necdetersoz

Durum: 943 - 72 - 26 - 4 - 13.11.2018 18:19

Puan: 8608 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Gazi University Medical School • Neurosurgical nerd. Libertarian & right-wing individualist www.necdetersoz.com
  • /
  • 95

bayan değil kadın

kabullenmek

enteresan kelimeler amuda kalkmaya başladı kafamda

ve nedendir bilinmez çiselenmiş gökyüzü,
sen, ben,
roka
ve hamsi tava.

geceye bir mesaj bırak

"düşler ve gerçekler ayrı ayrı yaşar".

hayal

düş, ideal, ütopya, bâzen korku, hemen her zaman mutluluk.

onca tıbbi eğitime rağmen halen evrimi inkar edenler

en sevdiğim başlık yeniden uplanmış. öyleyse,

(bkz:evrimsel tıp)

kadındaki yapıların erkekteki karşılıkları

kadında gözler,
erkekte aşk.

aşı yaptırmayan aileler

aşı yaptırma zorunluluğu olmayan ailelerdir. sağlık sorumluluğunu üzerine alan ve ona adaptif davranan ebeveynler aşı reddiyle ahlâkî çerçevede kalır. zorunlu aşı, ofansif-toplumcu bir fiil olarak bireyin zihinsel varlığını ve bedenî mülkîyetini tehdit eder; gayriahlâkîdir ve suçtur. henüz liberter hüvîyetini kazanmamış bireylerin, yâni çocukların bedenî mülkîyet emâneti, salt ebeveynlerinin üzerindedir. kolektif toplum zırvalıkları ve ezik devletçi bakış artık geride kaldı, rasyonel insanlar individüalist anarşist, agorist, liberteryen fikirlerle tanışıyor. çocukların bedeni üzerinde aşı dâhil, devlet eliyle olsun olmasın, konsent dışı girişimler suçtur ve bu girişimleri fizikî olarak üstelemeye devâm eden aşağılıklar defansif sûrette cezâlandırılır.

geceye bir şarkı bırak

so fell autumn rain, washed away all my pain
i feel brighter somehow, lighter somehow to breathe once again
so fell autumn rain, washed my sorrows away
with the sunset behind somehow i find the dreams are to stay
so fell winter...

etkileyici şarkı sözleri

"biliyorum görünce beni,
hep tanıyordum diyeceksin
rüyâlarımda hep sen vardın,
hep tanıyordum diyeceksin"
  • /
  • 95
  • /
  • 32

enteresan kelimeler amuda kalkmaya başladı kafamda


hayal


beyaz melek


gri melek


siyah melek


duygu embolisi


1000000. entry


feministlere vurdukça betalardan ses gelmesi


dipygus


15 ekim 2018 bu milletin nereye kaybolması


  • /
  • 32

zaman

ya yokluğundan ya çokluğundan yakınılandır.

ya bir şeylere geç kalırız ya da çok erkendir harekete geçmek için. ya boşa harcarız zamanımızı, hızlıca akıp gider hayat ya da yapılacak çok şey vardır, bir türlü yetmez dakikalar.

öyle anlar vardır ki akrebin, yelkovanın akmayışı canımızı acıtır; o bekleyiş bitmez. bazen de zamanın hızlı akışı bir armağan gibidir, teşekkür edersin tanrıya ya da neye inanıyorsan/ inanmıyorsan. bazen 'minicik bir zaman' için neler vermezdim dersin, sanki dünyayı kurtaracakmış gibi. bazen de öyle anlamsızlaşır ki zaman, gecenin bir vakti kaçıncı kadehte olduğunu unutup sızarsın öylece.

sürekli akıyor zaman, durdurulamaz. durdurmayı deliler gibi istediğimiz anlar da oluyor tabiî. bir zaman diliminde öylece kalmak. ne imkânsız bir durum...

zaman insana hem evrendeki sınırlarını gösterir hem de sınırsız düşünce aleminde çılgınlar gibi özgür olduğunu.

enteresan kelimeler amuda kalkmaya başladı kafamda

geceye bir mesaj bırak

bu gece yıldızlara iyi geceler diyemedim, bulutların arkasındaydılar. olsun ama yarın var, günler haftalar var. gökyüzündeki yıldızların varlığından haberdarım, gökyüzünü seyredebilmenin mükemmelliğini hissedebiliyorum, sabah hastaneye yürürken dinlediğim kuş seslerinin ömrümü uzattığına inanıyorum, hayattaki şanslarımın farkındayım. böyle öylesine mutluyum ki. seviyorum, herkesi, koşulsuz, çıkarsız. siz de sevin, sevmek bulaşıcıdır. iyi geceler gökyüzündeki yıldızlar...

whatsapp'ta last seen'i kapatan insan

(bkz:ben) sadece last seen'i kapatmak yeterli değil. mümkün olsa offline takılırım. yok yani amaç iletişim değil mi? neden herkes görüyor çevrimiçi olduğumuzu? en azından sadece mesajlaşılan kişi görsün..

gerçekleştirdiğiniz hayalleriniz

hiç hayal kurmadım. kuramıyorum.

electra kompleksi

carl gustav jung'un tanımlayıp psikanaliz literatürüne sunduğu, kız çocuklarının fallik dönemde (3-6 yaş arasında) ebeveynlerine karşı gösterdiği saplantıyı ifade eden freudvari kavramdır. bu isim yunan mitolojisinden esinlenerek seçilmiş. bu yaş aralığında kız çocuk babasını, annesinden kıskanır. babaya belirgin bir düşkünlük vardır. bunun altında yatan sebebi psikoseksüel nedenlere dayandırmışlar, bana kalırsa zorlama bir komplekstir. ama fallik dönemi problemli geçirmiş, bu kompleksi aşamamış kadınlarda ileriye dönük psikolojik, cinsel ve sosyal sorunlar; sapkınlıklar görülebiliyor.

pedodonti kliniğinde bu yaş aralığında olan bir kız çocuğunu tedavi ederken eğer babasına olan düşkünlüğünü fark ettiysem genelde bunun üstüne oynarım. 'bak babasıı kızın ağzını ne de güzel açıyor!' 'uslu olduğun için baban şu an çok mutluu!' vs. genelde koltuğun tam karşısına alıyorum babayı, çocuğun görebileceği şekilde. işlem bittiğinde 'hadi babaya dolgumuzu gösterelim geel.' diyorum. öyle hoşnut oluyorlar ki bu durumdan, zafer kazanmışcasına gururlanıyorlar. 'baba baaaak, çok güzel olmuş dimiieeğ!' oldukça işime yarıyor bu durum.*

erkek çocuklarında görülen versiyonu için:
(bkz:oedipus kompleksi)

geceye bir şarkı bırak

sevgi

"sevgi neydi? sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti..durursam bir daha kurtulamam..ziyanı yok, gülüşü yeter bize..yüreğim kaydıysa günah mı?..çamura saplansam yardıma gelir misin?..elini tuttum sıcacıktı, yüreği elindeymiş gibi..elinden tutuversem benimle gelir mi?seninim işte, alıp götürsene beni..elveda asya, elveda selvi boylum al yazmalım, elveda..bitmemiş türküm benim.."

serebral palsi

sp çocukları etkileyen en yaygın hastalıklardan biridir. dünyada ortalama 1000 canlı doğumda 2–2,5 oranında izlenirken, türkiye’de bu oranın 4,4 olduğu bildirilmiştir.

diş hekimliği açısından değerlendirecek olursam, oral hijyenin sağlanması sp'li hasta ve ailesi için oldukça zordur. hastalık, vücuttaki tüm motor aktiviteleri etkilediği için ağız-yüz bölgesinde de motor fonksiyon kayıplarına neden olmaktadır. buna bağlı olarak çiğneme, yutkunma ve ortodontik bozukluklar, periodontal hastalıklar gelişir, çürük prevelansı yüksektir. şiddetli malokluzyonlar, mine hipoplazisi, dişlerde erozyon, bruksizm en sık rastlanan bulgulardan.

salya akıtma da sp'de en sık rastlanan hem ağızla ilgili hem de sosyal problemlerden. sp’li çocuklarda ağız dışına salya akışı görülme oranının %10-58 olduğu bildirilmiştir. bu durumun sp’nin özellikle spastik kuadripleji tipinde şiddetli bir şekilde izlendiği bildirilmiştir. salya akıtma tedavisinde oral-motor tedaviden, ilaç tedavisinden ve cerrahî yöntemlerden faydalanılır. benzhexol, atropine, scopolamine gibi antikolinerjik ilaçlar tedavide önemli rol oynar. en yaygın tedavi oro-fasiyal rehabilitasyon ve ardından antikolinerjik ilaçlar, botulinum toksin enjeksiyonu (botoks) ve cerrahî olarak sıralanmaktadır. zor vakalarda tükürük bezlerinin alınması gibi radikal kararlar da verilebiliyor ancak alternatif tedavi yöntemleri denenmeden cerrahî yöntemler önerilmez.

çay

zihni derin 'in bile bu kadar çok tüketildiğini görse şaşıracağı, gözlerinin yaşaracağı ,ayrandan sonra gelen milli içeceğimiz

Toplam entry sayısı: 943

tıbbiyeli itiraf

yıllar önce, hayâtımda bir kez otobüs garında sabahladım. uzun zaman sonra ilk kez görüştüğümüz gündü, sırf birkaç saat fazla vakit geçirebilmek için dönüş bileti almadım, bilet kalmaması ihtimâline rağmen dönüş bileti almak gün boyu aklımın ucundan bile geçmedi. sabahtan akşama vakit nasıl geçti anlamadık, hafif çakırkeyif kafayla gecenin köründe otogara döndük, ikimizin de evi o an olduğumuz şehirde değil ama onunki kolay, bilet bol. inişte alacak da var. ben sordum bana bilet yok. onun var. ayıldık iyiyiz. sen git dedim, ben burada sabahlarım, ilk otobüsle dönerim. ben de seninle kalacağım dedi. evdekilere ne diyeceksin dedim. olsun dedi. bir şeyler anlatırım. git, hayır, git hayır... beni iknâ etti, benimle kaldı. sabaha biletleri aldık. gün boyu yorgun düşmüşüz. otogarda oturma yerleri çok geniş değil, aynı anda tek blokta iki kişi yatamıyor. ben oturdum, dizime yattı, gülümsedi ve uyuyakaldı. kapıya yakındık, yağmur başladı, benim hırkayla da üzerini örttüm.

annem benim bebeklik-çocukluk oyuncaklarımın hepsini ben büyüyünce benden habersiz tanıdığı diğer küçük çocuklara dağıtmış. tam 3 kocaman koli. misâfirliğe gidince veletlerin elinde benim oyuncakları gördüm. eve geri getiremedim tabi. sevgilini başkasının altında görmeye benzer. ahmet kaya "beni vur beni onlara verme" diyor ya, aynen öyle. oyuncaklar isyân ediyor resmen. ya da bana öyle geliyor. duygusalım o an. anneme en kızdığım zamanlardan biridir. evi yıkmıştım. bir diğeri de evdeki tüm ansiklopedileri taşınıyoruz diye kütüphâneye bağışlaması. ilgilenmiyorum diye muhtemelen ama vallahi okuyordum yalan yok. o zamanlardan beri hâtırası olan nesnelere, kokulara, müziklere... her şeye ilgim var. kaybolsun istemem, kimseye de müdahâle ettirmem, dokundurtmam. sinema bileti saklamak, parfümün dibinde bırakmak, defterime bırakılan gizli notları defter çöpe gitse bile defterden ayırıp bir kenara kaldırmak, ilk mesajlar... çok şey. özneleri yaşantımda artık yer almasa da anıları evimin bir köşesinde kalsın, problem yok. annem de oyuncakları dağıtmış ama bir oyuncak hâriç. o evde kalmış. şans eseri benim gece üstüne başımı koyup yattığım pofuduk ayıcık, kitaplığın üzerinde unutulmuş. bembeyaz tüylü, yumuşacık bir şey. bununla yatmayı severdim. yaş 3-4 olsa gerek işte. küçüklüğümden kalan tek ve son oyuncaktı. işte ben o gün bu ayıcığı ona hediye olarak getirdim. kalan tek oyuncağım. onunla birlikte "kaybolacağını" bile bile. kendisinin sırt çantasından çıkardım, başını kaldırdım ve çocukken benim yattığım şekilde başının altına o ayıcığı koydum. ayıcığın kollarıyla bir zamanlar kendime yaptığım gibi yanaklarını okşadım. kendimi gördüm, uzaklara daldım, çocukluğumu hatırladım. o an uyandı, çok mâsum güldü. teşekkür ederim dedi. esas ben sana teşekkür ederim dedim. orada, tüm gece yorgunluğuma rağmen belki ya 1 ya 1,5 saat zorâki uyudum, bir gün onun benim için yok olacağının farkında olarak 6-7 saat boyunca, sanki yaşamımın son saatleri gibi onu izledim. tüm günü zihnimden yeniden yeniden yaşadım. o gün dişiliğine dokundum, utangaçtım. yeniden çocuk oldum. o hep çocuktu.

o gün nasıl bırakmadıysa sonra da bırakmadı, anne gibi sevdi. ama ben çok günâh işledim, kaya gibi sert. okyanus gibi soğuk, cehennemlik bir günahkâr, hayırsız evlât oldum. çok mutlu oldu, güldü ve çok ağladı, haz dolu sızılar duydu. pişman olmadık. birçokları gibi o da bir gün kayboldu, hiçbir şey sonsuza dek sürmez. yalnızca bâzıları diğerlerinden biraz daha uzun sürer. çünkü ben çocuk kalmadım, erkek oldum. tabiatım, kimliğim, benliğim bu. mâsum değilim. dişiliğin kendisi beni acıttı. ben de dişileri. ayrılma vakti gelince düş sokağı sakinlerinden esinlendim, beni değil "sen yine seni sev" dedim. derken hep zorlandım.

karşılaştığım yürek yüceliği karşısında hep küçüleceğim. hayranlıkla izleyeceğim. dişiliklerinden etkileneceğim. bir an çocuklaşıp yine erkek adam olacağım. bir gün biri karşıma çıkıp beni şapşal âşığa çevirene dek, kan revân içinde bırakana, yılların öcünü alıp beni tamâmen parçalayıp yok edene dek, beni bir tanrı yargılamasıyla cehenneme postalayana dek farklı bedenlerde bu oyunu devâm ettireceğiz. bundan hep keyif alacağız, acı ve haz birbirinin içine geçecek. bu oyunda knock-out olmadığım sürece ahmet kaya'nın yusuf hayaloğlu şiirinde dile getirdiği bunalımla, eninde sonunda ben değil benim hakkımdaki iyi niyetler, bir bir yargılanıp asılacak. kalan bir ayıcık, bir küçük acı, bir küçük haz. acı ve hazzın tam ortası. veyâ ezginin günlüğü'nün şarkısındaki, "dilimizde yinelenen bir şarkıda". toprak ve çimen kokusunda, sütlü çayda, ay ışığında ve kitap satırında bir şeyler.

evrimsel tıp

tıbbî bilimlere evrimsel yaklaşımları içeren, modern tıbba yeni bir bakış açısı ve bilimidir. türkiye'de ilk kez tıp fakültesi öğrencileri tarafından türkiye çapında bir organizasyon olarak evrimsel tıp topluluğu bünyesinde ele alınmaya başlanmış, gazi üniversitesi tıp fakültesinde de resmî olarak evrimsel tıp konulu bilimsel etkinliklerini devam ettirmektedir.

evrimsel tıp nedir ve neden gereklidir?

evrimsel tıp, basit tanımıyla evrimsel biyoloji bilgilerinin, tıpta insan doğasının daha iyi anlaşılması amacıyla kullanılmasıdır. tıbbi problemlere evrimsel yaklaşımlar, insan vücuduyla ilgili çalışmalarda araştırmacılara farklı bir bakış açısı kazandırmakta, olağan tıp literatüründeki sağlık, hastalık, bozukluk gibi kavramlara yeni yorumlar getirmektedir.

evrim bilimi biyolojinin temel düzenleyici ilkesi olarak görülebilir. biyolojik ve biyomedikal bilimler evrim bilgilerinin yardımıyla tam anlamıyla entegre olabilirler. moleküler ve gelişimsel biyolojiyle birlikte evrimsel biyoloji, canlıların fonksiyonlarını ve fiziksel, sosyal, biyotik çevreleriyle ilişkilerini anlamamızı sağlar. bu nedenle insan biyolojisinin, sağlığının ve hastalıklarının efektif bir şekilde anlaşılması için evrimsel prensiplerin ve bunların biyolojik, biyomedikal süreçlere hem bireysel hem de popülasyon seviyesindeki etkilerinin bilinmesi gerekir. bu zorunluluk diğer biyolojik bilimler tarafından iyi bir şekilde kavranmasına rağmen tıbben, evrimsel biyoloji temel ve destekleyici bir bilim dalı olarak tanınmakta geri kalmıştır. ancak bakteriyel evrim, genom bilimi ve epigenetik gibi alanlardaki ilerlemeler evrimsel düşünüşün modern tıbba ekleyeceği birçok şey olacağını göstermektedir.

evrimsel biyoloji birçok soruya hitap eder; türler nasıl oluştu, soylar çevresine nasıl adapte olur, çevresel etkiler nasıl tek bir genotipten farklı şekilde fenotiplerin ortaya çıkmasını sağlar; neden farklı türler aynı toplulukta olsalar bile birbirlerinden çok değişik fiziksel, sosyal ve üreme karakterlerine sahip olabiliyorlar; neden türler kendilerine özgü yaşam geçmişlerine sahiptir… bu soruların cevapları bir türün karakteristik özelliklerinin kaynağını ve tek bir türün üyeleri arasında görülen fenotipik varyasyonun büyüklüğünü; anatomilerine, fizyolojilerine, yaşam süreçlerine ve çevrelerinden gelen zorluklara karşı tutumlarına göre anlamamızı sağlar. yani evrimsel biyoloji bireysel varyasyonun temelleri ve önemi ile oldukça ilgilidir.

insanlar diğer tüm canlılarda olduğu gibi, bireysel karakteristik özelliklere sahiptir ve buna hepimizin aynı hastalıklardan aynı şekilde etkilenmemesi de dahildir. yani insan biyolojisini ve tıbbı tam olarak anlamak için evrimsel prensiplerin bizim türümüze nasıl uygulandığını bilmemiz gerekir. tıbbi düşünce sağlıklı ile hasta olanı kesin sınırlarla ayırmaya meyillidir ama bu tip değerlendirmeler sözün gelişine göredir, bir durumda başarılı bir adaptasyon olan özellik o durum için tamamen normalken başka birinde anormal olabilir. bu nedenle sağlığın ve hastalığın tanımı evrimsel bakış açısından yapıldığında potansiyel bir hastanın üzerinde yardımcı yeni perspektiflere ulaşabiliriz.

tıp eğitiminin büyük bir kısmında hastalığa neden olan en yakın yolağa odaklanılır ve bunun üzerinden bir tedavi elde edilmeye çalışılır. bu yaklaşım bazı semptomların nasıl ortaya çıktığını açıklar ama bundan daha ileri bir sorgulama da bulunmaktadır. o da neden bazı semptomların ortaya çıktığını, neden bazı bireylerin daha yüksek bir hastalık riskinde olduğunu, neden bazı durumlara sağlıklı bir şekilde uyum sağlayamadığımızı, neden bir apendiksimizin olduğunu ya da neden doğduğumuz günün hayatımızın en tehlikeli günü olduğunu sorgular. bu evrimsel soruşturma sağlığın ve hastalığın esas, nihai nedenini anlama çabasındadır. bu evrimsel perspektif doktorlara hastalarını daha iyi anlama ve idare etme yetisi sağlar. evrimsel bakış birçok durumda hangi koruma yaklaşımlarının daha verimli olacağını ve hangi terapiyle daha çok başarı elde edeceğimizi tahmin etmemize yardımcı olur.

olağan tıp literatürü, evrimsel biyolojinin ortaya koyduğu bulgulardan etkilenmektedir. modern tıp, insan doğasına ve hastalıklara bakışta “evrimsel tıp” adı verilen yeni bir perspektife sahip olmuştur.
evrimsel süreç genetik bilginin bir jenerasyondan bir sonrakine aktarımının sağlanması için çalışır ve evrimsel başarı bir soydaki genlerin gelecek nesillere aktarılmasıyla sağlanır. yani evrim bir soyun üreme başarısına (fitness) odaklanmıştır. ama bu ‘fitness’ her zaman uzun bir ömre ve sağlıklı yaşama bağlı değildir. bazen üremenin başarısı için ödünleşmeler (trade-off) gerçekleşir ve bedellerden biri yaşam süresinin kısalması olabilir. birçok modern insan uzun bir süre yaşadığı ve tıp giderek hayat kalitesini yükseltmeye yöneldiği için doktorlar bu evrimsel süreçlerden oluşan zorlukları göz ardı edemezler.

evrimsel biyoloji ekolojik bilimler ile yakın bir ilişki içerisindedir ve insanlar da çevre şartlarına göre değerlendirilmelidir. hayatlarımızın, sosyal çevre dahil, herhangi bir çevre içerisinde nasıl etkilendiği evrimsel biyoloji ile çok daha iyi anlaşılmıştır ve kazandığımız bu bilgiler, etkili toplum sağlığı stratejilerinin oluşturulmasına büyük katkıda bulunabilir.

hüseyin ömer semiz (gazi üniversitesi tıp fakültesi)
necdet ersöz (gazi üniversitesi tıp fakültesi)
evrimsel tıp platformu – http://www.evrimseltip.org

en iyi çikolata

piyasa ürünleri içinde denediklerim arasında schogetten ve lindt'nin sütlüleri, hârika idi. schogetten'de, diğer sütlü çikolatalarda bulunmayan, değişik tereyağlı ve süt-ilişkili bir tad var ve bu beni ona bağımlı kılıyor.

ama bunlar piyasaya çok yayılmamış ürünler. ayrıca, butik çikolata üreten yerlerde çok lezzetli çikolatalar da bulabilirsiniz; ancak damak zevkinize göre tek tek gezmeniz gerekiyor. hiçbiri diğerini tutmuyor. her yerde bulunabilen ve anlık sütlü çikolata gereksinimimi karşılayan ürün ise nestle 1927 ekstra sütlü kare çikolata. ancak bunun benim için bir dezavantajı, süt tadını geride bırakan bir kakao tadının gelmesi ya da süt-kakao'nun bir bütün olarak hissedilememesi.

yoklukta kalırsam da şâyet bir çikolatada yeterince süt varsa, her türlü iş görür. lâkin prensip olarak çikolatanın içinde fındık, fıstık, meyve, bisküvi vs. hiçbir şeyi kabûl etmiyorum. bunlar bana kalırsa, çikolatayı çikolata yapan lezzeti bozuyorlar. çikolata dışında severim orası ayrı. bitter çikolata ise süt eksikliği sebebiyle tercihim değildir. beyaz çikolatayı ise "çikolata" sınıfının dışında tutuyorum, zirâ o bir çikolata değil bence. ama severim, elbette sütten dolayı.

bir de not düşeyim, çikolatayı yeme sıcaklığı, çikolatadan aldığınız lezzeti inanılmaz derecede değiştiriyor. çok kaliteli markalarda çikolatalar alıp buzdolabından hemen çıkarıp tüketirseniz güzelim çikolataları lezzetsiz bir biçimde hebâ etmiş olursunuz. çikolata, en iyi, nemsiz, güneş görmeyen, serin bir yerde muhafaza edilir ve en azından oda sıcaklığına gelmeden, yani soğuk biçimde tüketilmez. bisküvi, kek yenir gibi yenmez. ağza yeterince büyüklükte bir parça alınır ve ağzın sıcaklığında dağılıp her bir tat tomurcuğuna etkimesine kadar beklenir. maksimum lezzete ulaşıldığında ise ufaktan emilir. beyindeki serotonin, endorfin, enkefalin tırmanmaları hissedilir. çikolataya "abanılmaz". çikolata zevk aracıdır, orgazm gibidir, ufak porsiyonlarda tüketilir, dakikalık mutluluklar yaşatır ve süre bitince herkes yoluna bakar.

444 0 375

ttnet'e ait taciz numarası. ısrarla açmadıkça arıyorlar. önceleri günde bir kez iken artık gün içerisinde arama sayıları dördü beşi buluyor. ne diyeceklerini adım gibi biliyorum çünkü yıllardır bu şirketi kullanmak durumunda kaldığımdan bu numara ile sayısız görüşmem oldu. amaçları ya yeni bir kampanya ya reklam ya "bana özel daha avantajlı" bir fırsat. günün her vakti bu numaradan, üstelik önemli işlerimin arasında olsun müzik dinlerken müziğimi kesmek sûretiyle olsun taciz edilmekten bıktım. ana avrat sövmeyi kendime ar ederim ama daha fazlasını hak ediyorlar. hizmetleri kalitesiz olduğu gibi sorun çözme yeteneklerinden de ekserîyetle acizler. bir de bu tacizlerin arttığı dönemlerde bunlarda çalışan kim varsa hepsini teker teker kurşuna dizme hissiyatı yaşıyorum.

ferrari'nin içinde orospu çocuğu olmak

ayın kitabı uygulaması eylül 2017

üst edit: anket 1 eylül 2017 itibariyle sonuçlanmış ve seçilen kitap, ernst mayr - evrim nedir? olmuştur.



daha önceden devam ettirilmiş bir etkinliğin (bkz:tıbbiyeli sözlük ayın kitabı uygulaması) -tutarsa- eylül 2017 versiyonu. hârika ve eleştiriye, tartışmaya çok müsait kitap önerileriyle gelmiş bulunmaktayım. kabul edilir ve başlık yürürse, üç muhteşem kitaplık küçük bir anketle (anket aşağıdadır), 1 eylül 2017 tarihinden eylül ayı boyunca okunacak ve bu başlık altında tartışılacak olan kitabı belirleyelim. aday kitapları özellikle seçtim. amaç, tartışmalı içerikleri hem öğrenelim hem tartışalım. istedim ki kitaplar monoton ve teknik detaylar barındırmaktan ziyâde ilginç ve üzerinde düşünülecek veriler sağlıyor olsun. bu kitapları doğrudan basılı olarak temin etme zorunluluğunuz bulunmamakta olup kaliteli pdf'leri tarafımca paylaşılacaktır. dileyen kitapların basılı hâllerini de elbette edinebilir, bunlara erişim seçenekleri internette mevcut. şimdi kitaplara bir bakalım:

kitap öneri 1: ernst mayr - evrim nedir?
sayfa sayısı: 376



tanıtım:

"evrim nedir, nasıl gerçekleşir ve neden yeryüzündeki yaşamın inanılmaz çeşitliliğine en mantıklı açıklamayı getirir?

evrim son iki yüzyıl içinde ortaya atılmış en büyük fikirdir; etkileri bilimin ötesine geçmiştir. ama darwin'in zamanından bu yana evrim düşüncesiyle ilgili pek çok gelişme kaydedilmiş olmasına karşın hâlâ evrimin tam olarak ne olduğu konusunda yaygın bir kafa karışıklığı bulunmaktadır.

evrim nedir? adlı bu eserde, modern biyolojinin kurucularından biri olan ernst mayr evrim konusunda bildiklerimizi ve bilmediklerimizi anlatıyor; bu fikrin dünyayı algılayışımızı nasıl değiştirdiğini ele alıyor. evrim nedir?, darwin'in türlerin kökeni adlı eserinden sonra bu konuda yazılmış en iyi kitap!

mayr'ın evrim nedir? adlı eseri hakkındaki görüşlerimi, evrime pek ilgi duymayanların bile alıp okumaları gereken bir kitap olduğunu söyleyerek özetleyebilirim. karşılığını bol bol alacaksınız. evrim üzerine daha iyi bir kitap yok. bunun gibi bir kitap da asla olmayacak." - jared m. diamond

kitap öneri 2: murray n. rothbard - özgürlüğün etiği
sayfa sayısı: 354



tanıtım:

"“iktisat, liberteryen için çok sayıda veri (girdi) sağlamada yardımcı olur fakat asla siyaset felsefesi tesis edemez. siyasî hükümler, esasta değer hükümleridir; dolayısıyla siyaset felsefesi etiğin bizzat kendisidir. dolayısıyla pozitif bir etik sistem, bireysel özgürlük şartlarını tesis etmek üzere oluşturulmalıdır.”
uslanmaz bir anarşist ve laissez-faire'ci bir iktisatçı olarak liberteryen felsefeye yeri doldurulmaz katkılarda bulunan murray n. rothbard’ın çok yönlü bir düşünür olduğunun ispatıdır, özgürlüğün etiği. rothbard bu eserinde herbert spencer’dan beri özgürlüğün sistemli ve doyurucu bir teorisinin yapılmadığını şaşırarak tespit etmekte ve bu açığı kapatma iddiasıyla doğal hukuk teorisine dayalı liberteryen bir hukuk sisteminin ana hatlarını çizme gayretine girişmektedir. okuyucu, rothbard’ın özel mülkiyetin en büyük düşmanı olarak gördüğü devlete yönelik yıkıcı eleştirilerinin yanında, 20. yüzyıl’ın önemli liberal teorisyenlerinden olan mises, hayek, nozick ve berlin’in özgülük anlayışlarının da ince bir sorguya çekildiğini görecektir."

kitap öneri 3: alâeddin şenel - kemirgenlerden sömürgenlere insanlık tarihi
sayfa sayısı: 1107 (partlar veya devirler şeklinde okunabilir)




tanıtım:

"bu yapıtta anlatılan insanlığın öyküsü ulusçu, dinci, batıcı tarihlerdekinden farklıdır. insanlığın tarihi, unesco'nun çok ciltli history of humanity (insanlık tarihi, imge) yayını doğrultusunda, "insan odaklı" bir bakış açısıyla, tek ciltte kotarılmaya çalışılmaktadır.

bu yolda, maddenin "biyokimyasal evrimi" ile başlanıp, genel olarak canlıların "organik evrimi" evresine geçilmektedir. özel olarak insanın organik evrimi ise uzak hayvan anaataları olan "prosimiyen kemirgen" noktasından uzak insan anaataları sayılan, araç kullanan "insanımsı=hominoid" cinslerine dek izlenmektedir.

insanlığın "kültürel evrim" evresi, "eşitlikçi-kararlı denge yasası" uyarınca görece durağan yapılı "ilkel topluluk" ile giderek daha büyük bir artının üretilip aktarıldığı eşitsizlikçi, dinamik "uygar toplum" dönemlerine bölünerek incelenmektedir.

uygar topluma geçişte göçebe çoban-yerleşik çiftçi topluluklar arası savaşçı ve barışçı alışveriş ilişkilerinin belirleyiciliği üzerinde durulmaktadır. bunun ürünü olarak, "talan, yağma, haraç, vergi" evrelerinden geçilerek doğan "kentli, sınıflı, devletli, ideolojili" uygar toplumun iç ve dış dinamikleri ortaya konulmaktadır.

uygarlığın ilk ve afroavrasya'daki tek beşiği olan aşağı mezopotamya'dan, sami, hint-avrupa, moğol-türk göçebe akınları, hıristiyanlık, islamlık akımları kanallarıyla dünyanın dört bir yanına yayılışı sergilenmektedir.

toplumun kent devletlerinden dünya imparatorluklarına doğru gelişmesi, üretim ve savaş teknolojileri etkileşimi, kenttanrıcılıktan tektanrıcılığa, sihirsel düşünüşten, önce dinsel, sonra bilimsel düşünüşe geçiş koşulları vurgulanarak verilmektedir.

yapıt, haçlı akınları ile başlayan çağdaş topluma geçilişini, yeni dünya uygarlıklarının yeryüzünden silinişini ve "kültürkıyım" üzerine kurulan "köleci kapitalizm" ile benzeri görülmedik çapta sömürgen ve dinamik bir düzenin gelişini açıklayan kesimle noktalanmaktadır.

yazar, bölümler arasına serpiştirdiği "avdan dönenin mızrağı kırılsın", "altaylardan inen yiğit", "ayın altında dönen ilk tekerlekler" gibi senaryolarla, okuru, bilimsellikten ödün vermeden, bir tarihsel film havasına çekmektedir. ekli "addizin" ve "andizin" ise yapıttan yararlanmayı kolaylaştırmaktadır."

anket sonuçlanmıştır. 1 eylül 2017 anket sonuçları:

ernst mayr - evrim nedir? 21 oy
murray n. rothbard - özgürlüğün etiği 19 oy
alâeddin şenel - kemirgenlerden sömürgenlere insanlık tarihi 11 oy

böylece eylül ayında okunacak kitap olarak evrim nedir?'i seçmiş bulunuyoruz. istek üzerine oylanan tüm kitapların pdf bağlantıları sunulmuştur:

ernst mayr - evrim nedir? (eylül ayı için seçilen kitap)
https://yadi.sk/i/lJHGF3ew3MVzrb

murray n. rothbard - özgürlüğün etiği
https://yadi.sk/i/6jEci1233MVzsc

alâeddin şenel - kemirgenlerden sömürgenlere insanlık tarihi
https://yadi.sk/i/92_eELEr3MVztH

doktor egosu

ömrü boyunca çalıştığı en zor sınav kpss olup alacağı üç kuruş için götünü yılda 3 ay yattığı rahat mesleklere dayayanlara birkaç beden büyük gelecek egodur.

tıbbiyeli itiraf

yıllar önce, hayâtımda bir kez otobüs garında sabahladım. uzun zaman sonra ilk kez görüştüğümüz gündü, sırf birkaç saat fazla vakit geçirebilmek için dönüş bileti almadım, bilet kalmaması ihtimâline rağmen dönüş bileti almak gün boyu aklımın ucundan bile geçmedi. sabahtan akşama vakit nasıl geçti anlamadık, hafif çakırkeyif kafayla gecenin köründe otogara döndük, ikimizin de evi o an olduğumuz şehirde değil ama onunki kolay, bilet bol. inişte alacak da var. ben sordum bana bilet yok. onun var. ayıldık iyiyiz. sen git dedim, ben burada sabahlarım, ilk otobüsle dönerim. ben de seninle kalacağım dedi. evdekilere ne diyeceksin dedim. olsun dedi. bir şeyler anlatırım. git, hayır, git hayır... beni iknâ etti, benimle kaldı. sabaha biletleri aldık. gün boyu yorgun düşmüşüz. otogarda oturma yerleri çok geniş değil, aynı anda tek blokta iki kişi yatamıyor. ben oturdum, dizime yattı, gülümsedi ve uyuyakaldı. kapıya yakındık, yağmur başladı, benim hırkayla da üzerini örttüm.

annem benim bebeklik-çocukluk oyuncaklarımın hepsini ben büyüyünce benden habersiz tanıdığı diğer küçük çocuklara dağıtmış. tam 3 kocaman koli. misâfirliğe gidince veletlerin elinde benim oyuncakları gördüm. eve geri getiremedim tabi. sevgilini başkasının altında görmeye benzer. ahmet kaya "beni vur beni onlara verme" diyor ya, aynen öyle. oyuncaklar isyân ediyor resmen. ya da bana öyle geliyor. duygusalım o an. anneme en kızdığım zamanlardan biridir. evi yıkmıştım. bir diğeri de evdeki tüm ansiklopedileri taşınıyoruz diye kütüphâneye bağışlaması. ilgilenmiyorum diye muhtemelen ama vallahi okuyordum yalan yok. o zamanlardan beri hâtırası olan nesnelere, kokulara, müziklere... her şeye ilgim var. kaybolsun istemem, kimseye de müdahâle ettirmem, dokundurtmam. sinema bileti saklamak, parfümün dibinde bırakmak, defterime bırakılan gizli notları defter çöpe gitse bile defterden ayırıp bir kenara kaldırmak, ilk mesajlar... çok şey. özneleri yaşantımda artık yer almasa da anıları evimin bir köşesinde kalsın, problem yok. annem de oyuncakları dağıtmış ama bir oyuncak hâriç. o evde kalmış. şans eseri benim gece üstüne başımı koyup yattığım pofuduk ayıcık, kitaplığın üzerinde unutulmuş. bembeyaz tüylü, yumuşacık bir şey. bununla yatmayı severdim. yaş 3-4 olsa gerek işte. küçüklüğümden kalan tek ve son oyuncaktı. işte ben o gün bu ayıcığı ona hediye olarak getirdim. kalan tek oyuncağım. onunla birlikte "kaybolacağını" bile bile. kendisinin sırt çantasından çıkardım, başını kaldırdım ve çocukken benim yattığım şekilde başının altına o ayıcığı koydum. ayıcığın kollarıyla bir zamanlar kendime yaptığım gibi yanaklarını okşadım. kendimi gördüm, uzaklara daldım, çocukluğumu hatırladım. o an uyandı, çok mâsum güldü. teşekkür ederim dedi. esas ben sana teşekkür ederim dedim. orada, tüm gece yorgunluğuma rağmen belki ya 1 ya 1,5 saat zorâki uyudum, bir gün onun benim için yok olacağının farkında olarak 6-7 saat boyunca, sanki yaşamımın son saatleri gibi onu izledim. tüm günü zihnimden yeniden yeniden yaşadım. o gün dişiliğine dokundum, utangaçtım. yeniden çocuk oldum. o hep çocuktu.

o gün nasıl bırakmadıysa sonra da bırakmadı, anne gibi sevdi. ama ben çok günâh işledim, kaya gibi sert. okyanus gibi soğuk, cehennemlik bir günahkâr, hayırsız evlât oldum. çok mutlu oldu, güldü ve çok ağladı, haz dolu sızılar duydu. pişman olmadık. birçokları gibi o da bir gün kayboldu, hiçbir şey sonsuza dek sürmez. yalnızca bâzıları diğerlerinden biraz daha uzun sürer. çünkü ben çocuk kalmadım, erkek oldum. tabiatım, kimliğim, benliğim bu. mâsum değilim. dişiliğin kendisi beni acıttı. ben de dişileri. ayrılma vakti gelince düş sokağı sakinlerinden esinlendim, beni değil "sen yine seni sev" dedim. derken hep zorlandım.

karşılaştığım yürek yüceliği karşısında hep küçüleceğim. hayranlıkla izleyeceğim. dişiliklerinden etkileneceğim. bir an çocuklaşıp yine erkek adam olacağım. bir gün biri karşıma çıkıp beni şapşal âşığa çevirene dek, kan revân içinde bırakana, yılların öcünü alıp beni tamâmen parçalayıp yok edene dek, beni bir tanrı yargılamasıyla cehenneme postalayana dek farklı bedenlerde bu oyunu devâm ettireceğiz. bundan hep keyif alacağız, acı ve haz birbirinin içine geçecek. bu oyunda knock-out olmadığım sürece ahmet kaya'nın yusuf hayaloğlu şiirinde dile getirdiği bunalımla, eninde sonunda ben değil benim hakkımdaki iyi niyetler, bir bir yargılanıp asılacak. kalan bir ayıcık, bir küçük acı, bir küçük haz. acı ve hazzın tam ortası. veyâ ezginin günlüğü'nün şarkısındaki, "dilimizde yinelenen bir şarkıda". toprak ve çimen kokusunda, sütlü çayda, ay ışığında ve kitap satırında bir şeyler.

evrimsel tıp

tıbbî bilimlere evrimsel yaklaşımları içeren, modern tıbba yeni bir bakış açısı ve bilimidir. türkiye'de ilk kez tıp fakültesi öğrencileri tarafından türkiye çapında bir organizasyon olarak evrimsel tıp topluluğu bünyesinde ele alınmaya başlanmış, gazi üniversitesi tıp fakültesinde de resmî olarak evrimsel tıp konulu bilimsel etkinliklerini devam ettirmektedir.

evrimsel tıp nedir ve neden gereklidir?

evrimsel tıp, basit tanımıyla evrimsel biyoloji bilgilerinin, tıpta insan doğasının daha iyi anlaşılması amacıyla kullanılmasıdır. tıbbi problemlere evrimsel yaklaşımlar, insan vücuduyla ilgili çalışmalarda araştırmacılara farklı bir bakış açısı kazandırmakta, olağan tıp literatüründeki sağlık, hastalık, bozukluk gibi kavramlara yeni yorumlar getirmektedir.

evrim bilimi biyolojinin temel düzenleyici ilkesi olarak görülebilir. biyolojik ve biyomedikal bilimler evrim bilgilerinin yardımıyla tam anlamıyla entegre olabilirler. moleküler ve gelişimsel biyolojiyle birlikte evrimsel biyoloji, canlıların fonksiyonlarını ve fiziksel, sosyal, biyotik çevreleriyle ilişkilerini anlamamızı sağlar. bu nedenle insan biyolojisinin, sağlığının ve hastalıklarının efektif bir şekilde anlaşılması için evrimsel prensiplerin ve bunların biyolojik, biyomedikal süreçlere hem bireysel hem de popülasyon seviyesindeki etkilerinin bilinmesi gerekir. bu zorunluluk diğer biyolojik bilimler tarafından iyi bir şekilde kavranmasına rağmen tıbben, evrimsel biyoloji temel ve destekleyici bir bilim dalı olarak tanınmakta geri kalmıştır. ancak bakteriyel evrim, genom bilimi ve epigenetik gibi alanlardaki ilerlemeler evrimsel düşünüşün modern tıbba ekleyeceği birçok şey olacağını göstermektedir.

evrimsel biyoloji birçok soruya hitap eder; türler nasıl oluştu, soylar çevresine nasıl adapte olur, çevresel etkiler nasıl tek bir genotipten farklı şekilde fenotiplerin ortaya çıkmasını sağlar; neden farklı türler aynı toplulukta olsalar bile birbirlerinden çok değişik fiziksel, sosyal ve üreme karakterlerine sahip olabiliyorlar; neden türler kendilerine özgü yaşam geçmişlerine sahiptir… bu soruların cevapları bir türün karakteristik özelliklerinin kaynağını ve tek bir türün üyeleri arasında görülen fenotipik varyasyonun büyüklüğünü; anatomilerine, fizyolojilerine, yaşam süreçlerine ve çevrelerinden gelen zorluklara karşı tutumlarına göre anlamamızı sağlar. yani evrimsel biyoloji bireysel varyasyonun temelleri ve önemi ile oldukça ilgilidir.

insanlar diğer tüm canlılarda olduğu gibi, bireysel karakteristik özelliklere sahiptir ve buna hepimizin aynı hastalıklardan aynı şekilde etkilenmemesi de dahildir. yani insan biyolojisini ve tıbbı tam olarak anlamak için evrimsel prensiplerin bizim türümüze nasıl uygulandığını bilmemiz gerekir. tıbbi düşünce sağlıklı ile hasta olanı kesin sınırlarla ayırmaya meyillidir ama bu tip değerlendirmeler sözün gelişine göredir, bir durumda başarılı bir adaptasyon olan özellik o durum için tamamen normalken başka birinde anormal olabilir. bu nedenle sağlığın ve hastalığın tanımı evrimsel bakış açısından yapıldığında potansiyel bir hastanın üzerinde yardımcı yeni perspektiflere ulaşabiliriz.

tıp eğitiminin büyük bir kısmında hastalığa neden olan en yakın yolağa odaklanılır ve bunun üzerinden bir tedavi elde edilmeye çalışılır. bu yaklaşım bazı semptomların nasıl ortaya çıktığını açıklar ama bundan daha ileri bir sorgulama da bulunmaktadır. o da neden bazı semptomların ortaya çıktığını, neden bazı bireylerin daha yüksek bir hastalık riskinde olduğunu, neden bazı durumlara sağlıklı bir şekilde uyum sağlayamadığımızı, neden bir apendiksimizin olduğunu ya da neden doğduğumuz günün hayatımızın en tehlikeli günü olduğunu sorgular. bu evrimsel soruşturma sağlığın ve hastalığın esas, nihai nedenini anlama çabasındadır. bu evrimsel perspektif doktorlara hastalarını daha iyi anlama ve idare etme yetisi sağlar. evrimsel bakış birçok durumda hangi koruma yaklaşımlarının daha verimli olacağını ve hangi terapiyle daha çok başarı elde edeceğimizi tahmin etmemize yardımcı olur.

olağan tıp literatürü, evrimsel biyolojinin ortaya koyduğu bulgulardan etkilenmektedir. modern tıp, insan doğasına ve hastalıklara bakışta “evrimsel tıp” adı verilen yeni bir perspektife sahip olmuştur.
evrimsel süreç genetik bilginin bir jenerasyondan bir sonrakine aktarımının sağlanması için çalışır ve evrimsel başarı bir soydaki genlerin gelecek nesillere aktarılmasıyla sağlanır. yani evrim bir soyun üreme başarısına (fitness) odaklanmıştır. ama bu ‘fitness’ her zaman uzun bir ömre ve sağlıklı yaşama bağlı değildir. bazen üremenin başarısı için ödünleşmeler (trade-off) gerçekleşir ve bedellerden biri yaşam süresinin kısalması olabilir. birçok modern insan uzun bir süre yaşadığı ve tıp giderek hayat kalitesini yükseltmeye yöneldiği için doktorlar bu evrimsel süreçlerden oluşan zorlukları göz ardı edemezler.

evrimsel biyoloji ekolojik bilimler ile yakın bir ilişki içerisindedir ve insanlar da çevre şartlarına göre değerlendirilmelidir. hayatlarımızın, sosyal çevre dahil, herhangi bir çevre içerisinde nasıl etkilendiği evrimsel biyoloji ile çok daha iyi anlaşılmıştır ve kazandığımız bu bilgiler, etkili toplum sağlığı stratejilerinin oluşturulmasına büyük katkıda bulunabilir.

hüseyin ömer semiz (gazi üniversitesi tıp fakültesi)
necdet ersöz (gazi üniversitesi tıp fakültesi)
evrimsel tıp platformu – http://www.evrimseltip.org

anadolu çomarı

türkiye'ye özgü, endemik bir organizma türü. genelde karasal iklimde yetişir.

tıbbiyeli sözlüğün olmazsa olmaz 100 başlığı

allah'ı neden göremeyiz

cuma namazı

ömrümde bir kez dahi gitmediğimdir. her hafta hatrı sayılır bir vakitten yıl hesabına vurduğumuzda her yıl işte o kadarlık bir vakti boşuna harcamamak gerekir. aynı durum diğer namazlar için de geçerlidir.

demokrasi

en tatlı yunan safsatası.

cenazede konuşulan boş laflar

(bkz:mekânı cennet olsun)
(bkz:allah günahlarını affetsin)
(bkz:nûr içinde yatsın)

birkaç on kilo organik madde gömüyorsun alt tarafı. bana kalırsa bunlara lüzûm yok.
Henüz takip ettiği biri yok.

içerik kuralları - iletişim