rigormortis

Durum: 283 - 0 - 0 - 0 - 30.07.2018 00:03

Puan: 3568 -

2 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Tabii ki fil yutmuş bir boa yılanı bu.
  • /
  • 29

güvenilecek insan

ankara

aramızda ayrı bir hukukun bulunduğu şehir. canlı bir şehir her şeyden önce ama bahsettiğim canlılık hareketli olması değil. sanki bir insan gibi gelir bana çok kez. acımasız ama bir o kadar da şefkatli. sanki burada olduğum sürece şehir beni izler, ağladığımda "hak ettin" der bazen, birini sevdiğimde "canın acıyacak" diye uyarır ya da. bu his garip.

evde çıplak gezmek

bazıları için aile evde olmadığında yapılabilecek en ekstrem eylem. bunun neden bu kadar iyi hissettirdiğini bilmiyorum ama sanırım insana biraz daha fazla özgürlük hissi veriyor. normalde kıyafetli ve belli kurallar çerçevesinde yaşadığın o evde, bi anda çırılçıplak gezebiliyorsun. basit ama etkili bir deneyim.

ölüp gideceğimiz gerçeği

beni rahatlatan gerçektir. bazen hırslarımız, mücadelemiz, hayat endişelerimiz, kırgınlıklarımız öyle bir noktaya geliyor ki bu hayatın sonsuz olmadığını bir şekilde hatırlama ihtiyacı duyuyorum. hatırladığımda bir nebze teselli buluyorum, rahatlıyorum.

önemli olan iç güzellik

biber dolması seçerken kullandığım yöntem.

hiçbir istediği olmamak

fark ettiğinizde lehinize kullandığınız durum. şahsen ben uzun bir süre hayatımı hayal kırıklığına uğrayarak geçirdim. bir gün bunu fark edince strateji değiştirdim ve olmasını asla istemediğim şeyleri istiyor gibi davranıyorum. böylece asla başıma gelmiyorlar.

güçsüzlüğünü belli etmemek

bir patlama noktasına kadar sürdürülebilecek eylem. o noktada da öyle bir patlarsınız ki güç müç kalmaz zaten bir daha.

ensest ilişkinin ahlâkî olması

hangi ahlakla ahlaklandığınıza bağlı olarak değişebilecek durumdur.

ağrıyan başı sıkıştırmak

yaz tatili yaklaşırken artan tahammülsüzlük hissi

dönem başında derslere duyduğun büyük ilgi artık minimuma inmiştir. okula gitmek işkence halini almıştır. ayrıca bu zaman dilimi ontolojik sancıların maksimuma çıktığı zaman dilimidir. ısınmış havada yürürken "ben kimim, neden buradayım" türevi sorularla ufaktan kafayı yemeye başlarsınız.
  • /
  • 29

barones frozbit ile rakımsı şeyler

ooo tam 1 aydır sahalardan uzak kalmışım. 27 temmuz saat 22de başlayacak sabahlar olmasın dedirtecek yayın.


edit:23’e alınmış yayın

tıbbiyeli itiraf

bazen hiç kimseyle konuşamıyorum günlük... konuşmak istesem de olmuyor ne yapayım. sanki biri kendini ifade etme yeteneğimin düğmesini kapatmış gibi hissediyorum.

bir de okul hiç geçmiyor. okulda insanlar çok soğuklar... her gün gördüğum artık sima olarak birbirimizi tanıdığımız insanların taş gibi suratlarla hiç günaydın demeden sokakta gördüğümde selam vermeden geçip gitmeleri bu aralar daha bir çekilmez geliyor... onlar bu kadar beni sallamaz takıldıkça daha çok içime kapanıyorum sözlük...

birbirimize günaydın desek ne bileyim asansörde falan bir iki cümle kursak o koca egolarımızdan çok bi şey eksilmez sanki. en azından karşımızdaki kişiye "insan" gibi davranmış oluruz.

bazılarımız için ailesinden ve arkadaşlarından uzakta başka bir şehirde tek başına yaşamak yeterince zorken sizin bu anlamsız tuğla suratlarınız, ergenlikten kalma gruplaşmalarınız bu şehri ve okulu daha da çekilmez kılıyor olabilir....

edith piaf

ne zaman adı geçse er ryan'ı kurtarmak filmindeki şu repliği aklıma getiren kişidir

– bu çalan nedir?
+ edith piaf diye bir kadın..
– ne anlatıyor bu şarkıda?
+ ne kadar sevdiğini… ama terk edilmiş.. hep hayal kırıklığı yaşamış..
– bunu bir süre daha dinlersek, almanların beni öldürmesi gerekmeyecek.

hayatın insana öğrettikleri

hayır demeyi bilmek.
ayrıntı vermek istemediğin bir durumu "işim var" diyerek kesip atabilmek.
sana zararı dokunan insanlarla ilişkini asgari düzeye indirebilmeyi bilmek.
hayattan bilmenin önemini öğrendim, çoğu zaman da bir şeyleri yapa-bilmenin önemini.

dersin en gereksiz yerini hatırlamak

sınavda başa gelince daha da vahim olan olaydır.

en son girdiğim sınavdaki soru karpopedal spazm hangi durumda gözükür şeklindeydi. ders anı saniye saniye aklımda. hocanın dedikleri de aklımdaydı. "arkadaşlar yanlış anlamayın. hasta, size el hareketi çekmiyor." deyişi, sıkıcı dersin o esnada birden komikleşmesi ve gülmemiz. hepsini hatılıyorum ama hipokalsemi mi yoksa hiperkalsemi yüzünden mi olduğunu bir türlü hatırlayamadım. en son sınav anında ortaya çıkan mükemmel fikirlerimle hipokalsemi deyip soruyu doğru yapmıştım. ah şu biliçaltı!

yaz tatili yaklaşırken artan tahammülsüzlük hissi

nisan ayında başlar, mayısı çekilmez kılar, haziranı zehir eder.

ortamını, çevreni değiştirmek, daha az düşünmek, istemediğin şeylere daha az maruz kalmak ya da uykusuzluğunu, yorgunluğunu atmak istedikçe doğal olarak oluşur.

“artık bitse de gitsek” cümlesiyle yakından ilişkilidir.

hayatın anlamı

hayatın anlamı yoktur, hayatın kendisi anlamdır çünkü. var olan her şey varlığını koruma ve sürdürme içgüdüsüne sahiptir. (bkz: #89369) 'da belirtildiği gibi. neden varlığını sürdürmek ister varlıklar? bunca hengâmede bunu soran kendinin ve etrafının farkına varmaya başlayan bilinç dediğimiz şeye mazhar olmuş insandır hâli-hazırda. (bkz: #71031) 'de bahsedilmiş güzelce bundan da. hatta bu soru ve benzeri şeyler üzerinde kafa yorup hayatını buna adayan kişiler bilince mazhar olmuş insanların en bilinçlileri olmuş. barınma, beslenme vs. temel ihtiyaçları ile sorunu kalmayan insan bunu dert edinmiş. insan derdi olmadan yaşayamayan bir varlık anlaşılan. hep daha fazlasını isteyen, hep daha ilerisini görmek isteyen bir varlık. hâli-hazırda zincirin nihaî halkası olarak kendimizi bilsek de, başka bir halkaya evrilebilmemiz için hep daha fazlasını istemekten vazgeçip bütün insanların temel ihtiyaçlarını karşılayıp herkesin bilinç seviyesinin yükseldiği bir evreye geçmemiz gerekiyor. birilerinin ürünleri elinde patlamasın diye durakladı insanlık, daha tutucu hâle geldi. bu tutuculuk da ev-iş-okul arasında daha rahat nasıl mekik dokunur ona yaradı. yeni evreye geçmek değil de bu evreye nasıl katlanırız diye debelenip duruyoruz bunca siyaset, din, felsefe ile.

edit ile gelen video:

video optimistik bir açı sunmuş. bence pesimistik olan daha mantıklı. ama avuntu arıyorsanız buyurun.

tıbbiyeli itiraf

kendimi bildim bileli her gün bir şeyleri farkedip, öğrenip, düşünüp aydınlandığımı hissederek mutlu oluyorum ve diğer gün daha bir eksik ve kusur bulup üzülerek devam ediyorum sürece. böyle geldi böyle gidiyor. mühim olan mesele ise bu süreçte gerçekten yükselerek mi ilerledim, ilk başta olduğum noktadan daha mı iyi bir yerdeyim yoksa daha aşağı bir yerde miyim bilmiyorum. belki bunu bilince gerçekten aydınlanırım. sürekli değişiyorum ama sürekli gelişiyor muyum bilmiyorum. yedi yaşında hiçliği sorgulayarak başladığımı hatırlıyorum bu hengâmeye. etrafındaki çocuklardan "manyak mısın olum!" lafını duydukça onlarla oyun oynamak dışında birlikteliğim olmadı. hengâme hakkında konuşabildiğim kişiler hep değişti ben gibi. yuvarlanıp duruyorum bu hengâmede. hangi duvara çarpacağımı bilmeden. hiçliği sorgulayışım hala hiçbir şey değil, hiç hep hiç. hiç. belki de sadece hiçtir.

trafikte hızlı giderek kazanılan iki saniye

başka insanların hayatlarına mâl olabilen zaman kazanımı. evrendeki bir kuraldır hiçbir şey yok iken var edilemez var iken de yok edilemez. birilerinin iki saniye kazanması başka birilerinin onu kaybetmesidir. daha hızlı giderek kazandığınız iki saniyeleri toplasak, ve sizin gibi iki saniye kazananların yol açtığı kazalarda kaybedilen insanların hayatlarının geri kalanlarını toplasak, bunlar birbirine denk olacaktır. bence denktir. çok çok fazla parametre var ama ben denk olduğunu düşünüyorum.

çünkü,

birileri bedel ödemeden birileri nemalanamaz. ödenen bedellerin karşılıkları yerine gelmezse de kaos ortamı olur, dengesizlik olur ve terazi çökmeye doğru gider.

birileri iki saniye kazanmazsa birileri de bedel ödemek zorunda kalmaz.

birileri daha az yerse başka birileri daha az çalışır.

dengeyi bozmasak mı ne. bazı şeyler denkleşiyor olabilir de, bu; hareket sayesinde olabilir. yüksek basınçta hava alçak basınca doğru hareket eder. yüksek ozmolaritede maddeler düşük ozmolariteye doğru hareket eder. her şey bir dengesizlik dengesi içinde döngüdedir. hareketi engelleyecek şekilde elinizdekilere baraj kurarsanız dengesizlik dengesi de bozulur, hayat durur.

gidişini anlatıyorum

rıfat ılgaz'ın eşi rikkat uzsay'a yazdığı şiirdir.1962 yılında 'soluk soluğa' isimli şiir kitabında yayınlanmıştır.şiirin tamamı şöyledir:

sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
saçlarını, gözlerini, ellerini
neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
termometrede yükselen çizgi çizgi
kim bilir nerelerde soğuyorsun

senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
insan insan bakan gözbebeklerin
beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

ne gelirse onlardan gelir bana
çalışma gücü yaşama direnci
mutluluk gibi kazanılması zor
mutluluk gibi yitirilmesi kolay

bir açarsın ki mutluyum
bir kaparsın her şey elimden gitmiş

Toplam entry sayısı: 283

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

"senin gezegenindeki insanlar tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yine de aradıklarını bulamıyorlar." dedi. "evet bulamıyorlar." diye cevapladım onu. "halbuki aradıkları tek bir gülde veya bir yudum suda olabilir." "haklısın." dedim. bunun üzerine küçük prens şöyle dedi; "ama gözler gerçeği göremez ki, yüreğiyle aramalı insan." (bkz: küçük prens)

edit: imla

iç sesinizin size laf sokması

bu aralar ipini kaçırdığı durumdur. ne demiş didem madak: "iç ses, bu bahsi kapa!'

cemal süreya

"hayat kısa, kuşlar uçuyor."

içine kapanık insan

her sene yediğim kazıklar sonrasında olmayı hedef edindiğim insan tipi. sonra beceremeyip tekrar kazık yemek.

hayatın insana öğrettikleri

kendinden başka kimseye güvenmemek. bazen çok insanı paranoyakça silmenize neden olur ama çoğu kez korkunç şeylerden korur.

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

en geç üçüncü döneme kadar düzgün erkeklerin şirret kızlar tarafından bir bir kapılması sonucu başa gelebilecek durumdur. bunun sonucunda senelerce flört hayatı düşünmeyen masum kız son yıllarda kendine kimsenin kalmadığını fark eder ve evde kalmışlık hissi yaşar. ama en geç uzmanlık sürecinde kendi gibi düşünmüş ve kendini bu masum kıza saklamış efendi bir bey bulur ve nikahı basar. mutlu son!

allahın her şeyi göremeyen olması

allah doğurabilir mi sorusuna "evet" diye cevap verince "ehee hani doğurmamıştı", "hayır" denilince "eheee hani her şeye gücü yetiyordu." şeklinde cümle oyunlarıyla sonuca varmaya çalışan ve tenzihi sıfatlardan dolayısıyla da "muhalefetün lil havadis" sıfatından falan haberi olmayan güruhun yeni söylemi sanırım. her şeyi görüp göremediği elbet bir gün herkes tarafından net bir şekilde anlaşılacaktır.

en çok korkulan an

bilgisayarın şarj aletinin patladığı an. bir yaz tatilinde anneannemlerdeyiz. takip ettiğim bir dizi var, izleyeceğim ama bilgisayarın şarj aletinde temassızlık var. kardeşim sonunda bana acıdı "ben tutayım bunu ver" dedi ve temassız kısmı eliyle düzelterek şarj aletini tutmaya başladı. ben de bilgisayardan diziyi açıyorum. bi anda bir ses, evin şartelinin atması, etrafın karanlığa bürünmesi ve kardeşime bir şey olduğunu sandığım o beş saniye. içimdeki acıyı unutamam."ulan bir dizi uğruna değer miydi?" diye diye kendimi yedim. sonra "nerdesin kardeşim?" diyerek elimle onu bulmaya çalışmıştım ve "burdayım salak, korkma ölmedim." demişti.

doktorun doktorla evlenmesi

mantıklı olduğuna inandığım evlilik tipidir. kaçınıza oluyor bilmiyorum fakat bir yerden sonra mesleki bir jargon edinmeye başlamaktan ötürü, bu meslekten olmayan insanlarla iletişiminizde bazı uzaklıklar olmaya başlıyor. en basitinden mesleki bir terim olduğunu unutacak kadar dilinize yerleşmiş bir kelimeyi karşı taraf anlayamıyor mesela. o anlarda hep hayat arkadaşımın aynı meslekten olması gerektiğine inanmaya yeniden başlıyorum.

en çok beğendiğiniz kitap kesiti

"senin gezegenindeki insanlar tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yine de aradıklarını bulamıyorlar." dedi. "evet bulamıyorlar." diye cevapladım onu. "halbuki aradıkları tek bir gülde veya bir yudum suda olabilir." "haklısın." dedim. bunun üzerine küçük prens şöyle dedi; "ama gözler gerçeği göremez ki, yüreğiyle aramalı insan." (bkz: küçük prens)

edit: imla

bazı doktorlar yediği dayağı hak ediyor diyen doktor

kendi entryni benignlemek

en az bunun kadar önemli olan şey de "of ne salağım." deyip malign de verebilmektir. şimdi bu entry'me yapıcam mesela.

acaba tıp fakültesinde bla bla bla

sorunun devamı ne olursa olsun "şuan için bilmen gereken tek şey membran'ın hücre zarı olduğu. hadi gazan mübarek ola." diyip yolladığım soru kalıbı.

helal olsun

uçasın geliğğğr
kanadın yanağr

bizim bölüm tıp kadar zor

duyunca "la havle vela guvvete.." moduna geçtiğim sonrasında "zor zor, herkesin kendi kapasitesine göre zor tabii." dediğim cümle.

içerik kuralları - iletişim