gap junction

Durum: 178 - 2 - 0 - 0 - 01.08.2019 21:59

Puan: 3141 -

1 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Kitap kokusu ve taze sıkılmış portakal suyunu severim.
  • /
  • 18

miyop

denizde etrafı net görebilmek ve yatarak kitap okumak, film izlemek gibi eylemlere senelerdir hasret kalmama sebep olan rahatsızlık.

crocs

bulabildiğim en ucuz internet sitesinden 180 türk lirası ödeyerek aldığım terliğin markası. denizcilikle uğraşan eniştem ve halamlar yıllardır kullanıyor ve çok memnunlar. kliniğe geçmemin heyecanıyla olsa gerek, annemle bir olup aldırdılar bana da. çok tatlı bir ana renk ve bir o kadar güzel farklı bir renkte kenar çizgileri var. en sevdiğim iki renk zaten onlar. ama hangileri olduğunu söylemeyeceğim.* *

sözlüğü terk etmek

ne zaman sol frame'in tepesinde görsem "yine kim gidiyor" diye girdiğim başlık. son birkaç gündür hem ifşa durumları hem de başka sebepler yüzünden ben de sözlükten soğuyup bırakmayı düşündüm ama henüz gitmedim. umarım gitmem de. şu sıralar yazmaya pek hevesli olmasam da sık sık gelip ne var ne yok bi bakıyorum. yaz dönemi diye herhalde, pek canlı değil buralar. böyle kalmaz, hareketlenir diye umut ediyorum.

solaris

stanisław lem tarafından yazılmış bilim kurgu romanı. ilk baskısı 1961 yılına ait olup şimdiye dek 3 kez sinemaya uyarlanmıştır.

geçenlerde sıcakta yapacak bir şey bulamayıp bari sinemaya gidelim diye vizyondakilere bakarken 1971 andrey tarkovski yapımı filmini gösterimde gördüm ve 2 bilet aldım hemen. sevgilimle gittik. kitabını okuyup epey beğendiğim için filminin de iyi olacağını umarak, beyefendinin beğeneceğini düşünmüştüm. fakat pek beğendiği söylenemez... "valla kitap daha iyi" diye zorla okumaya başlattım şimdi, kitabı çok daha güzelmiş diyor. kesinlikle öyle. filmde değinilemeyen felsefi bölümlerin, açıklayıcı paragrafların tadına vararak kitabı okumak gibisi yok gerçekten.

solaris'teki okyanus geniş özet:
 spoiler!

8 temmuz 2019 gece uyuyamamam

"buralar yine tıbbiyeli günlüğe dönmüş yhaa" diyen yazarın açtığı başlık.

tıbbiyeli itiraf

çok yoğun ve koşuşturmacalı bir yılın ardından, önümde babacığımın bahçeden toplayıp sıktığı gerçek portakal suyum, elimde kitabım ve burnumda ege'nin mis gibi havasıyla karışık kitap kokusu... sonunda huzurluyum.

lâl

uzak mesafe ilişkisi

geride kalıp o giderken arkasından el sallayan, daha ellerinden, yüzünden kokusu silinmemişken onu özleyip geleceği günü hesaplamaya başlayan, o güzel gözlerini, sıcacık gülümsemesini yeniden görünce her şeyi unutan... kısacası bekleyen taraf olmak zordu. hâlâ zor. ama giden taraf olmak daha zormuş. elinden hiçbir şey gelmiyor, öylece bırakıp gitmek zorundasın işte... paramparça oluyormuş insan. gidişiyle kırılan kalbine bir daha hiçbir acı sökmez sanıyorsun. oysa gitmek apayrıymış. giderken hem kendinin hem onun üzüntülerini yüklüyormuşsun omzuna. kalbini, ruhunu onda bırakıp gidiyormuşsun. gidemiyormuşsun aslında...

hayattaki sınavım olduğunu düşündüğüm; günün birinde harika bir güle dönüşeceğini bildiğim goncanın, birlikte tutarken ellerimizi kanatan dikenlerle dolu sapı, uzak mesafe ilişkisi.

türkiye'de hayati sağlık hizmetinin ucuz olması

hayatı tehlikeye atan durumların düzeltilmesi, kemerli bir burnun düzeltilmesinden daha önemli olduğu için mantıklı bir durumdur. hokka bir burun veya dolgun dudaklar zaruri olmadığı gibi belki lüks harcama olarak düşünülebilir fakat kriptorşidizm için aynısını söyleyemeyiz. eğer bunlar rinoplasti kadar hatta belki daha maliyetli işlemler olsaydı, herkesin bu masrafların altından kalabilecek maddi gücü olmadığından mortalite ve morbidite de atardı diye düşünüyorum.

edit: başlık sahibi aranıyor

san sebastian cheesecake


tadı bildiğin üçgen peynir gibi olan tatlı-tuzlu tatlı. her gün onlarca insan bu lezzet uğruna, ispanya'daki la viña isimli pastanenin kapısında kuyruklar oluşturuyormuş. açıkçası bir gün yolum düşerse ben de beklerim o kuyruğu.

incelediğim tariflerden anladığım kadarıyla, cheesecake uzun uzun pişirilince üzeri hafifçe yanıklaşıyor ve böylece karamelize ve hoş bir tat oluşuyor. kendim yapmayı henüz denemedim fakat hisarüstü'nde bir mekanda ilk kez yediğimde, kremamsı kıvamıyla gönlümü fethetmişti.
  • /
  • 18

içinizi dökme defteri

tus'ta acil ve kvc arasında kaldım. kvc kendimi bildim bileli hayalim. ama öğrenmek, gezmek, tozmak, okumak, izlemek, dinlemek istediğim milyonlarca şey var.

sadece cerrah olmak mutlu olmama yetecek mi bilmiyorum. acil yazarsam boş zamanım çok olacak ve hobilerime (ki hayatımın büyük bir bölümünü oluşturuyorlar) zaman ayırabileceğim, böylelikle hastane dışındaki hayatım güzel olacak. acil de uzmanlık alanı olarak hoşuma gidiyor.

ama bir yandan da cerrahi ağzımın suyunu akıtıyor. aort replasmanı, kapak cerrahisi, transplantasyon falan of be sözlük! bunun için de siyami istiyorum ve 65 puan yapmam lazım. ki yıllardır usmle düşündüğüm için tusa hiç çalışmadım. sadece ingilizcemi ve temel tıp bilgimi arttırdım.

şimdi ilk tusa girmeyeceğim. şubat tusuna kadar da köpek gibi çalışsam 65 yapabilir miyim bilmiyorum. 65 yazamazsam acil mi yazarım veya başka bir yerde kvc mi yazarım bilmiyorum.

kvc'yi çok istiyorum ama hobilerimden de kopmak istemiyorum. ayda bir hafta sonum boş olunca istediğim hiçbir şeye zaman bulamayacağım onu da biliyorum. ileride istediğim hayatı yaşamaya başlayınca yaşım 45'i geçmiş olacak.

acil yazarsam da ne uzayıp ne de kısalmadan ömrümü geçirebilirim.

mesleğimi gerçekten seviyorum ama mesleğime bağlı hayallerimle kendime bağlı hayallerim arasında kaldım. :(

persona

carl gustav jung'un arketiplerinden birisidir aynı zamanda bir ingmar bergman filmidir. kabaca dış dünyayla ilişkilerimizde sergilediğimiz davranışlar veya dışarıyla uyum sağlama sistemidir. jung der ki:
"dünya, insanları belirli bir davranışa zorlar ve profesyonel insanlar bu beklentileri yerine getirmek için çaba harcarlar. tehlikeli olan, insanın personasıyla özdeşleşmesidir, örneğin profesör ders kitabıyla, tenor sesiyle özdeşleşir. bu da onların felaketi olur. çünkü o zaman insan yalnızca kendi biyografisinde yaşar. en basit işi bile doğallıkla yapamaz. zira önceden verilmiştir: '... sonra şuraya gitti ve şunu şunu söyledi' vs. deianeira'nın giysisi onun tenine yapışmıştır sanki. gerçekte olduğu şeye dönüşebilmesi için, nessos gömleğini çıkarıp atması ve ölümsüzlük alevinin her şeyi yutan ateşine atlaması, bir herakles gibi umutsuzluk içinde kadar verebilmesi gerekir. biraz abartmak pahasına da olsa, persona'nın, insanın gerçekte olduğu şey değil, başkalarının ve kendisinin ne olduğunu düşündüğü şey olduğu söylenebilir. her halükârda insan görüldüğü gibi olmaya teşnedir, çünkü genellikle persona nakit parayla ödüllendirilir."

internetin ortaya çıkışıyla ve akabinde kendinize ait profiller oluşturabildiğiniz platformlarla birlikte bir insanın sahip olabileceği persona sayısı fazlalaşmıştır. ancak insan bütün maskelere nasıl yetişsin?

personanın toplum ve insan ilişkilerinde olmazsa olmaz olduğu aşikar. toplum dediğimiz şey yazılı olan ve yazılı olmayan birçok maddelik anlaşmalarla durumunu korur, bu herkesin faydasına olan bir şeydir. herkesin personasız olduğu bir durumda toplumsal ilişkiler asla yürütülemezdi. toplumda sorunsuzca yaşamak için herkesin toplum düzeyine inmesi gerekiyor bu da personalarımızla sağlanıyor, keza arkadaşlık ilişkilerinde ve aile ilişkilerinde de öyle. ortak yaşam kesinlikle taviz gerektirir. bu halde persona gereklidir ve kötü olarak algılanamaz.

durumun böyle oluşu, var olduklarını gördüğümüz insanların başkaları olmadan varolmayacağına işaret ediyor. yani insan için başkalarında yaşayan bir varlık diyebiliriz, varlığını böyle tescilleyebilen bir varlık.

toplumun düzeyine inmek için yaptığımız sözlü sözsüz anlaşmalarla asgari düzeyde bir zorunlulukla personalar göstermemizin dışında, kendi isteğimizle gösterdiğimiz ve bu zorunlu personayla büyük kısmı iç içe olan ancak istekli bir kısmı da bulunan ayrı bir yüzümüz var. karşı cinsten birisiyle yakın ilişki kurmak istediğinizde yaptığınız hazırlıklar ve gösterdiğiniz tavırlar buna örnek olabilir. elde ettikten sonra değişen durumlar. her an cinsel ilişkiye girecekmiş gibi karşı cinse hitap eden bir dış görünüşle, yani hayvanların düzleminde çiftleşme dönemindeki hallerle eşleştirilebilecek bir hal ile dışarıda dolaşmak da bunun için bir örnektir. bu halin çoğunlukla işlevsel bir yönü yoktur, başkaları için yapılan bir harekettir. bu istekli persona insanın başkalarında yaşayan bir varlık olduğunu iyice tescilliyor.

internet kaynaklı personalar da bu bahsettiğim istekli personaların içinde sayılır. örneğin ben sizin için hengameyim, bu platformdaki personam bu; tıpkı hepinizin profili kendi personanız olduğu gibi. kendi isminizle kayıt olsanız bile bu durum değişmez; göstermediğiniz yönler, üzerine basa basa gösterdiğiniz yönler vardır mutlaka. yani birbirimizi gösterdiklerimiz kadar bilebiliyoruz burada. bu internet kökenli personaların kötü yanı, çok farklı ortamlarda fazlaca oluşturulabilmeleri. bu gerçekten çok büyük dikkat dağınıklığı verir, hangisi bizim bu personalardan? çok persona kararsızlık demektir. kararsızlık ise bir insanın başına gelebilecek en kötü şeylerdendir. kararsızsanız kararlılar sizi oradan oraya savurabilir. yapacağımız isabetli şey kendiliğimizde kararlı olmak ve personalarımızı asgari düzeyde birbirlerine benzer tutmak olur. dürüst bir insan diye de buna denir zaten.

psikoloji

yunanca psyche (hayatın özü, ruh) ile logos (bilgi, bilim) kelimelerinden meydana gelir.

psikoloji bana her zaman resmin küçük bir parçasını görüp tamamını gördüğümü sandığımı hatırlatır. daha fazla okudukça bakış açım genişledikçe genişler, daha önce ne kadar az bildiğimi fark eder, şimdi elimde olan bu resmi inceler ve onu tekrar genişletmeye çalışırım.

tıbbiyeli itiraf

gözlerinin içi parlayan 2 küçük çocuktuk tanıştığımızda.

hayattan zevk alan taze ergendik, karşı cinse zarar vermek haricinde hoşlanma diye bir duygunun varlığını kavradığımız ve bunun için birbirimizi seçtiğimizde..

genç olmaya başlamıştık aşkı tattığımızda..

ve olgunlaşmanın ilk adımlarını attık aradaki yüzlerce kilometreye rağmen hayalimizin peşinden gitmeye karar verdiğimizde..

o hayal uğruna yaptıklarımız, yaşadıklarımız ikimizin arasında.. belki de senin için göğüs gerdiğim onca sıkıntıyı görmen sebep olmuştu beni hayatının en ortasına koymana. ne ana ne baba.. bir ben olmuştum hayatında. başta hoşlanmadım değil ama nereden bilebilirdim bunun bu kadar hastalıklı bir ruh haline dönüşebileceğini..

evet hayallerimiz. herkesi karşımıza alıp, genç insanlarız aç kalıp ölmeyiz ya, biz birbirimizi seviyoruz ve evleneceğiz dediğimiz o günler... tekrar dönsem o günlere, bıçakla kendi kalbimi sökmekle eşdeğer olsa da sebepsiz yere uzaklaşır giderdim gökyüzüm.. hatıramız içimizde yaşar, hatırladıkça belki kederlenir ama garipte bir huzur duyardık. bir fanide tadılabilecek en doruk aşk duygusunu ta iliklerimizde hissettik der yolumuza devam ederdik..

aşk ile nefret arasında ince bir çizgi var derler ya sevgilim.. bizim çizgimiz bile kusurluymuş. bir milim aştım ve kendimi duygusuzluk evreninde buldum. öyle bir noktaya geldik ki, senin de dilin bana hak vermekten lal oldu.

yatiyorsun 5 saattir yanibaşımda sessiz
ızliyorum seni öylece, hissiz
artık ne öfke duyabiliyorum sana
ne de bakabiliyorum gözlerine aşkla..


hayatta bir secdede bulabildim huzuru,
bir de sana sarılıp, kendimi tamamlanmış hissedince, bu duyguyu ebediyete kadar taşıyabilme ihtimalimizle neşe buldu yüreğim.

biz birlikte büyüdük. biz birbirimizin oyun arkadaşı, ailesi, sırdaşı olduk. sen benim cocuklugum, ergenligim, gencligimsin. yetiskinligimin de ilk adımlarısın. kolay mı her şeyi başa almak. yeniden başa sarmak, tekrar çocuk olmak. ne alaka mı? sensizliği düşündüğümden sonraki ilk adım, yırtık ayakkabımla gazoz kapağına attığım tekmeleri getiriyor gözümün önüne. yok ki senden gayrı bildiğim bir yaşam. ve ben gidemem baştan bunca yolu.

gökyüzümdün, duygusal iklimim iki dudağın yahut göz pınarların arasındaydı..
gülerdin güller açardı yüreğimde
en olgun arkadaş denilen miso, senin yanında saçmalamanın sınırlarını zorlardı tebessümün baki kalsın diye..

ne oldu peki? aşkı bitiren bir evlilik değildi bu... bu klişeye asla inanmadık ve kabul et yaşadıklarımızın da bununla hiçbir zaman alakası olmadı. pes etmeyi seçtin, mücadele etmemeyi. çekinmeden dedin ki, "kendi ellerimle yakıyorum kendimi ama bir şey yapmak da gelmiyor içimden. seni hala cok seviyorum ama cabalamak istemiyorum.."

belki de hüzne acıktı dedim. suni keder arıyor kendine.. sabrettim. 13 sene dile kolay.. 13 sene mutlulugun ardına tam 1 senelik hüzün devri. yetmedi mi? hissizlik derinleşti, hayaller sönükleşti.

sen evlenme teklifimi kabul ettikten sonra ne demiştim hatırlıyor musun?

"-kuracağımız yuva için en büyük güvencem sana olan aşkım değil, senin bana olan bu büyük sevgindir.."

hatırlıyorsun biliyorum. lütfen artık sadece hatırlamakla kalma...

(kutlamayı unuttuğun ilk doğum günü sabahımdan!)

sinirliyken sakinleştiren şeyler

sarılmak ve sarılınmaktır.
tabii ki sevilen bir varlık olmalı bu. insan, köpek, kaplumbağa, ağaç, çanta, çiçek, araba... ne dersen adına, neyi seversen, ne varsa yakınında. tabi bunlardan bazıları cevap veremiyor ama bazen sırf sarılmak bile yeterli oluyor. bazen ise karşılık almak siniri daha hızlı bir şekilde söküp atıyor bünyeden. insan genellikle kendini güvensiz ve tehlikede hissettiğinde sinirleniyor. sarılınca kendimizi güvende hissediyoruz, bizi saran kişinin gücüne güveniyoruz ve bazı şeyleri boşverebilmek için fırsat yaratıyoruz. bu muhteşem bir şans hepimiz için.

dahiliye anıları

seneee.. sanırım 2014.. 27 yıldır düzenlı takipte olan romatoloji hastası bir amcamız, işleyişe aşina olduğu için diğer hastalara göre daha anlayışlı ve güzel güzel anamnez verir. son 3-4 yıldır dizinde sıvı biriktiğini ve onu aldırmak için geldiğini söyler. amcayı çok sevmişimdir ve muhabbet sohbet gırla gider. o keyifle anamnez de tam hocanın istediği gibi tüm 27 yılı kapsayacak şekilde 4 tam sayfa hazırlanmış, fm de elden geldiğince yapılıp eklenmiş ve gönüller rahattır.. bu sefer hocadan azar yenilmeyecektir.

evet beklenen olmuş ve hoca anamnezden çok memnun kalmıştır. bu sebepten gruptan benim hastamı seçer ve benimle birlikte interaktif bir eğitim hevesiyle amcanın yanına gideriz.

anamnez arkadaşlara özet geçildikten sonra hoca hastanın durumunu bildiği için bana direkt evet miso haydi bize boyun muayenesini göster der.. ben tabi işin içinde bir bit yeniği olduğunu seziyorum ama kaçış yok.

-evet x amca şöyle bir otur lütfen. şimdi sağa doğru kafanı çevirir misin?

amca duymuyor sanılır. bagirmak ve parmakla göstermek suretiyle;

-amcaa kafanı şu tarafa doğru çevirr.

amca hala karşıya bakmaktadır. ılık terler sırtımdan süzülürken amca sessiz konuşarak durumu kurtarmaya çalışır.

-evladım dönmüyor..

neyse o odada yaşananların devamını hayal gücünüze bırakıyorum..


işin aslı amcanın ankilozan spondiliti belinde değil boyunda başlamış. o da bana bundan bahsetmeyi unutmuş. tabi ben de böyle olunca boyun muayenesini geçiştirmiştim.. meğerse amcanın boynunda %90+ hareket kısıtlılığı varmış. ve 4 sayfa anamnez ve stajyere göre detaylı sayılacak bir fm'ye rağmen ben bunu zor yoldan öğrenmiştim.. tecrübe işte..

lakin o anki duygumu unutamıyorum.. sanırım bu meslek adına sonunda kendime gelecek gibi olan özgüvenimin, en ciddi kırıldığı noktalardan biri olmuştu..

tatilin en güzel yanı

sahip olmayan benim gibiler için sadece var olması...

şu anda hissedilen en güçlü duygu

yalnızlıktır.
bazı zihinler bundan kaçamazlar.

“insan bekler, bekler, bekler şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. hiçbir şey olmaz. insan yalnız kalır. yalnız.”
stefan zweig

kendi çocukluğuna vereceğin öğüt

çocukluğum şu halime bir öğüt versin dediğim başlık

aşk hayatını anlatan şarkı

mustafa sandal- neredesin?

yokluğunda çok kitap okudum, aradım
neredesin, nerede?
ara sıra resmine dokunup ağladım...

Toplam entry sayısı: 178

kendine nick altı girmek

instagram

ruh eşi

geçtiğimiz aylarda bulduğumu sandığım kişi. fakat sonra ruh eşi diye bir şeyin var olamayacağını anladım. çünkü:

insanlar da evrenin geri kalanı gibi dinamik ve sürekli bir değişim içerisinde. yaptığımız seçimler, günlük hayatta karşılaştığımız insanlar, tanık olduğumuz olaylar... hepsi bizi sürekli değiştiriyor ve bir noktadan sonra ruh eşini bulmuş olsan bile o pozisyonu korumak imkansızlaşıyor.

"ruh eşi" uzun vadede, olsa olsa halden iyi anlayan bir dost olabilir. daha fazlasını pek sanmıyorum.

sütlava

muhteşem ötesi, mükemmel tatlı.


çapa'da aynı isimli mini minnacık bir dükkanda satılıyor. baklava hamurundan yapılan tatlıya sütlü bir şerbet döküyorlar. ve normal baklavaya kıyasla çok daha hafif oluyor. şerbetli tatlı yiyemeyen bünyelerin baklava ihtiyacını karşılamasını sağlıyor kendileri. önerim doğrultusunda deneyenlerin hiçbirinden şu ana dek olumsuz yorum almadı.

bir de, gece gece akla düşmemesi gerekir.*

ilk görüşte aşk

20 yıl boyunca* inanmayan gap-j kişisini, yeni doğan yeğenini ilk kez gördüğünde kamyon çarpmışa döndüren olay.

çocuk sahibi olmayı düşünmüyorum fakat bi de kendi çocuğum olsa nasıl bir şey yaşardım kim bilir. daha önce hiçbir canlıya bu kadar güçlü sevgi ve şefkat beslediğimi hatırlamıyorum.

instagram

kendine nick altı girmek

sütlava

muhteşem ötesi, mükemmel tatlı.


çapa'da aynı isimli mini minnacık bir dükkanda satılıyor. baklava hamurundan yapılan tatlıya sütlü bir şerbet döküyorlar. ve normal baklavaya kıyasla çok daha hafif oluyor. şerbetli tatlı yiyemeyen bünyelerin baklava ihtiyacını karşılamasını sağlıyor kendileri. önerim doğrultusunda deneyenlerin hiçbirinden şu ana dek olumsuz yorum almadı.

bir de, gece gece akla düşmemesi gerekir.*

mühendis arkadaşların tıpı kötülemesi



ben ordinaryus profesör operatör uzman doktor md phd yüksek mühendis hakim savcı avukat ekonomist ceo diş hekimi diyetisyen psikolog...

çünkü puanım yetiyordu.

ilk görüşte aşk

20 yıl boyunca* inanmayan gap-j kişisini, yeni doğan yeğenini ilk kez gördüğünde kamyon çarpmışa döndüren olay.

çocuk sahibi olmayı düşünmüyorum fakat bi de kendi çocuğum olsa nasıl bir şey yaşardım kim bilir. daha önce hiçbir canlıya bu kadar güçlü sevgi ve şefkat beslediğimi hatırlamıyorum.

tıbbiyeli itiraf

çok yoğun ve koşuşturmacalı bir yılın ardından, önümde babacığımın bahçeden toplayıp sıktığı gerçek portakal suyum, elimde kitabım ve burnumda ege'nin mis gibi havasıyla karışık kitap kokusu... sonunda huzurluyum.

sevgilinizden ayrıldığınızda ilk yaptığınız şey

ders çalışmak ya da faydalı okumalar yapmak.

ilk kez zihnimin bu kadar açık olduğunu hissettim. vücudumun %99u beyinden oluşuyor gibiydi. ben de oturup ders çalıştım. anlamadıklarımı da ona sordum hatta. verimli bir geceydi.

en havalı tıbbi terimler

pnömotoraks*

aralarında nickimi görüp şaşkın bi mutlulukla göz attığım terimlerdir. #51280

mühendis arkadaşların tıpı kötülemesi



ben ordinaryus profesör operatör uzman doktor md phd yüksek mühendis hakim savcı avukat ekonomist ceo diş hekimi diyetisyen psikolog...

çünkü puanım yetiyordu.

tıbbiyeli sözlük istanbul zirvesi

an itibariyle radyoda hortlattığım etkinlik.

içerik kuralları - iletişim