ofto

Durum: 711 - 10 - 0 - 0 - 06.11.2018 14:20

Puan: 9060 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 72

epikriz

intörnü olmayan bölümlerde de çömez asistanın beynini yakan yazılardır.

seni rüyamda gördüm

“iyi misin diye merak ettim.” ile devam eden eski sevgili arama bahanesi. tabi canım, rüyanda gördüğün herkesi arıyorsun çünkü. açıkça özlediğin için aradığını söylemek daha yürekli olur bence.

kara kedi

uğur getiren hayvan.

sezar salata

genellikle tavuklusunu yediğim güzel bir salatadır. sarımsaklı, mayonezli, limonlu o güzel sosundan alır lezzetini.
üstüne de bol bol parmesan peyniri dökülmesi ve baharatlı kruton eklenmesi tavsiyemdir.

uzun saçlarını kısacık kestiren erkek

canının istediğini yapan adamdır.
belki askere giden adam da olabilir.

uzun saçlarını kısacık kestiren kız

canının istediğini yapan kızdır.

eski fotoğraflar

kimi zaman, yaşı itibariyle aslında çok da eski olmayan fotoğrafların çerçeveden çıkarıldığında kavuştuğu yeni ismidir.
belki de; bakınca, az veya çok, acı veren fotoğraflar eski fotoğraflardır.

csarite

şimdilik dünyadaki tek madeni türkiye'de bulunan, ışığa bağlı olarak yeşilden pembeye doğru renk değiştirme özelliği olan çok sevdiğim bir taştır.
“zultanit” de kendisiyle aynı taş, ancak bunu pazarlayan ortakların ayrılması sonucunda, madenin sahibinin yeni bir marka yaratmak istemesi nedeniyle csarite* ismiyle anılmaya başlamıştır. elmastan daha nadir ve daha güzel olduğu halde daha ucuz olması da bence bir diğer hoşluğu.

prp

göz hastalıklarında duyarsanız, panretinal fotokoagülasyonun kısaltmasıdır.

gerizekalı ama çalışıyor

çevrede bulunma sıklığıyla doğru orantılı olarak dert sahibi yapan varlıklardır.
hele bir de "bakın ben biliyorum." diye, çalıştığından anlayabildiklerini çevresinin gözüne sokmaya çalışıyorsa iyice çekilmez olur.
  • /
  • 72

if i were sorry

2016 eurovision şarkı yarışmasında isveç'e beşinciliği getiren şarkı. frans'in söylediği şarkı benim için ilginç bir yere sahiptir. ingilizce bilmeyen biri (ya da sözlerine dikkat etmeyen biri) için oldukça popvari ve eğlenceliyken, sözlerini dinleyince şarkı birden "hareketli ama laf sokmalı" kategorisine geçmişti gözümde.

sözlerini de şuraya iliştireyim.

i’d crawl through the desert on my hands and knees
rehearsin’ my pretty please
climb the highest mountain
if i were sorry

shout it from the top
swim under water until my lungs exploded
walk into the fire
if i were sorry

i’d run a thousand miles
wouldn’t stop until i dropped
wouldn’t take a break to breathe until i got close enough

then i’d do it all again
if i really had the chance
but i know deep inside for you it’s just another dance

if i were sorry
i’d give you all the glory
if i were sorry

if i were sorry
it would be a different story

if i were sorry
if i were sorry oh

i’d hold my breath till my face turned blue
i’d rob a bank and the post office too
swim across the ocean
if i were sorry

i’d take a vow of silence
i wouldn’t say a single word
until you really heard
if i were sorry

i’d run a thousand miles
wouldn’t stop until i dropped
wouldn’t take the break to breathe
until i got close enough

if i were sorry
i’d give you all the glory
if i were sorry

if i were sorry
it would be a different story
if i were sorry oh

now did you ever realize
that your mistake had a prize
oh you threw it all away
’cause you’re the devil in disguise

now would you ever realise
the consequences of your lies
and would you save the falling tear or act as if
there’s nothing there

if i were sorry
(if i were sorry)

if i were sorry
(if i were sorry)

if i were sorry
i’d take a vow of silence
wouldn’t say a single word
(if i were sorry)

if i were sorry
i’d be on my hands and knees
beggin pretty please
if i were sorry
but i’m not sorry, no

tıbbiyeli itiraf

oturduğum yer kalabalık olmayan bir sokakta. apartmanların kendilerine ait bahçeleri var. profil genellikle yaşlı-emekliler ve öğrenciler. çoğu kişi, özellikle emekliler hem kendi evinde hem de bahçede kedi besliyor. 3-5 apartmanlık arazide onlarca kedi dolanıyor. baharları ağaçlarda balkonlarda kediler geziniyor. yazın ortalarına doğru karşı apartmanın bahçesinde de bâzı kedilerin yavruları oldu. kimisinin peşinde 5-6 tânesi birden. bunlar bahçede büyürken, bahçedeki o kadar büyük-küçük kedinin içinden önceden görmediğim bir tânesi dikkatimi çekti, oldukça küçük ama genellikle yalnız. gittim baktım. kahverengi renkli, sarımsı desenleri olan dişi bir kedi. birkaç gün onunla çevreden ilgilenen var mı ya da başka kedilerle berâber geziyor mu diye gözledim. yok. muhtemelen ya annesi öldü ya da terk etti, bir şeyler oldu. ya da erkenden sütten kesildi, bilemiyorum. neticede, kendi çabasıyla oradan buradan ya da çevredekilerin yardımıyla bir şekilde büyüyecek büyürse.

ilerleyen günlerde bunu birkaç kez daha gördüm, yaş mama verdim. bir iki derken beni tanıdı, bizim apartmanın kapısının önündeki duvarda daha sık durur oldu. laf attım, miyavladı. karşılık verdi. ben de mama. apartmanın çıkışında tam köşeye de küçük bir su kabı koydum, oraya alıştırdım. vaktim bol, gün içinde ara sıra ilgilendim. miyavlıyor, hopluyor, yeşilliklerin arasında geziniyor. bir kaybolup geri geliyor.

derken benim okul başladı. sabah erken gidiyorum, gün içinde eve geldiğimde bir daha çıkmıyorum, yoruluyorum. doğrusunu söylemek gerekirse, ilgilenemedim. bir süre sonra o da apartmanın önünden kayboldu. gelmedi. problem olacağını sanmam; çünkü her yer hâlihazırda kedi dolu ve bir şekilde onlarla yaşar. bu da besleniyordur. o an öyle düşünüyorum, mâzeret yâni. veyâ kendini haklılandırma.

bir ay civârı vakit geçti, bir gece çöp atmak için dışarı çıktım. konteynerın oraya geldim. evin yaklaşık 30 metre yukarısında, köşede. orada ara sıra kediler olur, görürüm. o gün de, gece karanlığında, sokak lambaların ışığında bu kez o gözüme ilişti. tanıdım. çöp karıştırıyor. içim çok kötü oldu, anlam veremediğim bir suçluluk hissi. sanki ben aç bırakmışım gibi. bir çeşit sâhiplenme duygusu. marketler kapalı yaş mama almaya gidemem, zâten gidip gelene kadar oradan uzaklaşabilir ama ev çok yakın evdeki kuru mamadan verme ihtimâlim var.

ben oldum olası kedileri severim. anneannemin bahçedeki kedileriyle büyüdüm. evimde de erkek bir kedi besliyorum. gittim bizimkinin steril kedi mamasından getirdim. çöpten uzak bir yere koydum. ona çok uygun bir mama değil ama idâre eder. kaçmadı, yedi. bekledim, o da gitmiyor, miyavlıyor. zihnim karışık. daha mama getirsem mi? acaba kediyi eve mi alsam? havalar da soğumaya başladı ama bu hâlâ çelimsiz, iyi beslenemediği belli. yaşama ihtimâlini düşük görüyorum. eve mi getirsem? eve getirip temizlesem? getirirsem, bizim evdeki çok yaramaz, oyuncu, güçlü, kıskanç bir kedi. evi buna dar eder. beni de aşırı yorar bu durum. zâten karşı balkondaki kedilere bile hırlayıp duruyor. mekân belirleme algısı çok yüksek. bana da rahat vermezler. en iyisi dışarıda dursun. ama durursa yaşar mı? yüksek bir ihtimâl gibi görünmüyor. dışarıdan bunu beslemeye devâm etsem, sürekli peşine düşsem buna zaman ayırabilecek miyim? sanmıyorum.

ikilem, hatta üçlem içerisindeyim. deli gibi eve getirmek istiyorum ama zâten evdekiyle de zor ilgileniyorum, alsam mı almasam mı, getirsem mi getirmesem mi? çok ince bir çizgi; ancak nihâyette eve alamadım. kaderine terk ettim. miyavlarken öylece bıraktım. uzunca bir süre de onu civarda görmedim.

geçen hafta sabah okula gitmek için evden çıktım. sabahın da körü, kimseler yok. çok az yürüdükten sonra sokağın karşı tarafındaki ağacın dibinde kedi ölüsü gördüm. hemen gittim. kafası parçalanmış gibi ve pıhtılaşmış kan içinde. ön uzuvlarının anatomik yapısı bozulmuş. çok yüksek olasılıkla yolda araba ezmiş ve gören biri de ağacın dibine atmış. kahverengi renkli, sarımsı desenleri olan dişi bir kedi. evet o kedi. başımdan aşağı kaynar sular döküldü. 10 dk orada kalakaldım. çoktan ölmüş. zihinsel huzursuzluğun yanında, karnımda acayip bir rahatsızlık, basınç. eve alsaydım, yaşıyor olurdu. gerekirse sahiplendir, ne olacak?

olmadı. öldü. okuldan dönüşümde muhtemelen belediye almış götürmüş. ya da birileri o yemek aradığı çöpe atmış. çok rahatsızlık duyuyorum, şu an bile. vicdan muhasebesi olsa gerek. sokakta kedi besleyerek ve onların konrolsüz bir şekilde çoğalmalarına izin vererek onlara iyi mi yapıyoruz kötü mü tartışılır. her an bir travma, enfeksiyon, malnütrisyon... gördüğüm ilk değil, sâdece bizim sokakta bile sık yaşanıyor. daha bilemediğimiz çoğunun hikâyesi bu. bir evdeki kedime bakıyorum bir de ona. kimseye de böyle böyle oldu diye anlatmadım. belki buraya yazınca, artık aklımdan çıkar. ben de rahatlarım.

evlilik aşkı öldürür

(bkz: aşk biter önemli olan sevgidir)
(bkz: #87523)
zaten bitecek olan aşk için evliliği sebepmiş gibi gösterme cümlesi.

evlilik aşkı öldürür

aşk bir duygudur; öfke,hüzün,neşe gibi. sürekli olarak hissedilmez, anlık hissedilir. her duygu ölür ve yeniden doğar, aşk da böyledir.

antidepresan niteliğinde şeyler

küçük kardeşin(5 yaşında) ders çalışırken yanınıza gelip hadi dersini bana anlat deyip,sizi sonuna kadar dinlemesi.üstelik gelirken koca bir tabak meyve ve kuruyemiş getirmesi...
her akşam istisnasız oluyor bu güzel olay.

uzak durulması gerekenler

faşistler ve aptallar. gerçi ikisi de aynı kapıya çıkar.

edit: faşizmden kastım, her türlü ideolojik düşünceye kapalı olmasını bırakın; kendi hariç başka hiçbir şeye hayat hakkı tanımayan çok zavallı insanımsı yavşaklar

berika demir

yabancı öğrenci sınavı * ile türkiye'de 600. olup girdiği istanbul tıp fakültesi'ne sanki genel üniversite giriş sınavında 600. olup da girmiş gibi reklam yaptığı iddia edilen tıp fakültesi öğrencisi.

en son esra erol'da çok da fikrinin olmadığını düşündüğüm hekimlik mesleği hakkında ileri geri konuşarak tribünlere oynamıştır. nedense "doktor" ve "berika demir" kelimelerinin yanyana kullanılması bile rahatsız ediyor beni.

ayılıp bayılanlara da sözüm her tıp fakültesinde bu kızı güzellikte, zekada katlayacak onlarca kız var. bu şekilde kendilerini belli etmedikleri için meydan iki dekolte poz verip, boyanana kalıyor.

iatre, therapeuson seauton!

'doktor, önce kendini iyileştir!' anlamına gelen grekçe bir atasözü. eshilos'tan beri kullanılır. vulgata ile meşhur hale gelmiş latince çevirisi ise 'cura te ipsum'dur. 'medice, cura te ipsum'un kısaca söylenmiş halidir bu.

pasif ırkçılık

aktif ırkçılığın toplumun derinliklerinde yaptığı etkiden kaynaklı, bilinçaltından dışarıya aktifine karşı bir tepki olarak yansıyan farkına zor varılan, bunu yapan kişinin bile farkında olmadığı içe dönük ırkçılık çeşidi. türkiye'de en çok kürtler ve aleviler, amerika'da ise en çok zenciler söz konusudur bu pasif ırkçılığın yapıldığı topluluklar olarak. örneğin iç anadolu gibi milliyetçiliğin çok yaygın olduğu bir bölgede bir kürt olarak yaşıyorsanız size karşı aktif ırkçılık yapabileceklerin yanı sıra, belli şekillerde pasif ırkçılık yapılır. iki arkadaşımın tramvayda bir teyzeyle girdikleri diyalogu örnek verebilirim. arkadaşlarım van'lıydı ve ikisi de tıp öğrencisi. bir gün tramvaya binmişler, bir teyze nereli olduklarını sormuş. onlar da van'lı olduklarını söylemişler. teyze "olsun, olsun siz de insansınız." demiş. bakın bu pasif ırkçılık. doğrudan bir aşağılama yok, var olan bir aşağılama olduğu alt düşüncesiyle söylenen, o aşağılamayı nötrlemeye yönelik bir kabullenme çabası bu. bu durum toplumun içinde var olan bir ırkçılık sisi dolanıyor olduğunu gösteriyor. aktif değil ama diyalogların arkasında saklı, bilinçaltı düzeyde. buna ben pasif ırkçılık diyorum, sosyolojide karşılığı var mı bilmem.

bunun aynısı amerika'da da var. bir komedyen anlatıyordu. dört zenci kadının işlettiği bir pizzacı görsem şöyle derdim diyor: "hmm." bunun hafif bır ırkçlık olduğunu ekliyor. "evet, dört zenci kadın pizzacıyı işletiyor, pek rasgelinmez." bir örnek daha ekliyor komedyen. bir hastaneye gidersem ve doktor hintli veya çinliyse şöyle derim "ne güzel, ne güzel. daha çok görelim, neden olmasın?" başka bir örnek daha veriyor. eğer gece vakti bir benzinciye gidersem ve kapşonu geçirmiş bir genç gelirse ve bu genç beyazsa şöyle derim "herif sporcu." eğer genç zenciyse ve suratında kocaman bir gülümseme yoksa "sıkıntı yok" derim diyor. bakın doğrudan bir ırkçılık veya aşağılama yok. negatif herhangi bir şey yok. normal kişiler için söylemeyeceğin "sorun yok, olsun, o da insan, ne var ki, benim dedem de kürt..." gibi sözleri bu zamanında ayırım görmüş kişilere söylediğinde bu pasif ırkçılık oluyor benim için.

bir yaştan sonra kimsenin kimseyi çekmemesi

ben sustum sigmund freud konuşsun;

insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi, kronik şüpheci olmayı öğrenir. bu gerçekleştiğinde, artık ne yazık ki çok geçtir. insanların "tecrübe" dediği şey budur. kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli denir.

Toplam entry sayısı: 711

ben new york'ta yaşarken sizlerin burada sürünmesi

“orada” yerine “burada” kelimesinin seçilmesini manidar bulduğum, komik durum.

tıbbiyeli sözlük yardımlaşma ağı

yayılmasını dilediğim, güzel fikir.
şimdilik yapabileceklerim, sözlük üzerinden mesaj yoluyla:
-özellikle gözle ilgili sorularınıza cevap verebilirim.
-tus tercihleri için elimden geldiğince yardım etmeye çalışabilirim.
-dert dinleyip, çözüm ararım.

düğünofobi

pençesine düştüğüm korkunç dert.
“tedavi için, ağırlığınca çeyrek altın ve 50 tl takınıp ankara’nın bağları eşliğinde kendi etrafında 7 tur dön.” diyorlar ama bilemiyorum.

seni seviyorum demenin farklı yolları

çoğu zaman insanı "seni seviyorum." cümlesini duymaktan daha çok mutlu eden yollardır.

mesela;
nöbetine elleriyle yaptığı yemekleri getirip, yerken seyretmesi;
eve, gördüğünde gülümseteceğini bildiği notlar saklaması;
ders çalışman için seni desteklemesi;
en ihtiyacın olduğu anda elini uzatması...

güçlü erkeklerle baş edemeyince feminist olmak

güçsüzlüğünü kadınlara saldırarak unutmaya çalışan erkekler tarafından inanılan sanrı.

ben new york'ta yaşarken sizlerin burada sürünmesi

“orada” yerine “burada” kelimesinin seçilmesini manidar bulduğum, komik durum.

tıbbiyeli sözlük yardımlaşma ağı

yayılmasını dilediğim, güzel fikir.
şimdilik yapabileceklerim, sözlük üzerinden mesaj yoluyla:
-özellikle gözle ilgili sorularınıza cevap verebilirim.
-tus tercihleri için elimden geldiğince yardım etmeye çalışabilirim.
-dert dinleyip, çözüm ararım.

tıp fakültesinde yaşanılan ilk hayal kırıklığı

tıp fakültesinin ilk haftalarında yaşanan moral bozucu olaylardır. hangisinin ilk olduğunu hatırlamıyorum.

amfide> dersteki slaytların basit imla hatalarıyla dolu olması ve hocaların dümdüz, mal gibi lazer tutarak okuması. bu slaytların uzun yıllardır aynı kaldığını fark etmem.

anatomi laboratuarında> kadavraların halihazırda yıllar önce disseke edilmiş, binlerce öğrenci tarafından kurcalanmış, öğrenmemiz gereken anatomik yapıların çoğunun ya koparılmış ya da çürümüş olması, yeni bir kadavranın malesef uzun süre gelmeyecek olması, kemiklerin ve maketlerin öğrenci sayısına göre çok yetersiz kalması. kadavrayla resim çektirip sosyal medyada paylaşmaya çalışan saygısız gerizekalı sınıf arkadaşlarım.

seni seviyorum demenin farklı yolları

çoğu zaman insanı "seni seviyorum." cümlesini duymaktan daha çok mutlu eden yollardır.

mesela;
nöbetine elleriyle yaptığı yemekleri getirip, yerken seyretmesi;
eve, gördüğünde gülümseteceğini bildiği notlar saklaması;
ders çalışman için seni desteklemesi;
en ihtiyacın olduğu anda elini uzatması...

sözlükteki tek çevrimiçi kişi olmak

rahatsız edici bir durumdur. “bunu yazsam ne olcak? gene ben okuycam.” dedirtir.
ayrıca, sıkıntıdan türlü varyasyonlarını deneye deneye açtığım başlık. bütün kelimelerin yerini değiştirdim denedim, sanki hep anlatım bozukluğu var gibi geliyor, ya da ben nöbet sarhoşu oldum. *

edit: bari tek kalınca kendimi beğenmeme izin verin allahsızlar! *

ankara'nın boş bir şehir olması

katıldığım önerme. göz alabildiğine bozkır ve binalar; gri-sarı, sıkıcı bir şehir ankara.

aynali tahir

tıbbiyeli sözlüğün en sevdiğim trollerinden biri. hem reyizci hem din karşıtı olmak çok iyi kombinasyon.*

ayla

hiç beğenmediğim film. “hadi hadi ağlayın.” diye konulmuş vıcık vıcık dram sahneleri, mantık hataları, kötü oyunculuk... ağlamak bir yana, ağlayanlara ve filmin uydurukluğuna gülerek izledim.

ponçiklere kurşun işlemez

bir buyucu özlü sözü.
kendisi bir ponçik olarak, gizli güçlerini her daim belirtip, hava atmaktadır. cık cık cık, çok ayıp!
(bkz:sf’le kınamak)

tıp okumayan tıbbiyeli sözlük yazarı

bazı mensupları aşık olunası ve “iyi ki yazmış burada.” denilesi, tatlı bir tıbbiyeli sözlük yazarı tipidir.

içerik kuralları - iletişim