necdetersoz

Durum: 1190 - 31 - 14 - 0 - 20.04.2019 00:59

Puan: 13731 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Ankara / Gazi University Medical School / Neurosurgeon in the near future. / www.necdetersoz.com \\\"To be great, a surgeon must have a fierce determination to be the leader in his field. He must have a driving ego, a hunger beyond money. He must have a passion for perfectionism. He is like the actor who wants his name in lights.\\\"
  • /
  • 119

corpus humanum

"insan vücûdu". terminologia anatomica'nın başlangıç terimidir.

ammoniacos

nh3 (amonyak) kaynağı olan, ilk kez libya’da keşfedilmiş keskin kokulu bir reçinedir. kimya ve biyolojideki "amino" grubu ve terimi, bu sözcükten türetilmiştir.

fat free mass index

fat free mass index (ffmi) body mass index'e (bmi) benzer şekilde hesaplanan bir indextir. bedende yağsız kitlenin (kg) boyun karesine (m^2) oranıdır. kas inşâsına yönelik bir çalışması olmayan normal insanlarda bu oran sıklıkla 15-20 arası seyreder. 20-25 arası, genellikle vücûd geliştirme ve yakın sporlarla en azından birkaç yıl düzenli olarak uğraşmış insanların elde edeceği orandır. 25'ten sonrasına erişim, kas gelişimine dâir anabolik ilaçlara girişilmiyorsa, gitgide zorlaşır, imkânsız hâle gelir. yâni fffmi 25'ten belirgin yukarıda, bodybuilding'i meslek olarak icrâ eden, balon gibi şişmiş adamların %99,999'u, profesyonel amaçlar gereği anabolizan ilaç almıştır. natürel kalarak o ekstrem hacimlere ulaşmak fiziksel olarak olanaksızı zorlamaktır.

aminoasit rasemizasyon târihleme

aard veya aar şeklinde literatürde görürüz. aminoasit rasemizasyonunun “moleküler saat” olarak târihlenmede kullanılmasıdır. bu metotla, incelenen aminoasiti barındıran yapıların târihleri hakkında bilgi edinilebilir. bu süreç esâsında doğrudan sıcaklık değişimlerinden etkilendiğinden güvenilir nitelikle olduğuna dâir şüpheler olsa da, sıcaklık değişiminin minimumda olduğu bilinen yapılarda daha doğru sonuçlar verir. örneğin bu metot, devekuşu yumurtalarının kalsit kristallerinde oldukça korunmuş olarak bulunan izolösin aminoasitinde kullanılmış ve devekuşu yumurtalarının târihlendirilmelerinde kullanılmıştır. bu târihleme yöntemi bu nedenle evrimsel araştırmalarda önemli bir rolü üstlenebilir. sıcaklıkla ilişkili sıkıntılar çözülebilirse, aard metodunun güvenilirliği artacaktır.

aminoasit rasemizasyon târihleme metodu, basitçe geçmiş dönem çevreyi ve vital bulguları değerlendirmekte kullanılabilir:



referanslar ve okuma önerilerim:

grün, r. (2008). amino acid racemization dating. encyclopedia of archaeology,429-433. doi:10.1016/b978-012373962-9.00006-6

last, w. m., smol, j. p., birks, j. b., lotter, a. f., & juggins, s. (2004). tracking environmental change using lake sediments. dordrecht: kluwer academic

marañón bulgusu

substernal guatr (plonjan guatr) düşündüren bir fiziksel muayene bulgusudur. substernal guatr (tiroidin torasik kaviteye doğru büyümesi) varlığında, hasta kollarını 90 derece abdüksiyona getirdiğinde, sağ eksternal jugular ven distansiyonu olur. sağ atriuma dönen kan artar ve venöz sistemde kompresyon meydâna gelir. eksternal jugular ven şişer. buna marañón bulgusu denir. endokrinolog gregorio marañón y posadillo (1887-1960) tarafından tanımlanmıştır. literatürde, graves hastalığı varlığında tiroid üzerindeki derinin vazomotor stimülasyon sonucu kızarması ve kaşıntılı olması da marañón bulgusu olarak isimlendirilmiştir. iki bulgu da gregorio marañón'un ismiyle bilinir.

marañón bulgusu (+), substernal multinodüler guatr'ı olan hasta.

maskülen şarkılar

tema, lyrics, janr, subjanr, enstrüman, vokal ya da performans açısından erkeklere, erkekliğe daha çok hitâp eden, akut testosteron artışına sebep olan, agresyon artıran, seksüel drive'ı yükselten, ağırlık antrenmanlarında motivasyon sağlayan, seksist, anti-feminist ve rasyal içerik barındırabilen, sikik sokuk romantizmden ve çiçek böcek edebiyatından uzak, ekserîyetle metal türevlerinde icrâ edilen, historik-politik konsept albümlerinde kendilerine sıklıkla rastlayabileceğimiz, yalnızca erkekler tarafından başarılabilecek kalitede ve güçte sound'ı bulunan esaslı, gerçek şarkılardır. bunlardan zevk almayanlar mozart, beethoven gibi nâif feminen müzikallerden devâm edebilir. herkesin personalitesine göre.

geceye depresif bir şarkı bırak

life.. has betrayed me once again
i accept that some things will never change.
i've let your tiny minds magnify my agony
and it's left me with a chemical dependency for sanity.

yes, i am falling... how much longer 'till i hit the ground?
i can't tell you why i'm breaking down.
do you wonder why i prefer to be alone?
have i really lost control?

i'm coming to an end,
i've realized what i could have been.
i can't sleep so i take a breath and hide behind my bravest mask,
i admit i've lost control
lost control...

clay

çamur mânâsına da gelir. ayrıca sarı-kahverengi renkleri olan avrupa güvesine verilen isimdir.

cockcraft gault formülü

morbid obezlerde ve belirgin ödemi olanlarda gfr'yi olduğundan fazla göstermeye meyillidir.

efkarlandıran şarkılar

come take it all, burn it away
let the sunshine in again
stop the loneliness - make it sane
twist the broken mirror into one
make me believe the pain has gone...

  • /
  • 119
  • /
  • 39

corpus humanum


ammoniacos


fat free mass index


aminoasit rasemizasyon târihleme


marañón bulgusu


maskülen şarkılar


geceye depresif bir şarkı bırak


carl johann august langenbuch


entelijansiyal egzajerasyon


genel kültür soru amp cevap


  • /
  • 39

geceye bir şarkı bırak


ne uzanan biri kaldı elime
ne de erişilemez yorgun yüreğime
bir boşluk ki nasıl insanla dolsun
bilmiyorum var mı daha acısı..

geceye depresif bir şarkı bırak

geceye bir şarkı bırak


bir gün gelir de bir an, çokça zamanlardan sonra
geri dönüp baktığında bilmem anlar mısın
o senin bir anının benim ömrüm olduğunu
ne çok sevildiğini, artık çok geç olduğunu?..

geceye bir karikatür bırak

birkaç maddede tümörlü türk veya anadolu ateizmi

birkaç madde de ben ekleyeyim.

- dinin afyon olduğunu her fırsatta dile getir. ama din diye sadece siyasî politikalara alet edilmiş, sabit tutulan yaygın ve kendilerine semâvî diyen dinlerden başkasını görme.
- dinler tarihinden, dinin sosyolojik ve psikolojik işlevlerinden bîhaber ol.
- en büyük atatürkçü olduğunu her sabah aynada kendine tekrarla
- herhangi bir bilimsel gelişmenin paylaşıldığı mecralarda, mesele ile ilgili hiçbir şey yazma, aksine "millet neler yapıyor biz da sakızla orucu tartışalım" vesâire yaz.
- günde beş vakit celal şengör'ün videolarını seyret.
- profil resmin carl sagan, albert einstein, friedrich nietzsche, mustafa kemal atatürk vs. olsun ve biyografine "tanrı öldü" yaz. (ne demekse?)
- anti-rte.
- fatih maçoğlu paylaşımları.
- 19. yüzyıl materyalizminde takılı kal.

entelijansiyal egzajerasyona pejoratif yaklaşan insan

sevilen şarkının en vurucu cümlesi

zor günde aramazsın,
hiç yalnız kalamazsın,
korkusuz sevemezsin sen...

evlenme sayısının düşmesi

31 mart 2019 türkiye yerel seçimleri

bir sikin değişmeyeceği her seçimden sonra yine umut yitimi yaşayacağımız sikik seçim

ilk görüşte aşk

20 yıl boyunca* inanmayan gap-j kişisini, yeni doğan yeğenini ilk kez gördüğünde kamyon çarpmışa döndüren olay.

çocuk sahibi olmayı düşünmüyorum fakat bi de kendi çocuğum olsa nasıl bir şey yaşardım kim bilir. daha önce hiçbir canlıya bu kadar güçlü sevgi ve şefkat beslediğimi hatırlamıyorum.

Toplam entry sayısı: 1190

tıbbiyeli itiraf

yıllar önce, hayâtımda bir kez otobüs garında sabahladım. uzun zaman sonra ilk kez görüştüğümüz gündü, sırf birkaç saat fazla vakit geçirebilmek için dönüş bileti almadım, bilet kalmaması ihtimâline rağmen dönüş bileti almak gün boyu aklımın ucundan bile geçmedi. sabahtan akşama vakit nasıl geçti anlamadık, hafif çakırkeyif kafayla gecenin köründe otogara döndük, ikimizin de evi o an olduğumuz şehirde değil ama onunki kolay, bilet bol. inişte alacak da var. ben sordum bana bilet yok. onun var. ayıldık iyiyiz. sen git dedim, ben burada sabahlarım, ilk otobüsle dönerim. ben de seninle kalacağım dedi. evdekilere ne diyeceksin dedim. olsun dedi. bir şeyler anlatırım. git, hayır, git hayır... beni iknâ etti, benimle kaldı. sabaha biletleri aldık. gün boyu yorgun düşmüşüz. otogarda oturma yerleri çok geniş değil, aynı anda tek blokta iki kişi yatamıyor. ben oturdum, dizime yattı, gülümsedi ve uyuyakaldı. kapıya yakındık, yağmur başladı, benim hırkayla da üzerini örttüm.

annem benim bebeklik-çocukluk oyuncaklarımın hepsini ben büyüyünce benden habersiz tanıdığı diğer küçük çocuklara dağıtmış. tam 3 kocaman koli. misâfirliğe gidince veletlerin elinde benim oyuncakları gördüm. eve geri getiremedim tabi. sevgilini başkasının altında görmeye benzer. ahmet kaya "beni vur beni onlara verme" diyor ya, aynen öyle. oyuncaklar isyân ediyor resmen. ya da bana öyle geliyor. duygusalım o an. anneme en kızdığım zamanlardan biridir. evi yıkmıştım. bir diğeri de evdeki tüm ansiklopedileri taşınıyoruz diye kütüphâneye bağışlaması. ilgilenmiyorum diye muhtemelen ama vallahi okuyordum yalan yok. o zamanlardan beri hâtırası olan nesnelere, kokulara, müziklere... her şeye ilgim var. kaybolsun istemem, kimseye de müdahâle ettirmem, dokundurtmam. sinema bileti saklamak, parfümün dibinde bırakmak, defterime bırakılan gizli notları defter çöpe gitse bile defterden ayırıp bir kenara kaldırmak, ilk mesajlar... çok şey. özneleri yaşantımda artık yer almasa da anıları evimin bir köşesinde kalsın, problem yok. annem de oyuncakları dağıtmış ama bir oyuncak hâriç. o evde kalmış. şans eseri benim gece üstüne başımı koyup yattığım pofuduk ayıcık, kitaplığın üzerinde unutulmuş. bembeyaz tüylü, yumuşacık bir şey. bununla yatmayı severdim. yaş 3-4 olsa gerek işte. küçüklüğümden kalan tek ve son oyuncaktı. işte ben o gün bu ayıcığı ona hediye olarak getirdim. kalan tek oyuncağım. onunla birlikte "kaybolacağını" bile bile. kendisinin sırt çantasından çıkardım, başını kaldırdım ve çocukken benim yattığım şekilde başının altına o ayıcığı koydum. ayıcığın kollarıyla bir zamanlar kendime yaptığım gibi yanaklarını okşadım. kendimi gördüm, uzaklara daldım, çocukluğumu hatırladım. o an uyandı, çok mâsum güldü. teşekkür ederim dedi. esas ben sana teşekkür ederim dedim. orada, tüm gece yorgunluğuma rağmen belki ya 1 ya 1,5 saat zorâki uyudum, bir gün onun benim için yok olacağının farkında olarak 6-7 saat boyunca, sanki yaşamımın son saatleri gibi onu izledim. tüm günü zihnimden yeniden yeniden yaşadım. o gün dişiliğine dokundum, utangaçtım. yeniden çocuk oldum. o hep çocuktu.

o gün nasıl bırakmadıysa sonra da bırakmadı, anne gibi sevdi. ama ben çok günâh işledim, kaya gibi sert. okyanus gibi soğuk, cehennemlik bir günahkâr, hayırsız evlât oldum. çok mutlu oldu, güldü ve çok ağladı, haz dolu sızılar duydu. pişman olmadık. birçokları gibi o da bir gün kayboldu, hiçbir şey sonsuza dek sürmez. yalnızca bâzıları diğerlerinden biraz daha uzun sürer. çünkü ben çocuk kalmadım, erkek oldum. tabiatım, kimliğim, benliğim bu. mâsum değilim. dişiliğin kendisi beni acıttı. ben de dişileri. ayrılma vakti gelince düş sokağı sakinlerinden esinlendim, beni değil "sen yine seni sev" dedim. derken hep zorlandım.

karşılaştığım yürek yüceliği karşısında hep küçüleceğim. hayranlıkla izleyeceğim. dişiliklerinden etkileneceğim. bir an çocuklaşıp yine erkek adam olacağım. bir gün biri karşıma çıkıp beni şapşal âşığa çevirene dek, kan revân içinde bırakana, yılların öcünü alıp beni tamâmen parçalayıp yok edene dek, beni bir tanrı yargılamasıyla cehenneme postalayana dek farklı bedenlerde bu oyunu devâm ettireceğiz. bundan hep keyif alacağız, acı ve haz birbirinin içine geçecek. bu oyunda knock-out olmadığım sürece ahmet kaya'nın yusuf hayaloğlu şiirinde dile getirdiği bunalımla, eninde sonunda ben değil benim hakkımdaki iyi niyetler, bir bir yargılanıp asılacak. kalan bir ayıcık, bir küçük acı, bir küçük haz. acı ve hazzın tam ortası. veyâ ezginin günlüğü'nün şarkısındaki, "dilimizde yinelenen bir şarkıda". toprak ve çimen kokusunda, sütlü çayda, ay ışığında ve kitap satırında bir şeyler.

                      



boşluk daima aramızda, zaman ise bir hastalık gibi bize bağlı.
ancak zaman, boşluktan daha acımasız.
boşluğun içinde ölü bir şey var, zamanın içindeyse öldüren bir şey...

doktorların büyük çoğunluğunun ateist olması

doğru olmayan.

(bkz:sikik sokuk tespitler)

yazmayacaktım ama okudukça delirdim. şu cringe başlıkta baştan sona ne "anelizler" yapılmış ha. ohhh ne güzel sorguluyoruz, orama da bilim burama da bilim. bilimin ışığı aaahh vestigialite falan. vestigialite doğrudan ateizmi delillendiriyor zâten. he amk he. alt tarafı alelâde bir hekimsiniz, elinize hiç ciddi analitik tradisyondan felsefe kitabı almadığınız, dünyâ geneli felsefe akademisini tâkip etmediğiniz nereden belli. muhtemelen en fazla kıta felsefesi masallarında, birkaç asır öncesinde, veyâ en iyi ihtimâlle heidegger'da, canguilhem'da takılı kaldınız. argümantatif din felsefesi sizin neyinize? hekimlerin iki ezber yapıp öğrendiği, kendinden pek bir şey katmadığı tıp konularında hasta gelse bir şeyler bilse bir şeyler anlatmaya kalkışsa tetiklenilir, rahatsız olunur hastanın bilgisine önem verilmez ekserîyetle. ama din felsefesi gibi tıptan düşünsel mânâda daha zor, lojistik olması gereken bir alanda vasat bir hekim olarak cringe şeyler yazılabilir. her şeyiniz enkoherans, aynı kıtacılar gibi. evet hekimlerin entelektüel düzeyi tam olarak bu. din felsefesi hekimlikten entelektüel açıdan kat kat daha zor ve fikrî mertebede daha saygın dünyâda. türkiye gibi ülkelerin durumuna bakmayın. türkiye'de îtibârı bırak, analitik felsefe yok zâten. akademisini bilen tâkip eden yok niş gruplar dışında. din felsefesi literatürünü kavramak, kritik etmek zâten zorken üstüne orijinal argüman üretmek analitik felsefe akademisyenlerinin dâhi titizlikten gerçekleştiremediği bir duruma tekâbül ediyor. yalnızca bir argüman üzerine onlarca yıl çalışılıp kitaplar basılıyor ama sizin âvâm seviyede yapmaya çalıştığınız felsefenin bununla alâkası yok. yapmaya çalıştığınız şey, analytical philosophy değil, anatolian veyâ chomarian philosophy. ve felsefe akademisinde tıptaki "al bu nane limonu iç, hacamat yaptır güzel bi şey, şu otu çek" demeye benziyor.

şu zamana dek kendilerinden en azından bir şeyler tarayıp fikrî pozisyonumu dürüst ve mantıklı bir zemine soktuğum bâzı analitik felsefe düşünürlerinin ya da onunla ilgili bilgi sâhibi olanlarının listesini yapıyorum. hepsinin kitapları ve çalışmaları elimde var. isteyen olursa gönderirim. bu adamları okuyun. sonra gelip buralarda yazılanlara dönüp bakın.

(bkz:graham oppy)
(bkz:quentin smith)
(bkz:michael martin)
(bkz:teo grünberg)
(bkz:michael huemer)
(bkz:george smith)
(bkz:julian baggini)
(bkz:arda denkel)
(bkz:john haldane)
(bkz:john searle)
(bkz:david chalmers)
(bkz:richard m. gale)
(bkz:evan fales)
(bkz:stephen f. barker)

ve tabiki (bkz:gottlob frege) ve (bkz:george edward moore)

liste uzar. en iyisi philpapers'tan analitik tradisyona mutlaka bakın.

ben de tıptayım. hekimlerin veyâ kendisinin zihnî açıdan vasatlığı ve âvâmlığını kendine yediremeyen loserlar gönül rahatlığıyla eksileyebilir. yeryüzünde entelektüel açıdan muhteşem şeyler yapılıyor ama sen ömrünü iki kas, iki kemik, bir dalak, üç ilaçla geçiriyorsun.

tatlı seferleri

en iyi çikolata

piyasa ürünleri içinde denediklerim arasında schogetten ve lindt'nin sütlüleri, hârika idi. schogetten'de, diğer sütlü çikolatalarda bulunmayan, değişik tereyağlı ve süt-ilişkili bir tad var ve bu beni ona bağımlı kılıyor.

ama bunlar piyasaya çok yayılmamış ürünler. ayrıca, butik çikolata üreten yerlerde çok lezzetli çikolatalar da bulabilirsiniz; ancak damak zevkinize göre tek tek gezmeniz gerekiyor. hiçbiri diğerini tutmuyor. her yerde bulunabilen ve anlık sütlü çikolata gereksinimimi karşılayan ürün ise nestle 1927 ekstra sütlü kare çikolata. ancak bunun benim için bir dezavantajı, süt tadını geride bırakan bir kakao tadının gelmesi ya da süt-kakao'nun bir bütün olarak hissedilememesi.

yoklukta kalırsam da şâyet bir çikolatada yeterince süt varsa, her türlü iş görür. lâkin prensip olarak çikolatanın içinde fındık, fıstık, meyve, bisküvi vs. hiçbir şeyi kabûl etmiyorum. bunlar bana kalırsa, çikolatayı çikolata yapan lezzeti bozuyorlar. çikolata dışında severim orası ayrı. bitter çikolata ise süt eksikliği sebebiyle az tercih ederim. beyaz çikolatayı ise "çikolata" sınıfının dışında tutuyorum, zirâ o bir çikolata değil bence. ama severim, elbette sütten dolayı.

bir de not düşeyim, çikolatayı yeme sıcaklığı, çikolatadan aldığınız lezzeti inanılmaz derecede değiştiriyor. çok kaliteli markalarda çikolatalar alıp buzdolabından hemen çıkarıp tüketirseniz güzelim çikolataları lezzetsiz bir biçimde hebâ etmiş olursunuz. çikolata, en iyi, nemsiz, güneş görmeyen, serin bir yerde muhafaza edilir ve en azından oda sıcaklığına gelmeden, yani soğuk biçimde tüketilmez. bisküvi, kek yenir gibi yenmez. ağza yeterince büyüklükte bir parça alınır ve ağzın sıcaklığında dağılıp her bir tat tomurcuğuna etkimesine kadar beklenir. maksimum lezzete ulaşıldığında ise ufaktan emilir. beyindeki serotonin, endorfin, enkefalin tırmanmaları hissedilir. çikolataya "abanılmaz". çikolata zevk aracıdır, orgazm gibidir, ufak porsiyonlarda tüketilir, dakikalık mutluluklar yaşatır ve süre bitince herkes yoluna bakar.

tusdata vs tustime

tıbbiyeli itiraf

yıllar önce, hayâtımda bir kez otobüs garında sabahladım. uzun zaman sonra ilk kez görüştüğümüz gündü, sırf birkaç saat fazla vakit geçirebilmek için dönüş bileti almadım, bilet kalmaması ihtimâline rağmen dönüş bileti almak gün boyu aklımın ucundan bile geçmedi. sabahtan akşama vakit nasıl geçti anlamadık, hafif çakırkeyif kafayla gecenin köründe otogara döndük, ikimizin de evi o an olduğumuz şehirde değil ama onunki kolay, bilet bol. inişte alacak da var. ben sordum bana bilet yok. onun var. ayıldık iyiyiz. sen git dedim, ben burada sabahlarım, ilk otobüsle dönerim. ben de seninle kalacağım dedi. evdekilere ne diyeceksin dedim. olsun dedi. bir şeyler anlatırım. git, hayır, git hayır... beni iknâ etti, benimle kaldı. sabaha biletleri aldık. gün boyu yorgun düşmüşüz. otogarda oturma yerleri çok geniş değil, aynı anda tek blokta iki kişi yatamıyor. ben oturdum, dizime yattı, gülümsedi ve uyuyakaldı. kapıya yakındık, yağmur başladı, benim hırkayla da üzerini örttüm.

annem benim bebeklik-çocukluk oyuncaklarımın hepsini ben büyüyünce benden habersiz tanıdığı diğer küçük çocuklara dağıtmış. tam 3 kocaman koli. misâfirliğe gidince veletlerin elinde benim oyuncakları gördüm. eve geri getiremedim tabi. sevgilini başkasının altında görmeye benzer. ahmet kaya "beni vur beni onlara verme" diyor ya, aynen öyle. oyuncaklar isyân ediyor resmen. ya da bana öyle geliyor. duygusalım o an. anneme en kızdığım zamanlardan biridir. evi yıkmıştım. bir diğeri de evdeki tüm ansiklopedileri taşınıyoruz diye kütüphâneye bağışlaması. ilgilenmiyorum diye muhtemelen ama vallahi okuyordum yalan yok. o zamanlardan beri hâtırası olan nesnelere, kokulara, müziklere... her şeye ilgim var. kaybolsun istemem, kimseye de müdahâle ettirmem, dokundurtmam. sinema bileti saklamak, parfümün dibinde bırakmak, defterime bırakılan gizli notları defter çöpe gitse bile defterden ayırıp bir kenara kaldırmak, ilk mesajlar... çok şey. özneleri yaşantımda artık yer almasa da anıları evimin bir köşesinde kalsın, problem yok. annem de oyuncakları dağıtmış ama bir oyuncak hâriç. o evde kalmış. şans eseri benim gece üstüne başımı koyup yattığım pofuduk ayıcık, kitaplığın üzerinde unutulmuş. bembeyaz tüylü, yumuşacık bir şey. bununla yatmayı severdim. yaş 3-4 olsa gerek işte. küçüklüğümden kalan tek ve son oyuncaktı. işte ben o gün bu ayıcığı ona hediye olarak getirdim. kalan tek oyuncağım. onunla birlikte "kaybolacağını" bile bile. kendisinin sırt çantasından çıkardım, başını kaldırdım ve çocukken benim yattığım şekilde başının altına o ayıcığı koydum. ayıcığın kollarıyla bir zamanlar kendime yaptığım gibi yanaklarını okşadım. kendimi gördüm, uzaklara daldım, çocukluğumu hatırladım. o an uyandı, çok mâsum güldü. teşekkür ederim dedi. esas ben sana teşekkür ederim dedim. orada, tüm gece yorgunluğuma rağmen belki ya 1 ya 1,5 saat zorâki uyudum, bir gün onun benim için yok olacağının farkında olarak 6-7 saat boyunca, sanki yaşamımın son saatleri gibi onu izledim. tüm günü zihnimden yeniden yeniden yaşadım. o gün dişiliğine dokundum, utangaçtım. yeniden çocuk oldum. o hep çocuktu.

o gün nasıl bırakmadıysa sonra da bırakmadı, anne gibi sevdi. ama ben çok günâh işledim, kaya gibi sert. okyanus gibi soğuk, cehennemlik bir günahkâr, hayırsız evlât oldum. çok mutlu oldu, güldü ve çok ağladı, haz dolu sızılar duydu. pişman olmadık. birçokları gibi o da bir gün kayboldu, hiçbir şey sonsuza dek sürmez. yalnızca bâzıları diğerlerinden biraz daha uzun sürer. çünkü ben çocuk kalmadım, erkek oldum. tabiatım, kimliğim, benliğim bu. mâsum değilim. dişiliğin kendisi beni acıttı. ben de dişileri. ayrılma vakti gelince düş sokağı sakinlerinden esinlendim, beni değil "sen yine seni sev" dedim. derken hep zorlandım.

karşılaştığım yürek yüceliği karşısında hep küçüleceğim. hayranlıkla izleyeceğim. dişiliklerinden etkileneceğim. bir an çocuklaşıp yine erkek adam olacağım. bir gün biri karşıma çıkıp beni şapşal âşığa çevirene dek, kan revân içinde bırakana, yılların öcünü alıp beni tamâmen parçalayıp yok edene dek, beni bir tanrı yargılamasıyla cehenneme postalayana dek farklı bedenlerde bu oyunu devâm ettireceğiz. bundan hep keyif alacağız, acı ve haz birbirinin içine geçecek. bu oyunda knock-out olmadığım sürece ahmet kaya'nın yusuf hayaloğlu şiirinde dile getirdiği bunalımla, eninde sonunda ben değil benim hakkımdaki iyi niyetler, bir bir yargılanıp asılacak. kalan bir ayıcık, bir küçük acı, bir küçük haz. acı ve hazzın tam ortası. veyâ ezginin günlüğü'nün şarkısındaki, "dilimizde yinelenen bir şarkıda". toprak ve çimen kokusunda, sütlü çayda, ay ışığında ve kitap satırında bir şeyler.

ayın kitabı uygulaması eylül 2017

üst edit: anket 1 eylül 2017 itibariyle sonuçlanmış ve seçilen kitap, ernst mayr - evrim nedir? olmuştur.



daha önceden devam ettirilmiş bir etkinliğin (bkz:tıbbiyeli sözlük ayın kitabı uygulaması) -tutarsa- eylül 2017 versiyonu. hârika ve eleştiriye, tartışmaya çok müsait kitap önerileriyle gelmiş bulunmaktayım. kabul edilir ve başlık yürürse, üç muhteşem kitaplık küçük bir anketle (anket aşağıdadır), 1 eylül 2017 tarihinden eylül ayı boyunca okunacak ve bu başlık altında tartışılacak olan kitabı belirleyelim. aday kitapları özellikle seçtim. amaç, tartışmalı içerikleri hem öğrenelim hem tartışalım. istedim ki kitaplar monoton ve teknik detaylar barındırmaktan ziyâde ilginç ve üzerinde düşünülecek veriler sağlıyor olsun. bu kitapları doğrudan basılı olarak temin etme zorunluluğunuz bulunmamakta olup kaliteli pdf'leri tarafımca paylaşılacaktır. dileyen kitapların basılı hâllerini de elbette edinebilir, bunlara erişim seçenekleri internette mevcut. şimdi kitaplara bir bakalım:

kitap öneri 1: ernst mayr - evrim nedir?
sayfa sayısı: 376



tanıtım:

"evrim nedir, nasıl gerçekleşir ve neden yeryüzündeki yaşamın inanılmaz çeşitliliğine en mantıklı açıklamayı getirir?

evrim son iki yüzyıl içinde ortaya atılmış en büyük fikirdir; etkileri bilimin ötesine geçmiştir. ama darwin'in zamanından bu yana evrim düşüncesiyle ilgili pek çok gelişme kaydedilmiş olmasına karşın hâlâ evrimin tam olarak ne olduğu konusunda yaygın bir kafa karışıklığı bulunmaktadır.

evrim nedir? adlı bu eserde, modern biyolojinin kurucularından biri olan ernst mayr evrim konusunda bildiklerimizi ve bilmediklerimizi anlatıyor; bu fikrin dünyayı algılayışımızı nasıl değiştirdiğini ele alıyor. evrim nedir?, darwin'in türlerin kökeni adlı eserinden sonra bu konuda yazılmış en iyi kitap!

mayr'ın evrim nedir? adlı eseri hakkındaki görüşlerimi, evrime pek ilgi duymayanların bile alıp okumaları gereken bir kitap olduğunu söyleyerek özetleyebilirim. karşılığını bol bol alacaksınız. evrim üzerine daha iyi bir kitap yok. bunun gibi bir kitap da asla olmayacak." - jared m. diamond

kitap öneri 2: murray n. rothbard - özgürlüğün etiği
sayfa sayısı: 354



tanıtım:

"“iktisat, liberteryen için çok sayıda veri (girdi) sağlamada yardımcı olur fakat asla siyaset felsefesi tesis edemez. siyasî hükümler, esasta değer hükümleridir; dolayısıyla siyaset felsefesi etiğin bizzat kendisidir. dolayısıyla pozitif bir etik sistem, bireysel özgürlük şartlarını tesis etmek üzere oluşturulmalıdır.”
uslanmaz bir anarşist ve laissez-faire'ci bir iktisatçı olarak liberteryen felsefeye yeri doldurulmaz katkılarda bulunan murray n. rothbard’ın çok yönlü bir düşünür olduğunun ispatıdır, özgürlüğün etiği. rothbard bu eserinde herbert spencer’dan beri özgürlüğün sistemli ve doyurucu bir teorisinin yapılmadığını şaşırarak tespit etmekte ve bu açığı kapatma iddiasıyla doğal hukuk teorisine dayalı liberteryen bir hukuk sisteminin ana hatlarını çizme gayretine girişmektedir. okuyucu, rothbard’ın özel mülkiyetin en büyük düşmanı olarak gördüğü devlete yönelik yıkıcı eleştirilerinin yanında, 20. yüzyıl’ın önemli liberal teorisyenlerinden olan mises, hayek, nozick ve berlin’in özgülük anlayışlarının da ince bir sorguya çekildiğini görecektir."

kitap öneri 3: alâeddin şenel - kemirgenlerden sömürgenlere insanlık tarihi
sayfa sayısı: 1107 (partlar veya devirler şeklinde okunabilir)




tanıtım:

"bu yapıtta anlatılan insanlığın öyküsü ulusçu, dinci, batıcı tarihlerdekinden farklıdır. insanlığın tarihi, unesco'nun çok ciltli history of humanity (insanlık tarihi, imge) yayını doğrultusunda, "insan odaklı" bir bakış açısıyla, tek ciltte kotarılmaya çalışılmaktadır.

bu yolda, maddenin "biyokimyasal evrimi" ile başlanıp, genel olarak canlıların "organik evrimi" evresine geçilmektedir. özel olarak insanın organik evrimi ise uzak hayvan anaataları olan "prosimiyen kemirgen" noktasından uzak insan anaataları sayılan, araç kullanan "insanımsı=hominoid" cinslerine dek izlenmektedir.

insanlığın "kültürel evrim" evresi, "eşitlikçi-kararlı denge yasası" uyarınca görece durağan yapılı "ilkel topluluk" ile giderek daha büyük bir artının üretilip aktarıldığı eşitsizlikçi, dinamik "uygar toplum" dönemlerine bölünerek incelenmektedir.

uygar topluma geçişte göçebe çoban-yerleşik çiftçi topluluklar arası savaşçı ve barışçı alışveriş ilişkilerinin belirleyiciliği üzerinde durulmaktadır. bunun ürünü olarak, "talan, yağma, haraç, vergi" evrelerinden geçilerek doğan "kentli, sınıflı, devletli, ideolojili" uygar toplumun iç ve dış dinamikleri ortaya konulmaktadır.

uygarlığın ilk ve afroavrasya'daki tek beşiği olan aşağı mezopotamya'dan, sami, hint-avrupa, moğol-türk göçebe akınları, hıristiyanlık, islamlık akımları kanallarıyla dünyanın dört bir yanına yayılışı sergilenmektedir.

toplumun kent devletlerinden dünya imparatorluklarına doğru gelişmesi, üretim ve savaş teknolojileri etkileşimi, kenttanrıcılıktan tektanrıcılığa, sihirsel düşünüşten, önce dinsel, sonra bilimsel düşünüşe geçiş koşulları vurgulanarak verilmektedir.

yapıt, haçlı akınları ile başlayan çağdaş topluma geçilişini, yeni dünya uygarlıklarının yeryüzünden silinişini ve "kültürkıyım" üzerine kurulan "köleci kapitalizm" ile benzeri görülmedik çapta sömürgen ve dinamik bir düzenin gelişini açıklayan kesimle noktalanmaktadır.

yazar, bölümler arasına serpiştirdiği "avdan dönenin mızrağı kırılsın", "altaylardan inen yiğit", "ayın altında dönen ilk tekerlekler" gibi senaryolarla, okuru, bilimsellikten ödün vermeden, bir tarihsel film havasına çekmektedir. ekli "addizin" ve "andizin" ise yapıttan yararlanmayı kolaylaştırmaktadır."

anket sonuçlanmıştır. 1 eylül 2017 anket sonuçları:

ernst mayr - evrim nedir? 21 oy
murray n. rothbard - özgürlüğün etiği 19 oy
alâeddin şenel - kemirgenlerden sömürgenlere insanlık tarihi 11 oy

böylece eylül ayında okunacak kitap olarak evrim nedir?'i seçmiş bulunuyoruz. istek üzerine oylanan tüm kitapların pdf bağlantıları sunulmuştur:

ernst mayr - evrim nedir? (eylül ayı için seçilen kitap)
https://yadi.sk/i/lJHGF3ew3MVzrb

murray n. rothbard - özgürlüğün etiği
https://yadi.sk/i/6jEci1233MVzsc

alâeddin şenel - kemirgenlerden sömürgenlere insanlık tarihi
https://yadi.sk/i/92_eELEr3MVztH

doktor egosu

ömrü boyunca çalıştığı en zor sınav kpss olup alacağı üç kuruş için götünü yılda 3 ay yattığı rahat mesleklere dayayanlara birkaç beden büyük gelecek egodur.

                      



boşluk daima aramızda, zaman ise bir hastalık gibi bize bağlı.
ancak zaman, boşluktan daha acımasız.
boşluğun içinde ölü bir şey var, zamanın içindeyse öldüren bir şey...

allah'ı neden göremeyiz

tıbbiyeli sözlüğün olmazsa olmaz 100 başlığı

cuma namazı

ömrümde bir kez dahi gitmediğimdir. her hafta hatrı sayılır bir vakitten yıl hesabına vurduğumuzda her yıl işte o kadarlık bir vakti boşuna harcamamak gerekir. aynı durum diğer namazlar için de geçerlidir.

demokrasi

en tatlı yunan safsatası.

trileçe

oldukça kötü ve kalitesiz bir tatlıdır.

içerik kuralları - iletişim