ofto

Durum: 723 - 1 - 0 - 0 - 03.09.2019 22:15

Puan: 10313 -

3 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 73

oje sürmek

son tırnağı da güzelce bitirip kurumasını beklerken, 10 saniye içinde biryere çarparak bozduğumdan; benim için bitmeyen bir eylemdir.

retina dekolmanı

retinanın en dış katı olan retina pigment epiteli (rpe) ile fotoreseptör tabakaları arasında sıvı birikerek, nörosensoryel retinanın yani sinir-duyu katmanının rpe den ayrılmasıdır.
3 tipi vardır: regmatojen (yırtıklı), traksiyonel (çekintili), eksudatif (seröz).

tedavisi cerrahidir; ppv (pars plana vitrektomi), skleral çökertme/serklaj ve pnömotik retinopeksi seçenekleri mevcuttur. dekolmanın tipine ve makülanın durumuna göre seçilecek operasyon ve prognoz değişir. makula da dekole ise makula-off denir ve kötü prognoz göstergesidir.

ışık çakması, sinek uçuşması, gözün önüne perde gelmesi, görme kaybı dekolman açısından yüksek riskli semptomlardır. bu gibi semptomları olan hastalar acilen göz hekimine yönlendirilmelidir.

krema

tatlılara, çorbalara, kahvelere mutluluk ve kalori katan süt yağı. kaymağın az daha sütlüsü.

kabus görmek

ağlayarak uyanmanıza yol açabilecek eylem. bilinç altınızın dehlizlerinden çıkıp gelen canavarlar ve siz başroldesinizdir.

(bkz:kabus)

karda yürümek

“kart kurt” sesleri çıkmasına sebep olan eylem. hıhı evet.

nöroanatomi

çok önemli ama çalışması bıktırıcı ders. öğrenciyken nefret ederdim kendisinden, öğrendikçe sevmiştim biraz.

tıptaki akılalmaz kısaltmalar

giyc tdro

göz doktorlarının sık maruz kaldığı bir konsültasyon ifadesi.

meali ve olması gereken hali, “ sayın meslektaşım, sağ/sol gözde, göz içi yabancı cisim şüphesi olan hastanın tarafınızca değerlendirilmesi rica olunur. saygılarımla...” şeklindedir.

kendi omzuna öpücük kondurmak

oldukça keyifli bir iş. deneyin denetin , tatlı bir ürpertiyle beraber narsisizme yeni bir bakış getirin. *

empati

psikopatlarda genelde eksik olan yetenek.
  • /
  • 73

korkuyu beklerken

''acaba, yarım bıraktığım kitapların kaçıncı sayfasında kaldığımı hatırlayabilecek miydim? acaba, bir zamanlar şu ay meselesi yüzünden sevmediğimi düşündüğüm tabiatı, sever gibi olmuş muydum hiç? acaba, ağaçtan, ottan ya da uçamayan böceklerden filan bir yerden sevmeğe başlamış mıydım? bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? çünkü sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. ya hiç sevmemişsem bugüne kadar? bir kitaba yeniden başlamak gibi, sevmeye başlamak pek kolay sayılmazdı herhalde.''

(bkz:oğuz atay)'ın romanlarından hiç de geri kalmayan yine o kendine has hüzünlü ve yalnız mizahıyla dolu öykü kitabı. içerisinde sekiz farklı öykü bulunuyor. içlerinden en sevdiklerim beyaz mantolu adam, unutulan, korkuyu beklerken ve babama mektup oldu. özellikle de beyaz mantolu adam, çok sade ve çok yaralayıcı bir öykü. bazı öykülerinde tıpkı black mirror bölümüymüşçesine yüzünüze bir bardak su çarpıyor sanki yazar.bu kitabın kahramanları olarak toplumdan dışlanan, yalnız insanları görüyorsunuz. yazarın son cümlesi ise çok çarpıcı ''ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?''. bu cümlenin sebebi kendisi hayattayken hiçbir kitabının ikinci baskısını görememesiymiş. işte buradayız oğuzcuğumuz atay, bu başlık altında seni yazıyor çiziyoruz. en sevdiğim yazarlardan biri olan oğuz atay'ın çok sevdiğim, cümlelerin her birini sindire sindire okumaya çalıştığım kitaplarından biri oldu. bu incelikli hediyesi için (bkz:@pax atomica)'ya teşekkür ediyorum, ve bir miktar gecikmiş bir inceleme yazısı olduğu için de özür diliyorum aynı zamanda. birkaç alıntı daha yaptıktan sonra entrymi noktalıyorum efendim.


''ben! diye bağırdım bütün gücümle. sonra adımı tekrarladım birkaç kere. ben, burada gizli bir mezhebin kurbanı olarak bir saksı çiçeği gibi kuruyup gidiyorum. ben, çiçeklere bakmasını bilmediğim gibi, kendime bakmasını da bilmiyorum. ben, yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkum edildim. bu karara bütün gücümle muhalefet ediyorum. ben yalnızlığa dayanamıyorum, ben insanların arasında olmak istiyorum. insanların düşmanlara da ihtiyacı vardır (dostlarının değerini bilmek için.)
işte tek başıma yıkılmış durumdayım.''

"acaba iyi bir şeyler olacak mı? hayır dedim kendime. iyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı..."

“heyecanlarımı hep gelecekteki günler için saklamıştım; babam öldüğü zaman bile yeteri kadar üzülmemiştim, mezarın başında küçük ayrıntılara takılmıştım. bir ağacı, bir kuşu filan seyrederken değil, düşünürken sevmiştim.”

hemşirelerin dominantlık taslaması

hastanelerin yataklı servislerinde sürekli karşıma çıkan durum.
doktorların direktiflerini, doktor ortadan kaybolduktan sonra, yapmakta geciken, hastalara kafasına göre öneriler-diretmelerde bulunan, insanları yok yere yoran, ağrı çekmelerine sebep olan, hasta eğitimiyle uğraşmayan...diye uzayıp gidecek şekilde, kafasına göre iş yapan, "buraların ağası benim" havalarındaki hemşirelerin sayısı azımsanmayacak kadar fazladır. dolaylı olarak hastaların doktora olan güvenini de sarsar.

edit: hemen tamamı kişisel fikrimden ziyade gözlemlerime dayanan bu giriyi eksileyenlere allah akıl fikir versin diyorum. aksi durum varsa çevrenizde buyurun öyle olmadığını, ne kadar işini iyi yapan, doktorun dediklerini görev belleyip gereksiz dominantlık çabasına girmeyen hemşirelerle dolu bir çevrede olduğunuzu söyleyin, söyleyin ki ben de "demek ki bu problemi yaşayan hemşireler seçilip benim çevremde birikmiş sadece" diye şanssızlığıma hayıflanayım *)

regl

13 yaşında bir kız çocuğu için büyük travmadır.

aile öğretmemişse, okul öğretmemişse, ki vajina demekten utanan çok terbiyeli insanlarımız var, çocuk nereden öğrensin böyle bir şeyin varlığını? sağdan soldan duyar ama başına gelmeden idrak edemez ne olduğunu.

regl sancısı, ondan bir iki gün önceki balon gibi şişme hissi ve periyot boyunca değişen ruh halini bir nebze azaltmak için ped denen naylonu kullanmayı bırakın. hele şu kavurucu yaz günlerinde bacakları adeta pişiren poşet yerine tampona bir geçin var ya, bunca sene bana niye kimse demedi diye söveceksiniz herkese.

instagramı dr. kısaltmasıyla kullanmak

eğer mesleki başarılarınızı, bilgilerinizi, yaptığınız ameliyatları paylaştığınız, işiniz için açılan bir hesap değil de kişisel hesabınızda yaptığınız şeyse bu durum, kimse alınmasın bana saçma geliyor.

zaten doktor olduğunu hesabındaki arkadaşların biliyor. ha sen tanıdık/tanımadık herkes profilime bakınca doktor olduğumu görsün (heyyt doktorum ülen ben), diyorsan dürüstlüğünü alkışlıyorum. ama bana göre itici.

ne mutlu patatesim diyene!

kendini patates hisseden herkesin gururla söylediği cümle. şimdi diyecekler “ırkçıydı bilmem ne!”. hayır efendim ne ırkçılığı. biz patatesiyle, biberiyle, soğanıyla, patlıcanıyla bir bütünüz. patatesiye cümhuriyetini kuran patatesiye halkına patates milleti denir. tanımda da geçtiği gibi tek milletiz, patates milleti. şimdi bi ton tantana çıkacak “ yaşasın sebzelerin kardeşliği “ diye. hatta bazı bölücü biber kökenli patatesler de işin içine girecekler. neymiş efendim biz biber kökenli patates değiliz, şimdiye kadar biberdik, bundan sonra da biber kalacağız. bak sen bölücüye. biz bu kadar farklı sebze içeren bir ülkeye tek bir sebze ismi vererek ve bu sebzenin dilini resmî dil yaparak herkesi patates üst kimliğinde toplayalım, adam gelsin patates olmayı reddetsin, ülkeyi bölmeye kalksın. neyse bu hain biberleri düşünüp daha fazla sinirlenmeyeceğim.
ne mutlu patatesim diyene!



edit: tam da videoda tarif edilen ırkçılara dert olmuş söylemdir.

sağlık bakanlığından şiddete karşı tavsiyeler

sözlük ahalisinin hakkındaki fikirlerini merak ettiğim, okumak için sözlüğe girdiğimdeyse başlığının açılmamış olmasına şaşırdığım açıklamalardır.

evet duyan duymayan kalmasın diye önce internetten aldığım birkaç maddeyi sizlerle paylaşmam gerektiğini düşünüyorum.

- hasta ve hasta yakınlarını dinlerken göz teması kurun. 
- hastanın derdini anlatırken sözünü kesmeyin. dinlerken başka şeylerle ilgilenmeyin.
- hasta konuşurken uygun jest ve mimikler kullanın. hastanın söylediklerini onaylıyorsanız başınızı sallayın ve tebessüm edin.
- hastaya “siz” dili ile hitap edin. sade, anlaşılır ve hastanın anlayabileceği ifadeler kullanın.
- uygun ses tonu ile konuşun, yargılayıcı ve genelleyici ifadelerden kaçının.
- türkçe karşılığı bulunan kavramlar için tıbbi terimler kullanmayın.
- yüksek dozda nasihat cümleleri kurmayın.
- öfkelenme durumunda derin nefes alın ve sessiz kalın. ya da derhâl oradan ayrılın.

güzel evet bunlar iyi iletişim için gerekli birkaç temel kriter. benim açıklamayı eleştireceğim taraf sinirlenmeyin, sakin kalın, nasihat vermeyin gibi çocuğa iş öğreten komik cümlelerden ziyade bakanlıkla olayın ne kadar farklı boyutlarında olduğumuzu bu açıklama ile fark etmiş olmam.

biz bizi koruyun, yasa yapın, bize sözlü veya fiziksel şiddeti cezasız bırakmayın derken onların bize gülümseyin ve insanlar daha kapıdan içeri girdiklerinde kafalarında olan beklentileri karşılamadığınız için size bağırmaya başlasa bile sakin kalın demeleri. 20 gündür öksürdüğü için gece 2de acile gelene sessiz kalın, nezle olmuş çocuğuna antibiyotik isteyene sessiz kalın, başı ağrıyor diye tomografi isteyene sessiz kalın demeleri. hastaya hasta yakınına sonsuz bir istek ve istediği için her yola başvurma özgürlüğü sunarken hekime dalga geçer gibi siz de çok nasihat vermeyin demeleri.
tatlı söz bizi koruyacak olsaydı alçakgönüllü olamayacağım ilk benim içim rahat olurdu. ama değil. hiçbirimizin değil. benim hastanemde bir hekim poliklinik yaptığı sırada odası basılıp kapı üstüne kitlenerek öldüresiye dövüldü. bana kimse gülümseyin, nazik olun böyle dayak yemezsiniz demesin. burda problem doktorların nezaketsizliğinin çok ötesinde. burda problem sağlık çalışanına karşı yıllardır süregelen bu sen sus sen işini yap sen köpek gibi çalış çünkü sen bu işi para için yapmıyorsun tutumunda. yapsan da zaten o maaşı benim vergimle alıyorsun tutumunda. bu değişmedikçe de hiçbir şey değişmeyecek.

insanlara poliklinikleri, acil servisleri, her türlü tetkik ve tedavi yöntemini, hekimlerinin iyi niyetini suistimal edemeyeceklerini, etmeye çalışırlarsa adaleti karşılarında bulacaklarını iyice belletmeden yiyeceğimiz tek bir fiske bile eksilmeyecek.
böyle açıklamalarla da gösterilen amacın aksine insanların beynine bakın hekimler bunu yapmadıkları için biz de onları dövüyoruz yani bu da bizim hakkımızdır fikrinin güzelce yerleştirilmesi de olayın bir diğer acı gerçeğidir.

neyse ben susup gülümsemeye başlayayım. sanırım biraz fazla nasihat içerikli konuştum aranızda beni dövesi gelenler olduysa affola.

şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır

başlık aklıma nedensizce şu soruyu getirmiştir:

esrar

marijuanadır, bir toplum sağlığı sorunudur
-tetrahidrocannabiol(thc), cannabidiol(cbd) gibi alkoloidleri içeren, doğada envai çeşidi olan bitki, sigara, ot. taksonomik ayrımı genel olarak sativa(daha aktivatör) ve indica(daha inhibitör) olarak iki guruptur. diğer türler bunların karışımı olan ruderalis olarak isimlendirilir.
-yediğimiz içtiğimiz herşey gibi cannabioidler de beyin yapımızı değiştirir. kronik marijuana kullananlarda mr görüntülemede siyah cevherin arttığı beyaz cevherin azaldığı tespit edilmiştir.
-neredeyse dünyada her yerde geçiş uyuşturucusu olarak bilinir. toplumsal biyolojik ve psikolojik zararları diğer maddelere oranla değişmekle birlikte nispeten daha azdır.
-madde kullanımının yaygın olduğu ülkelerde sert uyuşturucuların(eroin,kokain,mdma vb) kullanımını kısıtlamak amacıyla kontrollü üretimi satışı ve kullanımı serbestleştirilmeye başlanmıştır.

batı toplumları(veya çalışma odaklı toplumlar da denebilir) bireylerin çalışmasını toplum yapısına katılmasını ve vergi vermeleri ister, teşvik eder. bu anlamda madde kullanımına daha çok karşıdırlar. oysa hindistan da bazı budist mezheplerde günlerce marijuana içilen ayinler/festialler yapılır.

içecekseniz ne içtiğinizi bilin kısacası
dea tarafından hazırlanmış narkotik görseli:

empati

küçükken çok kitap okuyan bireylerin daha iyi yapabildiği bir "yetenek" olduğu kanıtlanmıştır. ülkemizde empati yoksunluğundan meydana gelen durum bence bununla alakalıdır.

radyoloji departmanında kaktüs beslemek

doğanın nimetlerinden faydalanmaktır. hatta alternatif tıp bile sayılabilir belki bu.

Toplam entry sayısı: 723

ben new york'ta yaşarken sizlerin burada sürünmesi

“orada” yerine “burada” kelimesinin seçilmesini manidar bulduğum, komik durum.

tıbbiyeli sözlük yardımlaşma ağı

yayılmasını dilediğim, güzel fikir.
şimdilik yapabileceklerim, sözlük üzerinden mesaj yoluyla:
-özellikle gözle ilgili sorularınıza cevap verebilirim.
-tus tercihleri için elimden geldiğince yardım etmeye çalışabilirim.
-dert dinleyip, çözüm ararım.

düğünofobi

pençesine düştüğüm korkunç dert.
“tedavi için, ağırlığınca çeyrek altın ve 50 tl takınıp ankara’nın bağları eşliğinde kendi etrafında 7 tur dön.” diyorlar ama bilemiyorum.

seni seviyorum demenin farklı yolları

çoğu zaman insanı "seni seviyorum." cümlesini duymaktan daha çok mutlu eden yollardır.

mesela;
nöbetine elleriyle yaptığı yemekleri getirip, yerken seyretmesi;
eve, gördüğünde gülümseteceğini bildiği notlar saklaması;
ders çalışman için seni desteklemesi;
en ihtiyacın olduğu anda elini uzatması...

vega


yıllar sonra yeni albüm çıkararak beni mutlu eden grup.

ben new york'ta yaşarken sizlerin burada sürünmesi

“orada” yerine “burada” kelimesinin seçilmesini manidar bulduğum, komik durum.

tıbbiyeli sözlük yardımlaşma ağı

yayılmasını dilediğim, güzel fikir.
şimdilik yapabileceklerim, sözlük üzerinden mesaj yoluyla:
-özellikle gözle ilgili sorularınıza cevap verebilirim.
-tus tercihleri için elimden geldiğince yardım etmeye çalışabilirim.
-dert dinleyip, çözüm ararım.

sözlükteki tek çevrimiçi kişi olmak

rahatsız edici bir durumdur. “bunu yazsam ne olcak? gene ben okuycam.” dedirtir.
ayrıca, sıkıntıdan türlü varyasyonlarını deneye deneye açtığım başlık. bütün kelimelerin yerini değiştirdim denedim, sanki hep anlatım bozukluğu var gibi geliyor, ya da ben nöbet sarhoşu oldum. *

edit: bari tek kalınca kendimi beğenmeme izin verin allahsızlar! *

seni seviyorum demenin farklı yolları

çoğu zaman insanı "seni seviyorum." cümlesini duymaktan daha çok mutlu eden yollardır.

mesela;
nöbetine elleriyle yaptığı yemekleri getirip, yerken seyretmesi;
eve, gördüğünde gülümseteceğini bildiği notlar saklaması;
ders çalışman için seni desteklemesi;
en ihtiyacın olduğu anda elini uzatması...

bir stajyerin asistana ilgi duyması etik midir

“etik hepsi etik. boşuna kasmayın, ölücez lan sonuçta.hoşlanıyorsan, yapacak bişey yok.” diye cevap verdiğim soru.

ankara'nın boş bir şehir olması

katıldığım önerme. göz alabildiğine bozkır ve binalar; gri-sarı, sıkıcı bir şehir ankara.

verdiği artı oyu silen yazar

yanlışlıkla artıya basmış da onu geri alıyorsa haklı bulduğum, ancak bunun haricindeki sebeplerini pek anlamadığım tatlış yazarlardır.

hayır artıyı siliyorsun, tamam anladık yani artık beğenmiyorsun bunu. ee ama eksi de vermiyorsun? beğendiğin bir şeye karşı sonradan nötrleşmek nasıl ilginç bir duygu durumudur.*

yazarların tıbbiyeli sözlükte yazma sebepleri

neredeyse her yazar için aynı olduğunu düşündüğüm sebeplerdir.
dürüst olalım; kafamızla ilgi çekmek, beğenilmek, sevilmek için.

aynali tahir

tıbbiyeli sözlüğün en sevdiğim trollerinden biri. hem reyizci hem din karşıtı olmak çok iyi kombinasyon.*

tıp okumayan tıbbiyeli sözlük yazarı

bazı mensupları aşık olunası ve “iyi ki yazmış burada.” denilesi, tatlı bir tıbbiyeli sözlük yazarı tipidir.

içerik kuralları - iletişim