skyman

Durum: 309 - 0 - 0 - 0 - 28.12.2017 10:02

Puan: 4010 -

2 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Naber ben beyle \m/
  • /
  • 31

stadda maçı ayakta izlemek

normal olan durumdur. oturarak izlemeye gelen, taraftar değil seyirci sınıfına girer çekirdeğini alıp evde izleyebilir. taraftar ise maçı izlemeye değil takımını desteklemeye gelmiştir oturmaz ayakta boğaz patlatır 12. oyuncu olarak görevini yapar. (bkz:göztepe)

klinisyen hocaların öğrenciye doktor demesi

bu şekilde hitap etmek öğrenciye okuduğu bölümün ciddi bir yer olduğunu hatırlatmalı, hocanın daha öğrenciyken kendisini meslektaşı olarak görmesi deontolojinin önemli olduğunu fark etmesini sağlamalı, doktor bey diye hitap edilmenin de ego yapicak bir durum olmadığını öğrenmeli. sonuçta bu insanlar çok değil 2 3 sene sonra tek başına bir yerde doktorluk yapmak zorunda kalacaklar durumun ciddiyetini kavramaları lazım.

damla çikolatayı avuçlayarak yemek

pastanede çalışırken damla çikolata dolu bir dolap vardı, ne zaman önünden geçsem açıp bir avuç ağzıma atar işime öyle devam ederdim. şimdi düşünüyorum da büyük lüksmüş kim markete gidip alıp gelicek..

yazarların sevdiği enstrumantal şarkılar

metallica - to live is to die


steve vai - for the love of god

andré rieu - the godfather main title theme

sentenced - mourn

ebkz: #67158

tıbbiyeli radyo kullanan yazarlar

yukarda -tıbbiyeli radyo yayında!- uyarısını görünce sevinip hemen giriyorum, müzik bilgisi çok geniş yazarlar var -mesela @aorticdissection- daha önce dinlemediğim ama çok güzel parçalar öğrendim sayesinde, aynı şekilde diğer bir çok yazarın da farklı müzik zevkleri var ne kadar kalabalık olursak bir o kadar da çeşitli ve güzel oluyor.

şu an için ne dinlemeyi seviyorsan gel çal beraber dinleyelim bizimle paylaş tıbbiyeli muhabbet de var daha nolsun..

abi diye hitap etmek

eski bir fetö itemi (bkz:abiler)

gece yarısı gelen açlık hissi

düzenli olarak gece yemek yiyorum artık hiç direnmiyorum bu hisse, bence gerek de yok tam bir mutluluk kaynağı.

gece lokantadan gelip bu başlığı görünce de anladım ki yalnız değilim.

emeğiniz emanetimizdir

tanışmaya hazır mısınız tusiyerler az kaldı?

tıbbiyelinin entrysini malignlemek

tıp okuma diyen otuz yıllik pratisyen hekim

  • /
  • 31

tus'la yerleşme sonrası yapılacaklar kılavuzu

evet. bir yazı dizisiyle daha karşınızdayım.

şimdi elimizde 3 kontenjan tipi vardı. hatırlayalım:

1-yök: üniversite kontenjanları
2-eah: eğitim ve araştırma hastanesi kontenjanları
3-sba: sağlık bakanlığı adına üniversite kontenjanları

önce en çok insanın girdiği eah ve sba kontenjanlarından başlayalım. burda da tabi ayrı ayrı değerlendirmeler gerekiyor. şöyle ki:

a) şu anda kadrolu bir memur olarak çalışmaktayım, ne yapacağım?

-form 17a doldurulacak, ekleri edinilecek (ek a: erkekler için askerlik belgesi, e-devletten ulaşılabilir; ek b: sağlık beyanı, o form 17a'da yazan "...... bölümünde çalışmama engel durum yoktur" diyen yere bölümünüz yazılacak; ek c: adli sicil kaydı, e-devletten ulaşılabilir)

-güvenlik soruşturması formu bilgisayar ortamında yazılarak 4 tane basılacak. sonrasında kendi ilinin il sağlık müdürlüğünde bu formları onaylatacak.

-tüm formlar birleştirilip; sağlık bakanlığı genel evrak birimi (sağlık hizmetleri genel müdürlüğü) üniversiteler mah. 6001 cadde no:9 06800 bilkent - çankaya / ankara adresine aps (acele posta servisi) veya elden teslim edilecek.

b) ben müstafi idim/ben istifa ettimdi; bir baktım bu kadroları kazanmışım, ne yapacağım?

aslında prosedür a) maddesi ile aynı ama ikinci maddedeki il sağlık müdürlüğü herhangi bir ilin il sağlık müdürlüğü olabilir. sitede aynen şöyle yazmış: "doldurulan formun il sağlık müdürlüklerinin birinden onaylatıldıktan sonra eğitime başlama başvuru dilekçesine (form17a) eklenerek teslim edilmesi gerekmektedir."

başka da bir durum olduğunu zannetmiyorum.

şimdi gelelim yök kontenjanlarına;

ilk temel adım; üniversitenizin tıp fakültesinin veya kendinin sitesine giriyorsunuz. orada sizden istenecek tüm belgeler yazıyor.
şimdi durumlara göz atalım;
a) şu anda kadrolu bir memur olarak çalışmaktayım, ne yapacağım?

-formları doldurup teslimatını yaptıktan sonra, üniversite, bağlı olduğunuz kurumun il sağlık müdürlüğüne atama kararını gönderir, sonra da bu karar kurumunuza gelir ve ayrılış işlemleri başlar.

b) ben müstafi idim/ben istifa ettimdi/özelde çalışıyorumdu; ne yapacağım?

-formları doldurup teslim ettikten sonra üniversitenin dekanlık sekreterliği vb bir yerden atama kararınızın çıktığına dair bir telefon/e-posta alırsınız. bazen yök'ten de e-posta geldiği oluyor. kısacası bir şekilde bilgilendiriliyorsunuz ama tabi arada dekanlığa sormakta fayda var.

türbanından saç fışkırtan kızlar

hepimiz gibi öncelikle insandır. kimi zaman nefsani arzularına yenilir. mesela ben de yeterince yeniliyorum nefsani arzularıma ve kafamı kapatmıyorum, tesettüre girmiyorum. başka bir müslüman faizle ev-araba kredisi çekiyor, başka birisi gıybet ediyor, çoğumuz namazları kaçırıyor, kılmıyoruz.
şunu söylemek istiyorum, allah'ın koyduğu bazı kurallar allah ve kul arasındadır, bazıları ise toplumu düzeltmeye yöneliktir. ben tesettürü allah ile kul arasındaki kurallardan biri olarak görüyorum. ancak burada önemli yerlerden biri de şu bence, islamdaki örtünme adabı bellidir, baş örtüsü zaten farzdır. öncelikle bunu bilmek ve günah işlediğini farkında olmak gerekir. islamda böyle bir şey yok diyerek kendini temize çıkartmaya çalışmak hatadır, yanlışa yanlış elbette denmelidir. müslüman insanlar ellerinden geldiğince, nefsani duygularını dizginleyebildiği ölçüde bu kurallara uymaya çalışır. ben başı açık bir kadın olarak kapalı bir kadını kafasının önündeki saçları örtmediği, tayt giydiği için kınayamam. kimse mükemmel bir müslüman olmadığı için de bu kimseye düşmez, kaldı ki mükemmel olsalar dahi düşmez çünkü ''benim dinim bana, senin dinin sanadır.'' gerçekten kolay bir olay değil tam anlamıyla kapanmak. olayın islam'a göre yanlış olduğu zaten apaçık ortadadır, bu durumda bana ve diğer herkese düşen kendine bakmaktır.
bu durumu yargılamıyorum dediğim gibi ama sebeplerini düşünecek olursam bazı insanların din değil de, kültür sebebiyle kapandığı da olabilecek nedenler arasında. mesela bir arkadaşım memleketinde kadınların çoğunun tesettürlü olduğunu söylemişti, böyle bir ortamda yetişmiş ve saçları kapatmayı bir gelenek olarak algılamış kişilerin de olabileceğini düşünüyorum kendimce. veya dediğim gibi moda olduğunu, arkadaşlarında olduğunu görüp bunlara özenip yapmak isteyenler olabilir. ne olursa olsun kendi açımdan bakarsam, benden bir adım önde insanlardır. allah beni, onları ve isteyen herkesi doğru yola iletir umarım, temennilerim bu yöndedir. sürçi lisan ettiysem affola, saygılar sevgiler efendim.

buradan tanışıp sonra arkadaş olan kişiler

"ayni yatakta yattigim bile var *" diyerek olaya dahil oldugum kisi listesi. ciddiyim *

edit. hatta soyle soyleyeyim, 6 kisiydik. kips. kocaman bir grup yaptik *

komik öğrenci hatıraları

bugün okuduğum bir tweet sonrası aklıma düşen anımı paylaşmak üzere ikinci kez geldiğim başlık.
yer: acil sarı
zaman: yakın geçmiş, intörnüm.
kahramanlar: 65-70 yaş bir çift. hasta amca ve yakını olarak eşi, teyze.
mevsim: kış
son trimesterdeyiz (-tır diye okumayın da büyük ünlü uyumu boşa gitmesin) yani gece 12- sabah 8 turunda sarının sabah kanları, viziti vs ile uğraşmaktayım. ben yine ön sarıdaydım, malzeme lazım oldu arkaya geçtim. malzeme dediğim de sonda. çok ekzantrik bi iş yapmıyoruz rutin.. neyse gittim arka sarıya önce gelmişken hastalara bireysel vizitimi yapıp, elimdeki iş listesinde yapılacak bir şey olmadığından emin olduktan sonra malzeleri topladım öne gecicem, kapıya seyirtiyorum. o sırada alanın en uzak köşesinden de teyze bana seyirtiyor. göz göze geliyoruz ama ben elimdekileri düşürmemenin derdiyle beni bekleyen sondaya giderken scrub'ımın cebinde bir hareketlilik seziyorum.
hopt, töbe o ne ya! diyerekten arkamı dönerken, başı interskapular mesafeme gelen bir teyze ile karşı karşıya buluyorum kendimi.
tanıyorum hemen. nöbetin ilk saatlerinde gelen yaşlı amcanın eşi. pek sevimliler, huysuz olmayan yaşlı çiftler olur ya, işte onların prototipiler adeta. enderler yani. bütün gün elimden geldiğince sorularını yanıtlayıp yardımcı olmaya çalışmıştım ancak takip ettigimiz hasta sayısı gun icinde 50-60 piki yapınca zor oluyor malûm..
neyse, cebimdeki hareketlenmeden devam edeyim.
tamam teyze tatlı, iyi falan ama cebimde neler oluyor?'un cevabını bulmak üzere saniyeler içinde önce arkamı döndüm, sonra teyzeyi hatırladım, bir yandan onu ezmemeye çalışırken diğer yandan sol elimle cebime bakıp sağ elimle malzemeleri çeneme sıkıştırıp sağ ayağımın üzerinde dengeyi sağlamaya çalışıyorum derken cebimden 5 tl çıkıyor!
once elimdekileri bankoya bırakıyorum hemen arkamda, sonra teyzenin sus sus, hişt! diye bana sus işaretini görüyorum, o sırada elimde 5 lira, "teyze bu ne?" diyorum.
ve o an teyzenin elindeki diğer 5 lirayı görüp hemşire hanıma sessizce seyirttigini fark ediyorum.
ve anlıyorum.
sıradaki 5 lira hemşire hanımın scrub cebine sokuşturulmaya çalışılıyor.
benzer tepki ("o ne, kim o, noluyo ya?!") hemşire hanımdan da geliyor ve ben şoku üzerimden atınca teyzeye 5 lirasını geri verirken "teyze olur mu, daha neler. bu benim işim. para falan alamam, almam. al sen bunu, sağol" diyorum. teyze diyor ki "olsun olsun al bu senin hakkın!"
o an diyorum ki içimden sabahtan beri 600'e yakın hasta geçmiş beynimin içinden, pretibial 2+ ödem olmuşum ayakta durmaktan, en son içtiğim çorbanın uzerinden 14.5 sa gecmis, hala ayaktayım ve beni bekleyen sondaya gidiyorum ve hakkım 5 lira mı bari bi 10 lira vereydin de tost çay alırdım kazık kantinimizden.
şaka tabi bir yana, cok duygulaniyorum.
hem de oyle cok duygulaniyorum ki, bu teyzeyi alayım bizim eve götureyim, benim ananem olsun istiyorum.
ama tabi ilk kez başıma gelen bu durum karşısında gülmekten de kendimi alamıyorum.
hemşire hanımla karnımıza agrılar giriyor.
5 lira bende artık farkli bir anlam ifade ediyor.
sonrasindaysa, güç bela teyzeye parayı geri veriyoruz.
ben se, ön sarıya dönüp 02:55 gibi sonda takarken gulmemek için kendimi zor tutuyorum...

yazarlar için mükemmel bir günün tanımı

aylar önce planlanan, 4-5 farklı şehirden gelip birbirini yüzyüze hiç görmemiş insanların sabaha kadar muhabbet edebildiği, tıkanmadığı, sıkılmadığı, 40 yıllık dostların rahatlığıyla her şeyi konuşabildiği, kimsenin kimseyi yargılamadığı, 2 dakikanın bile kahkahasız geçmediği gün.

tribün marşları

bazen takımına destek olduğun

bazen aşk acını anlattığın

bazen isyan ettiğin

bazen kız istediğin

bazen ne sevip ne sevildiğin

bazen bir caddeyi inlettiğin

bazen de çok sövdüğün bestelerdir.
(burada cidden çok küfür var)

yazarların sevdiği enstrumantal şarkılar

tarza ve grup ismine ön yargı ile yaklaşmadan dinlemeniz dileği ile
death-voice of the soul

tıbbiyelilerin whatsapp grup isimleri

the dabullu.

meshur olduk kizlar el sallayin!

tıbbiyeli itiraf

kış ayı , çocuk acil nöbeti tutuyorum. gün içinde bir sürü ishal , kusma şikayeti gelmiş. ismail diye bir hasta var o da ishal ve kusma şikayeti ile gelmiş sonuçlarını bekliyoruz. sonuçlarının çıktığını görüyorum (gece saat 3) taburcu etmek için çağırıyorum:
-ishaaaal, ishaaal burada mı, gel ilacını yazdık!!

idam cezası istemeyen insan

olaylara özellikle türkiye'deki karmaşık olaylara realist yaklaşan ve azıcık da olsa analiz edebilen insandır.

bakın çok geçmişe gitmeyeceğim. ama yine de eski olayları bir okuyun. mesela terörist başı neden idam edilmedi? üstelik idam vardı o zamanlar ve devlet de abd'nin idam etmeme koşulu olmadığını söylediği halde. sebepleri ise aihm ve sosyo-psikolojik etkisi. peki bu etki neden sadece bir kişi için tartışılıyor? bak, işimize gelince idamı hümanist bir şekilde irdeleyip egale edebiliyormuşuz değil mi? üstelik bu kişi hala binlerce kişinin ölümüne sebep olan bir terörist başı olsa bile. peki sizin argümanlarınız ne? tecavüzcüler, adam öldürenler idam edilsin:( evladım, bu insanlara verilen trajikomik ceza indirimlerine bak bir önce, sonra gel ve idam cezası geldiğinde gerçekten hukuk sistemi onlara idam cezası verir mi bi düşün bakalım. hukuk sisteminin folloş olduğu bir ülkede neye güvenerek bu kadar emin konuşabiliyorsun, nasıl emin olabiliyorsun adaletin en doğru şekilde tecelli edeceğine? daha geçen tecavüzde 15 yaş sınırı kalktı bu ülkede. git aç oku öğren biraz neymiş bu diye, sonra ağla "kahrolsun tecavüzcüler :(" diye.

bak çok geriye gitmeyeceğim dedim. ergenekon ve balyozu hatırla. bu adamlar, türkiye'nin en seçkin en eğitimli komutanları, vatan haini ilân edildi. yahu genelkurmay başkanı hapise atıldı darbe planı iddiasıyla. sonra ama çok sonra "her şey kumpasmış :(" dendi, "kandırıldık" dendi ve tek tek tahliye edildiler. ama bir de içerdeyken vefat edenler, hastalananlar, ailesinin cenazesine gidemeyenler oldu. daha geçen ay tahliye oldu murat eren düşünebiliyor musunuz? içerde asker unutmak bile nasıl bir hukuk düzenine(!) sahip olduğumuzu da mı anlatmıyor size? bu insanların idam edildiğini bir düşün, bir hayal et, onların senin bir yakının olduğunu düşün en basitinden. bilmem anlatabildim mi?

bak, zaten şu anda hiçbir şekilde müdahale edemeğimiz khk'ler ile bile bir anda terörist ilan edilebilirsin. nasıl kanıtlayacaksın suçsuz olduğunu? bu ülkenin genelkurmay başkanı bile kanıtlayamamışken sen nasıl kurtulacaksın? veya o akşam evine giderken olay yerinde kamerada sadece sen gözüktüğün için tecavüzcü ilan edildiğinde mesela.

"idam kolay değil, hukuk sistemini iyileştirmek hedef alınmalı, yok biz beceremeyiz deyip adaleti uygulamaktan geri duran hukuk zaten olmayan hukuktur." demişsin ya. hah işte aynı şeyden bahsediyoruz. bu ülkede hukuk yok! yok işte yok! "kandırıldık, aldatıldık, kumpasmış" denilmeyen günler geldiğinde, içimizde adaletin tam yolunda ilerlediğine dair bir küçük umut oluştuğunda gelin yeniden tartışalım idamı. ama şu an değil.

not: son olarak isveç'te en yüksek tecavüz oranı olmasının bir sebebi yukardaki bir entry'de verilmiş.(bkz: göçmen halk) diğer bir sebebi de insanların böyle olaylarda çekinmeden polise ihbarda bulunması. yani eğitimli olması, devlete ve adalete güvenmesi.

Toplam entry sayısı: 309

tıbbiyede öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

dudaklarımızda dış ortamın sıcaklığını algılayan reseptörler bulunur ve eğer sıcak bir havada çok soğuk bir su içtiğimizde bu soğuk suyla ilk temas eden yer dudaklarımız olur. sonuç; vücudumuz dış ortamı soğuk olarak algılar ısıtmaya çalışır ve yazın sıcaklarda o soğuk suyu içtikten sonra gelen kısa süreli sıcak basma hissi bu reseptörlerle alakalıdır.

ben böyle bir şey yaşamadım diyenler için ise; hamama gidip içerde sıcaktan bayılmak üzereyken soğuk suyu dudaklarınıza bir tutun. sonra bakalım o soğuk su sizi serinletiyor mu yoksa daha da mı sıcak olmaya başlıyor. evet bizzat denedim sırf bu bilgiyi test etmek için. swh

bu bilginin geldiği yer ise fizyoloji dersi anlatan hocam idi üstünden baya bir sene geçti ama bu kadarı aklımda kalmış yanlışım varsa düzeltebilirsiniz..

doktor egosu

bu hafta eğitimde tanıştığım 20 yıllık bir aile hekimi var. eğitimin başında öğreneceklerim olur diye dikkatli dinlemeye başladım ama sonra bir baktım ki adam baştan aşağı ego olmuş. verdiği her örnekte kendisini övmesi, her hareketinde en doktor benim tavırları gerçekten kaldırılacak gibi değil. olması gerektiği gibi değil kendi doğrularını oluşturmuş ve onları da bize dayatması apayrı bir mesele. ben bunu böyle yapıyorum, aa hocam senin o dediğin de olur mu çok yanlış hahaha lafları 4 gündür hiç durmadı. uzman enfeksiyon doktoru mu zannedilmemiş, tek başına koyduğu kimsenin aklına gelmeyen tanılar mı koymamış neler neler.. anlattıkları gerçekten doğru olabilir, çok iyi bir hekim de olabilir hatta dediğim gibi öğreneceğim bilgiler olur diye dikkatli bile dinledim ama o ego kokması yok mu insanı nasıl soğutuyor anlatamam. tıp okurken bazı hocalarda bunu görüp soğumuştum ve ilerde bu şekilde olmam inşallah diye hep düşünüyordum. hala da eğer çevremdeki insanlara bu şekil hissetireceğimi bilsem bu mesleği yapmam daha iyi diyorum umarım da hiç bir zaman kimseye bu hissi yaşatmam.

işe yarayan sözlü taktikleri

eğer soru hakkında bilginiz yok ama aklınıza sallıyacak bir şeyler geliyorsa salladığınızı hocaya hissettirmeyin. o kadar emin söyleyin ki doğru olmasa bile hocaya "böyle bi bilgi mi vardı?" hissini yaşatın. sallıyormuş gibi söylerken doğru bile bilince önemsemeyen hocalarımız var.

yani kendinizden emin konuşun mıy mıy olmayın sözlülerde

tıbbiyeli itiraf

yalnız kalmayın ey tıbbiyeliler gerçekten insan bi noktadan sonra çok zorlanıyor. uzaktaki arkadaşlarla öyle arada bir konuşmakla falan olmuyor gerçekten insan evladı yalnız kalmamak üzere yaratılmış. arada kafamı dinlerim diye düşünebilirsiniz ama uzun süreli olmuyor. peki tüm bunun altında ne yatıyor? sevilmeye değer birini bulamamış olmak, bulduğunu zannedip ortada kalınca tekrar sevmekte çok zorlanmak yatıyor. tabi bir de devletimiz sağolsun zorunlu hizmet diye kimsenin uğramadığı bir yerde yaşayınca bu duruma katlanması daha bir zorlaşıyor.
umarım bir gün dönüp bu yazdıklarımı okuduğumda vay be zamanında ne duygular içerisinde kalmışım çok şükür şimdiki halime diyebilirim..

hükümetin sağlık politikası ve doktora bakışı

şu an benim gördüğüm tek bir sağlık politikası var o da aile hekimleri sayısını arttırmak. başka bir amacımız yokmuş da tek sorunumuz bir aile hekimi başına düşen hasta sayısının fazla olmasıymış gibi bunu azaltmaya çalışıyor bakanlığımız.

açın asistan için kontenjanları insanlar rahat rahat bölümünü öğrensin, ayda 12 13 nöbet tutarak başlamasın asistanlığa, nöbet ertesi off u olsun, tercih edeceği sevdiği bölüme rahat rahat gitsin-çok yoğun olmasa ilk orayı yazardım da- gibi cümleler kurmasın. bilimsel araştırmalara ayırabilecekleri vakitleri kalsın, sadece kağıt işleri yaparak uzman olmasın bu insanlar. sağlık bakanlığımız bunları görmüyor mu görüyor. ama amaç ülkede bilim ilerlesin sağlam doktor yetişsin değil maalesef. halk memnun olsun, her köyde ilaç yazdırabilecekleri doktor olsun, sonra da gelsin oylar....

her meslekte olduğu gibi bizde de aynı maalesef. çalış, köle!!

işe yarayan sözlü taktikleri

eğer soru hakkında bilginiz yok ama aklınıza sallıyacak bir şeyler geliyorsa salladığınızı hocaya hissettirmeyin. o kadar emin söyleyin ki doğru olmasa bile hocaya "böyle bi bilgi mi vardı?" hissini yaşatın. sallıyormuş gibi söylerken doğru bile bilince önemsemeyen hocalarımız var.

yani kendinizden emin konuşun mıy mıy olmayın sözlülerde

27 ağustos 2017 tıpta uzmanlık sınavı

son girdiğim tus sınavı olacak, olmalı, olur di mi kazanırız bu sefer bitsin bu çile lütfen

tıbbiyeli itiraf

yalnız kalmayın ey tıbbiyeliler gerçekten insan bi noktadan sonra çok zorlanıyor. uzaktaki arkadaşlarla öyle arada bir konuşmakla falan olmuyor gerçekten insan evladı yalnız kalmamak üzere yaratılmış. arada kafamı dinlerim diye düşünebilirsiniz ama uzun süreli olmuyor. peki tüm bunun altında ne yatıyor? sevilmeye değer birini bulamamış olmak, bulduğunu zannedip ortada kalınca tekrar sevmekte çok zorlanmak yatıyor. tabi bir de devletimiz sağolsun zorunlu hizmet diye kimsenin uğramadığı bir yerde yaşayınca bu duruma katlanması daha bir zorlaşıyor.
umarım bir gün dönüp bu yazdıklarımı okuduğumda vay be zamanında ne duygular içerisinde kalmışım çok şükür şimdiki halime diyebilirim..

tıptan başka konuşacak şeyi olmayan tıp öğrencisi

başlık bile tanımı yapmış zaten. bir süre sonra çoğu tıp öğrencisi bu konuma geliyor, özellikle intorn olunca tavan yapıyor. öğle arasında, çay-sigara molasinda, akşam cafede otururken sürekli hastaneden hastalardan tıptan konuşmak bir süre sonra inanılmaz bayıyor. meslegini çok sevmekle de alakası yok bu durumun başka bir ilgi alanının ya da farklı konularda fikrinin olmamasıyla alakası var. hatta başka bir şey konuşmaya çalıştığınızda muhabbetin durduğunu farkediyorsunuz. üzücü ve sıkıcı bir durum..

guyton fizyoloji

okurken aydınlanıp, okumayı bıraktığın anda unuttuğun kitap.

eksi oya üzülen yazarı eksilemek

bir entryde edit ile -yahu niye eksilediniz aslında ben şunu şunu demiştim- diye görünce dayanamıyorum bir de ben basıyorum. şakaya sinir olan kişiye şaka yapmaya devam etmek gibi bir şey benimkisi*
bir de artı eksileri eşitlemeye çalışan biri vardı o da kendisini göstersin yalnız bırakmasın beni

risalei nur

eğer gerçek islam nedir, sünnete uygun nasıl yaşamalı, iman etmek nedir gibi konularda bilgi edinmek isteyen varsa bunun için sağlam bir kaynak arıyorsa bu kitapları okuması gerekir.
evet anlaşılması zor ama 100 kere değil okuduğun yeri biraz dikkatli okuduğunuzda gayet anlaşılır buradaki insanların tıbbiyeli de olduğunu düşünürsek hiç zor olmamalı.
islam ile ilgili bilgi okumaya dayanamayan veya okumayan bir insan için ise çamur atmak kolay tabi her konuda olduğu gibi bu kitap ve said nursi hakkında bir çok söylenti var. önemli olan önyargıyı kenara bırakıp okuyarak kendi fikrine sahip olmak. sadece size gösterilen bir kısmına bakarak yorum yapmak değil.
şunu da belirtmeden gitmiyim hazır başlamışken. bu kitapları okumaya ömrünün büyük bir kısmını veren insanlar var ve emin olun hakkını vererek okuyan o insanlardan islamiyet nasıl yaşanır görebilirsiniz. eğer islamiyetin yaşanmasını görmeye tahammülünüz yoksa ancak o zaman rahatsız olabilirsiniz saygılar..

seri maligncinin tespit edilmesi

bence öyle bir insan yok tamamen hayal. ayrıca malign almak bile güzel demek ki okuyor hiç etkileşim olmamasından iyidir(ebkz: #19643)

maç izlemeyen erkek

eğer maç izlememekten kastımız milli maçları bile kapsıyor ve genç bir erkekse ılıktır kesin tanı..

ıyyy böyle kan kan koktu diyen tıpçı

bazıları ıyy demez "kan kan koktu of be" der işte o gerçek tıpçıdır özellikle otopsi, adli tıp gibi yerlere de meraklıdır.

içerik kuralları - iletişim