kırılgan narsist

Durum: 102 - 6 - 0 - 0 - 17.03.2019 11:33

Puan: 1051 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

"Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder." Carl Gustav Jung
  • /
  • 11

zorba the greek


ve bu güzel müziği paylaşmasak olmaz.

ders çalışırken aniden gelen oje sürme isteği

tıp fakültesi dönem 3 öğrencisi olmak

2016-2017 eğitim ve öğretim yılını bana zehir etmiş dönemdir. dönem 3, insanlarla ilişkilerinizin ilk firelerini verdiğiniz dönemdir zannımca. (tabi ilk 2 senede büyük bir ayrılık ya da kavga yaşamadığınız sürece) buna sebep olan da hiç şüphesiz fakültemdeki proje adı verilen ama alt metni "insanları birbirine daha da nasıl muhatap eder de düşürürüz" olan uygulamadır. zaten 6 adet modülle ki bu sene 7'ye çıkarmışlar uğraşmak ayrı bir zordur bir de insanların nazını, niyazını çekmek, saçma bir sunum üzerinde hakimiyet kurmasına maruz kalmak iyice çileden çıkarır. buna bir de kendini bir şey zanneden öğrenci kulüp üyelerinden gördüğünüz zorbalığı, hakkınızın yenmesini ekleyin. ben hala nasıl sekel kalmadan(!) buraya geldim hayret ediyorum. kıssadan hisse dönem 3 öğrencisi olmak delirmek için güzel bir nedendir.

uyku ile uyanıklık arasında kalmak

gerçekleri rüya, rüyaları gerçek sandığınız durumdur.

tıp fakültesindeki tartışmasız en zor dönem

yukarıda necdetersoz çok güzel bir bkz vermiş ama ben de söyleyeyim, tıp fakültesinde tartışmasız olan herhangi bir durum var mı?

rusça

kelimelerinin manasını bilmesem de sırf gördüğümde okuyabilmek için kiril alfabesinin latin alfabesi ile karşılığı olan bir tabloyu masama asarak rusçaya bir yerden başlamış oldum. şuraya da en sevdiğim rusça şarkıyı bırakıyorum :)

her şeyin unutulduğu hissi

insanlar, isteyerek odaklandığı ya da kendilerinin özellikle odaklanması istenilen durumları daha iyi hatırlar. sanırım buradan toplumsal hafızamızın neden bazen sekteye uğradığını bazen de en ufak ve saçma ayrıntıyı yanlış olarak hatırladığını anlayabiliriz.

yazarların favori dergileri

(bkz:naber) gerçi başka dergi de almıyorum, nasıl içlerinden sıyrılıp "favori" haline gelecekse..

geceye bir şarkı bırak

tıbbiyeli itiraf

bu gidişle evlenemeyip 1+1 evimde pofuduk kedimle müzmin bir bekar olarak ömrümü tamamlayacağım, bir yandan evlenip instagram'a gönderi atan yaşıtlarımı izlerken, bir yandan "hala evlenemedin mi?" diye soran akrabalarla uğraşırken, bir yandan da eşe dosta takacağım bilimum altın ve para belimi bükerken...
  • /
  • 11
Henüz hiç başlık açmamış.

derste not almayı yasaklayan hoca

derste uykum gelmesin, dikkatim dağılmasın diye, özellikle de konu başlığından kopmamak için not almaya başladığım anda hocanın " kalemleri bırakın bunları yazmanıza gerek yok zaten eve gidip okursunuz" dediği an sınıftan hayatımda hiç istemediğim kadar çıkmak istiyorum, çıkarken de şunları söylemek :
"hocam size ne? ben not alarak kimseye zarar vermiyorum, üstelik dersi öyle kötü anlatıyorsunuz ki sizin bile uykunuz geliyor esniyorsunuz. bizim bütün not alma çabamız abuk sabuk anlattığınız şu dersten 2 cümle olsun öğrenebilmek için. '' *

sinirleniyorum çünkü 1 haftadır bu tip hocalarla derse giriyorum, girmek zorundayım ve sırf onlar not almama izin vermediği için elimde doğru düzgün not yok. kimsenin elinde not yok. tüm hafta sonum aslında 10 sayfa olacak dersi kitaptan 50 sayfa okuyarak konuları yetiştirememekle geçiyor. mutlu musunuz hocam? madem evde okuyarak öğrenebiliriz siz neden geliyorsunuz ki derse? * *

sözlüğü bırakmak

hiçbir yazar için istemediğimiz hareket. ama malesef kayıplarımız oluyor. bi de işin gerçekler kısmı var. sözlüğümüz hala butik bir sözlük durumunda. konaklayıp göç eden bir çok misafirimiz oldu, olacak.
ama benim bu gidiş mazeretlerini aklım bir türlü almıyor. ekşi sözlük gibi binlerce kullanıcısı olan bir ortam değiliz, bizim şimdilik realitemiz bu. üzgünüm ki sözlüğe bağlanamamış ve sözlük için yapıcı endişeler hissetmeyen kimseyi zorla tutamayız.
bazen sol frame akmıyor herkes bu durumdan şikayet ederken kimse entry girmiyor. bir şeyler katmadıkları bi yerden ayrılırken öç alır gibi entry siliyor insanlar.
iz bırakmak önemli bence geçtiğin yerlerde.

tıp fakültesindeki tartışmasız en zor dönem

yazarların dondurma tercihleri

genelde canım sıkıldıkça twitter veya instagram dondurmayı seçiyorum.
(bkz:asi stayla) *

sevgili yüzünden kendin gibi davranamamak

benim de hayatımdan 3 seneyi acı acı harcayan olaydır. birine sevgiyle dokunabilmeyi, birinin kalbine dokunabilmeyi hatta sevginin ne olduğunu bile bilmeyen bir adam sevdim ben.
sevgi sözcükleri kullanmazdı. "ben aşk nedir bilmiyorum ki, başka türlü hitap edemem sana." derdi.
o meşhur "sokakta bir kadını dövebilirsiniz ama onu öpemezsiniz, toplum buna müsade etmez" sözünden bahseder durur, beni öpmeye bir türlü cesaret edemezdi.
ne yüzümü avuçlarının arasında buldum bir kere, ne saçlarımı kokladığını hissettim. ne şefkat vardı ne tutku. ara sıra uyurken üstümü örterdi hepsi bu.
sabırla bekledim öyle ya o da sevmeyi öğrenecekti. sokakta yürürürken yapıştım koluna, ayrılırken uzun uzun sarıldım, parmak uçlarından bile öptüm öyle ya o da alışacaktı dokunmaya.
bildiğin peşinden koştum. ayrı şehirlerde oluşumuz etki etmesin diye iki haftada bir 500 km yanına gittim. okuldan koptum sınıfta kaldım. daha da koptum ailemi karşıma aldım tekrar üniversite sınavına girdim, yine az bir farkla kaçırdım, yine sınıfta kaldım. sevgi fedakarlık gerektirirdi ya şimdi salaklığıma bak dediğim boyumdan büyük işlere karıştım. öyle ya öğrenecekti cesareti...
annesi oldum, dostu oldum, nazlısı da oldum, çilekeşi de... sabır taşı oldum çatladım. bir tek kendim olamadim, o oldum. donuk, korkak, özgüvensiz, sosyal iletişim bozukluğu çeken biri oldum.
3 senenin sonunda nefret ettim. ondan. kendimden. olduğum kişiden çok uzağa sürüklenişimden. halden anlamayışından, bahanelerinden, yersiz çıkışlarından ve kaçışlarından. iş sevmeye gelince soğukluğundan. sabitleyip dümdüz ot gibi yaşadığı garantilenmiş hayatından, o hayata bulaşmış olmaktan, sanki bir balçığa saplanmaktan.
en çok neden nefret ettim biliyor musunuz? ne zaman kendimi ondan kurtarmak için cesaretim olsa ağlayıp içimdeki şefkate oynamasından. yine kendini garantiye aldığında kendimi dengesiz, nevrotik biriymiş gibi hissettirmesinden utanmadan.
3 yılın sonunda bir anda onu terk ettim. 1 damla göz yaşı da dökmedim, bir an bile özlemedim. hayatımda kendim için yaptığım en iyi şeydi ondan kurtulmak, hala öyle.
ancak sonunda biraz ondan biraz eskiden olduğum kişiden ortaya karışık bir şey çıktı.
aşık olamayan ama şefkatli, bağlanamayan ama sadık, hayatı kökten değiştirme arzusuyla yanan ama bazen giyinip süslenip evden dışarı bile çıkamayan biri...
bu entrynin sonuçlanmış bir metni yoktur, böyle kalsın...

gitmek

"gitmeseydi" dediklerinize gönderebileceğiniz görsel ektedir.

bilmiyorum

staj sözlüsü esnâsında hocaya söylenmesi mutlak kontrendike yanıt. bilmemek yoktur, az hayal gücü vardır.

rammstein

mein herz brennt (kalbim yanıyor a dostlar)

yazarların sevdiği enstrumantal şarkılar

eric satie'nin her parçası çok güzel ama özellikle (bkz: gnossienne)

hoşlanılan dişinin adanalı çıkması

Toplam entry sayısı: 102

geceye bir şiir bırak

genç bir kadın indi trenden bu gece
bavulunda geçmişin tüm yorgunlukları
biraz da yarım kalmış aşkların kırıntıları
yürüdü şehrin en uzun caddesinde
sürükledikçe ağırlaştı yükü
ağırlaştıkça yavaşladı bedeni
en sonunda durdu
taşımaya yetmedi kuvveti onca kederi
bıraksa orada kendini
ağlardı çığlık çığlığa ama
söz vermişti bir kez ardına bakmamaya
bir bavula baktı
bir de bitmeyecek gibi görünen yola
sonra kaldırdı başını gökyüzüne doğru
derdini anlattı yıldızlara
sanki her biri dinlemişçesine onu
bir ışık düştü yüzüne kadının
süzüldükçe süzüldü ruhu sonsuzluğa
ne geçmiş kaldı ne gelecek kaygısı
geceye karıştı kadın, bir gece yarısı

günlük tutan insan

daha önceden yazmıştım ama (bkz:#103232) hala bıkmadan, usanmadan tutuyorum ve tutmaya devam edeceğim. bu başlığı tam da "yemekten sonra dışarı çıkıp sıcak bir içecek eşliğinde yazacaklarımı mı yazsam?" diye düşünürken de görmem sanırım tesadüf değil. :)

bilmiyorum

üst dönemlerin çiçeği burnunda stajyerlere verdiği ilk uyarı, "bilmiyorum" değil "hatırlayamadım" demeleridir. sözlünün en civcivli yerindesin, belki de hoca ile göz göze diz dizesin. sıra en can alıcı soruya geldiği zaman yapacağın şey şu: gözlerini yaklaşık bir 5-10 sn bir noktaya odaklanarak düşünüyorum imajı ver, ardından "hocam bu sorduğunuz soru derste de geçmişti fakat cevabı nedense şu an aklıma gelemedi." örneğinde bir cümle kur. (en azından derse girdiğinin imajı verilmiş olur) tabi ki hocalar o kadar da salak değil. ama direkt "bilmiyorum" demek 30 aldırırken "hatırlayamadım" demek 40-50 hatta hocasına göre daha yüksek aldırabilir. burada da sizin hayal gücünüz ile cümleyi nasıl süsleyeceğiniz önemli. kendinize güvenin gencolar. hadi göreyim sizi :)

günlük

ilkokul 3. sınıftan beridir aksatmadan yaptığım bir aktivitedir günlük tutmak. o zamanlarda yazdıklarım ve yazım şeklim ile şu zamanki arasında uçurum olsa da hiçbir zaman "aman be bırakıyorum artık bu işi" demedim, diyemedim. kendimi yazarak daha iyi ifade ettiğimi düşündüm hep. kalemimden çıkan her sözcüğün hayatımı kalıcı hale getirmesiydi belki de bu istikrarı sağlayan. ya da kimseye anlatamayacağım, anlatsam da kimsenin umrunda olmayacak birçok şeyi sırf ben önemsediğim için, beni ben yaptığı için onunla paylaşmamdı bana zevk veren. halen de kendime özel zamanlar ayırıyorum bunun için. fakat bir başka güzel yanı da günlük tutmanın, geçmişe bir daha bakabilmeni sağlaması olmalı. insan bir yandan kahkahalar atarak bir yandan da düşünerek okuduğu zaman aslında yerinde saymadığını, aslında ne kadar da çok büyüdüğünü (bkz:insanın büyüdüğünü anladığı an) fark ediyor. velhasıl kelam yazmaya ilginiz varsa bir başlayın gerisi gelir derim. ilginiz yoksa bile bir deneyin. bir şey kaybetmezsiniz sonuçta.

tıbbiyeli itiraf

4 yıla yakın aynı kişiyi düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. "bu sefer son." dediğim her adım yeni bir başlangıcı doğurdu içimde. bu süreç içinde ikimiz de başkalarının omuzlarında seyrettik aynı şehrin manzarasını. ama o bundan son derece mutlu görünürken ben içten içe ızdırap çekiyordum. belki artık olmayacağına daha fazla inandırdım kendimi ama söylemeden de edemiyorum: ah be oğlum, ben senle arkadaş olmaya bile varım.

akp'ye oy vermenin mahşerde beraat belgesi olması

nedense bu bana ortaçağda kilisenin para karşılığı cennetten toprak satmasını anımsattı. (bkz:endüljans)

bilmiyorum

üst dönemlerin çiçeği burnunda stajyerlere verdiği ilk uyarı, "bilmiyorum" değil "hatırlayamadım" demeleridir. sözlünün en civcivli yerindesin, belki de hoca ile göz göze diz dizesin. sıra en can alıcı soruya geldiği zaman yapacağın şey şu: gözlerini yaklaşık bir 5-10 sn bir noktaya odaklanarak düşünüyorum imajı ver, ardından "hocam bu sorduğunuz soru derste de geçmişti fakat cevabı nedense şu an aklıma gelemedi." örneğinde bir cümle kur. (en azından derse girdiğinin imajı verilmiş olur) tabi ki hocalar o kadar da salak değil. ama direkt "bilmiyorum" demek 30 aldırırken "hatırlayamadım" demek 40-50 hatta hocasına göre daha yüksek aldırabilir. burada da sizin hayal gücünüz ile cümleyi nasıl süsleyeceğiniz önemli. kendinize güvenin gencolar. hadi göreyim sizi :)

unutulmayan lise anıları

kırılgan narsist lise 3tür. liseye sap gelmiştir ve sap bitirme yolunda ilerlemektedir. o zamanlar bir sene öncesinde şiddetli bir şekilde nefret ettiği üst dönemin sevilen kişilerinden birinin kendisinden hoşlandığıyla ilgili bir rivayet almış, bununla da kalmayıp anonim mecralarda bunun araştırmasını yapmıştır. kendisi bu kafa karışıklığı ile çocuğa olan bakış açısında gelgitler yaşarken bir gün okulun alt katındaki kantine gelir. çocuğun kantinde sıra beklediğini görüp kantinin o tarafından değil de oraya da bakan oda gibi kısmından en sevdiği narlı sodayı alır. tam geldiği yönden ilerleyecekken bir refleks ile kafasını arkasına döner ve çocuğun kendisine hafif hüzünlü bir ifadeyle baktığını görür. hemen adımlarını hızlandırır ve sodayı o heyecanla kafasına diker ama ne kadar hızlı diktiyse soda köpürür ve üzerine dökülür. aşkın gözü kör müdür bilinmez ama aşk iki ayağı bir pabuca sokuyormuş.

kasten depresif moda girmek

kasten olmasa da bunun kadınlar için ayda bir yapılmışı var (bkz:pms)

depeche mode

"depeche mode diye bir grup var adamlar 90ların çoğu efsane şarkılarını yaptılar." desem kendi jenerasyonumdan değil dm 90ların şarkılarını dinleyen insan bile bulamazken sözlükte başlığın açılmış olması bile beni sevinçlere gark ettirdi.
ağlamıyorum gözüme dave gahan kaçtı :(
(bkz:enjoy the silence)
(bkz:personal jesus)
(bkz:it's no good)
(bkz:never let me down again)
(bkz:precious)
(bkz:wrong)
(bkz:question of time)
(bkz:stripped)
(bkz:people are people)
(bkz:strangelove)

çizgi filmlerin korkunç sonları

arkadaş youtube daki clickbait videoları izleyip başlığı açmış herhalde. poppy ifşa videoları 1 bunlar 2 anasını satayım.

geceye bir mesaj bırak

masmavi şu gökyüzünün altında
anlaşılmaz bir zamanın doruğunda
şimdi yazıyorum bu satırları sana

aleyna tilki

bu kızın allah için güzel sesi var, buna şüphe yok. benim asıl korkum ikinci bir britney spears vakası olma yolunda ilerlemesi. nedense erkenden meşhur olan insanların psikolojilerini koruyamadıklarını düşünüyorum.

öpücük girmeyen eve doktor girer

unutulmayan lise anıları

kırılgan narsist lise 3tür. liseye sap gelmiştir ve sap bitirme yolunda ilerlemektedir. o zamanlar bir sene öncesinde şiddetli bir şekilde nefret ettiği üst dönemin sevilen kişilerinden birinin kendisinden hoşlandığıyla ilgili bir rivayet almış, bununla da kalmayıp anonim mecralarda bunun araştırmasını yapmıştır. kendisi bu kafa karışıklığı ile çocuğa olan bakış açısında gelgitler yaşarken bir gün okulun alt katındaki kantine gelir. çocuğun kantinde sıra beklediğini görüp kantinin o tarafından değil de oraya da bakan oda gibi kısmından en sevdiği narlı sodayı alır. tam geldiği yönden ilerleyecekken bir refleks ile kafasını arkasına döner ve çocuğun kendisine hafif hüzünlü bir ifadeyle baktığını görür. hemen adımlarını hızlandırır ve sodayı o heyecanla kafasına diker ama ne kadar hızlı diktiyse soda köpürür ve üzerine dökülür. aşkın gözü kör müdür bilinmez ama aşk iki ayağı bir pabuca sokuyormuş.

içerik kuralları - iletişim