sonuclarnezamancikar

Durum: 443 - 0 - 0 - 0 - 20.02.2018 03:04

Puan: 6358 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Son nöbet bükücü
  • /
  • 45

türbanından saç fışkırtan kızlar

homosu heterosuyla,sağcısı solcusuyla, açığı kapalısıyla ‘birlikte’ yaşadığımız toplumun bir parçası olan kızlardır.

kişi sadece kendisini temsil eder. inanışlar insanüstüdür. hiç kimse hiç bir düşünceyi temsil edemez. islâm’a bu kızlar balta vurabilecekse zaten vay bu islâm’ın haline.

isteyen götünü açar,isteyen başını açar,isteyen müslümanım der içer sıçar. bunun muhakemesini yapmak kimseye düşmez. sen önce kendi vereceğin hesabı düşün,çok inanıyorsan.

alt-üst soy bilgisi

hem anne hem baba tarafının 160 yıldır şu anda bulundukları konumdan 30 mt şaşmadıklarını gördüğüm uygulama.
insan bi merak eder ya,yan mahallede ne oluyor,ne bitiyor,efendime söyleyeyim işte savaş mavaş mı var? zannetmiyorum ki bizimkilerin haberi olsun. ayrıca 1874 doğumlu dul/sağ büyük büyük nenem var. işte uzun yaşamın sırrı!

sevilen şarkının en vurucu cümlesi

kalırsa, içinde bir derin sızı kalır. * * *

danla bilic

yıllar yıllar önce twitterda parlamaya başlarken kendisini trans olarak tanıtan birey.
“kestirmek” içerikli tweetleriyle insan eğlendiriyordu.

bir evin öğrenci evi olduğunu gösteren detaylar

her pencerede farklı tül/perde bulunması.
misafir terliği olmaması.
banyoda milyon tane şampuan/sabun/kese/lif bulunması.
halıda çaydanlık yanığı olması.
camların hiç silinmemiş olması.
faturaların buzdolabına (çiğ köfteci/dürümcü mıknatıslarıyla) yapıştırılması.
odaya geçince kapı kapatılmasına müteakip bütün kapıların kapalı olması.
sehpa bulunmaması.
kanepelerin kareli desenli olması.

sevgiliye para yedirmek

hesap ödeme kısmında “hayır ben öderim” diye hırrrlayarak yırtıcı bi kaplana dönüşmeme vesile olan düşünce kalıbı.

o anda önüme çıkan engelleri burda yazılanları düşünerek yenerim.
paramı yedi dedirtmem, parasını yedim desin nolcak.

adnan oktar

a9 tvde program yapan adam.

yıllardır takipçisi olmaktan kendimi alamadığım,bir çok kediciğin kılık kıyafet ve fiziksel evrilişine şahit olduğum, hakkında çok şey okuyup bi bok anlamadığım kişi. bu değirmenin suyu neyle finanse ediliyor diyordum onu anladım çok şükür.

ceylan özbudak vardı,çok severdim. ayrılmış bunlardan.(ceylan özgül şimdilerde)
zaten neden oradaydı diyorum ama bu ayrılış bile bir mizansen. bi de hakaret edip duruyorlar tabi yersen. (münafık çatlatalım)

neyse hakkında çok konuşmamak lazım,malumunuz bi yerlerde kasetim olabilir.

polo

hatun kişilere sıklıkla önerilen arabadır.

maaş kartlarını ortak kullanmayan evliler

gelişimini tamamlamış insandan beklenen hareket.

ömrünü paylaşmaya evet dediğin kişiden kazandığın parayı saklayacak değilsin. ama bu “ortak kullanım”da genelde beklenen kadının kendi maaş kartına dokunamamasıdır. ortak dediğimiz havuz kadının ve erkeğin eşit mesafede ulaşabileceği bir yerdeyse pekiyi.. ama benim arkadaşlarım hâlâ ne kadar maaş aldığını bilmiyor! kocaları arabayı yenilemiş ama kendisi bir ayakkabı almanın kavgasını ediyor evde. zaten senin paran benim param olayı varsa o iş olmamış baştan yapmak lazım. her türlü ilişkimde araya para mevzusu giriyorsa ben buz gibi oluyorum. koca denilen şahsiyet 3 serisini 5 serisine çevirecek diye ben para kavramı nedir unutacak aşamaya gelemem. çocuklarının nasıl olacağını da kimse bilemez. bir zamanlar da çalışan annenin çocuğu şöyle böyle diye bıdıbıdı ettiler.

hoşlanılan kızdan soğuma nedenleri

espirilerini anlamamak.
yanında götürdüğün arkadaşınla kızın eğlenmesi ve senin etrafa mal mal bakışlar atman. (bu da kızı soğutan bonus)
  • /
  • 45

türbanından saç fışkırtan kızlar

gece gece tepem attı ya kardeşim size ne??? ne istiyorsunuz evden çıkmasınlar konuşmasınlar, bütün dünyada hem kadınların hem de aman ha şaşırmayın ama erkeklerin de bir furyadır giden imaj akımı olsun moda olsun beğenilme arzusu olsun, ne derseniz deyin, bütün bunlar artık hayatımızın içindeyken, dünyanın ta bilmem neresindeki insanların fotoğraflarına yaşantısına tanık olabiliyorken haaa sanki bi de kendinizde farklı olma arzusu hiç yokmuş gibi ne istiyosunuz lan kadınlardan? yok vücut hatlarını belli edermiş de yok türbanından saçı çıkarmış da. oldu olacak parklarda sevgilisiyle öpüşen sarılan kapalı kadınların gizlice, alçakça çekilmiş videolarını da paylaşın?
istiyorsunuz ki kadının dini, siyasi görüşü, analığı, bekarlığı, sevişkenliği nesi var nesi yoksa karakterinde gözünüze batan nesi varsa her şey sizin istediğiniz gibi olsun. siz kimsiniz hödükler? hilkat garibesi gibi evde mi otursun kadınlar? bilmem kaç sene önceki kapalı kadın vatandaş standart tiplemesini bu güne uydurmayın bu saatten sonra.
baş örtü bağlama stillerinin kıyamet alameti olduğunu bile duydum bi gidin işinize. kadınlar topuklu da giyer, makyaj da yapar, ne isterse onu yapar. sana ne. bu kadar vasıfsız elemanlar mısınız ya?
sözlüğe geri dönüşleri destekledik de şu provakatif tipler dönmeyeydi iyiydi. bi odanın içine aynayla beraber kapatılsalar can sıkıntısından kendisine sarıcak tipler var resmen, herkes kendi işine baksın.

altı kelimelik hikayeler

“çok canım sıkılıyor kuş vuralım istersen”

geceye bir şarkı bırak



allahim tam ders calismak icin bicilmis sarki. ben bunu radyoda da calarim size canlarim.

sonuclarnezamancikar

nokta tespitlerini, entrylerini severek takip ettiğim yazar. arada bir ara veriyor; umarım bu aralar azalır ve aralıkların süresi kısalır.

40 yaşındaki doktorun 20 yaşındaki hemşire ile evlenmesi

40 yaşındaki doktorun 20 yaşındaki hemşireyle evlenmesi de evlilikten sayılıyor.
bütün kara parçaları için
türkiye dahil.

çıkarlar uğruna evlenmek tekrar yürürlüğe giriyor.
bütün kara parçaları için
türkiye dahil.

(bkz: medikal üvercinka)

ama sonra şöyle başlıklar açılıyor: (bkz: doktor erkeklerin istedikleri zaman evlenebilmesi)

padişah gibi cesaretti o, başka erkeklerde yok
aklıma stetoskop tutuşların geliyor
doktor erkekler istedikleri zaman evlenebiliyor
asıl yoksulluk bundan sonra başlıyor
bütün kara parçalarında
türkiye hariç değil

sevilen şiirin en can alıcı kısmı

bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
itler bile gülecek kimsesizliğimize
atsız

doktor

biraz garip gelebilir ama `doktor` ve `hekim` kelimeleri eş anlamlı değildirler.
doktor, '' öğretebilen, hoca '' anlamına gelir. latince ''öğretmek'' anlamına gelen '' docēre '' kelimesinden gelir.
hekim ise insanlardaki hastalıkları teşhis eden ve onları ilaçlarla veya bazı araçlarla tedavi eden kişiye denir.

ülkemizde genelde doğru kullanılmaz.

ayrıca vikipedi'de de bu konuya değinilmiştir.

doktor kelimesi, türkçeye avrupa ve amerika kaynaklarından ve eğitim sisteminden girdiği için, terimin türkiyedeki kullanımlarında da bazı hatalar ve sorunlar olmaktadır. türkiye'de sık yapılan bir hata, uzmanlık/doktora eğitimini tamamlamamış hekimlere de doktor olarak hitap edilmesidir. sadece lisans seviyesinde tıp eğitimi almış hekimlere pratisyen hekim unvanı verilmekte olup doktor unvanını kullanmaları akademik teamüller gereği doğru değildir. bu hassasiyet sağlık kurumları, hastaneler ve sağlık bakanlığı tarafından da gözetilmekte olup hiçbir kanun, yönetmelik, genelge, tebliğ veya tüzükte doktora veya uzmanlık unvanı bulunmayan hekim için doktor ifadesi kullanılmamıştır.

ayrıca md kısaltması da türkçeye hatalı olarak tıp doktoru şeklinde çevrilmiştir. ingilizce medical doctor açılımı gibi tercüme edilmeye çalışan terim de hatalıdır. bu terim ingilizce md kısaltmasının türkçeye yanlış tercümesinden kaynaklanmakta olup md kısaltması aslında doctorate of medicine teriminin kısaltmasıdır ve orta çağ avrupasındaki ilk üniversite çalışmalarını teşkil eden 3 alandan (hukuk, din ve ilaç alanlarından) ilaç alanındaki çalışmalara ihtisaslaşmış (uzmanlaşmış) kişilere verilen ve günümüzde de yine aynı şekilde devam eden unvandır.

bu unvan, yine doktora çalışmasını tamamlamış kişilere verilmektedir. türkçeye tıp doktoru olarak çevrilmeye çalışılan ifade aslında ingilizce physician olarak geçmekte olup uzmanlığı / doktora derecesi bulunmayan ve sağlık sektöründe çalışan, genel amaçlı muayene, teşhis ve tedavi ile uğraşan kişileri ifade eder. türkçede bunun yerine 'pratisyen hekim' veya sadece 'hekim' ifadesi kullanılmaktadır.

sağlık sektöründeki unvanların nasıl kullanılacağı ile ilgili olarak dünya sağlık örgütü tarafından 2010 yılında cenova'da alınan karar gereği, bu şekilde uzmanlığı / doktora mezuniyeti bulunmayan kişilere tam olarak genel pratisyen (general practitioner) unvanının kullanılması tavsiye edilmiştir.

ayrıca
(bkz: hekim)
(bkz: tabip)

mecburi hizmete gidecek hekimlere tavsiyeler

önce bu kararı verdikleri için sevineceklerini umuyor ve gittikleri yerlerde kötü bir anı yaşamadan mesleklerini eda etmelerini ümit ediyorum.

verilen bu karar zaten yeterince saygıyı ve takdiri hakediyor. gidin, çalışın, para kazanın ve itibar görün.(umarım herkes için böyle olur, ben çalıştığım yerde şükür ki fazlasiyla saygı gördüm)

arkadaşlarınız sizden önce uzmanlık kazanmış olabilirler, rahat ve emin olun ki yaşadığınız tecrübeyi daha sonra kazanma fırsatınız hic olmayacak. bu yüzden altın değerinde. mecburi hizmet sırasında çok zorlanmadan para kazanma fırsatınız da olabilecek. rahat edeceksiniz. bu dönemde en tehlikeli şey rahata oldukça alışmaktır.

para herkes için önem taşıyor bu kesin. ancak bana sorarsanız -çok sıkıntılı bir süreç içinde olanlar hariç- parasını düşünmeden önce çalışabileceginiz yerler adına ufak bir çalışma yapın. mesela ailenizin yaşadığı yere yakınlık, uzmanlık için kursa gidecek iseniz aradaki mesafe, şehrin ya da ilçenin ekonomik durumu vs. gibi önemli konuları araştırın. kaba hesapla nüfus/100 günlük gelecek hasta sayısının asgari rakamıdır. aklınızda bulunsun.

#2700 nolu entrydeki cümlelere aynen katılıyorum. belki şu eklenebilir: lojman varsa bir an önce başhekiminize ya da mesul kimse ona belirtin. haberleri olsun.

büyük iller ve nüfusu kalabalık yerler hariç, genellikle ilçelerde uzman ve bt,usg gibi tetkikler hatta bazı kan tahlilleri bile bulunmayacak. (çalıştığım yerde troponin ve biyokimya bakılamıyor, hatta bir ara hemogram bile bakılmıyordu) bu ne demek: büyük ilçede çalışırsanız elinizin altında birçok imkan olur ve hastayi uzmana danışabilirsiniz. bt yorumlama adına bir bilginiz olur. büyük yerde pişersiniz. bakış açınız daha geniş olur. öte yandan hasta sayınız aşırı olur, bazen hasta sevketme durumu sizin için sıkıntılı olabilir.(onunuzde mi geçiren hastayı tutmak zorunda olabileceğiniz gibi) ayrıca ne yazık ki bazı uzman hekim arkadaşlarınızın gereksiz hakaretlerine maruz kalabilirsiniz. bunlar sizi üzmesin. her tarafta böyleleri var ne yazık ki.
benim gibi daha küçük yerde çalışacak arkadaşlar için şunu diyebilirim; hasta sayınız görece daha az olacak, nöbet daha rahat geçecek. benim bunlar içinde en önemli kazanım olarak gördüğüm ise, hastayla daha çok konuşarak ve muayenenizi daha düzgün yaparak sanatinizi geliştirebileceksiniz. baktığınız bazı hastaları unutmayacaksınız. (örneğin lityumun yan etkilerini -hipotiroidi, d.insipidus, tremor, renal hasar- hepsini birden tek bir bipolar hastamda görmüştüm. ve hala unutmadım. bence bunun için en önemli faktör hastayla geçirilen zaman. daha büyük merkezlerde maalesef hastayı sorgulamaya fırsat kalmayabiliyor.) öte taraftan bazen öyle an gelecek ki imkanların olmayışı sizi çok zorlayacak. ekg si normal bir hastayı troponin bakamadan tutmanız gerekecek. belki tutamayacaksınız. hemogram, biyokimya zaman zaman bakamayacaksınız. müşahede 8 10 hasta için müsait iken belli dönemlerde 200 250 hastayı entegre şartlarında değerlendirmeniz gerekecek. direkt grafi çeken arkadaş kalifiye olmayabilecek.

son olarak, belirtmeden geçemeyeceğim şey; size danışan, size hasta getiren ya da hastanızı sevkettiğiniz doktor adına mümkün olduğunca kötü yorumda bulunmaktan kaçının. meslektaşınızı koruyun. kimsenin hakkında kötü konuşmayın, sizi rencide etmediği sürece.

umarım hakkınızda hayırlısı olur.

bir diğer entryde de (ebkz: #954) benzer konulardan bahsetmiştim. biraz uzun oldu. sorry.

bu hasta senden kıdemli muhabbeti

hasta yanında söylenmemelidir. hasta şahsın bilmem kaç gün hastanede yatmış olmayı marifet zannetmesine daha kötüsü kıdemsiz arkadaşlara karşı ben senden iyi bilirim havalarına girmesine neden olabilir. hasta yakınlarını şımartacak söylemlerden kaçınalım

zalim yöneticiler

sanırım tüm sözlük ahalisi ülkenin gündeminden çok etkileniyor vallahi meydanlara da bekleriz

Toplam entry sayısı: 443

sözlük yazarlarından genç tıbbiyelilere öğütler

"hayatımı yaşayamıyorum, sistemin köpeeee olduk, gençlik akıp gidiyor" kafasından kurtul. sistem dayattığı için değil kendin için, donanımlı bir birey olmak için emek ettiğinin farkında ol. öğretim yanında eğitimini ihmal etme. bir hobin olsun. nereye gidersen git bavuluna at mesela bir mayo. belki suya ihtiyacın olur bir şehirde. hayattan kopmaya başladığında motivasyonunu yeniden sağlayacak bir uğraşın olsun. her şey meslek değildir, her şey para, kariyer, çevre değildir. geniş zamanları bekleme. ilk adımı sen at, ne olur ki en fazla rezil olursun. kime? kim ki onlar? cehennem başkalarıdır. sırtında bir cehennemle yaşama. hayata bir kez geldiğini asla unutma. bir anneye sahipsen onu hiç üzme. ona sarıl. gerçek sevgi sadece o kucakta. en azından bu yaşıma kadar öyleydi şükretmek için sağlam bir pankreasın olduğunu en kötü zamanlarında bile hatırla. herkesle iyi olmak zorunda değilsin unutma. o zaten biraz sahtekarlık ister. boşver seni sevmeyenler de olsun. bu zaten gerekli.
nasıl bir mucize olduğunu farkında ol küçüğüm.
öptüm.

sonuç bekleyen ablan.

temel bilimlerden kliniğe geçeceklere tavsiyeler

"arkadaşlar burda kimse size soru soruyorsun demez yarın bi gün perifere gidince kimseye soru soramazsınız."
(bkz: motto niteliğinde sözler)
(bkz: klişe ama doğru vallahi)

hayatın en güzel zamanları

zigotken.
bölüne bölüne yuvarlana yuvarlana geçiyordu zaman.
şimdi ne bir yere invaze olabiliyorum, ne de bir etkileşimim var.

hastanede karşılaşılan gülümseten olaylar

çoğu zaman hüzne boğan olaylarla iç içedir.

bir hastaya nikah şahidi oldum, (o an kimseyi bulamadılar)
aynı hastayı morga gönderdim.

utanmak

dr. david hawkins’in kinesiyoloji yöntemi ile ölçtüğü duyguların en düşük enerjili olanı.
ölümün bir fırt üstü bu duygu.
enerji bakımından yani.

hayatın en güzel zamanları

zigotken.
bölüne bölüne yuvarlana yuvarlana geçiyordu zaman.
şimdi ne bir yere invaze olabiliyorum, ne de bir etkileşimim var.

saniyelik salaklıklar

asansöre sonradan binen - az tanıdığın- kişiye, `merhaba ` demek yerine `hoşgeldiniiiiz` demek.

bilmiyorsanız bilmiyorum deyin atmayın

sevmiyorsanız sevmiyorum deyin kardeşim, oynamayın.

çocukken yapılan saçmalıklar

kardeşe 'sen üvey evlatsın' demek suretiyle evde kaos çıkartmak

tıp fakültesi hayatının minik özeti

dr. banu çiftçi

menzil

bir süre sonra baş ağrıtma potansiyeli olan oluşum.

hastaneleri için:
(bkz: emsey hospital )

bir eşik olarak 27 yaş

bir kadın için evde kalma eşiği.

edit: bana niye kızıyorsunuz olm. ben mi diyorum, erkekler diyor. yüz kişiye sordum tek popüler cevap aldım. 27 diyorlar. o da benim güzel hatrım için.

darbeye karşı konvoy yapmak

aralıksız 5 saattir korna sesleri dinleten durum. umarım darbe için işe yarıyordur. silahlar sıkılıyor düşünülmeksizin. araba camlarından sarkan çocuklar ve gençler var. arkadakileri de kadraja alarak özçekim yapanlar vs.
(bkz: ölürüm türkiyem ) (bkz: mehter marşı )

edit: 161 şehit verilmemiş gibi bu neyin zaferi? neyi kutluyoruz abi biz? tencere tava çalanlar da hazımsızlık da yerin dibine batsın. hiçbir şey umrumda değil. umrumda olan yine hayatı çalınan onlarca can. sen halay çek kardeşim, istesen de anlayamazsın.

onca dini eğitime rağmen halen dini reddedenler

çok fazla dini eğitim alanın zaten varacağı nihai sonuç reddetmektir diye düşündüğüm başlık.
dini anlamak diye bir şey yok,dini kabul etmek diye bir şey var.
Henüz takip ettiği biri yok.

içerik kuralları - iletişim