jakarlı brode

Durum: 114 - 0 - 0 - 0 - 23.06.2019 01:03

Puan: 1623 -

10 ay önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Kılavuz, directive, dall.
  • /
  • 12

habbarul

tanıdığım günden bugüne yüreği serçe gibi olsa da kendini hayattan sakınmayan ağustos böceği. şöyle bir ağustos böceği: güneşi yakıcı güneş bilen gölgeyi reddeden
gölgede saklanma kurnazlığını reddeden
aç kalma pahasına olsa da öten
susamanın armonilerini en iyi bilen
matemden alevden bir gömlek giyen
yapraktan bir saray ören
sesini bir şehir gibi boşaltan nehre
dağlara kırlara ve ormanlara zerre zerre
sonra kış gelince karıncalar saklanır toprak altına
herkes bir önlem almıştır o hariç
o hep iyiyi güzelliği yaşamış
özgürlüğe dalıp çıkmış yalnız özgürlüğe
öbürleri hep gerçeklik taslamış
ama o hep gerçeği aramış
gerçeği aramağa çağırmış
ve gerçeği yaşamış.
sadece susamanın armonilerini daha iyi bilsin istiyorum. susadıkça hayat suyunu kana kana içecek inanıyorum.
acıkan doymam susayan kanmam sanır
habbarulu tanıyan hayran kalır. kaldım.
şimdi tam da bugün ona söylemek istiyorum
içimdeki canlı hisleri:
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

"mücadeleli hayattan şu sırrı anladım ki ben ölüm didinmelerin sükuta inkılabıdır." sözünde geçen mücadeleyi yaşayan ve idrak edebilenlerin şiiri. adnan yücel'e ait.


aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte,  yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
saraylar saltanatlar çöker kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde leylaklarda güler.
bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...
şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek, imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

iyi bir yorumu için:

silivri soğuktur şimdi

söyleyecek çok şey var ama aptal değilim anlamındaki söz öbeği.

(bkz:memlekette bir tek silivri mi var)
(bkz:cezaevleri esas yazın çekilmez mahkumlar cilt lezyonlarıyla dolar)
(bkz:korkak değilsiniz akıllısınız)

nazım hikmet aynen sertap erenere ve birkaç başka insana beslediğim önyargıyla okumadığım anlamadığım bir şairdi. şimdi yorgunum kaptan olsun ve genco erkalın seslendirdiği şiirler olsun anlam dolu. cem karaca ve genco erkala burdan teşekkürler, şükran.
nazım hikmeti fan gibi sevmem (cem karaca fanıyım) ya da aynı kulvardayım demem. hatta baya keskin fikir ayrımlarım vardır. ama kendimi de bu ayrımlara sürükleyen nedenleri doğal görürüm, hayat sürükler. insan olabilene helal olsun.

sözlükte pusup yazarlar için ideolojik analiz yapanlara da yazıklar olsun. (ispatlamazsan şerefsizsin reaksiyonu bekliyorum buraya)
(bkz:iyi müdür olur senden)

iyi dinlemeler.

poz vermek

fotoğraf makinesine karşı sempatik ama kasıntı olmayan doğal hale yakın olmaya çalışılan hal.

bir ara çok iyi poz verirdim bu bir yerde kasıntı halimin imkansız oluşu bir yandansa sempatik bakmayı öğrenebilmekti sanırım.
öyle zannediyorum ki işin sırrı gülümsemekten dişini göstermekten ziyade gözlerle ve mimikle ama özellikle bakışlarla bir mesaj vermek.

her neyse gel zaman git zaman. yaşadım. yaşıyorum artık ve kendi isteğimle pek fotoğraf çekmem belki hiç. en mutlu anımda bile aklıma gelmez. fotoğraflarda artık ya farkında olmadan çekilip saçma yerlere bakıyorum ya da binde bir doğal duruyor.

ama en önemlisi ne biliyor musun güzel kardeşim, yaşadım.

16 haziran 2019 imamoğlu-yıldırım canlı yayını

beklenenden daha stabil seyreden bu haliyle ekrem imamoğlu'na gün doğuran yayın.
binali beyde pek bi argüman bulunmamakta ve bu haliyle sataşması olası.
buna karşın ekrem bey kendisini iyi ifade edip hala anlatacak çok şeyim var hissini vermekte, bu haliyle farkı açar

ismail küçükkaya

programa ve sorulara beklediğimden çok iyi başlayan hala sürpriz beklediğim sunucu

rasim ozan kütahyalı

boşnak terbiyesizliği mevzusunda hakkında yakalama kararı çıkarılan ne idiği belirsiz şahıs

zeitgeist

bir çağın duygu düşünce tarzı

kaplumbağalar da uçar

hikayesini anlattığımda filmini izlemiş olandan önerilen film.
hikaye ekseninde ama başka mesajlar veren film.

o dönem abd yi güzelleyen filmden daha fazlası.

sadece çocuk oyuncular ile daha doğrusu büyük çoğunluğu çocuk oyuncu olması itibariyle mesajı daha iyi ifade eden film.
açıklama yapmak yerine merak uyandıracağım. hikayesi de filmi de bilinmeli.

ismail küçükkaya

16.06.2019 tarihinde istanbul seçimlerinde moderatör olması kamuoyuna duyrulmuş gazeteci.
  • /
  • 12

jakarlı brode

ilk kez #102214 nolu entryde bahsettiğim üzere sevinçle kaygıyı bir arada yaşatan, ilk bakışta tanıyamayacağınız, katmanları olan özel bir insan. kıyısında dolaşıyordum, açıklarında yüzüyorum şimdi onun. tanıdığım için çok mutluyum.

birini sevdiğini anlamak

sevinçle kaygının kesiştiği tuhaf bir aydınlanmadır.

dönem 2 finali

tıp fakültesinin zorluk derecesini en iyi yansıtan birkaç sınavdan biridir. dönem 3 finali belki bir tık daha zordur ama çok da farklı gelmez. gerçekten 2'nin finalini geçmek ögrenci için iyi prognoz göstergesidir.

habbarul

bu aralar sözlükte aktif olarak gördüğüm bir moderatör arkadaşımızdır.

acı ve korkuların gelgitli dalgalarını gördüğünde bile ayaklarını bu dalgalardan kaçırmak istemez. sürüklenmeyi ve dalganın kendisini nereye götüreceğini merak eder.
içindeki bir savaşçının serbest kaldığını hisseder. bu da kendisini durdurulamaz cesur biri yapar.

hayatta neden bazı insanların payına daha fazla acı düşer

o bağzıları sizseniz bunu sürekli sormaktan kendinizi alamazsınız. galiba direncimi sınıyor hayat. gerçekten güçlü bir insan olduğumu tekrar tekrar anlıyorum.

hiçbir zaman şımarık veya sorumsuz biri olmadım. şikayet ettiysem de gelen dertleri hep omuzladım. celladıma gülümser gibi söylüyorum: daha bitmedim.

silivri soğuktur şimdi

sosyal medya ahalisinin diline pelesenk olmuş, memleketin son yıllardaki halinin özetidir. normalleşmeye her zamankinden çok ihtiyacımız var.

ismail

cin gibi çocuk bizim ismail.

binali yıldırım

kendisi konustugunda hissettigim:

ginkgo biloba

mabet ağacı, japon eriği gibi çeşit çeşit isimlere sahip, piyasada çokça rağbet gören şifalı bitki. haliyle merdivenaltı üretimi de çok fazla, etkin dozu içermeyen veya etken maddeyi hiç içermeyen ne idüğü belirsiz ürünlerin dolaşımı çok fazla. öte yandan hekim tavsiyesi dışında kullanmak suretiyle birçok riske sahip.

mükemmeliyetçilik

bir sanrıdır.

sonra elbet zaman gelir..

mükemmel olanın kusurlu olduğunu,
kusurların ise kusursuz olduğunu anlarsın.

Toplam entry sayısı: 114

didem madak

ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdiren avukat. cadı.

13 yaşında annesini(füsun) kanserden kaybetmiş, 41 yaşındayken kanserden dolayı bu dünyaya veda etmiş ve ardında 3-4 yaşında kızını(füsun) bırakmıştır. füsun efsunlaşmıştır.

gerçek bir feminist. feminizmi dile dolayan varsa 2010'da bir şiir festivaline katılmamış ve şu mektubu yazmıştır:

"uluslararası şiir festivali (2010) özgeçmiş sansürü festival broşürü için benden özgeçmiş istendiğinde, göndermiş olduğum özgeçmiş metninin son cümlesi “şu sıralar cadılık, büyü çeşitleri gibi konularla ilgileniyor ve bir “efsun kitabı” düşlüyor.”şeklindeydi. tanıtım broşürünü gördüğümde tarafımca yazılan özgeçmişimden, benden izin almadan bu cümlenin çıkarıldığını fark ettim. editöre bunun sebebini mail yollayarak sordum, herhangi bir cevap alamadım. bu cümleyi her kim özgeçmişimden hangi sebeple çıkarmış olursa olsun, şunu bilmesini istiyorum. ben cadıları sevmeyenleri sevmiyorum. cadılardan korkanlardan da korkmuyorum. özgeçmişime uygulanan bu sansürü şiirime uygulanmış kabul ediyorum. cadı avcıları her çağda olmuştur. bugün de vardır. ve maalesef artmaktadır. bir şiir festivali kitapçığında dahi cadılığa tahammülü olmayanlara bildirmek isterim. yazmaya çalıştığım kitap bir “efsun kitabı” olacak, cadı avcılarına yönelik büyü girişimlerim sürecek. benden bir hanımefendi olmamı bekleyenler ve hanım hanımcık bir özgeçmiş yazmamı dileyenler özgeçmişimi (hangi sebeple olursa olsun) kesip biçenler biliyorum ki bazı haddini bilmez beyefendilerdir. onlar muhtemelen şiiri ılık bahar yağmurları ile karşılaştırıp, bir tür oyun hamuru gibi istedikleri gibi yoğurabileceklerini zannedenlerdir. bu beyefendilerin bilmesini istediğim bir husus vardır. şiir onların zannettiğinden çok daha sert ve çetin bir şeydir. şiir onların caiz bulmadığı pek çok şeyi barındırır. şiirin tahammül edemediği onların tahammülsüzlüğü ve sansürüdür. denilebilir ki “ne olmuş canım bir cümleyi çıkardılarsa, sen de aklı başında bir özgeçmiş yazsaydın.’’ böyle söyleyenler şair değildir ve hiç olmayacaklardır. hiç olmamışlardır. aklım başımda olsaydı şiir yazmazdım. aklım başımda olsaydı her devirde nasıl beceriyorsam muhalif olmanın bir yolunu bulmazdım. aklı başında olanlar, aklı başında olmayan bir cadının özgeçmişini istedikleri gibi kesip biçebileceklerini sanmışlar ve bir cümleyi çıkarmışlardır. çıkardıkları cümle kendilerince muhtemelen caiz bulunmamış olabilir, belki bir şiir festivalinin “saygınlığına ve ağırlığına” yakıştırılmamış olabilir ki şiir hiç de onların istediği bir ağırlığı taşımayacak ve onların istediği biçimde saygın olmayacaktır. şiir, gerçek şiir okurlarının ve gerçek şairlerin anlayabileceği başka tür bir ağırlık ve saygınlığı yaşatmıştır. o halde sormak gerekir, bir şiir festivalinin açılış davetiyesine, resmi (formal) kılık kıyafetle teşrif buyrulmasını isteyenler de aynı “saygın” kişiler midir? bu kılık kıyafet yönetmeliği beni fena halde daraltıyor ve devlet memurları festivali ruhumu sıkıyor. özgeçmişimin makaslandığı festival kitapçığını gördüğümde incindim. önemsememeye çalıştım. neticede ben bir cadı olarak türlü ağır üzüntüleri şiir denen büyü ile başımdan savmıştım. aldırmamaya karar vermiştim. sonra gece yarısı üstüme büyük siyah bir pelerinin atıldığını gördüm rüyamda, uyandım. birden bire bu sansür beni çok sinirlendirdi. şöyle ki özgeçmişimden avukat olduğuma dair bölüm çıkarılsa hiç kızmazdım da, cadı olduğumu söyleyen kısım çıkarılınca art niyetli buldum. üstelik özgeçmişten ismi füsun olan bir kızımın olduğuna dair bir bölüm de çıkarılmıştı. demek insanın kızının isminin füsun olması da caiz değildi. bazılarının söylediği gibi hakikaten “ülkemiz normalleşiyor” ve başta şairleri normalleştirmek en mantıklısı, şairlerin özgeçmişlerinden caiz olmayan, örf adet ve din diyanete mugayir bölümlerin çıkarılması ve açılışta resmi kıyafet talepleri hep bu normalleşmenin belirtileri. öyle ki yakında bir cadı avı da başlayabilir, önce kendini cadı ilan edenler avlanır ve sonra bazıları cadı ilan edilerek avlanır. belki füruğ bizde de yasaklanır. belki bazı cümleleri özgeçmişimden çıkaranlar böyle bir tepki ile karşılaşacaklarını da öngörmemişlerdir. aman şimdi tepki çekmeyelim demişlerdir, festivalimizin “saygınlığı ve ağırlığına” cadı ve büyü gölgesi düşmesin demişlerdir. nasıl olsa bir cümle o kadar da önemli değil demişlerdir. işte o çıkarılan bir cümle bizi daha da cadılaştıran cümledir. festivalde şiir okumayacağım. ve bir cadı olarak beni fazlaca sinirlendirdiğinizi belirtmekle yetineceğim. eğer bana dense idi ki, özgeçmişinizden cadılıkla ilgili bölümü çıkaracağız izniniz var mı? hayır derdim. izin vermiyorum. maalesef bu da yapılmadı. bu “ağır ve saygın” festivali ve özgeçmişimi makaslayan beyefendileri ayıplıyorum. sizin festivaliniz varsa bizim de büyülerimiz ve kedilerimiz var. en muzır neşriyat duygularımla. hoşça kalın. didem madak"

yalnızca 3 kitabı var. 3 muhteşem kitap. grapon kağıtları, ahlar ağacı ve pulbiber mahallesi.

ve bir de vasiyeti:
"vasiyetimdir:
dalgınlığınıza gelmek istiyorum
ve kaybolmak o dalgınlıkta"

didem madak

edit:cadı avını o hassas yüreğin hissettiğinde, hissedemeyen her insan gibi, baskı artıp av büyüdükçe vasiyetine olan bağlılığım artıyor.

brode ile jakarlı yemekler

nohut salatası
öğün olarak yenecek güzel bir salatadır.
malzemeler:
*100-150gr haşlanmış nohut
*50gram haşlanmış mısır
*3-4 salamura asma yaprağı
*1 orta boy domates
*küçük demet maydanoz
*1 yemek kaşığı nar ekşisi
*1tatlı kaşığı zeytinyağı
*yarım limon

asma yaprağı hariç malzemeleri güzelce harmanlayıp tuz ve hafifçe karabiber ekliyoruz. karabiberi sadece nohuta eklemeniz önerimdir. bir geniş düz tabağa asma yapraklarını döşüyoruz üstüne de salatamızı ekliyoruz.
bon appetit

brode ile jakarlı yemekler

her gün en az 1(yalnızcabir) entry girmeyi düşündüğüm en sevdiğim muhabbet. geçelim ilk tarife.

kızarmış hindi fileto
malzemeler:
*600-800gram hindi fileto
*soya sosu dilediğince
*tuz
*karabiber
*biberiye
*1tatlı kaşığı sıvı yağ
hazırlanışı:
sıvı yağı tavamıza döküyoruz. ateşi sonuna kadar açıyoruz. 3-4dk sonra hindiyi hiç küçültmeden her yüzü en az 6 dk pişecek şekilde kızartıyoruz. daha sonra soya sosunu her yüze döküp bir miktar da tava dibinde kalacak şekilde 2şer dk nar kırmızılığı veriyoruz. ocağı kapatıp hindiyi alıp 2-3 veya en fazla 4 parçaya bölüp tekrar beyaz kalan yüzleri de 2şer dk kızartıp sıcak su ilave ediyoruz. (su miktarı eti ne düzeyde pişmiş sevdiğinizle ilgili 1,5 su bardağı eklerseniz ortası halka şeklinde kızarık pişmiş hindi olacaktır.) soya sosu ve su tamamen karamel kıvamına gelene dek pişiriyoruz. afiyet olsun.
not:görsel ekleyip ağzınızdan damla damla aksın istedim ama galerimden foto atamadım :¬|

edit:yolu yordamı öğrendim

murathan mungan

şiirleri yeni yeni büyülerken "eskidendi çok eskiden" şarkısının sözlerinin ona ait olduğunu öğrendiğimde iyiden iyiye okumaya başladım şiirlerini. genel üslubu çok keyifliydi ama kırk oda kitabındaki hikayelerle oynarken bu üslubun ayan beyan ortaya çıkması kitabı gerçekten bir solukta okumama sebep oldu. ama şu şiiri pek az kişi bilir bilen büyülenir:ayna mithos ve öteki

göze alırsanız eğer 
kırılır 
dağılır aynadan 
sandığınız resimler 
sözcükler kalır geriye 
cam kırıklarına saklanmış 
az ışıklı odalarda sözcükler 
ayna: anlam ve görüntü için sırlanmış kiler 
bulur çıkarırsınız bir yerlerden 
daha bulurken kararırsınız 
çok önce öğrenmiştiniz: bedel 
özlenir ve kalır geriye 
gerekenler 

sonra bir gün 
sizin için bir gün 
tehlikesiz, eski bir harita gibi 
uyuttuğunuz aynaların tozunu silerken 
elinize batar 
bir zamanlar yaranızı kanatmış sözcükler 
olaylar silinmiş, adlar unutulmuş, belirsiz bir geometride 
yerini bir türlü bulamaz kişiler, ilişkiler 
yalnızca bir duygu 
dipdiri bir acı çok eski tarihli bir çağrışıma eşlik eder 
bu nedir ki, yıllar sonra, telâşsız bir gün, ömrümüzün durulmuş 
bir mevsiminde, içinizin kazınmış yerlerinden 
ölümcül bir ağrı ansızın geri teper 

eğilip bakrsınız aynaya 
siz çoktan gitmişsiniz 
yerinizde sözcükler 
böyle zamanlarda sözcükler 
bütün bir hayatın yerine ikâme eder 

sözcükler.tutmamış ömürlerin teyel yerleri 
camlatılmış kelebekler, kurutulmuş akrepler gibi 
başkalarına kaldınız 
bir zamanlar sanmıştınız ki hayat 
kitaplardan ve sözcüklerden geçer 
kendinizi eskiten oyunlara daldınız 
örneğin uzun tutulmuş bir önsöz yüzünden 
kitaba geç kaldınız 
ki 'hayatınız' su içinde birkaç roman eder 
sözcükler.büyülenmiş, içi doldurulmuş, bekletilmiş, kullanılmış, 
anlamı çoğaltılmış, yani sizin 
yerinizi bekler, diye 
öğrendiğiniz 
bütün sözcükler yaşamı çaldı sizden 
aynadaki sandığınız şimdi bütün hayatınızı temellük eder 

bilirsiniz 
aynalarla konuşur çok odalı evlerde büyüyenler 
düşün yerine ayna 
anların, durumların, duyguların yerine 
sözcükler 
masalın en iyi yanı yeniden söylenebilmesidir 
söylendikçe büyülenirler 
birleşir nehirler, dağlar yer değiştirir, tılsım ve tehlike 
çığ ve lâv, kılıç ve ipek, coğrafya ve tarih yeniden keşfedilir 
ışığın kırılma yerlerinden geçerken 
sırlanır yüzlerin kuytu yerleri 
gümüş bir alaşımdır ilk imge: sınır ve melankoli 
yani bütünlük ve binbir gece 
ışıksız aynanın yalnız 
olduğunu böyle öğrenirler 
bir gün bir ışık sızar bir kapı aralığından 
giz ve ihanet ödeşir 
düş erir.masal biter.büyü tutmaz sözcükler 
görülmüştürler. 
erken parçalanır çok odalı evlerde büyüyenler 

ya da böyle sağlamlaşırlar belki 
her parçası kuzey yıldızıyken dağılmış aynanın 
yola düşüp, yoldan çıkıp 
hiçbir şeyi unutmadan, her şeyi yeniden öğrenirler 
aynayı, mithosu ve ötekini 
yeniden düşünmeye 
erken gecikenler 

ayna, mithos ve öteki 
özgeçmişin vazgeçilmez elementleri 
ayna.anayurdu ayna hepimizin.içinden çıkıp kavuştuk dile 
ve eyleme geçtik, ve kendimizi sınadık 
ağır taşlar koyduk kişiliğimizin köşelerine 
yani kendi kanunlarımızı varlığımızın yerçekimine 
bilmeden ve böylelikle bütün yolcuları yasakladık kendimize 
kırılmıştı sözcükler, parçalanmıştı ayna 
anladık imgemizin yalnızca bir kovuk olduğunu 
ve bunu öğrenmenin göçünde 
dağıldık kuzey yıldızlarına 
şimdi uzak yollardan ve uzun maceralardan sonra yeniden 
dönüyoruz 
ülkemize, kimliğimize; imgemizi orada bıraktık 
imge oyunlarını da 
bırakarak yaşlandık birçok şeyi 
bırakmayı kabullendiğimiz günden beri. 
ağır yalnızlıklardan geçtik, ödeştik kendimizle 
bir uçtan bir uca savrulurken onca şey harcadık hiç 
düşünmeden 
oysa hâlâ ayrıntılar ve ayrımlar arasındaki 
yollar kapalı bize 

olgunlaşmakla göze aldığınız birşeydir bu, ya da düpedüz 
yaşanmakla, umudun bazı çeşitlerinden boşanmakla, gelecek 
için bunca zaman taşıdığınız birçok yükü atmakla 
adına ne derseniz deyin, göze aldığınız birşeydir bu 
yani başlar bir gün 
sizin için bir gün 
geç kalmış yüksek sesli soruların dönemi 
sürçmeye başlar dil sandığınız tekerlemeler 
gündeme gelir yeniden 
değişik çağlardan ödünç alınmış bilmeceler 
gizini çözersiniz 
kendiniz için kurduğunuz bütün serüvenin 
yaşlanmayan ve gerçekleşmeyen portrenizin 
tozu alınmamış her şey yalnızca geçmişi yineler 

sfenksi kendini sorulamış bunca yıl 
tek kişilik korosu yanıtlamış 
paradoksları kullanmayı hayatı anlamanın yolu sanmış 
okuduklarından artıp, okuduklarına kalmış 
göze aldığınız birşeydir bu 
aynada portre, mithosda serüven, ötekinde giz 
saklı dururken 
yolculuklar taşımaz sizi hiçbir yere 
bunu çok önceleri öğrenmeliydiniz 

oysa oturduğunuzda soruların başına, kaç saatiniz vardı? 
ölecek ve yetecek 
kaç saatiniz? 
zaman'ın saydam sırrı portreyi aynadan ayırmaktaydı 
başlangıçtı. 
kazılarda eksilmiş bir kabartma gibiyidi imgeniz 
sözcükler örselenmiş, aynalar pantimento 
çıkmaz sokaklardı adresiniz.sığındığınız kalelerde birer birer 
eksildiniz.çekip gidiniz buralardan.her yaşın uçurtmaları vardır 
birinin ipini çekiniz 
şimdi gözlerinizin ermediği bir yerden yeni bir ufkun başladığını göreceksiniz 

çok yaşar, çabuk ölür, ilk tuttuğu sipere tüm bir hayatın kalesini 
inşa edenler 
ayna silinir, mithos biter, gider öteki 
kitaplar yalnızca ölümü erteler 
yaşam çıplak.siz giyinik.utanırsınız 
kuşandığınız kavramlar kullanılmaz silâhlar gibi sizi terkeder 
öteki: çoktan eskimiş bir metafor, dostoyevski'yi 
ve onu izleyen sonrakileri anımsamak neye yarar şimdi? 
geçmiş bizi bırakıp gitti 
o kadar çok şey öğrendik ki, 
kendimiz için bile bir klişeyiz artık 
en çok buna katlanamıyoruz 
farkındayız.ve çürüyoruz. 
hepimiz artık gençliğin bizi terkeden kuşağındayız 
eğer göze alıyorsanız bu kadarı da size yeter 
yedi renk, taze su, parlak ışık 
her zaman yeniden okunacak bir kitap bulunur 
öğrenilecek yeni sözcükler 
durduğunuz yerde, her yere aynı mesafeden bakıyorsunuz 
buraya geldiyseniz eğer, daha ne istiyorsunuz?

kuytu şiirler

az bilindik şairlerden ya da hiç bilinmeyenlerden şiirler, belki de uydurma mahlaslardan sizin şiirlerinizi görmek istediğim başlık. buyrunuz:

sen güzel susuyorsun,
kimse bir şey fark etmiyor anlatmasan.
sesinin çatalına farenjit desen inanırlar.
zaten sen sevemiyorsun çok, öyle hızlı hızlı konuşmaları, telaşlı anıları, bitmeyen analizleri filan, gitmek istiyorsun hemen, gitmek kıyısında sus pus oturmaya müsait yerlere.
sen hep fark edilmeden gitmek istiyorsun,
kimse sana gitme demiyor.
ben demedim mesela hiç, beni de götürüyorsun çünkü, biliyorum.
benimle birlikte o kıyıya gidip, benimle konuşuyorsun. ben seni duyuyorum.
bin mil de olsa aramızda, ben senin aniden alnında peydah olan kırışığın anlamını da biliyorum.
o avuç içinde sımsıkı, sıcacık, hastalıklı sevgiyle birlikte tuttuğun devasa nefretin sahibi, benim. istemiyorsun düşsün oradan, duvara vuruyorsun sert sert, ama sıcak tutuyorsun.
sevginle birlikte nefretini de sıcak tutuyorsun.
kinini sarj ediyorsun öyle alelade konuşmalarla, doluyorsun hemen, alnını tokatlıyorsun ara ara, neden aşırı değer verdiğini sorguluyorsun ve bunun getirdiği mutsuzluğa bile elli yerinden neden yapıştığını.
kimse bilmiyor hakikati, boş ver diyorsun. "ben onu çok özledim" den kolay çünkü bu. boş ver. bahsetme kimseye benden.

şiiri seviyorsun ama ahmet kaya sevmiyorsun ve ben sana diyorum ki; "o mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız"
ben senin müjganlarını özledim diyorum, bu şarkının müjgan'ı bir kadın değil, daha derindir diyorum bu şarkı.
dinlesen, bir kez olsun.

sen çay seviyorsun, manzara seviyorsun akşam karanlığında,
yaranın hart hurt koparılmaya uygun olduğu zifiri, şehir ışıklarına göz süzülebilen tepeleri seviyorsun. "burası kalabalık, sonra gelelim" yalnızlığını seviyorsun. ben de seviyorum. evvela seni.
ve sana birikmeye nazır bir şehrin karanlığında şimdi, o başına buyruk yönünü şaşırmış müjganlarından öpüyorum seni, hasretle.

"ahmet pak"

brode ile jakarlı yemekler

her gün en az 1(yalnızcabir) entry girmeyi düşündüğüm en sevdiğim muhabbet. geçelim ilk tarife.

kızarmış hindi fileto
malzemeler:
*600-800gram hindi fileto
*soya sosu dilediğince
*tuz
*karabiber
*biberiye
*1tatlı kaşığı sıvı yağ
hazırlanışı:
sıvı yağı tavamıza döküyoruz. ateşi sonuna kadar açıyoruz. 3-4dk sonra hindiyi hiç küçültmeden her yüzü en az 6 dk pişecek şekilde kızartıyoruz. daha sonra soya sosunu her yüze döküp bir miktar da tava dibinde kalacak şekilde 2şer dk nar kırmızılığı veriyoruz. ocağı kapatıp hindiyi alıp 2-3 veya en fazla 4 parçaya bölüp tekrar beyaz kalan yüzleri de 2şer dk kızartıp sıcak su ilave ediyoruz. (su miktarı eti ne düzeyde pişmiş sevdiğinizle ilgili 1,5 su bardağı eklerseniz ortası halka şeklinde kızarık pişmiş hindi olacaktır.) soya sosu ve su tamamen karamel kıvamına gelene dek pişiriyoruz. afiyet olsun.
not:görsel ekleyip ağzınızdan damla damla aksın istedim ama galerimden foto atamadım :¬|

edit:yolu yordamı öğrendim

acil anıları

5 yaşında kız hasta çamaşır suyu içme şikayeti ile gelir. hastaya müdahale edilip grafiye gönderilirken babası sürekli içmediyav çocuk yok yok bak içse böyle mi olur içse de bir şey olmaz çok az bu şeklinde konuşurken bak ben içiyorum bir şey oldu mu dedi ve dikti kafaya plastik bardakta kalan çamaşır suyunu. sonra böğürmeler kusmalar. o an döver misin sabaha mı bırakırsın lafını yaşadım.

didem madak

ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdiren avukat. cadı.

13 yaşında annesini(füsun) kanserden kaybetmiş, 41 yaşındayken kanserden dolayı bu dünyaya veda etmiş ve ardında 3-4 yaşında kızını(füsun) bırakmıştır. füsun efsunlaşmıştır.

gerçek bir feminist. feminizmi dile dolayan varsa 2010'da bir şiir festivaline katılmamış ve şu mektubu yazmıştır:

"uluslararası şiir festivali (2010) özgeçmiş sansürü festival broşürü için benden özgeçmiş istendiğinde, göndermiş olduğum özgeçmiş metninin son cümlesi “şu sıralar cadılık, büyü çeşitleri gibi konularla ilgileniyor ve bir “efsun kitabı” düşlüyor.”şeklindeydi. tanıtım broşürünü gördüğümde tarafımca yazılan özgeçmişimden, benden izin almadan bu cümlenin çıkarıldığını fark ettim. editöre bunun sebebini mail yollayarak sordum, herhangi bir cevap alamadım. bu cümleyi her kim özgeçmişimden hangi sebeple çıkarmış olursa olsun, şunu bilmesini istiyorum. ben cadıları sevmeyenleri sevmiyorum. cadılardan korkanlardan da korkmuyorum. özgeçmişime uygulanan bu sansürü şiirime uygulanmış kabul ediyorum. cadı avcıları her çağda olmuştur. bugün de vardır. ve maalesef artmaktadır. bir şiir festivali kitapçığında dahi cadılığa tahammülü olmayanlara bildirmek isterim. yazmaya çalıştığım kitap bir “efsun kitabı” olacak, cadı avcılarına yönelik büyü girişimlerim sürecek. benden bir hanımefendi olmamı bekleyenler ve hanım hanımcık bir özgeçmiş yazmamı dileyenler özgeçmişimi (hangi sebeple olursa olsun) kesip biçenler biliyorum ki bazı haddini bilmez beyefendilerdir. onlar muhtemelen şiiri ılık bahar yağmurları ile karşılaştırıp, bir tür oyun hamuru gibi istedikleri gibi yoğurabileceklerini zannedenlerdir. bu beyefendilerin bilmesini istediğim bir husus vardır. şiir onların zannettiğinden çok daha sert ve çetin bir şeydir. şiir onların caiz bulmadığı pek çok şeyi barındırır. şiirin tahammül edemediği onların tahammülsüzlüğü ve sansürüdür. denilebilir ki “ne olmuş canım bir cümleyi çıkardılarsa, sen de aklı başında bir özgeçmiş yazsaydın.’’ böyle söyleyenler şair değildir ve hiç olmayacaklardır. hiç olmamışlardır. aklım başımda olsaydı şiir yazmazdım. aklım başımda olsaydı her devirde nasıl beceriyorsam muhalif olmanın bir yolunu bulmazdım. aklı başında olanlar, aklı başında olmayan bir cadının özgeçmişini istedikleri gibi kesip biçebileceklerini sanmışlar ve bir cümleyi çıkarmışlardır. çıkardıkları cümle kendilerince muhtemelen caiz bulunmamış olabilir, belki bir şiir festivalinin “saygınlığına ve ağırlığına” yakıştırılmamış olabilir ki şiir hiç de onların istediği bir ağırlığı taşımayacak ve onların istediği biçimde saygın olmayacaktır. şiir, gerçek şiir okurlarının ve gerçek şairlerin anlayabileceği başka tür bir ağırlık ve saygınlığı yaşatmıştır. o halde sormak gerekir, bir şiir festivalinin açılış davetiyesine, resmi (formal) kılık kıyafetle teşrif buyrulmasını isteyenler de aynı “saygın” kişiler midir? bu kılık kıyafet yönetmeliği beni fena halde daraltıyor ve devlet memurları festivali ruhumu sıkıyor. özgeçmişimin makaslandığı festival kitapçığını gördüğümde incindim. önemsememeye çalıştım. neticede ben bir cadı olarak türlü ağır üzüntüleri şiir denen büyü ile başımdan savmıştım. aldırmamaya karar vermiştim. sonra gece yarısı üstüme büyük siyah bir pelerinin atıldığını gördüm rüyamda, uyandım. birden bire bu sansür beni çok sinirlendirdi. şöyle ki özgeçmişimden avukat olduğuma dair bölüm çıkarılsa hiç kızmazdım da, cadı olduğumu söyleyen kısım çıkarılınca art niyetli buldum. üstelik özgeçmişten ismi füsun olan bir kızımın olduğuna dair bir bölüm de çıkarılmıştı. demek insanın kızının isminin füsun olması da caiz değildi. bazılarının söylediği gibi hakikaten “ülkemiz normalleşiyor” ve başta şairleri normalleştirmek en mantıklısı, şairlerin özgeçmişlerinden caiz olmayan, örf adet ve din diyanete mugayir bölümlerin çıkarılması ve açılışta resmi kıyafet talepleri hep bu normalleşmenin belirtileri. öyle ki yakında bir cadı avı da başlayabilir, önce kendini cadı ilan edenler avlanır ve sonra bazıları cadı ilan edilerek avlanır. belki füruğ bizde de yasaklanır. belki bazı cümleleri özgeçmişimden çıkaranlar böyle bir tepki ile karşılaşacaklarını da öngörmemişlerdir. aman şimdi tepki çekmeyelim demişlerdir, festivalimizin “saygınlığı ve ağırlığına” cadı ve büyü gölgesi düşmesin demişlerdir. nasıl olsa bir cümle o kadar da önemli değil demişlerdir. işte o çıkarılan bir cümle bizi daha da cadılaştıran cümledir. festivalde şiir okumayacağım. ve bir cadı olarak beni fazlaca sinirlendirdiğinizi belirtmekle yetineceğim. eğer bana dense idi ki, özgeçmişinizden cadılıkla ilgili bölümü çıkaracağız izniniz var mı? hayır derdim. izin vermiyorum. maalesef bu da yapılmadı. bu “ağır ve saygın” festivali ve özgeçmişimi makaslayan beyefendileri ayıplıyorum. sizin festivaliniz varsa bizim de büyülerimiz ve kedilerimiz var. en muzır neşriyat duygularımla. hoşça kalın. didem madak"

yalnızca 3 kitabı var. 3 muhteşem kitap. grapon kağıtları, ahlar ağacı ve pulbiber mahallesi.

ve bir de vasiyeti:
"vasiyetimdir:
dalgınlığınıza gelmek istiyorum
ve kaybolmak o dalgınlıkta"

didem madak

edit:cadı avını o hassas yüreğin hissettiğinde, hissedemeyen her insan gibi, baskı artıp av büyüdükçe vasiyetine olan bağlılığım artıyor.

brode ile jakarlı yemekler

nohut salatası
öğün olarak yenecek güzel bir salatadır.
malzemeler:
*100-150gr haşlanmış nohut
*50gram haşlanmış mısır
*3-4 salamura asma yaprağı
*1 orta boy domates
*küçük demet maydanoz
*1 yemek kaşığı nar ekşisi
*1tatlı kaşığı zeytinyağı
*yarım limon

asma yaprağı hariç malzemeleri güzelce harmanlayıp tuz ve hafifçe karabiber ekliyoruz. karabiberi sadece nohuta eklemeniz önerimdir. bir geniş düz tabağa asma yapraklarını döşüyoruz üstüne de salatamızı ekliyoruz.
bon appetit

brode ile jakarlı yemekler

tavuk dolması(iç pilavlı)
malzemeler
*1 büyük tavuk(hindi daha iyi olur)
*1,5-2 su bardağı pirinç
*kuş üzümü
*pilavlık fıstık
*yarım su bardağı sıvı yağ
*50gr margarin
*tercihen salça veya sos
*tuz
*karabiber
*kimyon
*tavuğu dikmek için kalınca ip
bol baharatlı iç pilav kesinlikle lapa olmayacak şekilde daha az suyla pişirilir. tavuk alttan hafifçe oyulur. iç pilav doldurulur. iple alttan dikilir.
tavuk tencere tabanından bir tabak ya da halka ile yüksekte tutulup 3-4 bardak sıcak su ve yağ ile tencereye yerleştirilir.
tavuk düdüklü tencerede 1,5-2 saat (yoksa normal tencerede yarım saat daha fazla süreyle) pişirilir. soslanır. margarin sürülür. sonra fırın varsa yarım saat kadar kızarması için fırına sürülür. yoksa tencerede kızartılabilir.(maharet gerekir bu işlem için) yemek hazııır.





bon appetit.

özel üniversitede tıp okuyup doktorum diye dolaşmak

tanım:uzun yıllar 100.000 aşağısında sıralamayla girilen iki üç senedir 40.000 barajının gelmesiyle hakkı olmayanın tıp fakültesi mezunu sayılması.
girizgah:%25 bursla iyi bir şehri görece tercih edenler istisna kapsamında olmakla birlikte ciddi manada mesleğe zarar veren insan profilini içerdiğini düşünüyorum. birçok nedeni var. üniversitelerin bırakma kaygısının olması, tıp sürecinin gerçek zorluğuyla karşılaşmamış olmak el bebek gül bebek tıp okumak başlıcaları. artısı şu olsa gerek ingilizce makale yazma becerisi.
gelişme:bu şekilde 100.000 üzerinde olup tıp fakültesine giriş yapan bir güruhun tıbbı uzatanlara laf ettiğine şahit oldum. hadi anacım ordan. silkin ve kendine gel.
sonuç:çocuğum olsa özelde tıp okutmam.
dipnot:tanım istedin fazlası var. buyur burdan yak.

edit:for example arayan yazarlar gördüm entry altında. lafı uzatmayacağım. yakın çevremde de çok örnek var, okul hayatında da şahit olduğum çok örnek var. bu tavrı hocalarımızdan öğrendik diyebiliriz hatta. herhangi biri devlet üniversitesine özelden geçiş yapan olduğunda laf sokmadan duramayan hocalara şahit olmuştur, kıdemli yazarlar özellikle(en çok da çapalılar). bu tavrı asistanlar da takip ederdi.
bir örnekle kapatalım; geçen sene yakın bir arkadaşım kıbrıstan bir devlete geçiş yaptı. henüz 5teyken bile asistanlardan bu mevzuda yemediği laf kalmadı. o sözlü baskısının acısını çıkarırcasına laf sokuyorlar kıza. ben üzülmüyorum. neden mi? yıllardır ali-ül ala sını yaşıyorlar, yaşadım,yaşadık. bu biz çektik onlar çeksin kaygısı değil. bu onların yetersizliğini gördüğüm halde yazacağım bir şey de olmazdı. ta ki hem yetersiz ve şımarık bir okul sürecinden sonra topluma karışıp o şımarıklığı devam ettirenlere şahit olunca yazdığım bir şey. yoksa hakkınız tabii ki. hatta bir tüyo vereyim size. 40.000e de giremezseniz kazakistan, azerbaycan vs gidin parayla sınıf atlayın(kesinkes böyle işliyor orada sistem kulaktan dolma değil) 4-5 gibi türkiye'ye geçiş yapın. ne ala memleket. buyrun hakkınız.

beren mi kenan mı pr mı

medyada duyurduklarına göre kenan doğulu-beren 'clock çifti boşanmanın eşiğinde.
peki kim haklı?
sürekli eski sevgilisini gündeme getiren, kenanı yıpratan beren mi?
yoksa gitarı demode romantizm bulup yüzüstü bırakan kenan mı?
yooooksaaaaa???.. buraya sonra geleceğim.

beren saat bugün kenanın doğum gününü instagramdan kutladı, buna bir göz atalım:
“ben oyun arkadasimi buldum galiba” dedim bir aksam, gozlerin parlayarak baktin. gece gitar sesiyle uyandim; bir sarkiya baslamistin, buyulendim. biz o sarkiyi beraber bitirirken, ask sarkisi olduk. birbirimizin yaralarini öptükce can arkadasi olduk. yaydigimiz ask enerjisiyle cevremizde iklim degisikligine sebep olduk ve beraber ne eglendik:) sonra bir noktada sen masumiyetini kaybettin; ben de oyun arkadasimi, yol arkadasimi... bir yerlerin kapisinda el ele cekilmis naylon fotograflarimizi ask sananlar icin bunlar, arkadaslarimizin gozunden hesapsizca biz iste. ne zaman bosanacaksiniz diyorlar surekli; guvenmek, baglanmak, bagislamak, vazgecmek butun bu agir duygusal sureci hic merak eden yok. bosanmak isin en kolay kismi, ben evlenmeye de gorece az hevesli taraftim zaten. benim icin esas olan hep askti, asktir! bir yastikta kocamak mi, beraber ölmek mi insanlarin bir aski basarmaktan anladigi bilemiyorum. oysa sen, ben, baba’nin gitari bir yatagin icinde; sonsuz zamanin durakladigi, ömrün tamamlandigi yüz yillar yasadik. bu demode romantizmde ortagim oldugun icin tesekkur ederim. sen tabi ki yeni sarkilar yazacaksin. artik icimde ne ofke, ne en ufak bir pismanlik; her damla gozyasima ziyadesiyle degdin. ıyi ki dogdun da, sana asik oldum  #happybirthdayken #nomatterwhatilovedtoloveyou#askaturluseyler"
çok yüzeysel ve boş bir metin. eğer bir şeyleri kurtarmak istiyorsan bunu instagramda mı arıyorsun. eğer mesaj verip sosyal farkındalık yaratmak istiyorsan ilişkideki diğer insanı neden yoruyorsun.

gelelim kenana. adam susuyor. aşka susuyor jdnd. bunu yapmasam olmazdı.
pr: public relations kelimelerinin kısaltması olsa da bizim anlayacağımız en net anlamı algı operasyonu :d

diyorlardı ya ne yaparsan yap aşk ile yap. sonra ülkenin her yerinde billboardlarda reklamları, arçelik reklam videosu vs. eğer kapitalizmi soğuk ve en zengin ailelerde arayıp sadece belli ülkeleri-milletleri-aileleri-toplum kuruluşlarını yargılıyosan çok yanlış yapıyosun arkadaş. işte kapitalizm böyle insanın aşkını parayla satmasıdır, kiralamasıdır, pazarlamasıdır.
konu ne ara kapitalizme geldi diyenler olursa lütfen elinizi vicdanınıza götürüp şu sahneyi izleyin ve biz neyi kaybettik anlayın ve bırakın artık doğulu batılı kavgasını.

özel tıp fakültesi

necdetersoz

kendini ispat çabasında olan oluşum. bu esnada bir şeyleri yerip (bkz:yermek) yükselme çabasına girmek de bu ülkedeki level1 siyaset taktiği. kendisi avam değil mediocre. bakınız buna da sevinir

pratisyen fort


içerik kuralları - iletişim