ryanodin

Durum: 169 - 2 - 1 - 0 - 16.10.2018 23:46

Puan: 2650 -

2 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

memento mori..
  • /
  • 17

72. koğuş

bir orhan kemal romanı
insan haysiyetinin hikâyesi.
tüm yapıtlarında insana dair inancını ve sevgisini koruyan orhan kemal, derin çukura yuvarlanmış insanların, en yakınını dahi üç kuruş uğruna vurabilecek kadar alçalmış olanların dünyasını bir koğuşun karanlığında anlatıyor.alçalışın bile yok edemeyecegi insanlık onurunu dile getiriyor.
(spoiler:kaptanın ağır hitit heykeli bu kışa dayanamadı.sabahleyin 72. koğuşun kapısını açan gardiyanlar işi anlayarak koştular:kalın
parmaklarıyla kaptan pencere demirlerini öyle bir kavramıştı ki, et, kemik, demir birbirine perçin olmuştu sanki.kalbini dinlediler, atmıyordu artık. nabız atmıyordu.koca beden kaskatı kesilmişti.pencereden çekip almak istediler, olmadı.bir ton , iki ton, beş ton ağılırlığındaydı sanki
tekrar zorladılar.
gardiyanlardan biri, "keskiyle çekiç lâzım!"dedi.)

yılanı öldürseler

yaşar kemal'in, resmi kayıtlara göre 2 gün önce günü kutlanan, 95 yıl evvel doğan, ailesi van gölü'nün kıyısındaki ernis köyünden olup; 1. cihan harbi dolayısı ile osmaniye'nin kadirli ilçesine göç eden, asıl adı sadık kemal gökçeli olup; türk romanının değil dünya edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olan yaşar kemal'in romanlarından biri.
içerik biraz değişik.
arka kapak da diyor ki:"toplumsal cinnetin bir çocuğu katil olmaya sürüklemesinin romanı yılanı öldürseler kurban kavramına odaklanır."
 spoiler!
hasan titriyordu, ürpermişti. etleri çekiliyordu.başı dönüyordu.gözlerinin önündeki yalımların içindeydi anası.birden elindeki tabaca ateş aldı.bir çığlık koptu.bir daha ateş aldı, bir daha...bir saç, et yanığı konusu aldı ortalığı...hasan birden boşalıverdi, ortada bir süre, tabancası elinde, tandırın başında dolandı durdu.anasının tandıra girmiş başındaki saçlar yanıyordu.anavarzaya doğru aldı yatırdı.

doktor hasta diyalogları

geçenlerde aile hek polde yaşanan artık bu kadarına pes dedirten türden bir diyalog şöyle;
hasta meme ca, 1 hafta önceden yazdırdığı tamoksifen reçetesini erteleyip almamış eczaneye gidince de günübirlik reçetesi olduğu icin ilac verilmemiş reçete düzenlenmesi için eğitim saati pole geliyor, doktor da teknik bir arızadan dolayı beklemek zorunda polden çıkamıyor.yine de iyi niyetinden ötürü beklerken yardımcı olmak istiyor ve iyilikten her zaman maraz doğduğunu fısıldayan içsesini by pass ediyor.recetenin yazıldığı tarihte faal olan hoca izne çıktığı için recete üzerinde oynama yapılamıyor.10 gün geçmediği için yeni kayıtla yeni reçete de yazılamıyor kaldı ki kayıt açacak sekreterlik bilem ortada yok. neyse efem devamı ise şöyle
d:hanfendi burdan size yardımcı olamıyorum isterseniz kendi aile hekimliginizden yazdırın.
h:(aile hekimini ses ve mimiklerle taklit ederekten) hııı-ıh! onda da bir hava bir hava.neymiş orası migros muymuş, vay efendim her istediği tahlili istetip her istediği ilacı yazdiramayacaksa devlet neden onu oraya koymuş.yok bedeva mi çalışıyormuş
doktor bu arada takliti hayretle seyretmekte, aile hekimliginin hastanin sandığı gibi bir ticarethane olamadığı açıklamaya çalışmaktadır
h:memnun değilse aile hekimi olmasaymış, okusaymış daha iyi bi sey olsaymış, adam olsaymış??!!!!!!
d:hanfendi okumus ya daha ne okusun 6 yil tıp okuyup doktor çıkmak kolay mi sanıyorsunuz?daha nasıl adam olsun?
h:biz de biliyoruz bu isleri biz de kamu gorevlisiyiz
d:karşımda bu sekilde doktoru taklit edip aşağılamaniz cok ayıp gercekten size diyecek bi sey bulamıyorum yazık
h:haklisiniz sizden özür diliyorum bu ilaç zaten reçetesiz de 11 liraymış
d:e o zaman reçetesiz alsaydınız keşke?benden değil kendi aile hekiminizden özür dileyin!
maalesef diyecek söz yok gerçekten..

tıbbiyeli itiraf

içim adeta boşaltılmış; ortası çürümüş bir ağaç gibi..ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum.sadece günü kurtarıyorum.gün sonunda ise kurtar(ama)dıklarım kabus olarak geri dönüyor.sanki duygularım alınmış gibi, sürekli deoryanteyim ve algılayamıyorum.saatlerce hiçbir şey yapmadan bir noktayı izleyebirim.tam emin değilim ama sanırım halüsinasyonlar da başladı.artık psikıyatrinin yolunu tutma vakti mi geldi dersiniz?

devrent deresi

izlediğim bir filmde işittiğim, denizli yöresine ait, söylemesi çok akıcı olan bir türkümüz.sözleri ise şöyle:
devrent deresini duman bürüdü
yedi deve ile musa'm yürüdü
musa'mın ciğeri mosmor oldu çürüdü
devrent dereleri dar geldi bana
vadesiz ölümler zor geldi bana

devrent deresine çıvgınlar esti
elimi kolumu poyrazlar kesti
feleğin bizlere ne imiş kasti
devrent dereleri dar geldi bize
vadesiz ölümler zor geldi bize

devrent deresinden biz de geçelim
sılaya varmaya yollar açalım
deve kirasından biz vazgeçelim
yıkıldı develerim kaldıramadım
tutuldu dillerim söyleyemedim

devrent dersine üç yiğit buydu
musa'mın gözünü kargalar oydu
musa'mın öldüğünü anası duydu
ağlasın ağlasın anam ağlasın
tülü mayaları dudu'm bağlasın

devrent dersinde develer katar
musa'mın ölüsü çaylarda yatar
kulanın yolcusu gel bizi kurtar
devrent dereleri dar geldi bize
vadesiz ölümler zor geldi bize

devrent deresinde kar yine bastı
sağımdan solumdan tufanlar esti
sılada yavuklum umudu kesti
devrent dereleri dar geldi bana
vadesiz ölümler zor geri bana

değirmene vardım yükümü yıktım
kaldırdım kafamı havaya baktım
ben bu tatlı canı ucuza sattım
kudretten karadır musa'mın kaşı
her daim böyledir feleğin işi

tıbbiyeli itiraf

problemlerimin üstesinden 'salağa yatarak ' geliyorum..

tıbbiyeli itiraf

kimseye bi zararım yok..bütün zararım kendime.kendimden davacıyım

dubtrack.fm

bazen kendi kendime bi şeyler çaldığım beni rahatlatan güzel bi şey yapıyor hissi veren platform, bekleriz dostlar..

nst

hasta ağzıyla 'nts' başta acaba yanlış mi okuyorum algısı verdi.ksksks
neyse efendim şimdi bunu bağlarken tokoyu baglarsın da orta hatta kolayca.fekat gel gör ki fetal kalp atımını ilk koyusta bulmak zordur ara ki bulasın hadi buldun diyelim kaybolur kesintili cırt cırt yazdırır cihaz götürürsün asist beğenmez hadi bi daha cek.kocaman göbekleriyle yarim dünya olmuş gebenin altına lastiği uzatıp hazır sermezseniz bu kez de kollar kavuşmaz.filan fıstık..

tıbbiyeli itiraf

çevremdeki insanlardan cok çabuk etkileniyorum.hem iyi hem kotu anlamda.bu karakterimin oturmadığını mi gösteriyor bilemiyorum.atalarimiz kır atın yanında yatan ya huyundan ya suyundan, üzüm üzüme baka baka kararır minvalinden sözlerini sanki tam da benim için söylemiş gibi.lisede sıra arkadaşımın yazısını 2 gün sonra kendi yazimda farkettigim günden beri bu böyle..
ve evet merdo türküsünü cok seviyorum.
  • /
  • 17

sevilme ihtiyacı

aniden bastıran, insanı var olduğu andan koparıp belirsiz süreliğine kapkaranlık bir yalnızlığa hapseden sevgi eksikliğinin getirdiği ihtiyaçtır. elbette her insanı dönem dönem etkileyebileceği gibi bu yaşlara sevgisiz büyüyüp gelmişlerin en yoğun ve sık yaşadığı ihtiyaçtır, derin bir duygu hali, iç burukluğudur.

ilginç isimler

imdat, nokta, yeter, dursun, durdu gibi isimler de kullanilis amaclari sayesinde bu kategoriye girerler.

(bkz:kontrasepsiyon)

yabancı damat

2004 yapımı, biri türk biri yunan iki gencin hayatlarını anlatan sıcacık dizi. bir dilim gaziantep baklavası, bir gökhan kırdar şarkısı, bir yunan sirtakisi adeta.

4. sınıftaydım, hayat çok daha güzeldi ve ben niko'ya inceden yanıktım. büyüdük, her şey değişti, niko'ya hayranlığım hariç.

hayata dair iç burkan detaylar

birilerinin çevresiyle ilişkisini gözlemleyip, senin hiç yaşamadığın duyguları savurganca yaşadıklarına şahit olmak.
bugün doyunca dünkü açlığını unutursun.
bugün ısınınca dünkü üşüdüğünü unutursun.
susayınca bir bardak su içersin ve biter.
ama duygusal yoksunluklar sonradan asla doyurulamaz. hep şüphe duyarsın. öylece için burkulur bazen.

cornelius

kuyucaklı yusuf

konusu açısından zihnimde biraz flulaşmışta olsa, yıllar önce okuduğumda beni ne kadar etkilediğini hala ve çok net hatırladığım değerli edebi eserin adıdır. demek ki tekrar okuma vakti gelmiş.
 spoiler!
ömrünün her vak'ası olmasa da olabilir, hayatına her giren insan girmese de olabilirdi.
varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti...

unuturum diye yorma kendini

ekseriyetle ayrılmak üzere olan ya da ayrılmış beylerimiz tarafından züğürt tesellisi olarak sanki bir daha hanımefendimizi hiç kimse sevmeyecekmiş gibi dertle söylenen-dinlenen şarkı.

genelde ayşen birgör yorumu ile dinlerdim ama rubato yorumu da alışılagelmişin dışında güzel.

unuturum diye yorma kendini,
her sevenle beni bir tutamazsın.
bu kadar yürekten sevmişken seni,
öyle kolay değil unutamazsın.

 spoiler!
unuttu


dinleyelim ve dünyamız birkaç dakikalığın güzelleşsin:

düğünofobi

düğüne gitme fobisidir. kalabalık, sıcak, yüksek ses müzik, yemek... cidden benim için fobidir. son 5 senedir bir düğüne gittim. o da yakın arkadaşım olduğu için. gerçi salondan içeri girdiğimde kardeşime kimse fark etmeden kaçalım en iyisi dedim ama çoktan gören olmuştu.

utançtan yerin dibine girdiğiniz anlar

pediatri stajında anamnez aldığım kişiye çok genç göründüğü için soruları kardeşiniz diye sordum. kardeşim değil benim bebeğim dedi. öyle mi çok pardon çok genç görünüyorsunuz. kaç yaşındasınız dedim. 19 dedi. hımm küçükmüşsünüz zaten dedim. kız ne diyeceğini şaşırdı. birbirimize boş boş bakmaya başladık. neyse ben sonra geleyim deyip kaçtım.

ıslak mendille halı silmek

mahçup olmamak adına yapılan eylemdir.

bazen öyle bir yerde olursunuz ki ev sahibi çay koymaya gittiğinde, beyaz halıya döktüğünüz ıslak kek lekesini çıkarmak için halıyı emciklerken bulursunuz kendinizi.

Toplam entry sayısı: 169

tıbbiyeli itiraf

dünden kalanlar..
cok yogun bi cocuk acil.zibilyon adet hasta,x2-3 hasta yakını anne baba.(annesi diyince yok ben halasıyım enistesiyim cok önemli sanki?!!)
ara vermeden 24 saat nöbet, insanlık dışı nöbet şartları
kafaya savrulan bi kaç kol darbesi ve bir ikis ise su
tepinen çıldırmış bi anne
1 adet beyaz kod
bi ton güvenlik, polis, görevli
kırılan bi bilgisayar, telefon
meslekten soğuma insanlardan tiksinme
bi tutanak
giden bi gençlik
bi sure bekleyiş
kapıda yeni arbedeler
tekrar eski düzene dönüş
kapanış..

hayattaki kırılma anları

babanda olup nefret ettigin bir özelliğin kendinde de olduğunu fark etmek..

tıbbiyeli itiraf

dördüncü sinifta antidepresan kullandım bi süre.aslinda gerek yoktu ama ısrar ettim asistan ablaya.benim için leş gibi bi seneydi.evimde teras vardı.bazi allahindan bulasicalar yüzünden hayatım cehenneme döndü.depresif bi yapımın olmasi hasebiyle
teras da olunca bazi sacma dusuncelerim oldu.bunlari asistana anlattığımda tabi bi alert oldu bu yatiralim filan diyor bana. kabul etmedim.ben de biliyordum ordan kendimi atmayacagimi ama insan kendinden bile korkuyor bazı.
stresle bas edememe problemim ve usengecligim yüzünden hayatı kendime zehir ediyorum.insanlar dışarıdan beni nasil görüyor bilemiyorum ama içerde bi enkaz var.çevremde gördüğüm işine hakim doktorlardan hicbir zaman olamayacağım düşüncesini kafamdan atamıyorum.nispeten kolay bi bölümüm var ama bununla bile basedemiyorum. kendime saygımı yitiriyorum.
istifa sürecinde işsizliğin ne demek olduğunu iliklerine kadar hissetmiş biri olarak şu an kimseye muhtaç olmadan hayatıni kazaniyor olmak paha biçilemez.
mecurimdeki evimde de teras vardı ve şimdiki evimde de var.bu evrenin bana bi mesajı mi bilemiyorum.sacma bi düşünce evet ama insan bi takılıyor.
neyse daha fazla yazmayacağım..

makyaj yapmayan kadın

ben.arada yüzünü kurcaladigim için dağıtıyorum.makyaj yaptığım zaman olmadığım biri gibi oluyorum.dogallik daha güzel.evde yapıyorum bazen.kendimi iyi hissettirdiği oluyor.kendim için bi sey yaptığım hissi veriyor.dışardaysa utanıyorum.. makyajdansa bakım daha mantıklı.ama onu da yapmıyorum da neyse

kuyucaklı yusuf

"sabahattin ali bu romanında lirik ve romantik bir kahramanın yanı sıra, zalim ve ağulu bir taşra portresini bütün aktörleriyle gözümüzde canlandırır." diyor arka kapak.
geçenlerde bir solukta okuduğum, beni derinden etkileyen, trajik sonu sık sık aklıma gelen gerçekten çarpıcı bir roman.
 spoiler!
hafif bir rüzgar muazzez'in saçlarını uçuşturuyordu.bu sırada onun sırtında pembe saten entarisi olduğunu farketti. arkasına bir bıçak yemiş gibi sallandı.bir eliyle yanıbaşındaki ağaca tutunmasa düşecekti.ilk kaçırdığı akşam da muazzez'in sırtında bu entari vardı.

hayattaki kırılma anları

babanda olup nefret ettigin bir özelliğin kendinde de olduğunu fark etmek..

tıbbiyeli itiraf

asistan oldum hala içimdeki intörn ezikliğinden kurtulamadım, kanimiza işlemiş.

tıbbiyeli itiraf

dördüncü sinifta antidepresan kullandım bi süre.aslinda gerek yoktu ama ısrar ettim asistan ablaya.benim için leş gibi bi seneydi.evimde teras vardı.bazi allahindan bulasicalar yüzünden hayatım cehenneme döndü.depresif bi yapımın olmasi hasebiyle
teras da olunca bazi sacma dusuncelerim oldu.bunlari asistana anlattığımda tabi bi alert oldu bu yatiralim filan diyor bana. kabul etmedim.ben de biliyordum ordan kendimi atmayacagimi ama insan kendinden bile korkuyor bazı.
stresle bas edememe problemim ve usengecligim yüzünden hayatı kendime zehir ediyorum.insanlar dışarıdan beni nasil görüyor bilemiyorum ama içerde bi enkaz var.çevremde gördüğüm işine hakim doktorlardan hicbir zaman olamayacağım düşüncesini kafamdan atamıyorum.nispeten kolay bi bölümüm var ama bununla bile basedemiyorum. kendime saygımı yitiriyorum.
istifa sürecinde işsizliğin ne demek olduğunu iliklerine kadar hissetmiş biri olarak şu an kimseye muhtaç olmadan hayatıni kazaniyor olmak paha biçilemez.
mecurimdeki evimde de teras vardı ve şimdiki evimde de var.bu evrenin bana bi mesajı mi bilemiyorum.sacma bi düşünce evet ama insan bi takılıyor.
neyse daha fazla yazmayacağım..

tıbbiyeli itiraf

çoğu zaman gökyüzüne bakmaktan korkuyorum hatta evren fotolarina bile bakamiyorum.sanirim sonsuzluk beni korkutuyor bilemiyorum. ayrica karanliktan ve yüksekten de korkuyorum.ve böceklerden ozellikle örümceklerden onlarin fotolarindan da.

bugüne kadar hoşlandığım kimseye acilamadim.birak acilmayi normal bile konusamiyorum bu insanlarla,konusurken anormallesiyorum.hata ve hatta hep kacmayi yegledim onlardan.
ve evet evlenebileceğime inanmıyorum..

tıbbiyeli itiraf

dünden kalanlar..
cok yogun bi cocuk acil.zibilyon adet hasta,x2-3 hasta yakını anne baba.(annesi diyince yok ben halasıyım enistesiyim cok önemli sanki?!!)
ara vermeden 24 saat nöbet, insanlık dışı nöbet şartları
kafaya savrulan bi kaç kol darbesi ve bir ikis ise su
tepinen çıldırmış bi anne
1 adet beyaz kod
bi ton güvenlik, polis, görevli
kırılan bi bilgisayar, telefon
meslekten soğuma insanlardan tiksinme
bi tutanak
giden bi gençlik
bi sure bekleyiş
kapıda yeni arbedeler
tekrar eski düzene dönüş
kapanış..

seri malignite belirteci

kedi köpekten geçilmeyen hastaneler

buralar metrekareye 10 ve üzerinde hayvan dusen yerlerdir hastdan ve hatta hasta yakınından cok kedi köpek vardir. hayırsever emekli öğretim üyelerimiz sayesinde her gün aralarına yenilerinin katıldığı belediyenin lakayt kaldığı.asistanalarin konsa gitmeye korktukları hatta birkaçının saldırıya uğradığı hastaneler hastanelerimiz

banyoda müzik dinlemek

anlayamadigim durum.saolsun yan komşum tarafindan hiçbir tarzdan da mahrum kalmiyorum.su an caz çalıyor mesela.vallahi pes.mahremiyet diye bi sey kalmadi..

tıbbiyeli itiraf

problemlerimin üstesinden 'salağa yatarak ' geliyorum..

gece yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez

annelerimizin klasik sözlerinden.

içerik kuralları - iletişim