lupus

Durum: 564 - 16 - 2 - 1 - 17.12.2017 02:19

Puan: 7088 -

2 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

"I will see you in the next life..."
  • /
  • 57

teletext

dokuz - on yaşlarımdayken saçma bir şekilde sürekli girip girip fenerbahçe'nin ligdeki son durumuna baktığım, "hmm galatasaray'ın üstündeyiz" , "oh be besiktaş'la da arayı açtık" türünden yorumlarımla tuttuğum takımı takip ettiğimi sandığım, oynanan maç, galibiyet, beraberlik sayısı gibi parametreler üzerinden futbola kafa yorduğum yılları hatırlatan trt fasilitesi. bunu ilk keşfettiğimde hazine bulmuş gibi sevinmiştim.
dipnot : şimdi fenerbahçe'nin kadrosunu say deseniz sayamam, o zamanlar en azından bir çabam vardı swh

küçükken yanlış sanılan şeyler

tıbbiyeli itiraf

cep telefonu bağımlısıyım, öyle ki ders çalışamıyorum.

aile arasında

son zamanlarda ülkemizde çekilmiş en kaliteli komedi filmidir. engin günaydın ve demet evgar çok şahane bir uyum yakalamış. gidip görülesi.
 spoiler!
solmaz'ın* olur olmadık yerlerde damadın yahut damadın ailesinin yanında ağzından kaçırdığı argo ifadelere epey güldürdü, bir de fatih artman'ın ya benimsin ya topraaam repliğine gün içinde aklıma gelince gülmeye devam ediyorum, sen çok yaşa gülse birsel! swh

çay

ince belli bardaktan içmesi güzel olandır, bunun dışında nedense tadı hep eksik gelir. bugünse kendisini ilk kez kakule tohumu katıp içmeyi bir denedim, tıkalı sinüsleri açmaya birebir olmakla beraber çayda yeni bir tat arayan herkese şiddetle tavsiye edilir.

aşkı en güzel anlatan şiirler

sarı saçlarına deli gönlümü
bağlamışlar, çözülmüyor mihriban! 
ayrılıktan zor belleme ölümü
görmeyince sezilmiyor mihriban!

yâr deyince kalem elden düşüyor
gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
lâmbamda titreyen alev üşüyor
aşk kağıda yazılmıyor mihriban!

önce naz sonra söz ve sonra hile
sevilen seveni düşürür dile
seneler asırlar değişse bile
eski töre bozulmuyor mihriban!

tabiplerde ilaç yoktur yarama
aşk değince ötesini arama
her nesnenin bir bitimi var ama
aşka hudut çizilmiyor mihriban!

boşa bağlanmamış bülbül gülüne
kar koysan köz olur aşkın külüne
şaştım kara bahtın tahammülüne
taşa çalsam ezilmiyor mihriban!

tarife sığmıyor aşkın anlamı
ancak çeken bilir bu derdi, gamı
bir kördüğüm baştan sona tamamı
çözemedim çözülmüyor mihriban!
(bkz:mihriban)
(bkz: abdurrahim karakoç)

düğünofobi

eşe dosta ayıp olmasın diye mecburen giderek adeta davranışçı psikoterapi yöntemlerinden alıştırma tekniği'ni (exposure) bizzat kendimde denediğim fakat henüz netice alamadığım fobi. bu fobiye sahip kişiler şaşıp yanılıp sağda solda "ben kendim için göbek atmalı davullu zurnalı değil, sakin müzikler eşliğinde yemekli bir davet tadında bir organizasyon istiyorum" dediklerinde "o da neymiş mıymıymıy... için geçmiş senin" ve türevi tepkilere maruz kalıp kendileri için özel olan bir günün nasıl olacağı hakkında dahi söz hakkına sahip olamadıklarına içlenebilirler, bu içlenme halini dışarı pek yansıtmazlar. sandığınız gibi elitist veya entel de değiller, onlar sadece düğünofobikler,
sevin onları.*

sterilenjektor

nickaltıma yazdıklarıyla sanki dertleşmişiz, ona içimi açmışım da, o da bana sarılmış, sırtıma desteklercesine pat pat vurarak "hepsi geçecek" demiş gibi. öyle bir hissiyat uyandırdı sağolsun. birbirine benzeyen insanların birbirini daha iyi anladığını düşünmüşümdür hep, (bkz:#79002) nolu entrysi de bu düşüncemi destekledi çünkü gamsız olmak işine bakış açımız bu denli benziyorsa benzer yollardan geçmiş, aynı şeylere benzer reaksiyonlar vermiş olmalıyız. içime çekilmeme rağmen buna tezat oluşturacak şekilde çokça mütebessim bir ifade ile dolaştığım şu günlerde nickaltıma yazdıkları içimdeki sıkıntıya bir nebze merhem oldu, teşekkür ediyorum*

tıbbiyeli itiraf

daha gelmedim oraya, varamadım
sanki daha ne allah'ın rızasını ne kulun rızasını kazandım...
daha güneşte yanmadım gönlümce
daha saçlarımı boyatmadım istediğim renge
henüz kitabımı alıp deniz kenarındaki o bankta okuma fırsatını da yaratamadım
daha doğru düzgün sevmedim, sevilmedim
daha öğrenemedim hayat çelme taktıkça ayağa kalkmayı, kurnaz olmayı,
henüz kendi hakkımı koruyamadım, hala öğrenemedim hayır demeyi...
daha kimsenin derdine de derman olmadım
şifa da olamadım daha kimseye
ne doktorum, ne öğrenciyim aslında hala doğduğumdan beri olduğum şeyim: insanım
dedim ya daha doktor değilim diye
daha ilk gerçek maaşımı da almadım
daha ilk maaşımla ailemi yemeğe çıkaramadım
daha o çok istediğim fotoğraf makinesini almadım, o makineyi bahane ederek çıkamadım doğa yürüyüşlerine
daha resim kursuna yazılamadım, ellerimden bir türlü çıkmak bilmeyen boya lekelerine söylene söylene ellerimi yıkamadım daha.
daha alamadım kendime şöyle ufak tefek bir araba
daha bir çeyiz bile bakmadım kendime, heveslenemedim...
erteledim, yoksaydım, bazen saçmaladım...
ve dik durdum, girdiği kabın şeklini alanlardan olmadım
ancak,
henüz akıllıca adım atmayı öğrenemedim
hala ders alamadım hatalarımdan - ki tekrar edip duruyorum onları -
henüz yakalayamadım hayatı.
henüz,
yaşayamadım.

depresyon

köprüden önce son çıkış'ı kaçırmak/ kaçırdığına inanmaktır.
  • /
  • 57

yumurtalı ekmek

hakettiği değeri görememiş besinlerdendir. kimsenin canı durduk yere yumurtalı ekmek çekmez ama kimse de önüne koyulan yumurtalı ekmeğe hayır demez.

asal sayı

k bir doğal sayı olmak üzere; 2 ve 3 dışındaki bütün asal sayılar 6k+1 veya 6k-1 şeklinde yazılabilir.

euklides zamanından beri asal sayıların sonsuz olduğuna inanılır.

en küçük asal sayı 2'dir.
bilinen en büyük asal sayı ise 7 ocak 2016 tarihinde bulunmuş olan 22.338.618 basamaklı sayıdır. 2^74,207,281-1 şeklinde ifade ediliyor.

tıbbiyeli itiraf

insanlar kalbimin etrafına ip dolamışlar yanımdan gelip geçerken iki ucundan tutup farklı yönlere çekiyorlar, kalbimi biraz daha sıkıyorlar o iple. kimisi sıkıştırdıktan sonra açılmasın diye düğüm atıyor da gidiyor hatta. iyi bari diyorum düğüm attı da gitti, daha fazla sıkıştıramayacak. bir bakmışım daha keskin yeni bir ip getirmiş sıkmak için. o ipi her tuttuklarında kalbimin kanadığını hissediyorum. kesiyorlar kalbimi, yarası hiç geçmiyor.
insanlar çok kırıcı.

kıymet verilmediğini anlamak

senin hayalinin onun sıradanı olması halidir.senin emekle terle kazandıgının everestinin onun emeksiz hazırda buldugu deniz seviyesi olmasıdır.kendi içinde bunu yasayanlar yaradanın kendilerine kıymet vermedigini düsünür ve çok yanılırlar.oysa ki tanrı her kulu hakkında düsünmüs ve parmak izi gibi farklı hayat izleriyle mühürlemistir kaderlerini.

tıbbiyeli itiraf

sıklıkla girişim evresinde takılıp kalan zor iştir. anlatacaklarım sadece bir itiraf girişimidir..
bilmem kaçıncı bardak kahvemi hazırlayıp oturuyorum koltuğa. çok sessiz geliyor her şey. bir kaç şarkı açıp dinliyorum. şu sıralar üçüncü yenilere şans veriyorum kulaklarımda. zaman sonra şarkılar çalmaya devam ediyor ama ben artık orda değilim.. uyutmamaya kararlıyım kendimi. bu gece konusmak istediğim biri var çünkü. hiçbir zaman goremeyecegimi bildigim biri. zamanla yok olmuş biri. kahvenin dumanını görüyorum masada duran telefonun ışığının yansımasından. kalkıp bir kahve daha yapıyorum, bu kez onun için.
çalan şarkının sözlerine gidiyor kulağım;
"bir kırık düşün peşinde, bir hayalin ateşinde pervaneler misali ömrümce döndüm.."
al benden de o kadar diyorum.
sonra tekrar oturup konuya nasıl gireceğimi düşünüyorum.
karşımdaki boş koltuğa bakıp başlıyorum;
-özür dilerim..
-‎..
-‎keske gercekten burda olsaydın..
-‎..
-‎vazgectim, yokluğunda bile konuşmak bu kadar zorken.. neyse. hayal ettiğin pek çok şeyi yaptım. bol bol güldüm. bol bol da güldürdüm. güvenmedim. çok istedim, ama aklıma geldi güvenmedim..
-‎..
-‎burda bir aferin gelir zannediyorum?
-‎..
-‎tamam, sen bilirsin.. hayallerini gerçekleştirdim diyordum, her şeye rağmen hem de. bi kaç kez nakdavn olmuş olabilirim ama nakavt olmadım merak etme.
-‎..
-‎kusura bakma da hayat zor. ne var yani biraz nakdavn olmussam? zaten konusmuyorsun rica edicem ima da etme.
-‎..
-‎evet ne diyordum? unuttum.. neyse işte sözün özü istediklerini yaptım. ama mutlu değilim. yalnış anlama mutsuz da değilim, sukretmeyi bilirim biliyorsun ama.. bir sey farkettim.. ve söylemek zorundayım sana. konuşmanın başında özür dilerim demistim hatırladın mı?
-‎..
-‎bunu evet olarak kabul ediyorum. o zaman, bir kolyem vardı hani, piyon vardı ucunda onu da hatırladın mı?
-‎..
-‎bunu da evet olarak kabul ediyorum. demiştin ya hani, piyonlar sekizinci satıra vardıklarında en güçlü taşlardan biri olurlar, emeklerinin, sabırlarının karşılığını böyle alırlar.. hatırladın mı?
-‎..
-‎ben hiç unutmadım, ne bu sözü ne de kolyeyi takmayı. olur da unutursam kolye hatırlarsın istedim. yaptı da velet, her seferinde bana seni hatırlattı. bana sabretmeyi, çalışmayı, akıllı olmayı hatırlattı. vazgecmemeyi, umursamamayı, duymazdan gelmeyi hatırlattı. bunları da yaptım. geldim ben oraya. dediğin gibi artık bir şam(piyon)um.
-‎..
-‎eee'si şu ki, burası bekledigimiz gibi olmadı. oyun bitmiş. bizim takımda bir şah kalmış bir de ben. şah benim canımmış. canım giderse oyun bitermiş.
-‎..
-‎niye söylemedin?
-‎..
-‎niye demedin zamanla her şey değişecek, şampiyon olmakla piyon olmak arasında üç harften baska bir fark kalmayacak diye?
-‎..
-‎niye demedin yalnız kalacaksın diye?
-‎..
-‎bana ne şahtan.. kimse yokken, herkes terk edip gitmisken, bütün o güzel günler, bütün o hayaller geride kalmışken bana ne şahtan.. yalnız kalacaktıysam eğer neden yaşadım ben senin hayallerini?
-‎..
-‎bilseydim canımdan başka bir şey kalmayacağını elimde, kalkmazdım ki. uyanmazdım sabahları..
-‎..
-‎niye söylemedin?
-‎..
-‎kahvenden de içmedin. ben içeyim o zaman, zaten yıllardır senin yerine ben içiyorum, senin yerine ben dinliyorum tüm bu şarkıları. çalmak da geliyor icimden bazen, bir iki tıngırdatsam fena olmaz hani ama neyse..
-‎..
-‎ hiç değişmemişim değil mi? yine aynı sessizliğin en sessiz harfiyim. yine kızmak istiyorum ama onun yerine boş bir koltukla konuşup kahve icerken buluyorum kendimi. yine itiraf etmek istiyorum yokluğunu kendime ama varmış gibi yaparken yazıyorum bunları. tek farkım artık son satırda olmam. ve istediğim taşla değişme imkanım varken kendi istegimle piyon olarak kalmayı tercih etmiş olmam.
-‎..
-‎ neden mi? şu an seninle neden konuşuyorsam ondan. neden iki bardak iciyorsam ondan. neden uyumuyorsam ondan. nedense neden, belki de güçsüzlükten..

zaman elimden en güzel şeyleri aldı. vermeyecek..

özgüveni arşa çıkaracak durumlar

başarılı olmak. her ne alanda çalışıyorsanız.

görüntünüzü güzel bulmak. kilonuz sizi rahatsız ediyorsa vermek, sivilceleri tedavi ettirmek, saç modeli değiştirmek, aksesuar kullanmak, tarz değiştirmek, makyaj.

kendinizi iyi hissettiğiniz şekilde giyinmek. nasıl seviyorsanız.

bilmek. çok okumak. bilirseniz korkmazsınız, korkmazsanız da kendinize güvenirsiniz.

zengin olmak. yaşadığımız nalet devirde beş kuruşluk adam olmayıp cebindeki beş kuruşla kendini filozof sanan zekasız dolu ortalık. (on altı kelimelik cümle kurdum, şaşkınım.)

edit: ve tabii ki "evet" demesi.*

tıbbiyeli itiraf

okulumuzun psikiyatri profesörü hanımefendi beni 6 ay hastanenin psikiyatri kliniğine yatırmak istedi sözlük. oysa bana sorduğu sorulara dürüstlükle cevap verdim, hasta haklarını gizli tutacağını düşünerek kendimi ifade etmeye çalıştım. o ise daha onuncu cümlemin sonunda ''biz seni bir süre misafir edeceğiz.'' dedi. ''hocam, okul?'' dedim.''iyileşince...'' dedi. mahvolan onların hayatları değil çünkü. söylemesi kolay.

karşı çıkınca ben, senin söz hakkın yok, hastasın, anormalsin dedi... refakatçilerimden biri tüm sorumluluğumu alırsa, imza verirse ancak çıkabileceğimi söyledi. refakatçim yoktu benim, ben kimsesizdim... bir şekilde zar zor bir arkadaşımı refakatçim sayarak hallettim. arkasından kardiyoloji,nöroloji, dahiliye, anestezi hocalarının hepsi sırayla bana '' .... hanım senin yatışını istemiş, neden yatmadın?'' dediler. hasta hakları öyle mi sözlük? hepsinin canı cehenneme.

ama bana yaşattığınız bu ''hiçlik'' duygusunun hesabını verebilecek misiniz sayın hocam? beni 10 cümle bile dinlemeyen, hislerimi anlatmama izin vermeyen çok rafine profesör hocam, karar verdiğiniz kendi hayatınız olmadığı için mi bu kadar kolay geldi gerekirse 6 ay-1 yıl yatacaksın demek? sen ''anormalsin'' demek? ne zamandan beri bu kadar yıkıcı oldu bu meslek? bana ne tanı koyduğunuzu söyleyecek kadar insan yerine koyamadınız değil mi?

edit: gel de bu fakültede okumaya devam et. aferin, hepiniz mahvedin hayatımı olur mu? böyle güzelce delirtin beni.

düğünofobi

keşke herkeste olsa da şu illetten kurtulsak dediğim fobidir.

lupus

yazarımızın hayat -çevresindeki insanlar- bu aralar çok üstüne geliyor belli ki, yazılarında dert var, tasa var, hüzün var. duygusal olması da tetikliyor gibi bu durumu. kendini bu kadar yıpratmamalı. kafa dağıtacak eylemlerde bulunması naçizane tavsiyem ki bence gerçekte çok da eğlenceli bir insan, neşeli olduğu zamanlardaki mizahı beni güldürüyor. tıp zor, intörnlük daha zor, tus stresi hayli zor. insanlar da zaten çok yoruyor kimi zaman. ama geçecek ve güzel günler gelecek bunu unutmayalım hiç. hayat bize verilmiş bir hediye, bir emanet. sahip çıkmamız gerek.

not: ilk nick6 yazımdır hayırlı uğurlu olsun *

tanım: akut nekrotizan vaskülitle karakterize, vücuttaki her organı dokuyu tutabilen bir otoimmün hastalık. immün kompleks birikimiyle oluşur ve tip3 hipersensitivite reaksiyonudur.

(bkz:malar rash)
(bkz:sle)
(bkz:vaskülit)

odinofaji

yutma esnasında ağrı oluşması. genellikle mukozal inflamasyonu işaret eder, birçok hastalıkta görülebilir. disfaji ile karıştırılmamalıdır.

Toplam entry sayısı: 564

tıbbiyeli itiraf

yalnızlığımı bu başlık altında haykırmak istedim.
çünkü sessizliğin ve yalnızlığın sesini duyacak kadar yalnızım. ve sanki ancak haykırarak delebilirim bu yalnızlığı...
öyle yalnızım ki, yalnızlığı bir ur misali sırtında taşıyan kendime - bu biçare halime - katlanamıyorum. kendi varlığım bile, kendi iç sesim bile çok kalabalık hissettiriyor, kaçıp gitmek istiyorum kendimden.
evim ruhuma dar geliyor, şu oturmak zorunda olduğum çalışma masasına da sığamıyorum. bu elimdeki telefonu hayalimde defalarca duvara atıp parçalıyorum, defalarca kapıyı çarpıp çıkıyorum, defalarca beni kıran kim varsa yakasına yapışıp "neden?" diyorum. hayalimde.
tutunacak tek dalım var: ailem. buna şükrediyorum. yalnızlık şükretme yetisini henüz almadı benden.
ama, aynaya baktığımda gözlerimin içinde o gençliğe has ışığı göremez oldum, gece yanan tek bir kandilden yahut kısık bir gece lambasından yayılacak kadar ışığa razıydım oysa, ama yok.
sonra...
sonra bir de çekmecelere baktım, bulamadım gülümseyen maskelerimi, maskesiz gezer oldum. asık suratımla hayalet gibi dolaştım aranızda. biliyor musunuz gitgide maddeleşiyor yalnızlığım. boynumda bir urgan gibi, elimde patlamaya hazır bir bomba gibi, iki nefes arasında ciğerlere dolan su gibi oluyor, bir anıt gibi karşımda yükseliyor. yıkamıyorum... takatim kalmadı. üstelik bir de besliyorum bu yalnızlığı, hiçbir dostumun yanına sığamıyormuş gibi hissedip vefasızlığımla onları ama en çok da kendimi cezalandırıyorum.
ve şimdi bekliyorum. geçmesini bekliyorum. içimde çıt çıkmıyor, çok sessiz. kar yağınca dünya sessizleşir ya sanki. öyle bir sessizlik işte.
bekliyorum, attila ilhan 'ın şiirinde bahsettiği gibi birlikte "tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığacağım" , beni bu melankoli ve bu yalnızlıkla sevecek kişiyi. içimdeki sessizliği bozacak, içindeki kalabalığı benimle bölüşecek, öyle biri ki ona feridun düzağaç'ın şarkısındaki gibi "yalnızlığım mutludur yanında" diyebileceğim. şimdi her nerdeyse o'nun yokluğu mu bu yalnızlığımın sebeplerinden biri? bilmiyorum.
ama yaşıyorum işte. ama iyi ama kötü, çoğunlukla yarım hissederek.
ve ilginçtir ki bu yazıya başladığımda hissettiğim yük şimdi daha hafif, oysa itiraf ediyorum kalben inanmıyordum yazmanın iyi geleceğine. demek ki bende büsbütün yitip gitmemiş o takat, bir şeyler bırakmış geride.
şimdi gidip kendime bir kahve yapacağım, ama türk kahvesi, ve yazarken idrak ettiğim bu takat kırıntısına sevinmek için izin vereceğim kendime...

tıbbiyeli itiraf

dün akşam ekşi sözlükte merhum sözlük yazarları diye bir başlığa rastladım. rastlamaz olaydım. zaten aşırı duygusal bir yapım var. sabahın 6'sına kadar uyuyamadım... bu dünyadan göçüp gitmiş ama ardında izler bırakmış onca insanın bıraktığı izleri okudum. çoğu trafik kazasında yitirilmişti, bir başkası ise atatürk havalimanı'ndaki patlamada vefat etmişti. aralarında beni en çok kederlendiren testis kanserine yakalanmış ve yaşadıklarını adım adım anlatan bir çocuktu. tedavi süresince umudunu ve hayalkırıklıklarını yazmış, "yazarların 2015 yılından beklentileri" başlığına "kür" yazmış. boğazım düğüm düğüm oldu, yutkunamadım. ve bir de eski bir sözlük olduğu için bazı yazarların son entry girdiği zaman 7-8 hatta 13-14 yıl önceydi. zaman onlar için orada durmuştu. üstünden bunca yıl geçtikten sonra bilmeden belki de defalarca okuduk o yazarları, yazdıkları komik şeylere güldük belki. o an hiç aklımıza gelmedi bu dünyadan göçüp gitmiş olabilecekleri. ölüm hayatın gerçeği, şu an her saniye birçok insan doğuyor ve ölüyor. bunu biliyorum, ancak tanımadığım bu insanlara üzülmeme engel olmadı bilmek. bunu niye buraya yazdım niçin anlatıyorum bilmiyorum ama söylenecek tek bir şey var: allah rahmet eylesin...

tıbbiyeli itiraf

mahallemizde bir meslek lisesi var. sabah giriş, akşam çıkış saatlerinde önünden geçiyorum genelde, yani epey kalabalık gruplar halinde okula gelip giden gençlerin arasından yürüyorum. kız erkek ayırt etmeksizin hepsinin ağzında hayatımda ilk defa duyduğum küfürler, lakayıt bir konuşma tarzı, abuk sabuk hareketler... meslek liselerinin hepsinde böyle mi bilmiyorum ama böyleyse geleceğimiz pek parlak değil. "bu insanlar ileride anne baba mı olacak? anne baba olup çocuk yetiştirmek için biyolojik olarak uygun olmak yetmeseydi keşke" diye düşünmekten kendimi alamıyorum. sonra sokaklara bakıyorum, tuhaf giyimli tuhaf saçlı, bu yaşta, günün o saatinde sokakta değil de okulda olması gereken o gençlere bakıyorum ve kahroluyorum. en kötüsü de ne biliyor musunuz? bunu söylerken biz çok üstünüz, işte süperiz falan diye söylemiyorum ama biz öyle izole etmişiz ki kendimizi... içinde bulunduğumuz ortam toplum genelinden görece homojen olduğundan ve belli bir eğitim seviyesinde insanlar arasında çokça bulunduğumuzdan mıdır nedir; bir illüzyon gösterisi içerisinde yaşar gibiymişiz. her gün yanımızdan geçen yüzlerce insana şöyle bir bakmışsız ama "görmemişiz", belki de görmek istememişiz. koskoca ülkede küfretmekten imtina eden, yerlere çöp atmayan, kaldırımlara tükürmeyen, kadınlara laf atmayan, öz saygısı olan biz, azınlıktaymışız. ve bu çoğunluğa hizmet etmek için masa başında iki büklüm çalışmaktan boynu sırtı tutulan, daha iyi insan olabilmek için kendinde "kusur" addettiği şeyleri düzeltmek için çırpınan da bizmişiz. bunları "prenseslik" tavrı içinde veya üstünlük taslayarak yazmıyorum. tersine öylesine üzüntü duyuyorum ki bunun böyle olmasından. ve sonra bunları hepimizin yaptığı gibi tekrar bilinç altıma atıyorum, yine o gençlerin yanından geçiyorum, yüzlerine bakıyorum ama görmüyorum. çünkü içime atmazsam umudumu yitireceğim, çünkü gördükçe umutsuzluktan delireceğim.

tıbbiyeli itiraf

daha gelmedim oraya, varamadım
sanki daha ne allah'ın rızasını ne kulun rızasını kazandım...
daha güneşte yanmadım gönlümce
daha saçlarımı boyatmadım istediğim renge
henüz kitabımı alıp deniz kenarındaki o bankta okuma fırsatını da yaratamadım
daha doğru düzgün sevmedim, sevilmedim
daha öğrenemedim hayat çelme taktıkça ayağa kalkmayı, kurnaz olmayı,
henüz kendi hakkımı koruyamadım, hala öğrenemedim hayır demeyi...
daha kimsenin derdine de derman olmadım
şifa da olamadım daha kimseye
ne doktorum, ne öğrenciyim aslında hala doğduğumdan beri olduğum şeyim: insanım
dedim ya daha doktor değilim diye
daha ilk gerçek maaşımı da almadım
daha ilk maaşımla ailemi yemeğe çıkaramadım
daha o çok istediğim fotoğraf makinesini almadım, o makineyi bahane ederek çıkamadım doğa yürüyüşlerine
daha resim kursuna yazılamadım, ellerimden bir türlü çıkmak bilmeyen boya lekelerine söylene söylene ellerimi yıkamadım daha.
daha alamadım kendime şöyle ufak tefek bir araba
daha bir çeyiz bile bakmadım kendime, heveslenemedim...
erteledim, yoksaydım, bazen saçmaladım...
ve dik durdum, girdiği kabın şeklini alanlardan olmadım
ancak,
henüz akıllıca adım atmayı öğrenemedim
hala ders alamadım hatalarımdan - ki tekrar edip duruyorum onları -
henüz yakalayamadım hayatı.
henüz,
yaşayamadım.

market kasasındaki kriz anı

alınan her şeyi boş poşetlerle beraber alışveriş sepetine tekrar doldurarak çözmüş olduğum kriz. ödemeyi yapar yapmaz sepeti alıp kasadan uzaklaşıp bir köşede gerilmeden rahat rahat açıyorum o poşetleri. aldığım ürünleri temizlik/gıda şeklinde aheste aheste ayırıp gönlümce yerleştiriyorum poşetlere. hatta rahatlık bu ya, kasiyer eksik mi fazla mı okuttu diye fişi falan kontrol ediyorum, çünkü neden etmeyeyim...

tıbbiyeli itiraf

dün akşam ekşi sözlükte merhum sözlük yazarları diye bir başlığa rastladım. rastlamaz olaydım. zaten aşırı duygusal bir yapım var. sabahın 6'sına kadar uyuyamadım... bu dünyadan göçüp gitmiş ama ardında izler bırakmış onca insanın bıraktığı izleri okudum. çoğu trafik kazasında yitirilmişti, bir başkası ise atatürk havalimanı'ndaki patlamada vefat etmişti. aralarında beni en çok kederlendiren testis kanserine yakalanmış ve yaşadıklarını adım adım anlatan bir çocuktu. tedavi süresince umudunu ve hayalkırıklıklarını yazmış, "yazarların 2015 yılından beklentileri" başlığına "kür" yazmış. boğazım düğüm düğüm oldu, yutkunamadım. ve bir de eski bir sözlük olduğu için bazı yazarların son entry girdiği zaman 7-8 hatta 13-14 yıl önceydi. zaman onlar için orada durmuştu. üstünden bunca yıl geçtikten sonra bilmeden belki de defalarca okuduk o yazarları, yazdıkları komik şeylere güldük belki. o an hiç aklımıza gelmedi bu dünyadan göçüp gitmiş olabilecekleri. ölüm hayatın gerçeği, şu an her saniye birçok insan doğuyor ve ölüyor. bunu biliyorum, ancak tanımadığım bu insanlara üzülmeme engel olmadı bilmek. bunu niye buraya yazdım niçin anlatıyorum bilmiyorum ama söylenecek tek bir şey var: allah rahmet eylesin...

market kasasındaki kriz anı

alınan her şeyi boş poşetlerle beraber alışveriş sepetine tekrar doldurarak çözmüş olduğum kriz. ödemeyi yapar yapmaz sepeti alıp kasadan uzaklaşıp bir köşede gerilmeden rahat rahat açıyorum o poşetleri. aldığım ürünleri temizlik/gıda şeklinde aheste aheste ayırıp gönlümce yerleştiriyorum poşetlere. hatta rahatlık bu ya, kasiyer eksik mi fazla mı okuttu diye fişi falan kontrol ediyorum, çünkü neden etmeyeyim...

chat yoluyla sevgili bulmak

"cihat yoluyla sevgili bulmak" şeklinde okuduğum başlık.
(bkz: yaran yanlış okumalar)

pijamayla bakkala giderken güzel kızlarla karşılaşmak

"ters gidebilecek her şey, ters gidecektir."
(bkz: murphy kanunları)

tıbbiyeli itiraf

yalnızlığımı bu başlık altında haykırmak istedim.
çünkü sessizliğin ve yalnızlığın sesini duyacak kadar yalnızım. ve sanki ancak haykırarak delebilirim bu yalnızlığı...
öyle yalnızım ki, yalnızlığı bir ur misali sırtında taşıyan kendime - bu biçare halime - katlanamıyorum. kendi varlığım bile, kendi iç sesim bile çok kalabalık hissettiriyor, kaçıp gitmek istiyorum kendimden.
evim ruhuma dar geliyor, şu oturmak zorunda olduğum çalışma masasına da sığamıyorum. bu elimdeki telefonu hayalimde defalarca duvara atıp parçalıyorum, defalarca kapıyı çarpıp çıkıyorum, defalarca beni kıran kim varsa yakasına yapışıp "neden?" diyorum. hayalimde.
tutunacak tek dalım var: ailem. buna şükrediyorum. yalnızlık şükretme yetisini henüz almadı benden.
ama, aynaya baktığımda gözlerimin içinde o gençliğe has ışığı göremez oldum, gece yanan tek bir kandilden yahut kısık bir gece lambasından yayılacak kadar ışığa razıydım oysa, ama yok.
sonra...
sonra bir de çekmecelere baktım, bulamadım gülümseyen maskelerimi, maskesiz gezer oldum. asık suratımla hayalet gibi dolaştım aranızda. biliyor musunuz gitgide maddeleşiyor yalnızlığım. boynumda bir urgan gibi, elimde patlamaya hazır bir bomba gibi, iki nefes arasında ciğerlere dolan su gibi oluyor, bir anıt gibi karşımda yükseliyor. yıkamıyorum... takatim kalmadı. üstelik bir de besliyorum bu yalnızlığı, hiçbir dostumun yanına sığamıyormuş gibi hissedip vefasızlığımla onları ama en çok da kendimi cezalandırıyorum.
ve şimdi bekliyorum. geçmesini bekliyorum. içimde çıt çıkmıyor, çok sessiz. kar yağınca dünya sessizleşir ya sanki. öyle bir sessizlik işte.
bekliyorum, attila ilhan 'ın şiirinde bahsettiği gibi birlikte "tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığacağım" , beni bu melankoli ve bu yalnızlıkla sevecek kişiyi. içimdeki sessizliği bozacak, içindeki kalabalığı benimle bölüşecek, öyle biri ki ona feridun düzağaç'ın şarkısındaki gibi "yalnızlığım mutludur yanında" diyebileceğim. şimdi her nerdeyse o'nun yokluğu mu bu yalnızlığımın sebeplerinden biri? bilmiyorum.
ama yaşıyorum işte. ama iyi ama kötü, çoğunlukla yarım hissederek.
ve ilginçtir ki bu yazıya başladığımda hissettiğim yük şimdi daha hafif, oysa itiraf ediyorum kalben inanmıyordum yazmanın iyi geleceğine. demek ki bende büsbütün yitip gitmemiş o takat, bir şeyler bırakmış geride.
şimdi gidip kendime bir kahve yapacağım, ama türk kahvesi, ve yazarken idrak ettiğim bu takat kırıntısına sevinmek için izin vereceğim kendime...

hdp

adam mazlum edebiyatı kasıyor,iki lafından biri foşik tece, özgürlük bilmem ne diye gezip gezip buna oy atıyor ya sadece gülüyorum ama acıyarak. (bari özgürlük, hak gibi güzel kavramları kirletme...) desteklediği zihniyet ırkçı olduğu gibi üstüne bi de terörist. hala neyini savunuyor? üstelik savunduğuna da cidden inanmış ki bu daha acı. bu topraklarda yaşayıp amiyane tabirle yediği kaba pisleyen bu şahsiyetsizlere nasiplendikleri her lokmanın hesabı burda sorulmasa öte dünyada sorulur.

tıbbiyeli sözlük

sol frame'i gördükçe yazma istegimin kaçtığı sözlük. zira sinirlerimi zıplatıyor. buraya iki kelam okumak, biraz kafa dağıtmak için uğruyoruz ama tersine bende bulantılara neden oluyor bir süredir. anonim bir platform olmasından güç alıp burda bir dini karalamak çok kolay değil mi? yazık.

halkın doğru bildiği yanlışlar

"soğuk su içme/dondurma yeme hasta olursun!" bunlardan en yaygını olsa gerek. soğuk su içtik diye nezleye/gribe/farenjite neden olacak mikrop yoktan varolacak değil ya. *

kendi entryni benignlemek

bir nevi algı yönetimidir, yapılmamalıdır

odtü'de cinsiyetsiz tuvalet

cinsiyetçi olmama, çağdaşlık, medeniyet, eşitlik vesaire iyi hoş da, allah aşkına yapılabilecek her şey yapıldı, her şey bitti aynı tuvaleti kullanmak mı kaldı bu kavramları desteklemek için? bunun medeni ve eşit olmakla alakası olmamakla beraber tersine bu kavramlarla yapılan bu işin aynı cümlede kullanılması oksimoronun dik alası.

içerik kuralları - iletişim