hengâme

Durum: 1163 - 41 - 13 - 3 - 19.06.2019 01:41

Puan: 19648 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Minerva’nın Baykuşu
  • /
  • 117

bu sözlük ne zaman canlancak

(bkz: sözlük canlansın diyenlerin yazmayan kişiler olması)

sözlük öldü mü de canlansın dedirten başlık tarzı bir şeydir. sözlük kendi kulvarında bir sözlüğe gâyet akıyor. şikayet etmeden önce katkı yapmak lazımdır.

müslüman kardeşler

muhammed mursi

müslüman kardeşler'in (ihvân-ı müslimîn) 1949'da yıkılması sonrası onunla ilişiği olan ve çift taraflı oyunda hiç edilmiş şehâdet kuklası.

müslüman kardeşler cemaati, 1928 yılında hasan el-bennâ tarafından kurulmuş bir topluluktur. kurucu liderleri ve asıl mânâda tek liderleri hasan el-bennâ'nın 1949 yılında, 44 yaşında suikaste uğrayarak ölmesine kadar ayakta kalmış bir kuruluştur. hasan el-bennâ mısır'da o kadar etkili olmuştur ki ülkenin yarısını ihvânın etrafında toplayabilmiştir. bu karizmatik lider, dış güçlerin manipülasyonları ve işbirliklerine karşı olan ehli sünnet denilebilecek görüşte, şeriat savunucusu bir kişiydi. aynı ülkedeki başka bir dîni liderin işbirliği ile ingiliz istihbaratının da işin içinde olduğu bir suikast ile indirildi. bu hızda ve başarı ile büyüyen bir topluluk elbette ki dikkatleri üzerine çekecekti. bu olaydan sonra ihvân-ı müslimîn artık başkalarının kontrolü altında olan ve müslümanları manipüle etmek amacıyla ayakta tutulan bir terör oluşumu olarak devam etti. mursî de şeriat savunucusu göstermelik bir müslüman liderdi. ancak onun şeriat savunusu hasan el-bennâ'nın anlayışından farklı çünkü hasan el-bennâ ddemokrasiye karşıdır ve şeriat anlayışı da farklıdır, kur'an temellidir. eğer bir topluluğu kendi tarafınızda tutmak ve istediğiniz şekilde manipüle etmek istiyorsanız böyle bir kukladan ve ona zulüm eden bir kukladan daha iyi bir araç bulabilir misiniz?

konuşmak için tarihi 3 sahsiyet seçmek

-17 yıl sonraki hâlim.
-25 yıl sonraki hâlim.
-37 yıl sonraki hâlim.

bu hâllerim belki var olmayacaklar. benim için tarihi olacakları kesin ancak dünya için tarihi olup olmayacakları kesin değil. geçmişte yaşamış kişilerle konuşmak istemek bana çoğunlukla tutarsız görünüyor. eminim ki tarihi görülen kişilerin çoğuyla aynı evde yaşamaya dayanamazdınız. onlarla konuşmayı istersem, onlarla konuşmayı seçme sebebim olan eserleri ve etkilerini incelerim. ardında bıraktıkları neyse onlara bakarım. yani onlarla konuşmayı şansım ölseler bile var. ancak gelecekteki hâllerimle konuşma şansını elde edip edemeyeceğim hiç belli değil. bunu hedeflemeye değer. en iyi kendimi tanıdığım ve kendime ancak kendim katlanabileceğim için ve en çok fayda alacağım konuşmaları kendimle yapabileceğim için gelecekteki hâllerimi seçtim.

 spoiler!
egoist miyim? evet. ancak bu kötü bir şey değil, hepimiz egoistiz. başkalarını severken bile. sizin için uygun olmayan, sizin kötülüğünüze olan birini neden sevesiniz? -tabii sevdiğinden zarar görenler de var ancak seven kişinin tarafından bakıldığında katlanılabilir demek ki. bu da demektir ki fayda zarardan daha çok o kişi için veya öyle zannediyor.-

poz vermek

celladına gülümsemek.

(bkz: celladıma gülümserken çektirdiğim resmin arkasındaki satırlar)

fotoğraf çekilmek, ölmüş olan birkaç saniye önceki hâlini kaydetmek gibidir. bu da başka bir varoluş şekli.

nasıl başkalarının hafızalarında var oluyorsak, başkalarının kadrajlarında da ölürüz. herkesin hafızasında başka bir biz, kendimizde bile başka. sizi unutan sizi öldürür, sizi bilen yaşatır. ancak bir tane siz yoksunuz, her hafızada başka bir siz, her kadrajda başka. muğlak varoluşun muğlak varlıkları olarak muğlak olan hafızalarda sürekli yaşamak ve ölmek... "herkes öldürür sevdiğini"den öte herkes öldürür gördüğünü, herkes yaşatır gördüğünü.

'neyim ben ... falan mı'

kendisi konuştuktan sonra ortamda sessizlik oluşan kişinin verdiği tepki. "neyim ben, üç nokta falan mı!"

tavuk dünyası

yaşadığımız dünyanın adı. patates, mısır ve tavuk yiyoruz en çok.

asklepios

tek yılanlı asası tıbbın sembolüdür. sonradan, çift yılanlı hermes asası tıbbın sembolü olarak kabul görmüştür. ancak ikisi de kabul edilebilir. ilki tarihsel olarak tıbba uygundur ki bu asklepios kaynaklıdır, ikincisi de çift yılanlı olduğu için bir yılan zehir bir yılan şifadır ki bu da hikmet yönünden isabetli olmaktadır. tedavi şifâ da olabilir zehir de olabilir, hekim faydalı da olabilir zararlı da olabilir dengeyi sağlayamadığında.

yılan neden tıbbın sembolünde kullanılır? bunun için yılanın dinler tarihindeki, mitolojideki, simyâdaki yerine bakmak gerekir. yılan dînî sembolizmde -simya da buna dâhildir- dünyanın ruhunu ve bilgeliği sembolize eder. o bizim yol göstericimizdir çünkü ruhumuzdur. hristiyanlıkta şeytanla bütünleştirilir çünkü o insana bilgelik vermiştir ve hristiyanlıkta bilgi imandan sonra gelir. oysa gnostisizm ve onun köken aldığı antik doğu ve batı dinlerinde bilgi öndedir. o sebeple yılan çoğunlukla hatta neredeyse her zaman bilgeliği temsil eden anima mundidir. (anima mundi dünyanın ruhu anlamına gelir.)



yılan zehri, dozuna göre ilaç dozuna göre öldürücüdür. tıp ile bağlantısı bu yönüyle açıkça görülebilir. ayrıca, bilgi de zehir veya şifa olabilir. her âlim, ârif olamaz. çok bilmek mühim değil, gerçeği bilmek mühimdir. bu her yerde böyledir çünkü işin özüdür. bilgi ve hikmetle bağlantısı âşikâr olan tıbbın yılan ile temsil edilmesi bu yüzden beklenilirdir.

yılan sembolizmiyle ilişkili eski entrilerim:

(bkz: #93254)
(bkz: #102546)
(bkz: #108556)
(bkz: #98051)
(bkz: #102702)

türkiye'deki eğitim sistemi

türkiye'de, türkiye'nin faydasına 70 yıldır hiçbir şey yapılmadığının göstergelerinden birisidir. amerika'daki ilk ve orta öğretime benzer bir sistemdir. ancak, amerika'da üst sınıfa hitap eden kaliteli üniversite eğitimi vardır. türkiye'de o düzeyde ne başlangıç ne de yüksek eğitim neredeyse yoktur. bu, halkı kontrol altında tutarak onları yönlendiren şeylerin eğitim ve bilgi olmamasını sağlar. bu hâlde de malı götüren götürür. ki türkiye'de var olan entelijansiyanin bile ekseriyeti bilgiden nasibini almamış tepkisel davranan fanatiklerdir. onların bilgileri onları uyutmaktadır. kendilerinin entel ve elit olduklarına dair hezeyanları vardır. türkiye'de gerçek entelektüeller genellikle değer görmezler veya asıl etkili oldukları alanda çalışmaları engellenir veya terörizme maruz kalırlar. türkiye'nin faydasına olacak görüşler savunulamaz, savunulduklarında da savunan takım onu öyle aşağı biçimde ve çirkefçe savunur ki, doğru olan şeylerden insanlar artık koşarak kaçarlar. bir şeye en çok zararı onu kötü temsil edenler verir.

kliniğe tıraş olarak gelmek

bence şart değildir. şart olan düzenli ve temiz olmaktır. sakallı gelip gelmemek hekimin elindedir, zorunlu koşulabilecek şartlar hijyensiz görünen düzensiz saç sakala koşulmalıdır. yoksa düzenli ve temiz bir sakalın olması kimseye zarar vermez. kadınların saçları veya uzun saçlı erkek hekimler için de aynısı geçerlidir. onlara kel olun demiyoruz.
  • /
  • 117
  • /
  • 26

theres plenty of room at the bottom


tersine mühendislik


human connectom project


the grand budapest hotel


derin tendon refleksi


minerva'nın baykuşu


kutsal pompa öpücüğü


urfalı çiğ köfte öpücüğü


ayartmak


gnostisizm


  • /
  • 26

sevmek

bu dünyadaki tek hakiki duygudur. aile sevgisiyle başlar. başka birini sevmekle devam eder. insanların samimiyetsizliklerinden, iki yüzlülüklerinden bunaldığınızda, hayatın karmaşasından sıkıldığınızda ilaç gibi gelir sevmek.

o yanınızda olmasa bile varlığını iliklerinize kadar hissetmek demektir sevmek. yokluğunda kıyamet kopmuş gibi hissetmek demektir sevmek. öyle böyle bir yokluk değildir bu. tarifi imkansız gelir. en kaba duyguların insanı bile olsanız bir güzel silkelenirsiniz. sanki boğazınızda birçok şey düğümlenir. içinize bir kurt düşer, kemirir durur sizi. sanki biri ruhunuzu bedeninizde almış gibi bir hafiflik ve bir mide bulantısı hissedersiniz. berbat ötesi bir durumdur. duygusal biri olmamama rağmen bana bunları yazdırdıysa varın siz düşünün nasıl bir duygu olduğunu.

mutluluk veren küçük şeyler

küçük müdür büyük müdür bilmem ama size değer veren ve seven bir insanın varlığı. onun sağlıklı ve huzurlu olduğunu, hep yanınızda olduğunu bilmek.

hayatta neden bazı insanların payına daha fazla acı düşer

o bağzıları sizseniz bunu sürekli sormaktan kendinizi alamazsınız. galiba direncimi sınıyor hayat. gerçekten güçlü bir insan olduğumu tekrar tekrar anlıyorum.

hiçbir zaman şımarık veya sorumsuz biri olmadım. şikayet ettiysem de gelen dertleri hep omuzladım. celladıma gülümser gibi söylüyorum: daha bitmedim.

hayatta neden bazı insanların payına daha fazla acı düşer

nedenini bilmiyorum. ama şu kadarını söyleyim ki: ben de bitmedim!

yeşil gözlü erkek

haki yeşiliyse bakmaya doyulmaz.

sağlıklı beslenmenin pahalı olması

abd'de hazır gıda kültürü bu yüzden ortaya çıkmıştır. git gide ülkemizde de yayılıyor. yaşanan ekonomik krizlerden sonra sebze meyve fiyatlarındaki artış insanları anı kurtarmaya itti. gerçi hazır gıdalar bile pahalı ancak mecbur bırakılıyoruz.

geceye bir şiir bırak

derinden derine ırmaklar ağlar,
uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.

"göynünü şirin'in aşkı sarınca
yol almış hayatın ufuklarınca,
o hızla dağları ferhat yarınca
başlamış akmağa çoban çeşmesi..."

o zaman başından aşkındı derdi,
mermeri oyardı, taşı delerdi.
kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.

vefasız aslı'ya yol gösteren bu,
kerem'in sazına cevap veren bu,
kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

leyla gelin oldu, mecnun mezarda,
bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
ateşten kızaran bir gül arar da,
gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,

ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
tarihe karıştı eski sevdalar.
beyhude seslenir, beyhude çağlar,
bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...

faruk nafiz çamlıbel

sabahları alarmla uyanmak

insanın ruh sağlığını bozan durum. daha sonraki sabahlar alarm kurmasanız bile aynı saatte kalkabiliyorsunuz. klasik alarmlar müzikleri yerine şöyle mezdeke vs çalsa belki de böyle olmayacaktım*

the joy of painting

küçükken, bob ross o resimleri çizdiğinde bende büyük bir zevkle elime kurşun kalem ve kağıt alır aynısını yapmaya çalışırdım. tabii bi farkla, alizarin mavisi yoktu.*

seks

Toplam entry sayısı: 1163

ağlamak için gözden yaş mı akmalı

ünlü klasik sefiller romanının yazarı victor hugo'nun bir şiiri. şiirde dîvan edebiyâtı hissiyâtı var, anlam bakımından öyle hissettirdi.


"ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
sevmek için güzele mi bakmalı?
çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?
saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
solması için gülü dalından mı koparmalı?
pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?"

altı kelimelik hikayeler

ernest hemingway'in meşhur altı kelimelik hikayesinden esinlenen başlık. olay şöyle ki, bir gün hemingway ve birkaç arkadaşı oturuyorlarmış. hemingway arkadaşlarına altı kelimelik bir hikayeyle onları hüzünlendirebileceğini söylemiş. arkadaşları inanmamış tabi. on dolarına iddiaya girmişler. hemingway meşhur hikayesini bir kağıt parçası üzerine yazmış: for sale. baby shoes. never worn. (satılık. bebek ayakkabıları. hiç giyilmemiş.) arkadaşları tek kelime etmeden parayı vermişler.
(tabi bu olay gerçek mi uydurma mı bilemiyorum.)

ders çalışırken verilen ara

benim için musa peygamberin kızıldeniz'i yardığında açılan ara kadardır. derse bir ara veriyorum içinden kavim geçer.

tatlı seferleri

birincisi bugün başlamış olan, trileçeciler ve bulaşık süngericiler arasındaki düşmanlıktan doğan sefer. trileçeciler "tanrı trileçeyi kutsasın" nidalarıyla taarruza geçti. süngerciler trileçeye tabii olmamakla birlikte onu kabul etmiyorlar ve hendek kazıp içine süt doldurdular. süngerlerin orayı geçemeyeceğini düşünüyorlar. savaş çatala sünger devam ediyor. bakalım zaman neler getirecek.

"deus vult trileçe!"

pasif ırkçılık

aktif ırkçılığın toplumun derinliklerinde yaptığı etkiden kaynaklı, bilinçaltından dışarıya aktifine karşı bir tepki olarak yansıyan farkına zor varılan, bunu yapan kişinin bile farkında olmadığı içe dönük ırkçılık çeşidi. türkiye'de en çok kürtler ve aleviler, amerika'da ise en çok zenciler söz konusudur bu pasif ırkçılığın yapıldığı topluluklar olarak. örneğin iç anadolu gibi milliyetçiliğin çok yaygın olduğu bir bölgede bir kürt olarak yaşıyorsanız size karşı aktif ırkçılık yapabileceklerin yanı sıra, belli şekillerde pasif ırkçılık yapılır. iki arkadaşımın tramvayda bir teyzeyle girdikleri diyalogu örnek verebilirim. arkadaşlarım van'lıydı ve ikisi de tıp öğrencisi. bir gün tramvaya binmişler, bir teyze nereli olduklarını sormuş. onlar da van'lı olduklarını söylemişler. teyze "olsun, olsun siz de insansınız." demiş. bakın bu pasif ırkçılık. doğrudan bir aşağılama yok, var olan bir aşağılama olduğu alt düşüncesiyle söylenen, o aşağılamayı nötrlemeye yönelik bir kabullenme çabası bu. bu durum toplumun içinde var olan bir ırkçılık sisi dolanıyor olduğunu gösteriyor. aktif değil ama diyalogların arkasında saklı, bilinçaltı düzeyde. buna ben pasif ırkçılık diyorum, sosyolojide karşılığı var mı bilmem.

bunun aynısı amerika'da da var. bir komedyen anlatıyordu. dört zenci kadının işlettiği bir pizzacı görsem şöyle derdim diyor: "hmm." bunun hafif bır ırkçlık olduğunu ekliyor. "evet, dört zenci kadın pizzacıyı işletiyor, pek rasgelinmez." bir örnek daha ekliyor komedyen. bir hastaneye gidersem ve doktor hintli veya çinliyse şöyle derim "ne güzel, ne güzel. daha çok görelim, neden olmasın?" başka bir örnek daha veriyor. eğer gece vakti bir benzinciye gidersem ve kapşonu geçirmiş bir genç gelirse ve bu genç beyazsa şöyle derim "herif sporcu." eğer genç zenciyse ve suratında kocaman bir gülümseme yoksa "sıkıntı yok" derim diyor. bakın doğrudan bir ırkçılık veya aşağılama yok. negatif herhangi bir şey yok. normal kişiler için söylemeyeceğin "sorun yok, olsun, o da insan, ne var ki, benim dedem de kürt..." gibi sözleri bu zamanında ayırım görmüş kişilere söylediğinde bu pasif ırkçılık oluyor benim için.

tusem

asem tusem men seni
derslere gatem men seni
yüksek puan alanda oy
panoya asem men seni

tıp fakültesi klişeleri

iki kelimeyi bir araya getiremeyen insanların, hekimlik gibi bir derdi olmayan insanların, küçük hedefleri olan insanların, boş işlerle uğraşan insanların da olduğu sınıfa "siz türkiye'nin en zeki öğrencilerisiniz!" demek.

ders çalışırken verilen ara

benim için musa peygamberin kızıldeniz'i yardığında açılan ara kadardır. derse bir ara veriyorum içinden kavim geçer.

ağlamak için gözden yaş mı akmalı

ünlü klasik sefiller romanının yazarı victor hugo'nun bir şiiri. şiirde dîvan edebiyâtı hissiyâtı var, anlam bakımından öyle hissettirdi.


"ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
sevmek için güzele mi bakmalı?
çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?
saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
solması için gülü dalından mı koparmalı?
pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?"

72 puanla acil tıp yazmak

hoş buldum

son zamanlarda "hoş geldin" hitabına karşılık olarak söylenen kelime. ben bu şekilde bir cevapla karşılaşınca karşıdaki kişi kim olursa olsun (ofto hariç)* bir anlığına o kişiye karşı içimde gıcıklık oluşuyor. yani bu kelimeyi duyunca karşıdaki zihnimde böyle aykırı olmaya çalışan, burnu yukarıda, burjuva, bilgili görünmeye çalışıp da bilgisiz olan bir kalıp şeklimde canlanıyor. ya hoş bulduk var ne güzel, daha naif duruyor. hoş bulduk hoş buldumdan daha kibirli bir kelime değildir. asıl hoş buldum hoş bulduktan daha kibirli bir his bırakır. böyle tuhaf şeylere gerek yok.

bunun farklı çeşitleri de var. mesela iyi yaşa! ya da farklı bir çeşit, medyada pek yaygın: "burası muş'tur, yolu yokuştur." yanlış, o muş değil huş! ulan basbayağı muş işte. ya da "eşek hoşaftan ne anlar yanlış, eşek hoş laftan ne anlar o!" hadi oradan ya. "eşek hoşaftan ne anlar, suyunu içer tanesini bırakır." bak, devamı varmış.

böyle durumlar kanımca insanın içindeki özgün olma, kendi olma değerlerinden kaynaklı olup çevre etkileşimiyle aykırı olma hissiyatına evrilir. her insan bir tanedir. doğduğu yer, anne baba, doğduğu zaman, çevresindeki kişiler bile her insanın bir tane oluşunu anlaşılabilir kılar. bunu geçtim yani mekanik durumları geçtim her insanın hissiyatı, duygusu, düşüncesi, değerleri, amacı, bu dünya hengamesindeki yapbozda tamamladığı bir görevi vardır ve farklıdır. yani yapboz analojisinden devam edersek, hepimiz "aynı" yapbozun "farklı ve özgün parçaları" olarak bir "bütün" meydana getiririz yani bu olmasa da getirmeliyiz. bu özgünlük hissiyatı yanlış geliştiğinde bir aykırı olma, dışarıya kendini kanıtlama hissine dönüşür. böylece insan kendi olmaktan çıkarak, aykırı görünmek isteyen bir sürüye dahil olur.

tanrının acınılası biri olması

düşünsenize, her şeyi gören, bilen, yaratan ve yarattıkları arasından irade verdiği birkaç zavallı türün üzerinde ilahi bir oyun kurup, bir şekilde cennetten kovup, sözünü dinlerlerse onları sonsuza kadar mutlu yaşayacakları cennete girdireceğini söyleyen, bu türlerden bazılarını seçip imtihan diye türlü zorluklarla sözlerini aktartan, yarattıklarına görünmeyen, her zaman var olan ve hep var olacak birisi olduğunuzu. çok acınası bir durum olmalı. hep varsanız varlığa maruz kalmış birisisinizdir, yazık. tanrıyı kim yarattı diye sorsak, tutarsız olacağız bir de çünkü o yaratılmadı hep vardı, yaratılması tanrılığına ters olacak. ya da birisini söyleyince onu kim yarattı diye diye sonsuza kadar soracağız. tanrı en kusursuz olandır diye biliriz ama var olmak en büyük kusuru olmalı.

kusursuzluk diye bir şey varsa o da var olmamaktır.

var olmanın var oluyor olmaktan başka bir anlamı var mı? herkes varlığını devam ettirmek istiyor. neden ki? nereye varmaya çalışıyoruz? olabileceğimiz en üst düzey şey olsak ne olacak ki? saçma. gram tat vermiyor yaşamak, arada sırada mutlu olsak da. bir de sonsuza kadar yaşadığınızı düşünün. kocaman bir evrende hiç hükmünde olan saçma bir organizmanın cinsel fantazilerine ceza verecek olmanızı düşünün. yazık ya, insanlarla uğraşılır mı bu iğrenç canlılarla? koca tanrı.

depresif birisi olmalı tanrı, hayatla lanetlenmiş, kendinden başka birisi de yok mutlak olan, ama onun birisine ihtiyacı yok ki! (biz niye varız?) kendisini öldüremiyor olmalı, acısını hafifletmek için de bizi yaratmış, bir süreliğine zevk alır belki. belki birileri ona tapınca tanrı olduğunu hissedip de sonsuz yaşama lanetine bir bahane buluyordur, bizim kendimize sürekli hedefler koyup ölene kadar yaşamamız gibi. hayatta en zevk aldığınız şeyleri düşünün. yemek, müzik, seks, gezmek, hoş sohbet... hepsi sonunda acı verecek, çünkü bitecek. yaşamı devam ettirecek olan seksi düşünün. herhalde insanlar en çok bundan hoşlanıyor. birkaç siniri uyarıyorsun, zevk alıyorsun, sıvılar var zevk veren, bu sıvılar kaynaşıyor ve türün devam ediyor. ama yıkanmak zorundasın çünkü pek de hoş kokmuyorsun. hiç zevk almasan iğrenç bir şey. bilinçli olan birisi bunu anlar, insanda içgüdüsel olmayan çiftleşme kendisini zevkle kabullendirmiş. tanrının hilesi! ufak tefek zevkler koymuş ki acınası hayatımızı ve türümüzü devam ettirelim.

ya annemin sesini duyunca intihardan vazgeçmeme ne demeli? anne sesine karşı yaşama isteği doğuyor içinde canlının, güzel hile. altı aylık doğmama ne demeli! sırf bunları söyleyeceğim diye yaptın kesin. umarım eğleniyorsundur tanrım. ben hiç eğlenmiyorum da. acınılası halin geçiyordur az da olsa.

şeytan kadar şanslı olamadık ki tanrıyla anlaşma yapalım. keşke benimle anlaşma yapsa da yok etse beni. cennet mennet istemiyorum şerefsizim. bak yedi yıl beş vakit namaz kıldım, okumayı bildim bileli din üzerine okuyorum. etrafımdaki kimse dikkate almazken seni ben hayat amacım yaptım. egeliydim ondandı belki ama iç anadoluya gelince namaz kılanların da ikiyüzlü olabileceğini anladım, ciddiye almıyorlardı seni. hiçbir kızın yanağından bile öpmedim, bazen yusuf bile oldum. ben ciddiye aldım. kaç kez okuyup uygulamaya çalıştım kitabını, tutarlı olmaya çalıştım yaşamımda. samimi olduğumu sen biliyorsun. çünkü lanet olası ben pek yalan söylemeyi beceremem, mış gibi yapamam. ama artık önemin yok benim için. zincirden başka bir şey olmadı bana gönderdiklerin. iyi olan söylediklerin değil benmişim. çünkü insanlar hala beni iyi birisi olarak görüyor. seni anladım tanrım. acıdım sana. nolur iraden varsa beni ölünce yok et. ben seni yok ettim çünkü.

hayata yol açan bir şeyden başka bir şey değil tanrı dediğimiz. o kadar kusursuz da değil. o kendi kendine var olabiliyorsa, evren de öyle olamaz mı?

edit: deistlikle alakam yok. nihilist sayılırım, nietzsche'nin nihilizminden çok schopenhauer nihilizmine yakınım. asıl anlatmak istediğim var olmanın acınılasılığı.

aynali tahir

sözlüğe benim gibi kafa dağıtmak için girdiğini düşündüğüm yazar. tabi yazılan şeyler herkesin dünya görüşüne göre, hayatının merkezine koyduğu şeye göre değişiyor. yazdıklarını okuyanlar bilir, belki böyle yapmak onu rahatlatıyordur. ama onun rahatlaması çoğu kişiyi rahatsız etmiyor değil.
(bana göre şahsiyeti cahildir. bazı fiillerde failen alim olabilir ama şahsi cahillik ile faili cahillik farklıdır. allah'a iman etmeyen yani müslüman olmayan herkes şahsiyeten cahildir. fail olarak alim olabilir bu kişiler, doğru hareket edebilirler, doğru söz söyleyebilirler, bilgili olabilirler lakin bu bana göre şahsiyeten cahil olduklarını değiştirmez.)

halkın doğru bildiği yanlışlar

şimdi buraya bir şeyler yazınca "halk"tan ayrı mı oluyoz? öyle değilse halktan birisi olarak yanlış bildiğim şeylerden birisi de budur.
edit: artı veren bir (edit içinde edit: iki olmuş.) kişiyle birlikte halktan ayrı olmadığımızı anlattığımızı düşünüyorum.(kim olduğunu bilmiyorum.) eksileyenler de kendilerini ne olarak görüyorlar merak ediyorum. halktan olmadan halk anlaşılmaz. doktor olunca, şair olunca, entelektüel vs. olunca halktan ayrı olmuyoruz. belki halkın arasından kafasını kaldırıp şöyle etrafa bakanlardan oluruz, yani kafasını kaldırmayanlardan ayrı. ama hepimiz aynı yerdeyiz. evet, hepimiz aynı yerdeyiz. herkesin bildikleri ve bilmedikleri vardır. her şeyi bilen bir insan olmadığına göre herkes halktır başlığa göre de. herkes bir şeyin cahilidir, unutmayalım.

yeterulanumab

antikorlardan gına geldiğinde verdiğim tepkidir.

içerik kuralları - iletişim