyim yoksa korkusuzca yabancı bir insana yaklaşıp şirinlik yapmasına mı şaşırayım bilemedim. ardından minik elleriyle elbiseme dokundu. bunu sana kim aldı dedi, aynı şeyi saatim için de sordu. bu yaştaki çocuklar sordukları soruların cevapları ile ilgilenmezler genelde. cevaplamama gerek kalmadan zaten kendi giydiği uzun kollu elbiseyi benim elbiseme benzetme çabasına girdi, kollarını sıyırarak bunu bana babam aldı dedi. ben kitap okuyorum küçük hanım, yanıma oturmak ister misin dedim, oturdu biraz. bir kez daha çocukları neden bu kadar çok sevdiğimi hatırladım. samimi ve masumlar. beni hayata bağlayan küçük, tatlı şeyler. *

terbutalin

kısa etkili selektif beta 2 agonistlerden.
piyasa adı; bricanyl. inhaler, tablet ve şurup formları mevcut.

kendisi ve ritodrin, tüm isimlendirmeye inat -ol ekiyle bitmemiştir bu yüzden cesur ve asiler benim gözümde. şıklarda mutlaka terbutalin vardır. kafiyeyeyle soru çözen gençleri kolay düşürür. salbutamol, salmaterol, metaproterenol, pirbuterol... dururken terbutalin de neymiş diye atlamayalım aman. *

astım ve koah tedavisinde kullanılan selektif beta 2 agonist ilaçlarda olduğu gibi 3 önemli yan etkisi vardır ki son tus'ta bu yan etkiler sorulmuş: taşikardi, tremor ve hiperglisemi.

(bkz:çok şükür bugün de spot bilgimizi aldık)

ihsan bağcivan

konuların basitliğini 'bakın bu teog, bu da martı yayınları sorusu hocam.' söylemiyle aktaran, sabahımı güzelleştiren mükemmmel enerjili tusem farmakoloji hocası. ayrıca ders arasında sınıfı iyi gördüm, derece çıkar buradan diyip bana biri de sen demesiyle gönlümü kazanmıştır. *

farma ile edebî dili harmanlar, bir diş hekimliği öğrencisinin 'yeaa zaten 4 soru ' diye arka plana attığı farmakolojiyi sevdirir. seviyoruz seni hocam!

faz 1 ile olur ilaç polar
faz 2 ile olur pospolar

(i. bağcivan'dan spot inciler ı)
  • /
  • 21

yazarların hissettikleri

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

"...
hiçbir şeyi unutmadı ve her olaydan, hayatının sonuna kadar rahatsız oldu. mümkün olsaydı biletçinin kızıyla ve yolda gözünün ucuyla gördüğü her kızla evlenirdi. biletçiyle ve herkesle dost olurdu. sözün gelişi değil, gerçekten yapardı bunu. bunu yapamayacağını anlayınca, selim olarak yaşamanın imkansızlığını görünce, hayatın hızlı akışı içinde, küçük anları sonuna kadar yaşayamayacağını sezince, önce büyük bir ümitsizlik ve korkuya kapıldı; bütün gücüyle varlığını korumaya çalıştı. sonra da... bilmiyorum olric, sonra ne oldu. okumalıyım, öğrenmeliyim. belki de işin sonunu hiçbir zaman bilemeyeceğim. 
..."

(bkz:tutunamayanlar)

küçelere su serpmişem

muhteşem bir ses olan rashid behbudov tarafından yorumlanan azerbaycan şarkısıdır. her dinlediğimde alır götürür bir yerlere, farklı duygulara.
ne ezizdir yarim canım...



küçelere su serpmişem
yar gelende toz olmasın
eyle gelsin eyle gitsin
aramızda söz olmasın

samavara od salmışam
istekana gend salmışam
bir haftadır tek galmışam (2-yarim gidip tek galmışam)
ne ezizdir yarim canım (2-ne şirindir yarim canım)

piyaleler ıraftadır
her biri bir taraftadır
görmemişem bir haftadır (2-yarim gidip bir haftadır)
ne ezizdir yarim canım (2-ne şirindir yarim canım)

küçe: sokak
istekan: çay bardağı
gend: şeker
salmak: atmak
piyale: kâse, kadeh, çanak
ıraf: raf
od: köz

ezginin günlüğü yorumu

kalp kırıklığı

etyolojisinde kötü söz, ihanet, psikolojik ve veya fiziksel şiddet bulunan, insan kaynaklı, tedavi edilmezse kronik progresif seyirli patoloji.
yarayı açan kişilerce idyopatik olduğu düşünülür bu yüzden tanısı çoğunlukla atlanır.
prevalansının yüksek olduğu bilinmektedir.
tedavisi kıran kişi tarafından yapılabilse de geç kalınırsa sekel bırakabilir.

geceye depresif bir şarkı bırak

life.. has betrayed me once again
i accept that some things will never change.
i've let your tiny minds magnify my agony
and it's left me with a chemical dependency for sanity.

yes, i am falling... how much longer 'till i hit the ground?
i can't tell you why i'm breaking down.
do you wonder why i prefer to be alone?
have i really lost control?

i'm coming to an end,
i've realized what i could have been.
i can't sleep so i take a breath and hide behind my bravest mask,
i admit i've lost control
lost control...

seni seviyoruma verilecek cevaplar

sen beni değil, sevmenin yarattığı duyguyu seviyorsun.

geceye depresif bir şarkı bırak

melancholy - still my desire for thy precious tragedian wine...

sweep me away, into the vale of thine!
where sorrow's strong and so is joy

melancholy - still my desire, o let my heart by thee inspire...

o fill the air with thy sweet scent
let thy light, thy star crescent

wherever she dwells i will bid a farewell sigh
for she dwells with beauty - beauty that must die
and deep inside me i will wait for her return
to her enchanting, awe-inspiring flame i'll yearn

o lust and rueful thought be mine
my soul enhanced, desires...
melancholy - my heart is thine

cemal süreya

fotoğraf

durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk

adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş

adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

kadın güzel
güzel anılar gibi güzel

çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel

sevilen şiirin en can alıcı kısmı

seni öyle özlemedim ki
geceler boyu beklemedim ayak sesini
geldi mi diye pencereye koşmadım
yastığa başımı her koyduğumda
uyandığımda sabahlara
yemek yerken hani
yazı yazarken, kalem tutarken
şiir okurken, yürürken, koşarken,
nefes alırken...
sevinçtin yüreğimde, gülüş dudağımdaki,
ben seni hiç özlemedim ki..

sevilen şiirin en can alıcı kısmı

ne içindeyim zamanın,
ne de büsbütün dışında;
yekpare, geniş bir anın
parçalanmaz akışında.

(bkz:ahmet hamdi tanpınar)

Toplam entry sayısı: 201

instagram kullanmamak

hiç dâhil olmadım instagram kullananlar güruhuna. bilmiyorum, ben henüz lise dönemindeyken hafiften meşhur oluyordu instagram. ben de o sıralar düzenli ders çalışan, düzenli kitap okuyan, tiyatroya giden kendi hâlimde bir çocuktum. telefondur bilgisayardır çok takılmazdım. zaten bizim eve internet çok sonradan girdi, lükstü yani bizim için internet belli bir süre.

bugün kardeşimin instagramına bakayım dedim, aman allahım şaşkınlıklar içinde bıraktım telefonu. o iğrenç tiktok videoları, insanların dikkat çekmek için her şeyi yapması, mânâsız bir ton şey. ciddi ciddi midem bulandı. biz ne ara bu hâle geldik? benim en yakın arkadaşlarım da kullanmadığı için sanırım fark etmiyorum instagram yokluğunu. ama iyi ki de yokmuş bugün anladım. ben arkadaşlarımla güzel bir mekânda yemek yerken, kahve içerken telefonlar hep ceptedir. yemeğin güzelliği, kokusu ve birlikte oluşumuzla meşguldür kafamız. kendimize özel fotoğraf çekeriz birkaç tane, hatıra kalsın diye. sonra yaşamaya devam..

instagram dünyanın şu an neden bu hâlde olduğunu, sona yaklaştığımızı çok iyi gösteriyor. insanlar yaşamıyor artık, gözlerini kapatıp hayal kurmuyor. varsa yoksa an'ı katledip bu katliamı da sanal profillerinde paylaşıyorlar. dikkat çekmek, ilgi görmek, birkaç beğeni ile ezilmiş egolarını tatmin etmek. insan bu kadar basit bir canlı olmamalı(ydı). bu sanallığın sonumuzu getirmesine kendi ellerimizle izin verdik. bundan sonra sanmıyorum ki insanlara bi aydınlanma gelsin ve yaptıkları işin aptallığını anlasınlar.

gerçekten arkadan çalan şarkıya uygun mimik yapmanın ve bunu kaydetmenin neresi vakit harcamaya değer anlayamıyorum.

                      

kendine has monoton bir hayatın var. okul, iş, ev, yurt, sokaklar.. kulağında kulaklıklar binlerce kez geçtiğin yerlerden tekrardan geçiyorsun her seferinde. sabah, akşam, gece, ayaz.. etrafına bile bakmıyorsun, bir an önce ulaşmak istediğin yerde olmak istiyorsun. ağaçlar, gökyüzü, yıldızlar ve kaldırımlar.. hissettin değil mi? tam kalbinin oralarda bom'boş bir şeyler. ne yapıyorum ben? nereye gidiyorum? oysa sıkıldın bu monotonluktan. kanatlanıp özgür olmak istiyor ruhun, hiçbir şey düşünmeden, tüm sorumluluklardan sıyrılarak..

tüm bu düşünceler tam göğsümün ortasında acı çektiriyor bana. akıtamadığım her gözyaşı fazlaca baskı yapıyor bu içimdeki boşluk'a. görmek istemiyorum. gözlerimi kapatmalıyım. savaşmak çok yorucu.

ne oldu böyle dünyaya? zaman bizi nasıl bir boşluk'a sürükledi?

ümit yaşar oğuzcan

müthiş derecede mutsuzdum bugün, hava da buz gibiydi. sokak sanatçılarının gitarla çaldıkları birkaç şarkıyı dinledikten sonra dost kitabevine attım kendimi. beni ancak burası mutlu ederdi, ısıtırdı.. elime ümit yaşar'ın şiir denizi 1 kitabını aldım, oturdum bir yere. her dizesi ayrı parçalıyordu içimi. gözyaşlarıma hâkim olamadım artık. birkaç damla gözyaşı kitaba düştü hatta. ama bir şiiri var ki nedendir bilmem çok dokundu bana. daha da hüzünle dolup çıktım kitabevinden. aklımda hâlâ o dizeler:

insan bir yerde boş vermeli kurallara, düzenlere
insan bir yerde kendini bırakmalı
hiçe saymalı düzenini dünyanın
zamana karşı koymalı
sıyrılmalı ayıplardan, korkulardan
küçük hesapları bir yana atmalı
yaşamalı şöyle alabildiğine
büyük delilikler yapmalı
içmeli
sevmeli
küfretmeli
adam öldürmeli
kendine bir başka gözle bakmalı
insan bir yerde boş vermeli kurallara, düzenlere
insan bir yerde kendini bırakmalı..

gözyaşlarım ile ıslattığım o kitabı satın alacak kişiden özür diliyorum şimdiden.. ne yapayım bu kadar dokunaklı yazmasın ümit yaşar oğuzcan..

geceye bir şiir bırak

ümit yaşar oğuzcan'dan gelsin.

hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...

bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında
fırtınalardan geldim sende dinleniyorum.
bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
en eşsiz dakikalar sürsün senin yanında...

hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin,
gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim!
güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim!

yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini,
o sakin o yalansız, o kuytu gözlerini.

tıbbiyeli itiraf

yanağıma kokusu sinmiş, gel de yüzünü yıka şimdi.

kilometrelerce yürüdük, ağır ağır. hayal kurmak bambaşkaydı fakat aynı metrekare içinde bulunmak ayrı bir güzelmiş. insanların aşkları için bir şeyleri göze alması hep garip gelirdi. şimdi kendimi öyle güçlü hissediyorum ki, tüm dünyayı karşıma almaya hazırım.
aşk denen şey hep içimdeydi ama bir insana karşı olan aşkı gerçekten tatmamışım ben. zaten içimdeki aşkı farklı yollardan dışa vururdum hep, kâh yazılar yazarak kâh şiirleri seslendirmeye çalışarak, bazen resimler çizerek, şarkılarda kaybolarak. bugün anlıyorum ki bu yaşıma kadar hiç aşık olmamışım ben. hiç kalbime dokunan olmamış. hiç kimse içten sarılmamış bana..

şimdi tüm ilişkiler basitleşti, duygudan yoksun bir ton çöp ilişki. insanoğlu, kronik hastalığı olan sıkılmayı gidermek için aşık gibi davranıyor, sevmediği birini hayatına alıyor. duygusuz ve tutkudan yoksun mutsuz çiftler dolu etraf. ben bunu istemiyorum. ben içimdeki aşkı doyasıya yaşamak, aşkı zihnimden atamamak istiyorum. kısacası aşk ile kavrulmak, aşk ile kendimi keşfetmek istiyorum. kalbime kadar titredim bugün. aşkın fizyolojik yansıması mıydı bu?

hâlâ yıkayamıyorum yüzümü, ben aşık oldum.

hayata bağlayan hoş detaylar

migrosta 60 lira üzeri alışverişte 26 liralık sırt çantası 10 lira oluyordu. çok matah bi şey değil fakat öğrencilik hâli, insan ucuz şeyleri kovalar oluyor. neyse arkadaşımla kasada beklemeye başladık. muhit zengin olduğu için illaki çıkardı 60 lira üstü alışveriş yapacak biri. çıktı da.. rica ettim kampanyadan faydalanabilir miyim sizin aracılığınızla dedim. adam tabiî dedi, kartla ödedi. elden 10 lira verecektim. baktı bana artık nasıl sefilsem* öğrenci misiniz dedi. başımı salladım masumca. almadı parayı onca ısrarıma rağmen. hediyem olsun dedi ve gitti. arkasından bakakaldım, allahım ben çok iyi bir insan mıyım ki böyle güzel insanları karşıma çıkarıyorsun. hım?

her gün, günlük hoş detay dozumu alıyorum hayattan..

sözlükte kimsenin oy kullanmaması

çok çok beğenince favorilerime giriyor entry; gülümsetince ya da herhangi bir duygu hissettirince, bilmediğim bir bilgi hakkındaysa 'artı oyunuz kaydedildi.' entry yazım hataları ile doluysa, tanım içermiyorsa, format dışıysa (örneğin emoji falan kullanıldıysa); her şeyi geç, sevmediysem de 'eksi oyunuz kaydedildi.' ama ama boş geçmeyelim, fikirlerimizi bu 3 buton yardımıyla aktaralım sayın yazarlar. zaten burada sahil kasabasında yaşayan emekliler gibiyiz, bir avuç insan. iletişim kuralım, biraz daha interaktif bir sözlük olsun.

sözlük yazarlarının 3 butonu yeterince aktive etmemesi ile karakterize üzücü olay.*

geceye bir illüstrasyon bırak

hayata bağlayan hoş detaylar

periodontoloji stajındayım. periodontitis hastalarını 2. seansa çağırıyoruz prognozu gözlemek için falan. bir hastam var babam yaşında, pastacılık yapmış zamanında. şimdi ise kendi evinde pastalar, kurabiyeler yapıp satıyormuş. nasıl tonton hemen de alıştı bana, muhabbet ediyor. 2. seansa gelirken bir kutu kurabiye getirmiş bana. aman allahım nasıl güzeller ama. çikolatalı, karamelli ve daha neler neler. ve sanki bu çok önemsiz bir şeymiş gibi, masaya koyuyor kurabiye getirdim sana diye. ne diyeceğimi şaşırdım. tedaviyi bitirdik, sarılasım geldi sarılamadım. staj arkadaşlarım hafif imrenmedi değil.* çok duygulandım. arkadaşlarıma ve kuzen grubuma fotoğrafını attım kurabiyelerin. hepsinin dediği şey, ayy ne güzel insanlar var bu hayatta. evet var. onlar işte hayata bağlayan hoş insanlar.

tıbbiyeli itiraf

yanağıma kokusu sinmiş, gel de yüzünü yıka şimdi.

kilometrelerce yürüdük, ağır ağır. hayal kurmak bambaşkaydı fakat aynı metrekare içinde bulunmak ayrı bir güzelmiş. insanların aşkları için bir şeyleri göze alması hep garip gelirdi. şimdi kendimi öyle güçlü hissediyorum ki, tüm dünyayı karşıma almaya hazırım.
aşk denen şey hep içimdeydi ama bir insana karşı olan aşkı gerçekten tatmamışım ben. zaten içimdeki aşkı farklı yollardan dışa vururdum hep, kâh yazılar yazarak kâh şiirleri seslendirmeye çalışarak, bazen resimler çizerek, şarkılarda kaybolarak. bugün anlıyorum ki bu yaşıma kadar hiç aşık olmamışım ben. hiç kalbime dokunan olmamış. hiç kimse içten sarılmamış bana..

şimdi tüm ilişkiler basitleşti, duygudan yoksun bir ton çöp ilişki. insanoğlu, kronik hastalığı olan sıkılmayı gidermek için aşık gibi davranıyor, sevmediği birini hayatına alıyor. duygusuz ve tutkudan yoksun mutsuz çiftler dolu etraf. ben bunu istemiyorum. ben içimdeki aşkı doyasıya yaşamak, aşkı zihnimden atamamak istiyorum. kısacası aşk ile kavrulmak, aşk ile kendimi keşfetmek istiyorum. kalbime kadar titredim bugün. aşkın fizyolojik yansıması mıydı bu?

hâlâ yıkayamıyorum yüzümü, ben aşık oldum.

medeniyet üniversitesinde finalsiz notunun değişmesi

                      

karanlık sokaklara doğru ilerledim saklamak için içimdeki boşluk'u. ne kadar çok ışık vardı böyle.. karanlığa âşık gözler için ne kadar da gereksiz.. bir gece treni olsa, nereye gittiği belli olmasa, ona binsem ve gitsem şu ruhsuz şehirden.

boğucu bir hava çökmüş kente. yollar, yolculuklar, sevmek, sevişmek, savaşlar, katliamlar.. bu dünyada, bu küçücük dünyada neler neler dönüyordu yine? şu an kimler sevgiden sarhoş, kimler ağlamaktan perişan, kimler yollarda, kimler savaşta, kimler ölüyor ve doğuyor?

sadece düşleyebildiğin kadarını algılarsın. sadece alev alev yanan ruhun kadar hissedersin/hissedilirsin. benlikleri ele geçirmiş kayıtsızlık, duyarsızlık, sevgisizlik. insanlar gözlerimin önünde birer robota dönüşüyor. kendi fikrini, dilini, kültürünü; kendi özsaygısını kaybeden insanlar.

zihnimde dolaşan birçok şey var. bu gece. bu gece bir türlü kurtulamadığım o boşluk'tayım yine. bazen hayatın anlamını öyle bir kaybediyorum ki beni hayatta tutan şeyin ne olduğunu kestiremiyorum. bir devrim gerek, hem tüm kalpler hem de tüm dünya için bir devrim.

الطب

seni seviyorum demenin farklı yolları

'eve varınca ara.'

anlamı: seni çok seviyorum ve merak ediyorum gözümün nuru, güzel bebeğim, birtanem. sağ salim eve varman benim için mutlulukların en büyüğü.

eve varınca haber verilecek insanlar varsa hayatınızda -illa sevgili değil, arkadaş, anne, baba vs.- keyfine varın, sevilmek hoş duygudur çünkü.

kışı güzel kılan detaylar

yumuş yumuş kazaklar,şık çizmeler, botlar giyebilmek.
soğuktan güzelleşen ten, elma elma yanaklar, hafif çatlak dudaklar..
gecelerin uzun oluşundan dolayı çöken dinginlik, soğuğun verdiği sığınma ve korunma içgüdüleri.
sokakların ve mekânların kısmen tenhalaşması, insan gürültüsünden arınması.
ve ve* terlemeden sevişebilmektir efenim.

içerik kuralları - iletişim