instantcrush

Durum: 95 - 0 - 0 - 0 - 26.09.2019 00:34

Puan: 1112 -

10 ay önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Kıyıda köşede kaybolmuşları arayanlardan
  • /
  • 10

geceye bir şarkı bırak

pribnow kutusu

prokaryotlarda bulunan tataat diziliminde 6 bazlık dize. rna polimerazın sigma alt birimi için promoter bölgenin tanınmasını sağlar. 5'-3' yönünde uzanır. başlangıç noktasından 10 baz geridedir.

günün şiiri

"bütün saadetler mümkündür...

şu kapının açılması,

içeri girivermen,

bahar, kuşlar, gündüz.

ve bütün dünya

bir an içinde gürültüsüz.

bütün saadetler mümkündür...

bahtsızların biraz gülümsemesi...

körlerin gün görmesi,

mümkündür bütün mucizeler...

ana, baba, evlât, bütün kaybolanlar...

ebedî bir sabahta buluşmamız bir daha.

ölüler! hepimiz için yalvarın allaha..."

içinizi dökme defteri

çok da büyük değilmiş hayalleri ama tek istikrarı hayalleriymiş.. severmiş çevresindeki herkesi ama bazen çok kızarmış onlara "her şey çok farklı olabilirdi" diye düşünürken,sonra ufacık da kırsa onları hemen üzülürmüş.. büyülü cümlelere, büyülü kitaplara inanırmış; 2 güzel kelime görse heyecanlanırmış fakat genelde yanılırmış.. bir dakikanın bile ne kadar uzun, değerli olduğunu bilir de harcarmış tüm vaktini geçici insanlara, boş işlere.. cesur değilmiş eskisi gibi,korkak da değilmiş de silinip gitmeyi yeğliyormuş artık nedense.. hayallerini severmiş ama bir inançla bir bağa sımsıkı tutunmak daha önemliymiş onun için.. ararmış neyi aradığını çok da bilmeden..bir söz kalmış aklında çünkü eskilerden: "aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır."

sinirliyken sakinleştiren şeyler

eskiden yapmış olduğum kafamı dolaptaki kıyafetlere gömerek kendimi hipoksik bırakmaktır, benim için mükemmel bi öfke kontrol mekanizmasıydı. şimdiki durumdansa yani öfkelenmememden övgüyle bahsedemiyorum, çünkü kontrollü bir şey değil, çoğu duyguyu en yüzeysel halleriyle yaşıyorum

kaşektin

nam-ı değer tnf-alfa
bu isimle anılmasının sebebi ise kronik artışının kaşeksiye yol açmasıdır. tnf-a yağ ve iskelet kası hücrelerinde tüm katabolizma , protein yıkımı , lipoliz ve glikojenolizi, hepatositlerde ise akut faz protein sentezini arttırır. sonuçta, tüm vücudun enerji tüketimi, lipoliz ve protein döngüsü arttarken, tnf-a'ya bağlı gelişen iştahsızlık ve anemi, vücut kitle kaybını hızlandırır.

opsoklonus-myoklonus sendromu

her yöne kaotik göz hareketleri, gövde ve ekstremitelerde myoklonik atımlar, ataksi ve davranış değişikliği olarak tanımlanan nadir bir bozukluktur. paraneoplastik sendrom olarak çocuklarda hemen daima nöroblastoma eşlik eder.

düşün ki o bunu okuyor

dünyanın en güzel gününü falan geçirmiştik seninle ama biliyordum senle olmayacağını, adım gibi emindim. fakat seninleyken gitmişti kurallarım prensiplerim, egolarım. çocuk gibi davranıp ilerisini düşünmüyordum, olamayacak bir şey olmasını düşünmeden halı altına süpürüyordum. sonra bazı şeyleri bildiğin halde aynı yıkımları yaşattın bana, beklenmedik değildi. bitirirken şunu demeliyim, komik ama sana teşekkür etmeliyim, senin gibi o kadar çok insan varmış ki. inan böyle bir şeyi atlatınca hepsi daha rahat oldu. o güçlü olmak dediklerinden hiç olamasam da akıllandım en azından.

tıbbiyeli itiraf

ben hiç aşık olamayacak mıyım? o mükemmel aşk şarkılarını dinlerken aklıma hiç kimse gelmeyecek mi? acı çekmeyi yeğlemeyecek miyim sevmek uğruna? ahmet hamdi tanpınar'ın anlattığı dolu dolu sevgileri bize benzetemeyecek miyim? vasat bir sokakta onunla yürürken kendimi dünyanın en özel yerinde hissetmeyecek miyim? birlikte hayal kuramayacak mıyız?
ama yaşım çok geç, çocukça saf sevgileri istemeye ve ne demekse bu bilmem sormayın ama hak etmiyorum sanırım

içinizi dökme defteri

birtakım genler gereği babama benziyorum ama en çok korktuğum şey ona benzemek
  • /
  • 10

sezai karakoç

"bir ikindi vakti, galata kulesini arkana almış, köprüde, yenicami’ye doğru yürürken, yanından geçenler, bir bakışta, yeryüzünde henüz gerçek bilgisini taşıyanların tükenmediğini anlasınlar. insan, beş yüz yıl önce istanbul’da, bin yıl önce bağdat’ta, bin üçyüz elli yıl önce mekke’de, bin dokuz yüz yıl önce kudüs’te, üç bin yıl önce mısırda, dört bin yıl önce babil’de üstün insanın bulunduğunu bilir de, kendi gününde yaşayacağına inanamaz. sen, derinliği öylesine yüklen ve getir ki, her insan bu derinliği kendi derinliği sansın, şuuraltında bir umut buğusu, gerçek insana bir gün rastlayacağı güvenini kaynatıp dursun. senin derinliğinden topluma boz bulanık öyle bir cemre düşsün ki, gözüyle görmese, kulağıyla işitmese, eliyle tutmasa bile gerçeğin var olduğunu, kubbelerde çınladığını, kemerlerde bir örgü olduğunu duysun ve sezsin insan."

gezegenimizdeki ilginç yerler

üzerinde yaşadığımız evimiz olan bu dünya gezegeninde görünce ''vay anasını bu da mı varmış?'' dedirten yerlerdir.

ilk olarak afrika'da madagaskar'ın doğusunda bulunan mauritius adlı ada ülkesinde ilk bakışta adeta bir denizaltı şelalesi gibi duran kıyı kesimindeki oluşumu sizlere göstermek istiyorum.



google maps üzerinden yakından bakmak için şu linki kullanabilirsiniz:

https://www.google.com/maps/place/Underwater+Waterfall/@-20.4729301,57.3139464,3125m/data=!3m1!1e3!4m13!1m7!3m6!1s0x217c504df94474c9:0x4203d9c2116bd031!2sMauritius!3b1!8m2!3d-20.348404!4d57.552152!3m4!1s0x217c6d11c2316769:0x76eb0a784e44f5d8!8m2!3d-20.4735767!4d57.3147511

yabancı

"bugün annem öldü. belki de dün, bilmiyorum. bakımevi'nden bir telgraf aldım:

-anneniz öldü. cenazesi yarın kaldırılacak. saygılar.-

bundan pek birşey anlaşılmıyor. belki dün ölmüştür."

şeklinde başlayan, albert camus'un 1942'de yazdığı 110 sayfalık ama içinde dünyaları barındıran bir kitaptır. "hiçlik ve hissizlik" bu iki kelime kitabı okuyunca ilk aklınıza gelenlerden. kitabın ana karakteri meursault annesini maddi zorluklardan dolayı huzurevine vermiş değer algılarını tamamiyle kaybetmiş, neye değer vereceğini bilemeyen hissiz, olduğu gibi yaşayan ve kendini ölüme götüreceğini bilse bile doğru olarak gördüğü şeyi olduğu gibi söyleyen, etrafına ve hatta kendi hayatına bile yabancılaşmış bir kişidir. işlediği bir suçtan değil de toplumun dini ve ahlaki değerlerine uygunsuzluğundan dolayı hüküm giyer ve bu şekilde sindirilen insanlardan sadece birisi olur ve bir nevi onların temsilcisidir.

kitapta beğendiğim ve altını çizdiğim birkaç alıntı;

 spoiler!
"bütün normal insanlar aşağı yukarı, sevdikleri kimselerin ölümünü az çok istemişlerdir."

"adam öldürdüğüm için değil, annemin cenazesinde ağlamadığım için idam ediliyorum"

"bir tek gün dışarda yaşamış olan bir kimse, hiç zahmetsiz yüz sene hapiste kalabilir. çünkü canının sıkılmaması için yeter derecede anıya sahip olmuştur artık."

"mahkum idamına manen yardım etmek zorundaydı. işlerin kolayca yürümesi kendi yararınaydı."

"suçluydum, çünkü annemin cenazesinde sütlü kahve içmiştim."

"şu anda ölümle yargılanıyor olabilirim ama aklımdan bir kadının memeleri geçiyor."

"tabi umut, koşup giderken bir sokağın köşesinde, daha kurşun havadayken vurulup ölmekti."

içinizi dökme defteri

sanırım hak etmediğim bir şeyi aldım. bazen ağırlığı ile eziliyorum. kimseye anlatamıyorum. anlatırsam işler büyüyebilir, kökünden bitebilir. ya da anlamazlar.

çok şey yapmak istiyorum ama bi b.k da beceremiyorum gibi geliyor. kafam canlı, düşünüyor istiyor, heves ediyor ama bedenimdeki enerji bitmiş gibi. yerimden kalkasım yok. telefonun iki tuşuna basıp birilerini arayasım, arayana cevap veresim bile yok. evden çıkmak istemiyorum.

istenmeyen bir hayatı yaşamak

geçen akşam yaka kartımı kaybettim diye evin altını üstüne getirirken bi hafıza kartı buldum. ne var bunun içinde lan, derken bi de baktım ki ne var ne yok arşivlemişim. 3 senelik eski sevgilimle bütün fotoğraflar, hatta mesajlar, ekran görüntüleri, daha da eski liseden kalma fotoğraflar. artık asla bir daha görüşüp konuşmayacağım dost bildiklerimle mutlu pozlarım. bakıyorum da hayatımın bir dönemi güzelmiş gerçekten ama 4-5 seneye tekabül eden bombok bi hayat yaşıyorum.
bunu da kaydettiğim notlardan birini okuyunca sanki bilmiyormuşum gibi afallayarak bi kez daha anladım.
nereden gördüm de yazdım hiçbir fikrim yok ama şu cümleyi yazmışım:
"istemediğin bir hayatı yaşarken iyi kalpli biri olmuşsun"
bunu kendim için not ettiğimi hatırladım. istemediğim ve değiştiremediğim bir hayatın içinde var olabilmenin tek şartının kendimden bir şeyler vermek olduğunu fark etmişim. kendimden bir şeyler vermek ve insanlarca "aa ne kadar iyi kalpli insan" olmak. sene 2014.
kısaca istenmeyen bir hayatın içinde olmak sivri yanlarını törpüleyen, seni uysallaştıran, sadece senin olan çok az şeyin kaldığı, hiçbir şeyin garantisi olmayan, az nefesle zar zor yaşadığın bi fanus içinde kaos korkusundan zorunlu iyilik haline sürüklendiğin bi süreç.

instantcrush

sözlüğe katıldığım ilk zamanlarda girdiğim bir entry üzerine hayatın anlamı üzerine konuştuğumuz yazarımız, ayrıca açtığım ilk nick6’nın sahibi.

daft punk’un instantcrush şarkısını bir çalma listesinde yazarımızın nicki sayesinde gözüme takıldı ve öyle keşfettim bu entryi yazarken de arka planda çalıyor bgv

bol artılı nice entrylere...

ders çalışırken verilen ara

ayağa kalkmadan önce bulunduğunuz mekan dışında kendinize bir nokta belirleyin, kalkmadan önce molaya başladığınız saate bakın, kalkın, sakince molanız boyunca oraya gidin ve gelin, insanlarla hayvan gibi lafa dalmayın ve hangi saatte ne yiyeceğinizi bilin. yanınıza max 2 kişi alın. sorun bacaklarımdaki venöz dönüş değil onu oturup yerimde bacak sallayarak da yapıyorum asıl sorun uyku diyorsanız 10 dakika kafanızı masaya koyarak uyuyun, ama kesinlikle 15 dkyı aşmayın. sonra kendiliğinizden veya herhangi bir dış uyaranla kalkın ve sonraki slayta devam edin. bir dakika! etmeden önce tüm sersemliğinizden sıyrılın ve en yakın musluğa gidip yüzünüze 3 defa avcunuzla soğuk su fırlatın. bu musluğa giderkenki ve gelirkenki yollarda acil değilse kimseyle sözlü diyaloğa girmeyin, kafa sallamaya elverişli bir soru sorulursa kafa sallayın ve geçin. tekrar masaya döndüğünüzde gözlerinizi sonuna kadar açın ve kafanızı vertikal olarak yaklaşık 10 defa sallayın. kendinize geldiğinizi hissettiğinizde başlayın. gelelim telefon meselesine. çalışırken ulaşılmaz olun ve telefonun gerekli ayarlarını yapıp sadece acil aramalarda ulaşılır olun. bana kalırsa hiç olmayın, ben böyle yapıyorum. mola aralıklarında size ulaşamadıklarında mesaj atması gerektiğini bilen kişilerin mesajını görün ve cevap yazın. cevabınıza cevap geldiğinde konuşmanın uzun süreceğini hissettiğinizde karşınızdakini arayın ve diyaloğunuzu daha seri bitirin, programının sarkmaması gerektiğini ona bildirin. anlayışlı davranıp davranmamasına göre sizin iyiliğinizi isteyecek biri olup olmadığına da karar verirsiniz. diyaloğu tamamladıktan sonra masanıza döndüğünüzde ise tekrar dikkatinizi toparladığınızı hissedene kadar asıl çalışacağınız majör konudan ziyade daha küçük bir konuya çalışarak başlayın. dikkatinizi topladığınızda, deyim yerindeyse ısındığınızda, asıl konunuza dönebilirsiniz.

tıbbiyeli sözlük ağlama duvarı

çok mutsuz bir anında elinde sarılacak sadece mesleğin kaldığını hissettin mi hiç sözlük? böyle ona şevkle istekle sarılasın geldi mi ? kendini mesleğe adayasın..
öyle işte sözlük hekim olmaktan çok mutluyum her canım sıkıldığında işime sanki peluş ayıcığa sarılıp ağlıyormuşcasına sarılasım geliyor. zaten bu mesleği de çok üzgün bir zamanımda en azından yoğunluğuna kendimi kaptırırım her şeyi bırakır bir tek onunla ilgilenirim geçer hayat diye yazmıştım. pratikte tam olarak öyle olmadı ama olsun. amaç önemli.
(bkz: lanet olsun içimdeki insan sevgisine)

mezuniyet sonrası dönemde tıbbiyelinin yapması gerekenler

evet tıbbiyeli mezun oldun, doktor oldun sana helal olsun

ama bilmiyorsun ki sonrasında neler olacak..

işte onu da `gabapentin` anlatacak, başlıyorum



öncelikle diplomalarınız sağlık bakanlığı'na üniversitelerinizce yollanmış oluyor

sağlık bakanlığı bu diplomaları tescilliyor ve siz ömür boyu kullanacağınız diploma tescil no'nuza kavuşmuş oluyorsunuz - amma velakin o dönemin bakanının onayı olmadığı için hadi ben devletten kaçtım özele geçtim byee yapamıyorsunuz, o onay için zorunluyu yapacaksınız.

ara not: bu arada tusa girecekler tus başvurusunu yapıyor ösym sitesinden/başvuru merkezinden

diplomaları tescillerken sağlık bakanlığı aynı zamanda isminiz `devlet hizmet yükümlülüğü kurası`na da yazılıyor

birçok fakülte haziran sonu veya temmuz başında mezun verdiğinden isminiz ağustos kurasına yazılmış oluyor - değişti; artık haziran sonu/temmuz başı mezun olanların ismi eylül kurasında oluyor; eskiden çift sayılı aylarda yapılan kuralar güvenlik soruşturması vb. sebeplerle tek aylarda yapılıyor.

ağustos başında isim listeleri açıklanıyor ve bir bakıyorsunuz aa ismim yazıyor diye. - değişti; artık eylül başında açıklanıyor

isim listelerinin yanı sıra ilan metni de açıklanıyor ve kura takvimi belli oluyor

kura takviminde münhallerin açıklanması diye bir bölüm var, bu "hangi hastanede ne kadar kadro var" onun açıklanmasıdır.

münhaller ayın 20'li tarihlerinde açıklanır ve açıklandıktan sonra tercih dönemi başlar, bu da 3-4 gün kadar sürer

bu sırada siz tercihleri nereye yapalım diye düşünürsünüz ve ona göre pbs üzerinden tercihlerinizi yaparsınız

pbs üzerinden tercihlerinizi (başvurunuzu) kesinleştirdikten sonra tercih formundan 2 nüsha çıkarıp notere onaylatmanız ve adli sicil belgenizi almanız gerekmektedir (not: adli sicil belgesi e-devletten alınabilmektedir) www.turkiye.gov.tr

bu "noter onaylı" 2 nüsha ve adli sicil belgesini kura takviminde belirtilen tarihe kadar sağlık bakanlığı'na kargo yoluyla/elden bırakmalısınız ki genel kuraya kalma şansınızı düşürmeyiniz.

bu süreçten sonra kurayı beklemeye başlıyorsunuz ve genelde ay sonunda kura çekiliyor.

kura çekildikten birkaç gün sonra tebligatlar yayınlanır ve ikamet ettiğiniz ilin dışında bir yer çıktıysa 15 gün içinde, ikamet ettiğiniz ille aynı yer çıktıysa tebligat yayınlanır yayınlanmaz işe başlamanız gerekmektedir. - değişti; artık tebligat beklemeden önce güvenlik soruşturmasına giriyorsunuz, sonra tebligat geliyor. onun haricindekiler bu maddeyle aynı.

işe başlamanız hemen hemen tus'un yapılacağı tarihten sonra olacaktır (aynı ilde başlıyorsanız önce olma ihtimali yüksektir) - artık bu ihtimal, kura tustan sonra yapılacağı için ortadan kalktı.

işe başlamadan önce kurada size çıkan yerlere götürmeniz gereken belgeler bulunmaktadır. bunların hepsi kura'nın ilan metninde açıklanmaktadır.

sonrasını da hak getire... isteyen müstafi olur (hiç çalışmadan istifa eder ama anca 1 yıl sonra tusta eğitim araştırma hastanesi yazabilir), isteyen 1-2 ay çalışıp istifa edebilir (6 ay sonraki tusta eğitim araştırma yazabilir), isteyen yerinde pratisyen olarak durabilir, tusa çalışabilir. tusu kazanan eğitim araştırmalarda çkysye; üniversite hastanelerinde zimmet sorgulamaya düşmeyi bekler veya pratisyen olarak durup hayatına devam edebilir.

2017 temmuz itibariyle yeni dönem:

ne oluyordu da sistem değişti?

yeni mezun, ağustos sonu kuraya giriyordu, eylülde tusa giriyordu, eylül ayında kurasında çıkan yere gidiyordu, tusu kazanmışsa kasım-aralık gibi çkysye düşüp hastanesine gidiyordu.

şimdi ise (bkz:76.devlet hizmet yükümlülüğü kurası)nda tescil tarihi 29.06.2017 olarak belirlendi. 30.06.2017'de mezun olanların kuraya girmesi engellendi. böylece yeni mezunlar kuraya ağustosta değil ekimde girecek.

böylelikle tusla kazanan hekim kuraya girmeyip direk tusla kazandığı kuruma gidecek. kazanamayanlar da kuraya girecek. böylelikle "aa ne ara tsmye/acile başladı da ne ara gidiyor", "öff sürekli dosya" telaşesinden kurtulmayı amaçlıyor sağlık bakanlığı.

2017 eylül güncellemesi:

enteresan bir şekilde ay başında isim listeleri açıklanmadı. en son 13'ü gibi hiç zorunlu yapmamışlar için diploma tescilleme tarihi - ki o da 20/09/2017 tarihine kadar - yayınlandı.

şahsi beklentim kura takvimi ya alışılmışın dışında olacak ya da eski haline dönecek


ayrıca erkekler için dipnot: üniversiteden ilişiği kestiğiniz gün-bir sonraki ocak ayı arasında `askerlik tecili` işlemini de yaptırmanız gerekmekte olup, bu belge zorunlu hizmete başlarken istenmektedir!

sık sorulan sorular:

1. ohal dönemindeyiz. müstafi olursam (yani hiç başlamazsam) ömür boyu memur olamaz mıyım?

hayır gayet memur olabilirsiniz. sadece 1 yıl boyunca sağlık bakanlığı'na bağlı hastanelere gidemezsiniz, ama devlet üniversitesini kazanacak kadar iyi bir puan alırsanız burada işe başlamak suretiyle memurluğa da başlayabilirsiniz.

2. peki yazdım bi yer, başladım sonra istifa ettim. ohal dönemindeyiz. yine memuriyetim yanar mı?

bu soru çok ama çok tartışmalı. eğer ki istifa metninizde 96.maddede yazan "ohalde istifa edersen memur olamazsın" ibaresi yer alırsa sıkıntılı, o zaman bir istifanızı geri çekin diye düşünmenizi öneririm. ama 94.maddeye dayanarak istifa metniniz yazılıyorsa sıkıntı olmuyor, sadece 6 ay sonra sağlık bakanlığı'na bağlı hastanelerde çalışabiliyorsunuz. bu durum kurumdan kuruma değişebiliyor.

tıp öğrencilerinin çoğunun idealist olmaması

idealist olmak, bence en başta azim ve hayal gücü birlikteliğine sahip olmaktır. azim her ne kadar ilk basamağı teşkil etse de hayal gücünün asla ayrı durmadığını düşünürüm. çünkü azmi zinde tutan şey bir yerde hayallerdir.

tıp öğrencilerinin hangi amaçla tıp okuduğunun araştırılması neticesinde, eğer "maddi kaygılar ve rahat yaşam isteği" yüzde olarak ekseriyet taşırsa; tıp fakültesi öğrencilerinin çoğunlukla idealist olmadığı gerçeği düşünülebilir. (gerçi bu amaç da bir çeşit idealistlik sayılabilir. ancak bizim anladigimiz müspet manaya uymadığından idealist değildir diyorum.)

ancak bu tartışma bir yana, şöyle bir problem var: idealistlik her şart altında başarmak mıdır, yoksa uygun şartlar varolduğu takdirde başarıya ulaşma çabası mıdır?

iki doktor adayı olduğumuzu farzedelim. birimiz abd birimiz türkiye'de okuyoruz. aynı mevkiye ulaştığımız düşünülürse, bulunduğumuz mevkiye gelmek için harcadığımız emek ve çaba ikimizin de ayrı ayrı idealist olduğunu gösterir mi? bence evet. ancak -bireysel problemler eş geçilirse- ikimizin de aynı yolu yürüdüğümüzü söyleyebilir miyiz? bence hayır.

her doktorun bir parça idealist olması gerektiğini düşünüyorum. burası doğru. çünkü sadece mevki, uzmanlik, akademsiyenlik elde etmek için değil; uğraşılan kutsal meslek gereği her doktorun kendi mesleğini icra edebilme adına idealist ve bundan daha önemlisi vicdan sahibi olması gerekiyor. salt isteği kolay para kazanmak ya da rahat yasamak olanın da insan hayatına dokunduğunun bilincinde olması önem arz ediyor.

diğer taraftan idealist olan kişi sayısı toplumda her zaman az orandadır. bu yüzden önemli olan idealist insanları fikren öldürmemek ve neşet edebileceği bir ortam sunabilmektir. yürüdüğünüz yol sizi bir an önce istediğiniz hedefe ulaştırmasa da; tali yollardan ayrılmış, dümdüz bir otoban olması gerektiği de muhakkak. bu tali yollar, çukurlar sizin maddi gücünüz, aile ilişkileriniz ve sosyal durumunuz dahil pek çok şeyle irtibatlı.

diyeceğim o ki eğer idealist bir insansanız bu ülkede buna tutunmak bazen insanüstü bir emek harcamak manasına geliyor. size hayal gücü verebilecek insanlarla beraber olun. mesleğinize ve idealinize sımsıkı tutunurken bir gün kopma noktasına geldiğinizde sizi tekrar bağlayacak hobileriniz, ilişkileriniz, farklılıklarınız olsun.

elit olun. elit olmak için idealist olun. fildişi kulede yaşayıp insanları hor görmek için değil, okumuş bir insan olarak girdiğiniz düşünce girdaplarından boğulmadan kurtulabilmek ve üretebilmek için...

Toplam entry sayısı: 95

geceye bir söz bırak

bırak hakikat incitsin seni, bir yalan avutacağına.

günün sözü

"bugün iyi olabilirdin ama sen yarın iyi olmayı tercih ediyorsun."
-marcus aurelius

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

"seni budala! yazmak istedin ve yazmayı denedin, oysa yazacak hiçbir şeyin yoktu. ne vardı kafanda? bazı çocukça yaklaşımlar, olgunlaşmamış hisler, hazmedilmemiş bir sürü güzellik, kapkara bir cahillik yığını, patlayacak kadar aşkla dolmuş bir yürek, aşkın kadar büyük ve cehaletin kadar yararsız bir tutku. yine de yazmak istedin! oysa, yazacak bir şeyler bulmanın eşiğindesin daha. güzellikler yaratmak istedin ama, güzelliğin doğası hakkında hiçbir şey bilmezken bu nasıl olacaktı? yaşamın temel niteliklerini bilmezken, yaşam hakkında yazmaya kalktın. dünya ve varoluşun düzeni hakkında yazmak istedin, oysa senin için dünya bir çin bilmecesinden farksızdı ve bilgisizliğini kâğıda dökebilirdin ancak. ama neşelen martin, evladım. yazmayı başaracaksın. bir şeyler öğrendin, az bir şeyler; daha fazlasını öğrenme yolunun başındasın. bir gün, şanslıysan eğer, bilinecek her şeyi öğrenmeye çok yaklaşacaksın. o zaman yazabilirsin."

hayatınızda kullandığınız replikler

ceku hazırsan çıkalım balım

yazarların sevdiği hitaplar

çocuk.. sevilen insan tarafindan tatlı tatlı kızılırken söylenir ya hani

geceye bir söz bırak

bırak hakikat incitsin seni, bir yalan avutacağına.

tıbbiyeli itiraf

kendim gibi yaşamıyorum ama hâlâ kendim gibi hissediyorum

exlibris

ekslibris, kitapseverlerin kitaplarının iç kapagına yapıştırdıkları üzerinde adlarının ve değişik konularda resimlerin yer aldıgı küçük boyutlu grafik çalışmalardır. kitabın kartviziti ya da tapusudur.ingilizce "bookplate" olarak da bilinen ekslibris, kitap sahibini tanıtır, onu yüceltir ve kitabı ödünç alan kişiyi geri getirmesi konusunda uyarır. bir mülkiyet işareti, sahiplenme göstergesi olmanın yanında kitabın hırsızlıga karşı korunmasını saglama işlevinin de oldugu söylenebilir. sözcük olarak ...'nın kitabı, ...'nın kitaplıgına ait veya ...'nın kütüphanesinden anlamına gelir.

tıbbiyeli itiraf

ben hiç aşık olamayacak mıyım? o mükemmel aşk şarkılarını dinlerken aklıma hiç kimse gelmeyecek mi? acı çekmeyi yeğlemeyecek miyim sevmek uğruna? ahmet hamdi tanpınar'ın anlattığı dolu dolu sevgileri bize benzetemeyecek miyim? vasat bir sokakta onunla yürürken kendimi dünyanın en özel yerinde hissetmeyecek miyim? birlikte hayal kuramayacak mıyız?
ama yaşım çok geç, çocukça saf sevgileri istemeye ve ne demekse bu bilmem sormayın ama hak etmiyorum sanırım

opsoklonusmyoklonus sendromu

her yöne kaotik göz hareketleri, gövde ve ekstremitelerde myoklonik atımlar, ataksi ve davranış değişikliği olarak tanımlanan nadir bir bozukluktur. paraneoplastik sendrom olarak çocuklarda hemen daima nöroblastoma eşlik eder.

mazlum

neden bu saçma oyunu oynuyormuşuz bilmiyorum ama çocukken bilgisayar başına toplanıp hırsla tokatlardık. hatırlayanlar artılasın duygu seli oluşturalım..

içinizi dökme defteri

sen bilmeden buldum seni
yanımda olmadan hiç, yanımda oldun
sevmek nedir ki derdim
sende sevilmeyecek olanı bulamadım
hissetmeden, fark etmeden yaşarken hayatı
geldin bana bir anlam kattın
sen de ben de bir anlam oldun
erişilmez olmadın hiç, hep orada oldun
bilmeden sen, sebebim oldun

dönem3e geçenlere tavsiyeler

akıl ve göz sağlığınızı koruyun

kütüphane

tıpçının sosyalleşme alanı

en efsane dizi finali


içerik kuralları - iletişim