geceninnazlibaykusu

Durum: 216 - 4 - 0 - 0 - 12.06.2018 03:22

Puan: 2584 -

2 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Hayata neyle başlarsan başla sonunda gurur ve aptallık kalıyor elinde. Oysa neler istemiştik hayattan.
  • /
  • 22

seni seviyorum demenin farklı yolları

alnından öpmek.
bana hep saf bir sevginin göstergesi gibi gelmiştir.

intihar

kişi için hayat bir anlam ifade etmediğinde ya da varlığını etkileyen kendince kötü olaylar hayatındaki iyiliği geçtiğinde verilen karar.
bazen sadece bir düşünce olarak kalır bazen de eyleme dökülür.
bu konu son zamanlarda dizilerde yoğun olarak işlenmeye başlamıştır.
(bkz:13 reasons why)

anton çehov

altıncı koğuş kitabının yazarıdır.
bu kitap psikiyatrik olarak hasta ya da sağlam sıfatına bakışın ve tedavi yönteminin değişimini gösteren önemli bir eserdir.

batıl inanç

bugün youtube'da da tesadüfi şekilde karşıma çıkmış konudur.

nekrotizan fasiit

yüzeyel deri ve kas dokularının korunduğu, derin subkutan doku ve fasyada ilerleyen bir enfeksiyon acilidir.
çoklu organ yetmezliğinin hakim olduğu toksik bir tablodur.
%20 olguda herhangi bir deri lezyonu olmadan gelişir.
etkilenen bölge başlangıçta sınırları belirgin, şiş, kızarık, sıcak, parlak görünümlü ve ağrılıdır. enfeksiyonun ilerlemesi ile önce kırmızı-mor, daha sonra mavi-gri bir renk alır. eritem diffüz olarak yayılır ve lezyon sınırları silikleşir. enfeksiyon ilerlerken ateş ve sistemik toksisite bulguları tabloya eklenir. 3-5 gün içerisinde büller oluşur ve gangren belirginleşir.bu evrede doku ağırısızdır.

bakteriyolojik etkenine göre 2 sınıfta incelenir:
1)tip 1: polimikrobiyal
2)tip 2: en sık etken grup a sterptokoklardır.

tanıda bt, usg, mr kullanılabilir. ancak nekrotizan fasiit ön tanısı almış bir hasta beklenilmeden debritmana alınmalıdır.

nekrotizan fasiit laboratuar risk gösterge skoru(lrınec)'nda crp, lökositoz, hemoglobin, sodyum, kreatinin ve glukoz bakılır.

genital organlarda görülen nekrotizan fasiit "fournier gangreni" adını alır.

prokalsitonin

prokalsitonin, kalsitonin hormonunun bir propeptididir.
prokalsitonin akut faz reaktanıdır ve crp'den daha hızlı yükselir.
özellikle yoğun bakım birimlerinde sepsis tanısında ve prognoz tayininde yardımcıdır.
infeksiyon dışı durumlarda da artabilir. (yanıklar, büyük cerrahi girişimler, uzamış dolaşım yetmezliği, ciddi travma vb.) ancak bu durumlarda sepsisteki kadar yüksek değerlere ulaşmaz.

crp

c reaktif protein
iltihabi reaksiyonlar sırasında kanda düzeyi artan, karaciğerde üretilen akut faz reaktanı bir proteindir.

tıbbiyeli sözlük şiir köşesi

öyle günler gördüm ki - sabahattin ali

öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
gözümde canlanırdı eşkiya masalları.
varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
kafada çelik gibi fikirler dursa bile
kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.

öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar
en alçak tekmelerle beni yere devirdi.

ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.
bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.

öyle günler gördüm ki, tabanca sakağımda
tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
parmağım istemedi tetiğini çekmeyi

bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.

ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur
yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur

yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,
gözyaşları içinde seneler yürür gider.

yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
bana: yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.

ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
içinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
ılık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.

tıbbiyelinin whatsapp durum güncellemesi

“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol... daha çok işimiz var”
bu fakültede her gelen yıl bir önceki yılı arattığı için uzun bir zamandır durumumda bu yazıyor.

ilkyaz

gülten akın tarafından yazılmış olan şiir.

ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya

kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
bakıp kapatıyorlar
geceye giriyor türküler ve ince şeyler

"memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
fındıklarımızı basıyor
neyleriz kararan tomurcukları
çocuklarımıza yalvarıyoruz: aç durun biraz
tecimenlere yalvarıyoruz:
bir "hotel" bir gizli evlenme az çiziniz
bir banka az çiziniz bir yalvarma
bizden size ve sizden dışardakilere

karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-evet efendim-
çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
yazların motorlu çingeneleri

ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya

baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
toprağa tutku, kendinden dolayı
kulaklarımızı tıkıyoruz: para para para
kulaklarımızı açıyoruz: kavga kavga kavga
sorar belki biri: kavga ama neden kavga
komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-bilmiyoruz neden kavga.


sonra kasabanın cezaevinde
silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
günlerimiz iterek genişletiyoruz
yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye

durup ince şeyleri anlatmaya
kimselerin vakti olmasa da
okulların kadın öğretmencikleri
tatil günlerini çoğaltsalar da
kutsal nemiz varsa onun adına
gözlerimiz için bağlar dokusalar da
birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
açmaya ilkyaz çiçekleri

bir gün birileri öte geçelerden
ıslık çalar yanıt veririz
  • /
  • 22

gözlerin doğuyor gecelerime

uşşak makamında dinlerken büyüleyen, çok duygulu hatta damar bir şarkıdır. dinlerken "ne şarkılar yazmışlar" diye düşündüren cinsten, eskimeyen bir eserdir. zeki müren fikrimce mükemmel yorumlamıştır.



ne mektup geliyor ne haber senden
söyle de bileyim bıktın mı benden
her akşam güneşin battığı yerden
gözlerin doğuyor gecelerim

geçilmez gurbetin sokaklarından
içilmez suları pınarlarından
öptüğüm o ıslak dudaklarından
sözlerin doğuyor gecelerime

çileli doğmuşum zaten ezelden
hasrete alıştım ne gelir elden
yaşlı gözlerime baktığın yerden
gözlerin doğuyor gecelerime

bayan doktorların hemşire sanılması

bir defasında bir hasta yakını tarafından 3 gün boyunca "çok efendi bir oğlumuz var, o da memur, senin feysbukun yok mu kızım, bana bir telefonunu versene kızım" şeklinde taciz edildikten sonra, teyzenin bana gelip "kızım sen doktormuşsun, kusura bakma sana memur olmaz" demesi

tayt giyen kızın asıl amacı

yapmayayım dedim. ayıp olursa özür dilerim ama başlığı açınca rastgele sayfayı aşağı indiriyorum ve o an kimin açtığına dikkat etmiyorum.
kesinlikle zerdusck açmıştır dedim bu başlığı şaşırtmadı beni.

sonuç olarak olay şu tayt giyen kız tayt giymiştir.
kişi kıyafetini kendine yakışmayan şeylerden oluşturmuşsa bu onun sorunudur sadece.
bu arada g.te baktırıyorlar diyenler (genelleme değil ama) siz de bakmayın o zaman demek ki heveslisiniz.

ben de biliyorum bir çok kişide güzel durmadığını ama dikkat etmiyorum buna.

serdar ortaç

kastamonulu olması şaşırtıcı olan şarkıcı

sözlükteki abartılan radyo olayı

1.kimse sana kedini ifade edemezsin veya tepkini koyamazsın demedi. sen tepkini koymuşsun, millet de malignle tepkisini koyuyor. oh bir de ben koydum.
2.şöyle açtığın başlıklara baktım, söylediğin sözü söylemeye yetkin bile yok. vay efendim radyo boş bir yermiş (!)
3.radyoda neredeyse günün her saati varım, bir defa seni görmedim, buna rağmen "muhabbete girdim beni sarmadı" diyorsun, nerden biliyorsun radyonu nasıl bir yer olduğunu, hiç sohbetin tadına vardın mı ya da 1 defa kendi müziğini millete dinlettin mi?
4.atom parçalayan sayın yazar, einstein'in senin radyo hakkındaki önyargıların hakkında tam yerinde bir söz söylemiş: "insanların önyargılarını parçalamak, atomu parçalamaktandaha zordur."
5.valla yersen papaz eriği, bizde ortam böyle, radyo var dinlersen.

sözlükteki abartılan radyo olayı

merhabalar sevgili yazarlar,

öncelikle bu başlığın ilk entrysinden bazı parçaları irdelemekle başlayalım:

"öncelikle bugünkü kutlama olayını yerinde bulmakla beraber": kısmı için teşekkür ederiz. 7 ağustos'ta geçen bir konuşmamızda `tıbbiyeli radyo 30 ağustos kutlamaları` yapılsın şeklinde bir karar vermiştik ve bugün bunu da yapacağız.

"sol framede sürekli gözüken tıbbiyeli radyo basliginda hep ayni kişiler entry döşemekte": evet bunu da genellikle ben yapmaktayım çünkü sözlükteki insanlar yayının olup olmamasından haberdar değiller ve bu nedenle yazmak zorundayım. ayrıca aynı kişi yapmışsa ne olmuş?

"ben bu entryleri görünce radyoya giren bir insanim ve girdigim anda radyoda ortalama 3 4 kisi var ve bunlar hep ayni kişiler,ayni muhabbetler.": o 3-4 kişi geceleyin 8-10 kişiye ulaşıyor ki bir ara 17'leri görüyorduk. hep aynı muhabbet de dönmüyor.

evet bu kadar incelemeden sonra, şunu söylemekte fayda var:
4581 üyemiz olmasına rağmen ne yazık ki bu radyoyu gerçekten hakkıyla takip eden topu topu en fazla 10-15 kişi varız. bundan dolayı "aynı yazarları görüyorum aaa" diyorsunuz. bunun bir sebebi üyelerin çoğunun 70.dhy için gelmesi. biz, radyo ekibi olarak "hep de aynı insanlar olmasın" diye düşündüğümüzden radyoya insan çekmeye çalışıyoruz ki değişik insanlar tanıyalım, muhabbet eksilmesin. lakin bu yeni insanlar radyoda muhabbeti trollemeye geliyorsa kusura bakmasın, biz de cevabını gerektiği şekilde veriyoruz.

bu arada saygıdeğer yazarlar hepinizi radyoya bekleriz. geliniz ki hem tanışalım hem muhabbet edelim.

bi de böyle düşün istedim

idam cezası istemeyen insan

bazen ölmek daha kolaydır, beklemekten , cezalardan. mapushaneye girmeyen,görmeyen oranın nasıl bir ceza olduğunu bilemez. demişti sevdiğim bir kişi. soruyorum sevgili yazarlar ,bu kadar kolay kurtulmalılar tecavüzden,cinayetten? ölüm onlar için çok basit değil mi?

idam cezası istemeyen insan

ne katilim ne tecavüzcü.
şu ana kadar ikisi içinde potansiyel olarak içimde bir şey hissetmedim.
ve idam cezasını kesinlikle istemeyen biriyim.

niye mi?
bir insanın eliyle diğer bir insanın ölümüne karşı olduğum için.
adaleti sağlayacak insanlara güvenmediğim için.
her insanın içinde iyi ve kötü olduğunu bildiğim için.
bugün iyi olan insanın yarın kötü olabileceğini bildiğim için.

yine bugün idamı getirenlerin, değer yargılarının değişmesiyle yarın alt edilebileceği için.
dün alt edilenlerin bugün başa gelebileceği için.
ve bu devinim yüzünden adalet temelli olmayan kararların çıkacağı için.

daha da sayarım.
sayarım ama anlamak istemeyen zaten anlamaz.

en çok zoruma giden doktor olacağı halde insanların ölümünü isteyenler.
biliyorum şimdi "şu insan mı" "bu insan mı" diyeceksiniz.
evet insanlar.
pisliğin en derinine batmış bile olabilirler.
terörist ve tecavüzcü ya da başka her türlü suç.
damarlarında kanın aktığı herkes insandır.
ve ben bir insanın başka bir insanın aklıyla, eliyle ölmesine karşıyım.

bundan 12 yıl önce kaldırıldı bu ülkede idam.
terör yok muydu?
tecavüz yok muydu?
hırsızlık, soygun, adam yaralama vs vs.

vardı.
hatta terörün en şiddetli olduğu dönemlerde idam vardı bu ülkede.
çözüm oldu mu?
hayır.
çözüm olacak mı?
hayır.

her şeyi güç kuvvetle çözeceğini zanneden insanlar.
her zaman işin kolayına kaçmaya devam edin.
her zaman en basitiyle çözüm bulacağınızı zannedin.

bir şeylere çözümü "yapmak" ile değil de daha fazla "yıkmak" üzerinden gidemezsiniz.
çözüm hiçbir zaman ölümle olmamıştır.
olmayacaktır.
hatta bu sayede suçlu daha fazla fevrileşecektir.
vereceği zarar daha da artacaktır.

biraz sonra terörist sevici ya da sözlükte yaygınlaşan tecavüzcü gibi ithamlarla yargılanacağım muhtemelen.
ama teröristten ve tecavüzcüden nefret ederim.
nefretim onları öldürerek çözüme ulaşılabileceğini kabul ettiremez bana.
çünkü ölüm hiçbir zaman çözüm olamaz.

çok uzatmayacağım.
şeyh edebali'nin sözüyle bitireceğim.
insanı yaşat ki, devlet yaşasın !

mezuniyet sonrası dönemde tıbbiyelinin yapması gerekenler

evet tıbbiyeli mezun oldun, doktor oldun sana helal olsun

ama bilmiyorsun ki sonrasında neler olacak..

işte onu da `gabapentin` anlatacak, başlıyorum



öncelikle diplomalarınız sağlık bakanlığı'na üniversitelerinizce yollanmış oluyor

sağlık bakanlığı bu diplomaları tescilliyor ve siz ömür boyu kullanacağınız diploma tescil no'nuza kavuşmuş oluyorsunuz - amma velakin o dönemin bakanının onayı olmadığı için hadi ben devletten kaçtım özele geçtim byee yapamıyorsunuz, o onay için zorunluyu yapacaksınız.

ara not: bu arada tusa girecekler tus başvurusunu yapıyor ösym sitesinden/başvuru merkezinden

diplomaları tescillerken sağlık bakanlığı aynı zamanda isminiz `devlet hizmet yükümlülüğü kurası`na da yazılıyor

birçok fakülte haziran sonu veya temmuz başında mezun verdiğinden isminiz ağustos kurasına yazılmış oluyor - değişti; artık haziran sonu/temmuz başı mezun olanların ismi eylül kurasında oluyor; eskiden çift sayılı aylarda yapılan kuralar güvenlik soruşturması vb. sebeplerle tek aylarda yapılıyor.

ağustos başında isim listeleri açıklanıyor ve bir bakıyorsunuz aa ismim yazıyor diye. - değişti; artık eylül başında açıklanıyor

isim listelerinin yanı sıra ilan metni de açıklanıyor ve kura takvimi belli oluyor

kura takviminde münhallerin açıklanması diye bir bölüm var, bu "hangi hastanede ne kadar kadro var" onun açıklanmasıdır.

münhaller ayın 20'li tarihlerinde açıklanır ve açıklandıktan sonra tercih dönemi başlar, bu da 3-4 gün kadar sürer

bu sırada siz tercihleri nereye yapalım diye düşünürsünüz ve ona göre pbs üzerinden tercihlerinizi yaparsınız

pbs üzerinden tercihlerinizi (başvurunuzu) kesinleştirdikten sonra tercih formundan 2 nüsha çıkarıp notere onaylatmanız ve adli sicil belgenizi almanız gerekmektedir (not: adli sicil belgesi e-devletten alınabilmektedir) www.turkiye.gov.tr

bu "noter onaylı" 2 nüsha ve adli sicil belgesini kura takviminde belirtilen tarihe kadar sağlık bakanlığı'na kargo yoluyla/elden bırakmalısınız ki genel kuraya kalma şansınızı düşürmeyiniz.

bu süreçten sonra kurayı beklemeye başlıyorsunuz ve genelde ay sonunda kura çekiliyor.

kura çekildikten birkaç gün sonra tebligatlar yayınlanır ve ikamet ettiğiniz ilin dışında bir yer çıktıysa 15 gün içinde, ikamet ettiğiniz ille aynı yer çıktıysa tebligat yayınlanır yayınlanmaz işe başlamanız gerekmektedir. - değişti; artık tebligat beklemeden önce güvenlik soruşturmasına giriyorsunuz, sonra tebligat geliyor. onun haricindekiler bu maddeyle aynı.

işe başlamanız hemen hemen tus'un yapılacağı tarihten sonra olacaktır (aynı ilde başlıyorsanız önce olma ihtimali yüksektir) - artık bu ihtimal, kura tustan sonra yapılacağı için ortadan kalktı.

işe başlamadan önce kurada size çıkan yerlere götürmeniz gereken belgeler bulunmaktadır. bunların hepsi kura'nın ilan metninde açıklanmaktadır.

sonrasını da hak getire... isteyen müstafi olur (hiç çalışmadan istifa eder ama anca 1 yıl sonra tusta eğitim araştırma hastanesi yazabilir), isteyen 1-2 ay çalışıp istifa edebilir (6 ay sonraki tusta eğitim araştırma yazabilir), isteyen yerinde pratisyen olarak durabilir, tusa çalışabilir. tusu kazanan eğitim araştırmalarda çkysye; üniversite hastanelerinde zimmet sorgulamaya düşmeyi bekler veya pratisyen olarak durup hayatına devam edebilir.

2017 temmuz itibariyle yeni dönem:

ne oluyordu da sistem değişti?

yeni mezun, ağustos sonu kuraya giriyordu, eylülde tusa giriyordu, eylül ayında kurasında çıkan yere gidiyordu, tusu kazanmışsa kasım-aralık gibi çkysye düşüp hastanesine gidiyordu.

şimdi ise (bkz:76.devlet hizmet yükümlülüğü kurası)nda tescil tarihi 29.06.2017 olarak belirlendi. 30.06.2017'de mezun olanların kuraya girmesi engellendi. böylece yeni mezunlar kuraya ağustosta değil ekimde girecek.

böylelikle tusla kazanan hekim kuraya girmeyip direk tusla kazandığı kuruma gidecek. kazanamayanlar da kuraya girecek. böylelikle "aa ne ara tsmye/acile başladı da ne ara gidiyor", "öff sürekli dosya" telaşesinden kurtulmayı amaçlıyor sağlık bakanlığı.

2017 eylül güncellemesi:

enteresan bir şekilde ay başında isim listeleri açıklanmadı. en son 13'ü gibi hiç zorunlu yapmamışlar için diploma tescilleme tarihi - ki o da 20/09/2017 tarihine kadar - yayınlandı.

şahsi beklentim kura takvimi ya alışılmışın dışında olacak ya da eski haline dönecek


ayrıca erkekler için dipnot: üniversiteden ilişiği kestiğiniz gün-bir sonraki ocak ayı arasında `askerlik tecili` işlemini de yaptırmanız gerekmekte olup, bu belge zorunlu hizmete başlarken istenmektedir!

sık sorulan sorular:

1. ohal dönemindeyiz. müstafi olursam (yani hiç başlamazsam) ömür boyu memur olamaz mıyım?

hayır gayet memur olabilirsiniz. sadece 1 yıl boyunca sağlık bakanlığı'na bağlı hastanelere gidemezsiniz, ama devlet üniversitesini kazanacak kadar iyi bir puan alırsanız burada işe başlamak suretiyle memurluğa da başlayabilirsiniz.

2. peki yazdım bi yer, başladım sonra istifa ettim. ohal dönemindeyiz. yine memuriyetim yanar mı?

bu soru çok ama çok tartışmalı. eğer ki istifa metninizde 96.maddede yazan "ohalde istifa edersen memur olamazsın" ibaresi yer alırsa sıkıntılı, o zaman bir istifanızı geri çekin diye düşünmenizi öneririm. ama 94.maddeye dayanarak istifa metniniz yazılıyorsa sıkıntı olmuyor, sadece 6 ay sonra sağlık bakanlığı'na bağlı hastanelerde çalışabiliyorsunuz. bu durum kurumdan kuruma değişebiliyor.

Toplam entry sayısı: 216

satranç

new york'tan buenos aires'e gitmekte olan bir gemide karşılaşan üç kişi; dünya satranç şampiyonu mirko czentovic, sıradan bir satranç oyuncusu olan anlatıcı ve bir zamanlar satranç ile çok uğraşmış ama uzun zamandır satranç tahtasının başına oturmamış dr.b. öykünün ana karakterleridir.
kitabın temeline satrancı alarak psikolojik değerlendirmeler yapan yazarımız stefan zweig akıcı diliyle bu kitabı elinizden düşürememenize neden oluyor. kısa bir süre içinde bitirebileceğiniz bu kitap gerçekten de sizlere önerebileceğim, oldukça keyifle okuyacağınız türden.
aslında bu kitap yazarın ölümünden hemen önce tamamladığı metinlerden biri. stefan zweig ikinci dünya savaşının olumsuz atmosferine dayanamamış. arkadaşlarına yolladığı bir mektupta "sizler yeni bir gün doğumunu bekleyebilirsiniz, benim buna gücüm kalmadı…’ demiş ve eşi lotte zweig ile birlikte hayatına son vermiştir.
bu kitabın çevirisi ahmet cemal tarafından yapılmış olup kitabın sonunda sizlere '"satranç" üzerine' adlı bir değerlendirme sunan ahmet cemal aslında bizlere hiçbir söz bırakmamıştır.
merak edenler için: "satranç" üzerine

(bkz: stefan zweig)
(bkz: schachnovelle)
(bkz: ahmet cemal)

evlenilmeyecek kızlar

sizinle evlenmek istemeyen kadınla evlenilmez. bu kadar net.
ayrıca herkesin "evlilik için doğru insan" tanımı farklı. yok şununla evlenilmez yok bununla evlenilmez diyorsunuz da belki sizin sevdiğiniz insan bir başkası için evlenilmeyecek kategorisindedir.
bir de neden insanları tartışmaya yönlendiren bu olumsuz başlık yerine "evlenilmek istenen insan" falan diye başlık açmıyoruz? merak ediyorum açıkçası.

tıp fakültelerinin andaval kaynaması

andaval:aptal, ahmak, beceriksiz, bön, avanak, şaşkın, andavallı

başlığı ilk okuduğumda "andaval" kelimesinin ne anlama geldiğine bakmak zorunda kaldım. sizinle de paylaşayım dedim.
kendi sınıfımda da bir çok insandan şikayet ettiğim doğru. ama şu an anladım ki hiç kimseyi "andaval" tanımına da uydurmamışım. tıptaki hiçbir insanın buna uyduğunu düşünmüyorum. evet aşırı sorumsuzları, alemcileri, kibirlileri, samimiyetsizleri, çıkarcıları, ikiyüzlüleri, çirkefleri ile karşılaştım. ama kimse aptal ya da ahmak değildi. birine bu şekilde hitap etmek kişinin ahlakına uygun mudur bence asıl tartışılması gereken bu. madem onlar andaval sen nesin de bunlardan ayrılıyorsun diye sorarlar adama.

ikinci takıldığım nokta da yorumlardan birinde 'kitap okumak, müzik dinlemek' dışında hobisi olmayanlardan bahsedilmiş. kitap okumak zaten başlı başına emek isteyen bir uğraş değil midir? bunca bilgi kirliliği ve saçmasapan aşk trajedileri içinde size gerçekten bir şey katacak kitabı bulmak bile ciddi bir iştir. bazen kitap okumak için zamanın az geldiğini hissederken böyle düşünülmesi kalp kırıcı. keşke herkesin gerçek hobisi olabilse de verilen emek anlaşılsa...

bebekçe konuşmak

bir kısım tarafından sevgilisine tatlı gözükmek için yapılan ancak kişinin ve ilişkinin kalitesini düşürdüğüne inandığım eylem

gta

bir kadın bir erkekten ne bekler sorunsalı

sadakat.
ilk sıralarda yazılması gerekirken şaşırarak ekliyorum buraya

tıp fakültelerinin andaval kaynaması

andaval:aptal, ahmak, beceriksiz, bön, avanak, şaşkın, andavallı

başlığı ilk okuduğumda "andaval" kelimesinin ne anlama geldiğine bakmak zorunda kaldım. sizinle de paylaşayım dedim.
kendi sınıfımda da bir çok insandan şikayet ettiğim doğru. ama şu an anladım ki hiç kimseyi "andaval" tanımına da uydurmamışım. tıptaki hiçbir insanın buna uyduğunu düşünmüyorum. evet aşırı sorumsuzları, alemcileri, kibirlileri, samimiyetsizleri, çıkarcıları, ikiyüzlüleri, çirkefleri ile karşılaştım. ama kimse aptal ya da ahmak değildi. birine bu şekilde hitap etmek kişinin ahlakına uygun mudur bence asıl tartışılması gereken bu. madem onlar andaval sen nesin de bunlardan ayrılıyorsun diye sorarlar adama.

ikinci takıldığım nokta da yorumlardan birinde 'kitap okumak, müzik dinlemek' dışında hobisi olmayanlardan bahsedilmiş. kitap okumak zaten başlı başına emek isteyen bir uğraş değil midir? bunca bilgi kirliliği ve saçmasapan aşk trajedileri içinde size gerçekten bir şey katacak kitabı bulmak bile ciddi bir iştir. bazen kitap okumak için zamanın az geldiğini hissederken böyle düşünülmesi kalp kırıcı. keşke herkesin gerçek hobisi olabilse de verilen emek anlaşılsa...

ilk aşkınız ve hikayenizin sonu

lise son sınıfa kadar daha önceden aşkı öğrendiğimi sanmıştım. öğrenememişim meğer sözlük bunu o zaman anladım. o sene gönül işlerine kapalılık konusunda çok büyük konuşmuştum, hala hatırlarım ne dediğimi. zaten film ondan sonra koptu bende. şimdi bile o tesadüf denebilecek olayları düşünüyorum da hepsi o sözümü bana yutturmak içindi galiba. öyle zamanlar yaşadım ki mutluluktan ayaklarım gerçekten yere basmıyordu. aynı okuldaydık, aynı sınıftaydık. farklı hayallerimiz vardı ama hepsini beraber başarmak istiyorduk. üniversite sınavlarına girdik hatta fen bilimleri sınavında aynı sınıfta arkalı önlü oturduk. sonra sonuçlar açıklandı ve biz ankaraya gidemedik ciddi anlamda türkiye'nin iki ucuna düştü okullarımız. ama sorun değildi. nasılsa ailelerimiz aynı şehirde yaşıyordu. böyle devam etti sözlük. iste tam burada size hala mutlu olduğumuzu söylemek isterdim. ama olmadık. üniversite hayatı bir insanı ne kadar degiştirebilirse onu da o kadar değiştirdi. önceden hayran olduğum insan güvenimi zedelemeyi başararak beni kendinden bile nefret eden bir insana dönüştürdü. kıskanç, sürekli trip atan biri de değildim. çok dokundu bana yaptıkları. en son kendime güvenimi kaybetmemek için terk ettim onu. şimdi o yurt dışına okumaya gitti (ki kariyeri açısından gitmesi için bile ben destek oldum). ben de ilk aşkı hazin bir sonla biten aşka kapıları kapayıp tıpa kendini veren bir tıp ögrencisi olmaktan ileri gidemedim.

evlenilmeyecek kızlar

sizinle evlenmek istemeyen kadınla evlenilmez. bu kadar net.
ayrıca herkesin "evlilik için doğru insan" tanımı farklı. yok şununla evlenilmez yok bununla evlenilmez diyorsunuz da belki sizin sevdiğiniz insan bir başkası için evlenilmeyecek kategorisindedir.
bir de neden insanları tartışmaya yönlendiren bu olumsuz başlık yerine "evlenilmek istenen insan" falan diye başlık açmıyoruz? merak ediyorum açıkçası.

yemek yapan erkek

'yemek yapan kadın'ın varlığı kadar normal bir durum. önceden kadınlar sadece ev işleri ile ilgilenmek durumundayken artık iş hayatına da atılmaları nedeniyle erkeklerin de ev işlerine el atması kaçınılmazdır.

burçlara inanan insan

aslında burçlara inanmamak yaşadığımız evrenin bizi etkilemediğini söylemekle eşdeğer. günlük burç yorumlarına bence de inanmayın ondan bahsetmiyorum zaten ama doğduğumuz anda evrenin durumunun karakterimizin oluşumunu etkilemeyeceğini bana söylemeyin.

evlenilmeyecek erkekler

yazılanlara ek olarak ben de ikizler erkeğini ekliyorum buraya. tabiki herkesi aynı kategoriye almak doğru değil ama genel olarak bu kişilerle arkadaş olmak en iyisi.

cemaatçiler tarikatçılar

inançlı bir insanın neden bulaştığını anlamadığım topluluklardır. eğer gerçekten bir dine inanıyorsanız neden araya bir aracı koyma gereği duyuyorsunuz? her dinin kendine göre bir kutsal kitabı var insanlar neden onu gerçekten anlamaya çalışıp özümsemek yerine neredeyse gözünde peygamberleştirdiği insanların sözlerine bağlı kalıyor? şimdi diyeceksiniz ki kutsal kitapları anlamak için o insanların peşindeyiz. hayır efendim emin olun ki sizin de o insanlar kadar zekanız var, biraz çaba ile siz de ilerleyebilirsiniz.

onca tıbbi eğitime rağmen halen evrimi inkar edenler

bize tıbbi eğitimin neresinde evrimden bahsedildi diye düşündüren başlık.

ayrıca evrim din ile açıklanamaz denilip, ardından da dinde evrim ile çelişecek bir şey olmadığı söylenmiş. zaten dinle açıklanamadığını düşündüğünüz bir şeyin onunla çelişmesi de mümkün değildir. madem açıklanmıyor onu destekleyen ya da reddeden bir durum yok demektir.

sonuç olarak evrime inanmayanları yargılayan bu başlık yerine evrime inanma nedenleri yazılsaydı da tartışma ortamı yaratmak yerine fikirler yarışsaydı.

düzgün erkekler neden piç kızları sevmez


içerik kuralları - iletişim