habbarul

Durum: 2711 - 0 - 0 - 0 - 04.07.2020 22:36

Puan: 32914 -

4 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yönetici.

Müjganla ben ağlaşırız.
  • /
  • 272

erkeklik gururu

sert olduğu kadar kırılgan bir erkek modası.

tus'ta branş seçerken dikkat edilenler

genelde asistanlık süreci dikkate alınıyor. 4-5 yıl göz açıp kapayana dek geçer ya sonra? ömrünüz o işi yapmakla geçecek. rahat diye niteliksiz eğitim veren bir yer yazmak, büyük şehir olsun diye herhangi bir bölümü yazmak, çömezliği zor gelince su koyuvermek bunlar çok feci hatalar ama malesef çok yaygın bir davranış biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

bir de puana yani genel talebe göre güdümlenen kesim var. 8-10 ay it gibi ders çalışıp ydus kitaplarına kadar yalayıp yutma azmine sahip bir hekim potansiyeli köreltecek bölümlerde mutlu olmaz gibi geliyor bana. tusta ilk 10’a girip genel cerrah olmuş bir hocam vardı. bu vesileyle onu da anmış olayım işte böyle bir şevk ve sevgi duymak gerek işine.

duolingo

6 aydır kullandığım uygulama. baştaki ivmenin sonraki aşamalarda devam etmediğini ve derslerin sıkıcılaştığını farkettim. bu arada ücretsiz versiyonu kullandığımı belirteyim. plus özellikleri nasıl acaba?

tema dil

yabancı dil sınavlarına dair stratejiler veren youtube kanalı. yökdile hazırlanırken fazlasıyla fayda gördüm.
https://www.youtube.com/c/TemaDil

habbarul

“suriye sınırında savaş muhabiri”ydi;
artık suriye topraklarında görevli.
eş durumu yapabilirse
kaçacak oralardan temelli!

yarına tek bilet

ozan açıktan’ın yönettiği, başrollerinde dilan çiçek deniz ve metin akdülger’in yer aldığı sinema filmi. trende karşılaşan iki genç insanın anılarının kesişmesiyle beraber 14 saatlik yolculuklarında yaşanan olayları konu alan dram türünde bir yapım.

istifa etmek

devlet memurluğunda iki defaya mahsus verilen haktır. yalnızca ilk atamada görev yerine başlamadan müstafi olunursa hakkın düşmediğini biliyorum.

tus a girmeyip yurtdışında asistanlık yapan insan

dünyalığını yapmak

ölmeden önce ölmektir.

gezi parkı direnişi

şerefine yazılmış en güzel şarkıyla 7. yaşı kutlu olsun.

  • /
  • 272
  • /
  • 72

tema dil


yarına tek bilet


ali babacan gibi konuşmak


selçuk bayraktar


iftarlık gazoz


yılmaz sisters


tibbiyeliden nemlendirici tavsiyeleri


şokopop


sokağa çıkma yasağı


kadın otobüs şoförü


  • /
  • 72

moda

garip bir sektör. kıyafet modasından bahsediyorum. tüketimden besleniyorlar. sürekli farklı şeyler moda olmak zorunda çünkü insanların bir şeyler almasından besleniyor. örneğin annemin 20 yıllık bir triko takımı vardi, aslında çok hoş kaliteli bir triko hırka atlet takımı. ama yıllardır bu ne ya kullanışlı bir şey değil, tek parça kazak yapsalardı diye düşünmekle birlikte atmaya da kıyamıyordum. sonra bir baktım ki bu sezon pek çok marka bunlardan üretmeye başlamış. önceden annemin gençlik fotoğraflarında gördüğüm oversize kazaklar, halka küpeler, yüksek bel pantolonlar, büyük ve ince çerçeveli gözlükler çok ilginç gelirdi. vatkalar mesela çok saçma gelirdi. niye vatka diye bir şey varmış ki o dönem? diye düşünürken şimdi bakıyorum 20 yıl sonra vatkalar yine ortaya çıkmış. düşük bel pantolonların yerlerini yüksek beller almış. dapdar strech pantolonların yerlerini geniş paçalı palazzolar alıyor. bir dönem çok eleştirilen parlak rujlar şimdi yükselişte. çünkü olay bu, bir şeylerin modasının gelmesi için bir şeylerin modasının geçmesi gerekiyor. yani şu anda bir şeyin moda olması birkaç sezon sonra başka bir şeyin moda olacağı anlamına geliyor. burada önemli olan size ne yakışıyorsa onu giymek, her moda olan şeye saldırmamak farkında olmak gerekiyor.
bir de bir belgeselde denk gelmiştim darbe dönemini anlatan. bir modacı darbe öncesi özgür kesimlerin canlı floral desenlerin kıyafetlerde olduğunu, darbe sonrasında ise bir anda bütün kıyafetlerin koyu üretildiği, vatkaların piyasaya çıktığı minilerin yerlerini uzun ve ciddi kıyafetlere bıraktığıyla ilgili bir konuşma yapmıştı. aslında yaşadığımız dönemin imkanları, sosyolojik yapısı, coğrafyası moda denen şeyi etkiliyor. bunun da alt yapısı farklı, sosyoloji ilginç bir dal.
moda dünyasından tek isteğim şu iğrenç düşük bel pantolonları lütfen tekrar piyasaya sürmeyin o karanlık günlere dönmek istemiyorum*

tıbbiyeli itiraf

olmaktan korktuğum yerdeyim. evet tahmin ettiğiniz gibi simülasyondan dhy tercihi yapıyorum. ya da yapamıyorum diyelim, ölü tercihler yüzünden.

bu ne hırs anlayamıyorum. telegram grubu manipülasyonlar, tehditler, arkadaşı için yer tutanlar, kötü yeri övüp milleti kandıranlar, bile bile tercih yapmayanlarla dolu. neden kendinizi bu kadar alçaltıyorsunuz? hepimiz aynı yemini etmedik mi? yarın öbür gün yüzyüze bakmayacak mıyız? ben o simülasyonda yenileme yapmaktan korkar oldum. zaten kaç gündür ders çalıştığım yok. ama yazdığım yerlere +1ler eklendikçe her defasında mideme yumruk yemiş gibi oluyorum. geceleri kalkıp simülasyona bakıyorum birileri eklemiş mi diye. en büyük korkum da burda tercih göstermeyip pbsye tercih ekleyenler yüzünden bana çıkma ihtimalimin giderek düşmesi.

ne diyebilirim ki. kalbiniz bu kadar çirkin demek ki. neyse umarım herkes kendi gibi insanlarla karşılaşır.

gadiri hum

alevilerin şu günlerde kutlamakta olduğu bayram. hz. muhammed'in aynı yerde yaptığı veda hutbesinde hz. ali hakkında "velayet" anlamına gelen bir konuşma yaptığı söyleniyor. bu bayramda oruç, namaz gibi ibadetlerin yanında "hirise(hırisi diyen de var)" denen bir yemek verilerek insanlara dağıtılıyormuş. şu aralar bulunduğum yerde herkes birbirinin bayramını kutluyordu öğrendik ki buymuş. ama yemeğe henüz denk gelemedik *

sevilmek

gerçekten mucizedir. birinin seni tanımak istemesi, olduğun gibi kabul etmesi, uyurken ve uyanırken aklına ilk senin gelmesi, seni hayatına alıp koruyup kollaması, yetemediğin yerde çözümlerle gelmesi, gözlerine bakınca heyecanlanması, seni öpmekten bıkmaması, en büyük korkularını ve yaralarını sana göstermesi, benliğine geçmişine saygı duyması ve seni dinlemesi gerçekten mucizedir.
malesef ki birini sevmediğimizde sevilişimizin bi kıymetini anlayamıyoruz, birini sevdiğimizde ise sevilmeyişimiz bütün bunların yokluğu demek oluyor. koca bir hiçlik.

tus a girmeyip yurtdışında asistanlık yapan insan

olmak istediğim. ha temelli yurt dışında çalışmak ve yaşamak istemem. neticede hamurumuz bu ülkede yoğruldu. bir kere bu ülkede doğduk, köklerimiz burada. tamamen yabancı bir ülkede yaşayıp ölme düşüncesi içimi daraltıyor açıkçası.

ama bir yandan hiçbir gencin bu ülkeye borcu yok, hepimiz alacaklıyız. tek tek anlattırmayın gençlerin nelerle mücadele etmek zorunda bırakıldığını. elin hans'ının gelecek kaygısı sıfır, otostopla avrupayı geziyor, hobilerini yapabiliyor ve sevdiği mesleği seçebiliyor. senin elinde ne vardı türk genci?
türkiye, gençlerine kendinden başka bir şeyle ilgilenmeye fırsat tanımayan bir ülke.
politikayı, geleceğimizi,cebimizi düşünmekten gençliğimizi yaşayamadık.

giden, gidebilen hekimlerin yolları açık olsun. ülkemizi güzel temsil etsinler ve tecrübelerini bizlerle paylaşsınlar. en azından kafalarına yedikleri kaldırım taşı darbesiyle ölme ihtimalleri yüzde sıfıra yakın.

tus a girmeyip yurtdışında asistanlık yapan insan

burada sikimsonik insanların mobbinglerine, güvenlik soruşturması gibi garabetlere, günde 3 haneli rakamlarla hasta bakarken randevusuz gelen ve taşkınlık çıkaran hastaların dırdırlarına, ayda her gün icap gibi insanlık dışı muamelelere, ayda on beş gün nöbetlere, gelecek kaygısına, sağlıkta şiddete yeter diyen, biraz para ama daha çok mutluluk isteyen insanların girdiği; zorluğu tustan kolay olsa da mental ve süreç yorgunluğu açısından tustan en az üç kat zor olan sınavlara çalışan insandır.

kimseye kendimi ispat etmek zorunda değilim. evet usmle çalışıyorum. bu ülkede bana yaşatılan mesleki/yaşamsal onlarca sıkıntıdan sonra, "ülkesini sattı ve gitti" diyenlere de kafam girsin.

edit: birkaç yıl periferde imkan eksiklikleri içinde pratisyenlik yapan, bulunduğu yerde rağbet edilen/sevilen ve ayrıldıktan sonra da hastaları tarafından halen zaman zaman aranan bir hekim olduğumu da belirteyim. kimsenin övgüsü ya da yergisi için bunları paylaşmıyorum, ancak bazı şeyleri söylemeye de yeterince hakkım olduğu bilinsin.

kariyer planı, kişinin kendisini ilgilendirir. herkese bu konuda saygım var. ancak insanların kariyer planları üzerinden milliyetçi hatta faşizan yorumlarla karşılaşıp yaftalanmak, meslektaşlarıma hiç yakışmadığından yeterince üzücü olsa da, fazla kale alınacak bir durum da değil.

uykudan kahkaha atarak uyanmak

birçok kez yaşadığım durum. ama rüyamda binali yıldırım'ı görüp kahkaha atarak uyandığımı , uyandıktan sonra da gülmemi durduramadığımı unutamıyorum. oda arkadaşlarımsa şaşkınlıkla beni izliyordu :)

gezi parkı direnişi

iki kutuplu toplumun fikir çatışmasına dönen, ancak sadece yeşili koruma amacı ile başlayan, doğayı hükümetten koruyan direniş..

evet,, daha önceki olaylarla da kolayca kutuplaşıp, kardeşinin ölümüne neden olabilecek kadar fanatikleşebilen bir toplum olduğumuz biliniyordu.. 80 darbesinin temel nedenlerinden birisi de yine bu kutuplaşmaydı.. halbu ki o dönemin birbiri ile çatışan iki grubu, daha iyi bir türkiye için çatışmıştı.. sağ ve sol grupların her ikisinin de amacı türkiye'yi daha iyi bir türkiye yapmaktı..

ancak 2012 yılında durum daha değişik oldu. türkiye'nin baskı ve kısıtlamalardan yıpranan kesimi ile baskıcı insanlar arasında bir çatışma yaşandı. tek istenilen şey yeşili korumaktı. ama kendisine kitap okunan kolluk kuvvetleri bu insanlara zulmedercesine davranışlarda bulundular.. diyen olacak ki burada aşağılama var, o kişiler kitap olarak muhammede geldiğine inanılan kitap olan kuran okusa durum aynı olur muydu? kitapları yere atılıp, biber gazı ile müdahale edilir miydi?
işte hükümetin halk kitleleri içinde taraf tutmasından dolayı, herkesi kucaklayamamasından dolayı (sakın 20. yüzyılı olaya karıştırmayın, şu an 21. yüzyılda yaşıyoruz) bu olaylar gerçekleşti. kolluk kuvvetleri taraflı davrandı, bir çok esnaf taraflı davrandı... böyle bir ortamda ülke başbakanı gelip bütün karşıt görüşlere kucak açabilecek erdemde olsaydı bu olay yaşanmazdı.
21. yüzyılda bu birlik olayını yapamayan her ülkede, özellikle batı ülkelerinde sorunlar çıkacaktır.. abd'de ciddi olaylar olacak örneğin..

gezi parkı direnişi

belirli bir kesim için en şerefli direniştir. işini bilmez bazı polislerin ağır müdahalesine rağmen (gerçekten işini hakkıyla yapan bütün polislerimizi tenzih ederim) atatürk posterlerinin ve türk bayrakları'nın meydanlara indiği bir direniş olmuştur.

intörn doktorların pandemide görevden kaçması

ülkemizde gerelsiz ve saçma bir şekilde iş yüklenmiş öğrencilerden birisi de intörnlerdir.
intörnlerin öğrenci olduğu nedense bir çok serviste unutuluyor.
hemşire ve personellerin yapacağı bir çok işi bir yıl sonra doktor olarak atanacak öğrenciler yapıyor.

şimdi konu biraz dağılacak, intörnlüğün rahat olduğu ya da olmadığı yerlerin mezunlarını tıbbi yeterlilik açısından kıyaslarsak,,
ben hiç intraartiküler enjeksiyon yapmadım, serum seti hazırlamadım.. tıbbi olarak bir eksiklik hissetmiyorum kendimde.

şimdi intörnlerin kaçtığı söyleniyor ancak bu bir kaçma değil. bir öğrencinin pandemi sırasında okulunda bulunması hoş olmazdı zaten.

ha yapılabilecek şeyler var mıdır,, evet. bilgi eksikliği yaşamamaları için doktorlar işlem yapar iken canlı online eğitim yapabilirler. hastanın da onamı alınıp canlı şekilde vakası çekilip intörnlerle paylaşılabilinir. yani eğitim olarak uzak kaldıkları düşünülmelidir intörnlerin.. hocaların sık sık canlı eğitim vermesi gerekirdi bence.


doktorlar işçi değildir....

Toplam entry sayısı: 2711

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

"harese nedir bilir misin oğlum? arapça eski bir kelimedir. bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.

harese şudur evladım: develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. tuzlu kan dikenle karışınca bu tad devenin daha çok hoşuna gider. böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. bunun adı haresedir. demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. bütün ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. kendi kanının tadından sarhoş olur."

zülfü livaneli - huzursuzluk

tıbbiyeli itiraf

hayat acımasız derslerine devam ediyor; ben her gün biraz daha öğreniyor, biraz daha aydınlanıyorum. kendimi tanıyorum, sınırlarımı keşfediyorum. umutlarım, hayallerim için neler yapabileceğimi, neleri feda edebileceğimi artık görebiliyorum.

dünden bugüne bir gün daha büyüdüm. bir güncük değil, koskoca bir gün.

instagram

yaptığım paylaşımların tarzına göre, birini 20 kişi beğenirken diğerine 70 beğeni gelmesi, hikaye paylaşınca gören kişi sayısına baktığımda beğenenlerin yaklaşık iki katı olması gibi bir tecrübem varken insanların bakmadan tık tık beğenip geçtiği gibi yorumları haksız bulduğum sosyal medya aracıdır.

benim derdim başka. 27485. aynı pozu verdiğiniz selfielerinizle başlayalım, bu sizin ne kadar yalnız olduğunuzu düşündürüyor bana. o yaptığınız canlı yayınları da kimse izlemiyor. fakat güzel yaptık tadında gün içinde ortalama 10 adet bebek-çocuk fotoğrafı soyunuzu sevgiyle anmamıza sebep oluyor. evlendiyseniz ne mutlu size ama hesabınızı düğün ve kutlama fotolarıyla doldurmanız evlilikten başka bir vizyonunuz olmadığını gösteriyor. tek taşınızı alıp münasip yerinize sokun bu arada. hediyelerinizi de.

konsere veya canlı müziğe gittiyseniz çok da matah bir şey yapmadığınızı birinin yüzünüze artık söylemesi gerekiyor. arabayla yolda seyir halindeyken müzik eşliğinde yol videosu paylaşmanız vasatın altı bir insan olduğunuzu, kendinizle beraber başka insanların da canını bir hiç uğruna tehlikeye attığınızı ilan ediyor.

bilin ki instagram ayda yılda bir hatıra olsun diye güzel anlarını, gezip gördüğü egzotik yerlerin ilginç fotoğraflarını paylaşan, günlük yaşamın içinde gözümüzden kaçan ufak tefek detayları kendi üslubuyla harmanlayıp önümüze sunan, bir şeyler üretmenin sevincini yaşayan ve yaşatan özel insanların yüzü suyu hürmetine ayakta kalıyor.

kendini affetmek

herkesi affedebiliyorum da bunu yapamıyorum işte.

hayatın iniş çıkışlı olması

huzur isteyen bünyelerin kabul edemediği gerçektir. oysa bir hocamın da dediği gibi hayat ekg gibi inişli çıkışlıdır, düz çizgi ölüm demektir.

türk halkının en sık kullandığı korunma yöntemi

çocuklarına dursun, yeter gibi isimler vermek.

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

"harese nedir bilir misin oğlum? arapça eski bir kelimedir. bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.

harese şudur evladım: develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. tuzlu kan dikenle karışınca bu tad devenin daha çok hoşuna gider. böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. bunun adı haresedir. demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. bütün ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. kendi kanının tadından sarhoş olur."

zülfü livaneli - huzursuzluk

işçi çocuğu olmak

sonu genelde kötü biten hikayenin kahramanı olmaktır. erken yaşta hayata atılmak, ucuz işgücü olmak... ben ailemin tek çocuğuyum. yıllarca kardeşim olmadı diye üzüldüm ama bunun bir şans olduğunu düşünebiliyor musunuz? zor da olsa okudum ben. geldiğim yeri unutmadım, unutmam da.

en garip komite soruları

hangisi hipokratın 4 sıvısından biri değildir?
a. kan
b. safra
c. idrar
d. balgam
e. şalgam

aileden bir şeyler gizlemek

olması gerekendir. ya da evlenmeden seviştiğinizi söyleyin de uykuları kaçsın.

inekmatur

geçmişte ve günümüzde sürekli şekilde hedef gösterilen, trol olarak yaftalanmış yazar kişisi. velev ki öyle bir geçmişi olsun, bu şekilde etiketlemeye hiç gerek yok. siyasi, dini vs. tartışmalı konularda sürekli yazan tek kişi o değil. kaldı ki bu şekilde yazan herkesi trol olarak görmek anlamsız. her konuda ona katılmasam da düşüncelerini samimiyetle dile getiren bu arkadaşımızın yanında olduğumu bildiririm.

savaş bir halk sağlığı sorunudur

başlık altında absürt komedi tarzında linç edilip "terör sevici pislikler, vatan hayinleri!!1!bir" şeklinde ezberden yorum(!) yapılan açıklamadır.

dedim ne ola ki? ne demiş lan bu oçeler acaba... neyse yormayayım sizleri, şunu demişler:

"biz hekimler uyarıyoruz:

savaş, doğada ve insanda tahribat yapan, toplumsal yaşamı tehdit eden, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur.

her çatışma, her savaş; fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel sağlık açısından onarılmaz sorunlara yol açarak büyük bir insani dramı da beraberinde getirir.

yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak, yaşamı savunmanın, barış iklimine sahip çıkmanın birincil görevimiz olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz.

savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır.

savaşa hayır, barış hemen şimdi!"

vay benim kuzularım. vay benim dokuz köyden kovulmuş doğrucu davutlarım. ülkenin hali bok olmuş, polyannalarım. siz misiniz barış diyen. siz misiniz zarar verme diyen?

siz daha çok çekersiniz bu milletten.

tüm entrileri silip gitmek

"benim kendime saygım yok, sizin de olmasın" demenin 100 yolundan biri.

lgbti

açılımı lezbiyen-gey-biseksüel-trans-interseks olan, cinsel yönelim ve/veya cinsiyet kimliği farklılığına sahip bireyleri ifade eden kavram. korkmayın zararsızdırlar.

özel üniversitede tıp okuyup doktorum diye dolaşmak

parasını bastırıp diplomayı almış olmaktır. kesinlikle haksız kazanç olduğunu düşünüyorum. öte yandan hekim profilini düşürdükleri bir gerçek. çalıştığım kurumda saygın özel okullardan mezunlar gördüm, hastaya dokunmadan gelmiş. niye çünkü özel hasta var karşında ne kadar pratik yapabilirsin? hiç rotasyona falan gittik demesinler siyahla beyaz arasındaki gibi bir fark var. çocuğum olsa ben de özelde okutmam.

içerik kuralları - iletişim