skyman

Durum: 309 - 0 - 0 - 0 - 26.09.2017 23:40

Puan: 3748 -

2 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Naber ben beyle \m/
  • /
  • 31

damla çikolatayı avuçlayarak yemek

pastanede çalışırken damla çikolata dolu bir dolap vardı, ne zaman önünden geçsem açıp bir avuç ağzıma atar işime öyle devam ederdim. şimdi düşünüyorum da büyük lüksmüş kim markete gidip alıp gelicek..

yazarların sevdiği enstrumantal şarkılar

metallica - to live is to die


steve vai - for the love of god

andré rieu - the godfather main title theme

sentenced - mourn

ebkz: #67158

tıbbiyeli radyo kullanan yazarlar

yukarda -tıbbiyeli radyo yayında!- uyarısını görünce sevinip hemen giriyorum, müzik bilgisi çok geniş yazarlar var -mesela @aorticdissection- daha önce dinlemediğim ama çok güzel parçalar öğrendim sayesinde, aynı şekilde diğer bir çok yazarın da farklı müzik zevkleri var ne kadar kalabalık olursak bir o kadar da çeşitli ve güzel oluyor.

şu an için ne dinlemeyi seviyorsan gel çal beraber dinleyelim bizimle paylaş tıbbiyeli muhabbet de var daha nolsun..

abi diye hitap etmek

eski bir fetö itemi (bkz:abiler)

gece yarısı gelen açlık hissi

düzenli olarak gece yemek yiyorum artık hiç direnmiyorum bu hisse, bence gerek de yok tam bir mutluluk kaynağı.

gece lokantadan gelip bu başlığı görünce de anladım ki yalnız değilim.

emeğiniz emanetimizdir

tanışmaya hazır mısınız tusiyerler az kaldı?

tıbbiyelinin entrysini malignlemek

tıp okuma diyen otuz yıllik pratisyen hekim

tıbbiyeli radyo

cuma gecesini evde geçirenler için ideal bir radyo yayını, kopun gelin muhabbet de var.

mümin latifesi

  • /
  • 31

komik öğrenci hatıraları

bugün okuduğum bir tweet sonrası aklıma düşen anımı paylaşmak üzere ikinci kez geldiğim başlık.
yer: acil sarı
zaman: yakın geçmiş, intörnüm.
kahramanlar: 65-70 yaş bir çift. hasta amca ve yakını olarak eşi, teyze.
mevsim: kış
son trimesterdeyiz (-tır diye okumayın da büyük ünlü uyumu boşa gitmesin) yani gece 12- sabah 8 turunda sarının sabah kanları, viziti vs ile uğraşmaktayım. ben yine ön sarıdaydım, malzeme lazım oldu arkaya geçtim. malzeme dediğim de sonda. çok ekzantrik bi iş yapmıyoruz rutin.. neyse gittim arka sarıya önce gelmişken hastalara bireysel vizitimi yapıp, elimdeki iş listesinde yapılacak bir şey olmadığından emin olduktan sonra malzeleri topladım öne gecicem, kapıya seyirtiyorum. o sırada alanın en uzak köşesinden de teyze bana seyirtiyor. göz göze geliyoruz ama ben elimdekileri düşürmemenin derdiyle beni bekleyen sondaya giderken scrub'ımın cebinde bir hareketlilik seziyorum.
hopt, töbe o ne ya! diyerekten arkamı dönerken, başı interskapular mesafeme gelen bir teyze ile karşı karşıya buluyorum kendimi.
tanıyorum hemen. nöbetin ilk saatlerinde gelen yaşlı amcanın eşi. pek sevimliler, huysuz olmayan yaşlı çiftler olur ya, işte onların prototipiler adeta. enderler yani. bütün gün elimden geldiğince sorularını yanıtlayıp yardımcı olmaya çalışmıştım ancak takip ettigimiz hasta sayısı gun icinde 50-60 piki yapınca zor oluyor malûm..
neyse, cebimdeki hareketlenmeden devam edeyim.
tamam teyze tatlı, iyi falan ama cebimde neler oluyor?'un cevabını bulmak üzere saniyeler içinde önce arkamı döndüm, sonra teyzeyi hatırladım, bir yandan onu ezmemeye çalışırken diğer yandan sol elimle cebime bakıp sağ elimle malzemeleri çeneme sıkıştırıp sağ ayağımın üzerinde dengeyi sağlamaya çalışıyorum derken cebimden 5 tl çıkıyor!
once elimdekileri bankoya bırakıyorum hemen arkamda, sonra teyzenin sus sus, hişt! diye bana sus işaretini görüyorum, o sırada elimde 5 lira, "teyze bu ne?" diyorum.
ve o an teyzenin elindeki diğer 5 lirayı görüp hemşire hanıma sessizce seyirttigini fark ediyorum.
ve anlıyorum.
sıradaki 5 lira hemşire hanımın scrub cebine sokuşturulmaya çalışılıyor.
benzer tepki ("o ne, kim o, noluyo ya?!") hemşire hanımdan da geliyor ve ben şoku üzerimden atınca teyzeye 5 lirasını geri verirken "teyze olur mu, daha neler. bu benim işim. para falan alamam, almam. al sen bunu, sağol" diyorum. teyze diyor ki "olsun olsun al bu senin hakkın!"
o an diyorum ki içimden sabahtan beri 600'e yakın hasta geçmiş beynimin içinden, pretibial 2+ ödem olmuşum ayakta durmaktan, en son içtiğim çorbanın uzerinden 14.5 sa gecmis, hala ayaktayım ve beni bekleyen sondaya gidiyorum ve hakkım 5 lira mı bari bi 10 lira vereydin de tost çay alırdım kazık kantinimizden.
şaka tabi bir yana, cok duygulaniyorum.
hem de oyle cok duygulaniyorum ki, bu teyzeyi alayım bizim eve götureyim, benim ananem olsun istiyorum.
ama tabi ilk kez başıma gelen bu durum karşısında gülmekten de kendimi alamıyorum.
hemşire hanımla karnımıza agrılar giriyor.
5 lira bende artık farkli bir anlam ifade ediyor.
sonrasindaysa, güç bela teyzeye parayı geri veriyoruz.
ben se, ön sarıya dönüp 02:55 gibi sonda takarken gulmemek için kendimi zor tutuyorum...

yazarlar için mükemmel bir günün tanımı

aylar önce planlanan, 4-5 farklı şehirden gelip birbirini yüzyüze hiç görmemiş insanların sabaha kadar muhabbet edebildiği, tıkanmadığı, sıkılmadığı, 40 yıllık dostların rahatlığıyla her şeyi konuşabildiği, kimsenin kimseyi yargılamadığı, 2 dakikanın bile kahkahasız geçmediği gün.

tribün marşları

bazen takımına destek olduğun

bazen aşk acını anlattığın

bazen isyan ettiğin

bazen kız istediğin

bazen ne sevip ne sevildiğin

bazen bir caddeyi inlettiğin

bazen de çok sövdüğün bestelerdir.
(burada cidden çok küfür var)

yazarların sevdiği enstrumantal şarkılar

tarza ve grup ismine ön yargı ile yaklaşmadan dinlemeniz dileği ile
death-voice of the soul

tıbbiyelilerin whatsapp grup isimleri

the dabullu.

meshur olduk kizlar el sallayin!

tıbbiyeli itiraf

kış ayı , çocuk acil nöbeti tutuyorum. gün içinde bir sürü ishal , kusma şikayeti gelmiş. ismail diye bir hasta var o da ishal ve kusma şikayeti ile gelmiş sonuçlarını bekliyoruz. sonuçlarının çıktığını görüyorum (gece saat 3) taburcu etmek için çağırıyorum:
-ishaaaal, ishaaal burada mı, gel ilacını yazdık!!

idam cezası istemeyen insan

olaylara özellikle türkiye'deki karmaşık olaylara realist yaklaşan ve azıcık da olsa analiz edebilen insandır.

bakın çok geçmişe gitmeyeceğim. ama yine de eski olayları bir okuyun. mesela terörist başı neden idam edilmedi? üstelik idam vardı o zamanlar ve devlet de abd'nin idam etmeme koşulu olmadığını söylediği halde. sebepleri ise aihm ve sosyo-psikolojik etkisi. peki bu etki neden sadece bir kişi için tartışılıyor? bak, işimize gelince idamı hümanist bir şekilde irdeleyip egale edebiliyormuşuz değil mi? üstelik bu kişi hala binlerce kişinin ölümüne sebep olan bir terörist başı olsa bile. peki sizin argümanlarınız ne? tecavüzcüler, adam öldürenler idam edilsin:( evladım, bu insanlara verilen trajikomik ceza indirimlerine bak bir önce, sonra gel ve idam cezası geldiğinde gerçekten hukuk sistemi onlara idam cezası verir mi bi düşün bakalım. hukuk sisteminin folloş olduğu bir ülkede neye güvenerek bu kadar emin konuşabiliyorsun, nasıl emin olabiliyorsun adaletin en doğru şekilde tecelli edeceğine? daha geçen tecavüzde 15 yaş sınırı kalktı bu ülkede. git aç oku öğren biraz neymiş bu diye, sonra ağla "kahrolsun tecavüzcüler :(" diye.

bak çok geriye gitmeyeceğim dedim. ergenekon ve balyozu hatırla. bu adamlar, türkiye'nin en seçkin en eğitimli komutanları, vatan haini ilân edildi. yahu genelkurmay başkanı hapise atıldı darbe planı iddiasıyla. sonra ama çok sonra "her şey kumpasmış :(" dendi, "kandırıldık" dendi ve tek tek tahliye edildiler. ama bir de içerdeyken vefat edenler, hastalananlar, ailesinin cenazesine gidemeyenler oldu. daha geçen ay tahliye oldu murat eren düşünebiliyor musunuz? içerde asker unutmak bile nasıl bir hukuk düzenine(!) sahip olduğumuzu da mı anlatmıyor size? bu insanların idam edildiğini bir düşün, bir hayal et, onların senin bir yakının olduğunu düşün en basitinden. bilmem anlatabildim mi?

bak, zaten şu anda hiçbir şekilde müdahale edemeğimiz khk'ler ile bile bir anda terörist ilan edilebilirsin. nasıl kanıtlayacaksın suçsuz olduğunu? bu ülkenin genelkurmay başkanı bile kanıtlayamamışken sen nasıl kurtulacaksın? veya o akşam evine giderken olay yerinde kamerada sadece sen gözüktüğün için tecavüzcü ilan edildiğinde mesela.

"idam kolay değil, hukuk sistemini iyileştirmek hedef alınmalı, yok biz beceremeyiz deyip adaleti uygulamaktan geri duran hukuk zaten olmayan hukuktur." demişsin ya. hah işte aynı şeyden bahsediyoruz. bu ülkede hukuk yok! yok işte yok! "kandırıldık, aldatıldık, kumpasmış" denilmeyen günler geldiğinde, içimizde adaletin tam yolunda ilerlediğine dair bir küçük umut oluştuğunda gelin yeniden tartışalım idamı. ama şu an değil.

not: son olarak isveç'te en yüksek tecavüz oranı olmasının bir sebebi yukardaki bir entry'de verilmiş.(bkz: göçmen halk) diğer bir sebebi de insanların böyle olaylarda çekinmeden polise ihbarda bulunması. yani eğitimli olması, devlete ve adalete güvenmesi.

yazarların en sevdiği telefon oyunları

(bkz: bounce)
bu oyun ilk renkli ekran telefonlarda vardı. çok eski olmasına rağmen bir mario etkisi oluşturacak kadar da güzel işlenmiş bir oyundu. geçen google play'de gördüm, hemen indirdim. aman tanrım, oyunu değil de sanki çocukluğumu indirdim. oyunu oynarken anılarım bir bir canlandı gözümde sözlük. yemin ediyorum gözlerim doldu. bir bölümü geçmek için sabah erkenden kalkıp kanepeye kurulduğumu, başka bir bölümü geçmeye çalışırken okul servisine geç kaldığı falan hatırladım. ne bileyim, böyle anılar falan canlanınca diyorum ki yaşlanıyoruz mu be sözlük?

bugün kendiniz için yaptığınız şeyler

iki gündür kafamda olan sigarayı bırakma düşüncesini tamamen sildim efendim. elbet birgün bırakılacak o sigara ama yüklediğim manayı bir kez daha fark ettim, daha o gün gelmedi.

o gemi bir gün gelecek, gemi olduğundan emin değilim pek tabii. belki uzay mekiği falandır, belki bir camaro. belki kayıktır belki hoover board.

gelmezse de sigaramla ölürüm be, çok seviyorum ben bu meredi. ufacık aradan sonra içtim nasıl mutlu oldum. hem geminin gelmediği yerde yaşamayı neyleyelim değil mi, bekleme süresini kısaltıyorum belki. belki yavaş yavaş intihar ediyorum;

"sigara en yavaş intihar şeklidir."

evet bir gün intihar edersem salt kendim için yaptığım tek eylem olabilir. lakin mutlu bi insanım la ben valla bak, beni kullanır dururlar da ben mutlu olurum. ezilerek kullanılma değil bu çünkü, egom sayesinde yırtıyorum herhalde. güzel egom var allaha şükür. yalnız kendim için bir şey yapmak istemem ben hiç. belki de egonun kaynağı egosuzluktur. bir aralar en önemli hedefim bemcilliiimden tamamen sıyrılmak idi, bir gün olacak diyordum, bir gün olacak!

ben bekleyen bir insan da değilim ki ama. ya da beklemek yaşamaya engel değil benim için.

hop çok uzun oldu. anlatamadım sözlük, insan kendini nasıl anlatır? kişi kendini tanıyabilir mi? haydi azıcık da sen düşün, insan kendi hakkında fazla düşünmemeli.

ekleme: kendim için çok şey yapıyormuşum, düşününce fark ettim. peki niye o zaman bu kafa onu fark edemedim. bencil olmak mı istiyorum ki. sıradaki hezeyanın tenevvür-ü mukaddes eylemesi dileğiyle.

tıbbiyeli itiraf

(bkz:202) itiraf ediyorum bu hesap bir pr hesabıydı. sözlükte kaynaşmak ve adım adım yönetime sızmak için 13 kişi ile yola çıktığımız bir davamız vardı. bu isimleri de günü gelince açıklayacağım. yer yerinden oynayacak.
ama şimdi allah için söyleyin adriana lima & metin hara mı barones frozbit ve 202 mi?

Toplam entry sayısı: 309

tıbbiyede öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

dudaklarımızda dış ortamın sıcaklığını algılayan reseptörler bulunur ve eğer sıcak bir havada çok soğuk bir su içtiğimizde bu soğuk suyla ilk temas eden yer dudaklarımız olur. sonuç; vücudumuz dış ortamı soğuk olarak algılar ısıtmaya çalışır ve yazın sıcaklarda o soğuk suyu içtikten sonra gelen kısa süreli sıcak basma hissi bu reseptörlerle alakalıdır.

ben böyle bir şey yaşamadım diyenler için ise; hamama gidip içerde sıcaktan bayılmak üzereyken soğuk suyu dudaklarınıza bir tutun. sonra bakalım o soğuk su sizi serinletiyor mu yoksa daha da mı sıcak olmaya başlıyor. evet bizzat denedim sırf bu bilgiyi test etmek için. swh

bu bilginin geldiği yer ise fizyoloji dersi anlatan hocam idi üstünden baya bir sene geçti ama bu kadarı aklımda kalmış yanlışım varsa düzeltebilirsiniz..

doktor egosu

bu hafta eğitimde tanıştığım 20 yıllık bir aile hekimi var. eğitimin başında öğreneceklerim olur diye dikkatli dinlemeye başladım ama sonra bir baktım ki adam baştan aşağı ego olmuş. verdiği her örnekte kendisini övmesi, her hareketinde en doktor benim tavırları gerçekten kaldırılacak gibi değil. olması gerektiği gibi değil kendi doğrularını oluşturmuş ve onları da bize dayatması apayrı bir mesele. ben bunu böyle yapıyorum, aa hocam senin o dediğin de olur mu çok yanlış hahaha lafları 4 gündür hiç durmadı. uzman enfeksiyon doktoru mu zannedilmemiş, tek başına koyduğu kimsenin aklına gelmeyen tanılar mı koymamış neler neler.. anlattıkları gerçekten doğru olabilir, çok iyi bir hekim de olabilir hatta dediğim gibi öğreneceğim bilgiler olur diye dikkatli bile dinledim ama o ego kokması yok mu insanı nasıl soğutuyor anlatamam. tıp okurken bazı hocalarda bunu görüp soğumuştum ve ilerde bu şekilde olmam inşallah diye hep düşünüyordum. hala da eğer çevremdeki insanlara bu şekil hissetireceğimi bilsem bu mesleği yapmam daha iyi diyorum umarım da hiç bir zaman kimseye bu hissi yaşatmam.

işe yarayan sözlü taktikleri

eğer soru hakkında bilginiz yok ama aklınıza sallıyacak bir şeyler geliyorsa salladığınızı hocaya hissettirmeyin. o kadar emin söyleyin ki doğru olmasa bile hocaya "böyle bi bilgi mi vardı?" hissini yaşatın. sallıyormuş gibi söylerken doğru bile bilince önemsemeyen hocalarımız var.

yani kendinizden emin konuşun mıy mıy olmayın sözlülerde

tıbbiyeli itiraf

yalnız kalmayın ey tıbbiyeliler gerçekten insan bi noktadan sonra çok zorlanıyor. uzaktaki arkadaşlarla öyle arada bir konuşmakla falan olmuyor gerçekten insan evladı yalnız kalmamak üzere yaratılmış. arada kafamı dinlerim diye düşünebilirsiniz ama uzun süreli olmuyor. peki tüm bunun altında ne yatıyor? sevilmeye değer birini bulamamış olmak, bulduğunu zannedip ortada kalınca tekrar sevmekte çok zorlanmak yatıyor. tabi bir de devletimiz sağolsun zorunlu hizmet diye kimsenin uğramadığı bir yerde yaşayınca bu duruma katlanması daha bir zorlaşıyor.
umarım bir gün dönüp bu yazdıklarımı okuduğumda vay be zamanında ne duygular içerisinde kalmışım çok şükür şimdiki halime diyebilirim..

hükümetin sağlık politikası ve doktora bakışı

şu an benim gördüğüm tek bir sağlık politikası var o da aile hekimleri sayısını arttırmak. başka bir amacımız yokmuş da tek sorunumuz bir aile hekimi başına düşen hasta sayısının fazla olmasıymış gibi bunu azaltmaya çalışıyor bakanlığımız.

açın asistan için kontenjanları insanlar rahat rahat bölümünü öğrensin, ayda 12 13 nöbet tutarak başlamasın asistanlığa, nöbet ertesi off u olsun, tercih edeceği sevdiği bölüme rahat rahat gitsin-çok yoğun olmasa ilk orayı yazardım da- gibi cümleler kurmasın. bilimsel araştırmalara ayırabilecekleri vakitleri kalsın, sadece kağıt işleri yaparak uzman olmasın bu insanlar. sağlık bakanlığımız bunları görmüyor mu görüyor. ama amaç ülkede bilim ilerlesin sağlam doktor yetişsin değil maalesef. halk memnun olsun, her köyde ilaç yazdırabilecekleri doktor olsun, sonra da gelsin oylar....

her meslekte olduğu gibi bizde de aynı maalesef. çalış, köle!!

işe yarayan sözlü taktikleri

eğer soru hakkında bilginiz yok ama aklınıza sallıyacak bir şeyler geliyorsa salladığınızı hocaya hissettirmeyin. o kadar emin söyleyin ki doğru olmasa bile hocaya "böyle bi bilgi mi vardı?" hissini yaşatın. sallıyormuş gibi söylerken doğru bile bilince önemsemeyen hocalarımız var.

yani kendinizden emin konuşun mıy mıy olmayın sözlülerde

tıbbiyeli itiraf

yalnız kalmayın ey tıbbiyeliler gerçekten insan bi noktadan sonra çok zorlanıyor. uzaktaki arkadaşlarla öyle arada bir konuşmakla falan olmuyor gerçekten insan evladı yalnız kalmamak üzere yaratılmış. arada kafamı dinlerim diye düşünebilirsiniz ama uzun süreli olmuyor. peki tüm bunun altında ne yatıyor? sevilmeye değer birini bulamamış olmak, bulduğunu zannedip ortada kalınca tekrar sevmekte çok zorlanmak yatıyor. tabi bir de devletimiz sağolsun zorunlu hizmet diye kimsenin uğramadığı bir yerde yaşayınca bu duruma katlanması daha bir zorlaşıyor.
umarım bir gün dönüp bu yazdıklarımı okuduğumda vay be zamanında ne duygular içerisinde kalmışım çok şükür şimdiki halime diyebilirim..

tıptan başka konuşacak şeyi olmayan tıp öğrencisi

başlık bile tanımı yapmış zaten. bir süre sonra çoğu tıp öğrencisi bu konuma geliyor, özellikle intorn olunca tavan yapıyor. öğle arasında, çay-sigara molasinda, akşam cafede otururken sürekli hastaneden hastalardan tıptan konuşmak bir süre sonra inanılmaz bayıyor. meslegini çok sevmekle de alakası yok bu durumun başka bir ilgi alanının ya da farklı konularda fikrinin olmamasıyla alakası var. hatta başka bir şey konuşmaya çalıştığınızda muhabbetin durduğunu farkediyorsunuz. üzücü ve sıkıcı bir durum..

27 ağustos 2017 tıpta uzmanlık sınavı

son girdiğim tus sınavı olacak, olmalı, olur di mi kazanırız bu sefer bitsin bu çile lütfen

cevabı genellikle hayır olan sorular

eksi oya üzülen yazarı eksilemek

bir entryde edit ile -yahu niye eksilediniz aslında ben şunu şunu demiştim- diye görünce dayanamıyorum bir de ben basıyorum. şakaya sinir olan kişiye şaka yapmaya devam etmek gibi bir şey benimkisi*
bir de artı eksileri eşitlemeye çalışan biri vardı o da kendisini göstersin yalnız bırakmasın beni

risalei nur

eğer gerçek islam nedir, sünnete uygun nasıl yaşamalı, iman etmek nedir gibi konularda bilgi edinmek isteyen varsa bunun için sağlam bir kaynak arıyorsa bu kitapları okuması gerekir.
evet anlaşılması zor ama 100 kere değil okuduğun yeri biraz dikkatli okuduğunuzda gayet anlaşılır buradaki insanların tıbbiyeli de olduğunu düşünürsek hiç zor olmamalı.
islam ile ilgili bilgi okumaya dayanamayan veya okumayan bir insan için ise çamur atmak kolay tabi her konuda olduğu gibi bu kitap ve said nursi hakkında bir çok söylenti var. önemli olan önyargıyı kenara bırakıp okuyarak kendi fikrine sahip olmak. sadece size gösterilen bir kısmına bakarak yorum yapmak değil.
şunu da belirtmeden gitmiyim hazır başlamışken. bu kitapları okumaya ömrünün büyük bir kısmını veren insanlar var ve emin olun hakkını vererek okuyan o insanlardan islamiyet nasıl yaşanır görebilirsiniz. eğer islamiyetin yaşanmasını görmeye tahammülünüz yoksa ancak o zaman rahatsız olabilirsiniz saygılar..

seri maligncinin tespit edilmesi

bence öyle bir insan yok tamamen hayal. ayrıca malign almak bile güzel demek ki okuyor hiç etkileşim olmamasından iyidir(ebkz: #19643)

maç izlemeyen erkek

eğer maç izlememekten kastımız milli maçları bile kapsıyor ve genç bir erkekse ılıktır kesin tanı..

ıyyy böyle kan kan koktu diyen tıpçı

bazıları ıyy demez "kan kan koktu of be" der işte o gerçek tıpçıdır özellikle otopsi, adli tıp gibi yerlere de meraklıdır.

içerik kuralları - iletişim