sevgipitircigi

Durum: 104 - 0 - 0 - 0 - 02.03.2017 19:29

Puan: 1751 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

İntihar haram dediler, biz de tıp yazdık...
  • /
  • 11

cappy ananas suyu

olayın tarihçesi için link.

olay sonrası malum içeceğin satıldığı carrefoursa kapatılmış. yapılan açıklamaya göre ise üretimde bir sıkıntı yok, sonrasında bir şekilde kutu hava alıyor (düşüyor mu patlıyor mu bir yerlerden deliniyor işte) sonra da içinde böyle küflü mantarlı bir şeyler oluşuyor.

çoğu kimse 'he he biz de yedik zaten bu açıklamayı' şeklinde yorum yapmış ama bence mantıklı yani, olabilitesi var. ben tatmin oldum. bence asıl rezalet zaten meyve suyu içmekte. musluk suyuna küp şeker at iç daha sağlıklı.

habsburg

ithal damat'ın yanlış nick6'nda olduğunu düşünüyorum...

kara sevda

dışarıda lapa lapa kar yağdığı zamanlarda istemsizce mırıldandığım şarkı. zannımca barış manço şarkılarında da ilk 5'e girer.

tıbbiyeli itiraf

çok yakın bir arkadaşıma aldığım hediyeye yazacak özel bir not bulamadığım için hediyesini 2 aydır elimde tutuyorum. bilse, yazmadan gönder nolur artık, der.

kendime düzgün bir kullanıcı adı bulamadığımdan twitter ve instagram hesabı açamıyorum.

koyacağım bir isim bulamayacağımdan emin olduğum için (rahmetli köpeğime kuçukuçu derdim, ne kadar orijinal) evcil hayvan sahiplenemiyorum. ne bir kuş, ne bir kedi.

sanırım fazla düşünmekten hayatta bazı şeyleri kaçırıyorum. şu ilham perisi gelsin artık yapılacaklar listem uzamadan. bu gidişle çocuk da yapmam ben isim bulamayacağım diye.

edit: hediye verildi, not için bu kadar beklemeye değdi gibi; çok mutlu oldu, beni de mutlu etti.
twitter'a yelken açıldı. nickim de beğeni aldı, keşke önceden bulup açsaydım. neyse, neresinden dönsek kâr.
listede yavaş yavaş tik'ler atılıyor... (:*swh)

366. gün

32. gün, 25. saat gibi ironik olmak için çıkarılmış bir kavram. ama ne yazık ki bu kavram ironik değil, bir gerçek. bir yıl 365 gün 7 saat. 4 senede eder mi bize 366 gün, yani 29 şubat. (bkz: artık yıl)

ha desem ki 3 yıl ara vermiş bu ya adam, 4. senesinde yazmış da orda 366 diyor falan... veya gerçekten 29 şubatı kastetti vs. ama sözlerinden de bu anlamda bir şeyler çıkaramadım. rap'in ıq seviyesini düşününce böyle şeyler aramaktan vazgeçiyor insan.

tıbbiyeli sözlük mobilden başlığa video ekleme sorunsalı

çok detayda kaybolmadan gelin hemen nasıl çözülüyormuş öğrenelim dediğim sorunsal.

(ebkz: #42647)
yetkili bir abiye sorduk ve sorunu çözdük.(hatta ben sormadan kendisi iletti çözümü sağ olsun)

kısacası linkin başındaki www kısmını silip m yazıyoruz. hop oldu bitti.

ayın yazarı-ocak

dr.kraken'in henüz bir kitabı olmadığını öğrenmemle üzmüş anket.

m.akif ersoy'dan yılbaşı mesajı

aferin. devam edin. böyle devam edin ayrıştırmaya kışkırtmaya. senelerdir `bi bitmediniz amk`. noldu sanki bak adam 1930larda söylemiş bunu. neredeyse 100 yıl olacak hala aynı muhabbet. muhabbetinize tüküreyim böyle muhabbet de olmaz ama neyse. neymiş yılbaşı harammış. ulan siz öyle söyleyince noldu, vaz mı geçti de 'bu sene kutlamayalım harammış' mı dedi millet. tam tersi her yıl daha neşeli daha eğlenceli geçti yılbaşı. kültürümüzde yok ne demek? ulan 100 yıldır kutluyoruz işte, bir şeyin kültür sayılabilmesi için kaç sene lazım sana? ama ne işe yaradı biliyor musun bu söylemler?

(bkz: 1 ocak 2017 ortaköy saldırısı)

yapmayın dedik halep'i bu kadar topluma indirgeyip her yerde propagandasını yapmayın dedik. noldu?

(bkz: rusya büyükelçisine suikast düzenlenmesi)

artık yapmayın demeye korkuyorum. başka da sözüm yok hakim bey.

seneye görüşürüz

bir yılbaşı klasiği. kimilerince hor görülen kimilerince sempatik karşılanan bir espiri.

şahsen ben seviyorum bunu. sonuçta kaç kez yapabiliyoruz ki. senede bir. yılbaşı ağacı süslemek gibi benim için. gereksiz ama eğlenceli ve mutlu edici.

bugün de öyle oldu mesela. bulunduğum ortamda çıkışta herkes dağılırken 'seneye görüşürüz!!' diyerek ortamı bu espiriyle buz küpüne çevirdim. herkes iğrenme ve kahkahayla karışık bir ifadeyle 'hayııırrr pitircik nolur başlatma şu furyayı' diye isyan etse de biliyoruz ki herkes bunu bekler içten içe o gün. bu akşam da bu efsaneyi bizzat başlatmış kişi olarak gururla koridorda yürürken seneye görüşürüz espirilerimle herkesin yüzüne tebessüm bırakmayı başarabildim. ne mutlu bana.

biraz erken olacak belki ama şimdiden "seneye görüşürüz ey ahali!!! " :)

yabanci dizi izleme sitelerinin kapatilmasi

  • /
  • 11

somewhere only we know




bir keane şaheseri. hani bazı şarkılar vardır ya, seneler önce bir yerlerde duyulmuştur veya duymaktan da öte milyonlarca kez dinlenilmiştir ama zaman ya işte, bir yerlerde tekrar karşımıza çıkarmak için yıllarca zihnin dip kuyusunda uyutulmuştur. sonra birden bir radyoda veya bir arkadaşın listesinde duyulur, gözler dolar, istemsiz mırıldanılır biraz da tebessümle. hatta o sanatçının eskiden dinlenilen tüm şarkıları yeniden canlandırılır.

hah işte tam o şarkılardan biri. zaten keane'in tüm şarkıları bu anlattığım efsane boyuta geçtiğinden aşırı huzur ve mutluluk içeriyor artık. ee eski keane'cilerden kim kaldı?*

dipnot: bu soğuk günlerde elinizde kahve, kalorifer kenarına yumulmuş mutluluk arıyor vaziyette olanlar için de lilly allen'in somewhere only we know cover'i mevcut.

keane

hakkında en çok dolu olup klavye başına geçince parmaklarımın kitlendiği başlıklardan biri. bu grubu dinlerken içime dolan mutluluğu o zamanların neşesi ve çocukluğumun hatırlattığı huzura mı borçluyum yoksa gerçekten de aşırı kaliteli müziklerine mi bilemiyorum. artık güncel piyasada olmamaları ne kadar da büyük bir eksiklik. ama belki de bu yüzden bu kadar seviyorumdur; kendini bozma endişesi yok. hep aynı, hep harika.

coldplay sevenlere özel tavsiyemdir.

sf'le kınamak

yapılan yüz kızartıcı hareketi izotonik solüsyonla dilüe etme girişimi.

bir entryniz silinip taslaklara taşınmıştır

(bkz:tanım tanım devamı örnek bkz alıntı)

mot a mot tanım girmeyi sözlük formatı sananların sildiği entry'lerin ardından sütten çıkmış ak kaşık yazarların yanlış infaz sonucu bildirim kutusunda gördüğü bildirim.

tanım olmayan sözlük vardır. tdk mesela. beyaz'ın karşısına ak'tır yazmaz, ak yazar. neden; çünkü beyaz eşittir ak. aynı şekilde anket başlığına girilen entrylerde de tanıma gerek yoktur. formata gerek vardır ama ta nı ma gerek yoktur. 'en güzel renk' başlığına 'kırmızıdır.' dersin tabii ama sadece 'kırmızı' dersen de kimse seni asmaz. normalde. çünkü örnek vermişsin. hatta dolaylı yoldan senin için olan 'en güzel renk=kırmızı' gerçeğini herkesin suratına suratına vurmuşsun.

gelelim tıbbiyeli sözlüğe. 'burda sözlük bizim kurallar bizim' derler. işte bu yüzden anket başlığa da tanım isterler. daha da ne diyim artık, gerisi gg.

(bkz: biz bunları anlattık)
(bkz: biz bunları kırmızı elmalarla anlattık)

edit: istediğiniz kadar eksi verebilirsiniz. bu sadece benim ne kadar haklı olduğumu ve bu kuralları bilmeyen ne kadar çok insan olduğunu gösterir. tanım, sonu 'dır'la biten kelimeler bütünü değildir. aynı şekilde tanım 'dedirten başlık' da değildir. 'başlık' kısmını çıkarıp yerine başka şey koysanız olur ama. hede diyiverin en kötü. zaten bu konuda mod'larla hem fikiriz sanırım. korkarım ki sadece bu konuda.

bizim hoca uyduruyor olabilir hissi

anatomi çalışacaklara öneri

google play'deki 'anatomy learning' uygulamasını indirin. atlas kadar kapsamlı bir içeriği olmasa da en azından çalıştığınız bölgenin kafanızda 3 boyutlu canlanmasını kolaylaştırır. bazı bölgelerde mesala beyinde kesit alma gibi özelliklerini de kullanabilirsiniz. uygulama en başta karışık gelse de sonrasında içeriğini çözdüğünüzde atlastan bile kullanışlı hale geliyor. kötü tarafı ise detaylı bir bilgi vermiyor yani size sadece oluşumları gösteriyor ama her noktanın da ismi yazmıyor yazanlar da genellikle latince değil ingilizce.

noel/christmas

hıristiyanların bayramı olarak başlamış ama globalleşen dünyada çeşitli kültürlere farklı dinlerdeki toplumlara kendini kabul ettirmiş bir kavram.

bu noel ve yılbaşı farkı olayını sizce de çok abartmıyor muyuz? neden her seferinde insanlara bu ikisinin farklı şeyler olduğunu var gücümüzle açıklamaya uğraşıyoruz. varsın ikisi de aynı şey olsun, ne fark eder? zaten yeterince yaslı ve karanlık günlerden geçerken noel babanın elindeki çanın neşeli sesine, ışıl ışıl ışıldayan muhteşem süslenmiş ağaçların görüntüsüne, hediyeleşmenin naifliğine ve bayram adı altında bir arada soğuk kış gününde sıcak dostulukların zevkine bırakmayız ki kendimizi? isteyen dini ritüeline katılsın kilisesinde isteyen sıcak şarabı yudumlasın isteyen de çocuklarıyla hindili ziyafet masasına otursun. bunları yapmak, hayatın bu yönünü tatmak neden sadece hıristiyanlara özgü olsun ki? ben bir müslüman olarak kutlarım christmas'ı da, hanukkah'ı da. üstelik bunu 'o bizim de peygamberimiz bi kereee' ezberine sığınmadan.

kültürler zaten öteden beri kaynaşa kaynaşa bugünlere gelmemiş mi? neden senin kültürün benim kültürüm ayrımı yapılıyor ki? güzel kültürel öğeler birbirleriyle yoğrulup bugünlere gelmiş en güzel halleriyle. istesek de ayıramayız ki, neyin savaşı bu?

gelin içinizi bunlar ferahlatmadıysa birkaç bilgi daha vereyim bu günlerle alakalı. ünlü sümerelog muazzez ilmiye çağ'a kulak verin mesela. der ki; çam süslemek türk adetidir. yani bu günlerde yapılan ayinlerden biri olan çam ağacı süsleme olayı aslında türklerden avrupa'ya geçmiş bir adetmiş. bu adetin zaten pagan inancından geldiği her kesimin kabulu ama bu konuda kimileri avrupa'nın kuzeyinde 16.yyda başladı bu gelenek der, kimi tarihçilere göreyse onlara da türklerden geçmiş, yani çok daha eskiye dayanır.

22 aralık'ta artık günlerin uzamasını kutlamak amaçlı bir ritüel olarak başlamış bu iş. yöredeki (türkmenistan) görkemli ağaç olan ve aynı zamanda kışın da hiç yaprak dökmeyip hep yeşil kalmayı başarmış olduğundan akçam ağacı kullanılırmış. çam ağacı eve getirilir, süslenir, baharın gelişi için de tanrı'ya minnetlerini sunmak amacıyla altına hediyeler konurmuş. herkes bir araya toplanıp o günleri ziyafet ve şenliklerle geçirirlermiş. hatta noel baba hikayesi de o zamanlara dayanır ama entry uzamasın, bir kaynak vereyim isteyenler aydınlansın.

eveeet ummadığım bir şekilde uzayan bir entrynin sonunda şunları söylemek istiyorum: hayat kısa azizim, her rengin coşkusunu tatmak için de kısa. ama biz ayağımıza kadar gelmiş bu kadar neşeli eğlenceli günleri neden geri teperiz ki? pardon unutmuşum, biz farklı mezheplerin yaptıklarını yapınca bile dinden çıkacağımıza inandırılmış insanlarız, ben de gelmiş yortu falan diyorum. gelmek isteyen olursa moda'da sıcak şarabımla bu konuda fikir alışverişinde bulunacağım insanları beklerim. şarap benden, isteyene ayran da olur.

latince özlü sözler

nulla res tam necessaria est quam medicina - hekimlikten daha gerekli bir şey yoktur
omnium artium medicina nobilissima est - tüm sanatlar içinde hekimlik en soylu olanıdır

latince özlü sözler

sevgipitircigi

1.nesil olmasına rağmen hala nicki için başlık açılmamış olmasına üzüldüğüm, kimi entryleri evet bu gerçekten sevgi pitircigi(*swh) kimi entrlerinde ise yok ya bunun neresi sevgi pitircigi dedirten entryleri olan, kaliteli bir tıbbiyeli sözlük yazarıdır. bu arada kendisi hakkında magazinsel bir bilgi olarak; ilk aşkı, çikolataymış. (*şu anda bu sevgipitircigi diye başlık açan birileri varmışçasına hızlı hızlı entry giriyorum. evet yav aynı anda aynı başlık 2 kişi tarafından açılırsa ne olur? neyse...)
(* açtığım ilk görselsiz başlıktır. hayırlı uğurlu olsun.)

Toplam entry sayısı: 104

frambuaz ahududu karadut böğürtlen ayrımı

ahududu ve frambuaz aynı meyvedir. jelibonumsu tatlı bir tadı vardır. raspberry
böğürtlen ahududuya çok benzer ama rengi siyah ve tadı da daha ekşimsidir. blackberry
karadutsa bunlarla görünüş dışında hiçbir benzerlik taşımaz bildiğimiz dut işte. tadı da ekşidir. red mulberry

noelchristmas

hıristiyanların bayramı olarak başlamış ama globalleşen dünyada çeşitli kültürlere farklı dinlerdeki toplumlara kendini kabul ettirmiş bir kavram.

bu noel ve yılbaşı farkı olayını sizce de çok abartmıyor muyuz? neden her seferinde insanlara bu ikisinin farklı şeyler olduğunu var gücümüzle açıklamaya uğraşıyoruz. varsın ikisi de aynı şey olsun, ne fark eder? zaten yeterince yaslı ve karanlık günlerden geçerken noel babanın elindeki çanın neşeli sesine, ışıl ışıl ışıldayan muhteşem süslenmiş ağaçların görüntüsüne, hediyeleşmenin naifliğine ve bayram adı altında bir arada soğuk kış gününde sıcak dostulukların zevkine bırakmayız ki kendimizi? isteyen dini ritüeline katılsın kilisesinde isteyen sıcak şarabı yudumlasın isteyen de çocuklarıyla hindili ziyafet masasına otursun. bunları yapmak, hayatın bu yönünü tatmak neden sadece hıristiyanlara özgü olsun ki? ben bir müslüman olarak kutlarım christmas'ı da, hanukkah'ı da. üstelik bunu 'o bizim de peygamberimiz bi kereee' ezberine sığınmadan.

kültürler zaten öteden beri kaynaşa kaynaşa bugünlere gelmemiş mi? neden senin kültürün benim kültürüm ayrımı yapılıyor ki? güzel kültürel öğeler birbirleriyle yoğrulup bugünlere gelmiş en güzel halleriyle. istesek de ayıramayız ki, neyin savaşı bu?

gelin içinizi bunlar ferahlatmadıysa birkaç bilgi daha vereyim bu günlerle alakalı. ünlü sümerelog muazzez ilmiye çağ'a kulak verin mesela. der ki; çam süslemek türk adetidir. yani bu günlerde yapılan ayinlerden biri olan çam ağacı süsleme olayı aslında türklerden avrupa'ya geçmiş bir adetmiş. bu adetin zaten pagan inancından geldiği her kesimin kabulu ama bu konuda kimileri avrupa'nın kuzeyinde 16.yyda başladı bu gelenek der, kimi tarihçilere göreyse onlara da türklerden geçmiş, yani çok daha eskiye dayanır.

22 aralık'ta artık günlerin uzamasını kutlamak amaçlı bir ritüel olarak başlamış bu iş. yöredeki (türkmenistan) görkemli ağaç olan ve aynı zamanda kışın da hiç yaprak dökmeyip hep yeşil kalmayı başarmış olduğundan akçam ağacı kullanılırmış. çam ağacı eve getirilir, süslenir, baharın gelişi için de tanrı'ya minnetlerini sunmak amacıyla altına hediyeler konurmuş. herkes bir araya toplanıp o günleri ziyafet ve şenliklerle geçirirlermiş. hatta noel baba hikayesi de o zamanlara dayanır ama entry uzamasın, bir kaynak vereyim isteyenler aydınlansın.

eveeet ummadığım bir şekilde uzayan bir entrynin sonunda şunları söylemek istiyorum: hayat kısa azizim, her rengin coşkusunu tatmak için de kısa. ama biz ayağımıza kadar gelmiş bu kadar neşeli eğlenceli günleri neden geri teperiz ki? pardon unutmuşum, biz farklı mezheplerin yaptıklarını yapınca bile dinden çıkacağımıza inandırılmış insanlarız, ben de gelmiş yortu falan diyorum. gelmek isteyen olursa moda'da sıcak şarabımla bu konuda fikir alışverişinde bulunacağım insanları beklerim. şarap benden, isteyene ayran da olur.

en havalı tıbbi terimler

şüphesiz ki bir gün nick olarak alınıp ete kemiğe bürünecekler.

ilk aşkınız ve hikayenizin sonu

ilk aşkım çikolataydı benim. önceleri hep uzaktan sevdim. herkes bayılıyordu ona, çok popülerdi. zamanla iyice artan ilgim sonucu bunu aileme açıkladım. izin vermediler. arkadaşlarıma sordum. alışırsın sonra, zarar verirsin kendine, dediler. dinlemedim. kararımı vermiştim, kendi çabalarımla kazanacaktım onu. çalıştım, çabaladım. allem ettim kallem ettim en sonunda elde ettim onu. çok mutluydum. ilk başlarda verdiği hazzı anlatamam size. hep benim olsun, birlikteliğimiz hiç bitmesin istiyordum. bir süre sonra yavaştan sıkılmaya başladım. sürekli etrafımdaydı. çok çabuk elde edebiliyordum. eski heyacanım tükenmişti sanki. arada acı yönlerini fark ediyordum. en sonunda da her güzel şey gibi bu da bitti. son kez ellerimin arasından kayışını hatırlıyorum da... neyse bitmişti artık. sonra kesin kez hayatımdan (vücudumdan) çıkmıştı artık (ne olarak çıktığını hepimiz biliyoruz). arada yolda, çarşıda denk geliyoruz birbirimize elbette. gülümsüyorum sadece onu gördüğümde, ağzımda bıraktığı acı, kekremsi tadı hatırlayarak. yine de diyorum, belki bir gün bir yerlerde yeniden? olur mu acaba, neden olmasın? bunu mu sormuştunuz? haa, yok başka türlü bir şey mi kast ettiniz? yine de çok farklı sayılmaz sanki, ne dersiniz?

tıbbiyeliye yakıştırılamayan hareketler

başka fakülte öğrencilerinin de bulunduğu kütüphanede anatomi atlasındaki penis veya vajina sayfasını masanın üstünde açık bırakıp masanın yanından geçen insanların tepkilerini dışarıdan seyretmek. evet, iflah olmaz bir sosyopatım.

ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler

(bkz: stalk)
yurtdışında yaşayan bir arkadaşımın denize nazır bir keyif fotoğrafı paylaşması üzerine google maps'i açıp bulunduğu şehri bir saate yakın bir süre incelemiştim. fotoğrafın çekildiği açı, etraftaki gemiler, binalar ve kiliseler üzerinden tahminlerde bulunup google'dan buraların başka açılardan çekilmiş fotoğraflarıyla karşılaştırmış, nokta atışı yapmak için elimdeki tüm verileri titizlikle bir araya getirdikten sonra arkadaşımın tam olarak nerede olduğunu bulmuştum. neden yaptığım, sonunda elime ne geçtiği konusunda hiçbir fikrim yok. çok da yakın olduğum bir insan da değil kendisi. işte bu da benim stalkerlıkta zirvemdir. bu işsizliği finalden önceki gece yaptığımı da belirtmek isterim.

tıbbiyeliye yakıştırılamayan hareketler

başka fakülte öğrencilerinin de bulunduğu kütüphanede anatomi atlasındaki penis veya vajina sayfasını masanın üstünde açık bırakıp masanın yanından geçen insanların tepkilerini dışarıdan seyretmek. evet, iflah olmaz bir sosyopatım.

insanın büyüdüğünü anladığı an

sahuru tek başına yaptığı an.

ilk aşkınız ve hikayenizin sonu

ilk aşkım çikolataydı benim. önceleri hep uzaktan sevdim. herkes bayılıyordu ona, çok popülerdi. zamanla iyice artan ilgim sonucu bunu aileme açıkladım. izin vermediler. arkadaşlarıma sordum. alışırsın sonra, zarar verirsin kendine, dediler. dinlemedim. kararımı vermiştim, kendi çabalarımla kazanacaktım onu. çalıştım, çabaladım. allem ettim kallem ettim en sonunda elde ettim onu. çok mutluydum. ilk başlarda verdiği hazzı anlatamam size. hep benim olsun, birlikteliğimiz hiç bitmesin istiyordum. bir süre sonra yavaştan sıkılmaya başladım. sürekli etrafımdaydı. çok çabuk elde edebiliyordum. eski heyacanım tükenmişti sanki. arada acı yönlerini fark ediyordum. en sonunda da her güzel şey gibi bu da bitti. son kez ellerimin arasından kayışını hatırlıyorum da... neyse bitmişti artık. sonra kesin kez hayatımdan (vücudumdan) çıkmıştı artık (ne olarak çıktığını hepimiz biliyoruz). arada yolda, çarşıda denk geliyoruz birbirimize elbette. gülümsüyorum sadece onu gördüğümde, ağzımda bıraktığı acı, kekremsi tadı hatırlayarak. yine de diyorum, belki bir gün bir yerlerde yeniden? olur mu acaba, neden olmasın? bunu mu sormuştunuz? haa, yok başka türlü bir şey mi kast ettiniz? yine de çok farklı sayılmaz sanki, ne dersiniz?

frambuaz ahududu karadut böğürtlen ayrımı

ahududu ve frambuaz aynı meyvedir. jelibonumsu tatlı bir tadı vardır. raspberry
böğürtlen ahududuya çok benzer ama rengi siyah ve tadı da daha ekşimsidir. blackberry
karadutsa bunlarla görünüş dışında hiçbir benzerlik taşımaz bildiğimiz dut işte. tadı da ekşidir. red mulberry

sözlükte erkeklerin egemen olması

doğal olandır. egemen zaten erkek olur. kadın olsaydı 'egewomen' olurdu.

tıp derslerine nasıl çalışılır

herbir ders için ayrı ayrı anlatmak gerekirse, anatomi için alırsın eline atlası ezberlersin. fizyolojide alırsın eline guyton'ı ezberlersin. biyokimyada alırsın eline lippincott'u ezberlersin. histoloji biraz daha farklı, slayları alırsın eline ve ezberlersin. bunları hallettikten sonra zaten işi çözersin ve diğer derslere de aynı taktikle devam edersin. formül basit, beyin ise bedava.

edit: biyokimyaya yazılan ganong düzeltildi. hadi benim yazarken kafam nerdeyse artık yanlış yazmışım da, hiç mi kimse mesaj atmaz, haber etmez, sen ne diyon kardeş demez? sadece seri eksilenmekle kalmışız. sözlük bitmiş arkadaş, tıbbiyeli çok bozdu çok.

tanışmak istenen tıbbiyeli sözlük yazarları

şayet `yesinler sizi` nickli bir yazar varsa benim de tanışmak istediklerim arasındadır kendileri.(bkz: sazan.avi)

dixi

sözlükteki gergin ortamı yumuşatmak, taraflar arası uzlaşma yolları bulmak yerine provokatif bakınızlar vererek kendi kuyusunu kazmaya başlayan yazar. kendisinin sözlük konusunda fazlasıyla duygusal bir insan olduğunu zaten biliyorduk.(ebkz: #9135)

onca tıbbi eğitime rağmen halen evrimi inkar edenler

tıp eğitimi ile evrim arasında nasıl bir bağlantı kurulduğunu anlayamayan gruptur. nasıl genelde tıp kitaplarında 'yaratılmıştır' kalıbı kullanılmıyorsa 'evrimleşmiştir' kalıbı da kullanılmaz. bu yüzden bir kere buradan vurmayı bırakalım. gel düzgünce evrimi neden kabul ediyoruz/etmiyoruz onu tartışalım. lakin bu konuda en büyük handikap olarak din çıkıyor karşımıza. genel bir yargı olarak da din varsa evrim yok, evrim varsa din yok deniyor. büyük din alimleri olduğu söylenen insanlarsa bu yargıyı dini savunmak olarak gördüklerinden dolayı da evrimi kesin olarak reddetmeyi ve kısır döngüyü araştırmaya itmeden devam ettirmeyi tercih ediyorlar. evrime inanmak veya inanmamak (bilimsel gerçekse şayet, inanma kelimesi de çok mantıklı kaçmaz ama neyse) tamamen size kalmış elbette. bu konuda yazılmış çok şey var isteyen istediği şekilde araştırır. bu konu din konusunu tartışmaya çok benzediğinden (kimsenin kendinin yanlış tarafta olduğunu kabul etmediği en çetrefilli konulardan bir diğeri) daha uzun uzun bir şeyler yazmak anlamsız benim için. ben sadece olaya çok farklı bir açıdan bakmanız için bir anektod eklemek istiyorum. uzun süredir kafamda olan 'ya din ve evrim aslında iç içeyse?' sorusunu iyice sorgulamamı ve belki de sizin de sorgulamanızı sağlayacak bir anektod.
supernatural ---spoiler---
dizinin s11e20 bölümünde teşrif eden tanrı evrimi şöyle açıklamıştır: "ben evreni ve içindekileri yarattım, daha sonra evrimi doğaya bıraktım, doğa gerçekten şahane, kendi başına birçok şey yapabiliyor..."
aynı zamanda insanı yarattığını da söylüyor, yani maymundan gelmemişiz. böylece her iki tarafın da gönlü oldu mu hanımlar, beyler?
---spoiler---
edit: maymundan gelmemişiz lafı mı incitti arkadaşlar nedir bu eksiler? kaba tabirle ifade ettim evrimi kabul ama siz de fazla alıngansınız.

içerik kuralları - iletişim