habbarul

Durum: 2624 - 19 - 5 - 0 - 18.09.2019 23:29

Puan: 31777 -

3 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yönetici.

Müjganla ben ağlaşırız.
  • /
  • 263

geceye bir şarkı bırak

kuzen

bu aralar başımın dertte olduğu akraba modeli. genel olarak sülalem rahatsız zaten.* ama bir kuzenim var ki düşman başına. bu aralar eşiyle dargın olduğu için bana sarmış durumda. saatlerce nefes almadan konuşuyor; tüm detayları, diyalogları anlatıyor, asla özet geçmiyor.

bir iki kez görüştükten sonra "eeh yeter!" dedim. benim de kendimce dertlerim var, herkesin dertleri var. dert yarıştırmıyorum ama insan kaldıramıyor bir süre sonra. iyi miyim, hasta mıyım, yorgun muyum umrunda değil.

görüşme taleplerini binbir bahaneyle reddediyorum. buna karşılık telefonda beni esir almaya başladı. telefonlarına çıkmayınca da mesajla rahatsız ediyor. kapıdan kovuyorum bacadan giriyor.

hiç haz etmediğim eşiyle bir an önce barışmalarını çok istiyorum, çünkü bu eziyeti yalnızca o hak ediyor.

ulrich klopfer

öldükten sonra evinde 2200 civarında fetus bulunduğu iddia edilen koleksiyoncu bir doktor.

neslican tay

sağda solda iddia edildiği gibi güzelliği sayesinde ilgi gördüyse bir o kadar da güzelligi yüzünden haksız eleştirilere maruz kalmış savaşçı ve pek çok kişiye ilham kaynağı olan bir insan. biz insanlar takdir etmek yerine her zaman eleştirecek bir şeyler arıyoruz. sebebi kıskançlık diye düşünüyorum. "o yaptı ben niye yapamadım, ben niye bu kadar takdir ve onay almadım" gibi şeyler. alın neslican'ın kaderi sizin olsun öyleyse, eminim o da sahip olduklarını seve seve değişirdi sizlerle.

https://www.instagram.com/tv/B16mTGRnAW6/?igshid=13uzisggl0at şu videoyu aklımdan silip atamıyorum. yürüyedur neslican!

tus çalışırken ölmek

ölüm gelip çattığında hala çalışıyor olursam başıma gelebilecek olan acayip olay-dı ama bıraktım. aslında tam emin değilim. sigara gibi bir şey bu meret. bıraktım diyorsun bırakamıyorsun.

pestenkerani

kelimelik sayesinde bugün öğrendiğim farsça kökenli sıfat.

duygusal bir millet olmak

madde 301'in etrafından dolanmaktır.

linç kültürü

sosyal medyanın etkisiyle artık her gün karşılaştığımız, yüksek kortikal işlevleri olmayan bir kitlenin yaşam tarzı ve kendini ifade biçimidir.

ekşi sözlük

okumaktan, araştırmaktan aciz, her oltaya atlayan, az dinleyen, çok konuşan mental retarde bir kitlenin güdümüne girmiş; eskiden az da olsa kaliteli bir içerik bulmak mümkünken son zamanlarda tam olarak çöplüğe dönmüş sitedir.

pena girişimiyle prestijini sürdürmeye çalışırken geçmişte biriktirdiği serveti yiyen bir şirket izlenimi vermektedir.

debe'yi revize ederek geri getirmişler. böylece farklı kategorileri öne çıkardıklarını iddia ediyorlar. tamamen ikiyüzlü bir icraat. efendim gündemdeki ucuz siyaset, magazin, ilişkiler ve futbol başlıklarından başka hiçbir konu gerçek anlamda ön plana çıkmıyor. bunlardan kazanç sağladıkları tartışılmaz bir gerçek.

susamam

"bu şarkıda bahsi geçenlerin gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur"
  • /
  • 263
  • /
  • 70

ulrich klopfer


pestenkerani


duygusal bir millet olmak


linç kültürü


kilo almaya meyilli olmak


oje sürmek


cüce gezegen


potpuri


tülay kök


kertenkele


  • /
  • 70

dr amigdala

kendisiyle ilgili bir çok problemi çözmüş, bu çözümler beraberinde yeni sorunlar getirse de istediği gibi olduğu için çok mutlu olan tibbiyelisozluk yazarıdır kendisi. naçizane tavsiyesi hiçbir baskıya boyun eğmemeniz ve sonuçları ne olursa olsun istediğiniz gibi yaşamanızdır.

ilk trafik kazası

ilk kazam zincirlemeydi.zincirleme kazanın tadı başka oluyor.görüyorsunuz öndeki araçlar birbirine vuruyor ,asılıyorsunuz frene o 1 2 saniye sanki oluyor saatler.kayıyorsunuz kayıyorsunuz kayıyorsunuz veee baam .göz göre göre vuruyorsunuz.tam bi hasiktir çekecekken bi baam daha. size de vurdular.bu kazanın en kötü özelliği kazaya sebep olan ilk aracın bana arkadan vurdunuz benim aracımı yaptırın demesi.onun dışındaki tüm araçlar birbirine vurduğu için diğer kazalardaki gibi sen vurdun ben vurdum olmuyo uzlaşması kolay oluyor.ama işte o ilk araç....neyse kazanın her türlüsü kötüdür.

çok cahilsin keşke ölsen

hocaların bayıldığı edebiyat akımı. "tıpı bırak bunu da bilmiyorsan, siz önceki yıllarda naptınız, nasıl doktor olacaksınız, biz sizin gibiyken böyle değildik" gibi cümleler oldukça sık kullanılır. asistanlık döneminde de devam ediyor anladığım kadarıyla, o sebeple bir an önce direnç geliştirip arsız bir birey olmak sanıyorum çözümü. tabi bir de gerçekten eksik olunan konuları çalışmak gerekiyor. sanıyorum bu da onların motive etme şekli. ne kadar inek olursanız olun, bu edebiyat akımından nasibinizi alırsınız.
sayın hocalarımız anlatırsanız öğreniriz, bize çuvaldızı defalarca batırıyorsunuz biraz da iğneyi kendinize batırın.
evet yakın zamanda güzel bir fırça yedim ama alışıyor bünye *
 spoiler!

zenginlik

her zaman saadet kaynağı olmayandir.
 spoiler!

adana

sıcağı mantıksız bir sıcaktır. boyle oturduğu yerden insanı sinirlendiren cinsten. eylül ayı geldi, hâlâ sıcak. sevgili atalarim neden adana sadece merak ediyorum. sicaktan ölüyoruk efendiler.
tanim:sıcağı bugun tt olmuş şehir.

diş hekimliği

okuduğum bölümdür.
bir kaç gündür bize verilmeyen ve verilip alınan haklarımızdan dolayı twitterda sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. sağlık bakanlığıyla da görüşmeler gerçekleşti. peki neden sesimizi çıkarmaya çalışıyoruz?
1)klinik ve preklinik şartların iyileştirilmesini istiyoruz
2)klinikte hasta bakarken malzeme ve ekipmanları stajyerler kendi cebinden karşılıyor. 2.5-3 sene hasta baktığımız düşünülürse nerdeyse özel ünide okuyormuşuz gibi bir fiyat çıkıyor.
3)klinikte hasta bakmamıza rağmen bu dönemde devletin veya okulun bize herhangi bir maddi katkısı olmuyor, sigortamız bile yapılmıyor. 25 yaşını doldurduğu için sağlık sigortası kesilen arkadaşım var.
4)son bir kaç senedir diş hekimliği fakülte sayısı çok hızlı ve altyapısız bir şekilde artıyor. (15 yılda fakülte sayısı 18den 84e çıktı) buna rağmen dus kontenjanları çok çok azaldı. çoğu fakültede bir tane bile prof hatta doçent bile yok.
5)fakülteler hem doktora hem dus ile uzmanlık için alım yapabiliyorlar. doktora alımları ise bazı haksızlıklara sebep oluyor malesef
6)5 senelik eğitim boyunca hocalarla asistanlarla hep birebir çalışıyoruz, çoğu okulda vize sistemi olmasına rağmen (bazılarında blok bazılarında ise komite sistemi var) tek ders ile sınıfta kalabiliyoruz. bunun üzerinden mobbing ve psikolojik şiddet uygulanabiliyor.
7)klinikteki sistemler hiçbir okulda oturmuş değil. hasta gelip saatlerce koltukta ağzı açık bir şekilde bazen hocanın gelip bize onay vermesini bekliyor. bu tarz olaylar olunca hastalar işi bitince kontrole gelmiyor. trajikomik ama hastası vefat ettiği için sınıfta kalan bir üst dönemim var. tedavisinin son halini onaylatamadığı için puan toplayamıyor ve tüm kliniği bi sene daha alıyor.
8)hasta bulmanın zor olduğu vakalarda puanı tamamlayabilmek için o endikasyondaki hastayı bazen kendimiz bulmamız gerekiyor. bunun farkında olan hastalar gelmek için yol, yemek ve bazen konaklama bile talep edebiliyorlar.
9)hastalarla iletişim için şahsi telefon numaralarımızı vermek durumunda kalıyoruz. malesef hem kadın hem erkek arkadaşlarımız mesaj, instagram vb üzerinden tacize uğrayabiliyorlar.
10)bir çok küçük ilçede diş teknisyenleri sahte diploma vb yöntemlerle diş hekimi gibi çalışıyorlar. bu hem bulaşıcı enfeksiyon riskini arttırıp tehlike arz ediyor hem de diş hekimliği mesleğini karalıyor.
11)atama bekleyen 1000den fazla diş hekimi var. artan fakülte kontenjanlarına ve 2016 yılında söz verilen aile diş hekimliğine rağmen hala kadro açılmıyor.

mekanın sahibi

islâmî versiyonu da çıkmış. *
evrime diss atmışlar, arada caner taslaman ve mehmet okuyan'a da laf sokmuşlar.



hepimizin aklındaki soru. neden? bunun dininize faydası ne?* modern hocalara laf atıp modern bir şarkıyı uyarlayıp tebliğ yapmak. cheers darlin'. parodi zannedip dinledim ama gerçeğin kendisinden daha iyi bir parodi olamadığı aklıma geldi.

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

“sevgi, eşitlik ve özgürlük temeline dayanır. eğer taraflardan birinin boyun eğmesi ve bütünselliğini yitirmesi temeline dayanıyorsa, ilişki nasıl ussallaştırılırsa ussallaştırılsın, mazoşist bir bağımlılıktır.” (s.135)

-erich fromm, özgürlükten kaçış

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

“kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım.

bir filmde görmüştüm doktor: senin gibi gene bir doktor olan ve sözüm meclisten dışarıda, delice planlar kuran frankeştayn adlı biri, büyük bir bilim adamını öldürerek beynini çalıyordu. ona karşı koymak isteyen iyi niyetli bir genç adam da frankeştayn’la mücadele ederken, içinde beynin bulunduğu kavanoz kırılıyor ve cam kırıkları bu üstün beyne batıyordu. biliyorsun filmlerde böyle iyi niyetli genç adamlar olmasa her şeyin sonu çok kötü biter; üstelik bu işin sonu, iyi niyetli adama rağmen çok kötü bitti:
cam kırıkları hiçbir zaman beynin üzerinden tam manasıyla temizlenemedi; çünkü beyin zarının zedelenmesinden korkuldu.
bence bu tehlike göze alınmalıydı; fakat o zaman bu, başka bir hikaye olurdu ve biliyorsun ki, ben bütün hikayelerin başka türlü olmasını isterim aslında. işte doktor, yukarıda sözü geçen beyindir kafamın içindeki.”

tehlikeli oyunlar , oğuz atay

türkiye'de gençlerde artan bencillik

her gün artarak devam eden bir olgudur. gençler gittikçe daha empatiden yoksun, kendi imajını ve egosunu tatmin peşinde ve kendi başlarına düşünecek kadar kuvvetli bir zihne, analitik düşünce yapısına, iyi bir tarih bilincine sahip olmadıkları için kendilerini aptalca akımlara kaptırma ve bir yerlere yamamak ihtiyacı içinde. instagram, facebook, wikipedia ve twitter gibi platformlar dünyada tek tip insan yaratma üzerine kurulu isteyerek veya istemeyerek beyin yıkama organizasyonlarına evrildi. insanların içlerindeki kötülüğü ortaya çıkardı. onları kendine asla saygı duymayan, imajını ve kimliğini sürekli birilerine kanıtlamaya ihtiyaç duyan, kişiliği yarım, kendi ulusal değerlerine uzak ve halk kültürüne fransız kalmış bir nesil haline getirdi.
bu bencillik insanların bağlanma duygusunu, birbirlerine karşı duyduğu sevgiyi bitirdi. herkes herkese farklı ve yalnızca kişisel ufak çıkarlarını ön plana alan bir gözle bakmaya başladı.
bu durum toplumumuzu gittikçe çürütüyor. açıkçası ben bu hale gelmiş olmamız gerçeğinden nefret ediyorum.

Toplam entry sayısı: 2624

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

"harese nedir bilir misin oğlum? arapça eski bir kelimedir. bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.

harese şudur evladım: develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. tuzlu kan dikenle karışınca bu tad devenin daha çok hoşuna gider. böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. bunun adı haresedir. demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. bütün ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. kendi kanının tadından sarhoş olur."

zülfü livaneli - huzursuzluk

tıbbiyeli itiraf

hayat acımasız derslerine devam ediyor; ben her gün biraz daha öğreniyor, biraz daha aydınlanıyorum. kendimi tanıyorum, sınırlarımı keşfediyorum. umutlarım, hayallerim için neler yapabileceğimi, neleri feda edebileceğimi artık görebiliyorum.

dünden bugüne bir gün daha büyüdüm. bir güncük değil, koskoca bir gün.

instagram

yaptığım paylaşımların tarzına göre, birini 20 kişi beğenirken diğerine 70 beğeni gelmesi, hikaye paylaşınca gören kişi sayısına baktığımda beğenenlerin yaklaşık iki katı olması gibi bir tecrübem varken insanların bakmadan tık tık beğenip geçtiği gibi yorumları haksız bulduğum sosyal medya aracıdır.

benim derdim başka. 27485. aynı pozu verdiğiniz selfielerinizle başlayalım, bu sizin ne kadar yalnız olduğunuzu düşündürüyor bana. o yaptığınız canlı yayınları da kimse izlemiyor. fakat güzel yaptık tadında gün içinde ortalama 10 adet bebek-çocuk fotoğrafı soyunuzu sevgiyle anmamıza sebep oluyor. evlendiyseniz ne mutlu size ama hesabınızı düğün ve kutlama fotolarıyla doldurmanız evlilikten başka bir vizyonunuz olmadığını gösteriyor. tek taşınızı alıp münasip yerinize sokun bu arada. hediyelerinizi de.

konsere veya canlı müziğe gittiyseniz çok da matah bir şey yapmadığınızı birinin yüzünüze artık söylemesi gerekiyor. arabayla yolda seyir halindeyken müzik eşliğinde yol videosu paylaşmanız vasatın altı bir insan olduğunuzu, kendinizle beraber başka insanların da canını bir hiç uğruna tehlikeye attığınızı ilan ediyor.

bilin ki instagram ayda yılda bir hatıra olsun diye güzel anlarını, gezip gördüğü egzotik yerlerin ilginç fotoğraflarını paylaşan, günlük yaşamın içinde gözümüzden kaçan ufak tefek detayları kendi üslubuyla harmanlayıp önümüze sunan, bir şeyler üretmenin sevincini yaşayan ve yaşatan özel insanların yüzü suyu hürmetine ayakta kalıyor.

kendini affetmek

herkesi affedebiliyorum da bunu yapamıyorum işte.

hayatın iniş çıkışlı olması

huzur isteyen bünyelerin kabul edemediği gerçektir. oysa bir hocamın da dediği gibi hayat ekg gibi inişli çıkışlıdır, düz çizgi ölüm demektir.

türk halkının en sık kullandığı korunma yöntemi

çocuklarına dursun, yeter gibi isimler vermek.

işçi çocuğu olmak

sonu genelde kötü biten hikayenin kahramanı olmaktır. erken yaşta hayata atılmak, ucuz işgücü olmak... ben ailemin tek çocuğuyum. yıllarca kardeşim olmadı diye üzüldüm ama bunun bir şans olduğunu düşünebiliyor musunuz? zor da olsa okudum ben. geldiğim yeri unutmadım, unutmam da.

en garip komite soruları

hangisi hipokratın 4 sıvısından biri değildir?
a. kan
b. safra
c. idrar
d. balgam
e. şalgam

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

"harese nedir bilir misin oğlum? arapça eski bir kelimedir. bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.

harese şudur evladım: develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. tuzlu kan dikenle karışınca bu tad devenin daha çok hoşuna gider. böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. bunun adı haresedir. demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. bütün ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. kendi kanının tadından sarhoş olur."

zülfü livaneli - huzursuzluk

aileden bir şeyler gizlemek

olması gerekendir. ya da evlenmeden seviştiğinizi söyleyin de uykuları kaçsın.

necdetersoz

sözlük formatına en fazla özen gösteren, içerik bakımından zengin girilere sahip yazarlarımızdandır.

inekmatur

geçmişte ve günümüzde sürekli şekilde hedef gösterilen, trol olarak yaftalanmış yazar kişisi. velev ki öyle bir geçmişi olsun, bu şekilde etiketlemeye hiç gerek yok. siyasi, dini vs. tartışmalı konularda sürekli yazan tek kişi o değil. kaldı ki bu şekilde yazan herkesi trol olarak görmek anlamsız. her konuda ona katılmasam da düşüncelerini samimiyetle dile getiren bu arkadaşımızın yanında olduğumu bildiririm.

savaş bir halk sağlığı sorunudur

başlık altında absürt komedi tarzında linç edilip "terör sevici pislikler, vatan hayinleri!!1!bir" şeklinde ezberden yorum(!) yapılan açıklamadır.

dedim ne ola ki? ne demiş lan bu oçeler acaba... neyse yormayayım sizleri, şunu demişler:

"biz hekimler uyarıyoruz:

savaş, doğada ve insanda tahribat yapan, toplumsal yaşamı tehdit eden, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur.

her çatışma, her savaş; fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel sağlık açısından onarılmaz sorunlara yol açarak büyük bir insani dramı da beraberinde getirir.

yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak, yaşamı savunmanın, barış iklimine sahip çıkmanın birincil görevimiz olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz.

savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır.

savaşa hayır, barış hemen şimdi!"

vay benim kuzularım. vay benim dokuz köyden kovulmuş doğrucu davutlarım. ülkenin hali bok olmuş, polyannalarım. siz misiniz barış diyen. siz misiniz zarar verme diyen?

siz daha çok çekersiniz bu milletten.

lgbti

açılımı lezbiyen-gey-biseksüel-trans-interseks olan, cinsel yönelim ve/veya cinsiyet kimliği farklılığına sahip bireyleri ifade eden kavram. korkmayın zararsızdırlar.

hacerül esved

şekli ve ibadet biçimi düşünüldüğünde akla müthiş çağrışımlar getiren taş. cennetten düştüğü, öpenin cennete gideceği gibi inançlar pek anlamlı.



edit: alay etme amacım yoktur. etmedim de. kutsal kaseyle bunun bir farkı yok. dinlerde cinselliğin, cinsel figürlerin bir anlamı var. bunu söyleyince hadsiz, saygısız falan olmuyorum sadece fikrimi dile getirdim. hakikaten anlamlı bir şey vajinaya benzeyen bir taşın cennete atfedilmiş olması, öpülmesi. bunu uydurmadım ki olanı söyledim. kötü bir şey mi vajina? zorunuza giden ne?



aynalitahir hacer-ül esvedin neye benzediği hakkında bilgi vermiş, yorum bile eklememiş. bense bu bilgi karşısında parçaları birleştirdim ve yorum yaptım. bir ritüeli gerçekleştirirken ne yaptığını bilmek veya düşünmek gerekli bence.

içerik kuralları - iletişim