statü diyen tıp öğrencisi

Durum: 55 - 15 - 7 - 2 - 22.01.2019 01:39

Puan: 610 -

5 ay önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

loji metrik fotoğraf sfer istatistik psi kimya grafi dizel enerji log top tik
  • /
  • 6

sesi serotonin salgılatan şeyler

-özellikle şehirler arası otobüslerde duymaya alışık olduğumuz retarder (özel bir fren) sesi.

-808 sub bass sesleri. beat yapımıyla ilgileniyorsanız ister istemez vokalden, mid ve tizlerden çok özellikle arka plandaki bu soundlara odaklanılıyor.

tıbbiyeli sözlük

sözlük için mobil uygulama geliştirilmeli. kesinlikle atılması gereken bir adım. yazılım konusunda kendini geliştirmiş yazarlar varsa aslında onlar bile el atabilirler. çok zor bir olayı olduğunu düşünmüyorum. şunu biri hayrına yapıversin ya.

doktor olunca bize de bakarsın artık

dumura uğratan bir ifade. bunu duyunca afallayıp salak gibi sırıtıyorum sadece ayıp olmasın diye, ortamdan koşarak kaçma isteği uyandırıyor bünyemde bu sözün mantıksızlığı. ne yazık ki bu sözün bilimsel olarak kanıtlanmış bir cevabı da yok. o an mal gibi kalınıyor mecburen. lan dünya'da felaket yaşandı da tek çare ben mi kaldım? ne diye beni bekliyorsun! aksatmadan git işte güzel güzel ne hastalığın varsa 10 sene bekleme boşuna. ben senin hastalığınla ilgili uzmanlık okuyacak mıyım, temel bilimci mi olacağım belli bile değil güzel kardeşim. bir daha da yapmayın böyle, samimiyetsiz cevap vermek zorunda kalıyorum utana sıkıla.

herkesin hayatına karışan maydanozlar

yemişim maydanozunu. hayatı sen yaşarsın, onlar sadece konuşurlar.

tıbbiyeli sözlük yazarlarından şiirler

3-a sınıfından statü diyen tıp öğrencisi...

şeker

şekeri çok severim,
her çocuk sever.
çocuklar şekersiz duramaz,
hep şeker yer.

şeker çok güzeldir,
yemeden duramazsın.
şeker yemek için,
havalara uçarsın.

şekerci dükkanının önünde,
renk renk şekerler.
çocuklar dizilmiş,
şeker isterler.

o zamanlar bunu yazınca çok sevinip gurur duymuştum kendimle. iyi şiir yazdım sanıyordum. hala da etkisi sürüyor olacak ki on senedir unutmamışım.

bir sınav için en stresli olduğunuz anda yaptıklarınız

uyumak... sabahına stres falan kalmıyor, kaybedecek neyim var ki moduna giriyor insan.

unutulmayan lise anıları

okul bahçesinde sigara içme mekanında dönemin bütün cugara tayfası toplanınca anı ölümsüzleştirmek isteyen gençlerin ağızlarından dumanlar çıkararak ellerinde sigaralarla mutlu pozlar vererek fotoğraf çekilmeleri. tam büyük grup toplanmışken mekanı basacağı tutan müdür yardımcısının sigaralarla fotoğrafı da yakalaması. o fotoğrafın bir dönem boyunca müdür yardımcısının okul bilgisayarında arka plan olarak kalması.

çok az kişinin farkında olduğu korkunç gerçekler

gerçekten de ürkütücü olan bir durum var. ya farkında değil insanlar ya da değilmiş gibi davranıp görmezden geliyorlar.
sosyal medyada, internette paylaşılan içeriklerin herkese açık olması büyük; bunun farkında olmadan "ya nolcak ya" denmesi çok daha ciddi bir problem. ınstagramda hesabını sadece arkadaşlarının görmesi için gizleyen esas oğlan sen! veya sen gerçekte görmemiş olsak şatoda yaşadığını sanacağımız yandan yemiş prenses! ben senin kim olduğunu bilmeden okullarına, arkadaşlarına, ailene, yaşadığın yere kadar bilgi alabiliyorsam kıçımı kaldırmadan sadece birkaç tık yaparak istihbarat örgütleri, bilişim departmanları, kötü niyetli kişiler günde kaç kez esnediğine kadar hayatına erişebilir, müdahalede bulunabilirler. birçok insana özel hayatıyla şantaj yapıldığı bu devirde hala daha hesabını kapattığı için kendisine ulaşılamayacağını sanan garipler mevcut. lan kaç kere dedik. silinen hesabını sen göremiyorsun, ben göremiyorum. sen o hesabı silerek halının altına süpürmüş oldun. o halıyı kaldırabilen insanlar da var.
insanlar gönderip aldıkları çıplak fotoğraflarla övünüyorlar. buna bir şey demiyorum artık. tamam, sadece sen görüyorsun evet. yok canım özel özel. adı üstünde özel mesaj...
teknolojik cihazlarda yaptığın her türlü faaliyet, her türlü bak, kayıt altında. sözlükte anonim olmak da buna dahil. nicke güvenip rahat sallayan arkadaşlar ne yazık ki "ama benim hesabım gizli" diyenden farkınız yok.

yazarların nick hikayeleri

durduk yere insanı üzen olaylar

bu sabah metroda yine her zamanki gibi tutunacak yer buldum diye seviniyordum. önümde bir kadın, kucağında da küçük bir çocuk vardı. yanımda güzel bir kız, diğer yanımda bir adam ayaktaydılar. ara ara yandaki kıza bakıp ara ara okulumdaki hoşlandığım kızı düşünüyordum. bu doğru değil diye düşündüm. yani bakmamalıydım çevremdeki kızlara artık, sonuçta gerçekten değer verdiğim birisi vardı tam olarak hayatımın içinde olmasa da orada bir yerlerde. sonra ders programını kontrol ettim telefonumdan. neler yapacağımı planladım: bu saatte kütüphane, bu saatte ders..." lan! ne biyoistatistiği şimdi hiç çekilmez." sonra yine düşündüm okuldaki kızla nasıl yakınlaşabileceğimi. komiteler aklıma geldi. allah kahretmesin dedim içimden. keman derslerine 2 senedir ara vermiştim, devam etmek istiyordum ama dersler engeldi. spor yapmak istediğimi de geçirdim aklımın köşesinden. yanımdaki kız inmişti. ben de kendimi ihanet duygusundan kurtardım bu sürede. o an gözüme önümde oturan kadınla çocuk takıldı. biraz uzaklaştırdım kafamdaki düşünceleri. ve baktım onlara. çocuk bir şeyler soruyordu, annesini öpüyordu. daha detaylı gözlemlemeye başladım. çocuk sanki tam da konuşamıyordu. bir şeyler anlatmak istiyordu. annesi anlıyor gibiydi ama. engelliydi o çocuk. sevimli, masum. görünümlü... annesiyle bağlılıkları, iletişimleri afallattı beni hiç beklemediğim bir anda. sürekli medyadan, sosyal hayattan alışkın olduğumuz bu durum bu sefer etkilemişti beni. annesinin gözlerindeki hüznü gördüm. uzaklara bakıyordu çocuğuna sarılarak. derin bir bakıştı, anlamlı. tutmadım kendimi ağladım, bu sefer ağladım. inerken çocuğu, annesini düşündüm sonra kendi hayatımı düşündüm biraz daha ağladım. daha az önce kafama taktığım küçük şeylerden yakınırken bu kadının nasıl çocuğuna yakınmadan sarıldığını düşündüm. hayatım çok anlamsızlaşmış gibiydi. erkekler de ağlar dedim. sonra sildim gözlerimi. bunu da attım içime. kimse görmemeliydi beni böyle.
  • /
  • 6

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

evlenmeyi hayat amacı olarak görmeyen kızlarımızın toplum baskısına maruz kaldığının bir göstergesi olan başlık. evlilik bir tercihtir bence herkes evlenmeye uygun olmayabilir kişilik açısından anne baba olma meselesine hiç girmiyorum zaten. böyle ciddi meseleleri aceleye getirmemek lazım.

çevrimiçi üyeleri izlemek

gecenin bir vaktinde * uyanınca yaptığım eylem.
bakıyorum tek çevrimiçi benim, başka yazar arkadaş gelinceye kadar kapıda nöbet tutuyorum.*
senin başına bir şey gelmesi beni korkutuyor sözlük, anlıyor musun?

necdetersoz

yazdıklarımı bıkmadan usanmadan eksileyen bir yazar (!)
ha hepsini eksile hiç sorun değil; lakin bilimsel entrylerdeki emeği hiçe sayıp, o yazıları eksilemek yazarlığa yakışmaz dostum.
bir de hekimsin. utan.

tıp fakültelerinin andaval kaynaması

katıldığım başlık ancak olayın fakülte kontenjanlarıyla yeni açılan okullarla hiçbir alakası da yok. kişinin kendini geliştirmesidir bütün mesele ve sanırım bunu da yıl geçtikçe çetinleşen sınava hazırlık süreci etkiliyor. aman sınav kazanalım da bir diyerek dersten başka dünyası olmayan bir merhaba demekten aciz garip insanlar olduğunu keşfettim halbuki ders başarısından önce bazı insani özellikler edinmiş olmalarını beklemiştim ancak hayal kırıklığı. tabii ki herkes böyle diyemem ama maalesef beklenenden çok daha fazlası bu şekilde. arkadaşların ileriki yıllarda kendilerini eksik kaldıkları konularda da geliştirmeleri dileğiyle.

derdini kimseyle paylaşmayan insan

'' her dostun, düşman olma potansiyeli var. '' diye düşünüyor olabilir.

dert demek zayıflık demek. ne kadar anlatırsan o kadar zayıflarsın ve bu zayıflığın kullanılma ihtimali o kadar artar. yani, benim için dertler ne kadar insan bilirse o kadar çoğalıyor.

başka bir yönden ise, çözemeyecek olana anlatmanın ne yararı var? çözebilecek olana iletmek lazım. dualar bunun için var.

doktorların büyük çoğunluğunun ateist olması

bir kere anlamsız bir genelleme yapan başlık bu. onu geçelim bir dine inanan insanlar için biraz düşünse tanrısal olmadığını anlar vs demek ne kadar ayıp bir şey ya? bir akıllı siz misiniz? ateist birine bir önyargım yok zaten kimseye tanışınca dinin ne falan demediğime göre ona normal olarak sıradan bir şekilde yaklaşıyorum ama bazılarının buradaki yorumları inanılmaz çirkin. resmen aptal yerine koyuyorlar bir dine inananı size ne kardeşim istersem tuvalet terliğine taparım canım tapmak istiyor bu nedir yani sanki biz hiç düşünmedik bu konular üzerine herkes yobaz bir siz değilsiniz çünkü ama sizin yaptığınız da yobazlığa girer. neyse doktorların çoğunun ateist olması diye saçmasapan bir genelleme duymadım hiç ne alakası var?

tıp fakültesinde yaşanılan ilk hayal kırıklığı

sonuçta türkiye’de belli bir derece ile seçilip yerleşen insanların daha oturaklı olmasını beklerdim. kapının önüne tüküren mi dersin poposunun dibinde çöp kovası olmasına rağmen sigara izmaritini yere atan mı dersin anfide saçma salak ergen müzikler açıp kendileri gülen ergen tipler mi dersin. dersin de dersin yani.

tıp fakültesinde yaşanılan ilk hayal kırıklığı

benim için tek yönlü insanların oluşuydu. tıbbiye burası belli bir birikim, kültürel yeterlilik beklemiştim. iki kelime sağdan soldan konuşuruz sandım ama kız erkek arkadaş olayından öteye çıkamayanlar çoğunluktaydı. zamanla azınlık bir grupla da olsa çevre kurdum ama çoğunluk okul dedikodu modunda kaldı

tıp fakültesinde yaşanılan ilk hayal kırıklığı

anatomi laboratuvarında bomboş masalar ve camlı dolaplardan görülen plastik maketler. (masalarda kadavralar, organ parçaları, tavanda kan lekeleri filan hayal etmiştim.)

tıbbi bilgisini tibbiyeliyle yarıştıran akraba

en çok da ağrıma giden , uzman olmadıktan sonra artık doktor olmanın da bi önemi yok yani , cümlesidir. vur kafasına akıt pekmezini.

Toplam entry sayısı: 55

durduk yere insanı üzen olaylar

bu sabah metroda yine her zamanki gibi tutunacak yer buldum diye seviniyordum. önümde bir kadın, kucağında da küçük bir çocuk vardı. yanımda güzel bir kız, diğer yanımda bir adam ayaktaydılar. ara ara yandaki kıza bakıp ara ara okulumdaki hoşlandığım kızı düşünüyordum. bu doğru değil diye düşündüm. yani bakmamalıydım çevremdeki kızlara artık, sonuçta gerçekten değer verdiğim birisi vardı tam olarak hayatımın içinde olmasa da orada bir yerlerde. sonra ders programını kontrol ettim telefonumdan. neler yapacağımı planladım: bu saatte kütüphane, bu saatte ders..." lan! ne biyoistatistiği şimdi hiç çekilmez." sonra yine düşündüm okuldaki kızla nasıl yakınlaşabileceğimi. komiteler aklıma geldi. allah kahretmesin dedim içimden. keman derslerine 2 senedir ara vermiştim, devam etmek istiyordum ama dersler engeldi. spor yapmak istediğimi de geçirdim aklımın köşesinden. yanımdaki kız inmişti. ben de kendimi ihanet duygusundan kurtardım bu sürede. o an gözüme önümde oturan kadınla çocuk takıldı. biraz uzaklaştırdım kafamdaki düşünceleri. ve baktım onlara. çocuk bir şeyler soruyordu, annesini öpüyordu. daha detaylı gözlemlemeye başladım. çocuk sanki tam da konuşamıyordu. bir şeyler anlatmak istiyordu. annesi anlıyor gibiydi ama. engelliydi o çocuk. sevimli, masum. görünümlü... annesiyle bağlılıkları, iletişimleri afallattı beni hiç beklemediğim bir anda. sürekli medyadan, sosyal hayattan alışkın olduğumuz bu durum bu sefer etkilemişti beni. annesinin gözlerindeki hüznü gördüm. uzaklara bakıyordu çocuğuna sarılarak. derin bir bakıştı, anlamlı. tutmadım kendimi ağladım, bu sefer ağladım. inerken çocuğu, annesini düşündüm sonra kendi hayatımı düşündüm biraz daha ağladım. daha az önce kafama taktığım küçük şeylerden yakınırken bu kadının nasıl çocuğuna yakınmadan sarıldığını düşündüm. hayatım çok anlamsızlaşmış gibiydi. erkekler de ağlar dedim. sonra sildim gözlerimi. bunu da attım içime. kimse görmemeliydi beni böyle.

gerçekleştirdiğiniz hayalleriniz

hayallerimin birçoğunu gerçekleştirdim. çok içten istediklerimi bile. ama başlığı görünce düşündüm ve bulamadım hangileri olduğunu. çok da önemli gelmedi bu haliyle, zaten elimdeler artık. hala hayallerim var, bazıları oluyor; bazıları yarım kalıyor. hayaller gerçek olduktan sonra çok da değeri kalmıyor sanki. sıradanlaşıyor, heyecanı kalmıyor. şey gibi:
aşk hissettiğiniz birisini elde etmek mi, aşkın kendisi mi?
"hayalin gerçekleşmesi mi, hayal etmenin kendisi mi?"

yağmurlu hava

zaman dilimine bağlı olarak psikolojiyi etkileyen durumdur.

yaz yağmurları gel geç gönüllü bir dost gibidir. bütün coşkusuyla inerler yere ancak daha orada olduğuna alışamadan kaybolur ve bir daha kendilerini uzun zaman göstermezler. onların bu huyunu bildiğiniz için gündelik hayatınızın planında bir değişiklik yapmanıza da gerek olmaz. bir yere girip beş dk beklersiniz.

sonbahar yağmurları toprak kokusuyla karışırlar, hafif serin ve tertemiz havanın etkisinde gerçek manada huzur verirler. yapılacak şey çamurlara aldırış etmeden güzel bir yürüyüştür.

kışın yağan yağmurlar soğukları da beraberinde getirirler. ortama bakarlar, biz önden geldik asıl büyük abiler gelecek mesajı verirler. en güzel yağmurlar bence bunlardır. soğuk rüzgarla savrulup, elektrik direkleriyle dans etmeleri en güzel şovlardandır. karın geleceğinin umudunu veren elçilerdir adeta. onları görürseniz saygınızı evden bu şovlarını seyrederek gösterebilirsiniz.

ilkbahar yağmurları çiftçilerin yüzünü güldürüyordur belki ama biz de çiftçi değiliz değil mi?

sözlük arama motorunun yetersiz olması

anahtar kelime sistemi olmalı. kelimeyi yazdığımızda ilgili başlıklar listelenmeli. bu haliyle bir işe yaramıyor. önce google'a bakıyorum var mı sözlükte öyle bir başlık diye.

çok az kişinin farkında olduğu korkunç gerçekler

gerçekten de ürkütücü olan bir durum var. ya farkında değil insanlar ya da değilmiş gibi davranıp görmezden geliyorlar.
sosyal medyada, internette paylaşılan içeriklerin herkese açık olması büyük; bunun farkında olmadan "ya nolcak ya" denmesi çok daha ciddi bir problem. ınstagramda hesabını sadece arkadaşlarının görmesi için gizleyen esas oğlan sen! veya sen gerçekte görmemiş olsak şatoda yaşadığını sanacağımız yandan yemiş prenses! ben senin kim olduğunu bilmeden okullarına, arkadaşlarına, ailene, yaşadığın yere kadar bilgi alabiliyorsam kıçımı kaldırmadan sadece birkaç tık yaparak istihbarat örgütleri, bilişim departmanları, kötü niyetli kişiler günde kaç kez esnediğine kadar hayatına erişebilir, müdahalede bulunabilirler. birçok insana özel hayatıyla şantaj yapıldığı bu devirde hala daha hesabını kapattığı için kendisine ulaşılamayacağını sanan garipler mevcut. lan kaç kere dedik. silinen hesabını sen göremiyorsun, ben göremiyorum. sen o hesabı silerek halının altına süpürmüş oldun. o halıyı kaldırabilen insanlar da var.
insanlar gönderip aldıkları çıplak fotoğraflarla övünüyorlar. buna bir şey demiyorum artık. tamam, sadece sen görüyorsun evet. yok canım özel özel. adı üstünde özel mesaj...
teknolojik cihazlarda yaptığın her türlü faaliyet, her türlü bak, kayıt altında. sözlükte anonim olmak da buna dahil. nicke güvenip rahat sallayan arkadaşlar ne yazık ki "ama benim hesabım gizli" diyenden farkınız yok.

necdetersoz

ne zaman zorlama bir entry okusam sahibi olduğunu gördüğüm yazar. normalde eleştiriye değer verir, fikrini ifade eden kişileri dikkate alır bu açıdan da kendi fikirlerime karşılaştırırım. ancak burada farklı parametreler giriyor işin içine. sadece görüşünü belirtip çekilmektense ön yargılı, dogmatik yazılar yazıp haddinden fazla karışırsan insanların yaşayışına, irrite edici sıfatını alıyorsun üzerine. insanda başka düşünceler oluşuyor yazan kişi hakkında: dikkat çekmeye ; "ben farklıyım" imajı çizmeye çalışan birisi, gibi.

sakın tıp yazmayın ha diyen tıpçı

kime sorduysak kendi mesleğini yazmamızı istemiyor. abartısız aktarmaya çalışayım. küçükken hukuka merak salmıştım. bir yakınım avukattır. "napacan olum avukat olup boşver doktor ol" dedi. iyi bakalım dedik. hastaneye gittiğimizde oradaki doktor sorunca tıp istiyorum dedim. "doktorluk bitti bu kadar çalışacaksan mühendis ol" dedi. sanki her mühendis icat, araştırma yapıyor! birçoğu işsiz, geri kalanlar da özel şirketlerde memur gibi çalışıyorlar. başka bir yakınımız: " ne mühendisi ya bak biz hak ettiğimiz değeri görmüyoruz" dedi. öğretmenlik ortada. neredeyse komedyen olsak diyeceğim; cem yılmaz bile" gençler komedyen olmayın "diyor. ne yapacağız biz şimdi? en iyisi kimseyi dinlemeden kendi istediğiniz, hayaliniz olan mesleğin eğitimini almak. itfaiyeci olacaksanız onu olun kardeşim. çevrenizdekilerin fikrini saygı çerçevesinde değerlendirip en sonunda nedenlerinizi, hayallerinizi de yakınlarınıza anlatarak kendi hayatınızı yaşayın.

sözlük arama motorunun yetersiz olması

anahtar kelime sistemi olmalı. kelimeyi yazdığımızda ilgili başlıklar listelenmeli. bu haliyle bir işe yaramıyor. önce google'a bakıyorum var mı sözlükte öyle bir başlık diye.

çok az kişinin farkında olduğu korkunç gerçekler

gerçekten de ürkütücü olan bir durum var. ya farkında değil insanlar ya da değilmiş gibi davranıp görmezden geliyorlar.
sosyal medyada, internette paylaşılan içeriklerin herkese açık olması büyük; bunun farkında olmadan "ya nolcak ya" denmesi çok daha ciddi bir problem. ınstagramda hesabını sadece arkadaşlarının görmesi için gizleyen esas oğlan sen! veya sen gerçekte görmemiş olsak şatoda yaşadığını sanacağımız yandan yemiş prenses! ben senin kim olduğunu bilmeden okullarına, arkadaşlarına, ailene, yaşadığın yere kadar bilgi alabiliyorsam kıçımı kaldırmadan sadece birkaç tık yaparak istihbarat örgütleri, bilişim departmanları, kötü niyetli kişiler günde kaç kez esnediğine kadar hayatına erişebilir, müdahalede bulunabilirler. birçok insana özel hayatıyla şantaj yapıldığı bu devirde hala daha hesabını kapattığı için kendisine ulaşılamayacağını sanan garipler mevcut. lan kaç kere dedik. silinen hesabını sen göremiyorsun, ben göremiyorum. sen o hesabı silerek halının altına süpürmüş oldun. o halıyı kaldırabilen insanlar da var.
insanlar gönderip aldıkları çıplak fotoğraflarla övünüyorlar. buna bir şey demiyorum artık. tamam, sadece sen görüyorsun evet. yok canım özel özel. adı üstünde özel mesaj...
teknolojik cihazlarda yaptığın her türlü faaliyet, her türlü bak, kayıt altında. sözlükte anonim olmak da buna dahil. nicke güvenip rahat sallayan arkadaşlar ne yazık ki "ama benim hesabım gizli" diyenden farkınız yok.

giri girer girmez bildirimlere bakma isteği

daha yeni yazar oldum. onay süresince yazdıklarımdan bazılarını beğenmişler diye şımardım galiba; yazıp yazıp bakıyorum bir durum var mı diye. koca birer sıfır var. ne beğenme ne favori ne beğenmeme... okunup okunmadığından bile emin olmamak heves kaçırıyor tabi birazcık. çaresiz bırakan durumdur.

necdetersoz

ne zaman zorlama bir entry okusam sahibi olduğunu gördüğüm yazar. normalde eleştiriye değer verir, fikrini ifade eden kişileri dikkate alır bu açıdan da kendi fikirlerime karşılaştırırım. ancak burada farklı parametreler giriyor işin içine. sadece görüşünü belirtip çekilmektense ön yargılı, dogmatik yazılar yazıp haddinden fazla karışırsan insanların yaşayışına, irrite edici sıfatını alıyorsun üzerine. insanda başka düşünceler oluşuyor yazan kişi hakkında: dikkat çekmeye ; "ben farklıyım" imajı çizmeye çalışan birisi, gibi.

sözlük arama motorunun yetersiz olması

anahtar kelime sistemi olmalı. kelimeyi yazdığımızda ilgili başlıklar listelenmeli. bu haliyle bir işe yaramıyor. önce google'a bakıyorum var mı sözlükte öyle bir başlık diye.

ders çalışırken verilen ara

insanlar bunu çok güzel uyguluyorlar ya. şaşırıp kalıyorum vallahi. 1 saat dersine çalışıyor adam. kalkıp 10 dk arasını verip devam ediyor kaldığı yerden. şimdi bana dönelim.

bir türlü tutturamadım şu nalet şeyin dengesini. diyorum ki ben de düzenli olmalıyım herkes gibi. 5 dk ders 20 dk mola gibi saçma bir şey çıkıyor ortaya. sonra kendimi zorlayıp ders süresini arttırıyorum. 1 saat çalışsam bu sefer 4 saate çıkıyor ara. molaları seviyorum aslında. mesela bazı günler derssiz sadece ara veriyorum. akşama kadar...

5 senelik çabalamanın sonucunda anladım ki ne kadar zorlasam da bana göre değilmiş bu işler. gece çalışıyorum artık 4 saat. kalkmıyorum masadan 4 saat dolmadan. molayı da masadan kalkmadan veriyorum 5-10 dk. son olarak: kalınca alışıyorsun da, gidip de dönmemek kötü...

neden canımız yanar

kitapta acı ve ıstırap arasındaki fark çok güzel ifade edilmiş.

-acı fiziksel olarak hissettiğimiz rahatsız edici, bedensel bir durumdur.
-ıstırap acı ve ağrıdan dolayı ruhsal açıdan ferah hissetmeme durumudur.

şöyle yazıyor kabaca kitabın bir bölümünde: insanlar acı çekerler ve bu oldukça kötüdür. fiziksel ve şiddetli bir ağrı yerinizde duramamanıza sebep olabilir. ancak bu değildir aslında huzursuz eden insanı. asıl altta yatan sebep, acı belirtisini kötüye yorma eğilimidir. "kolum ağrıyor kalbimle ilgili bir problem olabilir. " işte bu ıstıraptır.

murat çetkin

şu anda fakültede dinlediğim tek dersin hocasıdır. sıkmadan, yormadan, ilgi çekici bir şekilde, güzel bir üslupla anlatıyor dersleri. derslerde öğrenci dostu, umarım pratikte de öyledir.
Henüz takip eden biri yok.

içerik kuralları - iletişim