peroneuslongus

Durum: 971 - 2 - 2 - 0 - 15.09.2020 13:12

Puan: 11513 -

5 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Kadın Doğum araş. gör. dr., 26/m/Ankara, sonuna kadar Kemalizm! +İki söz hayatımızda bize yeterlidir. "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir." ve "Ne Mutlu Türk'üm Diyene!" +Yazıyorum, çünkü anlatmak istiyorum.
  • /
  • 98

vakıfbank

cep uygulaması çalışmayan, atm’leri kart yutan, banka olmaya çalıştığını tahmin ettiğim bir kuruluş. tam olarak bu ülkedeki fonksiyonları nedir ne işle meşgul olurlar bilmiyorum. maaşımın buraya yatması felaketi talihsizliğini zorunlu olarak yaşamaktayım, düşmanımın bile böyle bir bedbahtlığa uğramasını; vakıfbankta parası olması şanssızlığını tatmasını asla istemem...

adem'in çocukları arasındaki ensest ilişki

olmayan birşey. insanın ilk atası adem ise bu adem milyonlarca yıl evvel ortaya çıkmış tek hücreli bir canlıdır. dolayısıyla tek hücreli canlılar eşeysiz (ortadan ikiye bölünerek) ürerler. nitekim havva da bu hipotetik ademimizin iğ ipçikleri (hücre kaburgaları) gerilmek suretiyle bu ademimizden bölünmüştür. ondan sonra gelen her hücre böyle bölünmüştür. habil kabil olayı da o zamana kadar ototrof iken bi hücrenin diğerini yemesi ile ilk günahın işlenmesi; heterotrof yaşamın başlamasıdır.* yani sıkıntı yok ayıp bişe yok gençler dağılabilirsiniz.

ayasofya'nın cami olması

21. yüzyıl'ın sözde yeni türkiyesinin en önde gelen sorunlarından biri "ayasofyanın müze olması" olduğu için, bu pek hayati problemin çözümüne yönelik atılmış adımdır...

istifa etmek

iki kere yaptığım şey, biri pratisyenken biri bir üni'de asistanken...
sadece sb'de 2 defaya mahsus hakkınız vardır. yök'e bağlı bir yerde ise istediğiniz kadar ayrılabilirsiniz.
kişisel gelişimde comfort zone'un dışına çıkarak kişisel gelişiminize katkıda bulunur.
sonuç: şimdilik yine başka bir üni'de, ama sevdiğim, bana uygun bir yerdeyim.
gerek sağlık bakanlığının gerek herhangi başka bir çalışma ortamının dayattığı şu anki insanlık dışı kölelik sistemine asla ama asla dayanmak zorunda değilsiniz arkadaşlar. gerektiğini düşündüğünüz anda tereddüt etmeden bulunduğunuz yerde siktiri çekin.

bırakınız yapsınlar

adam smith'e atfedilen bir söz. ekonominin liberalliği ile ilgilidir. ekonominin bir şekilde dengeye geleceği görüşünü savunur. tam hali "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" şeklindedir.
bunun dışında genel bir anlamı da olabilir. etrafımızda toplumda ve insanlıkta bir sürü saçma sapan ve yanlış şey görüyoruz. bunlara karşı tahammülsüz kalabiliyoruz. yine de "bırakınız yapsınlar" diyebiliriz. neden? o kadar yanlış şey yapılsa da bir gün her şey doğruya erecek ve dengeye gelecektir. nitekim tarihte de pek çok felaket atlatan insanoğlu bugünlere bir şekilde geldiyse gelecekte de bu şekilde bir yerlere gelecektir.

hasta yakını

hastaya yakın bana uzak olması makbuldür...

perifer tıp fakültesi

kesin yargı vermenin yanlış olduğu tıp fakültesidir. lisans kısımlarını bilemem ama iş çalışmaya geldiği zaman şunu yazmak istiyorum. olay şu, türkiye'nin en köklü tıp fakültelerinden birinde çalışıyordum, burayı sevmeyip ayrıldım ve şimdi periferi (ki memleketim sayılacak bir yerde olan üniversite aynı zamanda) tusta yazıp gittiğim zaman gördüm ki periferdeki üniversiteler özellikle bilimsellikte, yayınlarda vs. şahlanırken büyük şehirlerdeki fakülteler meğerse gittikçe çürüyormuş. şaşkınlıkla karşıladığım bir durum.
ben de belki biraz önyargılıydım eskiden perifere karşı ama şimdi aptallık ettiğimi düşünüyorum, büyük düşünememişim diyorum.

dimash kudaibergen

soyadı kazakça'da "allahverdi" demek olan sanatçı "kuday-bergen yani hüda vermiş"= allahverdi, tanrıverdi

filtre kahve

kahvenin en makbul olanıdır. telvesiz, sert içimli müthiş kokusuyla filtre kahve...

lise arkadaşı vs üniversite arkadaşı

şu an hiçbiri ile görüşmediğim için cevabını bilemediğim versustur. ama üniversite arkadaşı dediğin çıkar ilişkisine dayalıdır, tuttuğun notları ister, otlakçıdır (sizi tenzih ederim), karşılığında sen de çıkmış soruları alabilme ihtimalin olduğu için bu hoşnutsuz ilişkiyi sürdürmek mecburiyetindesindir, veya bu olayın tersi olur sen soru verirsin ondan not alırsın mesela. üniversite arkadaşlarının çoğundan gerçekte nefret etmişimdir, bıkmışımdır samimi söyleyeyim.
lise arkadaşları ile futbol oynarsın, çocukluğun ve erken gençliğin gerektirdiği şeyleri yapabilirsin. bu yönleri ile samimi gibidir. gel gör ki hiç 15-20 yıl takılabileceğim bir lise arkadaşım olmadığından onu da boş geçiyorum. üniversite sınavından sonra bıçakla kesilmiş gibi bitti tüm bu arkadaşlıklar falan.
sonuç. yalnızız ama değerli bir yalnızlık bu.
  • /
  • 98
  • /
  • 52

vakıfbank


bırakınız yapsınlar


filtre kahve


joseph


turkey is not europe


uptıs


okey


yablak


divani


ünsüz sertleşmesi


  • /
  • 52

müzik yapmak

ilkokul 4. sınıfta başladı benim için bu müzik serüveni. o zamanlar çok sevdiğim ilkokul hocam bağlama çalıyordu, sınıfta bize de getirip çalardı. ben de ona özendim ve bir kursa yazıldım, çok kaliteli bir kurs sayılmazdı daha sonra sivas'a tayinci olarak gittik. iyiki gitmişiz sivas müzik ve kültür konusunda gerçekten benim için harika bir şehirdi. herkes müziğe bayılıyordu. orada bağlamamı geliştirdim, ardından orta okulda müzik öğretmenimden ney dersleri almaya başladım. neyde hızlı bir ilerleme kaydettiğim söylenebilir zaten temel müzik bilgilerini de biliyordum. orada hocam beni halk konservatuarının korosuna yönlendirdi. çok disiplinli bir şefi, çok iyi sazendeleri olan tamamen yetişkinlerden oluşan bir sanat müziği korosu ve ben ortaokuldayım. koro şefinin benden küçük bir oğlu vardı keman çalan, hatırlıyorum oralarda bir ara kovalamaca falan oynuyorduk öyle garip bir ortam.* ardından bir de o dönem ikinci bir koronun halk müziği korosunun içinde bulmuştum kendimi. ha diyeceksiniz o nerden çıktı, babam sağ olsun. o koroda da bağlama çalıyordum, ama neye başladığımdan itibaren belli bir süre sonra ney, bağlamanın önüne geçti onu da farkındayım. mesela şu an da ortaokulda çaldığım kadar iyi bağlama çalamadığım kesin. sonra efendim liseye geçtim, orada da derslere falan girmedim çok fazla. lise 1-2de her dönem yapılacak bir etkinlik bulunurdu, şehitleri anma gününde şöyle bir şiir okutalım sen de gel neyinle eşlik et, şu şarkıları birkaç kişilik grupla birlikte çalın solist de bulduk, mezuniyet gecesi okul grubu bir şeyler çalın. lise 2de hatırlıyorum beraber çaldığım 3 korom vardı zaman da bol olunca okuldan da nefret edince güzel deşarj oluyordu* 11de okul da değiştirince bu işlerden elimi eteğimi çektim. yalnızca benim minnoş yaşlılar koromda(yaş ortalaması 55 falan) çalar oldum. oradaki sorun da yeterince iyi sazende olmaması. bir şeyler öğrenebilmek için işi sizden daha iyi bilen birilerini görmek zorundasınız.
sonra ünversite döneminde ilk iki yılda yine hareketli zamanlar oldu benim için, beraberinde üniversite korosuna da başladım. ama bu çaldığım korolarda benim için artık eksik olan şeyi hissetmeye başladım. lisede kurduğumuz grupların hiçbirinin tadını alamıyordum. hepsinde ortamlarını yıllar önce kuran yaşımdan çok büyük insanlar vardı, ve hadi bir şeyler çalalım diyebileceğim insanların tamamı 35-65 yaş arası erkeklerdi* neden bu kadar az kadın sazende var anlayabilmiş değilim hala. olanlar da genelde alt seviyede amatör veya ben öyle denk geldim. çok iyi anlaştıklarım da vardı, mesela bir emekli udi abi vardı eskileri anlatırdı hep, 15 dakikalık aralarda zor eserleri önüne götürüp abi şunu bir deneyelim mi dediğim kanuncu bir abi vardı ama muhabbet bir yerden sonra ilerlemiyor işte* özellikle üniversite korosunun sazendeleri tamamen profesyonellerdi ve onlara uyum sağlamak bana çok şey kattı. yaşıtım olan üniversiteli koristlerle anca boş muhabbet yapılıyor, onlardan hiç bahsetmiyorum zaten* ama artık çok yalnız kalmaya ve sıkılmaya başlamıştım saz çalışmalarında, baktım dersler de ağırlaştı bıraktım. onun dışında sınıf arkadaşlarımdan gel bir gün uzun tırnaklı cumhuriyet teyzelerinin olduğu sokağa çıkıp bir gün sokak müziği yapalım veya oturup bir şeyler çalalım teklifinde bulunduğum arkadaşlarım da pek istekli görünmediler. sanat müziği, halk müziği pek yaşıtlarıma hitap etmiyor anlıyorum. ama gelin hüzzam peşrev çalalım demiyorum ki, kulaktan çalıyorum zaten duyduğum şeyleri. yani demem o ki bu işten bir süredir almak istediğim zevki alamıyorum. keşke öyle bir çevrem olsa, otursak arada bir şeyler çalsak söylesek ama yok. malesef yok. hele bu pandemide 55 yaş korom da toplanmaz oldu. kardeşlerim desen uyuzlar zaten. tek başıma bir şeyler yapıyorum arada onun dışında çoğunlukla kardeşlerime müzik çalıştırıyorum. halbuki fakülteye başlarken acaba konservatuvar ve fakülteyi aynı anda götürebilir miyim diye düşünmüş, sonra bulunduğum şehirde türk müziği konservatuvarı olmadığını duyunca yıkılmış insandım ben* fakültemizin hemen yanında batı müziği konservatuvarı vardı arada dinlemeye giderdim arada. her sabah okula giderken acaba konservatuvar okusaydım her şey daha mı farklı olurdu diye düşündüğüm zamanlar... şimdi ise son sınıfım, gidiciyim. öğle arasında konservatuvar dersliklerine girmek için zar zor izin alıp en arkada dinlediğimiz günler geldi aklıma. hey gidi günler.

bundan sonra ukuleleye başlamayı düşünüyorum. tabi müsait bir zamanda.
diyeceksiniz bu nasıl entry diyeceğim içimi dökmem gerekiyordu. yazmak rahatlattı valla.
tanım:13 yılımı harcadığım aktivite

istifa etmek

an itibari ile aldığım karardır.
acil pratisyeni olarak neredeyse dokuz aydır çalışmaktayım. üç ay sonra iznimi de kullanıp istifa edeceğim.

peki "ben burada en az iki sene çalışırım" diyen bir insan neden istifa eder?

1) acilde çalışmak çok ama çok stresli bir iş. her yere yetişme çabanız asla bitmiyor. uyurken bile bitmiyor. az biraz yoğun dönemlere girince ben uyurken bile hasta bakıyorum. yorularak uyanıyorum. bedensel yorgunluğunuz postnöbetlerde uyuyarak geçse de mental yorgunluğunuz geçmiyor. belki de psikiyatri hastası olan saçma insanlarla yaptığınız tartışmaları sinirlenerek defalarca tekrar yaşıyorsunuz.

2) özellikle bu covid döneminde arttı şimdi bahsedeceğim durum. ben günde neredeyse 100 hasta bakarken bir sevk için 5,5 saat telefonla konuştum. 5,5 saat sonunda sevinçle meslektaşımı aradım. çünkü o bir önceki gün 11 saat uğraşmıştı. nasıl bir memlekettir burası, her yer mi böyle bilmiyorum ama ben ilk defa tırnak uçlarıma kadar yorgun olduğumu hissettim.

3) bu uzmanlar hayrına mı tutuyorlar icabı bilmiyorum. aradığım zaman "ya bunun için mi aradın?" denmesinden bıktım. açtığım konsları "ya puanım düşecek ben evdeyim. iptal et onu" denmesinden bıktım. en uzak iki ucu arasında gidişin en fazla 5 dk sürdüğü ilçede hastanın tetkiklerini, fotoğraflarını wp tan atmaktan bıktım. "bu hasta benlik değil" denerek aynı kişileri 3. 5: defa aramaktan bıktım. birbirlerine top atmalarından bıktım. günde on hasta bakıp şaka yaptığını sanarak ben 60. hastama bakarken abartmayın denmesinden bıktım.

4) sırf sadece iş yerinde değil dışarda da bi kaç kez denk gelip görüştük diye rapor talep edilmesinden bıktım. hayır demekten, doğru olanı yaptım diye insanlarla kötü olmaktan bıktım.

5) mesai saatlerinde bile kendi alanlarına giren hastaları randevusuz bakmıyorum diyerek acile yönlendirmelerinden bıktım. eve geç kalacağım bu hastanın kanları çıkmaz, siz bakın diye hasta gönderilmesinden bıktım.

6) artık yıllanıp hastaneyi kendi malı gören personele laf anlatmaktan bıktım. hemşireye neden ekg istediğimi açıklamaktan, röntgen teknisyenine extremite için de anjiyo bt çekilebileceğini anlatmaktan, taşıma personelini sağda solda aramaktan bıktım.

pratisyenlik bu işin şamar oğlanlığı tamamen. acil yol geçen hanı zaten. zamanımı doldurup aylardır hak ettiğim 20 gün iznimi de kullanıp "2 sene çalışmayı planladığım ilk iş yerimden" zor bela ilk senemi tamamlayıp defolup gideceğim. allah kalanların yardımcısı olsun. henüz mezun olmayan kardeşlerime gelince, evet tecrübe güzel bi şey ama altı ay yeter de artar bile. mümkünse tus çalışın arkadaşlar. mümkün değilse de çalışın. olmuyorsa da umarım sizler daha güzel yerlere atanırsınız.

edit 7: acildeki hasta için mavi kod vermeye çalışan, entübasyon için teknisyeni çağıran anestezi uzmanı.

8: eve erken gideceğim diye 4,5 hmg li çocuğu polden acile gönderen, 7 günlük bebeği topuk kanı 14 diye acile gönderen pediyatri uzmanı.

9: kardiyolojinin başladığı spironalakton nedeniyle hiperkalemiye giren hastayı danıştığımda "kardiyoloji yaptığını temizlesin" diyen ayı dahiliyeci.

üç ayda ne kadar uzayacak bakalım liste.

10) 2 cm shift yapmis 5 cmlik epidural kanamaya "ben acil cerrahi dusunmuyorum" diyen beyin cerrahi.

11) hastanede dahiliye ve gogus hastaliklari uzmanlari varken pandemi polune acil pratisyenlerinin bakmasi. yatan hastaya order verme yetkimiz olsa servisi de bize verirler eminim.

12) aniden titremeye baslayan pandemi hastasinin yanina girmeye korkan hemsirelerin mavi koda basmasi. mesai saatlerinelde olmamiza ragmen hastanemizde mavi koda acil ekibinin cikmasi.

doktor kadınsın sana koca mı yok

tabii ki yok

bir kere doktor kadını doktor olmayan başka bir erkek ne yapsın (çocukluk ve liseden koca yaptıysa başka)
doktor erkeklere de yüz vermezseniz birilerini gözünüze kestirmezseniz

aha öyle kalırsınız
(bkz: sap)

kitap

arapça bir sözcük olmakla birlikte aslı ketebe den gelir.türkçesi ise bitigdir
ketebe=yazmak, kitab=yazılı olan

tartışma programına çıkılacak yazar dörtlüsü

şâyet konu tartışma ise, sözlük târihinde adı ciddi tartışmalarla anılan yazarların seçilmesi gereken dörtlüdür. dolayısıyla sözlüğün eski efsâneleri bu dörtlüde yer almalıdır. vereceğim isimlerin nick altlarına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız -ki nick altında tartışma esnâsında yazılan çoğu entry sonraları silinmiştir, bunlar yalnızca bugüne kalanlardır. sözlüğün açıldığı günlerden bugüne hâlen aktif yazan en eski birkaç yazarından biri olarak ikinci nesillerin büyük kısmı ve üçüncü nesiller vay anam vay neler dönmüş serhat ya derken, ben bu tartışmalara anbean tanık olmuş, kısmî olarak iştirâk etmiştim.

evet isimleri sayalım. nick altlarından further reading yapabilirsiniz.

1. inekmatur

özet: sözlükte zamânında islâm, evrim, ateizm, politika konularında ciddi tartışmalar çıkmasına neden olmuştu. sol görüşleriyle bilinirdi. evrim, islâm ve güncel siyâset hakkında sözlükte tartışma yaratan pek çok entrynin sâhibidir. sözlük târihinin en çok eksilenen entryleri arasında birden fazla entrysi vardır.

skiller:

bilgi yükü:
★★★★★★☆☆☆☆
tartışma yaratma potansiyeli:
★★★★★★★★★★
ofans:
★★★★★★★★★★
defans:
★★★★☆☆☆☆☆☆
nihâyetinde tartışmaların altından alnının akıyla kalkma yeteneği (kısaca, taşşak):
★★★★★☆☆☆☆☆

tartışma yaratan entrylerinden örnekler:
(bkz:#13114)
(bkz:#14198)
(bkz:#22060)
(bkz:#23206)

âkîbeti: sözlükte onlarca tartışma, yazılı kavgaya varabilen atışma yarattı. bir gün ansızın sözlükten gitti, bir daha da sözlüğe uğramadı.

2. aynali tahir

özet: islâm husûsundaki literatürü sağlam bir yazardı. sözlükte islâmla alâkalı terminolojik ve târihsel konular çerçevesinde açılmış başlıkların büyük kısmında kendisi vardır. islâm'da ensestten pedofiliye, mûcîzelerden dönemin yaşam tarzlarına pek çok târihsel mâlûmât paylaşmıştır. üslûbca fazla saldırgan değil; ancak pek çokları için rahatsız edicidir. yazdıkları, sözlüğü birbirine katmıştır. o da sözlükte eskidir. nâdiren de olsa geliyor ancak artık yazmıyor.

skiller:

bilgi yükü:
★★★★★★★★☆☆
tartışma yaratma potansiyeli:
★★★★★★★★★★
ofans:
★★★★★☆☆☆☆☆
defans:
★★★★★★☆☆☆☆
taşşak:
★★★★★★★★☆☆

tartışma yaratan entrylerinden örnekler:
(bkz:#41517)
(bkz:#44463)

âkîbeti: hâlen yazar; ancak yazmıyor. nâdiren 6 ayda bir sözlüğe gelip gidiyor.

3. zerdusck

özet: inekmatur'un zıt kutbunda yer alan sivri dilli, dobra bir yazardı. politik mevzûlarda tartışma yaratan birçok entrynin sâhibiydi. sağ görüşlü, seksist ve ırkçı olduğu söyleniyordu.

skiller:

bilgi yükü:
★★★★★☆☆☆☆☆
tartışma yaratma potansiyeli:
★★★★★★★★★★
ofans:
★★★★★★★★☆☆
defans:
★★★★☆☆☆☆☆☆
taşşak:
★★★★☆☆☆☆☆☆

tartışma yaratan entrylerinden örnekler:
silindiği için bulunamadı. konuya ilişkin son yazısı: (bkz:#33486)

âkıbeti: adı sürekli kavgalarla anılan şahıs, son olarak entrylerde kendisi hakkında yazılan küfüre gösterdiği reaksiyon akabinde sözlükten banlandı. tüm entryleri silindi. son olarak eylül 2019'da sözlüğe @zerdusckkk adıyla yeniden geldi ancak kalıcı olmadı.

4. israel real terrorist

özet: özellikle sözlükte bir dönem hâkim olmuş birinci nesil islâmcı tayfanın göze batan, yıldız isimlerindendi. ateizm karşısında önde gelen bir tevhîd savunucusu, bir islâm neferiydi. doğrudan tartışma başlatma potansiyeli düşük olsa da, inandığı değerleri savunmaktan vazgeçmemiştir. îdâm savunusuyla sözlükte çıkış yapmıştır. bu dörtlünün muhtemelen en az dikkat çeken ismiydi; ancak gözümde underrated'dir o nedenle listemde yer verdim. çıktığı bu onurlu sanal cihâd yolunda bir gece ansızın kayıplara karıştı.

skiller:

bilgi yükü:
★★★★☆☆☆☆☆☆
tartışma yaratma potansiyeli:
★★☆☆☆☆☆☆☆☆
ofans:
★★★★★★☆☆☆☆
defans:
★★★★★★★★☆☆
taşşak:
★★★☆☆☆☆☆☆☆

tartışma yaratan entrylerinden örnekler:
(bkz:#27537)

âkîbeti: kayıp. âkîbeti bilinmiyor.

son not: ismi zikredilebilecek daha pek çok yazar var ancak zihinde ilk canlananlar böyle.

asistan hekim

tanım olarak bir nevi yardımcı doktor, destek elemanı, uzman adayı, hem çalışan hem eğitilen(eğitilmesi gereken) bir doktor ama gerçekte ise sürekli hakkının yenildiği aman zaten 4 5 sene idare edelim uzman olunca rahata ereriz görüşünün hakim olduğu bir doktor grubu.

asistanlık süresi boyunca hiç sıkıntı yaşamamış, performans nöbet ücretlerinin peşine bir kere bile düşmemiş hiç bir doktor yoktur diye tahmin ediyorum. buna rağmen hakkımızı aramakta çalıştığımızın emeğimizin karşılığı istemekte çok aciz kalıyoruz. son olarak bu covid döneminde bütün doktorlara yapılacak diye vaadedilen ek ödemeyi de tabiki asistanlar almadı alamadı ve tam bu noktada artık yeter diyip sesimizi duyurmamızın vakti geldi geçiyor.

tüm sözlük ahalisinden rica ediyorum; aramızda asistan, uzman, asistan adayı bir çok doktor arkadaşımızın olduğunu biliyorum bu mücadelemizde bize destek vermenizi rica ediyorum ve bu desteğin aynı zamanda kendiniz için de olduğunu bilmenizi isterim.

gündem oluşturmak ve twitter üzerinden sesimizi duyurmak amacıyla bi kaç yerde toplanıyoruz sizin için uygun olan hangi sosyal medya platformuysa gelmenizi bekliyoruz. linkleri aşağı bırakıyorum

bizler bugünün , geçmişin ve geleceğin asistan ve yandal asistanlarıyız.
özlük haklarımız,asistan hekimlerin sorunları ve covid pandemi sürecindeki mağduriyetler için artık biraraya gelelim.sen varsan daha güçlüyüz.
haydi sen de gel,birlik olalım.


telegram: https://t.me/joinchat/LqhZIhxWmDJRug0ljS9Fmw
twitter: https://twitter.com/AsistanTurkiye
facebook grubu: https://www.facebook.com/groups/236403674281790/about/
instagram: https://instagram.com/trasistandrplatformu?igshid=ziy6xlcli038

covid-19

hazırlamış olduğumuz "covid-19 ve iş sağlığı" adlı animasyonu izlemek için

dünyevi zevkler bahçesi

hieronymus bosch tarafından yapılan ve sanat tarihi açısından önemli olan resim.
soldan sağa doğru okunması gerekiyor ve sırayla cennet - dünya - cehennem olarak resmedilmiş. panelin kapakları kapatıldığında kare halini alıyor.



kısaca birkaç kelam edecek olursam:
resme baktığımızda muhtemelen bozulan bir cennet görüyoruz hayvanların birinin ölmesinden anlaşılabilir bu durum. orta panelde yoğun bir cinsellik ve çıplaklıktan utanmazlık hali varken cehennemde bu utanmazlık yerini utanmaya bırakıyor.
resimde birçok ayrıntı var uzun uzun incelenebilecek bir resim.

cehennemde dikkat ederseniz çıplak bir adam üstünde notalar var. bu notalar daha sonrasında müziğe dönüştürülmüş ve bir nevi cehennem notaları çıkmış:


üzerine biraz çalışılmış hali şöyle:


o notaları belki sadece nota koymak için mi koydu kimse bilemez ancak gene de bir ayrıntının üzerinde bunca çalışması epey keyifli olmuş.

ayrıca bosch ve resim hakkında da umberto arte güzelce yorumlar yapmış, bilgiler vermiş: https://twitter.com/UmbertoArte/status/1070921979702714369?s=20

edit: üçüncü youtube linkini kaldırdım

total war: attila

twr2 nin bir dlc si sayılabilecek oyun.incelemelerim sonucu aynı oyunun bi tık geliştirilmiş ve farklı dönemde olması(ve tabiki hunlar olması) sebebiyle aldım.direk açtım hunlara girdim.göçebe kabile olarak başlıyorsunuz.yani bir şehriniz kaleniz yok asker=millet bildiğin şavaş kaybedersen oba kaybediyorsun ve gidip şehirde alamadığın için ilk hata=son hata.oyunda değişken(bu nasıl değişkense hep kötüye gidiyor) iklim olduğu için oyunun başında agam sana sıgınam bana vurma agam tadında geçiyor.sonra bi anda ara video giriyor tüyler diken "attilla kan ve yeis içinde doğdu" bi an diyosununuz evet işte şimdi başlıyor.ama işte başlamadı attila daha bebek biraz daha şamar oğlana devam.ordan oraya derken obayı aarttırıyor para biriktiriyor komutanlarınızı yetiştiriyorsunuz ve attila başa geçiyor.çekiyorsunuz kılıcı yer misin yemez misin sibiryadan romaya doğru temizlemeye başlıyorsunuz.yakarak yıkarak ilerlerken yukardan akın akın uzun mızraklarıyla vikingler inmeye başlıyor. 1 değil 2 değil kesiyosun kesiyosun yenisini gönderiyorlar aralarında da ittifak yapmışlar bitmiyor.sen bu durumdayken bide çaat sadakat sarsılması çaat bi iç savaş hun ayrılıkçıları 2 obanızı alıp gidiyor..tam orda anladım işte neden islam öncesi türk devletleri kısa ömürlü diye. bi yerleşik şehir olmayınca adam obayı alıp gidiyor arkadaşlar sizi kurtların arasında bırakıp gidiyor amcanın oğluda olsa.oyun hun temalıda olsa hunlarla oynamak (bence) zor.ne tuhaftır hun dışında başka millet seçince hunlar oluyor tanrının kırbacı yenmek imkansız musallat oluyorlar.sizi öldürmüyor büyük savaşa girmiyorlar şehrinizi tenha yakalayıp yakıp gidiyorlar.total war sadece bi sıra tabanlı strateji olarak düşünmemek lazım aktif savaşa girebiliyorsunuz ve bu savaşlar 2 saate yakın sürebiliyor.o kritik zaferler ahh o kritik zaferler 800 atlıyla 3000 bizansı dağıtığınızda öyle bir haz ve tatlı bir yorgunluk çöküyor ki çadırınıza gidip şarap ve kadın istemek istiyorsunuz ama işte sene 2020 eskisi gibi değil o işler.ahh total war üzümlü kekim. denemediyseniz shogun 2 yide öneririm ama bi uyarı silah bulunmuş mertlik bozulmuş

motifçi mülayim

entarilerini bir şeye benzetemediğim yazar. ne bilgi verir ne güldürür. zihninin içindeki hezeyanları öylece döker. sanırım biraz takıntılı. kafasını bir şeye taktı mı gelir sözlüğe; çalakalem, düzensiz karalar. arap alfabesine takmıştı geçen. bugünlerde de bireysel silahlanma gündeminde. bakalım daha neler zırvalayacak.

Toplam entry sayısı: 971

mecburi hizmete gidecek hekimlere tavsiyeler

şu tavsiyelerdir:
1)acilleri yazmanın avantajları şunlar i)yoğun olacağınızdan başka yere görevlendirilme şansınız düşüktür, sıkıcı bürokratik işlerle uğraşmazsınız ii)klinikten soğumayıp vaka görmüş olursunuz, hekimliğinizi geliştirirsiniz iii)nöbet aralarındaki boşlukları tus çalışmakta kullanabilirsiniz.
2)tsm'ler genelde hafta sonları olan 9-5 memur gibi işe gidilen yerler olarak bilinir. buna rağmen duyduklarıma göre bir tsm'nin her zaman rahat bir çalışma yeri olması garanti değildir. özellikle il merkezindeki tsm'lerde yedek gibi kullanılıp kendinizi vilayetin en ücra köşesindeki sonuçta yine acillerde nöbet tutarken bulabilirsiniz. bir de 112 ve erkeklerin yazabildiği askeri birlikler var. ama bunlar hakkında bilgim yok.
3)tus'u bir sene içinde halletmeyi düşünüyorsanız, sırf finansal nedenden sözleşmeli hekim kadrosuna geçmeyin. bırakın 657'li olarak kalın. çünkü olur da artan nöbet yükü ile ders çalışamadığınız için istifa etmeniz gerekirse sözleşmeli'de süreç daha çetrefilli işliyor diye biliyorum. 657'de ise kolaydır, bir dilekçeye bakar.
çalışırken;
4)hastaları zihinde triaj edip kategorize edebilirsiniz. mesela kendi kafamda ben şöyle yapardım: (i) burun akıntısı, hapşırık gibi şikayetlerle gelen gerçek yeşiller (%60-70), (ii)karın ağrısı, baş ağrısı, uyuşma hissi gibi ciddiyetini araştırmadan kestiremediğimiz yeşiller (%10-20) ve (iii) adliler ve göğüs ağrısı gibi sarılar (%10-15) ve (iv)trafik kazası/cpr/kırmızılar (%1-5). bunlara değişik yaklaşımları kıdemlilerinizden öğrenin. sormaktan çekinmeyin, absürd de olsa sürekli sorun. bir kağıda hızlı order formülleri yazın.
5)acilde çalışıyorsanız 112 ile iyi pazarlık edin. orada da bizim arkadaşlarımız çalışıyor ve ildeki tüm aciller sevk için arıyor. 112'deki arkadaşlarımız da il merkezindeki acil ve diğer uzmanlarla durumu görüşüyorlar. ondan sevk edilmesi gerektiğini düşündüğünüz bir hastayı iyi anlatın ki onlar da iyi aktarsın ve sevk kabul edilsin. sevk bazen önemlidir ve hayat kurtarır. nörolojik semptomlara, svo şüphelerine dikkat. ilçelerde genelde anjiyo olanakları olmaz, bundan troponin ve ekg sonuçları akut mi lehine olanlar sevk edilir. dolayısıyla bunları atlamamak gerekir.
6)adli raporları iyi tutun. illa bir kalıp halinde yazmak gerekmiyor. ama tarih ve zaman ile olayın geçtiği yeri kısaca bahsederek iyi aktarın. ama hep "böyle böyle dedi" şeklinde anlatın. direkt siz görmüşsünüz gibi değil. olanları sade ama resmi bir dille anlatın. siz kanun adamı veya polis değilsiniz. sherlock holmes da değilsiniz. yanlı bir dilden kaçının. muayene ettiğiniz kişiler sizi yönlendirmeye çalışabilir. muayene bulguları ile ilgili siz sadece gördüğünüzü yazacaksınız. sonuna da basit tıbbi müdahale ile giderilip giderilemeyeceğini ve hayati tehlikesi olup olmadığını eklemek gerekiyor. ayrıca kimseye "cezaevinde kalabilir" gibi bir rapor düzenlemeyin. uzmana gösterilecek deyin.
7)inatçı ve şiddet eğilimli insanlara kızıp bağırmayın. genel anlamda bunlara karşı sakince sürekli kanunlardan ve sağlık bakanlığının prosedürleri gereği davrandığınızdan bahsedin. kimisi evde bakmaktan usandığı, uzun süre stabil durumda ve yatalak olan hastasını (ne yazık ki annesi, babası oluyor bunlar) direkt karşınıza getirerek bunu "sevk et veya yatır" diye gelecektir. genelde bir endikasyon bulunmaz zaten. bunun mümkün olmadığını gerekirse sizi destekleyen güvenlik görevlisi veya diğer doktor arkadaşınız vb. gibi birkaç şahidiniz ile sakince anlatın.
8)poliklinikte halledilecek sorunları olanları poliklinik önererek taburcu edin. acil şartlarında yardımcı olamayacağınızı anlatın.
9)hep kibar olun. bence bi abi tavsiyesi giyinişinize özen gösterin. bence erkek iseniz tıraş olup gün içinde gömlek-kravat giyin-akşam scrubsa geçin. kızlar saçlarınızı toplayın. herkes önlüğünün önünü iliklesin. pantolon ütülü, ayakkabılar gündüz boyalı olmalı, gece ise nöbet terliği giyilebilir tabii.
10)kendinizi acile fazla kaptırmayın. sonuçta orası yıpratıcı bir yerdir. yıllar acilde çalışmakla geçmez. uzmanlık düşünüyorsanız tus çalışmayı ihmal etmeyin. tus düşünmüyorsanız boşalan kadrolardan pratisyen aile hekimliğine geçmeye çalışın (bu da iyi bir seçenek).
11)arkadaşlarınızla iyi geçinin. doktor doktorun kara gün dostudur. haydi bakalım.

yazarların ilginç bulduğu diller

dilbilime meraklı bir tıbbiyeli olarak şöyle bir liste yapabilirim:
günümüz dilleri arasında:
*(bkz:baskça): izole bir dil olup herhangi bir sınıflamaya uymadığı için ilginç buluyorum.
*(bkz: afrikaans) güney afrika'da felemenkçe'den evrilerek oluşan bir dil. afrika'da yeni bir avrupa dili icat edilmiş resmen. felemenkçe'yle benzer ve ayrı yanları var.
*(bkz: kıpti dili): mısır hristiyanlarının 17. yüzyıla kadar anadili, şu aralar ise litürji (ayin) dili. arapça ve ibranice gibi sami dillerinden. ama onu ilginç yapan özellik direkt olarak eski mısır dili'nden gelmiş olması.
*(bkz: halaçça): iran'da halaç türkleri tarafından konuşulan bu türkî dil, göktürkçe'ye yakın arkaik özellikleri ile dikkatimi çekmişti. ne yazık ki günümüzde konuşan sayısı oldukça az. yazılı bir edebiyatı da bildiğim kadarıyla yok.
*(bkz: macarca): avrupa'nın ortasında bir ural dili. kelimelerin bir kısmı da onogur türkçesi'nden geliyor (ingilizce'de macaristan demek olan hungary, zaten onoguria sözünden gelir). gramer sözdizilimi bizim dilimize çok benziyor. tonlamalar da.

tarih boyunca ilginç bulduğum diller ve onlar hakkındaki düşüncelerim de şöyle:
*(bkz:etrüskçe): bu dilin gizemi halen çözülebilmiş değil. dünyada etrüskçe ve akrabalarının oluşturduğu tiren dilleri (tyrrhenian) yalnızca etrüskçe'nin konuşulduğu italya ve çok ilginçtir ki yanı başımızdaki midilli adası'nda bulunmuş. kimilerine göre anadolu'dan yayılmış. kimilerine göre italya'da ortaya çıkmış. etrüskçe'nin latince ve modern avrupa dillerinin aksine hint-avrupa dillerine ait olmadığı düşünülüyor. ayrıca latince'de özlatince veya yunanca kökenli olmayan kelimelerin tamama yakını etrüskçe'den gelir. bunlar içinde people veya popülasyon gibi sözcüklerin atası olan populus (halk) kelimesi de yer alır.

*ilginç gördüğüm bir başka tarihi dil (bkz: hatti dili): hint-avrupalı hititler (neşili halkı) anadolu'da imparatorluk kurmadan önce anadolu'da hint-avrupa dili konuşmayan ve kendilerine özgü bir dilleri olan hattiler mevcuttu. hattiler uzun burunlu bir halk olarak tasvir edilmişlerdir. hititler hattileri ele geçirince yaşadıkları bölgeye hatti ülkesi demişlerdir. hattiler, hitit ordusunda savaşçı olarak bulunmuşlar ve daha sonradan hititleşmişlerdir. hatti diline ait kaynaklar hitit tabletlerinden öğrenilebilmektedir.

*(bkz: hititçe): hint-avrupa dilleri ailesinin bugün üyesi bulunmayan anadolu dalının (luwice, likçe vs. ile beraber) en önemli ve güçlü dillerinden biriydi. su kelimesi hititçede watarra yani bildiğin water. hitit devleti'nin yıkılması ile önemini kaybedip sonra yok oldu.

*(bkz: hunca): şampuan olan değil tabii.* hunların dili hunca'nın modern türkçe'nin atası olduğu biliniyor. ancak r-türkçesi mi yoksa z-türkçesi mi (yani kız sözcüğü kız mı yoksa hır olarak mı söyleniyordu, öküz mü hökör mü ... gibi) tam netleşmiş değil. elimizde hunlardan kalan yazılı bir kaynak yok. kişi isimleri de komşu devletlerin yazıtlarından öğreniliyor. attila'nın oğlu dengizik gibi.

*(bkz: fenikece): fenikeliler arap ve israilliler gibi sami kültüründen bir halk idiler. dilleri de arapça ve ibranice'nin eski bir şekli gibi ama halen ilginç. bu ilginçliği yapan bir önemli özellik de alfabeleri. fenike alfabesi günümüzde arap, latin, yunan, ibrani ve kiril alfabelerinin atasıdır. yani arap alfabesi ile latin alfabesi aslında birbirinden çok farklı iki dili yazmak için kullanılıyorsa da kökeni ortak. ondan türkiye'de alfabe reformunu halen eleştirenleri anlamak güç*. şimdi fenike alfabesinde harfler alef bet gimel dalet olarak giderdi. bu yunanca'da alfa beta delta gama olmuş. arapça'da elif be cim dal olmuş. ilk başta bu harfler ideogramdı. yani anlamı resmediyordu. örneğin a harfini temsil eden alef fenikece'de öküz demektir. fenike alfabesinden gelen latin alfabesinde büyük a harfini göz önüne getirin. büyük a harfini ters çevirin. ne görüyorsunuz? boynuzları olan bir öküz başından başka bir şey değil. tarih boyunca bunun değişmemiş olması oldukça ilginç.

*(bkz:kırım gotçası): bunla ilgili bilgileri ogier busbecq'in türk mektuplarında okumuştum. gotlar erken ortaçağ halkı olmasına ve gotça çoğu yerde 10. yüzyıldan önce tükenmiş olmasına karşın kırım gotçası 16. yüzyıla kadar varlığını sürdürebilmiş bir cermen dili.

*(bkz: prusça) veya prusyaca. bu ölü dil, alman teuton şövalyeleri (hani age of empires 2'de castle'dan çıkan yavaş yürüyen pelerinli adamlar vardı ya işte onlar*) prusya'yı kolonize etmeden önce orta çağda prusya'da (günümüz baltık bölgesi) yerel halkın konuştuğu bir dildi. günümüz letonya ve litvanya dilleri ile bağlantılı olduğu düşünülüyor.

şimdilik aklıma gelen ilginç diller bunlar.

textbook okumadan mezun olan tıpçı

eğer slayt ezberleyip, sadece çıkmış sorulara dayandıysa ve bilimsel yayınları takip edebilecek ölçüde ingilizce de bilmiyorsa ileride sıkıntı yaşayacak arkadaşımızdır.

şimdi bu entry bir işe yarasın madem.
burada yolun başında genç arkadaşlar varsa şu kitapları gerçekten okuyup okulu derece ile bitirmek üzere olan bir intern olduğumdan önerdiğim kitaplar şunlar olacak:
ozan anatomi'yi, junqueira histolojiyi, langman embryosunu, kayaalp farmakolojiyi, robbins patolojiyi, murray mikrobu, current serisinden 1-medical diagnosis and treatment, 2-pediatrics, 3-surgery, 4-gyn&obstetrics kitaplarını ayrıca oxorn foote human labor and birth doğum kitabını mutlaka okuyun.
current serisi küçük stajlara da yeterli gelecektir.(1 numara dahiliye yanında dahili küçük stajlardan 3 numara da genel cerrahi yanında cerrahi küçük stajlardan konuların hepsini içeriyor). bu seri klinik için, birinci basamak için gayet yeterli. cecil dahiliyesi falanla uğraşmaya gerek yok. current'ların fiyatı da uygun hem.

guyton fizyoloji ve lippincott biyokimya'sına hiç ısınamadım. biyokimya için harper'ı okuyabilirsiniz.

ayrıca eskiden olup da şu sıralar tıp fakültelerinde derslerde olmamasından dolayı bence bir eksikliği hissedilen patofizyoloji'yi lange'nin lange pathophysiology of disease kitabından okuyup temel bilimler ile klinik bilimler arasına sağlam bir köprü inşa edebilirsiniz. tus'a da faydası olacaktır.

tabii yine bunları oku ama konvansiyonel yöntemlerden de geri kalmayın: çıkmış soru yine bulun, slaytları da mutlaka okuyun. tus kitabından testini de çözün. hepsine zaman var. sonuçta hoca yine slaytından sorar ama siz textbook da okuduğunuzdan o sınava iyi hazırlanmış olarak gelirsiniz ve başarı yakalarsınız.

insan kalitesindeki gözle görülür azalma

türkiye'de şöyle bir geriye baktığımızda olan durumdur. ya tamam biz halkımızı seviyoruz, insanımıza değer veriyoruz. ama bu demek değildir ki yaşamımızda her şey bayağılaşsın, her işte ve kurumda cahillik geçer akçe olsun...
ne derseniz deyin, son 50 yılda doğru düzgün bir nüfus politikası oturtulamadığı gibi, artan genç nüfusu da ideal ve medeni cumhuriyet bireyleri haline dönüştürecek güçlü bir eğitim standardı belirlenemedi.
*televizyonlarda ve yeni nesil yerli sinemasında komiklik olsun diye kendini zorlayarak şiveli, argolu ve kaba konuşan kişilerin yaptığı programlar alkış alıyor gülünüyor. ben birkaç yeni komedi filmi izlemeye çalıştım, 5-6 dakika dayanamadım bile. bu bayağı esprilerin güldürdüğü kişiler varsa pes doğrusu!
türkçe'nin düzgün diksiyonu alay konusu, şamata yapılırken, kaba saba şiveler kabul edilir oldu.
*müzik: kültürümüzde yeri olmayan "arabesk müzik" adlı zehri yaşamımıza soktuklarından beri kan kaybediyoruz. ayrıca asıl eğilmemiz gereken konu olan türk halk müziği, sistematik biçimde yok ediliyor. bu ulusal bilincimizi de kaybetmemiz ile yakından ilgili
*giyim/kuşam- kıyafet: sosyal hayatta, sokakta ve işte paspal bir şekilde dolaşan insan sayısı çok fazla. saç sakal birbirine karışmış, kirli bir görünüm sergileniyor. bu nasıl kabul görüyor anlamıyorum.
*bilimsel düşünce ve tarih bilinci: her medeni ve gelişmiş ülke, kendi vatandaşlarına güçlü bir tarih bilinci, yeterli yabancı dil bilgisi, matematik ve fenne dayalı çağdaş eğitim veriyor. ya zaten burada bırak tarihi, adam kendi ülkesinin basit coğrafi bilgilerini bilmiyor. matematik, fizik konusunu hiç açmayalım bile. bu konuda uzun konuşmaya bile gerek yok.
en büyük sorun bilgilerin az öğretilmesi değil, aksine yüklü bir miktarda yanlış ve/veya eksik bilginin, dogmatik düşüncelerle bezenerek ve ezberletilerek öğretilmesi.
*pek çok alanda zaten artık liyakat örselenmiş durumda.
*kendine güvenen/kendisine saygı gösteren insan sayısındaki azalma: bir insan ancak kendine güvenirse ve kendine saygılı olursa etrafına da saygılı olabilir. tersinden söylersek kendisini sevmeyen insan, etrafındaki insanı da sevmez. türkiye'de bencil insanlar arttı. bu bencil insanların en önemli özelliği de aslında kendilerinden de nefret eden "psycho"lar olmalarıdır. kişiliği yarım kalmış insanlar gün geçtikçe artıyor. bu da eğitimdeki serbest düşüşün, cehaletin ve ulusal bilinçteki azalmanın erozyonun bir sonucu.
bu toplum ahlaken, zihnen, siyaseten çürüyor arkadaşlar, makro olarak bu sonucu çıkarabiliriz.

biz atatürk gençleriyiz


şöyle omurgadan aşağı doğru bir ürperti hissi veren marştır. dinledikçe çalışmak ve başarmak için olan motivasyonunuzu yükseltir, dayanıklılığınızı çelik gibi yapar.
hoyra rira rira hey!
hoyra rira rira hey!
rira hoyrari rira hoyrari
rira hoyra hoyra hey!
*
güneş bizimle doğar,
yağmur bizimle yağar.
bizimle coşar deniz,
ateş bizimle yanar.
*
biz atatürk gençleriyiz.
hoyra rira rira hey!
sesimiz onun sesi
hoyra rira rira hey!
*
bizimle yükselecek.
hoyra rira rira hey!
atatürk türkiyesi.
rira hoyra hoyra hey!
*
sevgimizle bilgimizle
ulusumuzun hizmetindeyiz
aklımızla coşkumuzla
atamızın izindeyiz !!!
*
fidan bizimle büyür,
çiçek bizimle açar.
bizimle sürer hayat,
ulus bizimle yaşar.

mecburi hizmete gidecek hekimlere tavsiyeler

şu tavsiyelerdir:
1)acilleri yazmanın avantajları şunlar i)yoğun olacağınızdan başka yere görevlendirilme şansınız düşüktür, sıkıcı bürokratik işlerle uğraşmazsınız ii)klinikten soğumayıp vaka görmüş olursunuz, hekimliğinizi geliştirirsiniz iii)nöbet aralarındaki boşlukları tus çalışmakta kullanabilirsiniz.
2)tsm'ler genelde hafta sonları olan 9-5 memur gibi işe gidilen yerler olarak bilinir. buna rağmen duyduklarıma göre bir tsm'nin her zaman rahat bir çalışma yeri olması garanti değildir. özellikle il merkezindeki tsm'lerde yedek gibi kullanılıp kendinizi vilayetin en ücra köşesindeki sonuçta yine acillerde nöbet tutarken bulabilirsiniz. bir de 112 ve erkeklerin yazabildiği askeri birlikler var. ama bunlar hakkında bilgim yok.
3)tus'u bir sene içinde halletmeyi düşünüyorsanız, sırf finansal nedenden sözleşmeli hekim kadrosuna geçmeyin. bırakın 657'li olarak kalın. çünkü olur da artan nöbet yükü ile ders çalışamadığınız için istifa etmeniz gerekirse sözleşmeli'de süreç daha çetrefilli işliyor diye biliyorum. 657'de ise kolaydır, bir dilekçeye bakar.
çalışırken;
4)hastaları zihinde triaj edip kategorize edebilirsiniz. mesela kendi kafamda ben şöyle yapardım: (i) burun akıntısı, hapşırık gibi şikayetlerle gelen gerçek yeşiller (%60-70), (ii)karın ağrısı, baş ağrısı, uyuşma hissi gibi ciddiyetini araştırmadan kestiremediğimiz yeşiller (%10-20) ve (iii) adliler ve göğüs ağrısı gibi sarılar (%10-15) ve (iv)trafik kazası/cpr/kırmızılar (%1-5). bunlara değişik yaklaşımları kıdemlilerinizden öğrenin. sormaktan çekinmeyin, absürd de olsa sürekli sorun. bir kağıda hızlı order formülleri yazın.
5)acilde çalışıyorsanız 112 ile iyi pazarlık edin. orada da bizim arkadaşlarımız çalışıyor ve ildeki tüm aciller sevk için arıyor. 112'deki arkadaşlarımız da il merkezindeki acil ve diğer uzmanlarla durumu görüşüyorlar. ondan sevk edilmesi gerektiğini düşündüğünüz bir hastayı iyi anlatın ki onlar da iyi aktarsın ve sevk kabul edilsin. sevk bazen önemlidir ve hayat kurtarır. nörolojik semptomlara, svo şüphelerine dikkat. ilçelerde genelde anjiyo olanakları olmaz, bundan troponin ve ekg sonuçları akut mi lehine olanlar sevk edilir. dolayısıyla bunları atlamamak gerekir.
6)adli raporları iyi tutun. illa bir kalıp halinde yazmak gerekmiyor. ama tarih ve zaman ile olayın geçtiği yeri kısaca bahsederek iyi aktarın. ama hep "böyle böyle dedi" şeklinde anlatın. direkt siz görmüşsünüz gibi değil. olanları sade ama resmi bir dille anlatın. siz kanun adamı veya polis değilsiniz. sherlock holmes da değilsiniz. yanlı bir dilden kaçının. muayene ettiğiniz kişiler sizi yönlendirmeye çalışabilir. muayene bulguları ile ilgili siz sadece gördüğünüzü yazacaksınız. sonuna da basit tıbbi müdahale ile giderilip giderilemeyeceğini ve hayati tehlikesi olup olmadığını eklemek gerekiyor. ayrıca kimseye "cezaevinde kalabilir" gibi bir rapor düzenlemeyin. uzmana gösterilecek deyin.
7)inatçı ve şiddet eğilimli insanlara kızıp bağırmayın. genel anlamda bunlara karşı sakince sürekli kanunlardan ve sağlık bakanlığının prosedürleri gereği davrandığınızdan bahsedin. kimisi evde bakmaktan usandığı, uzun süre stabil durumda ve yatalak olan hastasını (ne yazık ki annesi, babası oluyor bunlar) direkt karşınıza getirerek bunu "sevk et veya yatır" diye gelecektir. genelde bir endikasyon bulunmaz zaten. bunun mümkün olmadığını gerekirse sizi destekleyen güvenlik görevlisi veya diğer doktor arkadaşınız vb. gibi birkaç şahidiniz ile sakince anlatın.
8)poliklinikte halledilecek sorunları olanları poliklinik önererek taburcu edin. acil şartlarında yardımcı olamayacağınızı anlatın.
9)hep kibar olun. bence bi abi tavsiyesi giyinişinize özen gösterin. bence erkek iseniz tıraş olup gün içinde gömlek-kravat giyin-akşam scrubsa geçin. kızlar saçlarınızı toplayın. herkes önlüğünün önünü iliklesin. pantolon ütülü, ayakkabılar gündüz boyalı olmalı, gece ise nöbet terliği giyilebilir tabii.
10)kendinizi acile fazla kaptırmayın. sonuçta orası yıpratıcı bir yerdir. yıllar acilde çalışmakla geçmez. uzmanlık düşünüyorsanız tus çalışmayı ihmal etmeyin. tus düşünmüyorsanız boşalan kadrolardan pratisyen aile hekimliğine geçmeye çalışın (bu da iyi bir seçenek).
11)arkadaşlarınızla iyi geçinin. doktor doktorun kara gün dostudur. haydi bakalım.

doktorlara karşı başlatılan linç kültürü

fark ettiniz mi bilmiyorum ama dhy'lerden veya tıbbiye'deki sınavlardan başımızı kaldırıp dış dünyaya bakınca gözlemleyebileceğimiz korkunç durumdur.

son zamanlarda gazeteler ve tv'lerce ateşi harlanan bir linç kültürü mevcut. bakıyoruz ki tüm internet mecralarında tüm siyasi görüşlerden insanlar, doktorlara karşı içlerinde biriktirdikleri kıskançlık ve nedensiz, anlamsız hiddeti açığa vuruyorlar.

demem o ki hekimler ve tıbbiyeliler olarak birbirimize her zamankinden fazla kenetlenmemizin ve bize karşı yapılan haksız ithamlara karşı durmamızın gerekliliği her zamankinden fazla görünüyor.

biz bu duruma karşı ne yapmalı onu düşünmeliyiz. yoksa bu gidişle hastaneler teksas'a veya boks ringine dönecek.

insan kalitesindeki gözle görülür azalma

türkiye'de şöyle bir geriye baktığımızda olan durumdur. ya tamam biz halkımızı seviyoruz, insanımıza değer veriyoruz. ama bu demek değildir ki yaşamımızda her şey bayağılaşsın, her işte ve kurumda cahillik geçer akçe olsun...
ne derseniz deyin, son 50 yılda doğru düzgün bir nüfus politikası oturtulamadığı gibi, artan genç nüfusu da ideal ve medeni cumhuriyet bireyleri haline dönüştürecek güçlü bir eğitim standardı belirlenemedi.
*televizyonlarda ve yeni nesil yerli sinemasında komiklik olsun diye kendini zorlayarak şiveli, argolu ve kaba konuşan kişilerin yaptığı programlar alkış alıyor gülünüyor. ben birkaç yeni komedi filmi izlemeye çalıştım, 5-6 dakika dayanamadım bile. bu bayağı esprilerin güldürdüğü kişiler varsa pes doğrusu!
türkçe'nin düzgün diksiyonu alay konusu, şamata yapılırken, kaba saba şiveler kabul edilir oldu.
*müzik: kültürümüzde yeri olmayan "arabesk müzik" adlı zehri yaşamımıza soktuklarından beri kan kaybediyoruz. ayrıca asıl eğilmemiz gereken konu olan türk halk müziği, sistematik biçimde yok ediliyor. bu ulusal bilincimizi de kaybetmemiz ile yakından ilgili
*giyim/kuşam- kıyafet: sosyal hayatta, sokakta ve işte paspal bir şekilde dolaşan insan sayısı çok fazla. saç sakal birbirine karışmış, kirli bir görünüm sergileniyor. bu nasıl kabul görüyor anlamıyorum.
*bilimsel düşünce ve tarih bilinci: her medeni ve gelişmiş ülke, kendi vatandaşlarına güçlü bir tarih bilinci, yeterli yabancı dil bilgisi, matematik ve fenne dayalı çağdaş eğitim veriyor. ya zaten burada bırak tarihi, adam kendi ülkesinin basit coğrafi bilgilerini bilmiyor. matematik, fizik konusunu hiç açmayalım bile. bu konuda uzun konuşmaya bile gerek yok.
en büyük sorun bilgilerin az öğretilmesi değil, aksine yüklü bir miktarda yanlış ve/veya eksik bilginin, dogmatik düşüncelerle bezenerek ve ezberletilerek öğretilmesi.
*pek çok alanda zaten artık liyakat örselenmiş durumda.
*kendine güvenen/kendisine saygı gösteren insan sayısındaki azalma: bir insan ancak kendine güvenirse ve kendine saygılı olursa etrafına da saygılı olabilir. tersinden söylersek kendisini sevmeyen insan, etrafındaki insanı da sevmez. türkiye'de bencil insanlar arttı. bu bencil insanların en önemli özelliği de aslında kendilerinden de nefret eden "psycho"lar olmalarıdır. kişiliği yarım kalmış insanlar gün geçtikçe artıyor. bu da eğitimdeki serbest düşüşün, cehaletin ve ulusal bilinçteki azalmanın erozyonun bir sonucu.
bu toplum ahlaken, zihnen, siyaseten çürüyor arkadaşlar, makro olarak bu sonucu çıkarabiliriz.

textbook okumadan mezun olan tıpçı

eğer slayt ezberleyip, sadece çıkmış sorulara dayandıysa ve bilimsel yayınları takip edebilecek ölçüde ingilizce de bilmiyorsa ileride sıkıntı yaşayacak arkadaşımızdır.

şimdi bu entry bir işe yarasın madem.
burada yolun başında genç arkadaşlar varsa şu kitapları gerçekten okuyup okulu derece ile bitirmek üzere olan bir intern olduğumdan önerdiğim kitaplar şunlar olacak:
ozan anatomi'yi, junqueira histolojiyi, langman embryosunu, kayaalp farmakolojiyi, robbins patolojiyi, murray mikrobu, current serisinden 1-medical diagnosis and treatment, 2-pediatrics, 3-surgery, 4-gyn&obstetrics kitaplarını ayrıca oxorn foote human labor and birth doğum kitabını mutlaka okuyun.
current serisi küçük stajlara da yeterli gelecektir.(1 numara dahiliye yanında dahili küçük stajlardan 3 numara da genel cerrahi yanında cerrahi küçük stajlardan konuların hepsini içeriyor). bu seri klinik için, birinci basamak için gayet yeterli. cecil dahiliyesi falanla uğraşmaya gerek yok. current'ların fiyatı da uygun hem.

guyton fizyoloji ve lippincott biyokimya'sına hiç ısınamadım. biyokimya için harper'ı okuyabilirsiniz.

ayrıca eskiden olup da şu sıralar tıp fakültelerinde derslerde olmamasından dolayı bence bir eksikliği hissedilen patofizyoloji'yi lange'nin lange pathophysiology of disease kitabından okuyup temel bilimler ile klinik bilimler arasına sağlam bir köprü inşa edebilirsiniz. tus'a da faydası olacaktır.

tabii yine bunları oku ama konvansiyonel yöntemlerden de geri kalmayın: çıkmış soru yine bulun, slaytları da mutlaka okuyun. tus kitabından testini de çözün. hepsine zaman var. sonuçta hoca yine slaytından sorar ama siz textbook da okuduğunuzdan o sınava iyi hazırlanmış olarak gelirsiniz ve başarı yakalarsınız.

biz atatürk gençleriyiz


şöyle omurgadan aşağı doğru bir ürperti hissi veren marştır. dinledikçe çalışmak ve başarmak için olan motivasyonunuzu yükseltir, dayanıklılığınızı çelik gibi yapar.
hoyra rira rira hey!
hoyra rira rira hey!
rira hoyrari rira hoyrari
rira hoyra hoyra hey!
*
güneş bizimle doğar,
yağmur bizimle yağar.
bizimle coşar deniz,
ateş bizimle yanar.
*
biz atatürk gençleriyiz.
hoyra rira rira hey!
sesimiz onun sesi
hoyra rira rira hey!
*
bizimle yükselecek.
hoyra rira rira hey!
atatürk türkiyesi.
rira hoyra hoyra hey!
*
sevgimizle bilgimizle
ulusumuzun hizmetindeyiz
aklımızla coşkumuzla
atamızın izindeyiz !!!
*
fidan bizimle büyür,
çiçek bizimle açar.
bizimle sürer hayat,
ulus bizimle yaşar.

doktorun görünümüne özen göstermemesi

maalesef son zamanlarda ülkemizde gittikçe artan bir durumdur.

hekim olmanın gerektirdiği kılık kıyafete düzen verme, düzgün konuşabilme gibi birtakım esaslardan da yoksun bir güruh geliyor ve ben bu mesleğin saygınlığını bu noktada tehlikeye atacağını düşünüyorum. kimse kusura bakmasın ama doktorun sakalı olmamalı. doktor tıraş olmalı.

erkek yaz kış fark etmeksizin mutlaka kravat takmalı. kadının makyajı, giyimi düzgün, saçları toplu olmalı. bunlar oldukça karşındaki hasta senin kendine değer verdiğini anlar ve sana saygı gösterir.

rakı

anasonlu türk ulusal içkisidir. peynir, kavun ve yaz akşamı ile iyi gider.
ayrıca tarihsel yönüne bakarsak pek çok türk padişahın bazen fazla da kaçırarak tükettiği bir içkidir.

rakı içmenin bir adabı vardır. rakıyı fazla kaçırıp ortalığı dağıtma, parti yapma, sarhoş olup rezil rüsva olmak doğru değildir. seviyeli bir sohbet ortamı mezeler ve sakin bir kafa gerektirir. rakı içerken siyaset ve ciddi meseleler konuşulmamalı, dostluklar pekiştirilmelidir.

düzgün kızlar neden piç erkek sever

"piç" erkek kadına heyecan verir, kadınlar cepte gördükleri erkeklerden nefret ederler...
dolayısıyla tipsiz bir piçin yaşama ve üreme şansı, yakışıklı bir aile erkeğinden fazladır (bkz:swh)

necip fazıl kısakürek

dürüst olmak gerekirse daha önce hiçbir şiirini okumadığımdan şairliğinin niteliği hakkında fikrim olmayan şairdir.

şiirlerini okumayı da düşünmüyorum.

internette dolaşan sözler ve bilgiler doğruysa kendisi, yaşam görüşü, vizyonu (-suzluğu demeliyim) bana ve bu devletin kuruluş felsefesine tamamen zıt olan, aykırı olan ve bağnazca söylemlerin sahibi olan kişidir.

multikültüralizm'in çöktüğü gerçeği

coronavirus'un bana anlattığı gerçektir. etraflar farklı uluslardan ve ırklardan insanlar sınırlar olmaksızın beraber yaşasın diyen sjw'lerle kaynıyordu. corona herkese iyi bir ders oldu. herkes kendi sınırlarında ve kendi ülkesinde iyi ve mutlu.
herkes italya ve iran'ı corona niye bu denli vurdu diye merak ediyor, cevap fevkalade basit: salgından evvel italya'da prada ve gucci gibi markalar için fabrikalarda çalışan ülkeye girip çıkan 300 bin çinli vardı. iran'da covid'in ilk patlak verdiği kum şehrinde iran-çin yakınlaşması kapsamında yüzlerce çinli öğrenci kalıyordu. virüsün bu suşunun 0 noktası wuhan, tabii ki başka yerde durup dururken peydah olamayacağına göre de çinliden bulaşacak. o ülkeler bu şanssızlıkları ile enfekte oldular. (bizim şimdiki sınavımız umreden gelenler, biliyorsunuz ki kabe'de her türlü insan toplandığından böyle bir yer için hastalıkların yayılması açısından daha elverişli bir ortam yok)
ülkenizi başka ülkelerin insanları ile paylaşmak gibi bir düşünce asıl hastalıklı olan bir düşüncedir. başka kültürlerden gelenler misafir olmaktan öteye gidemezler. ancak akraba topluluklar veya benzer kültürden gelenler hoş kabul edilmeli.
herkes atalarının bir şekilde savaşarak kurduğu ülkelerde yaşıyorken başka köklerden gelen biri ile ülkemi paylaşmak beni rahatsız eder, etmelidir.
yarın öbür gün istanbul sokaklarında sen tarhana çorbanı yudumlarken karşında dışarıdan göçle aldığın, örneğin çinli bir adam "e ama ben de yarasa çorbamı yudumlayacağım" derse, arap da "e ama ben de pilavımı yerde ellerimle yiyeceğim" derse karşı çıkamazsın. o zaman korona da yayılır, başka haltlar da.

içerik kuralları - iletişim