statü diyen tıp öğrencisi

Durum: 34 - 3 - 1 - 1 - 12.11.2018 23:51

Puan: 303 -

2 ay önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 4

gerçekleştirdiğiniz hayalleriniz

hayallerimin birçoğunu gerçekleştirdim. çok içten istediklerimi bile. ama başlığı görünce düşündüm ve bulamadım hangileri olduğunu. çok da önemli gelmedi bu haliyle, zaten elimdeler artık. hala hayallerim var, bazıları oluyor; bazıları yarım kalıyor. hayaller gerçek olduktan sonra çok da değeri kalmıyor sanki. sıradanlaşıyor, heyecanı kalmıyor. şey gibi:
aşk hissettiğiniz birisini elde etmek mi, aşkın kendisi mi?
"hayalin gerçekleşmesi mi, hayal etmenin kendisi mi?"

tıbbiyelilerden film önerileri

önerilebilecek çok film var aslında ama sıradışı, özgün bulduğum filmleri yazmak istedim. başlıklara genel olarak baktım. bazıları yazılmış ama tekrar vurgulamak adına aşağıya bırakıyorum.

atmosfer : the revenant
the hateful eight

gizem : eyes wide shut
stanley kubrick' in ilginç ve oldukça etkileyici filmi. izledikten sonra analizleri okuyunuz. çünkü gördükleriniz sadece imgeler.

gerilim : shutter ısland
keşke izlememiş olsaydım derim tavsiyelerde her görüşümde. türünün en etkileyici ve başarılı örneklerinden.

çok film var aslında. ama buraya yazıyorsak gerçekten özel olanlar olmalı.

yazarların gerektiğinden fazla sahip olduğu şeyler

umursamazlık.
2 hafta sonra ilk komitem var. aşırı rahatım. çalışmam gerektiğinin farkındayım ama sonra, '' amaan salla be!'' diyorum. hiç takmıyorum sınavı falan. bugs bunny'nin konuşmalarında böyle yavşak bir tavrı var ya, hah işte tam öyle bir rahatlık var bende de.
daha 1.sınıfın ilk sınavından çakılmayalım. yarın başlıyorum bakalım çalışmaya. yetişir inşallah.

iki isimli olmak

genelde bir tanesi kişi tarafından kabul görür. arkadaşlar, aile, yakınlar o isimle seslenir ve kendini tanıtırken kullanılır. çok iyi tanımayan kişiler, mesela öğretmenler diğeriyle de size hitap edebilir; bu biraz garip gelir bünyeye. bazıları böyle durumlarda diğer isim ona ait değilmiş gibi sert tepki gösterebilirler anlam veremediğim şekilde. bana genelde havalı ve ayrıcalıklı hissettirir iki isimli olmak. yalnız kötü tarafı yazarken zorluk oluşturması olabilir.
lisede, ilk okulda deneme sınavlarında ben daha ismimi kodlarken hoca, tamam mı çocuklar? diye sorup sınavı başlatırdı. ben soyadına geçtiğimde millet türkçede ilerlemiş oluyordu çoktan. bir de sığmama sorunu var formlara. onun haricinde güzeldir.

tıbbiyelilerden film önerileri

yapınca iyi hissettiren anlamsız şeyler

-korkunca yorganın altına girmek
-yürürken çizgilere basmamaya çalışmak

kendini affetmek

eninde sonunda yapılması mecbur olan kendi kusurunu hoş görme, bağışlama belki de üstünü örtme durumudur. birisi hata yaptığında eğer affedemiyorsak, son çareyse onu dışarı itebilirz. başkaları gelir ya da gelmez çok önemli değil. insan zor da olsa yalnız yaşayabilir. ancak nereye kadar kendini affetmeyebilirsin ki? hayatın devamı için, bu eylemi gerçekleştirmek zorundayız, ya da örtbas edip(kendimizi duruma inandırıp alıştırarak) hiçbir şey olmamış gibi davranmak. başka çaresi yok.

”affetmek, geçmişi değiştirmez ama geleceğin önünü açar.” (paule boese)

”kendinizi, kusurlarınız ve hatalarınız için affedin ve yaşamınıza devam edin.” (les brown)

necdetersoz

ne zaman zorlama bir entry okusam sahibi olduğunu gördüğüm yazar. normalde eleştiriye değer verir, fikrini ifade eden kişileri dikkate alır bu açıdan da kendi fikirlerime karşılaştırırım. ancak burada farklı parametreler giriyor işin içine. sadece görüşünü belirtip çekilmektense ön yargılı, dogmatik yazılar yazıp haddinden fazla karışırsan insanların yaşayışına, irrite edici sıfatını alıyorsun üzerine. insanda başka düşünceler oluşuyor yazan kişi hakkında: dikkat çekmeye ; "ben farklıyım" imajı çizmeye çalışan birisi, gibi.

dersi öğrenciye anlattıran hoca

anlatan genelde ben olduğum için sevdiğim kişidir.
lisede matematik dersinde çıkmıştım ilk defa anlatmaya. milleti de eğlendirmek için araya espriler sıkıştırarak, hocayı taklit ederek yapmıştım. normalde basit şeylere gülmeyen adam yanımda kahkaha atmaya başladı, sınıf da gülüyor. sonra daha sık çıkmaya başladım. sonraki senelerde diğer matematik öğretmenleri de anlattırmaya başladılar. okulda şanımız yürüdü. diğer branş öğretmenleri de bize de gel dersi anlat falan diyorlardı koridorda görünce. tabi lise ortamı olunca bir rahatlık da oluyor. bir gün bilim şenliği tarzı bir etkinlik sırasında hoca yanına çağırdı başka okuldan gelen öğretmenlerle tanıştırdı çok iyi ders anlatıyor diye.
benim için lise dönemime damga vurmuş, gerçekten önemli olayları yaşamama yardımcı olmuş hocadır. dediğim gibi severiz kendilerini.

hayal kurmak

dönemlere göre benim için konu bakımından değişiklikler göstermiş, gerçekleştirdiğim vakitleri iple çektiğim olaydır.

ilk okuldayken tuvalette boş zaman çok olduğundan olsa gerek orada kurardım hayallerimi. hep aynı yerden başlardı olaylar. okul çıkışında eve gitmeyip en iyi arkadaşlarımla okulda kamp kurduğumuzu düşünürdüm. her seferinde de futbol oynarken kötü adamlar gelirdi. kaçıp saklanırdık. hep aynı olay...

orta okulda klasikleşmiş şekilde hoşlandığım kızı korurdum silahlı adamlardan. yangından kurtarırdım. düşerken tutardım.

lisede süper spor arabalarla okula gidip herkesin önünden geçtiğimi hayal ederdim.

tabi fantastik hayaller küçük bir kısmı oluşturuyordu. her dönemde bunlar dışında füturistik hayaller de kurdum.

artık bilim kurgu kullanmıyorum fazla, realist şeyler düşünüyorum. gelecekte neler yapmalıyım, sonum ne olur gibi şeyler... koşturmacanın etkisiyle hayaller de o yöne kayıyor.
  • /
  • 4
Henüz hiç başlık açmamış.

instagram

geçen yıl büt zamanı insanların mutluluklarını görmek istemiyorum diye kapattığım, batağa düşünce telefonu elimden bıraktırmayan, şimdilerde ise pek kullanmadığım bir uygulama. herkes şov peşinde, herkes yaşadığı her şeyi birilerine gösterme derdinde, kimse anı yaşamıyor... tabii ki sözüm işin dozunu kaçıranlara, aşırı abartanlara. youtube'a yazınca karşına onlarcası çıkacak olan konserin her ayrıntısını canlı canlı izlemek varken neden seksen yedi tane video çekip aynı zamanda bizimle paylaşıyorsun?

hayata dair iç burkan detaylar

yer: ankara üniversitesi olimpik yüzme salonu

her zamanki gibi sporumu yapmış, duştan sonra saçlarımı kurutmak üzere saç kurutma makinelerinin olduğu bölmeye gelmiştim. saçlarımı kuruturken 5-6 yaşlarında, birbirinden tatlı iki minik çocuğun konuşması dikkatimi çekti. saç kurutma makinesini bir kenara bırakıp soyunma odasının bir köşesine oturdum ve fark ettirmeden onları dinledim.

- şiip şiip ( burundaki sümüğü içeriye çekme sesi) *swh
+ meeertt sen hasta mı oldun ?
- biraz hasta oldum ama yüzünce hep geçiyor, haftaya hiçbir şeycik kalmaz
+ biliyor musun benim babam da hasta olmuş
- aaa ne hastası
+ bilmiyorum annemle babam konuşurlarken duydum, pamkireyas kamseriymiş
- o neymiş ki
+ bilmiyorum ki mert, yüzünce geçer ama değil mi ?
- geçer geçer, yüzünce hep geçiyor...

saçlarımı falan kurutmadan spor salonundan çıktım, dünyanın ne kadar boktan bir yer olduğunu söyleyip durdum içimden. aradan bir hafta geçti ya da geçmedi, aynı çocuğu soyunma odasında yeniden gördüm. yanında babası vardı. babası durgun gözüküyordu ama çocuğuyla konuşurken yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmiyordu. belli ki çocuğun ısrarlarına dayanamayıp hasta haline aldırmadan oğluyla yüzmeye gelmişti.
bu sefer kendimi tutamadım, ankara' nın yağmurlu bir bahar akşamında, esip giden rüzgara göz yaşlarımı hediye ettim.
bir hafta sonraki komiteyi beynimden sildim. hızlıca telefonumu elime aldım ve sevgilimi aradım, iyi ki varsın, dedim. ailemle saatlerce konuştum.
telefonu kapatırken derin bir nefes aldım, yaşamın bize vaat edilen en güzel hediye olduğunu ve aslında ne kadar küçük dertlerimizin olduğunu fark ettim.
şimdi ne zaman nezle olmuş birini görsem '' yüzmeye gitsene, yüzünce hep geçer '' diyorum.

tıp fakültesinde bulunan 10 tip

1- en önde oturan kızlar. genelde çok hızlı not tutarlar, saniyede 3 kelime hıza kadar çıkarlar.hayır o kadar hızlı yazmalarına rağmen yazıları da güzeldir. diğer bi önemli özellikleri hocanın ağzından ne çıksa yazmalarıdır. bkz. hocanın gençken okuduğu kitaplar ile izlediği filmleri yazanlar var- gerçek bu-

2- ikinci yabancı dili sağlam veren liselerden mezun kimseler.
slaytta en ufak bi yabancı kelime gördüklerinde öne atılıp kelimenin anlamını açıklama hissi duyarlar. bkz. hocam aslında fransız kökenli bir kelime olmakla birlikte almancaya sonradan geçmiştir.

3-- labdan laba gelen tipler. bu tipler envai çeşit işlerle uğraşır, kimse bilmez ne yaptıklarını ama hep benim gözümde daima zeki insanlardır.notları yüksek veya düşük olabilir. bkz. oğlum bu kim la ilk defa görüyorum. bkz. (senenin sonunda) farma hocası bu muymuş?

4- soru sormak için soru soran tipler.
hocanın gözüne girmeyi mi yoksa popi olmaya mı çalışılır bilinmez ama nerde gereksiz soru var arayıp bulurlar,sınıf başına düşen kişi sayısı 1 ya da 2 dir. genelde sevilmezler,antipatik kişilerdir.bkz.
hocam sub altında demek scapularis de kürek kemiği ise subscapularis kürek kemiğinin altı mı demek ?

5- kasıcılar. sağlam kasarlar, derste,ders aralarında, otobüste, her yerde kasarlar. ortalamaları çok yüksektir. nasıl bir çalışma yöntemleri olduğu merak edilmektedir. genelde birlikte takılırlar, birbirlerine en ayrıntı yerleri sorup karşılıklı bilmek en zevk aldıkları şeydir.bkz. o zaman söyle bakalım pektus ekskavatum düzeltilmesi ameliyatını bulan adamın kütüğe kayıtlı olduğu yer neresidir?

6 derste uyuyan tipler. gece beşik sallamış olma ihtimalleri vardır. derse neden geldikleri bilinmez ancak vicdan azabı duymamak için geldikleri tahmin edilir. bkz. her derse giriyorum ben kanka.

7-laboratuvar dersleri için slayt hazırlayan kimseler. gönüllü olarak yaparlar.herkesin hayır duasını almışlardır.slaytın sonuna hazırlayanların ismini yazmaları da ismen dua istemlerindendir. bkz. iyi düşünmek lazım. onları severiz.

8-abi tipler. 4-5 kere sınıfta kalmıslardır genelde sınav günü dısında onları görmek zordur ama tecrübeli kişilerdir,hangi hoca nasıl sorar bu kişilerden öğrenilir(gelirlerse tabi), hocalarla da araları iyidir bkz. çok kaldıkları için hocaların hafızalarına kazınmışlardır.

( 6 kere kalana sahit oldum)

9-öğle yemeğine gelen tipler derslere gelmezler .
fakülte yemekhanesinden 1-1,5 tl ye yemek yiyip giderler.gurme olacak kıvama gelmişlerdir. bkz. kanki patlıcanın içindeki farklı aromayi fark etmediğini söyleme.

10-derse evlenilecek doğru kişiyi bulmaya gelenler. her tıp fakültesinde görebileceğiniz insanlardır,bu arayışa girmelerinin en büyük sebebi doktorun doktorla evlenmesi gerektiği klişesidir. genelde sağlam ilişkiler 3.sınıf itibariyle başlar,yapılan araştırmalara göre tıp fakültesinde tanışıp evlenenlerin oranı yadirganamayacak miktardadır. bkz. anneniz ilk kan aldığında bayılmıştı çocuklar :))

komik öğrenci hatıraları

kalp ve damar cerrahisi kliniğinde nöbet tutulmaktadır. aynı zamanda tıpta uzmanlık sınavına da çalışılması gerekmektedir. bir gözünüz koroner by-pass geçirmiş hastanın monitöründeyken diğer gözünüzle de tus'a çalışıyorsunuzdur. hasta sizin bu halinizi görünce yüzünüze bakar ve şöyle der:
- evladım sen rahat rahat dersini çalış, düz çizgi olursa ben sana haber veririm.

mezuniyet sonrası dönemde tıbbiyelinin yapması gerekenler

evet tıbbiyeli mezun oldun, doktor oldun sana helal olsun

ama bilmiyorsun ki sonrasında neler olacak..

işte onu da `gabapentin` anlatacak, başlıyorum



öncelikle diplomalarınız sağlık bakanlığı'na üniversitelerinizce yollanmış oluyor

sağlık bakanlığı bu diplomaları tescilliyor ve siz ömür boyu kullanacağınız diploma tescil no'nuza kavuşmuş oluyorsunuz - amma velakin o dönemin bakanının onayı olmadığı için hadi ben devletten kaçtım özele geçtim byee yapamıyorsunuz, o onay için zorunluyu yapacaksınız.

ara not: bu arada tusa girecekler tus başvurusunu yapıyor ösym sitesinden/başvuru merkezinden

diplomaları tescillerken sağlık bakanlığı aynı zamanda isminiz `devlet hizmet yükümlülüğü kurası`na da yazılıyor

birçok fakülte haziran sonu veya temmuz başında mezun verdiğinden isminiz ağustos kurasına yazılmış oluyor - değişti; artık haziran sonu/temmuz başı mezun olanların ismi eylül kurasında oluyor; eskiden çift sayılı aylarda yapılan kuralar güvenlik soruşturması vb. sebeplerle tek aylarda yapılıyor.

ağustos başında isim listeleri açıklanıyor ve bir bakıyorsunuz aa ismim yazıyor diye. - değişti; artık eylül başında açıklanıyor

isim listelerinin yanı sıra ilan metni de açıklanıyor ve kura takvimi belli oluyor

kura takviminde münhallerin açıklanması diye bir bölüm var, bu "hangi hastanede ne kadar kadro var" onun açıklanmasıdır.

münhaller ayın 20'li tarihlerinde açıklanır ve açıklandıktan sonra tercih dönemi başlar, bu da 3-4 gün kadar sürer

bu sırada siz tercihleri nereye yapalım diye düşünürsünüz ve ona göre pbs üzerinden tercihlerinizi yaparsınız

pbs üzerinden tercihlerinizi (başvurunuzu) kesinleştirdikten sonra tercih formundan 2 nüsha çıkarıp notere onaylatmanız ve adli sicil belgenizi almanız gerekmektedir (not: adli sicil belgesi e-devletten alınabilmektedir) www.turkiye.gov.tr

bu "noter onaylı" 2 nüsha ve adli sicil belgesini kura takviminde belirtilen tarihe kadar sağlık bakanlığı'na kargo yoluyla/elden bırakmalısınız ki genel kuraya kalma şansınızı düşürmeyiniz.

bu süreçten sonra kurayı beklemeye başlıyorsunuz ve genelde ay sonunda kura çekiliyor.

kura çekildikten birkaç gün sonra tebligatlar yayınlanır ve ikamet ettiğiniz ilin dışında bir yer çıktıysa 15 gün içinde, ikamet ettiğiniz ille aynı yer çıktıysa tebligat yayınlanır yayınlanmaz işe başlamanız gerekmektedir. - değişti; artık tebligat beklemeden önce güvenlik soruşturmasına giriyorsunuz, sonra tebligat geliyor. onun haricindekiler bu maddeyle aynı.

işe başlamanız hemen hemen tus'un yapılacağı tarihten sonra olacaktır (aynı ilde başlıyorsanız önce olma ihtimali yüksektir) - artık bu ihtimal, kura tustan sonra yapılacağı için ortadan kalktı.

işe başlamadan önce kurada size çıkan yerlere götürmeniz gereken belgeler bulunmaktadır. bunların hepsi kura'nın ilan metninde açıklanmaktadır.

sonrasını da hak getire... isteyen müstafi olur (hiç çalışmadan istifa eder ama anca 1 yıl sonra tusta eğitim araştırma hastanesi yazabilir), isteyen 1-2 ay çalışıp istifa edebilir (6 ay sonraki tusta eğitim araştırma yazabilir), isteyen yerinde pratisyen olarak durabilir, tusa çalışabilir. tusu kazanan eğitim araştırmalarda çkysye; üniversite hastanelerinde zimmet sorgulamaya düşmeyi bekler veya pratisyen olarak durup hayatına devam edebilir.

2017 temmuz itibariyle yeni dönem:

ne oluyordu da sistem değişti?

yeni mezun, ağustos sonu kuraya giriyordu, eylülde tusa giriyordu, eylül ayında kurasında çıkan yere gidiyordu, tusu kazanmışsa kasım-aralık gibi çkysye düşüp hastanesine gidiyordu.

şimdi ise (bkz:76.devlet hizmet yükümlülüğü kurası)nda tescil tarihi 29.06.2017 olarak belirlendi. 30.06.2017'de mezun olanların kuraya girmesi engellendi. böylece yeni mezunlar kuraya ağustosta değil ekimde girecek.

böylelikle tusla kazanan hekim kuraya girmeyip direk tusla kazandığı kuruma gidecek. kazanamayanlar da kuraya girecek. böylelikle "aa ne ara tsmye/acile başladı da ne ara gidiyor", "öff sürekli dosya" telaşesinden kurtulmayı amaçlıyor sağlık bakanlığı.

2017 eylül güncellemesi:

enteresan bir şekilde ay başında isim listeleri açıklanmadı. en son 13'ü gibi hiç zorunlu yapmamışlar için diploma tescilleme tarihi - ki o da 20/09/2017 tarihine kadar - yayınlandı.

şahsi beklentim kura takvimi ya alışılmışın dışında olacak ya da eski haline dönecek


ayrıca erkekler için dipnot: üniversiteden ilişiği kestiğiniz gün-bir sonraki ocak ayı arasında `askerlik tecili` işlemini de yaptırmanız gerekmekte olup, bu belge zorunlu hizmete başlarken istenmektedir!

sık sorulan sorular:

1. ohal dönemindeyiz. müstafi olursam (yani hiç başlamazsam) ömür boyu memur olamaz mıyım?

hayır gayet memur olabilirsiniz. sadece 1 yıl boyunca sağlık bakanlığı'na bağlı hastanelere gidemezsiniz, ama devlet üniversitesini kazanacak kadar iyi bir puan alırsanız burada işe başlamak suretiyle memurluğa da başlayabilirsiniz.

2. peki yazdım bi yer, başladım sonra istifa ettim. ohal dönemindeyiz. yine memuriyetim yanar mı?

bu soru çok ama çok tartışmalı. eğer ki istifa metninizde 96.maddede yazan "ohalde istifa edersen memur olamazsın" ibaresi yer alırsa sıkıntılı, o zaman bir istifanızı geri çekin diye düşünmenizi öneririm. ama 94.maddeye dayanarak istifa metniniz yazılıyorsa sıkıntı olmuyor, sadece 6 ay sonra sağlık bakanlığı'na bağlı hastanelerde çalışabiliyorsunuz. bu durum kurumdan kuruma değişebiliyor.

interaktif sözlükler temmuz 2018 sıralaması

tıbbiyeli sözlük'ün aylık girdi sayısına göre 14. olduğu sıralamadır.

sıralamaya gelirsek;

ilk beşte; her zamanki gibi ekşi sözlük, uludağ sözlük ve dünya sözlük, instela, kutup sözlük yer alıyor. sıralamaya uçuçu sözlük dahil olurken, kötü sözlük geçen ay kapandığından gümüş lig sıralamasına dahil oldu.

tüm interaktif sözlükler sıralaması'na ve açıklamalara ulaşmak için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz:

https://interaktifsozlukler.com/interaktif-sozlukler-temmuz-2018-siralamasi/

temmuz ayı çalışmalarımıza ek olarak sözlük röportajları sayfamızda iki yeni bölüm sizleri beklemekte. interaktif sözlükler sıralaması kapsamında devam ettiğimiz sözlük röportajları çalışmamızın temmuz ayı konukları bol sözlük ve ayı sözlük oldu. her iki sözlüğün yöneticilerine de röportaj teklifimizi yanıtsız bırakmadıkları için teşekkür ediyoruz.

sözlük röportajlarını okumak için buradan devam edebilirsiniz.

https://interaktifsozlukler.com/roportajlar/

interaktif sözlükler sıralaması formatsız sözlükler-gümüş ligi sıralaması için:

https://interaktifsozlukler.com/interaktif-sozlukler-siralamasi-gumus-lig/

ağustos 2018 sıralamasında görüşmek üzere.

https://interaktifsozlukler.com/

Toplam entry sayısı: 34

yağmurlu hava

zaman dilimine bağlı olarak psikolojiyi etkileyen durumdur.

yaz yağmurları gel geç gönüllü bir dost gibidir. bütün coşkusuyla inerler yere ancak daha orada olduğuna alışamadan kaybolur ve bir daha kendilerini uzun zaman göstermezler. onların bu huyunu bildiğiniz için gündelik hayatınızın planında bir değişiklik yapmanıza da gerek olmaz. bir yere girip beş dk beklersiniz.

sonbahar yağmurları toprak kokusuyla karışırlar, hafif serin ve tertemiz havanın etkisinde gerçek manada huzur verirler. yapılacak şey çamurlara aldırış etmeden güzel bir yürüyüştür.

kışın yağan yağmurlar soğukları da beraberinde getirirler. ortama bakarlar, biz önden geldik asıl büyük abiler gelecek mesajı verirler. en güzel yağmurlar bence bunlardır. soğuk rüzgarla savrulup, elektrik direkleriyle dans etmeleri en güzel şovlardandır. karın geleceğinin umudunu veren elçilerdir adeta. onları görürseniz saygınızı evden bu şovlarını seyrederek gösterebilirsiniz.

ilkbahar yağmurları çiftçilerin yüzünü güldürüyordur belki ama biz de çiftçi değiliz değil mi?

gerçekleştirdiğiniz hayalleriniz

hayallerimin birçoğunu gerçekleştirdim. çok içten istediklerimi bile. ama başlığı görünce düşündüm ve bulamadım hangileri olduğunu. çok da önemli gelmedi bu haliyle, zaten elimdeler artık. hala hayallerim var, bazıları oluyor; bazıları yarım kalıyor. hayaller gerçek olduktan sonra çok da değeri kalmıyor sanki. sıradanlaşıyor, heyecanı kalmıyor. şey gibi:
aşk hissettiğiniz birisini elde etmek mi, aşkın kendisi mi?
"hayalin gerçekleşmesi mi, hayal etmenin kendisi mi?"

eskisi gibi tat vermeyen şeyler

daha hayatta çok tecrübem olmamasına rağmen hiçbir şey eski tadını vermiyor. büyüklerin neden eskiye özlem duyduğunu anlayamazdım. şimdi kendim sürekli eskileri hatırlıyorum. yaptığım bir iş, gördüğüm cisim, bir koku, ses bir anda flaş patlıyor gözümün önünde bir anımı hatırlıyorum ve burukluk kaplıyor içimi kısa bir an için. izlediğimiz çizgi filmler, yediğimiz yemekler, oynadığımız oyunlar temelde aynı ama nedense olmuyor. o zaman yaptığımdaki kadar mutlu olmuyorum bu şeyleri. galiba o zamanlar huzur vardı. hayatın stresi uzaktı bizden. şimdi yük bindikçe omuzlarımıza eskisi gibi salt eğlence düşünemiyoruz. kafamızın bir köşesinde hayatın karmaşası var. ben buna bağlıyorum bu durumu. düşünüyorum ama başka bir sebep bulamıyorum.

sakın tıp yazmayın ha diyen tıpçı

kime sorduysak kendi mesleğini yazmamızı istemiyor. abartısız aktarmaya çalışayım. küçükken hukuka merak salmıştım. bir yakınım avukattır. "napacan olum avukat olup boşver doktor ol" dedi. iyi bakalım dedik. hastaneye gittiğimizde oradaki doktor sorunca tıp istiyorum dedim. "doktorluk bitti bu kadar çalışacaksan mühendis ol" dedi. sanki her mühendis icat, araştırma yapıyor! birçoğu işsiz, geri kalanlar da özel şirketlerde memur gibi çalışıyorlar. başka bir yakınımız: " ne mühendisi ya bak biz hak ettiğimiz değeri görmüyoruz" dedi. öğretmenlik ortada. neredeyse komedyen olsak diyeceğim; cem yılmaz bile" gençler komedyen olmayın "diyor. ne yapacağız biz şimdi? en iyisi kimseyi dinlemeden kendi istediğiniz, hayaliniz olan mesleğin eğitimini almak. itfaiyeci olacaksanız onu olun kardeşim. çevrenizdekilerin fikrini saygı çerçevesinde değerlendirip en sonunda nedenlerinizi, hayallerinizi de yakınlarınıza anlatarak kendi hayatınızı yaşayın.

kendini affetmek

eninde sonunda yapılması mecbur olan kendi kusurunu hoş görme, bağışlama belki de üstünü örtme durumudur. birisi hata yaptığında eğer affedemiyorsak, son çareyse onu dışarı itebilirz. başkaları gelir ya da gelmez çok önemli değil. insan zor da olsa yalnız yaşayabilir. ancak nereye kadar kendini affetmeyebilirsin ki? hayatın devamı için, bu eylemi gerçekleştirmek zorundayız, ya da örtbas edip(kendimizi duruma inandırıp alıştırarak) hiçbir şey olmamış gibi davranmak. başka çaresi yok.

”affetmek, geçmişi değiştirmez ama geleceğin önünü açar.” (paule boese)

”kendinizi, kusurlarınız ve hatalarınız için affedin ve yaşamınıza devam edin.” (les brown)

sakın tıp yazmayın ha diyen tıpçı

kime sorduysak kendi mesleğini yazmamızı istemiyor. abartısız aktarmaya çalışayım. küçükken hukuka merak salmıştım. bir yakınım avukattır. "napacan olum avukat olup boşver doktor ol" dedi. iyi bakalım dedik. hastaneye gittiğimizde oradaki doktor sorunca tıp istiyorum dedim. "doktorluk bitti bu kadar çalışacaksan mühendis ol" dedi. sanki her mühendis icat, araştırma yapıyor! birçoğu işsiz, geri kalanlar da özel şirketlerde memur gibi çalışıyorlar. başka bir yakınımız: " ne mühendisi ya bak biz hak ettiğimiz değeri görmüyoruz" dedi. öğretmenlik ortada. neredeyse komedyen olsak diyeceğim; cem yılmaz bile" gençler komedyen olmayın "diyor. ne yapacağız biz şimdi? en iyisi kimseyi dinlemeden kendi istediğiniz, hayaliniz olan mesleğin eğitimini almak. itfaiyeci olacaksanız onu olun kardeşim. çevrenizdekilerin fikrini saygı çerçevesinde değerlendirip en sonunda nedenlerinizi, hayallerinizi de yakınlarınıza anlatarak kendi hayatınızı yaşayın.

necdetersoz

ne zaman zorlama bir entry okusam sahibi olduğunu gördüğüm yazar. normalde eleştiriye değer verir, fikrini ifade eden kişileri dikkate alır bu açıdan da kendi fikirlerime karşılaştırırım. ancak burada farklı parametreler giriyor işin içine. sadece görüşünü belirtip çekilmektense ön yargılı, dogmatik yazılar yazıp haddinden fazla karışırsan insanların yaşayışına, irrite edici sıfatını alıyorsun üzerine. insanda başka düşünceler oluşuyor yazan kişi hakkında: dikkat çekmeye ; "ben farklıyım" imajı çizmeye çalışan birisi, gibi.

giri girer girmez bildirimlere bakma isteği

daha yeni yazar oldum. onay süresince yazdıklarımdan bazılarını beğenmişler diye şımardım galiba; yazıp yazıp bakıyorum bir durum var mı diye. koca birer sıfır var. ne beğenme ne favori ne beğenmeme... okunup okunmadığından bile emin olmamak heves kaçırıyor tabi birazcık. çaresiz bırakan durumdur.

sözlüğün eksikleri

çok uzun zamandır takip etmiyorum burayı. birkaç haftada gözlemlerim şu şekilde:

sözlük, iç anadolu'da terk edilmiş benzinlikler olur ya onlar gibi. içinde lastikçisi var, bir tane marketçi, kenarda da paslı bir araba durur ama hiç müşterisi olmaz ya tam onlardan işte.

mobil uygulaması geliştirilmeli. mobilden giriyorum ve her seferinde çok uğraştırıcı oluyor.

sol framede hep aynı başlıklar var tek tek arkalara gitmek çok zahmetli.

başlık arama kısmına kelime yazınca ilgili başlıklar listelenirse daha güzel olur, bu halindeyken adrese teslim yazmanız gerekiyor. bu da istenen sonucu vermeyebiliyor.

bunların haricinde bir eksiğini görmedim. hatta diğer popüler platformları neredeyse aratmayacak niteliklere sahip. nicelikler de zamanla artar umarım.

şehirlerarası otobüs yolculuğu klişeleri

otobüse binilen andan itibaren ne zaman kek verecekler acaba diye düşünülür. muavin ayaklanınca heyecan kaplar bünyeyi. hazırlıklara başlanır. muavin koltuğa yaklaşmaktayken prosedürü siz çoktan biliyorsunuzdur. gözler dışarıyı izler. zihin ve vücut tamamen muavindedir. ara ara yan gözle çaktırmadan yaklaşıp yaklaşmadığı kontrol edilir. bu uygulamanın kazanımları:
1.bu kekler ne ki pehh! biz evde zaten bunlardan yiyoruz hep. şimdi sadece tadına bakacağım.
2.ara ara yaklaşması kontrol edilir böylece size sormadan ortaya atlamazsınız. uygulanmaması durumunda yandakilerde bak nasıl da atladı hiç kek yemedi herhalde hayatında düşüncesi uyanabilir.

otobüste gece yanan ışıklar... adeta bir pavyon, minibüs, bir tofaş gibi. renkli ışıklar, tercihen mavi ve yeşil. gece binildiğinde bu ışıklar yanınca anlarsınız ki uyku saati gelmiş. ön koltuktaki dayının tam parlaklıkta izlediği dandik amerikan filminin göz bozuculuğu eşliğinde uykuya dalınır.

ışıkların tekrar yanması ve muavinin sesiyle tekrar uyanılır. mola yerinin işaretidir bunlar. gecenin ikisinde buz gibi soğukta dinlenme tesisinde yıkanan otobüsler izlenir. bu adamlar nerede yaşıyor acaba diye düşündükten sonra herhalde yandaki köylerde cevabıyla tatmin olunduktan sonra otobüse binilir.

necdetersoz

ne zaman zorlama bir entry okusam sahibi olduğunu gördüğüm yazar. normalde eleştiriye değer verir, fikrini ifade eden kişileri dikkate alır bu açıdan da kendi fikirlerime karşılaştırırım. ancak burada farklı parametreler giriyor işin içine. sadece görüşünü belirtip çekilmektense ön yargılı, dogmatik yazılar yazıp haddinden fazla karışırsan insanların yaşayışına, irrite edici sıfatını alıyorsun üzerine. insanda başka düşünceler oluşuyor yazan kişi hakkında: dikkat çekmeye ; "ben farklıyım" imajı çizmeye çalışan birisi, gibi.
Henüz takip eden biri yok.

içerik kuralları - iletişim