lol

Durum: 151 - 3 - 0 - 0 - 30.09.2018 15:06

Puan: 1639 -

1 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 16

tıbbiyeli itiraf

geçmişte bana attığı adımlara karşılık veremedim. şimdi çok seviyorum ama sevgimi gösteremiyorum bir türlü. eminim onu hiç umursamadığımı, önemsemediğimi düşünüyor... oysa yüzü biraz düşse, biraz üzgün görsem onu ben de üzülüveriyorum . başka kızları ona ilgili gösterirken görmek ve başkasını sevme ihtimali beni çok üzüyor... ama yine de ona bir adım atamıyorum. bir merhaba bile diyemiyorum sözlük ...

küçücük bi adım daha atsa bana koşacağım ona haberi yok... uzaktan seviyorum...

platonik

"seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli
alıştım hasretine gel desen gelemem ki..."

sözlerini getirir insanın aklına.

hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan insanlar

hiç yaşamamış gibi ölecek olanlardır.

her gün yeni bir ispanyolca kelime

tatilin en güzel yanı

sınav haftasının ve çalışılması gereken çıkmışlarin olmaması

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

"bana öyle geliyor ki ruhumun tümünü,yakasına takacak bir çiçek yerine koyan birine vermişim; kibrini okşayacak bir süs yerine koyuyor benim ruhumu, bir yaz gününde kullanılıp atılacak bir süs."

dorian gray'in portresi / oscar wilde

dügünlerde masalara konan gereksiz çiçek

bir diğer alternatif olarak düğünde servis edilmeyecek ama yine de gelin ve damatın keser gibi yaptığı sahte plastik 10 katlı gereksiz pastayı örnek verebileceğimiz başlıktır.

hayatın anlamı

"dolayısıyla çok genel bir şekilde hayatın anlamını sormak da anlamsızdır. anlayacağın, doğaçlama yapmaya mahkumuz. bir senaryosu, hazırlandığı bir rolü ve ne yapacağını fısıldayan bir suflörü olmadan sahneye çıkarılmış tiyatro oyuncuları gibiyiz. nasıl yaşayacağımıza kendimiz karar vermek zorundayız."

sophie'nin dünyası/syf 513

otostopçunun galaksi rehberi

hayat, evren ve her şeye dair nihai sorunun cevabının 42 olduğu kitaptır ayrıca *

tıptan nefret eden tıpçı

  • /
  • 16

unutulamayan küçüklük anıları

ilkokul 1.sınıftayım. küçük bir memleketten geldiğim için sınıfımdaki çoğu çocuk da ya akrabam ya da tanıdığım. sonradan tanıştığım 3-5 kişi var ve çocuk tanışmaları bilirsiniz işte direk can ciğeriz. neyse bir sınıf öğretmenimiz var ki sınıftaki bütün erkekler olarak öğretmenimize aşığız. ama nasıl aşığız; her gün birileri bahçesinden çiçekler koparıp getiriyor birileri annesine pasta çörek yaptırıyor hatta her allah’ın günü evine kadar gizli gizli eşlik ediyoruz açıkçası aşığız ama müthiş de bir teşkilatlanma içerisindeyiz.

öğretmenle daha fazla vakit geçirmek için “örtmenim annem evde yok” acındırmalarına girip zorla öğretmenin evine gidiyorum hatta. hiç unutmuyorum yumurta kırmıştı bana bir de cacık yapmıştı yanına, yediğim en güzel yemeklerdendi.

dönem arasına girdik ikinci dönem öğretmenimiz sınıfa geldi ve “çocuklar ben nişanlandım, önümüzdeki hafta sizlerin yanına nişanlımı getireceğim” dedi ve bize çekindiği fotoğrafları gösterdi. tabi o zamanlar telefon falan yok fotoğraflar baskı fotoğrafları elden ele uzatıyoruz ama fotoğraflara son sıralara doğru ıpıslak oluyor; bütün erkekler salya sümük ağlıyor.

1 hafta boyunca planlar yaptık; adam geldiğinde onu öldüreceğiz. başka çaresi yok hepimizin elinden aşkını almış olm hayırdııırr?!? swh

sonra ne mi oldu, tabiki hiçbir şey yapamadık. öğretmenimiz de senenin sonunda tayini çıktı gitti. hala ara sıra sosyal medya üzerinden görüşürüz, 3 tane çocuğu olmuş allah bağışlasın.

arkasında aşk acısından parçalanmış 17 oğlunu saymazsak tabi...

babaların depresyondan çıkaran sözleri

-baba büte kaldım..
-baba stajlar yetişmeyecek..
(ve benzeri bilimum yakınmanın ardından)
+sınıfta kalsan da benim kızımsın, kalmasan da. başarısız olsan da olmasan da.

her koşulda insanın yanında babasının olması bu dünya üzerindeki paha biçilemez şeylerden. *

huzursuzluk

 spoiler!
“aklı batı’da, kalbi doğu’da yaşama şizofrenisinin parçaladığı ruhların bunalımını, özgüven eksikliğini, yabancı sözcüklerle, yabancı tüketim mallarıyla örtmeye çalıştıkları tedirgin kişiliklerini, olduğundan farklı görünme çabalarını sanki gözlerim birdenbire açılmışçasına göstermişti hüseyin bana.”

tıp fakültesine yeni başlayanlara tavsiyeler

1) iyi arkadaşlar edinin ama her yönüyle. notunuzu sizinle paylaşsın mesela, birbirinize yer tutun, ses kayıtlarınızı paylaşın. not istediğinizde suratında hafif de olsa bir memnuniyetsizlik varsa uzaklaşın ondan.
2) komite sonralarına 2-3 günlük mini şehir dışı geziler ayarlayın, neresi olduğu önemli değil. kafanızı boşaltsanız yeter.
3) yabancı dilinizi 1.sınıfta halledin. okul zor gelse de 1.sınıftan sonra bir daha hiç zamanınız olmayabilir. sene içinde imkanınız varsa kursa gidin.
4) kafanızın uyuştuğu insanlar bulup birbirinizi kitap okumaya teşvik edin. aynı şekilde bir uygulamayı dersler için de yapın. çalışmaktan sıkıldığınızda bir kafede buluşup iyi bildiğiniz notları birbirinize anlatın.
5) bilimsel içerikli haber sitelerini ve youtube kanallarını az da olsa takip edin. tübitak popüler bilim kitapları serisinden bolca kitap okuyun. derslerle ilgili bir şeyle ders dışında karşılaşırsanız unutmazsınız.
6) felsefe ve hekimliğin tarihini-etiğini öğrenin.
7) en az 1 kongrede sunum yapın. iyi bir doktorun ikna kabiliyeti, iletişim becerisi olmalı.
8) okulla baş edebilecek kadar eğlenceli, kimsenin hayatını riske atmayacak kadar ciddi olun.

tıbbiyeli itiraf

üşengeçlik kapladı her tarafımı be sözlük. başlıklara bakıyorum kafamdan fikirler düşünceler uçuşuyor ama yazıya dökmeye çok üşeniyorum. bir de buraya bildiğin iç dünyamı dökmüşüm resmen. tanıdık biri okusun istemem. bilinçaltım bari bana özel kalsın

tıbbiyeli itiraf

kaldı geriye cevapsız sorular...

evlenilmeyecek kızlar

kadınları, eğlenilecek ve evlenilecek diye ayrıştırıp, eğlenemediğiniz biriyle evleniyorsunuz ya... bitmeyen mutsuzluğunuzun sebebi bu işte.

not: alıntıdır.. çok severim bu iki cümleyi, başlığa da çok uyduğu için paylaştım.
tanım: kişiden kişiye kategorisi değişecek kişiler.

anlık gelen mutluluk hissi

çoğunda sebeb bulunmaz ama benim geçen yaşadığım mutluluğun bir sebebi var. mesai çıkışıyım, acilen başka bir şehire geçmem gerekiyordu. en yakın giden otobüs gece kalkıyordu onu bekleyemezdim. şehirler arası yolcu taşıyan dolmuşlar vardı tabi bir gün önceden onlardan yer ayırtmak gerekiyordu. şansımı deneyip aradım ve yer olmadığını söyledi, zaten aracın kalkmasına iki saat kalmıştı. şehirdeki bir arkadaşımı aradım, bu sefer kendisi şoförü aradı, şoför ona da yok demiş, sonrasında bizim arkadaş doktor olduğumu söylemiş. şoför kızmış, neden daha önce söylemedin diye, doktorun başımın üstünde yeri var demiş. dolmuş geldi, bana en öndeki yeri ayırmıştı. arkaya da bazılarının sıkıştığını gördüm, ben arkaya geçeyim ayıp olmasın dedim ama dinletemedim, vallahi de buraya oturacaksın diyor. öylece de yola çıktık. velhasıl her gün doktora şiddeti içeren haberlerin duyulduğu bir yerde böyle şeylerin yaşanması beni mutlu etti. size bu şekilde değer verildiğini bildiğiniz bir topluma elinizden geldiğince en iyisini yapmaya çalışırsınız.

sınav kazanılmadığında kaybedilen bir yıl

üniversite sınavında istenilen yeri kazanamayıp da mezuna kalındığında var olduğu söylenen yıl, ya da yok olduğu mu desek. sınıfta kalındığında da aynısı geçerli oluyor.

bu kayıp yıldan öyle bahsedilir ki sanki o yılı yaşamamış da atlamış gibi muamele görür kişi. oysa o bir yılda da yaşamıştır kişi, o bir yılda da yaşantısına dair değişen çok şey olmuştur. ama öyle muamele görür ki bu yıl, sanki o kişi dünyaya o bölümü kazanmak, o sınıfı geçmek için gelmiştir. ama bir yıl kazandığını veya bir yıl kaybettiğini nereden bilebilir ki kişi? önünde belli bir ömür ölçeği mi var da, o sınav hedefine yönelik doğmuş kişinin? belki o kayıp diye bahseden yılda kişi, tabire göre yılı kaybetmediği hayatında başına gelecek potansiyel ölümün önüne geçmiştir. böyle bir durumda kişi bir yıl verip kalan ömrünü satın almış olur, tabii bu kayıp yıl tabirince. bunu bilebilir miyiz? ya kişi gerçekten o bölüm için veya yılı kaybettiği söylenen o hedef için uygun birisi değilse? bu kayıp yıl gözlüğüyle bakıldığında kişi bütün hayatını kaybetmiş gibi görünüyor, hiç yaşamamış gibi. ama öyle mi? mezuna kalındığında veya benzeri bir durumda yıl kaybettiğini söyleyen kişiler bunu dikkate almıyor. belki bunu söyleyenler de farkında değildir kendi hayatlarının kendi görüşlerine göre aslında yok sayıldığını. bu kayıp yıl bakış açısı gelecekte yaşamadığımız için de tutarsız. yaşamımız bugündür, bu andır. ne ilerisi ne de gerisi var değildir.

böyle durumlarda olan yakınlarınıza böyle şeyler söylemeyin, bu motive etmek için uygun bir davranış değildir. daha güzel şeylerle motive edebilirsiniz. mesela hayatını gerçekten yaşamasına dair fısıltılarla.

instagram

yaptığım paylaşımların tarzına göre, birini 20 kişi beğenirken diğerine 70 beğeni gelmesi, hikaye paylaşınca gören kişi sayısına baktığımda beğenenlerin yaklaşık iki katı olması gibi bir tecrübem varken insanların bakmadan tık tık beğenip geçtiği gibi yorumları haksız bulduğum sosyal medya aracıdır.

benim derdim başka. 27485. aynı pozu verdiğiniz selfielerinizle başlayalım, bu sizin ne kadar yalnız olduğunuzu düşündürüyor bana. o yaptığınız canlı yayınları da kimse izlemiyor. fakat güzel yaptık tadında gün içinde ortalama 10 adet bebek-çocuk fotoğrafı soyunuzu sevgiyle anmamıza sebep oluyor. evlendiyseniz ne mutlu size ama hesabınızı düğün ve kutlama fotolarıyla doldurmanız evlilikten başka bir vizyonunuz olmadığını gösteriyor. tek taşınızı alıp münasip yerinize sokun bu arada. hediyelerinizi de.

konsere veya canlı müziğe gittiyseniz çok da matah bir şey yapmadığınızı birinin yüzünüze artık söylemesi gerekiyor. arabayla yolda seyir halindeyken müzik eşliğinde yol videosu paylaşmanız vasatın altı bir insan olduğunuzu, kendinizle beraber başka insanların da canını bir hiç uğruna tehlikeye attığınızı ilan ediyor.

bilin ki instagram ayda yılda bir hatıra olsun diye güzel anlarını, gezip gördüğü egzotik yerlerin ilginç fotoğraflarını paylaşan, günlük yaşamın içinde gözümüzden kaçan ufak tefek detayları kendi üslubuyla harmanlayıp önümüze sunan, bir şeyler üretmenin sevincini yaşayan ve yaşatan özel insanların yüzü suyu hürmetine ayakta kalıyor.

Toplam entry sayısı: 151

tıbbiyelilerin stres azaltma yöntemleri


ingiltere de nörobilim alanında çalışmalar yapan mindlab international araştırmacılarından david lewis-hodgson yaptığı deneyler sonucunda weightless adlı şarkının stres seviyesini yüzde 65 e kadar azaltabileceğini gözlemlemiş.

ben rahatlatıcı buldum şahsen.

tıbbiyeli itiraf

bazen hiç kimseyle konuşamıyorum günlük... konuşmak istesem de olmuyor ne yapayım. sanki biri kendini ifade etme yeteneğimin düğmesini kapatmış gibi hissediyorum.

bir de okul hiç geçmiyor. okulda insanlar çok soğuklar... her gün gördüğum artık sima olarak birbirimizi tanıdığımız insanların taş gibi suratlarla hiç günaydın demeden sokakta gördüğümde selam vermeden geçip gitmeleri bu aralar daha bir çekilmez geliyor... onlar bu kadar beni sallamaz takıldıkça daha çok içime kapanıyorum sözlük...

birbirimize günaydın desek ne bileyim asansörde falan bir iki cümle kursak o koca egolarımızdan çok bi şey eksilmez sanki. en azından karşımızdaki kişiye "insan" gibi davranmış oluruz.

bazılarımız için ailesinden ve arkadaşlarından uzakta başka bir şehirde tek başına yaşamak yeterince zorken sizin bu anlamsız tuğla suratlarınız, ergenlikten kalma gruplaşmalarınız bu şehri ve okulu daha da çekilmez kılıyor olabilir....

yazarların sınav öncesinde yaptıkları davranışlar

stresliysem rahatlamak için telkin dinlediğimi söyleyebileceğim başlık.

yazarlar için mükemmel bir günün tanımı

benim için tanımı
kışın yağmur yağarken evde sıcak bir banyodan sonra yeni yıkanmış mis gibi çarşaf kokusuyla yatağımın içinde sıcacık yatıp bütün gün sadece çok güzel bir kitap okumak,
akşam olunca sıcacık çorba içmek için yemeğe çağrılmak
olan başlıktır.

günün sözü

"ruhun şarkı söylerse, hayat seni mutlaka dansa kaldırır."

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

tıbbiyeli itiraf

bazen hiç kimseyle konuşamıyorum günlük... konuşmak istesem de olmuyor ne yapayım. sanki biri kendini ifade etme yeteneğimin düğmesini kapatmış gibi hissediyorum.

bir de okul hiç geçmiyor. okulda insanlar çok soğuklar... her gün gördüğum artık sima olarak birbirimizi tanıdığımız insanların taş gibi suratlarla hiç günaydın demeden sokakta gördüğümde selam vermeden geçip gitmeleri bu aralar daha bir çekilmez geliyor... onlar bu kadar beni sallamaz takıldıkça daha çok içime kapanıyorum sözlük...

birbirimize günaydın desek ne bileyim asansörde falan bir iki cümle kursak o koca egolarımızdan çok bi şey eksilmez sanki. en azından karşımızdaki kişiye "insan" gibi davranmış oluruz.

bazılarımız için ailesinden ve arkadaşlarından uzakta başka bir şehirde tek başına yaşamak yeterince zorken sizin bu anlamsız tuğla suratlarınız, ergenlikten kalma gruplaşmalarınız bu şehri ve okulu daha da çekilmez kılıyor olabilir....

çocuklara okumayı sevdirecek kitaplar

jules verne kitapları
çocuk kalbi
narnia günlükleri
harry potter serisi
monte cristo kontu
muzaffer izgü kitapları


ben bunlarla sevmiştim. çocuk kalbi ağlattı, muzaffer izgü güldürdü, jules verne bir sürü hayal kurdurttu.

bir de percy jackson ve olimposlular da çocuklar için gerçekten çok sürükleyici ve harika bir seridir.

tıp fakültesinde yaşanılan ilk hayal kırıklığı

her şeyi dümdüz slayttan okuyan bazı hocalar. ben profesörlerin dersi slayta bakıp değişmeyen ses tonlarıyla okuyacağını değil bizlere hitap ederek aktaracağını düşünmüştüm .

ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler

ıkide bir kahve yapmak
devamlı buzdolabına gidip atıştırmalık bakmak
en az 3 yıldır dinlemediğim şarkıları hatırlayıp uzun uzun kliplerini izlemek
nostaljik çizgifilmler izlemek
liseden beri aramadığım arkadaşlarımı aramak
aç olmadığım halde yemek siparişi vermek ve yemek gelene kadar telefonuma bakmak
ne zamandır elimi atmadığım kitabımı okumak
ınstagramdaki her hesabın ilk paylaştığı fotoya kadar tek tek bütün fotoları incelemk


gibi ders çalışmamak için anlamsız davranışlara başvurduğum durumlardır.

türkiye'nin en iyi tıp fakültesi

hacettepe'de okumayan bir tıpçı olarak cevap hakkımı hacettepe'den yana kullandığım başlık... en iyilerde ilk 3'tedir en azından

yani kabul edelim sıralamamız tutsa hepimiz gitmek isterdik...ben istemiştim şahsen ...

ama ilginç bir şekilde kendi okulumu da sevmeye başlıyorum sanırım...

edit: sevgili eksileyen yazarlarımız tamam tamam trakya tıpın falan hacettepeden farkı olmadığını düşünerek içimizi rahatlatmaya devam...

zaten burası türkiye isviçre bizim hiçbir üniversitemizi tanımıyor bile ..

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

-dostluk nedir, biliyor musunuz? diye sordu.
-evet, diye yanıtladı çingene kızı; kardeş gibi olmaktır, tıpkı elin iki parmağı gibi iç içe geçmeden birbirine dokunan iki ruh gibi.

*notre-dame'ın kamburu / victor hugo

mustafa kemal atatürk

geleceğin
der ki mustafa kemal bu ağustos gecesi
geleceğin
dağlarına
yağan kar gibiyim.

geleceğin
der ki mustafa kemal
geleceğin
yollarına düşerken
bu çizmelerde dar gibiyim.

geleceğin
der ki mustafa kemal
geleceğin
özgürlüğünü
yaşar gibiyim.

geleceğin
der ki mustafa kemal
geleceğin
bütün kurtuluş savaşlarında
var gibiyim...

(bkz: fazıl hüsnü dağlarca)

yazarların tıbbiyeli sözlükte yazma sebepleri

açıkçası kendim için yazıyorum diyebileceğim başlık.

1 yıl sonra dönüp baktığımda ne düşündüğümü, hissettiğimi hatırlamak istiyorum. burayı bir çeşit günlük gibi kullanıyorum diyebilirim. hayatımı ve hissettiklerimi kısa kesitler halinde görebilmek için...

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması


içerik kuralları - iletişim