rigormortis

Durum: 298 - 0 - 0 - 0 - 04.03.2020 20:24

Puan: 4221 -

4 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Tabii ki fil yutmuş bir boa yılanı bu.
  • /
  • 30

en sevilen müzik aleti

theremin. tüyler ürpertici

iki tarafın da bilip söylemediği şeyler

muhtemelen iki kişinin de hayatını tamamen değiştirecek şeylerdir. tuhaf bir tadı vardır bunu hissetmenin. konuşmadan uzlaşmak gibidir. bazı şeyleri bilirsin ama harekete geçmezsin. bazı şeyleri bilir ama harekete geçmez. tatlı bir anı olarak kalırsınız birbiriniz için.

ne olurdu sen benim olsaydın

uzunca bir süre önce platonik aşka düştüğüm vakit, onun sevgilisinin elini tutuşunu her görüşümde içimden geçen cümle.

bir insanı tanımak için yapılması gerekenler

seyahat edin, aynı odada konaklayın. ve yanındayken hasta olup planları zora sokun. bakalım nasıl davranacak

uzmanlık için düşünülen bölüm

şöyle ismimin başına bir oftalmolojist

ölüm

her şeyi sıfırlayandır, herkesi eşitleyendir.

ex flörtü unutamamak

gayet normal olan durumdur. ama garip olan: bir nehirde iki kez yıkanılamıyor. çok özlediğim ex flörtüm bir yıl sonra beni aradığında anladım bunu. değişmiş, değişmişim. bir yıl önceki birbirimizi özlüyoruz. şimdikini değil. ve bunun bir çözümü yok.

içinizi dökme defteri

sadece yorgunum dostlar. ve sebebini anlatmaya başlasam 23 sene öncesinden başlamam gerekir...

hayatta neden bazı insanların payına daha fazla acı düşer

bunu değiştirmeye çalıştığım çok zaman oldu. artık çabalamıyorum. sadece büyük bir dalga geldiğinde daha yükseğe zıplamak için saklıyorum enerjimi.

virginia woolf

"kendine ait bir oda" çok ince düşünülmüş, gerçek bir analizdir. kadınların daha az yazar, sanatçı, düşünür olmalarındaki temel sebep "kendi ait bir oda"ları olmayışıdır. üretkenlik kendinizle vakit geçirebileceğiniz bir alanda filizlenir: gün boyu ev işlerinin sorumluluğu altında ezilen, kendine ait bir odası bile olmayan kadınların fikirsel ve sanatsal üretimi baltalanır.
  • /
  • 30

bir insanı tanımak için yapılması gerekenler

her insan kendini rüşvet karşılığı tanıtır. burada rüşvet olan şey sizin istemli ya da istemsiz olarak verdiklerinizdir. aynı zamanda karşı taraf için bu rüşvet, bilinçli ya da bilinçsiz olarak arzuladıklarıdır. arzularına tam olarak kavuşan insanların ilk dürtüsü bir başkasının ruhunda boşluklar açarak kendini daha da tam hissetmek olacaktır.
bu yüzden birini gerçekten tanımak sizi mutlaka bir yerinizden eksik bırakacaktır. yani birini tanımanın bedelleri vardır:

bazı insanların kim olduğunu onlara bedeninizi verdikten sonra anlarsınız. bazen ruhunuzu, bazen sevginizi vererek. bazen her şeyinizi verseniz de tanıyamayacağınız, tanıdığınızı sandığınız insanlar olur, henüz onların istediklerini onlara verememişsinizdir. belki de bu yüzden şanslısınızdır.

ha kendinizi koruyarak başkalarını tanımak mı istiyorsunuz aslında? kendinizi korumak, kendinize yabancılaşmaktan geçmiyorsa (pek sanmıyorum), belki başarılı olursunuz. bende bunun çözümü yok. ne hayatımda insanları gerçekten tanıyabildim ne de beni bir tanıyan var. bu da ayrı bir başlığın konusu.

güçlü erkeklerle baş edemeyince feminist olmak

güçlü erkeklerle baş edemeyince feminist olmak

güçlü erkeklerle baş edemeyince feminist olmak

güçlü erkeklerle baş edemeyince feminist olmak

güçsüzlüğünü kadınlara saldırarak unutmaya çalışan erkekler tarafından inanılan sanrı.

tıbbiyelinin sinemada izlediği ilk film

kaçak gelin.
julia roberts filmiydi.
daha okuma yazmam yokken annem tarafından alt yazılı bir filme götürülmüştüm ve film boyu uyumuştum.
bir ara filmden bi kelime anlamanın sevinciyle şey diye bağırdığımı hatırlıyorum: anneeee yes dedi yes dediii.

yazık be böyle şeyler etmeyin çocuklarınıza.

barones frozbit ile rakımsı şeyler

ooo tam 1 aydır sahalardan uzak kalmışım. 27 temmuz saat 22de başlayacak sabahlar olmasın dedirtecek yayın.


edit:23’e alınmış yayın

tıbbiyeli itiraf

bazen hiç kimseyle konuşamıyorum günlük... konuşmak istesem de olmuyor ne yapayım. sanki biri kendini ifade etme yeteneğimin düğmesini kapatmış gibi hissediyorum.

bir de okul hiç geçmiyor. okulda insanlar çok soğuklar... her gün gördüğum artık sima olarak birbirimizi tanıdığımız insanların taş gibi suratlarla hiç günaydın demeden sokakta gördüğümde selam vermeden geçip gitmeleri bu aralar daha bir çekilmez geliyor... onlar bu kadar beni sallamaz takıldıkça daha çok içime kapanıyorum sözlük...

birbirimize günaydın desek ne bileyim asansörde falan bir iki cümle kursak o koca egolarımızdan çok bi şey eksilmez sanki. en azından karşımızdaki kişiye "insan" gibi davranmış oluruz.

bazılarımız için ailesinden ve arkadaşlarından uzakta başka bir şehirde tek başına yaşamak yeterince zorken sizin bu anlamsız tuğla suratlarınız, ergenlikten kalma gruplaşmalarınız bu şehri ve okulu daha da çekilmez kılıyor olabilir....

edith piaf

ne zaman adı geçse er ryan'ı kurtarmak filmindeki şu repliği aklıma getiren kişidir

– bu çalan nedir?
+ edith piaf diye bir kadın..
– ne anlatıyor bu şarkıda?
+ ne kadar sevdiğini… ama terk edilmiş.. hep hayal kırıklığı yaşamış..
– bunu bir süre daha dinlersek, almanların beni öldürmesi gerekmeyecek.

hayatın insana öğrettikleri

hayır demeyi bilmek.
ayrıntı vermek istemediğin bir durumu "işim var" diyerek kesip atabilmek.
sana zararı dokunan insanlarla ilişkini asgari düzeye indirebilmeyi bilmek.
hayattan bilmenin önemini öğrendim, çoğu zaman da bir şeyleri yapa-bilmenin önemini.

Toplam entry sayısı: 298

cemal süreya

"hayat kısa, kuşlar uçuyor."

insanın kalbinin sesini dinlediğinde olabilecekler

stetoskoptan stetoskoba değişebilen durum.

içine kapanık insan

her sene yediğim kazıklar sonrasında olmayı hedef edindiğim insan tipi. sonra beceremeyip tekrar kazık yemek.

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

"senin gezegenindeki insanlar tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yine de aradıklarını bulamıyorlar." dedi. "evet bulamıyorlar." diye cevapladım onu. "halbuki aradıkları tek bir gülde veya bir yudum suda olabilir." "haklısın." dedim. bunun üzerine küçük prens şöyle dedi; "ama gözler gerçeği göremez ki, yüreğiyle aramalı insan." (bkz: küçük prens)

edit: imla

hayatın insana öğrettikleri

kendinden başka kimseye güvenmemek. bazen çok insanı paranoyakça silmenize neden olur ama çoğu kez korkunç şeylerden korur.

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

en geç üçüncü döneme kadar düzgün erkeklerin şirret kızlar tarafından bir bir kapılması sonucu başa gelebilecek durumdur. bunun sonucunda senelerce flört hayatı düşünmeyen masum kız son yıllarda kendine kimsenin kalmadığını fark eder ve evde kalmışlık hissi yaşar. ama en geç uzmanlık sürecinde kendi gibi düşünmüş ve kendini bu masum kıza saklamış efendi bir bey bulur ve nikahı basar. mutlu son!

allahın her şeyi göremeyen olması

allah doğurabilir mi sorusuna "evet" diye cevap verince "ehee hani doğurmamıştı", "hayır" denilince "eheee hani her şeye gücü yetiyordu." şeklinde cümle oyunlarıyla sonuca varmaya çalışan ve tenzihi sıfatlardan dolayısıyla da "muhalefetün lil havadis" sıfatından falan haberi olmayan güruhun yeni söylemi sanırım. her şeyi görüp göremediği elbet bir gün herkes tarafından net bir şekilde anlaşılacaktır.

insanın kalbinin sesini dinlediğinde olabilecekler

stetoskoptan stetoskoba değişebilen durum.

tus dersanesi

sevemediğim olaydır. üstelik temsilcilik teklifi de aldım ama tabii ki reddettim. neden mi? çok saçma çünkü. pazarlamacı davranışlar sergilerken utanırım ben. amfide 3 yıldır selam vermediğim tanımadığım insana gidip "dersaneye yazıldın mı canım?" diyemem. sırf başka dersanenin temsilcisi/öğrencisi oldu diye arkadaşlarımla arama mesafe koyamam.

içim yanıyor dostlar. neden mi? çünkü gerçekten çok saçma. okulun ilk 3 yılını sabahtan akşama ders dinleyerek geçiriyorum. çünkü derslere gitmeyi seviyorum ama koskoca 3 yıl boyunca saatlerce amfide oturmam yetmiyor, stajlara iyi çalışmam yetmiyor. en az 10 bin lira dökerek bir dersaneye yazılıyorum. ha, eğer ailemin durumu yoksa "mezuniyet sonrası" ödeme imkanından (!) faydalanabilirim. 20 bin lira ödeme sözü vererek tabii. he soru kampı, vaka kampı olmadan da olmaz, en az 3 bin lira da ordan ekleyelim! 25 yaşında sırt çantasıyla liseli öğrenciler gibi dersaneye gidelim. günde en az on saat ders dinleyelim. üzerine saatlerce ders çalışalım. ancak bu şekilde hayalini kurduğumuz uzmanlığa ulaşalım. yazık bize be. bazen cidden acıyorum.

tıp fakültesinde bulunan 10 tip

bir tane de ben eklemek istiyorum: ders biter bitmez hocanın masasının önüne yığılan tipler. ne konuşuyorlar hala öğrenmiş değilim.

bayan vs kadın

baymıyoruz bence. kadın deyin ya.

bazı doktorlar yediği dayağı hak ediyor diyen doktor

kendi entryni benignlemek

en az bunun kadar önemli olan şey de "of ne salağım." deyip malign de verebilmektir. şimdi bu entry'me yapıcam mesela.

acaba tıp fakültesinde bla bla bla

sorunun devamı ne olursa olsun "şuan için bilmen gereken tek şey membran'ın hücre zarı olduğu. hadi gazan mübarek ola." diyip yolladığım soru kalıbı.

helal olsun

uçasın geliğğğr
kanadın yanağr

içerik kuralları - iletişim