lol

Durum: 141 - 7 - 0 - 0 - 06.08.2018 00:23

Puan: 1505 -

1 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 15

prenses mononoke


hayao miyazaki tarafından 1997'de yaratılan japon animasyonu.

ne olursa olsun san'dan vazgeçmeyen ashitaka beni çok duygulandırmıştı .
bir de o soundtrack ı öyle güzel ki ! tabi ki hisaishi bestesi.

antep fıstığı

bazıları için ise adı (bkz:şam fıstığı) olan yemiş.

maymunlar neden insan olmuyor



cevabı olan sorudur. başlığa cevap olacağını düşündüğüm videoyu buraya bırakıyorum.

abba


70'li yılların ünlü isveçli pop müzik grubudur. en güzel şarkılarından biri ise (bkz:dancing queen)

82 yaşındaki dedeye kelepçe ve biber gazı

hekime neden kabahat bulunduğunu anlayamadığım olaydır.
hekim kanunen reçete yazamayacağını anlatmış ve sonra durum öyle gerektirmiş demek ki polise haber vermiş. vay efendim neden polise haber vermiş amcayı sakinleştiremiyorsa bu nasıl doktormuş demek kolay hiçbirimiz orada değildik...

fallarla ve burçlarla ilgilenmeyen insan tipi

ıçinde bulunduğum insan tipidir. gerçekten hiç bir bilimsel açıklaması olmayan bu batıl konuyu tartışan ve burcuyla övünen tipleri anlayamıyorum . ve bunu çevremdeki tıpçılar yaparken ekstra anlam veremiyorum:((. o kadar hararetli konusuyorlar ki fikrimi söyleme gereği duymuyorum.


kız arkadaş grubum bu konuyu konuşurken genelde kendimi belli etmeyip dinliyormuş gibi yapıyorum . içimden "deli misiniz ?!" demek gelse de kafa sallayip " hımm öyle mi ?" gibi cevaplar veririm.
oysa fiziksel olarak orada olsam da zihinsel olarak çok uzaklardayımdır.

bölümlere yapılan klişe yorumlar

ıyi ki bir planımızı sordunuz da söyledik dedirttiren yorumlardır.
plastik cerrah olmak istiyorum der ve konstrüktif cerrahiyle ilgili hayallerimi anlatırım .karşılığinda aldığım cevap:

- yaşlı teyzelerin meme küçültme ameliyatlarını yapar uğraşıp durursun 10 yıl sonra .

hamlet

hamlet'in horatio'ya

bil ki en derin hesaplar boşa gider de
akılsız davranış işe yarar bazen.
demek ki tanrısal bir güç karışıp işe,
biz ne taslaklar çizersek çizelim,
son biçimi o veriyor kaderimize.

dediği güzel oyun.

hamlet

var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!
düşüncemizin katlanması mı güzel,
zalim kaderin yumruklarına, oklarına,
yoksa diretip bela denizlerine karşı
dur, yeter demesi mi ?

dizelerine sahip shakespeare'in 1600-1601 arasında yazdığı güzel oyunu .

özdemir asaf

2=1
"kim o, deme boşuna...
benim, ben.
öyle bir ben ki gelen kapına; 
başdan başa sen."
  • /
  • 15

instagram

yaptığım paylaşımların tarzına göre, birini 20 kişi beğenirken diğerine 70 beğeni gelmesi, hikaye paylaşınca gören kişi sayısına baktığımda beğenenlerin yaklaşık iki katı olması gibi bir tecrübem varken insanların bakmadan tık tık beğenip geçtiği gibi yorumları haksız bulduğum sosyal medya aracıdır.

benim derdim başka. 27485. aynı pozu verdiğiniz selfielerinizle başlayalım, bu sizin ne kadar yalnız olduğunuzu düşündürüyor bana. o yaptığınız canlı yayınları da kimse izlemiyor. fakat güzel yaptık tadında gün içinde ortalama 10 adet bebek-çocuk fotoğrafı soyunuzu sevgiyle anmamıza sebep oluyor. evlendiyseniz ne mutlu size ama hesabınızı düğün ve kutlama fotolarıyla doldurmanız evlilikten başka bir vizyonunuz olmadığını gösteriyor. tek taşınızı alıp münasip yerinize sokun bu arada. hediyelerinizi de.

konsere veya canlı müziğe gittiyseniz çok da matah bir şey yapmadığınızı birinin yüzünüze artık söylemesi gerekiyor. arabayla yolda seyir halindeyken müzik eşliğinde yol videosu paylaşmanız vasatın altı bir insan olduğunuzu, kendinizle beraber başka insanların da canını bir hiç uğruna tehlikeye attığınızı ilan ediyor.

bilin ki instagram ayda yılda bir hatıra olsun diye güzel anlarını, gezip gördüğü egzotik yerlerin ilginç fotoğraflarını paylaşan, günlük yaşamın içinde gözümüzden kaçan ufak tefek detayları kendi üslubuyla harmanlayıp önümüze sunan, bir şeyler üretmenin sevincini yaşayan ve yaşatan özel insanların yüzü suyu hürmetine ayakta kalıyor.

instagram

arkadaş ısrarına katlanamayıp açtım galiba 6-7 ay dayanabildim ve sildim. aşırı samimiyetsiz. takipleşen insanların gerçek hayatlarında birbirlerine selam bile vermediği, fotoğrafların bakmadan beğenildiği uygulama. şimdi bünyesine hikaye, anket falan da katmış. görülme de görülüyomuş ve ekran alınca bildirim gitme özelliği de gelecekmiş. ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum keşke bi çizgisi olsaydı.

takipçiyle, beğeniyle kendini beğendirme çabasında, popüler olmak her şeymiş gibi algılayan büyük bir kesimi barındırıyor. bir keşfet var zaten giren çıkamıyor adeta zaman kaybı.

sosyal medya mı asosyal medya mı tartışılır.ordan beni takip eden insanların beğenilerindense okulda bir kişinin selamını tercih ederim. ya ben oturup konuşmayı seviyorum napıyım sanaldaki arkadaşlığı, napıyım sanaldaki beğenilmeyi?

sırf profil fotoğrafından tanımadığın bir sürü insanın seni takip etmesi günde 30 falan geliyor yani bu nasıl bir açlıktır? git bir iki ortama gir de gerçekten konuş değil mi ama? bir iki konuştuğum insanın okulda gelip konuşamaması çok gülünç ya gerçekten. ben napıyım sanal insanı?

fotoğrafların da insanları yansıttığını düşünmüyorum. çok güleryüzlü bir insan somurtkan, fotoğraftan fotoğrafa gülen insanlar neşeli gibi anlaşılabiliyor. fotoğrafla reelin farkına girmiyorum zaten.

hayatlar, insanlar öyle farklı görünüyor ki çevrem normalde full ders çalışan insanlarla dolu ama sürekli yine gezmelerdeyim, hep geziyorum, heeeeeyyyy ben geziyorum görüyosunuz de mi diye bağıran paylaşımlar var. tatile gittiklerinde gezmeyi, eğlenmeyi bırakıp fotoğraf çekimleriyle uğraştıklarını düşünmekteyim. ne bileyim ben tatilde denizin, kumun, yeni insanların, yeni yerlerin tadını çıkartmaktan çoğu zaman fotoğraf çekilmeyi unutuyorum. yürüdüğümü, yediğimi, içtiğimi paylaşmam falan imkansız. ya yemek paylaşılır mı zaten? ben burda olan var olmayan var olayına girmiyorum. benim değinmek istediğim şu: waffle atıyosun diyelim ben yurttayım ve o an onu yiyemiyorum aşırı canım çekiyor ya da diyetteyim ve yememem lazım. ilginç sunumlar vs. paylaşılabilir ama böyle şeyler doğru olmuyor işte.

tıp fakültesine özgü mü bilmiyorum ama komite final dönemi fark etmeksizin sürekli not, fosforlu kalem ve çalışma isyanı görüyorum.

bir de sevgili krizleri var. ayrılınca tüm fotoğrafları silmek hatta hesabı silmek. ya bildiğiniz insanlar insanlara hesap veriyor onlara göre ayarlıyor kendini.

popüler olmaya kasan erkekler çekici olmayı geç benim için iticiler. hatta bir hesaba girdim diyelim. aşırı takipçi, aşırı beğeni, araba fotoğrafları, araba gösterge videoları sjsj göreyim ben anında itiliyorum. kendi halinde erkekleri daha gizemli ve çekici buluyorum. sosyal medyayı aktif kullanan ve sürekli popo(kibarlaştım) beğenen biri vardı mesela. offf ya ne beğendiğini bile görüyosun. gerçekten insanı deli eden bir uygulama. sürekli bana takip atmış, sana atmış mı? beni çıkmış, seni çıkmış mı? acayip dedikodu, stalk. of şiştim ya daha fazla yazamıycam.

türkiye’de doktor olmak

halk tarafından nedensizce aşırı kıskanılmak, bazen nefret edilmektir, şiddet görmektir. iyi niyeti suistimal edilmektir. her siyasi kesimden her sosyoekonomik sınıftan var bu doktor düşmanları. adamın bakıyorsun güya modern, çağdaş görünüyor. aslında bu açıdan da cahilin önde gideni.

bu sebeple mesleğin saygınlığını korumamız gerektiğini düşünüyorum zaten. görünüşümüzle, kılık kıyafetimizle, davranışlarımızla, zeka ve çalışkanlığımızı kendimize güveni yayacağız. halktan bir tık ötede olacağız ki, halka örnek olacağız. otoriter ve donanımlı olacağız ki saygı duyacaklar. şiddete cesaret edemeyecekler.

türkiye, sair batı ülkeleri gibi hasta ile hekimin bir arada tedaviye karar verebileceği yaklaşımın benimsenebileceği bir ülke değil. tedaviyi doktor emin olarak uygulayacak. tabii elindeki kanıtlarıyla.

aynı zamanda türk tıbbiyesinin bir ferdi olmak övünçtür türk hekimi için. tarihte her daim yenilikçi, hürriyetçi, vatansever bu topluluk, türkiye'nin dünyayla en eş giden mesleğini icra etmektedir. kırımlı aziz beylerin, tevfik sağlam'ların, besim ömer'lerin, esat feyzi ve rifat osman'ların, hulusi behçet'lerin, türkan saylan'ların, aziz sancar'ların geçtiği sıralardan geçmiş olduk bizler de...

ölüp gideceğimiz gerçeği

zamanında kendi içimde büyük isyanlara neden olmuş ve bende varoluşsal krize (existential crisis) neden olmuştur. ama bu konu hakkında uzun uzun düşündüm, insanlığı etkileyen önemli şahsiyetlerin eserlerini okudum, freud'u, darwin'i, rousseau'yu, atatürk'ü. ve şu sonuca vardım:

"insan bir birey olarak tek başına önemsizdir ve yaşamı aslında hiçbir anlam ifade etmez. yalnız bu bireyin kendisinin önemsiz olduğu anlamına girmez. birey, aynen kolonisi için yiyecek götüren bir karınca gibi, vücutta organizmanın devamı için işleyen bir organ gibi toplum için vardır. o halde topluma ve tüm insanlığa yararlı olan bir birey yaşadığı süre içinde dünya üzerindeki görevini tamamlamış demektir."

büyük ihtimalle öldükten sonrası, doğmadan öncesine benziyor. veya o derin uykuda ne oluyorsa ona. bu nedenle çok da üzülmemek lazım. mutlu yaşa, çoğal, çoğalt, öğren, öğret.

hamlet

"bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
yürekten gelenin doğal rengini.
ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
yollarını değiştirip bu yüzden
bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar."
bu satırları buraya bırakmak istedim, birçoğumuz için çok şey anlam ifade ettiğine eminim.

tıbbiyeli itiraf

bazen diyorum ki kendime yaşa gitsin. her şey boş, vakit dar, düşünme bu kadar, kaygılanma, zorlaştırma hayatını. ne yapıyorsan kendine yapıyorsun, boşver artık aptal ve mutlu biri ol. uğraşma, her şeye koşmaya çalışma, boş zamanlarını doldurmaya çalışma her fırsatta tükenirsin. ne bileyim yaşa gitsin işte. yorulma bu kadar.

tıbbiyeli itiraf

bazen bulunduğum yerden,çevremdeki insanlardan herkesten sıkılıyorum,uzaklaşıyorum.herkese,her şeye yabancılaşıyorum.hiç bir yere ait hissedemiyorum kendimi.
aniden geliyor bu his,ama çok derinden.sonra kendi kendime sorarken buluyorum 'ne işim var benim burada?'

tıbbiyeli itiraf

türkiyedeki sahte müslümanlıktan çok sıkıldım.

bir köpeğin sahibinden 10 ricası

dillerini anlayamadığımız sevgili yavrularımız bizlere bir şeyler anlatmak istiyor. ailemizin bir parçası olan, gelip anneler/babalar günümüzü kutlayan* bu canların bizden beklediği aslında pek de fazla görünmüyor.

1-benim hayatım 10-15 yıl sürer. senden ayrılığım bana acı verir. beni almadan önce bunu düşün.
2- bana, senin benden istediklerini anlayacağım bir süre ver.
3- benim içimde sevgi duygusu uyandır ben bununla yaşarım.
4- bana hiç bir zaman uzun süreli darılma ve cezalandırmak için bir yere kapatma. senin hayatında iş, eğlence ve arkadaşların var. benim hayatımda ise sadece sen varsın.
5- arada sırada benimle konuş. sözlerini anlamasam bile bana yönelttiğin sesini anlarım.
6- bana daima nasıl davranılması gerektiğini bil. ben hiç bir zaman unutmam.
7- beni dövmeden önce aslında dişlerimle kemiklerini un ufak edebileceğimi, ancak asla böyle bir yola başvurmayacağımı düşün.
8- beni "isteksiz, tembel ve inatçı" diye azarlamadan önce düşün: belki yediğim yemek dokunmuştur, belki güneşin altında uzun zaman kalmışımdır veya halim kalmamıştır.
9- yaşlandığımda benimle ilgilen, bir gün sen de yaşlanacaksın.
10- her zor anımda yanımda ol, "benim içim kaldırmaz" veya "ben görmeden olsun" deme, çünkü benim için her şey seninle birlikte daha kolay.

https://www.greendog.com.tr/kopeklerin-sahibinden-ricasi

çavdar tarlasında çocuklar

ilk başladığım zamanlarda ben ne okuyorum ulan böyle demiştim kendi kendime. açıkçası pek beğenmemiştim içten içe kendisini. ancak şöyle okumaya devam ettikçe kitap daha da açıyor söylemek istediklerini. herkesten nefret ettiğini düşünebilirsiniz holden'in. ancak öyle olmadığını da içten içe hissedersiniz okurken. çünkü kendisi felaket şekilde duyguludur. insanların kötü durumda olduklarını filan görünce çok etkilenir aslında. onu en çok etkileyen şeylerden birisi ise samimiyetsizliktir kanımca. holden samimiyeti ön plana tutar her zaman. insanların rol yapmalarına kendileri gibi olmamalarına asla dayanamaz. yapısı gereği açık sözlüdür, hiç çekinmeden söyler herkese istediği şeyi.

şahane bir gözlemcidir holden, daime çevresini gözlemler onlar hakkında çıkarımlarda bulunur. derslerinde başarısızdır, okuldan kovulacak düzeyde üstelik. asi bir çocuktur korkusuz bir karakter çizer söyledikleriyle yaptıklarıyla ama yazar küçük küçük de olsa size anımsatır aslında onun bir çocuk olduğunu. mesela okuldan kovulduğunu ailesine söyleyemez ne de olsa bir çocuktur. ne kadar korkmuyorum dese de, içten içe korku hisseder. bu yüzden dönmek istemez evine, kaçmak kurtulmak, bir kulübede kendine bir hayat kurmak ister. küçük kardeşi phoebe'ye inanılmaz biçimde bağlıdır. herkesten çok onu sevdiğini anlıyorsunuz satırları okurken.

" erkek okullarına gitseydin görürdün. bir dene de gör," dedim. "sahtekâr heriflerden geçilmiyor ortalık. tek yapacağın, derslerine çalışmak, böylece, bir gün kendine lanet bir cadillac alacak parayı kazanmasını öğreneceksin, okulun futbol takımı kaybederse çok üzüleceğine herkesi inandıracaksın, sabahtan akşama kadar kızlardan, içkiden ve seksten başka bir şey konuşmayacaksın. o küçük kliklerde herkes birbirini nasıl da tutuyor. basketbol takımındakiler birbirlerini tutuyor, katolikler birbirlerini tutuyor, lanet entelektüeller birbirlerini tutuyor. ayın kitabı kulübüne üye olan herifler bile birbirlerini tutuyor. şöyle biraz akıllıca bir şey yapmaya kalk- "

varoluşçudur, çevresindeki insanların neler istediğiyle ilgilenmez. onların istediği şeyleri istemiyordur çünkü. sadece birazcık dürüstlük ister sizden. daha anlatılacak çok fazla şey var roman hakkında ve kısacık bir yazıyla hepsini anlatabileceğimi düşünmüyorum. güzel bir kitaptır iyi okumalar diliyorum

" sonra gitti, denizci herifle ben birbirimize, tanıştığımıza memnun olduğumuzu söyledik. ki, böyle, tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan "tanıştığımıza memnun oldum," demek beni öldürüyor. ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvalan söylemek zorundasınız. "

Toplam entry sayısı: 141

tıbbiyelilerin stres azaltma yöntemleri


ingiltere de nörobilim alanında çalışmalar yapan mindlab international araştırmacılarından david lewis-hodgson yaptığı deneyler sonucunda weightless adlı şarkının stres seviyesini yüzde 65 e kadar azaltabileceğini gözlemlemiş.

ben rahatlatıcı buldum şahsen.

tıbbiyeli itiraf

bazen hiç kimseyle konuşamıyorum günlük... konuşmak istesem de olmuyor ne yapayım. sanki biri kendini ifade etme yeteneğimin düğmesini kapatmış gibi hissediyorum.

bir de okul hiç geçmiyor. okulda insanlar çok soğuklar... her gün gördüğum artık sima olarak birbirimizi tanıdığımız insanların taş gibi suratlarla hiç günaydın demeden sokakta gördüğümde selam vermeden geçip gitmeleri bu aralar daha bir çekilmez geliyor... onlar bu kadar beni sallamaz takıldıkça daha çok içime kapanıyorum sözlük...

birbirimize günaydın desek ne bileyim asansörde falan bir iki cümle kursak o koca egolarımızdan çok bi şey eksilmez sanki. en azından karşımızdaki kişiye "insan" gibi davranmış oluruz.

bazılarımız için ailesinden ve arkadaşlarından uzakta başka bir şehirde tek başına yaşamak yeterince zorken sizin bu anlamsız tuğla suratlarınız, ergenlikten kalma gruplaşmalarınız bu şehri ve okulu daha da çekilmez kılıyor olabilir....

yazarların sınav öncesinde yaptıkları davranışlar

stresliysem rahatlamak için telkin dinlediğimi söyleyebileceğim başlık.

günün sözü

"ruhun şarkı söylerse, hayat seni mutlaka dansa kaldırır."

the smiths



1982'de manchester'da kurulmuş vokalistliğini steven patrick morrisey'in yaptığı ingiliz alternatif rock grubudur.

there is a light that never goes out
asleep
please,please,please let me get what ı want
bigmouth strikes again
how soon is now ?
this charming man
stretch out and wait

gibi şarkıları en sevdiklerim olmakla birlikte zaten morrisey'in sesi öyle güzel ve dinlendirici ki her şarkıları ayrı güzel...

(bkz:louder than bombs )
(bkz:alternative rock)

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

tıbbiyeli itiraf

bazen hiç kimseyle konuşamıyorum günlük... konuşmak istesem de olmuyor ne yapayım. sanki biri kendini ifade etme yeteneğimin düğmesini kapatmış gibi hissediyorum.

bir de okul hiç geçmiyor. okulda insanlar çok soğuklar... her gün gördüğum artık sima olarak birbirimizi tanıdığımız insanların taş gibi suratlarla hiç günaydın demeden sokakta gördüğümde selam vermeden geçip gitmeleri bu aralar daha bir çekilmez geliyor... onlar bu kadar beni sallamaz takıldıkça daha çok içime kapanıyorum sözlük...

birbirimize günaydın desek ne bileyim asansörde falan bir iki cümle kursak o koca egolarımızdan çok bi şey eksilmez sanki. en azından karşımızdaki kişiye "insan" gibi davranmış oluruz.

bazılarımız için ailesinden ve arkadaşlarından uzakta başka bir şehirde tek başına yaşamak yeterince zorken sizin bu anlamsız tuğla suratlarınız, ergenlikten kalma gruplaşmalarınız bu şehri ve okulu daha da çekilmez kılıyor olabilir....

cocuklara okumayi sevdirecek kitaplar

jules verne kitapları
çocuk kalbi
narnia günlükleri
harry potter serisi
monte cristo kontu
muzaffer izgü kitapları


ben bunlarla sevmiştim. çocuk kalbi ağlattı, muzaffer izgü güldürdü, jules verne bir sürü hayal kurdurttu.

bir de percy jackson ve olimposlular da çocuklar için gerçekten çok sürükleyici ve harika bir seridir.

ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler

ıkide bir kahve yapmak
devamlı buzdolabına gidip atıştırmalık bakmak
en az 3 yıldır dinlemediğim şarkıları hatırlayıp uzun uzun kliplerini izlemek
nostaljik çizgifilmler izlemek
liseden beri aramadığım arkadaşlarımı aramak
aç olmadığım halde yemek siparişi vermek ve yemek gelene kadar telefonuma bakmak
ne zamandır elimi atmadığım kitabımı okumak
ınstagramdaki her hesabın ilk paylaştığı fotoya kadar tek tek bütün fotoları incelemk


gibi ders çalışmamak için anlamsız davranışlara başvurduğum durumlardır.

içine kapanık insan

çok da üstlerine gidilmemesi gerektiğini düşündüğüm insan tipi.

içe kapanıklar hemen renklerini size gösteremezler. fakat yeterince zaman tanırsanız açılmaya başlayacaklar ve herkese göstermedikleri dünyalarını keşfetmenize izin vereceklerdir. çok fazla arkadaşları olmadığı için sizi satmayacak, sır tutacak ideal dostlar olabilirler ayrıca.

onları soğuk diye de yargılamamalıyız. çünkü hemen duvarlarını yıkamamak ellerinde olan bir şey değil.

müzikleri,filmleri, kitapları ve yakın dostlarıyla mutlu olabilen bu güzel insanları üzmeyelim lütfen.

(bkz:içe kapanıklık eksiklik değildir)
(bkz:bill gates)
(bkz:gandhi)

türkiye'nin en iyi tıp fakültesi

hacettepe'de okumayan bir tıpçı olarak cevap hakkımı hacettepe'den yana kullandığım başlık... en iyilerde ilk 3'tedir en azından

yani kabul edelim sıralamamız tutsa hepimiz gitmek isterdik...ben istemiştim şahsen ...

ama ilginç bir şekilde kendi okulumu da sevmeye başlıyorum sanırım...

edit: sevgili eksileyen yazarlarımız tamam tamam trakya tıpın falan hacettepeden farkı olmadığını düşünerek içimizi rahatlatmaya devam...

zaten burası türkiye isviçre bizim hiçbir üniversitemizi tanımıyor bile ..

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

-dostluk nedir, biliyor musunuz? diye sordu.
-evet, diye yanıtladı çingene kızı; kardeş gibi olmaktır, tıpkı elin iki parmağı gibi iç içe geçmeden birbirine dokunan iki ruh gibi.

*notre-dame'ın kamburu / victor hugo

mustafa kemal atatürk

geleceğin
der ki mustafa kemal bu ağustos gecesi
geleceğin
dağlarına
yağan kar gibiyim.

geleceğin
der ki mustafa kemal
geleceğin
yollarına düşerken
bu çizmelerde dar gibiyim.

geleceğin
der ki mustafa kemal
geleceğin
özgürlüğünü
yaşar gibiyim.

geleceğin
der ki mustafa kemal
geleceğin
bütün kurtuluş savaşlarında
var gibiyim...

(bkz: fazıl hüsnü dağlarca)

yazarların tıbbiyeli sözlükte yazma sebepleri

açıkçası kendim için yazıyorum diyebileceğim başlık.

1 yıl sonra dönüp baktığımda ne düşündüğümü, hissettiğimi hatırlamak istiyorum. burayı bir çeşit günlük gibi kullanıyorum diyebilirim. hayatımı ve hissettiklerimi kısa kesitler halinde görebilmek için...

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması


içerik kuralları - iletişim