solmuş papatya

Durum: 87 - 0 - 0 - 0 - 06.07.2019 20:55

Puan: 3082 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 9

düşün ki o bunu okuyor

hayatımın en güzel anıymış, bilmiyordum.

özletiyor seni bu yağmurlar

bir ahmet telli mükemmelliği. çünkü yağmur sırılsıklam özletiyor.


burada yağmur yağıyor
aralıksız yağıyor günlerdir
ama sen yine de şemsiyeni
almadan gel ilk otobüsle

buğulanan camlara usulca
yüzünü çiziyorum ki yüzün
bir yağmur damlası olup
düşüyor yapraklarına gülün

güller de bozamıyor bu uzun
karanlık sessizliğini kentin
anılarını yitiriyor sokaklar
bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

tarih de kekemeleşiyor bazan
ki o zaman aşktır tek bilici
aşksa yürümek gibi bir şey
duyabilmek kuşların gelişini

anısı bizsek eğer bu kentin
unuttuğu türküler bizsek
acıyı rehin bırakıp bir güle
anımsatmalıyız bunları bir bir

sonra yürümeliyiz seninle
sokaklara caddelere çıkmalıyız
belki bir aşktır bu kentin
belleğini geri getirecek olan

burada yağmur yağıyor ama sen
şemsiyeni almadan gel yine de
özletiyor bu çılgın sağanak seni
sırılsıklam özletiyor biliyor musun

robbins türkçe mi ingilizce mi okunmalı sorunu

hep yapmak istemiştim. bugüne kısmetmiş. *

(bkz:hayırlı forumlar)

edit: başlığı açan hekim arkadaşa bir saygısızlık yaptığımı düşünmüyorum. burası bir sözlük ve açılan başlık sözlük formatına uygun mu tartışılır. hayırlı forumlar dedim diye kin mi kusuyorum? üstelik henüz bilgim olmayan bir kitap hakkında yorum yapsam da bir faydası olmayacaktı. daha taze bir dönem 3 öğrencisiyim çünkü. her şeyi bu kadar takmayın yine de, altı üstü bir espriydi. insanlar zayıf noktalarına karşı bu tür tepkiler verebiliyor ama bir saygısızlık yaptığımı düşünmüyorum. üslubu da yanlış bence. kimseyi üzmek istemezdim. ama sözlüğün eski tadını da bırakmadınız. sağolun, sayenizde artık giresimiz bile gelmiyor yeni nesil yazarlar.
edit 2: kusmuşum, kusura bakmayın sözlük halkı.

asla kimseyi öldürmedi benim babam

bir jean-louis fournier kitabı. bir çocuğun gözünden doktor bir babayı anlatıyor. otobiyografik bir eser. bence okunması gereken kısacık ama çok güzel bir kitap.

"güçlüydü benim babam, herkes onun yüzyıl yaşamak için yaratıldığını söylerdi."

“bir sabah, çok erken vakitte, annem odama geldi, ‘sanırım baban öldü’ dedi. ‘yine mi...’ dediğimi hatırlıyorum.
kalkmak istemiyordum, yorgundum ve yorganın altına girdim.
babamı o kadar körkütük sarhoş görmüştüm ki, gerçek bir ölüyle körkütük sarhoş biri arasındaki farkı bilemiyordum. sonra babam doktordu ve bir doktor ölemezdi. annem, ‘bu seferki gerçek. hadi kalk’ dedi. kalktım. odasına gittim. yatağın yanı başına düşmüş, ağzı kan doluydu. beni azarlamadı, gerçekten ölmüştü.”

intihar mektubu

içeriği önemli olan, çoğunlukla kişinin intihar etme sebebini içinde barındıran bir nevi veda mektubu. vasiyetname de olabilir. ve pek çok insan bu mektubu yazdıktan sonra intihar fikrinden vazgeçer. çünkü duygularını döker.
bazen ise geride kapanlara acı çektirmek için yazılır. okuyan kişi için ciddi bir yıkım kaynağı olabilir.

ve yazmadan unutmamak gerekir, hayatın kendisi de bir nevi intihar mektubudur.

ahududu

frambuaz olarak da bilinen meyve. bugün annemin meyve suyunu yapması ile bir kez daha anladım ki ben bu meyveye aşığım. reçeline, meyve suyuna, sosuna, kurabiyesine, pastasına, şarabına, dondurmasına, çayına...
ayrıca anlamı ceylan dududur.

tıbbiyeli itiraf

19 yaşındayım. çoğu kişiye göre çok küçüğüm. fikirlerim oturmadı belki henüz. belki 5 yıl sonra hepsi değişecek. şu an olduğum kişiden utanacağım belki. ergen diyeceğim. ama der miyim? hiç sanmıyorum. hep olgun biri olduğum söylendi bana. herkese göre iyiydi de bu. ama değil işte. ben çocuk olmadan büyüdüm. babam bisikletimi iterken de çocuk değildim. ben bana 7 yaşında bir can emanet edilip yalnız bırakılırken de çocuk değildim.
ben 6 yaşımda 3 kişinin katili olmaktan 5 cm ile kurtuldum. mucize demişti polis amca. verilmiş sadakanız varmış. var mıydı?
o günü her dakikasıyla hatırlıyorum. sonu iliklerime kadar ilk o gün hissettim. ölümü ilk o gün istedim. katil olursam yaşayamazdım çünkü. katil olmadım, ölmedim de. ama o gün çocuk olmaktan çıktım ben. o gün büyüdüm ben. o gün oynadığım oyunun tehlikeli olduğunu fark ettim ben.
o gün bugündür tehlikeli oyunlar oynarım ben, o gün bugündür çocuk olmadığım için.

istiklal marşı

bir "üniversitede" siyasi içerik taşıdığı gerekçesiyle kep atma töreninde okutulmayan milli marşımız.
diyecek tek kelime bulamıyorum.
(bkz:türkiye'den siktir olup gitmek)

sevilmek

"insanlar sevilmek için kusurlarını gizleme gereği duyarlar. ama kimse zaaflarına, zayıf anlarına, hatalarına tanık olmadığı birini gerçekten sevemez."

kilo vermek

son 5 günde 6 kilo verdim. sadece stres, üzüntü, mutsuzluk ve kaygıdan.
diyet yapsam bir ayda veremezdim.
  • /
  • 9

bilinmeyen bir kadının mektubu

"çünkü yeryüzünde hiçbir şey bir çocuğun karanlıkta kalan, fark edilmeyen aşkına benzemez. çünkü bu aşk, umutsuzdur, itaatkardır, boyun eğer, hazır bekler ve hiçbir yetişkin kadının arzulayan ve bilinçsizce talepkar aşkı hiçbir zaman böyle değildir. ancak yalnız çocuklar kendilerini bütünüyle tutkularına bırakabilir. başkaları duygularını boş konuşmalarla ortaya saçar, baş başa görüşmelerle yıpratırlar onları. aşk hakkında çok şey duymuş ve okumuşlardır, onun ortak bir kader olduğunu bilirler. onunla bir oyuncak gibi oynarlar, ilk sigarasını içmiş oğlan çocuğu gibi övünürler. ama ben, benim içimi dökecek kimsem yoktu. ne kimseden bir şey öğrenmiş ne de uyarılmıştım. tecrübesizdim, dünyadan haberim yoktu. uçuruma düşercesine yuvarlandım kaderime."

bitince aman tanrım ne okudum ben dediğim bir kitaptı. satırların tamamına inandım, tamamından etkilendim. yazarın birkaç kitabını okumama rağmen satranç dışındakilerde aradığımı bulamamıştım. ama bu kitabı gerçekten enfes.


"içimin derinliklerinde, benliğimin bilinçaltında hâlâ o eski çocukluk hayalim yaşamaktaydı, belki de günün birinde beni, yalnızca bir saat için bile olsa yanına çağırabilirdin. ve sadece ihtimal olan bu bir saat uğruna her şeyi geri çevirdim, sırf ilk çağırışında özgür olabilmek için."

"açık konuşacağım acı çeken muhtaç bir insani mutlu bir insandan daha çok sevmiyorsun. ve senin gibi insanlardan -ne kadar iyi olurlarsa olsunlar- yardım istemek zordur. çocukken bir gözetleme deliğinden bir dilencinin kapını çaldığını ve senin ona bir şey verdiğini gördüm. daha adam bir şey söylemeden çabucak ve çok vermiştin aslında, ama bir tür korkuyla ve aceleyle uzattın. bir an önce gitmesini istiyordun, gözlerine bakmaktan çekiniyordun sanki. yardım ederkenki bu huzursuz, çekingen, şükran gösterilerinden korkan halini hiç unutmadım. onun için senden asla bir şey istemedim."

ay ışığı altında okula gitmek

ben de tam tersine hoşlanıyorum bundan. sokak lambaları sönünce hava aydınlanmaya başlıyor benim de içime bir huzursuzluk çöküyor. eskiden otobüste falan da sabah bazen ışıklar açık olmazdı çok mutlu olurdum, çok rahatlatıyor hafif soğukla birleşen karanlık.

tıbbiyeli itiraf

buralar tenhalaştı sanki. geçen sene daha aktif ve samimiydi ortam. bu sezon bazı değerli yazarların da ayrılması veya ortalıkta hiç görünmemesiyle insana sözlüğe pek girme isteği gelmiyor. eskisi kadar sıcak gelmiyor dönen muhabbetler. harry potter serisini izleyenler bilecektir, 7.filmden sonra atmosferdeki kararma ve soğumayı hissediyorum burası için. güzel atışmalar, sohbetler, tartışmalar dönüyordu. galiba tarih seyrini değiştiren "büyük sözlük isyanı" birazcık sarstı çevreyi. bakalım umutluyum tekrar canlanır diye.

arafat dağı

hastanede hastalar ve hasta yakınları arasında en popüler ilahilerden birisi. vizitte malign bir hoca tıklım tıklım hasta odasının içinde hastayı tartışırken aniden bir ses duyulur ya hani. arafat dağı daaa diye başlayan bir ses gelir kulağınıza. ardından tefle ritim eklenir müziğe. herkes birbirine ve hocaya bakıp sırıtmamaya ciddi kalmaya çalışır, ama nafiledir. işte bu o.
geçen gün babannemi servise yatırdık. konuşurken falan bir anda bu tanıdık melodiyi duydum. gayrı ihtiyari gülerek kimden geliyor bu ses diye etrafa bakınırken bir baktım amcam arıyor* babannemin de favori ilahisiymiş. * istersen değiştireyim dedim, ben onu duyunca neşeleniyorum değiştirme dedi. neyse gülmeye devam ettim ben de sonuçta tercih meselesi. en azından ismini öğrenmiş oldum *
ısimlerini tam bilmiyorum ama birkaç tane daha vardı, öğrenirsem editlerim. alın size amme hizmeti *


 spoiler!

tıbbiyeli itiraf

yaşım ilerledikçe daha tahammülsüz birine dönüştüğümü kabul ediyorum artık. yakın zamana kadar farkındaydım fakat kabul etmiyordum, artık kabul de ediyorum.

sevgisini fiziksel temasla gösteren, sarılan, sarılmaya doyamayan biriyim normalde. ben size sarılabilirim, ama siz bana sarılamazsınız. canınıza okuyabilirim.

çoğu şeyi paylaşmayı severim (yemeğim hariç. özellikle tatlımı asla vermem). kendime çikolata alıyorsam yan yana oturduğum arkadaşıma da alırım. kahve yapıyorsam iki kişilik yaparım vs. kalemini kaybettiğinde fazla kalemim varsa sana hediye bile edebilirim, ama benden habersiz benim kalemimi alamazsın. benim, adı üzerinde.

eski sevgilimi hala sevdiğim için son sevgilimden ayrıldım. istesem başka bir sürü sebep sayabilirim (ve eminim çoğunda da haklı bulursunuz beni) fakat asıl sebebi yeni yeni kabul ediyorum. çünkü neden, mevcut sevgili eski sevgiliyle karşılaştırıldığı an her şey biter.

hiç huyum olmamasına rağmen odamda yeşil bir şey bulunsun diye bir çiçek aldım marketten. aslında sebep yeşillik, bitki vs falan da değil; odada benim dışımda canlı bir şey olsun. yalnızlığımı maskelemek istiyordum. çiçek diye aldığım şey nemli ortamları seven, ışıktan pek hoşlanmayan yosun çıktı (bkz:selaginella). benim odamın iklimine tamamen ters olduğu için annem el koydu saksıya. şimdi mutfakta yaşıyor.

yalnızlığımı maskelemek istiyorum dedim diye acınası haldeyim falan diye düşünmeyin. halimden memnunum. şu anki iş tempomun arasına bir sevgili sıkıştıracak durumda da değilim açıkçası. empati yapınca öyle bir durumda olmak istemem, kıza yazık. ya aynı okuldan biriyle birlikte olmam lazım, ki bunun olmayacağına dair kırmızı çizgim var, ya da laboratuvardaki bir nesneye aşık olmam lazım. sanırım beyaz pipet tabancamı seçeceğim.

moleküler tanı yöntemleri denilince elisa, ifa, ihc gibi yöntemlerin (özellikle elisanın) kabul edilmemesine çok bozuğum. moleküler yöntemler sadece pcr ve sekanslama türevleri olmamalı. sadece dna-rna'yı molekül kabul etmemeliyiz. ag-ab interaksiyonu da moleküler etkileşimse, bu da bir moleküler tanı yöntemi kabul edilmeli. belki de bildiklerimizi reklasifiye etmemizin zamanı gelmiştir.

one night stand ilişkiden ölümüne korkuyorum. bir gecelik aksiyon için hayatımın geri kalanını veremem. bilinçlendikçe, öğrendikçe daha fazlasından korkuyorum. test istemişliğim var, bundan sonra da istemeye devam edeceğim. test işin içine girince de olay one night olmaktan çıkıyor (sonuçlar yarın çıkar, malum). korkmasam böyle bir yaşam tarzını benimserdim ama muhtemelen. denemedim bilmiyorum. belki de sevmezdim.

gizli kamera düşüncesinden dolayı otellere falan da pek güvenmiyorum. ama bu o kadar sert olduğum bir konu değil *.

hoşlandığım insanlara 4. maddeyi uygularsam diye adım atmaya korkuyorum. zaten bir ilişkim olsa bile yürütecek vaktim yok diye söyledim (gelecekteki sevgiliye not: hemen vazgeçme. gerçekten az vaktim var ama "benimle ilgilenmiyorsun işin daha önemli hep" diye küsmek yerine olur olmadık yerlerde bile zaman yarat, senden görünce ben de yaratırım. her şeye tek başıma yetemem).

okunmayı bekleyen 10+ kitabım var. kimi 1200 sayfa civarı, çantada taşınacak gibi değiller. evde de okuyasım yok. kitap okumak benim için otobüs aktivitesidir.

cebimde bazı şarkılar var, sayfalarca anlatsam dahi benim söylemek istediğimden çok daha güzelini kısacık şekilde anlatıyor. bayılıyorum onlara.

istasyonda metro beklerken "makinist abi bizi yanına alsana" yazılı karton tutacak kadar yüzsüz fakat cesareti paçalarından akan arkadaşlara ihtiyacım var. bi iş için lazım *

tıbbiyeli itiraf

bugün yeni hayatımın ilk günü. bu kararı dün gece hıçkıra hıçkıra bir saat ağladıktan sonra aldım. farkettim ki ben eski ben değilim. her şeye takılan en ufak şeyleri dert edinen birine dönüşmüşüm bunu yaparken de öncelik sıralamamı yitirmişim. bunu bana öncelik sıralamamda yanlış yere koyduğum biri hatırlattı. ağlarken durdum ve düşündüm ulan ben her yaptığın bencilliği görmezden gelirken üstüne bir de bunları duymam üzerine dedim ki kendi kendime ne gerek var yani. karşılık beklediğimden değil ama verdiğin emeğin fedakarlığın çok fazla kalması da içinde birikiyor birikiyor. sonra bir bakmışsın ben ne ara bu halde oldum. şimdi ise güzel bir gün yepyeni bir gün. kararlarımı gerçekleştirebilmem dileğimle. seviyorum sizi sözlük kendinize çok iyi bakın.

tıbbiyeli itiraf

bir an.. sanki bizim suçtan, günahtan, cezadan ve pişmanlıktan kurtulduğumuz gibi.

saç kestirme periyodu

benden çok daha yakışacaklara sakladığım için benim için aylarca yıllarca süren periyottur
(bkz: saçım saçın olsun)

yaşlanmayan ünlüler

aklima once nebahat çehre sonra da şu caps geliyor

günün şiiri

kasım'ın son mısralarındayız.
günlerden ne bilmiyorum..
ama ben bugün de seviyorum seni.

(bkz:cemal süreya)

Toplam entry sayısı: 87

antidepresan niteliğinde şeyler

küçük kardeşin(5 yaşında) ders çalışırken yanınıza gelip hadi dersini bana anlat deyip,sizi sonuna kadar dinlemesi.üstelik gelirken koca bir tabak meyve ve kuruyemiş getirmesi...
her akşam istisnasız oluyor bu güzel olay.

geceye bir söz bırak

beni hayal kırıklığına uğratan, kendimden başkası değil.
franz kafka

yalnızlığın farkedildiği an

benim için yıllar önceki bir andır.o zamandan beri farkındayım yalnızlığımın.
annem ve babam severek evlenmemişler.mantık evliliği yapmışlar.severek evlenmediler belki ama hiç sevmediler de birbirlerini.annem yıllarca hayatı boyunca yaptığı en büyük hatanın babamla evlenmek olduğunu belirtti yine de boşanmadı.babam anneme bir kez bile sevgi sözcüğü kullanmadı,hep adıyla seslendi,annem de babama.
liseyi yurtta okumama karar verdiler,daha başarılı olacağımı düşündüler,evim liseme 45 dakika olduğu halde.itiraz etmedim,evden bir kaçış yolu gibi geldi bana.zira son zamanlarda evdeki sessizliğe katlanamıyordum.amcam bize her geldiğinde gerilirdi.bir an önce gitmek isterdi.derdi ki"cenaze evi gibi burası,hiç bir ses yok."

zamanla sinirlendim aileme.başarılı bir öğrenciydim zaten.bunun için yurtta kalmama gerek yoktu.haftasonları eve gitmemeye başladım tepki olarak,sınava çalışacağım dedim.arkadaşlarım sorardı"evci defterini imzalamayacak mısın?" sonra imzalarım ben derdim ama hiç imzalamazdım.
yurtta haftasonu kimse olmazdı,herkes şehir içinde yaşıyordu zaten,evlerine giderlerdi.
koskoca katta üç kişi kalırdık.diğer iki kişinin eve gitmek için 22 saatlik otobüs yolculuğu yapması gerekiyordu çünkü.
o haftasonları asla geçmezdi.sabah erken kalkan ben tam 3 saat kahvaltı için beklerdim,tek başıma kahvaltı yapıp odama çekilirdim,sonrası koca bir hiç.
o haftasonları hissederdim yalnızlığı ilklerime kadar...

siz siz olun sevgili yazarlar sevmiyorsanız evlenmeyin.evlilik kutsal bir müessese.sadece saygı yetmiyor.belki size yetebilir ama çocuklara yetmiyor...

bilinmeyen bir kadının mektubu

stefan zweig tarafından 1920'lerin ilk yarısında kaleme alınan,platonik bir aşkın sahibi kadının ağzından aşık olduğu adama yazılan mektubu içeren mükemmel roman.bir solukta bitirilebilecek güzel bir eser.
"sana, beni asla tanımamış olan sana" diye başlıyor mektup.ve kitap boyunca kadın hep "sen beni asla tanımadın" diyor adama. çünkü adam, kendisine delicesine aşık olan ve yıllar boyunca kendisinden hiçbir şey beklemeksizin hiç vazgeçmeyen kadını bu özelliği ile hiç tanımıyor.karşılaşıp bir ilişki yaşadıklarında bile tanımıyor.kadın adamın hayatına farklı zamanlarda giriyor ama adam kadını fark etmiyor bile.yıllar önce ilişki yaşadığı kadını tanımıyor.kadın adama yıllarını,ömrünü vermişken..kadın da bir "bilinmeyen" olarak aşkını tek başına yaşıyor ve sonunda ona bu mektubu yazıyor.
neden bilmiyorum ama beni çok etkiledi kitap.sevmek güzel şey dedirtti.sevilmesen bile...
kitabın en beğendiğim yeri ise şöyle:
"ölmem sana acı verecek olsaydı eğer, o zaman ölemezdim.”
böyle güzel sevebilir mi insan??
"sabret sevgilim, sana her şeyi, hepsini en baştan anlattığım için, anlatacağım için, senden rica ediyorum, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım."

güzel havalar

bir orhan veli şiiri. bizi bu güzel havalar mahvetti.*


beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti.

antidepresan niteliğinde şeyler

küçük kardeşin(5 yaşında) ders çalışırken yanınıza gelip hadi dersini bana anlat deyip,sizi sonuna kadar dinlemesi.üstelik gelirken koca bir tabak meyve ve kuruyemiş getirmesi...
her akşam istisnasız oluyor bu güzel olay.

yalnızlığın farkedildiği an

benim için yıllar önceki bir andır.o zamandan beri farkındayım yalnızlığımın.
annem ve babam severek evlenmemişler.mantık evliliği yapmışlar.severek evlenmediler belki ama hiç sevmediler de birbirlerini.annem yıllarca hayatı boyunca yaptığı en büyük hatanın babamla evlenmek olduğunu belirtti yine de boşanmadı.babam anneme bir kez bile sevgi sözcüğü kullanmadı,hep adıyla seslendi,annem de babama.
liseyi yurtta okumama karar verdiler,daha başarılı olacağımı düşündüler,evim liseme 45 dakika olduğu halde.itiraz etmedim,evden bir kaçış yolu gibi geldi bana.zira son zamanlarda evdeki sessizliğe katlanamıyordum.amcam bize her geldiğinde gerilirdi.bir an önce gitmek isterdi.derdi ki"cenaze evi gibi burası,hiç bir ses yok."

zamanla sinirlendim aileme.başarılı bir öğrenciydim zaten.bunun için yurtta kalmama gerek yoktu.haftasonları eve gitmemeye başladım tepki olarak,sınava çalışacağım dedim.arkadaşlarım sorardı"evci defterini imzalamayacak mısın?" sonra imzalarım ben derdim ama hiç imzalamazdım.
yurtta haftasonu kimse olmazdı,herkes şehir içinde yaşıyordu zaten,evlerine giderlerdi.
koskoca katta üç kişi kalırdık.diğer iki kişinin eve gitmek için 22 saatlik otobüs yolculuğu yapması gerekiyordu çünkü.
o haftasonları asla geçmezdi.sabah erken kalkan ben tam 3 saat kahvaltı için beklerdim,tek başıma kahvaltı yapıp odama çekilirdim,sonrası koca bir hiç.
o haftasonları hissederdim yalnızlığı ilklerime kadar...

siz siz olun sevgili yazarlar sevmiyorsanız evlenmeyin.evlilik kutsal bir müessese.sadece saygı yetmiyor.belki size yetebilir ama çocuklara yetmiyor...

tıbbiyeli itiraf

sözlüğe girip bir şeyler yazmak istiyorum.ama sol frame akmadığı için yazasım kaçıyor.sanki yazsam da okuyan yokmuş,kendi kendime konuşuyormuş gibi hissediyorum.
not:şimdi de kendi kendime konuşuyorum.

tıbbiyeli itiraf

ben insanların kişiliğinin değişmeyeceğine inanırdım, ta ki o değişene dek.
çocukluğundan beri tanırım onu. birlikte büyüdük ama oynamadık. aynı sofraya oturduk ama konuşmadık. aynı kursa gittik ama tanımıyormuş gibi yaptık birbirimizi. farklıydık çünkü, nefret ediyorduk birbirimizden. o ak ise ben kara olmayı yeğlerdim, çünkü onun akı ak değildi.
ailelerimiz çok uğraştı iyi anlaşalım, arkadaş olalım diye. ama ben o tarz birine arkadaş diyemezdim ki.

bir gün başına kötü bir şey geldi. çok kötü bir şey. ben yaşasam kaldıramazdım galiba. nitekim o da kaldıramadı. zaten sorunlu olan tipi zirveye çıktı. yine de tüm bunlara rağmen çok iyi bir lise kazandı ankara'da. ancak okuldan atıldı. 7 farklı okuldan. 4 yılda yedi okul. 4 kez tutuklandı, 1 kez bıçakla yaralandı. benimle irtibatını tamamen kesti. ailesiyle de. ben de hatalıydım, herkes hatalıydı. adı çıktı diye iftira attılar ona okulda, herkes onun nasıl iğrenç biri olduğunu konuştu. ben de dahil.

lise sonda annesi çıldırmak üzereydi. sınıfta kaldı. bir kızın kafasında maden suyu şişesi kırdı ona kaş*r dedi diye. kız beyin kanaması geçirdi, kurtuldu çok şükür.
neyse annesi bize zorla getirdi her gün, hafta sonu evde iken her gün. aramıza oturup zorla ders çalıştırdı, integral anlattım ona. daha çarpmayı unuttuğunu anlamadan önce. evet sbs'de türkiye derecesi yapan kıza.
zamanla düzeldi, kötü arkadaş çevresini bıraktı, kolay olmadı. telefonunu imha etti, hâlâ da yok. olursa bulurlar çünkü onu.
düzeldi işte. karakter olarak benim bile hayran kaldığım biri oldu iki yılda. en yakın arkadaşlarımdan oldu, dostum oldu hatta.

bu gece bir mesajlaşma geçti aramızda. aynen aktaracağım. dünyam başıma yıkıldı çünkü. eski günlere dönecek 2 gün önce beraber sabaha kadar sohbet ettiğim kız.
k:solmuş papatya
s. p.: ifenim
k:sana bir şey anlatacağım, sizinkilere demek yok. h. yanında mı?
s. .p: hayır, tekim. ne zaman anlattığımı gördün?
k: tamam, anlatma işte.
k: ben uyuşturucu içiyorum, bir aydır. ve içmeden duramıyorum.

hayatım boyunca hiç içmedim, görmedim bile. evet istedim ama anladım ki istemiyormuşum. hele onun içmesini...
bu sefer onu çekip çıkarabilir miyiz bilmiyorum ama zerre umudum yok.
başına bunlar gelmese böyle bir batağa düşer miydi bilmiyorum ama çok korkuyorum sözlük. ama her şeye rağmen bu sefer yanında olacağım, karşısında değil.

unutulamayan anne sözleri

bir iki yıl önce "seni doğurduğum güne lanet olsun" demişti.
üstelik sinirli olduğu kişi babam iken benden çıkardı öfkesini.
sonra pişman olup defalarca kez özür diledi,çok güzel sözler söyledi.ama hiçbiri o cümle kadar yer edinmedi aklımda.
hayatım boyunca da edinmeyecek.
ben o lafı unutmayacağım anne.

motto niteliğinde sözler

'hep denedin.
hep yenildin.
olsun.yine dene.
yine yenil.
daha iyi yenil'*

tıbbiyeli itiraf

çocukluğumdan beri hep büyümeyi bekledim,istedim.sınırsız bir özgürlük...
ama şu sıralar anladım ki istediğim şey bu değilmiş.anne ve babam her zaman bana 18 yaşımda reşit olacağımı,ne istersem yapacağımı,büyüdüğüm için bana karışamayacaklarını söylediler.19 yaşındayım ve onlara göre büyüdüm sanırım.ailemin yanında okuyorum ve onlarla yaşıyorum.bir yıldır sanırım geçmişten kalma bir alışkanlık nedeniyle evden çıkmadan önce anneme "anne,şuraya gidiyorum.haberin olsun" dedim.ve annem on sekizimden bir ay sonra bana "kızım artık bize hesap vermek zorunda değilsin.nereye gitmek istiyorsan git.bu senin hayatın." dedi.çoğu kişinin hayali belki bu cümleler.en azından benim çevremdeki bazı arkadaşlarımın.ama benim değilmiş sözlük.
dün gece arkadaşlarımla dışarı çıkacağımı belirttim aileme.'kiminle?' diye sormadılar,'çok geç kalma,merak ederiz.' demediler.gece iki gibi döndüm eve.kimsenin umrunda bile olmadı.bilmiyorum belki fazla abartıyorum ama insan biraz merak edilmek istiyor,ilgi istiyor.gidecegim yer pek tekin değildi,telefonum bir kez bile çalmadı,mesaj gelmedi.bilmiyorum ama lisedeki oda arkadaşım bile daha fazla merak ederdi beni belki...

büyüdüm diye mi bu ilgisizlik sözlük?eğer öyleyse ben daha fazla büyümek istemiyorum...

seni seviyorum demenin farklı yolları

az önce yaşadığım olaydır.
uzun bir konuşmanın,mesajlaşmanın ardından uyumak için karar verilip,aynı anda aynı iyi geceler mesajını atmak.7 kelimenin aynı olması,konulan virgülün, kelimeye konulan şapkanın aynı olması.
üstelik daha önce hiç böyle bir mesaj atılmadığı halde...
karşılıklı birbirimize seni seviyorum desek bu kadar mutlu olmazdık herhalde...

tıbbiyeli itiraf

5 yaşımdan beri neredeyse her anımı hatırlıyorum, yani yaklaşık 15 yıldır ben benim.hayatım boyunca büyük bir bilinmezlik içindeydim zaten.nereye aitim,niye buradayım, kimim,neden varım, daha onlarcası...yaşıyordum evet ama artık farkındayım ki aslında sadece nefes alıp verip,bana verilen görevleri, sorumlulukları yerine getiriyormuşum.bir robot misali yani...hatta doğruyu söylemek gerekirse insani olarak gösterdiğim tek tepki ağlamak ve gülümsemekti,o da fazla değil tebessüm.

insan sadece bir ayda bu kadar değişir mi sözlük?yaşadığını hisseder mi?hiç yaşayamadığı çocukluğunu bir kişiyle beraber yaşar mı şu yaşında?geceleri haftada iki gün bu ankara ayazında parkta oynar mı?salıncakta sallanıp daha yukarı diye bağırır mı,tahtrevallide kavga eder mi "sen 100 kilosun,tabi kalkamam" diye.hatta tebeşir tozuyla seksek çizip oynar mı gece ikide?hayatında ilk kez ninni söyler mi birine?söylermiş sözlük,insan severse her şeyi yaparmış. kaç yaşında olduğuna bakmadan çocuk gibi davranırmış.ve onu tanımadan önce her gün en az bir defa ağlayan bu kız, son bir aydır bir kez bile ağlamayabilirmiş.

h. a. anısına

seni seviyorum demenin farklı yolları

ellerimi ellerine alıp tüm parmak uçlarımı sırasıyla öptü bugün.
sanırım daha iyi anlatamazdı sevdiğini...

içerik kuralları - iletişim