pax atomica

Durum: 283 - 12 - 2 - 0 - 18.01.2019 15:32

Puan: 2845 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

"Eğer ki daha ileriyi görebildiysem bu, devlerin omuzlarından baktığım içindir." İsaac newton
  • /
  • 29

şeriate karşı çıkan müslüman

aha arabistan örneği gözümüzün önünde. neymiş efendim onlar hakiki islamı yaşamıyorlarmış, adamlar kendi ana dillerinde olan kitabı yüzyıllardır okuyup uyguluyor. bizim 21. yüzyıl laik turkiye cumhuriyeti'nde doğup büyüyen arapçası sadece okuduğu birkaç dua ve sureden ibaret olan üstelik normal hayatında laiklik ile yoğrulmuş soft müslümanlığı yaşayan pelinsu ve berkcanlar çıkmış onlar yanlış biliyor onlar yanlış uyguluyor diyebiliyor. he anam he en doğru müslümanlığı yine biz türkler biliyoruz. bir de acaba şeriat uygulanıyor olsaydı kadın doktorlarımız şu ana hangi işe yaramaz sakallı yobazın kaçincı karısı olmuşlardı. özellikle kadınlarımız yatın kalkın cumhuriyete dua edin, ananızdan babanızdan bile daha çok emeği var üstünüzde.

kadın olmanın caiz olmaması

bu fetva da güzel olur ama benim favori fetvam şudur

geceye bir şarkı bırak

hoşlanılan kıza üşüyorsun ceketimi al demek

bana hep bu karikatürü hatirlatan ifadedir

imam hatip lisesinde okuyan kız

1000 tanesinden 999'u ne kendi ne de ülkenin geleceği için en hafif deyimiyle bir halta yaramayacak kızdır. sistemin ve muktedirlerin kölesi olup üstelik onlara yeni köleler yetiştirecektir.

palu ailesi

toplumun aynası olan ailedir. yoksa siz herkesi melek mi sanıyordunuz. bu eğitimle bu kalifiyede insanlarla olacağı bu işte. bir de diyorlar bu sahte hocalar yüzünden asıl hocalar zan altında kalıyor, te allam yaa. bu zihniyette bu cahillik sınırında olanlar olunca daha çok öpen olur, sadece isimler değişir.

yemek yapan erkek

yemek yapmak dediğiniz nedir ki. neticede hepsi bir tarife bakar. ha ona rağmen de yapamıyorsa insan net beceriksizdir başka da bir açıklaması olamaz.

2019 tus ücretinin 432 lira olması

boğazlarında kalasıca soyguncular, tez vakitte hepsi geberip gider umarım, biz de dünya da bu işe yaramaz parazitlerden kurtulmuş oluruz.

bedava olan şeyler

tıbbiyelinin sinemada izlediği son film

  • /
  • 29

tıbbiyeli itiraf

babaannem babamı reddetmiş (sebebi yok kendisinin psikolojik sorunları olduğuna inanıyorum artık) dedem her yaz gizli gizli kırıkkaleye ziyarete gelirdi biz başka şehirde oturduğumuz için anneannemler arardı işte mustafa amca geldi diye. hemen hazırlanır çıkardık giderdik yanına birkaç saat geçirirdik birlikte sonra dedem giderdi. hep paten isterdim ondan almadı belki karısından korkusundan ya da önemsememiş de olabilir zaten öldü ben 8-9 yaşındayken bir daha da patene heves falan kalmadı ne zaman paten görsem aklıma dedem gelir. her yaz iki saat görüşmeye alışık olduğumdan o yaz da dedemden gelecek haberi bekledim ama gelmedi ben de söyleniyordum işte niye gelmiyor dedemi özledim falan şubat 5te sabah dokuz gibi kahvaltı ediyorduk telefon çaldı ölüm haberi geldi dedemin insanın bir taraftan tek sahip olduğu şeyi kaybetmesi bir çocuğu ne kadar üzebilirse o kadar üzülmüştüm. arthur vardı televizyonda sesini kısmıştım falan ağlamamıştım ama. babam sade dem bir çayla mutfak balkonun önünde sigara yakmıştı onu bir daha böyle üzgün görmedim baba tabii, onun da tutunduğu tek daldı. sonra cenazeye gitti babam o sırada abisiyle ve küçük kardeşiyle ağlaşmışlar barışmışlar. annesi elini bile vermemiş. sevgiye açım duygusalım ben çok eksik hissediyorum keşke babaannem olsaydı keşke... iki tanecik torunları var bir tek babam evli üç oğlundan. ne vardı bizi de sevseydiniz? annem gül gibi kadın o alman gelinden neyi eksik. nişanlanmış herhalde amcam bize haber verilmedi ama birkaç fotoğrafta yabancı bir kadın vardı. amcam... insan yeğenini merak etmez mi? ama bazen hiç birazdan daha iyidir. 16 yaşımda büyük amcamla tanıştım ne ben ona yeğen olabildim ne o bana amca.. bir kez olsun amca diyemedim hala. doğum günümü bilmez. hayırlısı buymuş herhalde. ah babacım ne hassas adam halbuki. bir ölüm haberi gelecek eninde sonunda babam iyice yıkılacak. umarım insafa gelirsin be kadın.. (edit: arkadaşlar inanır mısınız dün amcam hastalanınca annesi akrabaları arayıp abisiyle ilgilensin diye babama haber vermelerini istemiş. bunun ne demek nasıl bir gelişme olduğunu anlayabiliyorsunuz değil mi? artık hayalet değiliz. aman nazar değmesin)

trileçe

sözümü tutup bugün denedim veee şukumu verdim. sünger diyenlere inat yaşasın trileçeli hayat!

ümit yaşar oğuzcan

milyon kere ayten diye bi şiiri vardı, insanın ayten olası geliyor okuyunca:d
şiiri bulup editleyeceğim
buldumm:

ben bir ayten'dir tutturmuşum
oh ne iyi
ayten'li içkiler içip
sarhoş oluyorum ne güzel
hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
biraz ayten sürüyorum güzelleşiyor
şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum
ayten üstüne
saatim her zaman ayten'e beş var
ya da ayten'i beş geçiyor
ne yana baksam gördüğüm o
gözümü yumsam aklımdan ayten geçiyor
bana sorarsanız mevsimlerden aytendeyiz
günlerden aytenertesidir
odur gün gün beni yaşatan
onun kokusu sarmıştır sokakları
onun gözleridir şafakta gördüğüm
akşam kızıllığında onun dudakları
başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
bir kadehte sizinle içeriz ayten'li iki laf ederiz
onu siz de seversiniz benim gibi
ama yağma yok
ayten'i size bırakmam
alın tek kat elbisemi size vereyim
cebimde bir on liram var
onu da alın gerekirse
ben ayten'i düşünürüm, üşümem
üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
parasızlık da bir şey mi
ölüm bile kötü değil
aytensizlik kadar
ona uğramayan gemiler batsın
ondan geçmeyen trenler devrilsin
onu sevmeyen yürek taş kesilsin
kapansın onu görmeyen gözler
onu övmeyen diller kurusun
iki kere iki dört elde var ayten
bundan böyle dünyada
aşkın adı ayten olsun

bu ne samimi bi şiirdir ya..yalnız abimiz baya derin yaşıyor duygularını kime karşı olursa olsun. bu arada her renkten gözlere şiir yazmışlığı var kendisinin...

ümit yaşar oğuzcan

şu güzelliğin döküldüğü kalemin sâhibi;

şurada bir kapı olmalı
senin ölümsüzlüğüne açılan
bir kapı olmalı şurada
bulabilsem
kollarımın bütün gücüyle vuracağım
er geç sesimi duyuracağım sana
başımı soğuk demirlere dayayıp
adını söyleyeceğim mahşer gününe kadar
dağlara taşlara güzelliğini haykıracağım
ve bütün yaratıklara
rüzgarın söylediği bir masal gibi
seni anlatacağım
dünyaya ilk gelişimiz değil bu
yüz binlerce yıl önce
bir de taş devrinde gelmiştik
senin için vahşi hayvanlar vurmuştum o zaman
pars dişlerinden bir gerdanlık yapmıştım boynuna
nice mağara duvarlarına güzelliğini kazımıştım
nasıl hatırlamazsın
o zaman da gökyüzü bu kadar mavi
ormanlar yemyeşildi
o zaman da
yalnız karanlıktan korkar
güneşi tanrı bilirdik
bunca yüzyıllardır
inan
hiçbir şey değişmedi yeryüzünde
belki biz değiştik
sevgilerimizi söyleyemez olduk
göremez olduk nice güzellikleri
yalanı öğrendik
utanmayı öğrendik
inandık sonraları
bütün yaratıklardan üstün olduğumuza
büyük zekamız
önce kafesi, zinciri, zulmü icat etti
iyilik güzellik ve doğruluk adına
hiçbir şey kalmadı inandığımız
aradan bin yıllar geçip
atom parçalanıncaya kadar
zaten paramparça olmuştu insanlığımız
böylece bir karanlığa düştük
karanlık bizi başka bir karanlığa götürdü
sarnıçlardan, dehlizlerden, girdaplardan geçtik
sana yaklaşmak için
dallarından gün ışığı geçmeyen ormanlara düştük
aramızdaki demir kapı belki hiç açılmayacak
senin ışığını görmeden kapanacak gözlerimiz
karanlık aman vermiyor
hangi kapıyı aralasak gece
ne yapsak çaresiz
kokunu getiren rüzgar da olmasa
bir manası kalmayacaktı yaşamanın
şimdi hiç değilse
hayaliyle avunmadayız
zaman içinde bir başka zamanın
insan çırpındıkça bir bataklığa saplanıyor
yaşadıkça ölüme
çaresiz olmak bir şey değil
çaresizliğini kabullenmek zor geliyor insana
aynaya bakıyorum
bir beyazlık, bir boşluk
hani benim yüzüm
dudaklarım, ellerim hani
halbuki gözlerim de görüyor
kör değilim
fakat sen varsın içimde
yakan, kör eden bir karanlığın var senin
nefes nefes yaşadığımız
avuç avuç içtiğimiz bir karanlığın var
kahrolası zamanın ortasında
büyük bir fırın yanıyor besbelli
alevleri asırlık çınarlar gibi
büyük bir fırın yanıyor
görüyor musun
şimdi bütün ihtirasların sustuğu saatteyiz
elini sürdüğün her şey yok olabilir
her şey eriyebilir şu anda
bu varlığın yokluğa yaklaştığı andır
zayıf ellerin bu anda bütün yaratıklardan güçlü
bu an iri gözlerinde her şey yüce
ne insanlar fani
ne dünya ölümlü
al beni de erit ateşinde gözbebeklerinin
erit beni
ruhumu aşkının potasında yak
kahrolsun bu karanlıklar
bu mesafeler
bu zaman
ben seni istiyorum
ya seninle yaşamak
ya da sende yok olmak

yalnızlık

"biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
bir de yine sevgili çocuk
biliyorsun kişi tutkularıyla
yalnızlığını adlandırıyor o kadar"
(bkz:cemal süreya)

tıbbiyeli itiraf

upuzuun zamandır yalnızım; kendimin seçtiği fakat bir o kadar da memnun olmadığım bir durumdayım.hiç bir arkadaşım ömürlük olmadı.hani şu birbirinin ciğerini bilen tiplerden.çoğunlukla sıkıldılar benden dümdüz bir insan olduğum için ya da okul bitince benimle de işleri bitti.yeni girdiğim ortamlarda da ha keza öyle. hiç kimseyle oturup paylaşabilecek bir şeyler bulamıyorum ya da takatim yok bilmiyorum.sevgilim varla yok arası bir şey zaten.(bkz:uzak mesafe ilişkisi)sevmeme ve onun da sevdiğini düşünmeme rağmen doğru düzgün bir şey konuşamıyoruz ya da konuşmak istemiyoruz ne ben ne o.daha da kötüsü onu bile içimdekileri söyleyecek kadar yakın göremiyorum.ailemi zaten hiç saymıyorum bile.onlarla bir ara aynı çatıyı paylaşmak dışında kendime hiç bir zaman yakın hissedemedim hiçbirini.o yüzden uzakta olsalar bile yokluklarını aramam.kendimi her şeyden izole ettim ama hiç kimsenin haberi yok.herkese mutluyum numarası yapıyorum.ama yaptığım hiç bir şeyden, hiç kimseden zevk almıyorum.bu dünyada benim için yaşamaya değer hiç kimse ve hiç bir şey yok.filmin sonunu da biliyorum sanırım.

tıbbiyeli itiraf

yok sözlük, yok. bi önceki itirafımda platoniklikten falan dem vurmuştum ya hepsi boş. eğer insanın kendi evinde huzuru yoksa hiçbir şeyin kıymeti olmuyor. herkesi, her şeyi alttan almaktan yoruldum. bıkmayı geçtim. gerçekten artık yapamıyorum. sırtdımdaki bu yükler dik durmamı gün geçtikçe zorlaştırıyor.

kuzenimin dertleri var bana anlatıyor. annem-babam zaten adeta birer ergen... annem bana patlıyor. babam desen surat beş karış, mahkeme duvarı gibi... bu evde toparlayan olmaktan, herkese ayrı ayrı güler yüz gösterip sakinleştirmekten bıktım.

düzelir gibi olup sonra her şeyin bombok (çok özür dilerim, böyle söylemek istemezdim) olduğunu izlemek istemiyorum artık. normal aileler gibi hafta sonları markete gidip dönüşte bir akraba ya da yakına çat kapı çaya gitsek çok mutlu olabilirim. gerçekten. mutlu olmak konusundaki eşiğim o kadar küçük ki aslında...

daldan dala gidiyorum, biliyorum. ama kafam da derli toplu değil. babam anneme iyi davranmıyor, bu çok doğru. gözlemleyebiliyorum. ama annem de babamı aldatıyor. hem de bir iki değil ya. * telefonu elime geçtiğinde zaman zaman erkeklerin samimi mesajlarını görüyorum. artık görmezlikten geliyorum çünkü sinirlerim alınmış gibiyim. annem de babam da suçlu. bu benim umrumda değil ama yine de içime oturan öküze ve gelen ağlama isteğine engel olamıyorum. ne yapayım?

bu, derslerime de yansıyor. şu an dahi ders çalışmam lazım ama yapamıyorum. odaklanamıyorum. ve benim kaybedecek bir senem yok. psikolog ya da psikiyatriste gitmek istiyorum. çünkü gerçekten mutsuzum. hayattan zevk almıyorum ve bütün olayların kaynağı olan bu evden yine de çıkasım yok. sadece uyumak, boş boş zaman geçirmek istiyorum. okula gitmiyorum, evden yürütmeye çalışıyorum falan. ama devlette psikiyatristlerin beni bu kadar uzun dinleyeceğini düşünmüyorum. suç onlarda değil tabii ama sonuç bu. psikoloğa da gidecek bütçem yok. öğrenciyim. okulun psikoloğu da cehennemin dibinde.

kimse kendini zorunlu hissetmesin ama beni en azından dinleyebilecek birilerine ihtiyacım var. yoksa, daha fazla bu kadar güçlü durabileceğimi zannetmiyorum. çok da iyi bir dinleyiciyimdir. kendi derdinizi anlatırsanız ona da açığım.

umarım hepiniz hayatınızda istediğiniz yerde olursunuz. huzurlu ve sağlıklı olmanızı da temenni ederim.

tıbbiyeli itiraf

itiraf ediyorum onkoloji hastalarının bu kadar acı çektiğini görünce keşke ötanazi gelse diyorum ((

düğün saçmalığı

düğünleri göbek atmaya yer arayan akrabalar saçmalık haline getiriyor. en doğrusu sade, şık bir yemek organize edip onları davet etmemek.

yavuz bülent bâkiler

"seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
martılar konuyor omuzlarıma,
gözlerin istanbul oluyor birden."

Toplam entry sayısı: 283

içinde bir boşluk oluşması

murathan mungan şöyle der:

"...
o boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe
çöker.
hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
o boşluk doldu sanırsınız
oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.
..."

tıbbiyeli itiraf

keşke hiç doğmasaydım, keşke hiç var olmasaydım diye çoğu zaman düşünüp sadece sarhoşken bunu dile getirebiliyor olmam bile bana ayrı bir azap veriyor. ben bu dünyadaki 7 milyar insanın arasındaki çok sıradan biriyim. bu yüzden benim bu dünya üzerinde olmam veya olmamam dünya için hiç farketmez, hatta dünyanın zerre umrumda olmaz. onun olması veya olmaması da dünyanın zerre umrunda olmaz. benim olmam yada olmamam da onun hiç umrunda olmaz. ama onun olması benim için varlık, olmaması ise benim için yokluk demektir. bu ne acı bir durumdur. bu benim çürümüşlüğümün resmidir. biliyorum ki asla sana ulaşamayacağım. bu düşünce beni öldürüyor. ve tez vakitte öldürür umarım.

günün sözü

kimse sınanmadığı günahın masumu değildir.

genç werther'in acıları

goethe'nin 25 yaşındayken yazdığı werther'in platonik aşkı lotte'ye yazdığı mektuplardan oluşan, insanı hüzün yumağına dönüştüren eseri. şöyle bir pasajı vardır ki arada açar açar okurum

"... yaşamanın bir rüyadan, bir hayalden başka bir şey olmadığını düşünen ilk kişi ben değilim. fakat bu düşünce bir gölge gibi peşimi bırakmıyor. insanların kuvvetleri ve yetenekleri öylesine sınırlı, öylesine küçük bir alan kaplıyor ki ellerinden çok az şey geliyor. dikkat edelim; bütün uğraşmalarımız, bütün çabalarımız yalnız geçimimizi sağlamak ve yaşamak için. yani şu zavallı varlığımızı devam ettirmekten başka bir amacı olmayan ihtiyaçlarımızı karşılamak için didinip duruyoruz. huzurlu olduğumuz zamanlarda bile bu huzur kadere rıza gösterişimizden ileri geliyor.

bizler aynen zindanların duvarlarına gönül ferahlatan, güzel resimler çizen mahkumlara benziyoruz. bunları düşündükçe aklım duruyor. kendime, kendi içime dönüyorum ve orada bir dünya buluyorum. fakat bu dünyada hayat ve hareketten daha çok anlamlı sezişler ve karanlık istekler var. böyle zamanlarda her şey karşımda hiçleşiyor ve ben gülümsüyorum. ne zaman böyle dalsam ve derin derin düşünmeye başlasam daha da derinlere iniyorum."

mezar taşına yazdırmak istenenler

cahildim, dünyanın rengine kandım.

aynı soyada sahip alakasız ünlüler

ruhsar

gözüm abla tüplü monitördeki windows 98 işletim sistemli bilgisayarından ölü kaydı tutardı

ateistlerin korkak olması

ulan adamlar cehennem gibi bir ihtimal olmasına karşın okuyor, araştırıyor özellikle türkiye gibi gitiikçe ortadoğu batağına sapan bir ülkede gerekirse ailesini ve sevdiklerini daha da önemlisi canını kaybetme pahasına fikirlerini savunuyor mümin kardeşler ekmek kırıntısına basınca çarpılacak diye ödü kopuyor. kim daha korkak acaba?

evrim teorisinin meb müfredatından çıkarılması

“allah, insanı rahman suretinde yarattı.” (buharî, isti'zân, 1; müslim, birr, 115, cennet, 28) bu arada %99 şempanze dna'sı kullandı

tıbbiyeli itiraf

ben ki ince belli çay bardağına 3 küp şeker atan ve günde minimum 15 bardak çay içen biri olarak an itibariyle şekeri hayatımdan çıkarmış bulunmaktayım. zor günler beni bekliyor ama başaracağım.

iblis ile anlaşma yapan allah

o değil de daha adem ve havvanın yasak meyveyi yiyip cennetten kovulup dünyada çoluk çocuğa karışacaklarına dair en ufak bişey bile ortada yokken -hatta adem ve havva cisim olarak bile ortada yokken- şeytan allaha diyor ki: "mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım" işte sorun burada, ya "gaybı yalnızca allah bilir" lafı yalan ya da allah ve şeytan önceden anlaşmış. bir başka ihtimal de şu ki -ki benim için en mantıklısı bu- tüm bu anlatılanların hepsi bir masaldan ibaret.

yazarların 24 haziran 2018 oy tercihleri

parti hdp
cumhurbaşkanı muharrem ince

cihat denince akla gelenler

kuteybe bin müslim ve türklerin kılıç zoruyla müslüman olmasi

edit: aferim eksileyin öyle. gören de sanacak araplar gül dağıtarak türkleri dinlerini degiştirmeye ikna etmiş

iblis ile anlaşma yapan allah

biz de günah point kasıyoruz :))) bu arada şu ayetlerde(sebe 3, zühruf 2 ve 3, nisa 174, maide 15, yusuf 1, hicr 1, hac 16, suara 2, neml 1, kasas 2, yasin 69, duhan 2 ve 3) kur'an'ın apaçık bir kitap olduğu söyleniyor yani çok eğip bükmeye gerek yok.

evrim teorisinin meb müfredatından çıkarılması

“allah, insanı rahman suretinde yarattı.” (buharî, isti'zân, 1; müslim, birr, 115, cennet, 28) bu arada %99 şempanze dna'sı kullandı

içerik kuralları - iletişim