ofto

Durum: 728 - 0 - 0 - 0 - 29.10.2019 00:52

Puan: 10479 -

3 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 73

uyandırılmak

uyanmak fiilinin edilgen hali.
nöbetteki en sinir bozucu anlardandır. o acı acı çalan telefonu açtığında, karşındaki sesin bölümünle alakası olmayan veya konsülte edilmemesi gereken bir hastayı anlatması ise sonrasında sinir stresten birkaç saat daha uyuyamayacağının habercisidir.
güç bela uykuya daldığın anda yine bir sesle sıçrarsın, evet telefon çalıyordur. “hastanın 2 gündür gözü kızarık ve çapaklanması var, yabancı cisim kaçma öyküsü yok...” diyor karşıdaki ses. ne diyebilirim ki? tebrik ediyorum basit konjonktiviti tanıyıp tedavi edemeyen doktorlar yetiştiren sistemi.
sabaha kadar gerekli/gereksiz yere uyandırıldığın nöbet sonrası, mesaiye devam ederek ameliyathanede harikalar yaratmamızı bekleyen sistemi daha da içten tebrik ediyorum.
(bkz:doktorların 36 saat çalışması)

kadir songül

bugün pek çok yerde boynundaki kocaman kesiği gördüğüm, ölümden birkaç milimetre ile kurtulmuş meslektaşım.
bir sürü soru(n)lar uçuştu kafamda onu görünce. bu travmayı nasıl atlatacak acaba? nasıl çalışacak aynı odada bir daha? mahkum hastayı bir hafta önce tehdit ettiği doktora yine getiren gardiyanlar neden hiç önlem almamış? geçen gün poliklinikte üstüme yürüyen hasta da böyle bir şey yapar mıydı ki? yarın benim başıma neler gelecek acaba?
böyle bir iş oldu artık doktorluk demek. yazık...

balkon

evin en güzel yeridir.
balkondayken ağaçlara dokunabilir, sokak hayvanlarını besleyebilir, yağmurda ıslanıp güneşte ısınabilirsiniz; hem de evden çıkmadan. ayrıca yazın kahvaltı yapılması, akşam yemeğinin yenmesi veya içkilerin yudumlanması için makbul olan mekandır. manzarası da güzelse değmeyin keyfime.

şırdan

nöbette hastaneye sipariş ederek, getiren kuryeyi şaşırttığım bir yemek türü.

sesli düşünseydik hayatımız daha kötü olurdu

haklı bir önerme.
en iyi ihtimalle logore olurduk. çoğu düşünce bir cümle halini alamayacak kadar hızlıca geçip gidiyor, dilimiz buna yetişemezdi. günün çoğunda anlamsız kelimeler ve hatta sadece garip sesler çıkarırdık. çok gürültülü olurdu ortalık, düşünürken bile bunaldım sesten.

oje sürmek

son tırnağı da güzelce bitirip kurumasını beklerken, 10 saniye içinde biryere çarparak bozduğumdan; benim için bitmeyen bir eylemdir.

retina dekolmanı

retinanın en dış katı olan retina pigment epiteli (rpe) ile fotoreseptör tabakaları arasında sıvı birikerek, nörosensoryel retinanın yani sinir-duyu katmanının rpe den ayrılmasıdır.
3 tipi vardır: regmatojen (yırtıklı), traksiyonel (çekintili), eksudatif (seröz).

tedavisi cerrahidir; ppv (pars plana vitrektomi), skleral çökertme/serklaj ve pnömotik retinopeksi seçenekleri mevcuttur. dekolmanın tipine ve makülanın durumuna göre seçilecek operasyon ve prognoz değişir. makula da dekole ise makula-off denir ve kötü prognoz göstergesidir.

ışık çakması, sinek uçuşması, gözün önüne perde gelmesi, görme kaybı dekolman açısından yüksek riskli semptomlardır. bu gibi semptomları olan hastalar acilen göz hekimine yönlendirilmelidir.

krema

tatlılara, çorbalara, kahvelere mutluluk ve kalori katan süt yağı. kaymağın az daha sütlüsü.

kabus görmek

ağlayarak uyanmanıza yol açabilecek eylem. bilinç altınızın dehlizlerinden çıkıp gelen canavarlar ve siz başroldesinizdir.

(bkz:kabus)

karda yürümek

“kart kurt” sesleri çıkmasına sebep olan eylem. hıhı evet.
  • /
  • 73

mükemmeliyetçilik

aslında başarısızlık korkusudur.

cerrahi bölümlerdeki netlik

örnek vericek olursak diyelim ki karnınız ağrıdı gittiniz, safra keseniz de taş var dediler, genel cerrah şunu söyler ameliyat olmanda fayda var olursan sıraya alalım olmazsan bak şu kapıdan çık git (bkz:s.......git) (bkz:cerrahinin anlaşılmaz küfür sevmesi).diyelim bel fıtığı var dediler,ameliyat olmak istersen burdayız olmak istemezsen bak şu karşıda ftr poliklinik var gördün mü oraya yapış bir daha buraya gelme ve arkasından kapıyı cerrah çarpar (bkz:hep ftr avantajlı olacak değil ya)

mesela dahiliye ye baksana ya da pediatriye hastayı bir yere yönlendiremezsin şutlayamazsın gelin kaynana olursunuz ailece,zaten herkes sana şutlamış birşey bulamamışlar sen nasıl nereye şutlayacaksın. (bkz:dahili bölümleri sevelim sayalım)

mesela kardiyoloji ve göğüs hastalıkları arasındaki kavgayı düşün acil de ikisi boks maçı yapıp yenen hastayı alacak duruma geliyorlar (bkz:hele bir de kalp yetmezliği varsa sağ mı sol mu ) (bkz:sen ekoyu kendine göre yorumluyon hep sağ diyon ) göğüs cerrahisi yoldan geçerken kenardan bakıp ,abi var mı pnömotoraks falan eğer yoksa ben başka şehire yemek yemeye gidiyorum zaten aramazsın (bkz:gerçekten de aramadı)

neyse örnek çok ;uzun lafın kısası cerrahi bölümlerin netliği güzel ama gel gelelim ülkemizde ki gelişmişlik düzeyine bakarsak hocam bacağımdaki ameliyattan sonra boğazım ağrıdı sanırım neşter unuttunuz bacaktan boğaza gelip deydi sizi dava ediceme kadar gidiyor.

allah yardımcımız olsun (bkz:nerden nereye geldim yav) (bkz:başlık neydi)

orgazmik lezzetler w/necdetersoz

beyaz çikolatalı tarifi, elimde 3 çekim de olmasına rağmen kafa zehir gibi olduğu için yüzey alanını geniş tutayım kavurunca aroması artsın düz mantığı ile en ince çekilmiş kahve ile denedim. neyse ki evi kundaklayıp balmumlarını eritmedik *

 spoiler!

ince çekilmiş kahveyi kavurmayın hemen yanıyor..
filtre kahveye direkt süt eklemek yerine, ayrıca filtre edip süt ile karıştırın
çikolatayı içine koyup erimesini beklemeyin. bardağı benmari düzeneğinin içerisine yerleştirip çikolatayı eritip üzerine hazırldığınız içeceği ilave edin)

tavlada açık vermeyen, batakta ihaleye girmeyenlerdenseniz siz en iyisi 2si1 arada yapın. içine beyaz çukulatayı bandırıp yiyin...

(bkz: tuzağa düştük zafer


ham hum şarolop with ikarus

pediatricilerin anamneze verdikleri önem

gereksiz saçma bir şeydir.. bir insanın 20 yıl öneki osurduğu osuruğun kokusuna kadar alınan bir anamnez ve buna sarfedilen süre ile muayeneye enerji kalmayınca hastaya dokunulmaz..


geçen bir pediatrici aradı.. çocuk acilde bir hasta var..
-ne düşünüyorsun?
-2004 yılında başından bilmem ne geçmiş, 2 ay önce dış merkeze gitmiş....
sözü kesilir
-ne düşünüyorsun
-kalça ağrısı varmış, dış merkezde de 2 ay önce acile gitmiş bunun için.....
sözü tekrar kesilir
-ne düşünüyorsun, bana ön tanı söyler misin?
-2 ay önce gittiğinde şunu bunu demişler ,,,,,,
derken telefonu yüzüne kaparım..


kalçada femur boyun dan cisme uzanan basit kemik kisti olan hastayı bir türlü anlatamadı..
bir kaç kelime istiyorum halbu ki,,
femur boyun kırığı ya da kitle düşünüyorum gelir misiniz?

ön tanı olmadan hasta danışmak nedir..
hastayı ellemeden hasta danışmak nedir..
grafiye bakmadan hasta danışmak nedir..

diyeceğin iki şey,, kırık ve kitle düşünüyorum..


içimi dökmek istedim.. ayrıntılı anamnezden nefret ediyorum.

seri oy vermek

bunu yapmayan da ne bileyim.....
seri artı oy vermek en hoşlaştığım sözlük aktivitelerinden bir tanesi.

ama şimdi senin gibi yazdığı 5 cümleden 3ü birbirinden tutarsız olan, çok derin fikirleri varmış gibi aforizmalı aforizmalı konuşan, sahip olduğu altı boş ideolojileri pazarlamaya çalışan, her akşam haydii hobaaa ex patlatan ve her konu bakımdan yetersiz gördüğüm *dingillere seri eksi veriyorum

hem de nasıl eksi vermek ama..

seri eksi veriyorum bi hafta sonra onları geri alıyorum bir daha eksi veriyorum. bu şekilde yarattığım sumasyon (bkz: merdiven olayı) etki ile age oftaki papazlar gibi konvert ediyorum suserimizi..

sıra sana gelecek demiştim..
#92268

parayla saadet olmaz

dünyanın en büyük yalanlarından biri.

bu yalanı, albert camus'nün şu sözleriyle çürütmek istiyorum:

“paran yoksa tüm zamanını para kazanmak için harcarsın ama eğer paran varsa zamanın sana kalır. yani parayla doğrudan mutluluk değil ama zamanı satın alabilirsin. eğer fazla zamanını da kendini mutlu edecek şeylere ayırabilirsen, daha mutlu olabilirsin.”

hastanede karşılaşılan gülümseten olaylar

bu hastaneler hep kötü değil
karşılaştığınızda aklınıza geldikçe gülümsemenizi sağlayan, insanı işine ısındıran ponçik olaylardır.

birincisi:
bir öğle arası bir arkadaşımla yemekten dönmekte iken önümüzü elinde kağıt olan bir beyefendi kesti ve hemen tokalaşmak için elini uzatarak konuya girdi.
"size sarılabilir miyim?"
biz eli elimizde "ha?" diyemeden devam etti.

"bir sonuç bekliyordum. temiz geldi, biraz önce öğrendim. gördüğüm ilk kişiye sarılacağım. dedim." tabi ki hemen bir küçük sevgi yumağı olup; "geçmiş olsun." dedik. teşekkür etti ve gitti. biz o gün komple sırıttık sözlük. umarım o da hala en az o günkü kadar mutludur.

ikincisi:
tüpü çekilecek bir hasta var. yaşlı bir teyzemiz, birazcık da korkuyor. asistan abi tüpü çekecek, biz de takılışını göremedik en azından sökülüşünü görelim, izleyelim dedik.
asistan abi gerekli işlemi anlattı. tutun nefesinizi dedi, tüpü çekip hemen attı dikişi. üç saniye falan sürdü. teyze derin bir nefes alırken, abi "zannediyorum ki çok acıtmadım." dedi. teyze de "yok, hiç acıtmadın... sizi öpebilir miyim?" deyip bi de öpücük kondurdu yanağına.

ya dedim ben bu meslek için doğmuşum.
iyi inanlar iyi ki varlar..

sen benim anam bacımsın

bir "birader" etkisi yaratmayandır.
bir de en kötüsü bacanak falan gibi söylemler vardır ki öyle şeyler düşman başına *
 spoiler!

nah çekmek


normalde kötü anlamlar taşıyan bu işaretin halk arasında ne anlama geldiğini bilmiyorum. ancak eskişehirde eti arkeoloji müzesinde bunu gördükten sonra insanlara yapmaya başladığım hareket.
ameliyat öncesi hemşiremiz gömleğimi giydirirken elimin bu şekilde çıkması bir gelemek oldu. tabi karşılığında bir nah da ben istiyorum.
teşekkürler romalılar..

neslican tay

sadece kanserle değil, bi dünya insanla ruhuyla savaşan kadın.

başkalarının zor durumlarından, kayıplarından, acılarından hatta hatalarından kendimize ders çıkarmayı ben kendi konfor alanımızın derdine düşmek gibi algılıyorum. bu yüzden bana bu samimiyetsizlik gibi geliyor. neslican'ın yaşadıklarına bakıp kendi sağlığına şükretmek gibi, sanki ilerde dengini veya daha kötüsünü yaşamayacağımızın garantisi varmış gibi... halimize şükrederek bu kötü ihtimalleri beynimizde elemiş ve rahatlamış hissediyoruz. hasta ve acılar içinde bir insan vardı ve biz rahatlamayı tercih ettik. şimdi ölmüş bir insan var ve biz yine rahatlamış hissetmeye çalışıyoruz. "o kanserken hayatı çok sevdi, bizde yaşadığımız hayatın kıymetini bilmeliyiz" diyoruz kendimize. neslican biz hayatımızın kıymetini bilelim diye mi kanser oldu? hayır. yarın uyandığınızda hayatınızı ve kendinizi çok mu seveceksiniz? hayır. değiştirme şansınız olan durumlar için mücadele etmek, değiştiremediğiniz şeyler için umut etmek, 1 kişinin ölümüyle beyninize otomatikman yüklenecek mi? hayır. bazı kazanımlar elde edebilmek için için birinin ölmüş olmasını bekleyecek kadar gaddar ve çıkarcı olmamalıyız. 1 insanın yaşamını, anlatmak istediklerini, ruhsal iyilik halimizin devamlılığına kurban vermek istiyoruz. yarın sağlıklı bir vücutta uyandığımızda, hastalanmadığımız sürece bizim için hiçbir şey değişmeyecek. çünkü biz neslican'ı yine histerimize kurban ettik. o bize bir şeyleri anlatmak istedi, anlamadık. o, anlaşılmak istedi, biz kendimize pay çıkarmak istedik.

herkes yaşamak ister. ama bence yaşamayı sevdiğinden emin olmak özfarkındalık gerektiren bir şeydir. neslican yaşamı sevdiğinden emindi. bütün bu süreç içinde 22 yıllık bir yaşamın normalde kazandırabileceğinden çok daha fazla olgunluk, naiflik ve özfarkındalık katabilmişti kendine. ve çoğumuzu ondan ayıran 1 bacak ve tekrarlayıp duran kanser değil buydu.

neslican acınmak istemedi. anlaşılmak istedi. biz sorunlarımızı yok sayarak yaşamaya çalışırken o kanserden bir insanmışçasına bahsederek, kanseri somutlaştırarak ve kansere rağmen yaşadı. çektiği acıların dışında, bence hepimizden güzel yaşadı. çetin bir savaşta kendini buldu, ortaya çıkardı ve sahiplendi.

neslican'dan öğrenmemiz gereken sigara içmememiz gerektiği, bacağımız ağrıdığında kanser olabileceğimiz falan değil. hayatı çok çok sevmemiz, elimizdeki her şeyin, vaktimizin kıymetini bilmemiz falan da değil.
neslican'ı kendimizi aramak konusunda örnek almalıyız.
savaşa girmekten korkmamalıyız.
acınma istemeyen insanları plastik şefkatimizle ezmemeyi aklımıza sokmalıyız.
normal'i kendi standartlarımıza göre belirlemekten vazgeçmeliyiz.
insanları, hayvanları morfolojik olarak kategorize etmeyi bırakmalıyız.
en çok da dilimize sahip çıkmalıyız. destek olamadığımız yerde susmayı bilmeliyiz. içinde olmadığımız, uzaktan izlediğimiz bir savaşta bedenin yaşamamasını "mücadeleyi kaybetmek" olarak tanımladığımızda kendi savaşımızda kazanan olmaktan çok uzak bir noktaya düştüğümüzü görmeliyiz.
ve neslican'ı sembolize ederek birilerince zaman zaman övülen, zaman zaman yerilen bir meta haline getirmemeliyiz. neslican'ı anlamış olmamız ona yeterdi. eminim ki ne sembol olmak isterdi ne idol. 22 yaşında bir kadın ne isterse onu istedi.

ve bütün bu üzülmüşlüğümüz, yas storyleri, #'li tivitler bu andan sonraki düşünme yöntemimiz ve davranışlarımızla anlam bulacak, elimize uzanan eli tutma biçimimizle.

Toplam entry sayısı: 728

ben new york'ta yaşarken sizlerin burada sürünmesi

“orada” yerine “burada” kelimesinin seçilmesini manidar bulduğum, komik durum.

tıbbiyeli sözlük yardımlaşma ağı

yayılmasını dilediğim, güzel fikir.
şimdilik yapabileceklerim, sözlük üzerinden mesaj yoluyla:
-özellikle gözle ilgili sorularınıza cevap verebilirim.
-tus tercihleri için elimden geldiğince yardım etmeye çalışabilirim.
-dert dinleyip, çözüm ararım.

düğünofobi

pençesine düştüğüm korkunç dert.
“tedavi için, ağırlığınca çeyrek altın ve 50 tl takınıp ankara’nın bağları eşliğinde kendi etrafında 7 tur dön.” diyorlar ama bilemiyorum.

seni seviyorum demenin farklı yolları

çoğu zaman insanı "seni seviyorum." cümlesini duymaktan daha çok mutlu eden yollardır.

mesela;
nöbetine elleriyle yaptığı yemekleri getirip, yerken seyretmesi;
eve, gördüğünde gülümseteceğini bildiği notlar saklaması;
ders çalışman için seni desteklemesi;
en ihtiyacın olduğu anda elini uzatması...

vega


yıllar sonra yeni albüm çıkararak beni mutlu eden grup.

ben new york'ta yaşarken sizlerin burada sürünmesi

“orada” yerine “burada” kelimesinin seçilmesini manidar bulduğum, komik durum.

tıbbiyeli sözlük yardımlaşma ağı

yayılmasını dilediğim, güzel fikir.
şimdilik yapabileceklerim, sözlük üzerinden mesaj yoluyla:
-özellikle gözle ilgili sorularınıza cevap verebilirim.
-tus tercihleri için elimden geldiğince yardım etmeye çalışabilirim.
-dert dinleyip, çözüm ararım.

seni seviyorum demenin farklı yolları

çoğu zaman insanı "seni seviyorum." cümlesini duymaktan daha çok mutlu eden yollardır.

mesela;
nöbetine elleriyle yaptığı yemekleri getirip, yerken seyretmesi;
eve, gördüğünde gülümseteceğini bildiği notlar saklaması;
ders çalışman için seni desteklemesi;
en ihtiyacın olduğu anda elini uzatması...

sözlükteki tek çevrimiçi kişi olmak

rahatsız edici bir durumdur. “bunu yazsam ne olcak? gene ben okuycam.” dedirtir.
ayrıca, sıkıntıdan türlü varyasyonlarını deneye deneye açtığım başlık. bütün kelimelerin yerini değiştirdim denedim, sanki hep anlatım bozukluğu var gibi geliyor, ya da ben nöbet sarhoşu oldum. *

edit: bari tek kalınca kendimi beğenmeme izin verin allahsızlar! *

bir stajyerin asistana ilgi duyması etik midir

“etik hepsi etik. boşuna kasmayın, ölücez lan sonuçta.hoşlanıyorsan, yapacak bişey yok.” diye cevap verdiğim soru.

ankara'nın boş bir şehir olması

katıldığım önerme. göz alabildiğine bozkır ve binalar; gri-sarı, sıkıcı bir şehir ankara.

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

"yav he he." dediğim, reddedilince atlatamayıp kinini sanal alemde kusan tipleri görmemizi sağlayan başlık. evde kalmak nedir ayrıca, hangi yılda yaşıyorsunuz?

verdiği artı oyu silen yazar

yanlışlıkla artıya basmış da onu geri alıyorsa haklı bulduğum, ancak bunun haricindeki sebeplerini pek anlamadığım tatlış yazarlardır.

hayır artıyı siliyorsun, tamam anladık yani artık beğenmiyorsun bunu. ee ama eksi de vermiyorsun? beğendiğin bir şeye karşı sonradan nötrleşmek nasıl ilginç bir duygu durumudur.*

yazarların tıbbiyeli sözlükte yazma sebepleri

neredeyse her yazar için aynı olduğunu düşündüğüm sebeplerdir.
dürüst olalım; kafamızla ilgi çekmek, beğenilmek, sevilmek için.

aynali tahir

tıbbiyeli sözlüğün en sevdiğim trollerinden biri. hem reyizci hem din karşıtı olmak çok iyi kombinasyon.*

içerik kuralları - iletişim