olumsuz

Durum: 124 - 0 - 0 - 0 - 11.03.2019 20:33

Puan: 4413 -

4 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

olumsuz bir ölümsüz, ölümsüz bir olumsuz
  • /
  • 13

sağlık'lı

2019 yılının ocak ayının son günlerinde bir grup doktor arkadaşın (aralarında ben de varım) kurduğu bir sağlık sitesi https://saglik.li

amacı "türkiye'nin en sağlıklı sitesi" olmak. buradaki en önemli nokta bilginin en sağlıklı ellerden üretilmesi. bu noktada "en sağlıklı" olarak kendilerini sınıflandırıyorlar.

web sitenin ismi ayrıca güze ve akılda kalıcı; saglik.li

türkiye'de ilk defa bir alan adında .li uzantısı görüyorum. sağlık kelimesi ile kombinasyonu oldukça hoş. kısa ve akılda kalıcı.

şu ana kadar 40'a yakın birbirinden değerli içerik üretildi. neredeyse her gün bir adet sağlık konusu en küçük detayına kadar ele alınıyor. her ne kar toplum için üretilmiş bir site olsa da, hekim arkadaşlarımızın yararlanabileceği kadar sağlam bir kaynak amacı da taşımaktadır.

geçen günlerde tarafımca yazılmış ilk yazım yayınlandı. okumak isterseniz; https://saglik.li/psikoz-nedir/ her ay bir adet yazı göndereceğim.

saman alevi gibi parlayıp sönen oldukça fazla sağlık sitesi var. umarım saglik.li bunlardan biri olmaz.
hele ki doktor eliyle ortaya çıkan, editörlüğünü bile doktor bir arkadaşımızın yaptığı böyle bir proje umarım uzun soluklu olur.

şimdiden https://saglik.li/ 'dan haberiniz olsun. ilerleyen zamanlarda her yerde denk geleceksiniz.

tıbbiyeli itiraf

kendimi bildim bileli kitap okuyorum.
kendimi ne kadar süredir biliyorum, onu bilmiyorum.
çünkü sürekli değişiyorum ve bir önceki zamanda nasıldım ve ne yapıyordum anlamıyorum.

bu değişimin temel nedeni okuduğum kitaplar.
önceki dönemlerde okuduğumun pek bir önemi yoktu.
sadece okuma amacıyla ne bulduysan okurdum.
sonra ekonomik özgürlük kazanmaya başladıkça kendi kitaplarımı almaya başladım.
kendi kitaplarım kendi okuma tarzımı oluşturdu.
dönemden döneme değişen bu tarz beni de dönem dönem değiştirdi.

özünde; kişilik olarak öncesinde ve sonrasında çok farklı değilim.
ama farklı olaylara verdiğim cevaplar o dönemde okuduğum kitaplardaki karakterleri yansıtıyor, bunu az evvel farkettim.

bulunduğum çevrenin en rahat, gamsız insanı olarak nitelenirim.
gereksiz derecede sosyalim. beş dakikada ortamdaki 20 adamla tanışıp bir haftada onlar tarafından 'kanka' olarak kabul edilebilirim.
bakın bu insanı yani beni yakın çevrem artık tanıyamıyor.
çünkü şu sıralar okuduğum kitaplardaki baş karakterlere benzemeye başladım.

sebebi sartre, hesse, salinger, camus, bradbury vs.
içimde bir yerlerde meursault, holden, montag yaşıyor.
ulan bir tanesi bile hayattan zevk alan karakterler değiller.
varsa yoksa bulantı duygusu, hayatı anlamlandırma, insanları anlama, düşünerek hareket etme. varoluş

ne demeye mi çalışıyorum?
okumayın benzer tarzda kitapları üst üste.

değiştiriyorlar sizi.
siz anlamadan, içinize işleye işleye.
hoşunuza gide gide.
siz zevk alırken onlar sizi değiştiriyor. sonra zevk geçince noldu lan bana diyorsunuz.

şu sıradaki 3-5 kitabı da okuyayım sonra çiçek, böcek, aşk kitapları okuyacam :)
sonra polyanna gibi dolanacağım ortalıkta assgd

gece gece ne kastım be.
hepi topu gelip şurada fahrenheit451'de geçen oku ama kaliteli şeyleri oku ile alakalı entry döşeyecektim.
konu saçma sapan bir şey oldu.
ama iyi iç döktüm ha.
rahatladım yeminle.

mutluluğun formülü

orhan pamuk'tan gelsin.
masumiyet müzesi'nde geçen şu cümle.
hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum

bu cümleyi ne zaman bir yerde görsem, ne zaman hatırlasam önce bir yutkunuyorum.
sonra bir ağırlık çöküyor üstüme.
en son ise ferahlıyorum ve mutlu oluyorum.
çünkü en mutlu anım şu an olabilir, bunu farketmeyebilirim.
bu yüzden olduğum zamanın kıymeytini bilmeliyim.

mutluluğun formülü bu bence.
anın kıymetini bilmek.

havucun önce periferini sonra merkezini yemek

(bkz:yemek ile eğlenceyi bir araya getirme işlemi)

sadece havucu değil diğer sert sebzeleri de bu yöntemle yiyorum.
salatalık, turp vs.

bu konudaki en büyük fantezim ise; salatalığın önce nispeten sert ve yeşil periferini yedikten sonra merkezindeki yumuşak kısmını yemek.
bu hazzı kelimelerle anlatamam.
deneyin derim.

büyüyünce yapmayacaklarım

büyüyünce yapmayacaklarım: (bkz:saçma sapan ders notu hazırlamak)

ileride hoca olmayı düşünmüyorum.
hatta aklımdakileri başarabilirsem sadece birkaç yıl doktor olmam gerekecek.
ama oldu da ileride tıp fakültesinde hoca oldum diyelim.
ve ders vereceğim.
her şeyden daha çok ders notuma dikkat edeceğim.

öncelikle anlatacağım ders notunu öğrencilerin fotokopiden aldığı gibi alacağım.
hatta varsa el yazılı notumu bulup alacağım.
6'lı slaytlı mı yapıyorlar, 4 'lü slayt mı? onların elindeki gibi.

benim önemli gördüğüm yerler slaytta nasıl görünüyor?
vurgulamak istediğim yerler anlaşılıyor mu?
anladıkları şeyler benim amaçladığım şeyle aynı mı?
görseller siyah fotokopide işe yarıyor mu?
tıkış tıkış slaytlarla mı dolu not?
yoksa gereksiz derece de büyük cümlelerle mi?
öğrencinin elindeki ders notu kaç sayfa oluyor?
okuduğumda nerelerde kopuş yaşıyorum?

velhasıl; notumu öğrenci gözüyle de görmeye çalışacağım.

bunu niye diyorum?
derse giren var, girmeyen var.
derse girip uyuyan var.
girip de anlamayan var.
sadece okuyup da anlayanlar var.

ne olursa olsun, ders notunun iyi hazırlanmış olması çok önemli.
sadece sizin gözünüzden iyi değil, öğrenci gözüyle de iyi olması önemli.
bilmem anlatabildim mi?

 spoiler!
kötü ders notu hazırlamayın !

hulusi behçet

sözlüğe uzun bir süre sonra ayak basmışken birkaç bilgi vereyim.

özellikle son 10-15 yıldır, yunanların yoğun bir şekilde behçet sendromunun adını değiştirmeye çalıştığını biliyor musunuz?
"adamantiades sendromu"nu bilenimiz var mı?
ya da bazılarının kullanamaya çalıştığı şekliyle "adamantiades-behçet sendromu".

behçet ile alakalı birçok araştırma yapıp makalelerinde "adamantiades sendromu" olarak yayınlıyorlar.
bazıları ise en azından ismin yanında bir yunan ismi olsun diye "adamantiades-behçet sendromu" olarak tanımlamaya çalışıyor bu hastalığı.

başarılı olabiliyorlar mı?
pek değil.
pubmed'de şu anda "behçet" ile alakalı 9266 makaleye ulaşılabiliyor.
"adamantiades" ile alakalı ise sadece 153 makale var.
dünya tarafından "behçet" olarak kabul ediliyor ama bu konuda bilgimizin olması yine de faydalı olacaktır.

ikinci bilgi ise şu.
kaynaklarda, textbook'larda, makalelerde ve kaynak teşkil eden birçok yerde hastalık "behçet" olarak yazar.
bildiğimiz behçet.
ç harfi ile.
neredeyse hepsi ingilizce yazılan kaynaklarda, türkçe "ç" harfi ile bir hastalık yer alıyor.

bilim işte bu oluyor.
kimse ırka, milliyete bakmıyor.
baktıkları şey sadece yapılan iş. bilim.

son bilgi ise şu.
genelde isimsel sendromlar çok sık görülmeyen hastalıklar için kullanılır.
daha doğrusu çok çok az görülen hastalıklar için.
genel hastalıklar için isimden ziyade tanımlayıcı bir ad vardır.
bilimsel olarak son yıllarda buna özellikle dikkat ediliyor.

en son "wegener granulomatosis"in adı "granulomatosis with polyangiitis" olarak değiştirildi.
"behçet" isimsel büyük hastalıklar arasında kalan son kalelerden biri.

kıymeti büyük ama bileni az bilgiler olduğunu düşünüyorum.
bu yüzden zaten bilimsel olarak çok az şeyimiz varken en azında behçet'i bir miktar bilelim.

tekrardan, olumsuz is back.

sınavdan önce yapılanlar

temel eğitim dönemlerinde ne yaptığımı hatırlamıyorum.
çok eski zamanlarda kalmış sanki. üzerinden hepi topu 2 yıl bile geçmemiş.
ama şu 2 yıla yaklaşan stajyerlik dönemini hatırlıyorum.
hiç değişmiyor ki sınav öncesi.

son 3 günden bahsediyorum.
2 gün bir tekrar.
son gün bir tekrar.
stajın zorluğu, not miktarı bu sistemi hiç değiştirmedi çok ilginç bir şekilde.
1000 küsür sayfalık dahiliye için böyleydi.
100 sayfalık göğüs cerrahi için de böyle.

teorik sınavına girmeden önce pek bir şey yapmam.
ama sözlü sınavında içeri girmeden bir saniye öncesine kadar bile bir şeyler ezberlemeye çalışırım.
hatta girmeden önce elimdeki notları bir yerlere fırlatırım.
sözlüyü geçip de o notları ortalıktan toplamak ayrı bir keyif oluyor.
(bkz: biz de böyle bir deliyiz)
deneyin derim.

yine ilginç şekilde bazen son çalıştığım şey sözlü sorum olur.
oh mis. daha ne olsun.
denk gelmezse de işimizi sağlama almış oluyoruz.

siz inanmayın o kişisel gelişim zırvalarıyla kafa ütüleyenlere.
o sınava ya da o sözlüye girene kadar öğrenecek şeyler kalmışsa çalışmalısın.
ha eşşeğin sağlam kazığa bağlıysa sen çalışma.
ama benim gibi sürekli sınırda işler yapıyorsan çalış.

sol frame'in akmaması

bugün dikkatimi çeken birkaç şey var, paylaşayım sizlerle.
2 saate sadece bir entry giriliyor neredeyse.
üşenmedim saydım.
bugün sadece 15 entry girilmiş.
normalde enler listesindeki herhangi bir yazar, bir günde 15 entry giriyordu bazı günlerde.

ikinci mevzu şu.
malign kısmında sadece 11 tane başlık var.
normalde sınır 20 olarak ayarlanmış.
hadi entry girmiyorsunuz, onu anladık.
oy bile vermiyoruz artık.
benign listesine girmek için bir entryin 2 benign alması yeterli oluyor.

mutlaka her birinizin kendince sebepleri vardır.
ama hiç mi yazasınız gelmiyor?
yoksa hepinizin mi sınavı var?
kimse fark etmeden hepiniz okulu bitirdiniz de nisan tus'una mı çalışıyorsunuz?
ya da sosyalliğin dibine vurdunuz da sözlüğe girmeye vakit mi bulamıyorsunuz?

dinime küfür eden müslüman olsa diyen çıkabilir.
önlemimi alayım şimdiden. ben zaten kırk yılda bir entry giren biriyim.
eski ama işlevsiz yazarlardan biri işte. hatta millet nickimi bile unuttu.

neyse.
siz yazın yeter ki. söz veriyorum ilk benigni ben vereceğim.
molalarda okunacak bir şey bulamayınca kendimi kötü hissediyorum.

olumsuz'dan sevgilerle.

komite sonrası düşülen boşluk

evet var böyle bir şey.
komite/staj bittikten sonra bunu yapacağım şunu yapacağım diye diye okulu bitireceğim neredeyse.

tek yapabildiğim kirli elbiseleri makineye atmak, sonra asmak.
odayı köşe bucak temizlemek.
eve biraz çeki düzen vermek.
öğlene güzelce bir yemek yapmak.
akşamına bir halı saha. o olmazsa herhangi bir yerde okey oynamak.
gece eve gelince bulursam iyi bir film izlemek.
ertesi gün sapasağlam bir kahvaltı.
sonrasında kuruyan elbiseleri ütülemek.
sonra birkaç hafta boş kalan bloga bir yazı yazmak.
vs vs.

yalnız bir dakika.
ben baya bir şey yapıyormuşum.

tabi yapıyor olacağım.
bu hafta sonuna düzgün bir şekilde ulaşmak için sabah akşam boşuna ders çalışmadım.
uyuyacaksam stajın ilk bir kaç günü uyurum zaten.
zaten uyuyamıyorum sınavdan sonra.
inanın uyuyamıyorum.
okul zamanı zorlasam 15 saat yatacak bünyeye sahibim.
staj/komite sonrası 6 saat uyutamıyorum şu bedeni.

bir de geçen şöyle bir şey oldu.
yılın en zor stajlarından birinden çıkmışım.
gece uyumamış sözlü sınavına çalışmışım.
sözlüden çıkınca öğleden sonra bir miktar uyudum.
gece bir türlü yatamadım.
3 gibi uyudum. sabah 8 gibi uyandım.
yatağı toparladım, çantaya notları koydum.
tam mutfağa kahve yapmaya gidiyorum aklıma sınavın bittiği geldi.
hem de geçmişim ben o sınavı.
bu nasıl bir uyuşmuşluktur arkadaş.
sabah kalk ders çalışmaya git, gece gel yat.
düzen bu olunca kafanın ders dışında hiçbir şeyle ilgilenmemesi gayet normal.

yalnız sınavı geçtiğim aklıma gelince nasıl bir rahatlama geldi var ya anlatamam.
gittim topladığım yatağa uzandım, kendi salaklığıma güle güle uyudum.

hocom cokmos soro soroyorsonoz horkos yoksok oloyo

bakın bu sözlükte böyle şeyler yapmak isteyen olur diye söylüyorum şimdiden, sonradan ben bilmiyorum demeyin.

hocaya gidip de bu lafı eden öğrenci, üzerinden 4 yıl geçtiğinde bile çok fena anılıyor ortamlarda.

aha da hikayesi.



hani böyle sınıftan 8 - 10 kişinin toplandığı ortamlar olur ya. bazen daha da kalabalık.

konu eski anılara gelir.

ilk tanışmalar, ilk zamanlar falan.

sonra o konu ilerler ilerler ve bilin bakalım nereye varır?

tabii ki hocaya gidip hocom cokmos soro soroyorsonoz horkos yoksok oloyo diyen öğrenciye.

sonra o kadar insan, üzerinden 4 yıl geçtiği halde nasıl bir birikmişlik varsa içlerinde, söver de söver.

aralarında bu yüzden büte kalanlar bile vardır. onların cümlelerini siz tahmin edin.



anlayacağınız olay orada kalmıyor.

sen o hareketi birinci sınıfta yapıyorsun, adamlar sana beşinci sınıfta bile sövüyor.

sınıfın en çok dışlanan, sevilmeyen çocuğu oluyorsun.



velhasıl (bkz: yapma evladım, yapma çocuğum)
  • /
  • 13

boğmaca

art arda gelen tipik öksürük nöbetleriyle kendini belli eden çocukluk çağının akut solunum enfeksiyonudur. her hekimin bu tipik öksürük nöbetini bilmesi gerekir, etkeni bordotella pertussis, gram -, aerob, hareketsiz basildir. toluen mavisiyle boyanırsa bipolar metakromatin granülleri bordotella için tipiktir. özel besiyeri bordet gengou'dur. makrofaj içinde yaşayabilir. pertussis toksini en önemli virülans faktörüdür. bu toksin lenfosit sayısını artırır, histamine duyarlılık artar, permeabilite artar ve böylece hipotansiyon, şok görülebilir.

boğmacanın iki dönemi vardır: kataral dönem semptom vermez, paroksismal dönem isetipik boğmaca öksürüğü ile kendini belli eder. kişi öksürükler arasında nefes almakta çok zorlanır, genelde alamaz. nöbetler kusmayla sonlanır. günümüzde rutin aşısı yapılmaktadır.

--spot bilgi--
epitel hücrelerine tutunmasında rol oynayan faktörler:
1-flamentöz hemaglütinin
2-pertaktin
3-pertussis toksin
4-fimbria

boğmaca öksürüğü için bu videoya bakınız

extravasation

. sasirip kalinasi, saskinliklardan saskinliklara suruklenesidir. immune sistemin beni benden alan superfantastik mekanizmalarindan bir baskasidir. bu kadar girizgah yeter umarim.

sekil yukarida dursun, onu slayt falan hazirlarken kullanirsiniz. hos, hangi psikopat immunology sever benim disimda. benimki de laf iste heheh. neyse, ben videolar uzerinden anlatacagim, oylesi daha akilda kalici olacaktir.

1. (tık) oncelikle bu videoyu izlemenizi istiyorum. gordugunuz goruntu canli bir farede cekilmis, kameranin yukari asagi oynamasinin sebebi de farenin nefes alip veriyor olmasi. eritrositlerin damar icindeki yogunlugunu, seklini semalini, ne kadar hizli aktigini falan da gorebilirsiniz. bu da ek bilgi olarak kalsin burada.

2. (tık) bu videoda ise 50. saniyeden itibaren bizim olayimizi anlatiyor. oncesinde gosterdigi sey konuyla pek alakali degil (gerci alakasi var da konuyu cok dagitirim oyle, bosverin. yuzyuzeyken konusuruz heheh) ama olsun yine onu da izleyin, o da guzel goruntulerden. chemotactic movement sanirim, alakasi da buradan geliyor zaten.

3. (tık) son video olarak da bunu izleyin. videoda zaten anlatiyor ama bir kez de ben anlatayim. zebrafish larvasina "cimdik" atip delmisler guzelim hayvani, delik acmislar bildigin. deri butunlugunun bozulmasi ne demek (zebrafishte deri yok tamam vurmayin), patojenlere bakterilere viruslere kamooon diye bagirmak demek. gelen istilacilari durdurmak icin de lenfositler hazirda bekliyor, "ulan bu deligi buraya kim acti. dun sabah burda degildi bu. hasan abiiii! huop hasan agbiiiiggg!! bunu kim buraya acti yauv" diye basinda nobet tutuyorlar. bakterinin mantarin gelisine yarim vole patlatip aglarla da bulusturuyorlar (saka yapmiyorum. mesela netosis diye bir hucre olum sekli var, neutrophil specialised yontem. bazi neutrophiller patojenlerle karsilastiginda patlayip ortaliga dna-protein karisimi bir "ag" atiyorlar. intihar ediyor evet, ama sticky ag patojenlerin de sonu oluyor. meraklisi arastirabilir heheh. o da baska entrynin konusu olsun).

uc videoda da goruldugu uzre, kandaki "white" hucreler "red" hucrelerden farkli hareket ediyor. damar icinde floating halde bulunan eritrositlerin aksine lokositler ven endoteliyle yakin iliski icerisinde. endotel uzerinde yuvarlana yuvarlana, her bir hucreye dokuna dokuna ilerliyor. bu da "monitoring" olayini sagliyor iste. acaba bu hucre olmasi gerektigi gibi yuzey markerlarini express etmis mi, acaba bunda bi anormallik var mi diye kontrol ediyor hem; hem de olasi inflamasyon halinde express edilen inflammatory markerlari buldugunda sikica baglanip damardan extravasation ile disari cikiyor.

simdi diyeceksiniz ki "ulan bunun neresi ilahi bir olay, nesi bu kadar abartilacak bisey. deli misin cocuum, yat uyu hadi". [caps] anlayamazsiniz!!!!! [/caps] `swh` saka saka. ben herhangi order/disorder bilmiyorum ki vucutta, signal pathwayleri ile ilgili olmasin. bu mekanizmalar zaten cogu insanin nefret ettigi ama benim asik oldugum seyler.

kafanizi sisirdim, kusuruma bakmayin. heyecanimi paylasmak istedim sadece.

genç bir doktorun anıları

mihail bulgakov'un eseri. dönem rusyasını ve taşraya yeni atanan bir doktorun endişelerini harika anlatıyor. "mecburi hizmette napçaam yaa" diye diye bir çırpıda okuyabilirsiniz.

pratisyenlik için acil kitapları

okuduğumuz acil-aile hekimliği açısından yararlı eserleri paylaşalım. ilki benden olsun başka bir siteden görüp okuduğum çok beğendiğim hayati tehlike hasta yönetimi el kitabı.-oldukça anlaşılır ,ideal spot bilgiler var,fiyatı da çok uygundu ben sıhhıyeden 20 lira gibi bir fiyata almıştım. ekg bakımından güneş tıptan yeni çıkan ekg akıl notları güzel. reçete kitabı olarak da ilyaş yolbaşın kitabı oldukça uygun,ama bir çok acilde bulunan slayt-pdf lerde uygun bu konuda. genel olarak acil kitabı olarak da tanı ve yönetim:acil tıp kitabı çok verimli bir eser.

Toplam entry sayısı: 124

tarihin en büyük trollüğü

kilisenin para karşılığı cennetin anahtarını dağıttığı vakitler martin luther in çıkıp cehennemin anahtarını istemesi, buna bir anlam veremeyen rahiplerin “deli galiba fazla bulaşmamak lazım” diyerek bir anahtarda ona vermesi üzerine martin luther in şehrin meydanına çıkıp “cehennemin anahtarı bende. artık kiliseye para vermenize gerek yok, kapısını kilitledim.” demesi.

(bkz: troll gibi troll)

bizim bölüm tıp kadar zor

"bizim bölüm tıp kadar zor" diyen adamla tartışmayın.
çünkü bu insan adam gibi adamdır.
tıbbın kendi bölümünden daha zor olduğunu biliyor bu insan.
ama hani bizim bölümde o kadar kolay değil, bizi de hor görmeyin demeye çalışıyor.
bu insanlardan az kaldı. bu insanlara sahip çıkın.

ama "bizim bölüm tıptan daha zor" diyenlere sahip çıkmayın.
onlardan bir sürü var hem de.
siz bunların genelde hangi bölümden olduğunu biliyorsunuz.
şimdi ben yazınca eksilerler.

he canım. sizinkiler daha zor.

bu yıl dahiliye çalışırken nasıl bir pisliğin içine düştüm diye sorduydum kendime.
bir insan uyumaktan korkar mı?
dahiliyedeyse korkar.
çünkü son 2 hafta ders çalışmaktan başka sadece yemek yiyordum.
yine yetişmiyordu.
yatmaya korkuyordum çünkü yarın hemen geliyor.
yarın gelince sınav da gelmiş oluyordu tabi.
sanki hayatı 1x hzından 64x hızına alınmış video gibi yaşıyordum.

tıp ile kendilerini karşılaştıran insanlarla tartışma kriterim bu.
ne zaman uyumaya korkar duruma geldiysen o gün gel tartışalım diyorum.

tıbbiyeli itiraf

kendimi bildim bileli kitap okuyorum.
kendimi ne kadar süredir biliyorum, onu bilmiyorum.
çünkü sürekli değişiyorum ve bir önceki zamanda nasıldım ve ne yapıyordum anlamıyorum.

bu değişimin temel nedeni okuduğum kitaplar.
önceki dönemlerde okuduğumun pek bir önemi yoktu.
sadece okuma amacıyla ne bulduysan okurdum.
sonra ekonomik özgürlük kazanmaya başladıkça kendi kitaplarımı almaya başladım.
kendi kitaplarım kendi okuma tarzımı oluşturdu.
dönemden döneme değişen bu tarz beni de dönem dönem değiştirdi.

özünde; kişilik olarak öncesinde ve sonrasında çok farklı değilim.
ama farklı olaylara verdiğim cevaplar o dönemde okuduğum kitaplardaki karakterleri yansıtıyor, bunu az evvel farkettim.

bulunduğum çevrenin en rahat, gamsız insanı olarak nitelenirim.
gereksiz derecede sosyalim. beş dakikada ortamdaki 20 adamla tanışıp bir haftada onlar tarafından 'kanka' olarak kabul edilebilirim.
bakın bu insanı yani beni yakın çevrem artık tanıyamıyor.
çünkü şu sıralar okuduğum kitaplardaki baş karakterlere benzemeye başladım.

sebebi sartre, hesse, salinger, camus, bradbury vs.
içimde bir yerlerde meursault, holden, montag yaşıyor.
ulan bir tanesi bile hayattan zevk alan karakterler değiller.
varsa yoksa bulantı duygusu, hayatı anlamlandırma, insanları anlama, düşünerek hareket etme. varoluş

ne demeye mi çalışıyorum?
okumayın benzer tarzda kitapları üst üste.

değiştiriyorlar sizi.
siz anlamadan, içinize işleye işleye.
hoşunuza gide gide.
siz zevk alırken onlar sizi değiştiriyor. sonra zevk geçince noldu lan bana diyorsunuz.

şu sıradaki 3-5 kitabı da okuyayım sonra çiçek, böcek, aşk kitapları okuyacam :)
sonra polyanna gibi dolanacağım ortalıkta assgd

gece gece ne kastım be.
hepi topu gelip şurada fahrenheit451'de geçen oku ama kaliteli şeyleri oku ile alakalı entry döşeyecektim.
konu saçma sapan bir şey oldu.
ama iyi iç döktüm ha.
rahatladım yeminle.

yeni oda döşeyeceklere tavsiyeler

eninde sonunda her bir tıbbiyelinin başına gelecek bir durum olmasından dolayı, açılması gereken ve diğer yazarların da bilgileriyle desteklemesi gerek başlıktır.

birkaç yıldır eşyalı bir evde oturuyordum.
bu yıl oradan ayrılıp yeniden oda kurma durumu oluştu.
benim vereceğim tavsiyeler tamamiyle sıfır ürün üzerine olacak.
çünkü oldum olası başkaları tarafından kullanılmış eşyaları kullanamam.
bu yüzden yeni eşyalar alınca işin aslında o kadar kolay olmadığını gördüm.
bu yüzden edindiğim bilgileri sizlerle paylaşmak istedim.
bu ürünlerin tamamı internet üzerinden sipariş verilecek şekilde anlatılacak.

şimdi bir odada olması gerekenler neler?
yatak (baza ya da karyola)
elbise dolabı
kitaplık
çalışma masası
halı

1. ilk olarak yatak kısmından başlayalım. son 3 hafta içinde yaptığım araştırmalar neticesinde edindiğim bilgilere göre yatağımızı iki seçenek üzerine kuruyoruz.
bunlar baza + başlık + yatak ya da karyola + başlık + yatak.
genelde karyola ve baz başlıklar ile birlikte satılıyor. en aşağısı 150 tl olmak üzere binlerce liraya kadar uzanan bir liste var. benim tavsiyem baza yerine karyola kullanmak. çünkü ahşap eşyalar sonraki taşınmalarda birbirinden ayrılabileceği için taşınması kolay olacaktır. ayrıca karyolalar fiyat olarak daha iyi. ve göze çok daha hoş geliyor.

yataklar ise genelde ayrı satılıyor. fiyatlar 100 tl den başlıyor.
nasıl bir yatağı sevdiğinizi siz biliyorsunuz. benim gibi sert zeminde uyuyanlar için seçenekler iyiydi.
ayrıca yatakların baza ya da karyola ile birlikte sunulduğu seçenekler var.
ama ayrı ayrı sipariş vermek çok daha ucuza mal etmenizi sağlayacak.
kendim karyola + başlığı 160 tl'ye yatağı da 120 tl'ye aldım.

2. elbise dolabı için çok güzel seçenekler var. 2 - 3 kapılı dolaplar tavsiyemdir.
ayrıca en az 1 tane çekmeceli olanlar daha iyi olacaktır extra eşyalar için.
en uygun elbise dolapları 3 kapılı olanlar. extra olan 1 kapılı bölüm raflı olduğu için askı dışındaki eşyalar için oldukça yararlı olacaktır.
fiyatlar 130 tl'den başlıyor. tabi çok uçuk fiyatlı rakamlara ulaşıyor.
ben 160 tl'ye aldım.

3. en sevdiğim kısım kitaplık aramasıydı. bir sürü seçenek var. fiyatlar uygun.
ve en önemlisi de görselliği çok aşırı iyi olan kitaplıklar var.
küçük bir kitaplıktan devasa kitaplıklara kadar seçeneğimiz var.
benim gibi çokça okuma kitabı olanlar için büyük kitaplıklar da var.
kitaplık araması biraz zor olacaktır. çünkü her biri çok güzel.
40 tl den başlayıp uzayıp giden bir liste var.
ben 80 tl'ye büyükçe bir kitaplık aldım.

4. çalışma masası. benim için internet işlerimde kullanılmak için var.
oldum olası evde ders çalışamam. bu yüzden benim için pek önemli olmasa da evde çalışanlar için önemli.
çalışma masamı geçen yıl aldım. alırken baya araştırmıştım.
60 tl den başlayıp gidiyor fiyatlar.
iyi bir indirimde 80 tl'ye iyi bir çalışma masası almıştım.
80-100 tl ye iyi bir çalışma masası alınabilir.

5. halı. tavsiyem önce ne alacağınıza karar vermek için bi halıcıları turlayın.
boyutu, türü ve özellikleri iyi öğrenin. çünkü tekstil ürünlerini almak için iyi araştırmak lazım.
aklınızdaki örnek şablona göre aramalarınızı yapın.
size mağazada söylenen fiyatların yarı fiyatına rahatlıkla istediğiniz kalitede halı bulabilirsiniz.
bunun için fiyat vermeyeceğim. kendim halı almadım çünkü.

uzun bir yazı olduğunun farkındayım. ama mağaza mağaza ya da spotçuları dolaşmaktan çok daha iyidir.
internetten alışveriş yaparken aradığınız şeyi bir yerde bulup bırakmayın. aynı ürünün kargosuz halini arayın.
ya da kargosuzsa daha uygun halini arayın. zaten bir ürün için 20 dk araştırma yapınca çoğu şeyi öğreniyorsunuz.
artık alacağınız fiyatı da biliyorsunuzdur.
ha unutmadan kargo sürelerine de iyi bakın. ahşap ürünlerin bazıları çok geç geliyor.
1 haftaya kadar olanlar iyidir kargo süresi için.

benim oda kurma fiyatımı hesaplarsak; karyola + başlık 160 tl, yatak 120 tl, kitaplık 80 tl, elbise dolabı 160 tl, çalışmam masası 80 tl.
halı almadan tüm odayı 600 tl'ye döşemiş oldum.
en güzel tarafı ise hepsi sıfır ürün ve oldukça şık ve hoşlar.

yazıda reklam olayına girmemek için ürünlere link vermedim.
ama basit bir araştırma ile benim ulaştığım ürünleri bulabilirsiniz.

bu konu hakkında bilgi sahipleri başlığı destekleyerek bilgilerini paylaşabilirler.
sonradan aklıma gelen şeyler olursa edit yapıp yazıya ekleyeceğim.

iyi araştırmalar, iyi alışverişler.

idam cezası istemeyen insan

ne katilim ne tecavüzcü.
şu ana kadar ikisi içinde potansiyel olarak içimde bir şey hissetmedim.
ve idam cezasını kesinlikle istemeyen biriyim.

niye mi?
bir insanın eliyle diğer bir insanın ölümüne karşı olduğum için.
adaleti sağlayacak insanlara güvenmediğim için.
her insanın içinde iyi ve kötü olduğunu bildiğim için.
bugün iyi olan insanın yarın kötü olabileceğini bildiğim için.

yine bugün idamı getirenlerin, değer yargılarının değişmesiyle yarın alt edilebileceği için.
dün alt edilenlerin bugün başa gelebileceği için.
ve bu devinim yüzünden adalet temelli olmayan kararların çıkacağı için.

daha da sayarım.
sayarım ama anlamak istemeyen zaten anlamaz.

en çok zoruma giden doktor olacağı halde insanların ölümünü isteyenler.
biliyorum şimdi "şu insan mı" "bu insan mı" diyeceksiniz.
evet insanlar.
pisliğin en derinine batmış bile olabilirler.
terörist ve tecavüzcü ya da başka her türlü suç.
damarlarında kanın aktığı herkes insandır.
ve ben bir insanın başka bir insanın aklıyla, eliyle ölmesine karşıyım.

bundan 12 yıl önce kaldırıldı bu ülkede idam.
terör yok muydu?
tecavüz yok muydu?
hırsızlık, soygun, adam yaralama vs vs.

vardı.
hatta terörün en şiddetli olduğu dönemlerde idam vardı bu ülkede.
çözüm oldu mu?
hayır.
çözüm olacak mı?
hayır.

her şeyi güç kuvvetle çözeceğini zanneden insanlar.
her zaman işin kolayına kaçmaya devam edin.
her zaman en basitiyle çözüm bulacağınızı zannedin.

bir şeylere çözümü "yapmak" ile değil de daha fazla "yıkmak" üzerinden gidemezsiniz.
çözüm hiçbir zaman ölümle olmamıştır.
olmayacaktır.
hatta bu sayede suçlu daha fazla fevrileşecektir.
vereceği zarar daha da artacaktır.

biraz sonra terörist sevici ya da sözlükte yaygınlaşan tecavüzcü gibi ithamlarla yargılanacağım muhtemelen.
ama teröristten ve tecavüzcüden nefret ederim.
nefretim onları öldürerek çözüme ulaşılabileceğini kabul ettiremez bana.
çünkü ölüm hiçbir zaman çözüm olamaz.

çok uzatmayacağım.
şeyh edebali'nin sözüyle bitireceğim.
insanı yaşat ki, devlet yaşasın !

tarihin en büyük trollüğü

kilisenin para karşılığı cennetin anahtarını dağıttığı vakitler martin luther in çıkıp cehennemin anahtarını istemesi, buna bir anlam veremeyen rahiplerin “deli galiba fazla bulaşmamak lazım” diyerek bir anahtarda ona vermesi üzerine martin luther in şehrin meydanına çıkıp “cehennemin anahtarı bende. artık kiliseye para vermenize gerek yok, kapısını kilitledim.” demesi.

(bkz: troll gibi troll)

bizim bölüm tıp kadar zor

"bizim bölüm tıp kadar zor" diyen adamla tartışmayın.
çünkü bu insan adam gibi adamdır.
tıbbın kendi bölümünden daha zor olduğunu biliyor bu insan.
ama hani bizim bölümde o kadar kolay değil, bizi de hor görmeyin demeye çalışıyor.
bu insanlardan az kaldı. bu insanlara sahip çıkın.

ama "bizim bölüm tıptan daha zor" diyenlere sahip çıkmayın.
onlardan bir sürü var hem de.
siz bunların genelde hangi bölümden olduğunu biliyorsunuz.
şimdi ben yazınca eksilerler.

he canım. sizinkiler daha zor.

bu yıl dahiliye çalışırken nasıl bir pisliğin içine düştüm diye sorduydum kendime.
bir insan uyumaktan korkar mı?
dahiliyedeyse korkar.
çünkü son 2 hafta ders çalışmaktan başka sadece yemek yiyordum.
yine yetişmiyordu.
yatmaya korkuyordum çünkü yarın hemen geliyor.
yarın gelince sınav da gelmiş oluyordu tabi.
sanki hayatı 1x hzından 64x hızına alınmış video gibi yaşıyordum.

tıp ile kendilerini karşılaştıran insanlarla tartışma kriterim bu.
ne zaman uyumaya korkar duruma geldiysen o gün gel tartışalım diyorum.

sadece türklerin yapabileceği google aramaları

bizim sınıfın bir drive hesabı var.
bir ara acaba yaptığımız her arama bu hesap açıkken kaydediliyor mu diye içime bir kurt düştü.
sonra araştırıp gördüm ki evet google'ın bir arama depolama sayfası var.

sonra neler gördü bu gözler.
o hesabı ortalama sınıftan 150-200 kişi kullanıyordu.
hesabın açık kaldığı zamanlarda yaptıkları tüm aramaları görebiliyordum.
bazı aramalar yüzünden gülmekten karnım ağırdıydı.

mesela sınav gecesi sınav geçme duası arayan vardı.
birileri sabah akşam bahis aramaları yapıyordu.
bazıları sürekli tıbbi terimlere zaman ayırıyordu.
bazısı da sürekli "xxxxxxx'in fizyolojisi/ nasıl olur" gibi aramalarla uğraşıyordu.

arada bir sürü dizi sitesi / youtube / facebook falan da vardı tabi.

bu arada değinmediğim bir sürü şey var.
daha doğrusu değinemediğim.
siz anlarsınız.

arkadaşlarımın bazıların çukurluğunu da gördüm bazılarının da ne kadar yüksek oluşunu.
ama en büyük problem kimin kim olduğunun belli olmamasıydı tabi.

sözlükteki genel yazar profili

bir tıp fakültesi amfisinden farkı yok bu sözlüğün.
her daldan, her telden yazarı barındırıyor içinde.

gelip sadece tıbbi entrysini giren olduğu gibi,
etliye sütlüye karışmayıp sadece okuyan,
tıp dışında her şeye ilgi duyan sadece tıbba ilgi duymayan,
genel kültür kitapçığı gibi dolu olan,
boş bir levhadan farkı olmayanlar var bu sözlükte.

ha tabi.
hiçbir b*ku beğenmeyen,
sabah akşam inanç, din ve siyaset savaşı yapan,
her şeyi ciddiye alan,
ya da her şeyi trolleyen,
insanları damgalamak için yer arayan,
hakaretsiz cümle kuramayan yazarların da yer aldığı bir sözlük.

sınıfınıza gittiğinizde gördüğünüz insanlar işte buradakiler.
bazıları gökyüzü, bazıları mariana çukuru.

amfideki hallerinden tek farkları anonim olmaları.

insanlara dış görünüşleri üzerinden hakaret etmek

son 2 gündür sosyal medyada bir haber dolanıyor.
muhtemelen bazılarınız görmüştür.

youtube'de 11 yaşındaki bir kız çocuk eğlenceli aktivite videoları hazırlıyor.
kanalının adı: eğlence sokağı
kanalının büyümesiyle birlikte videoların yorum kısmı hakaret dolu cümlelerle doluyor.

mal.
şişman.
dombik.
çirkin.
ayı.
az ye az.
hayvan gibisin.
vs vs.

bu hakaretler birçoğu benzer yaşlarda olan kişiler tarafından söyleniyor bir de.
bu hakaretler karşısında kanalın sahibi kızımız önce videolarında yüzünü göstermemeye başlıyor.
sonra hakaret dolu yorumlar devam edince kanaldaki tüm videoları siliyor.

sonrasında sosyal medyada gelen destekler ile 10.000 civarında olan abone sayısı 7'ye katlanıyor.
kendisi hakkında çok güzel yorumlarda bulunuluyor.
ve bu güzel hanımefendi tekrardan video çekmeye başlıyor.

sonu güzel biten bir hikayeye benziyor değil mi?

peki öyle mi?
bence değil.

11 yaşındaki bir kız çocuğuna yapılan hakaretler ortadan kayboldu mu?
kaybolmadı. belki artarak devam edecek.

yorum yapan kişilerin çoğu çocuk yaştaydı.
bu çocuklar nasıl tanımadığı insanlara böyle hakaret edici cümleler kullanabiliyor?

peki ya bu çocuklar nereden öğrendi insanların fiziksel özellikleriyle dalga geçmeyi?
bu soruya kendimce bir yorumda bulunayım.
toplumda görürsünüz, başarılı bir insana başarısından dolayı laf atılamaz.
illa bir kulp takmak isteyen "sevgili kimseyi çekemeyen insanlarımız" gidip adamların fiziksel özellikleriyle dalga geçiyor.
kel, kısa, uzun, cins, konuşmayı bilmeyen ve aklıma gelmeyen bir sürü şey.
siz tahmin ediyorsunuzdur.
çünkü bunlar her yerdeler.

işte bu çocuklar, bu insanların çocukları.
kendisi 11 yaşındayken konuşmayı dahi bilmeyen bu çocuklar, gayet güzel de bir diksiyonu olan bir çocuğu hakarete boğuyorlar.
snap atmak ve fotoğraf çekmek dışında bir halt bilmeyen nesil, 11 yaşında içerik üretme cesareti olan bir insana demediği şeyleri bırakmıyor.

aynı kendi büyükleri gibi değil mi?
onlardan öğrendikleri bu idi çünkü.
başarılı birinin başarısı değil tipi, hareketleri konuşulmalı.
hatta hakaret etmeli.

yoksa kendi ezikliğimizi nasıl ortadan kaldırabiliriz ki?

sözlükteki abartılan radyo olayı

idam cezası istemeyen insan

ne katilim ne tecavüzcü.
şu ana kadar ikisi içinde potansiyel olarak içimde bir şey hissetmedim.
ve idam cezasını kesinlikle istemeyen biriyim.

niye mi?
bir insanın eliyle diğer bir insanın ölümüne karşı olduğum için.
adaleti sağlayacak insanlara güvenmediğim için.
her insanın içinde iyi ve kötü olduğunu bildiğim için.
bugün iyi olan insanın yarın kötü olabileceğini bildiğim için.

yine bugün idamı getirenlerin, değer yargılarının değişmesiyle yarın alt edilebileceği için.
dün alt edilenlerin bugün başa gelebileceği için.
ve bu devinim yüzünden adalet temelli olmayan kararların çıkacağı için.

daha da sayarım.
sayarım ama anlamak istemeyen zaten anlamaz.

en çok zoruma giden doktor olacağı halde insanların ölümünü isteyenler.
biliyorum şimdi "şu insan mı" "bu insan mı" diyeceksiniz.
evet insanlar.
pisliğin en derinine batmış bile olabilirler.
terörist ve tecavüzcü ya da başka her türlü suç.
damarlarında kanın aktığı herkes insandır.
ve ben bir insanın başka bir insanın aklıyla, eliyle ölmesine karşıyım.

bundan 12 yıl önce kaldırıldı bu ülkede idam.
terör yok muydu?
tecavüz yok muydu?
hırsızlık, soygun, adam yaralama vs vs.

vardı.
hatta terörün en şiddetli olduğu dönemlerde idam vardı bu ülkede.
çözüm oldu mu?
hayır.
çözüm olacak mı?
hayır.

her şeyi güç kuvvetle çözeceğini zanneden insanlar.
her zaman işin kolayına kaçmaya devam edin.
her zaman en basitiyle çözüm bulacağınızı zannedin.

bir şeylere çözümü "yapmak" ile değil de daha fazla "yıkmak" üzerinden gidemezsiniz.
çözüm hiçbir zaman ölümle olmamıştır.
olmayacaktır.
hatta bu sayede suçlu daha fazla fevrileşecektir.
vereceği zarar daha da artacaktır.

biraz sonra terörist sevici ya da sözlükte yaygınlaşan tecavüzcü gibi ithamlarla yargılanacağım muhtemelen.
ama teröristten ve tecavüzcüden nefret ederim.
nefretim onları öldürerek çözüme ulaşılabileceğini kabul ettiremez bana.
çünkü ölüm hiçbir zaman çözüm olamaz.

çok uzatmayacağım.
şeyh edebali'nin sözüyle bitireceğim.
insanı yaşat ki, devlet yaşasın !

inekmatur

bir hafta önce katıldığı radyo yayınının sohbet ekranında, bizleri ileriye dönük müthiş planları ile aydınlatan güzide yazarımızdır. sohbeti oldukça güzeldir. gayet eğlencelidir.

radyomuzun değerli trollüdür. trollüğünü bile sevdirmiştir.
hatta kulaklarımıza dilberay'ın şarkılarını yerleştirmiştir.
nasıl olduysa artık dilberay dinleyince gülmüyorum.
hatta baya baya acı çekmeye de başladım.
sonumuz hayrola.

sözlükteki entryleri tıklanma rekorları kırıyor diğer taraftan.
ama malignlenme rekoru.
birçok entrylerinde benimde eksilerim mevcuttur.
ama bu durum yazdıklarından dolayı onu yadırgadığım anlamına gelmiyor.
aksine bu farklı görüşlerini devam ettirmesini istiyorum.

niye mi?
dışarıdaki insanları atın bir tarafa.
buradaki tıbbiyelilerin yazdıklarını baz alalım.
bir başlık açın mesela sol frameden.
ne gördünüz.
hep birbirine benzeyen entryler var değil mi?

özellikle görüş belirtilen entrylere bakın.
birinin diğerinden çok farklı olmadığını, aksine oldukça benzediğini fark ettiniz mi?
sizce böyle daha mı iyi?

okudukları, yazdıkları, benimsedikleri vs vs aynı olan bir sözlük ortamı.
hoşumuza mı gidiyor herkesin benzer şeyleri savunması?

benim gitmiyor.
farklı şeyler görmek istiyorum. bazıları uç noktalarda bile olsa.
farklı şeyler görelim ki farklı düşünebilelim. gelişebilelim.

bu yüzden bu değerli yazarımızın entryleri farklı oluşuyla güzel.

sevmek zorunda değilsiniz.
benim fikirlerime uygun olmadığı gibi size de uygun olmayabilir?
ama bu durum onun kısıtlanması gerektiği anlamına gelmiyor.

yepyeni entrylerini bekliyor olacağım inekmatur.
hatta çoğu zaman ilk eksini ben vereceğim.
ama seni değil o entryini beğenmediğim için.
diğer taraftan farklı gördüğüm için de saygı duyacağım.

yeterr

3 gündür sağ olsun birkaç arkadaş sayesinde oldu bunlar.
yeni gelenler irşad faaliyetine girişti.
eskileri de inançsızlığını dikte etmeye çalışıyor.

yeter yazarlar yeter.
tıp sözlüğü bura.

arada açın böyle başlıkları.
ama bir konu bitmeden diğerini açıyorsunuz.
sol frame doldu sizin başlıklarla.
bir de ekip kurmuş gibi biri diğerini eksiliyor.
aynı ekip de birbirini artılıyor.
birbirinize giydirmeye çalışıyorsunuz.

sonuç olarak bizimde iki entry girmek için geldiğimiz şu durağı bloke ediyorsunuz.

çok meraklıysanız siyaset ve din savaşına.
bir sürü sözlük var bunun için.
hem de en ala sözlüklerden.
orada ne tartışacaksanız en uç noktasına kadar tartışın.

sizden dileğim.
şu sol frameyi az rahat bırakın.
zaten normal hayat yeterince gergin.
germeyin şu güzelim sözlüğü.
rica ediyorum.

gabapentin

sözlüğümüzün tanıdığım en iyi yazarlarındandır.
abi değeri verdiğin nadide insandır.
bana karşı veliaht yakıştırmasını yapması da oldukça hoşuma gidiyor.

radyoya gece saatlerinde katılarak sohbete yön verir.
tabi sohbetinin güzel oluşu bunun en önemli faktörü olsa gerek değil mi?

özellikle okul sonrası hakkında detaylı anlatımıyla beni şimdiden okul sonrasına hazırlamıştır.

aslında hakkında yazılacak bir sürü şey var.
ama onu da artık gerçek tanışmamızdan sonraya bırakıyorum.

velhasıl seviliyorsun gaba abi.

içerik kuralları - iletişim