lalegibidikdur

Durum: 403 - 2 - 0 - 0 - 17.06.2020 19:58

Puan: 3317 -

3 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 41

ilk aşk

asla unutulmayacak olandır. ilkokul ikinci sınıftı sanırım, kuzenimin kuzeni tatilde bizim şehre geldi. onun anneannesiyle benim anneannemler komşuydu. dışarıda oyun oynarken tanıştık. derken ben bu arkadaşı görünce heyecanlamaya falan başladım, tabi o zaman ne olduğunu anlamıyor insan. okul açıldığında gidiyorlardı, yaz tatilinde geliyorlardı. ama benim okul zamanı da aklımda hep bu çocuk. neyse ertesi yıl yine yaz tatilinde geldiler. kartal cikcik oynarken ufak çaplı romantizmler yaşıyoruz*, sürekli beraber oynuyoruz derken bir gün tüm mahalle bana yenge demeye başladı, ilkokul 3. sınıftayız, yenge mi? *. ben de tüm iletişimi kestim. niye? bilmiyorum kestim işte. ertesi seneler onlar varken sokağa çıkmıyorum, konusunu açtırmıyorum *. arada kuzenim geliyor, bak hala sana karşı bir şeyler hissediyor diyor, ben de tık yok. bu böyle liseye kadar sürdü. ama ben okul zamanı kafayı yiyorum özlemden. liseye geçince artık unutuldu. ama ben hala evet hala yazın onun anneannesinin evinin önünden geçerken panikliyorum. saçma evet, devam eden bir şey de yok ama oluyor işte öyle*.
bunu niye anlattım bilmiyorum, yıllardır içimde kalmışsa demek ki

hospital playlist

medikal temalı kore dizisi.hem netflix hem tvn de yayınlandı.toplam 12 bölüm. ikinci sezonu 2021 de çekilecek. tıp fakültesinde tanışan 5 arkadaşın hastane yaşamına yer veren sıcak, samimi bir dizi.
insanı en çok saran yanı:kapıdan giren hastaya gözleriyle röntgen çeken, ölmek üzere olan hastayı yumruğuyla hayata döndüren, hastalarının özel yaşamına burnunu sokmayı seven doktorların olmaması, entrika da yok bu dizide. özlediğim hastane ortamını izleme imkanı veriyor. bir de güzel bir müzik grupları var.
aynı zamanda shin won-ho imzalı bir dizi. can sıkıntısına birebir.
seslendirdikleri çok eski bir şarkıyı da paylaşmak istiyorum.

evlendiğinde 49 kilo olan anne

tüm kilolarını ne hikmetse ilk çocuğuna hamile iken almış ve bir daha verememiş annedir.

deprem oluyor hissi

doğru bir başlık oldu mu bilemiyorum ancak gün içinde en az iki üç kere yaşadığım durumdur. özellikle yerde oturduğum zamanlar deprem oldu sanıp avizeye bakmama neden olan, annemin bunu yıllar önce yaşadığımız van depremine bağlaması nedeniyle çok da önemsemediğim bir durumdu. ancak gerçek deprem olduğunda da "yine o histir" diyip tepki vermemem üzerine vertigo ihtimali oluştu kafamda. başkaları da yaşıyor mu böyle bir durum merak ediyorum.

yazarların tercih ettiği kahveler

sütlü şekersiz türk kahvesi.

bilgisayar başında yemek yemek

iki buçuk aylık eğitim sürecini yirmi günlük online eğitime sıkıştırmaya çalışan okulum sayesinde fazlaca yaptığım eylemdir. insan yediğinden bir şey bir şey anlamıyor. duruma karşı hislerim ektedir :

acı biberin hemoroide etkisi

molotof etkisidir. ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedidir ya da biraz ölüm olmuştur, anlatabildim mi sözlük?

spatulayla tepsiden alınan ilk tatlı dilimi

arkadaşlarının onurunu korumak için kendini feda eden yiğittir o.
 spoiler!
genelde dolduran kişi onu kendi almak zorunda kalır.

minibüsçülerin para üstü kurnazlığı

haram lokma yemelerine sebep olan, basite alınan ama hoş olmayan eylemdir. onların inadına bir yıl boyunca gidip tüm parayı 25 kuruş yapıp her gün 9 tane 25 kuruş vermişliğim vardır. zam gelip 2.35 olduğunda da aynı azmimi devam ettirip paranın hepsini 5 ve 10 kuruşlarla ödemişliğim de vardır.

üniversitede nefret edilen ders

çalışmamak için türlü taklalar attıran derstir. benim için farmakolojidir. ama gelin görün ki günümüz tıp dünyasında olmasa olmazdır.
  • /
  • 41

vegan

veganlığı mantıksal argümanlarla açıklamak çok zor... ben veganlığı insanın duygusal hikayeci karakterine bağlıyorum. yani bir insan üçgen, kare ve dairenin hareketlerinden bir anlam çıkartmaya neden olacak kadar hikayeci bir karaktere sahip. örnek olarak, kare ile daire sürekli birlikte hareket etse, ve ara ara üçgen bunların arasına girip aralarını açsa, gözlemci insan şöyle yorumlayacak, "kare ile daire birbirine aşık ama üçgen aralarının bozulmasına neden oluyor. iyi daire, iyi kare, kötü üçgen." bulutların hareketlerinden anlam çıkarmakta öyledir.

veganlığın insanın bu karakterinin hayvanlar üzerinde gözlemlerinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. yani bir vegan, bir koyunun hareketlerine bakarak bir duygusal hikaye çıkartıyor. sonrada bu hikaye çerçevesinde kendini sınırlayıp, etinden ve sütünden uzak duruyor.
yukarıdaki iki paragrafı şöyle bağlayalım; eğer üçgen, kare ve dairenin hareketlerinin kişiyi kendini sınırlamaya bağlı bırakacak derecede mantıksızsa, veganın koyun üzerinden çıkardığı anlam niye mantıklı olsun!?


evet, veganlık duygusal olarak mantıklı geliyor. ama bir de bu dediklerimi göz önünde bulundurun

çocukken baba eve getirdiğinde mutlu olunan şeyler

bazı çocuklar için babanın kendisinin gelmesidir. sadece kendisini getirsin ister.

edit: imla

kötü günlerde kişiye güç veren sözler

"allah'ım ümidimi kaybettiğimde senin yazdığın kaderin hayallerimden daha güzel olduğunu bana hatırlat."

"(...) olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayır vardır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer vardır. allah bilir, siz bilmezsiniz." (bakara suresi, 216)

"en uzun, en çaresiz geceni düşün. sabah olmadı mı?" (reşat nuri güntekin)

güneydoğunun bir köyünde doktor olmak

doğu ve güneydoğudaki hekimlere teroristler bile karışmaz,yerel halktan çok büyük hürmet ve saygı görürsünüz,batıda elitist geçinen bencil,hiçbir ahlak yargısına itimat etmeyen herkes benden az para kazansın,herkes benim görüşümde olsun,ben herkesten üstün olayım vb. söylemlerde bulunan, doktorun saygınlığını çekemeyip kılıf uydurmak suretiyle kendi seviyesine çekmeye çalışan insanların hayatını kurtarmaya çalışmaktansa,doğu halkına hizmet etmek baştacıdır.

baran

majid majidi'nin yazıp yönettiği 2001 yapımı iran filmidir.

 spoiler!
baran ismi filmde bir defa tek geçiyor ve baran adlı karakterimizden latif gibi biz de tek bir kelime bile duyamıyoruz film boyunca. latif'in baran'a karşı hisleri, o ve ailesi için yaptığı fedakarlıklar insanın içini ısıtacak türden. hele ki latif'in kuşlara yem verirken bulduğu tokasındaki tek saç teline dokunmak isterken rüzgarın buna engel olması bile bu aşkın olumsuzluğunu bize çok net göstermekte. nitekim baran'dan geriye sadece çamurda bıraktığı bir ayak izi kalıyor onu da yine yağmur yok ediyor. o imkansızlıklar içinde o iz bile çok görülüyor latif'e belli ki.

lalegibidikdur

2 yıldır tıbbiyeli'de yazmasına rağmen hala nick-altısı olmayan bir yazarımız. neyse riki yetişti!!!
hakkında ne yazsam ne yazsam diye düşünürken ahanda buldum.
gülüşü güzel insanların gülüşünde yitip giden yazar.

iyi yazmalar...

sabah ezanının bir başka güzel olması

neden olduğunu çok sorguladım kendimce geçmiş yıllarda. ilk entry'e tamamen katılmakla birlikte saba makamında okunduğu için olabilir diye düşünmüştüm ancak telefonumdan öğlen aynı makamda ezanı açıp dinleyince o kadar etkilenmediğimi fark ettim. olay yarı uykuluyken gecenin sakinliğinde herkes uyurken kalkıp günahlarından arınmak,allah'ın rızasını kazanmak için bize verilmiş olan bu muhteşem fırsattan kaynaklanıyor sanırım.. gündüz kaptırıveriyor insan kendini dünya telaşına, gecenin sakinliği ile o güzel ses kulaklara dolunca işte diyorsun, rabbim beni huzuruna çağırıyor, en önemlisi de kabul ediyor..ve tabi bu çağrı namaz uykudan hayırlıdır sözüyle de taçlandırılınca tadına doyum olmuyor.

insanın büyüdüğünü anladığı an

çoğu kararı kendi başına almaya başladığın, bir şeyin ucundan tutmak için fikir üretebildiğin, düşündüklerini tek başına eyleme dönüştürdüğün, artık anne ve babanın elinden tutmadığını fark ettiğin lakin arkanda kocaman bir dağ olduklarını bildiğin, kendi paranı kendin kazanıp nasıl değerlendireceğine kendin karar verdiğin zaman.

büyüdüğünü anlamak da kendi içinde ayrı dilimlere ayrılır. '' evet büyüdüm! '' dersiniz fakat üzerinden geçen belli bir zamandan sonra daha da büyüdüğünüzü ve sorumluluklarınızın arttığını anlarsınız. ilk büyüdüğünüzü düşündüğünüz zaman bile zamanın etkisiyle gözünüze küçük gelebilir bazen. kimi zaman da öyle büyüdüğünüzü hissedersiniz ve yorulursunuz ki '' keşke hep o küçük perikardial efuzyon olarak kalsaydım '' dedirtir hayat. bazense zihninizin iyiden iyiye şekillenmesiyle ''büyük insan olmaya'' bir adım daha yaklaşmanın heyecanını yaşarsınız.

insanın büyüdüğünü anladığı an

ılkokul 1. sınıfın ilk haftası. üzerimde mavi önlük, havalı havalı okul merdivenlerinden iniyorum . vay be dedim kendi kendime ben birinci sınıf oldum artık.

şişman birine az ye de zayıfla demek

Toplam entry sayısı: 403

tıbbiyeli itiraf

kendimi çok gereksiz hissediyorum. kendimi bildim bileli sürekli bu hissi yaşıyorum. diğer insanlar bir şekilde yaşıyorlar, bir kişilikleri var, ortaya koydukları somut şeyler var ancak ben hep hayal dünyasındayım. sürekli niye böyle yaptım cümlesini kuruyorum,keşke görünmez olsaydım ya da hiç olmasaydım diyorum. en kötüsü de artık hayallerimde bile bu durumu yaşıyorum.

bağıra bağıra şarkı söylemek

biyokimya dersinde sürekli bu istek geliyor. tam böyle 3 saatlik blog dersin ortasında ben sana yandım zühtü diye bağırmayı çok isterdim

derdini kimseyle paylaşmayan insan

dedi ki: "ben derdimi ve hüznümü ancak allah teâlâ'ya arzederim..." (yusuf, 86)

ders çalışmak için motivasyon

birinci sınıfta 68 tane yabancı uyruklu öğrenci vardı sınıfta, şimdi üçüncü sınıftayım ve sekiz yabancı öğrenci var. bu arkadaşlardan not ortalaması gerçekten çok yüksek olan ikisiyle aynı seçmeli dersi almışız, tanışma faslı, hoca sorular soruyor. sıra onlara geldi. nerelisiniz falan. biri suriyeliymiș, ailesi halepteymiș, hoca sordu o anlattı. dağ gibi delikanlı, konuşurken sesinin titrediğini fark etmeyelim diye ha bire öksürüyordu. hoca not ortalamasını öğrenince "naptın oğlum, rekora mı koşuyorsun?" gibi bir şey sordu. "hocam benim sene kaybı yaşama ya da en ufak bir şeyi bilmeme şansım yok, bir an önce mezun olup ülkeme dönmem lazım dedi."
o an gözümün önünden gitmiyor. bizde kimsenin not arama, çıkmışların cevaplarını bulma gibi bir derdi yok. çünkü her komite öncesi biliriz ki o iki arkadaş tüm derslerin özetlerini çıkarır, çıkmışları yanlarında açıklamalarıyla beraber fotokopiye bırakır. onlara gidip "ben bu konuyu anlamadım" derseniz oturur size o konuyu anlatırlar.
onların bu azmini görünce diyorum ki kendine gel. sıcak yuvanda, ailenin yanında, bunca imkan içindeyken ve hekim adayıyken boş oturmak sana haram olsun.

hastanede karşılaşılan gülümseten olaylar

gününüzü aydın eden olaylardır kimi zaman. bugün çocuk acilde 2 - 3 yaşlarında bir hasta vardı. deliler gibi bağırıyordu,diğer çocuklar da bağırmaya başladılar, ortalık curcuna. ben de gideyim biraz sakinleştireyim dedim. yanlarına gittim. çocuk bağırıyor, sonra duruyor, kahkahalar atıyor , tekrar bağırıyor. annesi de mutlu mutlu oğluna bakıyor.var bu işte bir terslik, hadi hayırlısı diyip adını sordum, tık yok, şirinlik yapıyorum, tık yok, susması için bir şeyler soruyorum, tık yok. öylece durup yüzüme bakıyor, elini ağzıma doğru tutuyor sonra kahkaha atıyor. annesine sordum. meğer kulaklarında sıkıntı olduğu için doğuştan duymuyormuș, 1 hafta önce ameliyat olmuş, kulaklarını açmışlar. sadece 2 gündür duyabiliyormuș. haliyle ne dediğimi de anlamamış. ilk defa ses duymanın mutluluğunu yaşıyormuş. ekip olarak yüzümüzde şaşkın bir gülümsemeyle günü geçirdik.

tıp fakültesinde yaşanılan ilk hayal kırıklığı

ısrarla tüm hocaların "barsak" yazması. bir gün dayanamayıp aramızın iyi olduğu anatomiciye hocam o bağırsak değil miydi dedim. bağırsak mı yok ya bağırmayalım ehueheu dedi.

muhammed mursi'nin vefatı

“çocuklarımız bizim için ‘onlar adamdı’ diyecekler!”

mısır'ın demokratik yöntemlerle seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan ve darbeci sisi yönetimi tarafından hapse mahkum edilen muhammed mursi mahkeme salonunda kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. rabbim șehadetini kabul etsin.
edit :malingleyenler neden malinglediklerini belirtebilirler mi lütfen?

tıbbiyeli itiraf

az önce annemin wp den bizim saçma fotoğraflarımızı kendime gönderiyordum. bi anda teyzem beni aradı kuzenim annemi. meğer hepsini durum yapmışım!! bir ton kişi görmüş. tehdit telefonları alıyorum sözlük.

radyoaktif olduğu bilinmeden önce radyum fabrikasında çalışan kızların hikayesi

1917-1926 yılları arasında amerika, new jersey’de bir fabrikada, üretilen saatlerin yüzeylerini parlatmaları için kasabalı genç kadınlar işe alındı. saatlerin parlatılmasının amacı, amerikan askerlerinin geceleri de saati görebilmeleri içindi. ve kızların saatleri parlatırken kullanacakları madde, radyumdu. günde 250 kadran parlatan kızlar, zararsız olduğu söylenen radyumlu fırçaların ucunu her kullanımda dudaklarıyla sivrilttikten sonra sürüyorlardı. zaman geçti ve bu talihsiz kadınların boyunlarında, kulak arkalarında ve çenelerinde çok hızlı bir şekilde büyüyen tümörler oluştu, durumun farkına varana kadar onlarca kadın saat başı 0.27 dolar uğruna canlarından oldular.tabi ki radyumdan zarar görenler sadece fabrika çalışanları değildi, o dönem amerikasında yiyeceklerden tutun da güzellik ürünlerine kadar birçok şeyde radyum kullanılıyordu. radyuma, uranyuma çağın keşfi gözüyle bakılıyordu.
şu anda çağın buluşu gözüyle bakılan şeylerde birkaç yıl sonra aynı durum yaşanmaz inşallah..

yenilen yemeği sosyal medya'da paylaşmak

küçükken bahçede mangal yakılmazdı, konu komşuya koku gider diye, evden şeker dahi alıp oynamaya gidemezdik, annem doldururdu bir poşet şekeri çikolatayı arkadaşlarına da ver göz hakkı diye bir şey var derdi. o zamanlardan bu zamanlara nasıl, ne ara geldik dedirten harekettir.

biz atatürk gençleriyiz

dilbilgisinden bihaber bir cümledir.

ateistlerin ateizmi seçme nedenleri

kimininki bilgisizlikten kimininki bir şeylere başkaldırmaktan, kimininki sorumluluktan kaçmaktandır, genelde tembellikten çünkü iki gereksiz soruya cevap bulamadı mı hoşgeldin ateistlik. ateistler kendi içlerinde gruplara ayrılmışlardır: hristiyan karşıtı, islam karşıtı... diye. yaşadıkları coğrafyada hangi din varsa onun ateisti olurlar. ama ateizmin modası geçmeye başladı. çağa ayak uyduranlar çoktan deist oldu, geri kafalılar tarikatına mensup olanlar hala zikirleri olan evrimi çekerler. zor iş valla, iman nuru kalpte olmadan nasıl yaşanır,akıl putuyla ne kadar daha devam eder merak ediyorum.

muhammed mursi'nin vefatı

“çocuklarımız bizim için ‘onlar adamdı’ diyecekler!”

mısır'ın demokratik yöntemlerle seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan ve darbeci sisi yönetimi tarafından hapse mahkum edilen muhammed mursi mahkeme salonunda kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. rabbim șehadetini kabul etsin.
edit :malingleyenler neden malinglediklerini belirtebilirler mi lütfen?

tıp fakültesinde finalsiz geçmek

tıp fakültelerinde final diye bir şey olduğunu sözlükten öğrendim. yani her zaman olan durumdur.
edit :benim fakültemde final olmaması benim elimde olan bir şey mi te allahım ya?!

deneylerde hayvan kullanımına karşı olanlar

bir ilaç için kullanılan deney hayvanları akla gelince insanın ne kadar bencil ve zalim olduğu gözler önüne seriliyor. bir ilacın ömrü kaç yıl ki? ademoğlu senin ömrün kaç yıl ki?
Henüz takip ettiği biri yok.

içerik kuralları - iletişim