iyikivarsın

Durum: 193 - 7 - 2 - 0 - 16.08.2019 21:45

Puan: 3015 -

9 ay önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 20

sterilenjektor

kariyerinin bir noktasına iran sinemasını da sıkıştırmasını tavsiye ettiğim sevgili moderatörümüz. sayesinde film kültürüm gelişti.*

habbarul

radyonun vazgeçilmezlerinden, müzik zevkine bayıldığım yazar(bkz:şgk)

edip cansever

yerçekimli karanfil şiiriyle tanıdığım şair.

yerçekimli karanfil
biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.

görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.

çerez niyetine okunacak kitaplar

divan-ırvin yalom
oldukça eğlenceli bir yandan da hüzünlü bir kitap.

ırvin yalom

aşkın celladı ve diğer psikoterapi öyküleri adlı kitabıya tanıdığım yazar. bu kitaplarından sonra divan adlı kitabını okudum. hastayla bütünleşmeye yönelik bir terapi analyışını benimsiyor, gayet başarılı ve kalemi iyi bir yazar.

kitaplarının ana temasını aktarım-karşı aktarım temaları oluşturuyor. aktarımın hemen hemen her alanda ortaya çıkan bir durum olduğunu görmemizi sağlıyor. hatta kişilerin dış görünüşlerine yönelik yaptığı yorumların bazılarında kendisine kızıyor kitapta. fakat derine indiğinde kendi kendini analiz ettiğinde aslında karşı aktarım yaptığının farkına varıyor. mesela aşırı şişman bir bayan hastasının yüzüne bile bakmıyor. nedeni de şişman ve sert bir kadın olan annesinin çocukluğunda bıraktığı o soğuk etki. çocukluk dönemin bazı sorunlarını tam atlatamadığının farkına varıyor.

eğlenceli bir uslubu ve akıcı bir yanı var öykülerinin. br de zamanında tepki almış hastaların rızası dahilinde bile olsa onların özelini paylaştı diye. tabii bu bilgileri en ince ayrıntısına kadar değiştiriyor. bence iyiki de yazmış kitaplarını. basit, sıradan görünen sorunların bile derinlerinde büyük acıları barındırdığını görüyoruz sayesinde. insan denilen varlığın ne kadar derinlikli bir canlı olduğunu bir kez daha anlıyoruz.

ayrıca kitabı okumak isteyenler yanında not defteri bulundursa ve terapi sırasındaki soruları ve kendi cevaplarını not etse iyi olur, kendini tanıma sürecini kolaylaştırıyor biraz olsun *

anayurt oteli

yusuf atılgan'ın 1973'de yayımlanan romanı. olay örgüsü, cümlelerin eksikliği, olayların karman çorman anlatılışı evvela kitap yanlış basılmış izlenimi yaratıyor insanda. ama öyle değil, kitabı okudukça karakterin geçirdiği ruhsal bunalım yüzünden düşüncelerinin karmaşıklaştığını anlıyorsunuz.

bireyin iç dünyasını ele alan eserler kategorisinde sağlam bir yeri vardır bu kitabın. nerdeyse on yıl önce duydum adını ama ağır gelir diye okuyamadım. dün başladım bugün bitti. bende derin izler bıraktı açıkcası. üzüldüm, ağladım.. aşağıda detaylı bir incelemesini yaptım kitabı hiç okumayanlar ona göre okusun*

kitabın baş kahramanı zebercet üzerinden yabancılaşma kavramını değişik açılardan ele almış yazar. özellikle de cinsel açıdan. siyasi, sosyal, ekonomik birçok açıdan ele alınmış modern insanın dramı. okuyunca aslında biraz da insanlık adına ağladım. içine sürüklendiğimiz şu yalnızlık dünyasına.

kitabın anlaşılması için evvela yabancılaşma kavramına değinmek istiyorum. nedir yabancılaşma? bireyin kendi ürettiği nesnelerin, emek ürünlerinin boyunduruğu, egemenliği altına girerek kendi sorunlarına, içinde bulunduğu ortama, topluma, yabancı durumuna gelmesidir. ekonomik açıdan emek ürünlerinin bağımsız ve ezici ekonomik bir güç olarak belirmesidir.
bunun bir de sosyal yönü var nasıl mı? dünya zorunlu bazı süreçlerden geçti. sanayi devrimi ve ıı.dünya savaşı gibi. hem de daha birnci dünya savaşının etkilerini atlatamadan. sanayileşme dedik çünkü bu çok derin izer bıraktı hayatımızda. hızla üreten, yaşamak için çalışmayan;çalışamk için yaşayan bireyler türedi. kendi kapasitesine uygun işlerde çalışamayan, kendini etkinlik bazında ortaya koyamayan insan tipi ortaya çıktı. dahası kentleşme hızlandı ve kent toplumlarındaki uyaranların fazlalığı insanı daha da bilinçlenmeye, daha çok kendine yönelmesine, insan ilişkilerinin zayıflamasına yol açtı. insanlara olan güven azaldı, tahammül azaldı, sevgi, saygı azaldı.

kitaba dönecek olursak, zebercet karakteri üzerinden toplumun dayattığı erkek profili incelenirken, zeynep karakteri üzerinden de kadın profili incelenmektedir. ve tabii gecikmeli ankara treniyle gelen kadın üzerinden de erkeğin kadına bakışı irdelenmekterdir.

zebercet 1930 doğumlu bir başkahraman. boyu 162, kilosu 57, bıyıklı ve 33 yaşında. yazar kahramının ruhsal durumuyla birlikte fiziksel özelliklerine de değiniyor çünkü toplumun kafasındaki erkek profilini gözler önüne seriyor. güçlü erkek profiline uymayan bir karakter yaratıyor. gerek davranışlarındaki ürkeklik ve korkuyla gerekse de görünüş itibariyle. babasından kalma bir oteli işleten zebercet evin tek oğlu. doğduğunda ebe kadın koyuyor adını. ufak tefek, zayıf bir oğlan zebercet olsun adı diyor. zebercet'in kaderi daha başından belli oluyor. adı gibi, nadir bulunan fakat değersiz bir taştır zebercet. belki kendi içinde bir değeri vardır ancak yaşadığı çevre, geçmişle ve gelecekle kurduğu kopmaz bağ bunu engelliyor. okuduklarıma göre bazı yazarlar zebercet'i psikozlu olarak değerlendiriyor. bana amok sendromuna sahip insanları hatırlattı. kendi içinde bir insanla bile konuşmanın özlemini çeken zebercet'in o sınırlı, tekdüze ve bunaltıcı dünyası birgün otele gecikmeli ankara treniyle gelen kadın ile değişmeye başlıyor. evvela kadının kimliği olmadıüı için adını bile öğrenemiyor. sadece kadın ona bir köyün yerini soruyor. ve gidiyor, ne zaman geleceği belli olmadan hemde.. zebercet ona aşık oluyor ve odasını kimseye kiralamıyor, günlerce aylarca onu bekliyor. onun üzerinden zamanla cinsel fanteziler geliştirmeye başlıyor. aşkı duygusallıktan çıkıp tamamen cinsel bir boyut kazanıyor.

otelin temizlikçi kadını zeynep, 35 yaşında ve dul. üstelik kimsesiz. dayısı getiriyor onu otele, ortalığı temizlesin diiye. küçükken anne babası ölen zeynep'i dayısının yanına veriyorlar baksın diye. 17 sinie gelince evlendiriyorlar kızı. sabaha karşı kocası geri yoluyor kız çıkmadı diye. dövüyorlar sövüyorlar ama söylemiyor bu kötülüğü ona kimin yaptığını. o da bir nevi yabancılaşmış bir karakter. tabii zebercete göre daha konuşkan sayılır. zebercet cinsel ihtiyaçlarını tavanarasında deliksiz uyuyan bu kadınla karşılıyor. kadın resmen ölü gibi uyuyor ve zebercet haftada bir onun yanına uğramasına rağmen uykusunda sayıklıyor.. dayı dur yapma.. hoşt, köpek.. gibi. anlıyoruz ona bu kötülüğü yapanın dayısı olacak o kansız olduğunu. üzüldüm zeynep'e doğduğundan eri gün yüzü görmemiş bir kızcağız. arasıra zebercet'ten ilgi bekliyor ancak nafile.

zeynep kısır ayrıca, kısırlığı, dayısının istismarına uğraması, zebercet'in ona bakarken düşündükleri topumun kadına bakışını gözler önüne seriyor. ayakalrının altı kara diyor zebercet onun için, elleri de çamaşır yıkamaktan mosmor olmuş..
ama gecikmeli ankara treniyle gelen kadın öyle mi? ince, narin, genç ve bakımlı..

zebercet bir gece artık aşık olduğu kızın gelmesinden umudunu kesmiş olacak ki odasına çıkıyor zavallı zeynep'in. onla birlikte olurken uyanmasını ve kendisine yakınlık göstermesini istiyor. ama tüm çabaları boşa çıkıyor. belki de yılların verdiği ezilmişlikle ağır bir şekilde uyuyan zeynep her zamanki gibi uyanamıyor. zebercet kendini kontrol edemeyip boğuyor onu. ardından da zeynep'in kedisini öldürüyor en acı şekilde.

daha önceleri de otele gelen çiftlerin odasını dinleyen zebercet, onlar üzerinden çeşitli cinsel fanteziler kuruyor, aynı yakınlığı hayatındaki kadınlardan da bekliyor. ama olmuyor işte. belki kendisinin bu duygusal boşuk için çabalayacak gücü olmadığından olmuyor.

kitabın ilerleyen sayfalarında doğum gününü bekliyor kendini öldürmek için. 28 kasım'ı. ancak kitabın verdiği ipuçlarından anlıyoruz ki 10 kasım'da saat dokuzu beş geçe asıyor kendini. (dışardaki siren seslerinden, kornalardan anlıyoruz bunu bir noktada da.) adeta kendi kendisinin yargıçı oluyor. bu arada da çeşitli ceset yok etme yollarını düşlüyor fakat başaramıyor. bir insanın adım adım tükenmişliğe gidişini, aile, iş, arkadaş çevresi tarafından dışlanışını görüyoruz zebercet'te. keza zeynep'te de.

kitapta ilgimi çeken bazı canalıcı alıntılar:

''ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.''

"gel­mez artık; ama benim beklemem gerek’ diyemedi."

"yüksek sesle konuşulanlar, tartışılanlar hep bilinen şeyler olduğuna göre ülkenin yönetimini asıl etkileyen, düzenleyen şeyler bu fısıltılarda gizliydi anlaşılan."

"kimi konuşan, gülen, kimi asık, kayıtsız yüzler. hepsi de birbirine ve ona benziyordu bunların; kendileri bilmeseler de bir insanın yapabileceği her şeyi yapabilirlerdi."
ne dikildin orda ulan, yol üstünde maşatlık
taşı gibi. bas git hadi!
birisi güldü. zebercet birden dönüp kaldırım
boyunca yürüdü. "maşatlık taşı..." kollarını
silkti; yanaklarını ovuşturdu. "taş gibi miydim
gerçekten?" önemli olan adamın benzetmesi
değil aşağılayıcı davranışıydı. o anda neler
yapılmazdı bu kabalığa karşı."

"ne oldu? yapmayı unuttuğu bir şey mi anımsadı birden? ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak? yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?"


kitaptan çıkardığım dersler:
eğer çevrenizde hasta ya da içine kapanık birileri varsa kesinlikle üstüne gitmeyin. hatta normal, sıradan insanların da üstüne gitmeyin.
hayatınızda önemli biryeri olmasa bile arada sırada insanlara kendini özel hissettirin. minik iltifatlar bile işe yarayabilir.
kimse kimsenin kafasındaki kadın ya da erkek profili olmak zorunda değil. kendinizi olduğunuz gibi kabullenin ve sevin.
nolursa olsun sevdiğiniz işi yapın.
insanlarla iletişim kurma konusunda çekingen olmayın, bir merhaba demek bile iyi bir başlangıç olabilir.
hal hatır sormak bile karşı tarafa kendini iyi hissettirebilir.
hayatınıza giren gizemli ya da gizemsiz tipler hayatınızı değiştirebilir. tıpkı gecikmeli ankara treniyle gelen kadın gibi..

belki de hepimiz bir miktarda olsa yabancılaşmış, yalnızlaşmışızdır. belki de o gecikmeli ankara treniyle gelen kadın ya da erkek bir gece kalmaz otelinizde. belki sıcacık gülüşü dokunur kalbinize de ömür boyu tutar elinizden. belli mi olur*

persona

kitabi tanımı dışında günlük hayattaki örneklere ele aldığımızda şöyle diyebiliriz: gerçek ben hangisiyim? bazen kendimizle başbaşa kaldığımızda, kendimizle dertlestigimizde, geçmişi geleceği düşündüğümüzde de personamiz çıkabilir ortaya. birden patlayıp kendimize içimizi döktüğümuzde. bir olay karşısında bizden beklenen tepkiyi vermedigimizde bunla karşılaşabiliriz. bir nevi insanın her şeyden önce kendi kendine oynamasıdır diyebiliriz.

görmezden gelmek

en yetenekli olduğum konu. kolay kolay kimseden nefret etmem.

nefret ettiğim bir insanı görmezden geliyormuş gibi yapmam. direkt ölmüş gibi davranırım. yüzümü de asmam. trip de atmam. aynı ortamda olsak varlığını bile farketmem.

e-kütüphane

güzeldir güzel olmasına lakin kitap açısından yetersizdir. diğer kaynaklara ulaşmada sıkıntı çekmedim.

çalıştın mı?

insanların neden yalan yanış cevaplar verdiğini anlamadığım soru. hayır yani çalışmadım diyip yüksek alınca zeki yakıştımasıyla ego tatmini mi yapıyorsun. ya da olur da çalıştığın halde düşük alırsan salak demesinler diye mi kasıyorsun onu da anlamıyorum.

böyle basit bir soruda bile kasan insan evet evet sen ve senin gibiler çok iticisiniz yaa.
  • /
  • 20

kertenkele

sürüngenler sınıfından küçük şirin bir canlı. şirin dememin sebebi bizi görünce panikle kaçmaları veya ölü taklidi yapmalarından ileri geliyor. dün gece evde bir tanesiyle rastlaştık. ayaklarını havaya dikmiş öylece duruyordu. böyle bir salaklık karşısında ne yapabilirsiniz ancak buraya başlık açarsınız*

edit: bugün yine karşılaştık kendisiyle. bu sefer dayanamayıp bir kağıt yardımıyla aldım onu dışarı çıkardım. hayvan muhtemelen ona zarar vereceğimden korkup idrarını yaptı o arada. duygusal anlardı*

geceye bir şarkı bırak

geceye bir şiir bırak

şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
o mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız
gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
o mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız

bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
gittiler akşam olmadan ortalık karardı

bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
geceler uzar hazırlık sonbahara

-attila ilhan-

potpuri

zincirleme müzik tamlaması. bakar mısınız şu güzelliğe:



ikincisi de torpillim:

geceye bir şarkı bırak

keratokonus

gözün en önde yerleşimli saydam tabakasının yani korneanın, ilerleyici incelme ve sivrileşmeyle giden hastalığıdır.

bende de olduğunu öğrendim. doktorum hastalığın ilerlemesi durumunda görme kaybı olacağından bahsetti. günlerdir hastalık hakkında makale tarıyorum. bir bu eksikti.

ghost in the shell

1995 yapımı animasyon film. filmin ikincisi olmakla birlikte "stand alone complex" yani bağımsız olaylar dizisi olarak devam eden iki sezonluk anime dizisi de mevcuttur. 1995'te yapılan filmin 2017'de hollywood versiyonu da çekilmiştir. matrix filmine örneklik eden kısımları da vardır. bu film ve diziler sanki matrix evreninin öncesini anlatır, makinelerin henüz süper zeka seviyesine ulaşmadığı ancak turing testi'ni geçtiği ve insanların sibernetik olmaya başladığı transhümanist bir zamanı.



film - dizi dört dünya savaşı atlatmış bir dünyadaki iç ve dış politik olaylar, suçlar, terör faaliyetleri vesâir üzerinden işler. ana kahraman tamamen sibernetik bir organizma olmuş binbaşıdır. olaylar, dokuzuncu kıta adı verilen özel askeri birlik ve şefleri aramaki tarafından incelenip çözülmeye çalışılır. bu arada insana dair, zekaya dair, bilince dair felsefî meseleler de irdelenir. senaryosu gayet sürükleyicidir.

atm'nin 200'lük banknot vermesi

(bkz: bana seni gerek seni)

bana seni gerek seni

değerin aldı beni benden
bana seni gerek seni
ben bozarım elliyi yüzü
bana seni gerek seni

ne elliye sevinirim
ne yirmiye üzülürüm
yüz lirayla avunurum
bana seni gerek seni

atm atm dedikleri
verir elli verir yüzü
isteyene ver onları
bana seni gerek seni

müşteridir benim adım
gün geçtikçe artar sayım
yedi kıtada makbulüm
bana seni gerek seni

 spoiler!
banknotun üzerinde resmi ve bir dizesi olan yunus emre'nin şiirini uyarladım. besbelli ama yazayım yine de.

edip cansever

bugün doğum günü olan, 91 sene evvel doğan şairimizdir.

''gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiç bir yere gitmiyor.''

özgürlük

yoktur. yapılan tanımlar kanun maddesini ya da siyasi dayatmaları andırır.

Toplam entry sayısı: 193

tıbbiyeli itiraf

ders çalışırken mezdeke dinliyorum*

hengâme

hayatıma anlam katan değerli, sevilesi, gurur duyulası insan. ruhum.

doğum günü

yılbaşı hazırlıkları sebebiyle küçükken (4 yaş civarı ) tüm dünyanın doğum günümü kutladığını sanırdım. nasılda sevinirdim saf gibi.

hariçten gazelciler

yeni keşfettiğim bir müzik gurubu. çok güzel parçaları var. solistleri vefat etmiş. ayrıca kendi geliştirdikleri çağlama adlı bir de
enstrümanları var.

en sevdiğim parçası canımdan çok sevdiğime gelsin.

'gönül bir muammadır, eremedim sırrına
bıraktım öyle kalsın, nerde yanarsa yansın
bıraktım öyle kalsın, alevi solmasın
bıraktım öyle kalsın, bıraktım öyle yansın.'

intihar

öz kıyım anlamına gelen üzücü kelime.. insanların gelişi güzel ve itici şekilde yorumladıkları bir durumdur. bazen intihar eden birini duyunca beraberinde dini yorumlar da duyuyorum. yaa adam canına kıymış. başkaları hala edebiyat yapmanın derdinde. gerçekten çok sinir bozucu. eleştirmek ya da yargılamak yerine, o kişileri bu duruma iten sebeplere yoğunlaşılsa daha iyi olur. ya da gözümüzün önündeki kabuğuna çekilmiş insanlara bir göz atsak! belki de öyle bir kere de hemencecik intihar etmediklerini görürüz.

tıbbiyeli itiraf

ders çalışırken mezdeke dinliyorum*

han sarhoş hancı sarhoş

bir mahsuni şerif türküsü. dinlemekten bıkmadığım nadir şarkılardan.

tıbbiyeli itiraf

bugün hayatımın en önemli, en güzel ve değerli günüydü. çok değer verdiğim, saygı duyduğum ve çok aşık olduğum kişiyi ağırladım. şehre huzur geldi..

hengâme

hayatıma anlam katan değerli, sevilesi, gurur duyulası insan. ruhum.

doğum günü

yılbaşı hazırlıkları sebebiyle küçükken (4 yaş civarı ) tüm dünyanın doğum günümü kutladığını sanırdım. nasılda sevinirdim saf gibi.

tıbbiyeli itiraf

bugün hayatımın anlamından resim ve video aldım. dünyam değişti mutluluktan*

böcek

çocuğu simgeleyen bir mittir.

trileçe

etraftan duyup da çok merak ettiğim tatlıydı. bir kere yedim bi daha da yemek istediğimi sanmıyorum. sanki sütün içerisine bırakılmış lor gibi bi havası vardı.

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

gregor samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. dönüşüm-kafka.

tıbbiyeli itiraf

bugün hayatımın en önemli, en güzel ve değerli günüydü. çok değer verdiğim, saygı duyduğum ve çok aşık olduğum kişiyi ağırladım. şehre huzur geldi..

içerik kuralları - iletişim