peroneuslongus

Durum: 641 - 89 - 29 - 2 - 17.06.2019 11:35

Puan: 7458 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Kadın Doğum araş. gör. dr., 25/m/Ankara, sonuna kadar Kemalizm! +İki söz hayatımızda bize yeterlidir. "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir." ve "Ne Mutlu Türk'üm Diyene!" +Yazıyorum, çünkü anlatmak istiyorum.
  • /
  • 65

intihar etmek

fakültede sınavlara çalışırken de kullandığımız psikiyatrinin meşhur dsm-v kılavuzuna göre major depresif bozukluk, bipolar i ve ii, şizofreni ve şizoaffektif bozukluk gibi pek çok psikiyatrik hastalıkta riski artan olgudur. ayrıca bu kılavuzda intihara eğilimli davranış bozukluğu (suicidal behaviour disorder) altında kategorize edilmiş yeni bir model de vardır. sonuç olarak intihar etmek ve intihar düşüncesi yukarıdaki patolojik durumlardan birine işaret ediyor olabilir.

16 haziran 2019 imamoğlu-yıldırım canlı yayını

bana ekrem imamoğlu'nun projeleriyle, düşünceleriyle rakibinin fersah fersah önünde olduğu izlenimini vermiş bir program olmuştur.
binali yıldırım'ın, imamoğlu'nun sözünü sık aralıklarla kesmesi hoş olmadı.
moderasyon bakımından eksik bir yayın oldu. konuşulması gereken çok mevzu vardı. bazı hayati konulardan yeterince bahsedilecek süre veya bu konuları açacak cevapların verilebileceği uygun sorular yoktu. bazı ufak tartışmalar ise gereksizce çok vakit aldı.
düşüncem o ki istanbul halkı, 31 mart akşamı zaten vermiş olduğu kararını tekrar sandığa yansıtacaktır, yansıtmalıdır.

macarlar türk mü sorunsalı

cevabı üç adımlı, basit olan sorunsal
kısa cevap: değil ama birkaç husus var.
uzun ve ayrıntılı cevap:
1-macarlar "turkish" (türk ulusu diye bahsettiğimiz) zaten değil. bunda kimsenin şüphesi yok.
2-macarlar "turkic" (türki dil konuşan halklardan-uluslardan) linguistik/sosyo-etnik kökeninden mi?- tam olarak değil ama belki kısmen. tarihte eski türkçe konuşan hunlar, avarlar, peçenekler ve kumanlardan oldukça etkilenmişler/genetik olarak karışma da illa ki olmuştur. bunu dillerinde görebiliriz: aslan-oroszlán; elma-alma; arpa-árpa ; yemiş -gyümölcs ; küçük -kis (kiş) ; yüzük -gyűrű * ve daha pek çok sözcük ki bunlar macar dilinin yakl. %10'unu teşkil eder. ayrıca ilginç bir enstantenedir: kanuni'nin macar seferlerinde birkaç kere eline geçen kutsal macar tacı aslında kanuni'den ve osmanlı'dan da yüzlerce yıl öncesine dayanıyordu. doğu roma imp. mihail dukas tarafından macar kralı géza'ya hediye edilmiş bu ilginç tacın üzerinde orta yunanca ile "geovitzas pistos kralis tourkias" -(geza türkiye'nin (macaristan) sadık kralı) yazıyordu. ayrıca yine başka doğu roma imparatoru constantinus porphyrogennites, de administrando imperio adlı eserinde macarlardan hep "türk", macaristan'da "tourkia" olarak bahsediyordu. bunları macarların türk olduğunu falan kanıtlamak üzere yazmadım. öyle olduğunu iddia etmiyorum da. sadece bunlar tarihin ilginç kayıtlarından olduğunu düşünüyorum. bu daha ziyade peçenek-kumanların macarlarla olan ilişkilerine veya onlarla karışmış olmasına bir kanıttır.
3-peki macarlar kim? macarlar, ugor kavimlerinin oluşturduğu bir çekirdeğin türkik boylarla harmanlanması sonucu oluşmuş bir halk. belirtmek gerekir ki, genetikleri türkiye'de yaşayanlara göre tabii farklı.

kültür erozyonu

bir ulusun kültürünün insanların cahilleşmesi ve kendi değerlerini iyi tanıyıp sahip çıkamaması sonucu aşınması, gittikçe yok olması sürecidir.
bizim olan, halk müziklerini, özgün halk enstrümanlarını, yemeklerimizi, danslarımızı, kıyafetlerimizi savunup koruyamayınca bize fazlasıyla olmuştur. bakmışsın elin yunanı senden gördüğü şeyleri almış sana satıyor. adını bile değiştirmeye gerek duymuyor. sen de izliyorsun. neymiş yunan ayakkabısına çaruhi, silah kemerine silahlek denirmiş, külahıma anlat yorgo. "çarık" lafını, "silahlık" lafını almış pazarlıyor. öte yandan bizlerden kimisinde mesela jeton öyle hemen düşmüyor vay be çaruhi ne güzel ne ilginç kelime yunan ayakkabısıymış vay be diyor. saf... yunan yoğurdu, yunan kahvesi meselelerine girmeyeceğim bile.
kızdığım yunan, bulgar, ermeni vs. değil bizimkiler. bizim olan değerleri unutmuşuz, halk müziği enstrümanlarımıza, müziklerimize diğer kültürel değerlerimize gereken ihtimamı göstermemişiz. sonuç olarak bizim olanı elimizden almışlar rum işidir, bulgar işidir, yunan müziği aslında türk ne alaka yahu deyip pazarlamışlar. biz de bakakalmışız.
önceleri bu sözlükte hobi olarak yapıyorum demiştim ama aslında bir bakıma bu erozyona yenik düşmeyeyim, kendi payıma düşeni yapayım diyerek birkaç halk müziği enstrümanına eğildim.
tıbbiyeliler, halk kültürünü ihmal etmeyelim, bizim olan türkülere, türk yöresel kıyafetlerine, el sanatlarına, yemeklere sahip çıkalım. yoksa kültürel "hayat damarlarımız" da bu gidişle kuruyacak.

türkiye'deki eğitim sistemi

üzerinde sürekli oynamalar yapılıp çocukları delirten sistemimizdir.
sınavlar ve eğitim süresi, eğitimin kısımları (ilk, orta, lise vb gibi) şeyler o kadar hızlı değiştiriliyor ki, veliler dahi ne olup bittiğini anlayamıyor. mesela ben liseye girmeden önceleri lgs olan lise giriş sınavı ben girerken oks sonra 12-13 yıl içinde oks, sbs, sts vs. gibi isimler altında değişip durdu. geçen baktım lise giriş sınavının adı yine lgs olmuş.
burada eğitim sistemine pek çok eleştiri yapılabilir. sorun asla öğretmenlerde veya öğrencilerde değil, müfredatta, yönetimde, organizasyonda. ben şunları başlcıa kategorize edebilirim:
(1)dünya'yı anlamaya yönelik değil izole, ben-merkezci bir eğitim sistemi var. mesela okullarda yeterince dünya tarihinden bahsedilmiyor
(2)yabancı dil eğitimi: belki dersler var ama bırakın ikinci üçüncü yabancı dilleri, halk halen iyi/akıcı ingilizce konuşamıyor. neden bilemiyorum. metotta bir sorun var bence.
(3)matematiğe gereken önem verilmiyor. analitik düşünceyi geliştiren ve kafayı çalıştıran ders asıl bu. geçenlerde seçmeli tartışması çıkmıştı. utanç. öğretimine gelirsek burada da bir metot problemi var. ben şunu anlamıyorum. matematiği öğrenci kaç yaşında olursa olsun, gayrıciddi, laubali bir şekilde örn. bak elma + armut şu eder diye somut betimlemeli resimlerle anlatamazsınız. bu dikkat dağıtıcı bir metottur. işleme değil resimlere odaklanmaya sebep olur. matematik matematiktir ve zaten amacı soyut düşünmeyi öğretmektir. oecd ülkeleri arasında yapılan testlerde türkiye ne yazık ki bu derste sınıfta kalıyor.
(4)hayatı anlamaya yönelik dersler yok: almanya'da çocuklara ortaokullarda doğada yalnız başına kalınca ağaç kesmek, basit kulübe yapmak, kendi başına yemek pişirmek, kamp kurmak gibi gerçek 'hayat bilgisi' öğretiliyor. doğadaki bitkiler, başlıca (ama biraz detaya inerek) hayvan türleri, basit astronomi bilgileri uygulamalı öğretilebilir. bizde ise tam tersi doğadan kopuk tam ezberci bir anlayış var.
(5)sağlık bilgisi yeterli değil. insanlar kendi vücutlarını tanımıyor. bizim hekimler olarak karşılaştığımız problemler ve sağlıkla ilgili bunca bilgi kirliliği insanların eksik/yanlış bilgilendirilmesinden ve okullarda yeterli sağlık bilgisi dersi olmamasından kaynaklanıyor.
(6)okulların kapanma mevzusu: çok önemli. çocukları derslerden iyice soğutan bir mesele. gereksizce uzun tatiller bilgilerin pekişmemesine, unutulmasına neden oluyor. çözümü basit: almanya'daki gibi yıl boyu süren eğitim ama her mevsim kısa kısa 5-10'ar gün tatiller.
(7)yetersiz kültür ve sanat etkinlikleri: tc'nin kurulduğu yıllardaki köy enstitüleri kapatıldığından beri hiçbir okul çocuklara halk ve dünya kültürü'nü ve sanatı yeterince aşılayamadı. hayatımızdaki monotonluklar ve estetik kaygımızın olmayışı biraz da bundan...
ve başka aklıma gelmeyen pek çok sorun ve çözüm var.

öğretmenliğin yangelip yatma yeri olması

bizim hekimlik dahil her meslekte olumsuz örnekler olabilir, ama eğer öğretmenleri genelleyeceksek, kesinlikle katılmadığım bir ifadedir. türkiye'de bu insanlar eksiğiyle fazlasıyla bir şekilde küçükler için çabalıyor. bu nedenle en saygı duyduğum meslektir öğretmenlik. özellikle de doğuda zor doğa koşulları ve toplumsal engellere rağmen işini iyi yapmaya, türkiye cumhuriyeti'nin çocuklarını eğitmeye ant içmiş olanlara büyük bir saygı ve minnet duyuyorum.
üç aylık tatil mevzu veya eğitim sistemindeki çarpıklıklar onların elinde olan bir durum değil. benim bu konudaki görüşüm lisenin sonuna kadar almanya'daki gibi yıl boyu eğitim, her mevsimde kısa kısa ama yıl boyu yetecek (bayramlar, günler vs.) tatiller olmalı. ilk okul, orta okul ve lisede yani temel eğitimde "okulların kapanması" diye bir şey söz konusu olmamalı. bu tamamen başka bir konu tabii.
ekşisözlükte de benzer başlıklarda tonlarca entry okudum. orada öğretmenlere çok sert ve haksız eleştiriler yapılıyor. ne amacı güdülüyor, öğretmenlerden ne isteniyor anlamıyorum.

kliniğe tıraş olarak gelmek

var olan bir gerekliliktir. en iyisidir. benim düşüncem şudur ki, erkek meslektaşlarım için beyaz önlüğün üzerine o birbirine karışmış sakallar hiç yakışmıyor. bir doktor olarak hastanın karşısına çıkarken sakal-bıyıksız sinekkaydı tıraşlı, kravatlı, önlüğün önü düğmeleri iliklenmiş-kapalı olarak temizce çıkılması gerektiğine inanıyorum. hele de cerrahi branş ise buna iki kat dikkat etmek gerekir düşüncesindeyim...
onun dışında tatillerde boş zamanda isteyen saçını sakalını uzatır. ama benim görüşüm, klinikte olmaz, olmamalı.

pthirus pubis

kasık biti, yani pthirus pubis, genital ve perianal bölgelerin kıllı kısımlarına yerleşip kan ile beslenen insan ektoparazitidir. enfestasyouna "pediculosis pubis" denir. 1.3-2 mm uzunluğunda olup baş ve vücut bitine göre biraz daha ufaktır. en arkadaki bacakları ön bacaklarından kalın ve pençelidir.
dişi kasık biti günde üç yumurta bırakır. bunlar 6-8 gün sonra çatlayarak nimfler ortaya çıkar. bunların büyüyüp erişkin olması 16-25 gün sürer. toplam 30 gün yaşar. günde 4-5 kez kan emerler.
kasık biti cinsel temas ile bulaşır. parazitin herhangi bir cybh taşıyıcısı olduğuna dair bir gösterge yoktur. bununla birlikte bu enfastasyonlarda cybh testleri yapılması önerilmektedir. tedavide topikal permetrin kullanılabilir.
insan kasık biti, goril kasık biti (pthirus gorillae) ile, insan baş ve vücut bitine göre daha yakın akrabadır.

mehmet öz

türk-amerikalı kalp damar cerrahı. 1960 cleveland doğumludur. dr. oz show'u sunmaktadır. sempatik tavrı ile hem türklerin hem de amerikalıların pek çoğunun beğenisini kazanmıştır.
bununla birlikte şovunda ortaya sürdüğü bazı savları amerikan tıp camiasında psödobilim olarak addedilmiş ve dr. öz halkı yanlış yönlendirmekle itham edilmişti. bu tartışmaların sonucu ne oldu bilmiyorum.
ayrıca değişik telaffuzuna rağmen akıcı ve iyi kelime seçimli bir türkçesi vardır. aslen konyalı olan babası mustafa öz de bir cerrahtı.

sağlıklı beslenmenin pahalı olması

ekonominin daralmasıyla tarım ve hayvancılık sektöründe tüm üretim maliyetlerinin artması sonucu oluşan vahim durumdur. bu durum insanları nispeten ucuz bir gıda olan hamur işi türevlerini daha çok yemeye ve fazla karbonhidrat alımıyla obeziteye sürüklemektedir.
  • /
  • 65
  • /
  • 35

kültür erozyonu


türkiye'deki eğitim sistemi


kliniğe tıraş olarak gelmek


pthirus pubis


kadınlara zorunlu askerlik


allah


bir şeyin doğruluğundan emin olmak


taassup


eikenella corrodens


pasteurella multocida


  • /
  • 35

ismail küçükkaya

söyledikleri, eleştirileri çoğu zaman mantıklı gelse de konuşmasını pek akıcı bulmadığım haber spikeri. cümleleri düzgün olmuyor. bir spikerden beklediğim/beklenilen en önemli özelliklerdir bunlar halbuki.

ne mutlu türküm diyene

milli birliğimizi bozmaya çalışanlara inat; daha coşkulu, daha gür haykıracağımız söz.

''bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.''

''bu memleket tarihte türktü, halde türktür ve ebediyen türk olarak yaşayacaktır.''
-mustafa kemal atatürk

büyük ada


istanbulda gezdiğim yerler arasında gördüğüm en güzel yer. zaten su birinkitisine tavlanan ben, oraya bayılmıştım. bir anda aklima geldi, özlediğimden mütevellit başlığını açayım dedim. dursun şurada.

turuncu saç

bir varyasyonu olan bakır saç rengi ile dahil olduğum gruptur.

sağlık bakanlığından şiddete karşı tavsiyeler

sözlük ahalisinin hakkındaki fikirlerini merak ettiğim, okumak için sözlüğe girdiğimdeyse başlığının açılmamış olmasına şaşırdığım açıklamalardır.

evet duyan duymayan kalmasın diye önce internetten aldığım birkaç maddeyi sizlerle paylaşmam gerektiğini düşünüyorum.

- hasta ve hasta yakınlarını dinlerken göz teması kurun. 
- hastanın derdini anlatırken sözünü kesmeyin. dinlerken başka şeylerle ilgilenmeyin.
- hasta konuşurken uygun jest ve mimikler kullanın. hastanın söylediklerini onaylıyorsanız başınızı sallayın ve tebessüm edin.
- hastaya “siz” dili ile hitap edin. sade, anlaşılır ve hastanın anlayabileceği ifadeler kullanın.
- uygun ses tonu ile konuşun, yargılayıcı ve genelleyici ifadelerden kaçının.
- türkçe karşılığı bulunan kavramlar için tıbbi terimler kullanmayın.
- yüksek dozda nasihat cümleleri kurmayın.
- öfkelenme durumunda derin nefes alın ve sessiz kalın. ya da derhâl oradan ayrılın.

güzel evet bunlar iyi iletişim için gerekli birkaç temel kriter. benim açıklamayı eleştireceğim taraf sinirlenmeyin, sakin kalın, nasihat vermeyin gibi çocuğa iş öğreten komik cümlelerden ziyade bakanlıkla olayın ne kadar farklı boyutlarında olduğumuzu bu açıklama ile fark etmiş olmam.

biz bizi koruyun, yasa yapın, bize sözlü veya fiziksel şiddeti cezasız bırakmayın derken onların bize gülümseyin ve insanlar daha kapıdan içeri girdiklerinde kafalarında olan beklentileri karşılamadığınız için size bağırmaya başlasa bile sakin kalın demeleri. 20 gündür öksürdüğü için gece 2de acile gelene sessiz kalın, nezle olmuş çocuğuna antibiyotik isteyene sessiz kalın, başı ağrıyor diye tomografi isteyene sessiz kalın demeleri. hastaya hasta yakınına sonsuz bir istek ve istediği için her yola başvurma özgürlüğü sunarken hekime dalga geçer gibi siz de çok nasihat vermeyin demeleri.
tatlı söz bizi koruyacak olsaydı alçakgönüllü olamayacağım ilk benim içim rahat olurdu. ama değil. hiçbirimizin değil. benim hastanemde bir hekim poliklinik yaptığı sırada odası basılıp kapı üstüne kitlenerek öldüresiye dövüldü. bana kimse gülümseyin, nazik olun böyle dayak yemezsiniz demesin. burda problem doktorların nezaketsizliğinin çok ötesinde. burda problem sağlık çalışanına karşı yıllardır süregelen bu sen sus sen işini yap sen köpek gibi çalış çünkü sen bu işi para için yapmıyorsun tutumunda. yapsan da zaten o maaşı benim vergimle alıyorsun tutumunda. bu değişmedikçe de hiçbir şey değişmeyecek.

insanlara poliklinikleri, acil servisleri, her türlü tetkik ve tedavi yöntemini, hekimlerinin iyi niyetini suistimal edemeyeceklerini, etmeye çalışırlarsa adaleti karşılarında bulacaklarını iyice belletmeden yiyeceğimiz tek bir fiske bile eksilmeyecek.
böyle açıklamalarla da gösterilen amacın aksine insanların beynine bakın hekimler bunu yapmadıkları için biz de onları dövüyoruz yani bu da bizim hakkımızdır fikrinin güzelce yerleştirilmesi de olayın bir diğer acı gerçeğidir.

neyse ben susup gülümsemeye başlayayım. sanırım biraz fazla nasihat içerikli konuştum aranızda beni dövesi gelenler olduysa affola.

gençlik marşı

`tre trallande jantor` adlı isveç marşından 1900lü yılların başlarında `mektebi sultani` hocalarından `selim sırrı tarcan` tarafından uyarlanmıştır.

sözlerini ise `ali ulvi elöve` yazmıştır.
ali ulvi bu durumu şöyle açıklamıştır

"bir gün okulun uygulama odalarından birinde çalışırken, selim tarcan ziyaretime geldi. o günlerde pek gözde olan bir isveç marşı için güfte yazmamı istedi. vakit geçirmeden çalışmaya koyuldum. ı. dünya savaşının aleyhimize döndüğü yıllardı o yıllar. gençlik ve halk kaygıya kapılmıştı. marş yazarken başlıca amacım bu havayı dağıtmak, gençlere azim, ümit ve kalp vermek oldu..."

sözleri
dağ başını duman almış,
gümüş dere durmaz akar.
güneş ufuktan şimdi doğar,
yürüyelim arkadaşlar.

sesimizi yer, gök, su dinlesin;
sert adımlarla her yer inlesin.

bu gök, deniz nerede var,
nerede bu dağlar, taşlar.
bu ağaçlar, güzel kuşlar,
yürüyelim arkadaşlar.

sesimizi yer, gök, su dinlesin;
sert adımlarla her yer inlesin.

her geceyi güneş boğar,
ülkemizin günü doğar.
yol uzun da olsa ne var,
yürüyelim arkadaşlar.

sesimizi yer, gök, su dinlesin;
sert adımlarla her yer inlesin.

sombrero galaksisi



1781 yılında pierre méchain tarafından ilk defa gözlemlenen gökadadır. görünümünün benzerliğinden dolayı sombrero (meksika şapkası) olarak adlandırılmasının yanı sıra messier 104, m104 ve ngc 4594 olarak da bilinir. dünyadan yaklaşık 28 milyon ışık yılı uzaklığındaki galaksinin yarıçapı yaklaşık 70 bin ışık yılıdır. ve şahsi görüşüm olarak muazzam bir güzelliğe sahiptir.

kadir mısıroğlu

sadece atatürke düşman değil türkiyenin bütün kurucu değerlerine aziz şehitlerimizin kahramanlık mücadelesine türkçülüğün babası ziya gökalpe, mehmet akife fevzi çakmağa hakaretler edip karalayıp bir de bunlara kaynak olarak bilmem kimin hatıraları bilmem neyin güncelerini gösteririsen kusura bakma ama sen benim için facebookta söz paylaşan hocadan farksızsın.senin arkadan kötü konuşmayacağım çünkü bunun bizim kültürümüzde yeri yok.bunu ancak sen yaparsın.yapıyorsun diye ayıplamam çünkü sen bizden değilsin.

low-level nick altı cilâcılığı

höçböşöyö böğönmöm bön tomom mocuların sözlük etkinliğine ithamı. hepinize nick6 yazıcam ulen tutmayın küçük enişteyi.

âvâmlânâcâksınız

tıp okuyan erkeklerin genelde entelektüel olmaması

katılmadığım önerme. kişisel olarak tanıdığım tıpçılar içinde kitap okuma alışkanlığı olan, müzik zevki geliştirmiş, dizi pek olmasa da film kültürü olan çoğu kişi erkek. biz biraz moda ve instagram yüzünden boğulmuş gibiyiz, hobilerimiz var ama zaman ayırmıyoruz.

Toplam entry sayısı: 641

textbook okumadan mezun olan tıpçı

eğer slayt ezberleyip, sadece çıkmış sorulara dayandıysa ve bilimsel yayınları takip edebilecek ölçüde ingilizce de bilmiyorsa ileride sıkıntı yaşayacak arkadaşımızdır.

şimdi bu entry bir işe yarasın madem.
burada yolun başında genç arkadaşlar varsa şu kitapları gerçekten okuyup okulu derece ile bitirmek üzere olan bir intern olduğumdan önerdiğim kitaplar şunlar olacak:
ozan anatomi'yi, junqueira histolojiyi, langman embryosunu, kayaalp farmakolojiyi, robbins patolojiyi, murray mikrobu, current serisinden 1-medical diagnosis and treatment, 2-pediatrics, 3-surgery, 4-gyn&obstetrics kitaplarını ayrıca oxorn foote human labor and birth doğum kitabını mutlaka okuyun.
current serisi küçük stajlara da yeterli gelecektir.(1 numara dahiliye yanında dahili küçük stajlardan 3 numara da genel cerrahi yanında cerrahi küçük stajlardan konuların hepsini içeriyor). bu seri klinik için, birinci basamak için gayet yeterli. cecil dahiliyesi falanla uğraşmaya gerek yok. current'ların fiyatı da uygun hem.

guyton fizyoloji ve lippincott biyokimya'sına hiç ısınamadım. biyokimya için harper'ı okuyabilirsiniz.

ayrıca eskiden olup da şu sıralar tıp fakültelerinde derslerde olmamasından dolayı bence bir eksikliği hissedilen patofizyoloji'yi lange'nin lange pathophysiology of disease kitabından okuyup temel bilimler ile klinik bilimler arasına sağlam bir köprü inşa edebilirsiniz. tus'a da faydası olacaktır.

tabii yine bunları oku ama konvansiyonel yöntemlerden de geri kalmayın: çıkmış soru yine bulun, slaytları da mutlaka okuyun. tus kitabından testini de çözün. hepsine zaman var. sonuçta hoca yine slaytından sorar ama siz textbook da okuduğunuzdan o sınava iyi hazırlanmış olarak gelirsiniz ve başarı yakalarsınız.

yazarların ilginç bulduğu diller

dilbilime meraklı bir tıbbiyeli olarak şöyle bir liste yapabilirim:
günümüz dilleri arasında:
*(bkz:baskça): izole bir dil olup herhangi bir sınıflamaya uymadığı için ilginç buluyorum.
*(bkz: afrikaans) güney afrika'da felemenkçe'den evrilerek oluşan bir dil. afrika'da yeni bir avrupa dili icat edilmiş resmen. felemenkçe'yle benzer ve ayrı yanları var.
*(bkz: kıpti dili): mısır hristiyanlarının 17. yüzyıla kadar anadili, şu aralar ise litürji (ayin) dili. arapça ve ibranice gibi sami dillerinden. ama onu ilginç yapan özellik direkt olarak eski mısır dili'nden gelmiş olması.
*(bkz: halaçça): iran'da halaç türkleri tarafından konuşulan bu türkî dil, göktürkçe'ye yakın arkaik özellikleri ile dikkatimi çekmişti. ne yazık ki günümüzde konuşan sayısı oldukça az. yazılı bir edebiyatı da bildiğim kadarıyla yok.
*(bkz: macarca): avrupa'nın ortasında bir ural dili. kelimelerin bir kısmı da onogur türkçesi'nden geliyor (ingilizce'de macaristan demek olan hungary, zaten onoguria sözünden gelir). gramer sözdizilimi bizim dilimize çok benziyor. tonlamalar da.

tarih boyunca ilginç bulduğum diller ve onlar hakkındaki düşüncelerim de şöyle:
*(bkz:etrüskçe): bu dilin gizemi halen çözülebilmiş değil. dünyada etrüskçe ve akrabalarının oluşturduğu tiren dilleri (tyrrhenian) yalnızca etrüskçe'nin konuşulduğu italya ve çok ilginçtir ki yanı başımızdaki midilli adası'nda bulunmuş. kimilerine göre anadolu'dan yayılmış. kimilerine göre italya'da ortaya çıkmış. etrüskçe'nin latince ve modern avrupa dillerinin aksine hint-avrupa dillerine ait olmadığı düşünülüyor. ayrıca latince'de özlatince veya yunanca kökenli olmayan kelimelerin tamama yakını etrüskçe'den gelir. bunlar içinde people veya popülasyon gibi sözcüklerin atası olan populus (halk) kelimesi de yer alır.

*ilginç gördüğüm bir başka tarihi dil (bkz: hatti dili): hint-avrupalı hititler (neşili halkı) anadolu'da imparatorluk kurmadan önce anadolu'da hint-avrupa dili konuşmayan ve kendilerine özgü bir dilleri olan hattiler mevcuttu. hattiler uzun burunlu bir halk olarak tasvir edilmişlerdir. hititler hattileri ele geçirince yaşadıkları bölgeye hatti ülkesi demişlerdir. hattiler, hitit ordusunda savaşçı olarak bulunmuşlar ve daha sonradan hititleşmişlerdir. hatti diline ait kaynaklar hitit tabletlerinden öğrenilebilmektedir.

*(bkz: hititçe): hint-avrupa dilleri ailesinin bugün üyesi bulunmayan anadolu dalının (luwice, likçe vs. ile beraber) en önemli ve güçlü dillerinden biriydi. su kelimesi hititçede watarra yani bildiğin water. hitit devleti'nin yıkılması ile önemini kaybedip sonra yok oldu.

*(bkz: hunca): şampuan olan değil tabii.* hunların dili hunca'nın modern türkçe'nin atası olduğu biliniyor. ancak r-türkçesi mi yoksa z-türkçesi mi (yani kız sözcüğü kız mı yoksa hır olarak mı söyleniyordu, öküz mü hökör mü ... gibi) tam netleşmiş değil. elimizde hunlardan kalan yazılı bir kaynak yok. kişi isimleri de komşu devletlerin yazıtlarından öğreniliyor. attila'nın oğlu dengizik gibi.

*(bkz: fenikece): fenikeliler arap ve israilliler gibi sami kültüründen bir halk idiler. dilleri de arapça ve ibranice'nin eski bir şekli gibi ama halen ilginç. bu ilginçliği yapan bir önemli özellik de alfabeleri. fenike alfabesi günümüzde arap, latin, yunan, ibrani ve kiril alfabelerinin atasıdır. yani arap alfabesi ile latin alfabesi aslında birbirinden çok farklı iki dili yazmak için kullanılıyorsa da kökeni ortak. ondan türkiye'de alfabe reformunu halen eleştirenleri anlamak güç*. şimdi fenike alfabesinde harfler alef bet gimel dalet olarak giderdi. bu yunanca'da alfa beta delta gama olmuş. arapça'da elif be cim dal olmuş. ilk başta bu harfler ideogramdı. yani anlamı resmediyordu. örneğin a harfini temsil eden alef fenikece'de öküz demektir. fenike alfabesinden gelen latin alfabesinde büyük a harfini göz önüne getirin. büyük a harfini ters çevirin. ne görüyorsunuz? boynuzları olan bir öküz başından başka bir şey değil. tarih boyunca bunun değişmemiş olması oldukça ilginç.

*(bkz:kırım gotçası): bunla ilgili bilgileri ogier busbecq'in türk mektuplarında okumuştum. gotlar erken ortaçağ halkı olmasına ve gotça çoğu yerde 10. yüzyıldan önce tükenmiş olmasına karşın kırım gotçası 16. yüzyıla kadar varlığını sürdürebilmiş bir cermen dili.

*(bkz: prusça) veya prusyaca. bu ölü dil, alman teuton şövalyeleri (hani age of empires 2'de castle'dan çıkan yavaş yürüyen pelerinli adamlar vardı ya işte onlar*) prusya'yı kolonize etmeden önce orta çağda prusya'da (günümüz baltık bölgesi) yerel halkın konuştuğu bir dildi. günümüz letonya ve litvanya dilleri ile bağlantılı olduğu düşünülüyor.

şimdilik aklıma gelen ilginç diller bunlar.

tıbbiyelilerin stres azaltma yöntemleri

bende pek çok olan yöntemlerdir.
*bir enstrüman çalıyorum, bu en önemli stres azaltma tekniğim
*yapılacak bir iş varsa bir an önce bitirip kurtulmayı hedefliyorum. erteledikçe stres artıyor zaman azalıyor.
*avm'lerdeki kitap mağazalarını geziyorum. beğendiğim kitapları mutlaka alıyor ve okuyorum. bu dikkati stresli işlerden uzak tutuyor.
*doğa yürüyüşü yapıyorum. özellikle ankara'da yaşayanlar için odtü, eymir, ahlatlıbel, karagöl gibi güzel yerler mevcut.
*youtube'dan alfa beta delta bilumum ne kadar yunan harfli dalga varsa o dalgaları dinliyorum. bir uğultu sesi gibi ama stresi azaltıyor, ya da bana öyle geliyor.

enkoherans

belirli bir anlam ifade etmeyen, mantığa sahip olmayan cümleler ve ifadeler ile konuşmakla karakterize bir semptom, psikiyatri terimi. sözcük salatası da denir.
tek tek kelime ve cümleler anlamlıdır. ancak cümleler arasında bir bağdaşıklık, anlam bütünlüğü yoktur veya çok azdır.
ekolali (karşısında konuşan kişinin sözlerini tekrarlama), konuşma fakirliği ve fikir uçuşması gibi semptomlarla birlikte formal düşünce bozukluğunun bir parçası olabilir.

almanca öğreneceklere tavsiyeler

öncelikle şu kitaplarla başlanması güzel olabilecek tavsiyelerdir:
1-collins easy learning german grammar (ingilizce olarak alman grameri anlatan kitap, türkiye'de belli kitapçılarda mecvut) grameri tamamen öğrenin
2- dk visual german english bilingual dictionary (resimli almanca sözlük) sözcük dağarcığınızı inanılmaz genişletir.
3- langenscheidt'ın türkçe-almanca konuşma kılavuzu hızlıca günlük ifadeleri öğrenin
üçlüsüne ilaveten almanca wikipedia'dan ilginizi çeken konuları okuyarak almanca soyut düşünme becerinizi geliştirin.
almanca'yı bu şekilde severek oldukça iyi öğrenebilirsiniz.

doktorlara karşı başlatılan linç kültürü

fark ettiniz mi bilmiyorum ama dhy'lerden veya tıbbiye'deki sınavlardan başımızı kaldırıp dış dünyaya bakınca gözlemleyebileceğimiz korkunç durumdur.

son zamanlarda gazeteler ve tv'lerce ateşi harlanan bir linç kültürü mevcut. bakıyoruz ki tüm internet mecralarında tüm siyasi görüşlerden insanlar, doktorlara karşı içlerinde biriktirdikleri kıskançlık ve nedensiz, anlamsız hiddeti açığa vuruyorlar.

demem o ki hekimler ve tıbbiyeliler olarak birbirimize her zamankinden fazla kenetlenmemizin ve bize karşı yapılan haksız ithamlara karşı durmamızın gerekliliği her zamankinden fazla görünüyor.

biz bu duruma karşı ne yapmalı onu düşünmeliyiz. yoksa bu gidişle hastaneler teksas'a veya boks ringine dönecek.

textbook okumadan mezun olan tıpçı

eğer slayt ezberleyip, sadece çıkmış sorulara dayandıysa ve bilimsel yayınları takip edebilecek ölçüde ingilizce de bilmiyorsa ileride sıkıntı yaşayacak arkadaşımızdır.

şimdi bu entry bir işe yarasın madem.
burada yolun başında genç arkadaşlar varsa şu kitapları gerçekten okuyup okulu derece ile bitirmek üzere olan bir intern olduğumdan önerdiğim kitaplar şunlar olacak:
ozan anatomi'yi, junqueira histolojiyi, langman embryosunu, kayaalp farmakolojiyi, robbins patolojiyi, murray mikrobu, current serisinden 1-medical diagnosis and treatment, 2-pediatrics, 3-surgery, 4-gyn&obstetrics kitaplarını ayrıca oxorn foote human labor and birth doğum kitabını mutlaka okuyun.
current serisi küçük stajlara da yeterli gelecektir.(1 numara dahiliye yanında dahili küçük stajlardan 3 numara da genel cerrahi yanında cerrahi küçük stajlardan konuların hepsini içeriyor). bu seri klinik için, birinci basamak için gayet yeterli. cecil dahiliyesi falanla uğraşmaya gerek yok. current'ların fiyatı da uygun hem.

guyton fizyoloji ve lippincott biyokimya'sına hiç ısınamadım. biyokimya için harper'ı okuyabilirsiniz.

ayrıca eskiden olup da şu sıralar tıp fakültelerinde derslerde olmamasından dolayı bence bir eksikliği hissedilen patofizyoloji'yi lange'nin lange pathophysiology of disease kitabından okuyup temel bilimler ile klinik bilimler arasına sağlam bir köprü inşa edebilirsiniz. tus'a da faydası olacaktır.

tabii yine bunları oku ama konvansiyonel yöntemlerden de geri kalmayın: çıkmış soru yine bulun, slaytları da mutlaka okuyun. tus kitabından testini de çözün. hepsine zaman var. sonuçta hoca yine slaytından sorar ama siz textbook da okuduğunuzdan o sınava iyi hazırlanmış olarak gelirsiniz ve başarı yakalarsınız.

tıpta uzmanlık eğitimine mülakat getirilmesi

dünyada olmayan bir tıp eğitimi sistemini türkiye'de görmek istediğini söyleyen kişi beyanı. hazırcılığa ne kadar alışmışız, her şey kısa olsun, bilgilerin mümkün olan en azını öğrenelim tarzı bir düşünce biçimidir bu!
birinci falso şurada: türkiye'de bütüncül 6 yıllık tıp eğitimi avrupa odaklı evrensel bir sistemdir. fransa'dan italya'ya, almanya'dan avusturya'ya ve ispanya'ya kadar bütün avrupa ülkelerinde pratisyen hekim olmak için 6 sene okunur. öyle 4. yıldan sonra uzmanlığa gireyim olayı hiçbir yerde yoktur.
ikincisi: kendi başımıza bir şeyler icat etmek (!) konusunda ustayız. sanki dünyada her şeyde en ileri biziz de sözde "kendimize göre" sistemler uydurabilme lüksümüz var.
"tıp eğitiminin gereksiz uzun olduğunu, bunun tıpta nitelikli zihin ve kalite kaybına sebep olduğunu düşünüyorum. " demiş kendisi. peki bunun kanıtı nedir? yapılan bir araştırma sonucuna göre mi konuşuyormuş??
türkiye'de tıp hizmetinde kalite kaybı varsa bunun nedeni tıp eğitimi değil yanlış izlenen sağlık ve nüfus politikalarıdır.
bunlardan da hekimler ve tıbbiyeli gençler sorumlu değildir.
üçüncüsü ise mülakat türkiye'de direkt torpil, nepotizm ve kadrolaşma demektir.
daha yeni sağlık memurları #sağlıktamülakatahayır şeklinde twitter'da kampanya düzenliyorlar. hiç bu gençlerin dertlerine baktınız mı? bence hekimler olarak bizimle çalışan bu arkadaşlarımıza bile sahip çıkmalı ve mülakat usulünün onların işe girişlerinden kalkması için kampanyalarına destek olmalıyız.
özetle uyanık olarak şiddetle karşısında durmamız gereken, hekimlik mesleğinin kalitesini ve prestijini tehdit edecek düşüncelerdir.

pinpon memurluğu

türkiye'de devlet kurumlarına işi düşme şanssızlığı yaşamış herkesin karşılaştığı durumdur.
bir x kurumuna bir iş için gidersiniz, o kurum bu işin kendi sorumluluğu olmadığını y kurumuna gitmeniz gerektiğini söyler. sonra y kurumuna gidersiniz, o da bu işin kendi sorumluluğu olmadığını, yine x kurumuna gitmeniz gerektiğini söyler. sonuçta pinpon topu gibi oradan oraya savrulur ve kafayı yersiniz.

portegü

genellikle sütür iğnesini orta 1/3'ünden tutmak için kullanılan pens tipi cerrahi alettir.
fransızca porte-aiguille (iğne tutucu) sözünden dilimize geçmiştir.

doktorun görünümüne özen göstermemesi

maalesef son zamanlarda ülkemizde gittikçe artan bir durumdur.

hekim olmanın gerektirdiği kılık kıyafete düzen verme, düzgün konuşabilme gibi birtakım esaslardan da yoksun bir güruh geliyor ve ben bu mesleğin saygınlığını bu noktada tehlikeye atacağını düşünüyorum. kimse kusura bakmasın ama doktorun sakalı olmamalı. doktor tıraş olmalı.

erkek yaz kış fark etmeksizin mutlaka kravat takmalı. kadının makyajı, giyimi düzgün, saçları toplu olmalı. bunlar oldukça karşındaki hasta senin kendine değer verdiğini anlar ve sana saygı gösterir.

rakı

anasonlu türk ulusal içkisidir. peynir, kavun ve yaz akşamı ile iyi gider.
ayrıca tarihsel yönüne bakarsak pek çok türk padişahın bazen fazla da kaçırarak tükettiği bir içkidir.

rakı içmenin bir adabı vardır. rakıyı fazla kaçırıp ortalığı dağıtma, parti yapma, sarhoş olup rezil rüsva olmak doğru değildir. seviyeli bir sohbet ortamı mezeler ve sakin bir kafa gerektirir. rakı içerken siyaset ve ciddi meseleler konuşulmamalı, dostluklar pekiştirilmelidir.

düzgün kızlar neden piç erkek sever

"piç" erkek kadına heyecan verir, kadınlar cepte gördükleri erkeklerden nefret ederler...
dolayısıyla tipsiz bir piçin yaşama ve üreme şansı, yakışıklı bir aile erkeğinden fazladır (bkz:swh)

türk kelimesinden rahatsız olmak

türk adından rahatsız olmak tanım olarak atatürk'ün "türkiye cumhuriyetini kuran türkiye halkına türk milleti denir" tanımından yola çıkarak etnik bir kimlikten değil ulus adından rahatsız olmayı ifade eder.

millet kavramı ile etnik grup arasında derin bir fark vardır. dolayısıyla bir ulus devlette birden fazla etnik grup olabilir. ama adı üstünde ulus devletten konuşuyoruz, ulus yani milletin bu devlet tiplerinde sayısı, tanımı yalnızca birdir. türkiye'de yaşayan milletin adı da türk milletidir.

örneklerle devam edelim: türkiye'de yaşayan millete de ırk, etnik, din ayırt edilmeksizin "türk" denir. fransa'da basklar, korsikalılar, bretonlar vs. vardır. hatta bretonların dili bir kelt dilidir. baskların kendilerine özgü bir dili vardır. ancak breton bir millet değildir, bask bir millet değildir. bunlar birer etnik gruptur. fransız milletinin bir parçasıdır.

insanları ortak bir vatandaşlık entegrasyonu yerine etnik grupları dinleri üzerinden gruplandırmanın kesin sonucu karmaşadır, kaostur.

osmanlı döneminde böl ve yönet politikası uygulanmış, tebaa "milletler"e ayrılmıştı. özellikle ii. abdülhamit devri bu ayrımların en şiddetli yaşandığı devre olmuş insanlar birbirlerine girmişlerdi. hatta bırakın etnik grupları bölgecilik derecesinde aynı etnik grubun insanları düşman kesilmişlerdi.

bu hastalığın günümüz türkiyesine de sirayet etmemesi büyük önem arz etmektedir. ne mutlu türk'üm diyene prensibi işte bu nedenle azami bir önem arz eder.

köpeklerin yaşam alanını işgal ettik saçmalığı

sokak köpeklerinin sokaklarda sefil bir halde yaşamasını savunan sözde hayvanseverlerin uydurduğu son zamanlarda sosyal medya mecralarında çok sık karşılaştığım, bu nedenle burada paylaşma ihtiyacı duyduğum, bilimsellikten uzak fikir.

doğrusu:
köpekler (canis lupus subsp. familiaris) binlerce yıl önce dağlarda bayırlardaki kurtların (canis lupus) yine binlerce yıl boyunca selektif olarak insan eli ile çoğaltılması sonucu ortaya çıkmıştır. doğal değil yapay olarak evrimleşmiştir. tarih boyunca köpekler evrildikçe kırsalda insan ile birlikte yaşamıştır. yani köpek ortaya çıktığı andan itibaren asla bağımsız yaşamamış, insan mahsulü bir hayvan. yani yaban köpeği diye bir şey yok. (bu arada hemen belirtmek gerekir ki afrika yaban köpeği denen hayvan köpekle aynı tür değildir)
hâl böyle olunca "tarihte köpeklerin yaşam alanı vardı da biz üstüne konup şehir yaptık, zavallıların yerini işgal ettik" diye bir şey asla olmadı.

köpeğin evrimsel yaşam amacı, ekolojik nişi nedir peki? çobanın sürüsünü korumaktır. şehirde çoban olmadığına göre köpek hiç olmamalı. gel gör ki hobi amacı ile alınan köpekler bakılamayıp bırakılınca kontrolsüzce sokak köpekleri türedi. bunun böyle olduğunu herkes biliyor. köpek kedinin aksine ev hayvanı da değildir. büyük şehirlerde evine köpek alıp bakanlar aslında doğaya bir nevi ihanet etmiş oluyorlar.

köpeklerin yaşam alanını işgal ettiğimizle ilgili ahalide yaygın uyduruk fikirler ne evrimsel gerçeklerle ne de doğa tarihi ile örtüşüyor. ama bilimsel bakış açısı ile yaşayan türk insanı azınlıkta olunca böyle saçma fikirler ortaya çıkıyor. milletçe tüm siyasi ve sosyal kesimlerimizle neden bu kadar cahiliz bilmiyorum, üzülüyorum.

içerik kuralları - iletişim