sterilenjektor

Durum: 1172 - 34 - 7 - 1 - 22.05.2019 22:54

Puan: 17373 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yönetici.

''Bu iş yerinde kalp kırmak yasaktır.''
  • /
  • 118

power of hydrogen

ph'ın açılımı.
bir çözeltideki hidrojen iyonu konsantrasyonunun eksi logaritmasının alınmasıyla hesaplanır. arteriyel kan için normal değeri 7.35-7.45 arasıdır.

(bkz:kan gazı)

sağlık bakanlığından şiddete karşı tavsiyeler

ben daha klinikle yeni tanışmış ve tek uğraşı günde en fazla iki-üç hasta ile konuşmak olan bir stajyerken hasta yakını tarafından çirkin sözlere maruz kalmışsam, günde 100 (yazıyla yüz, en az yüz) hasta bakan doktora böyle öğütler veremezsiniz. ''mümkünse hastanıza espri yapın, onları eğlendirin güldürün.'' şeklindeki komik önerilerle şiddeti engelleyemezsiniz. şiddeti uygulayanı eğitmeye, uygulama potansiyeli olanı da caydırmaya ne dersiniz?!

ha bir de nasihatleri ufkumuzu açan sayın bakanımız, doktorlar artık hastası odaya girdiğinde başka işle uğraşıyorsa odasının benzin dökülüp yakılabileceğini, kanının yerlere bulaşabileceğini, tekmelenebileceğini, kafasında tuğla parçalanabileceğini, orada can verebileceğini biliyor! bunu daha önce gördü deneyimledi meslektaşlarından.

(bkz:dr. ersin arslan)
(bkz:dr. hüseyin ağır)
(bkz:dr. kamil furtun)
(bkz:dr. fikret hacıosman)
(bkz:dr. aynur dağdemir)
(bkz:dr. bahaddin ahmet yalçın)
ve bakınız yaşamı vahşice ellerinden alınmış, alınmaya çalışılmış tüm doktorlarımıza...
çok üzülüyor, kızıyorum...

sarıl bana

kronikleşmiş bir derdim vardı. çok değer verdiğim 2 farklı kişiye bu derdimi farklı zamanlarda anlattım ve sonuç benim için tam bir hayal kırıklığıydı. beni dinliyor gibi göründüler yalnızca. bunu hissettim. bir daha da konusunu dahi açmadım kimseye, açmayacağıma dair de kendime söz verdim.

3 gün önce sınıfta köşede yalnız oturan bir arkadaşı gördüm. bir sıkıntısının olduğu çok belliydi. yanına gittim, neyin var diye sordum. bir anda resmen benim bir zamanlar başkalarına anlatmaya çalıştığım o derdimi bana eksiksiz bir şekilde anlattı. önce şaşırdım bu kadar aynı olmasına sonra içinde bulunduğu durumu bir kere de dışardan görmesi için ve onu doğru anlayıp anlamadığımı kesinleştirebilmek için şu an yaşadıklarını, hissettiklerini kendi gözümden anlatıp ona özetledim. aslında ruhumu açıp ''bak, bende de aynı yara var.'' diye göstermek istedim.

ona hissettiklerini özetlediğimde bana büyük bir şaşkınlıkla bakıp, ''nasıl bu kadar tam anlayabildin beni steril?'' dedi. cevap vermedim.

konuştuk, anlattı, dinledim, onu önemsedim.
derdini gidermede kullanabileceği yolları bir bir gözünün önüne serdim. çünkü bu konuda tecrübeliydim. benim için çok değişik bir histi. sen yıllar boyu acısını çek ve şimdi başkalarına kendi yaralarınla merhem olmaya çalış... ne garip şu dünya.

arkadaşım bir gün sonra yanıma geldi. birden 'sarıl bana' dedi. konuştuğumuz günden beri kendini iyi hissettiğini ve artık ne yapması gerektiğini bildiğini söyledi. nasıl mutlu olduğumu anlatamıyorum. yaşadığım o karmaşık duyguların etkisindeyim. hayatımın beni dertlerimle karşılaştıracağı, onları hiç yaşamamışım gibi yaptıracağı günleri de görecekmişim.

tanım: aniden söylendiğinde şaşkın şaşkın bakakalmanıza sebep olacak söz.

arkaya da aynı isimli duygusal bir fon müziği lütfen, şimdi ağlama vakti*:

asidoz

kanda hidrojen iyonu derişiminin artması. kan ph'ının düşmesi.

asidoz, oluşum mekanizmasına göre metabolik ve respiratuar olarak ikiye ayrılır.
metabolik asidozda kan hco3'ı azalmış, respiratuar asidozda kan pco2si artmıştır.
sağlıklı bir kişide vücut böyle durumlarda bozukluğu kompanze etmeye çalışır. ancak bir kişinin örneğin hem böbrek yetmezliği (metabolik asidoz) hem şiddetli koah'ı varsa (respiratuar asidoz) telafi tam yapılamayabilir ve tablo ağırlaşır.
(bkz:anyon gap)
(bkz:metabolik asidoz)
(bkz:respiratuar asidoz)

kadir ezildi

evini temizlemek için gittikleri kadının ''3 günlük dünya, yarına çıkacağımız bile belli değil. neden bu kadar temizlik yapıyorsunuz ki, yazık değil mi size?'' tarzındaki sorularına ''işte yarına çıkacağımızı bilemediğimiz için temizliyoruz, 3 günlük dünyayı temiz yaşayalım istiyoruz.'' şeklinde cevap vererek gözüme girmiş beyefendi. *

şu anki psikolojik durumu çevresini de yıpratıyor belli ki. ilk bölümün yalnızca 15 dakikasını izledim. laf arasında ''zaten benim arkadaşım yok, pis insanların evine gitmem, ortalık dağıldığında sinir krizi geçiriyorum.'' tarzında söylemleri oldu. bunlar üzücü durumlar.

işin şov kısmı da büyük elbette. daha önce yabancı versiyonunu izlemiştim böyle aksiyonlu değildi. bu program baya kavgalı gidecek gibi, ee kargaşadan beslenmeyi severiz biz. güzel tercih tlc .

bir insanı yüreğinde öldürmek

-ne diyorsun sen zeze? babanı mı öldüreceksin?!
+evet, yapacağım bunu. başladım bile. öldürmek, jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! hayır. onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek. ve bir gün büsbütün ölecek.
(bkz:şeker portakalı)

bir insana (öldürene mi, öldürülene mi?) verilebilecek en büyük cezalardan...

gide gide bir söğüde dayandım

duygu yüklü bir adana türküsü. geçen yıl ilk kez dinlediğimde hem ayfer vardar'ın sesine hem türküye vuruldum kaldım. sitem, kırgınlık, hüzün kelimelerini bu türkü karşılıyor.

yüce dağlar size var mı zararım zararım,
yar yitirdim uğrun uğrun ararım gelin ararım
ben o yari her gelenden sorarım sorarım,
güvendiğim dağlar elime geldi elime geldi

derin tendon refleksi

nöroloji sözlü sorularımdan ilk birkaçını oluşturup hakkında bana yöneltilen soruları bildiğim için (şükür en çok bildiğim yerden geldi) hocalarımdan ''kocaman bir affferin kız, bunları bildiğin için teşekkür ederiz, çok güzel.'' şeklinde güzel sözler duymama vesile olup, sözlüden çıktıktan sonra 'yaşasın yaa yaşasınnn, geçtimmm!! hoca bana afferinn dedii, bildiğim için teşekkür ettiii!!' zaferini yaşatmış refleks. bu yüzden pek bi severim kendilerini. en güzel sözlümdü sanırım.

şimdi sözlüyü anlatıyorum:
+hastanın dtr'lerine bak bakalım.
-steril iç sesi: hepsini gerçekten eksiksiz alabildiğime inanamıyorum allahım!! dur ikişer kere al da hocalar iyice görsün alabildiğini steril. *

+ bu reflekslerin medulla spinalis'te hangi segmentlerden lif aldığını söyle bize steril.
-biseps: c5-c6
brakioradial: c5-c6
triseps: c6-c7
patella: l2-l4
aşil: s1 hocam.

+ (hakkındaki son ve zor sayılabilecek sorum) medulla spinalis c7 segmentinde kesisi/lezyonu bulunan bir hastada bulacağın fizik muayene dtr bulgularını sırala bakalım evladım. (bildikçe seviliyor, evlat oluyorsunuz swh.)
-hocam kesi seviyesindeki dtrlerde refleks alamam, triceps kaybolur. altındaki seviyelerdeki dtrler artar. üstündekiler etkilenmez.(canım hocalarım bunun üzerine sağolsunlar iltifat ettiler. sonrasında biraz zorlayalım bu çocuğu dediler ve ardından 5-6 tane zor soru geldi ama şükür ki filmimiz mutlu sonla bitti.)

yurttan kaçmak

yurtta kalan liseli gençlerin başına gelen heyecan verici olay. lisede yapacağı hareketlerin sonucunu pek göremeyen, yasakları çiğnemeye can atan gençler bu şekilde çeşitli heyecanlar yaratmaya çalışır.

kaldığım yurtta en çok ses getiren kaçma vakasına hala gülerim:
lise 2'de bir arkadaşımız valizini kimseye fark ettirmeden toplayıp hiç alakasının olmadığı bir şehre fırın açma hayaliyle gitmişti (kaçmıştı).
neden fırıncılık, bilmiyoruz. neden o şehir, bilmiyoruz. bildiğimiz tek şey kaçtığı. o da bir gün sonra okulda olmadığı için fark edildi.* ailesi soruyor oğlum nerde, hocalar soruyor çocuk nerde. kimsede cevap yok. sonra o şehre gittiğini bıraktığı bir mektuptan okumuştu en yakın oda arkadaşı.(evet mektup bırakmış swh.) hemen hocalarımız aradı, ailesi aradı vazgeçirdiler fırıncı olma sevdasından.
tamam döneceğim deyip bir iki gün daha o şehirde kalıp dönmüştü arkadaş.*.

o gün çocuğun özgüvenine, deliliğine hayran kalmış, biz de denemeliyiz demiştik.swh bu yaşlarda enerji fazladır bilirsiniz. olaydan cesaret alan bir arkadaş daha kaçtı böyle. o da gitmeden otogarda yakalandı, bir hayal daha yıkıldı oracıkta. swh

lisede yurtta kalmak çok zordur ama çok da eğlencelidir. daha birçok güzel anım var o yıllardan. ha bu arada, ben mi? birkaç kere kaçtım ancak şehir değiştirecek kadar cesur değildim. onu da başka konu başlığına yazacağım bir gün.

bulunduğum şehir dar geliyor da bu aralar. kaçsam nasıl olurdu, nereye giderdim diye düşünüyordum (bazen dayanılmaz oluyorsun canım ankara...). aklıma geliverdi bu anılarım. unutmadan yazayım dedim, ilerde okur gülerim.

içimizdeki ses

id ve süper egonun tartışması olarak adlandırıyor psikoloji bunu.
bazen dışardan biriymiş gibi şahit olur şaşırırız. iki farklı düşünce nasıl da beyninizden çıkıyor ve tartışıyorlar, sanki farklı kişilere aitlermiş gibi bir de kendilerini savunuyorlar. ortalık savaş alanı. *

işte, tartışmanın bitiricisi çoğunlukla ego ve aslında şu ana kadarki hayatınızda egonuzu geliştiren sizsiniz. buna kendini yönetebilme becerisi diyebilirsiniz.

eğer egonuz sürekli idin yanındaysa bu toplum açısından iyi olmaz, size o an için keyif verebilir. çünkü id ilkeldir, doyumdan başka bir şeyi gözü görmez.
eğer sürekli süper egonun yanındaysa da toplum için iyi olabilir ama bu sonuç size haz vermeyebilir çünkü süper ego kısıtlayıcıdır. zamanla bir birey olmanıza engel olabilir, ezilmenize sebep olur.
ego bunları dengelemek için küçüklüğünüzden beri çevrenizle ve kendinizi kişisel olarak eğitmenizle geliştirilir. hem mutlu olayım, hem topluma zarar vermeyeyim. ne mutlu böyle ego sahiplerine.

(bkz:şeytan diyor ki)
(bkz:içimden bir ses diyor ki)
(bkz:alt benlik)
(bkz:üst benlik)
(bkz:benlik)
  • /
  • 118
  • /
  • 36

power of hydrogen


sarıl bana


asidoz


bir insanı yüreğinde öldürmek


gide gide bir söğüde dayandım


yurttan kaçmak


cennetin rengi


oruçlu musun


babasınınkızı


portakalkabugu


  • /
  • 36

bim

bcl-2 ailesinden sadece bh3 domaini taşıyan bir proteindir. bcl-2 apoptozu inhibe ederken bim apoptozu artırıcı etki gösterir. *

sağlık bakanlığından şiddete karşı tavsiyeler

sözlük ahalisinin hakkındaki fikirlerini merak ettiğim, okumak için sözlüğe girdiğimdeyse başlığının açılmamış olmasına şaşırdığım açıklamalardır.

evet duyan duymayan kalmasın diye önce internetten aldığım birkaç maddeyi sizlerle paylaşmam gerektiğini düşünüyorum.

- hasta ve hasta yakınlarını dinlerken göz teması kurun. 
- hastanın derdini anlatırken sözünü kesmeyin. dinlerken başka şeylerle ilgilenmeyin.
- hasta konuşurken uygun jest ve mimikler kullanın. hastanın söylediklerini onaylıyorsanız başınızı sallayın ve tebessüm edin.
- hastaya “siz” dili ile hitap edin. sade, anlaşılır ve hastanın anlayabileceği ifadeler kullanın.
- uygun ses tonu ile konuşun, yargılayıcı ve genelleyici ifadelerden kaçının.
- türkçe karşılığı bulunan kavramlar için tıbbi terimler kullanmayın.
- yüksek dozda nasihat cümleleri kurmayın.
- öfkelenme durumunda derin nefes alın ve sessiz kalın. ya da derhâl oradan ayrılın.

güzel evet bunlar iyi iletişim için gerekli birkaç temel kriter. benim açıklamayı eleştireceğim taraf sinirlenmeyin, sakin kalın, nasihat vermeyin gibi çocuğa iş öğreten komik cümlelerden ziyade bakanlıkla olayın ne kadar farklı boyutlarında olduğumuzu bu açıklama ile fark etmiş olmam.

biz bizi koruyun, yasa yapın, bize sözlü veya fiziksel şiddeti cezasız bırakmayın derken onların bize gülümseyin ve insanlar daha kapıdan içeri girdiklerinde kafalarında olan beklentileri karşılamadığınız için size bağırmaya başlasa bile sakin kalın demeleri. 20 gündür öksürdüğü için gece 2de acile gelene sessiz kalın, nezle olmuş çocuğuna antibiyotik isteyene sessiz kalın, başı ağrıyor diye tomografi isteyene sessiz kalın demeleri. hastaya hasta yakınına sonsuz bir istek ve istediği için her yola başvurma özgürlüğü sunarken hekime dalga geçer gibi siz de çok nasihat vermeyin demeleri.
tatlı söz bizi koruyacak olsaydı alçakgönüllü olamayacağım ilk benim içim rahat olurdu. ama değil. hiçbirimizin değil. benim hastanemde bir hekim poliklinik yaptığı sırada odası basılıp kapı üstüne kitlenerek öldüresiye dövüldü. bana kimse gülümseyin, nazik olun böyle dayak yemezsiniz demesin. burda problem doktorların nezaketsizliğinin çok ötesinde. burda problem sağlık çalışanına karşı yıllardır süregelen bu sen sus sen işini yap sen köpek gibi çalış çünkü sen bu işi para için yapmıyorsun tutumunda. yapsan da zaten o maaşı benim vergimle alıyorsun tutumunda. bu değişmedikçe de hiçbir şey değişmeyecek.

insanlara poliklinikleri, acil servisleri, her türlü tetkik ve tedavi yöntemini, hekimlerinin iyi niyetini suistimal edemeyeceklerini, etmeye çalışırlarsa adaleti karşılarında bulacaklarını iyice belletmeden yiyeceğimiz tek bir fiske bile eksilmeyecek.
böyle açıklamalarla da gösterilen amacın aksine insanların beynine bakın hekimler bunu yapmadıkları için biz de onları dövüyoruz yani bu da bizim hakkımızdır fikrinin güzelce yerleştirilmesi de olayın bir diğer acı gerçeğidir.

neyse ben susup gülümsemeye başlayayım. sanırım biraz fazla nasihat içerikli konuştum aranızda beni dövesi gelenler olduysa affola.

kızıl

çok sevdiğim yazar stefan zweig'ın henüz 27 yaşındayken kaleme aldığı eserdir.
otobiyografik bir hikaye olabileceğine dair yorumlar mevcut. zira ana karakterimiz bertold berger, zweig'ın doğup büyüdüğü ve eğitim aldığı viyana üniversitesi'nde eğitimine başlıyor.
 spoiler!
berger içine kapanık ve çelimsiz bir tıp fakültesi öğrencisi. yeni girdiği bu ortama tek başına uyum sağlamakta zorlanıyor. tam her şeyden vazgeçip dibe vurduğunu anda, ona ihtiyaç duyabilecek biriyle karşılaşıyor ve bir amaç edinip yeniden hayata tutunuyor. fakat kızın iyileşmesine yardımcı olurken aslında kendi hayatını sonlandırıyor.

hikayenin güzelliği hakkında pek bir şey söylememe bence gerek yok, altında stefan zweig imzası olan bir eserin kötü olabileceğine inanmıyorum çünkü. psikolojik betimlemeler yine çok güçlüydü, özellikle kız kardeşine yazdığı mektupta anlattıklarını kendim yaşıyormuşçasına hissettim.*

özel tanım: sözlükte katıldığım ilk radyo yayını olan portakalkabugu ile a'dan b'ye'de yapılan çekilişi kazanmam vesilesiyle portakalkabugu'nun hediye ettiği güzelim kitap.

minimal öykü denemeleri

...bugün neye tanık oldum biliyor musunuz mahur bey? benim vesikalık bir fotoğrafım vardı, bilmem hatırlar mısınız? hatırlarsınız elbet mahur bey, zaten bana ait olan tek şey o fotoğraftı, yoksa siz nereden tanıyacaksınız beni? neyse mahur bey, uzun lafın kısası, bugün beyoğlu'na çıktım ben. çıkmasına çıktım da bir de ne göreyim. hani o cadde var ya mahur bey, insanın her yüzünü gördüğünüz o cadde, işte o caddedeki bütün direklerde benim vesikalık resmimin büyükçe bir kopyası! üzerine de "kayıp" diye yazmışlar büyük harflerle. altta bir irtibat numarası, en altta da: "insanlık namına gören olursa bizimle muhakkak irtibata geçsin". mahur bey sorarım size, böyle korkunç bir şeyi kim neden yapar? tahayyül edebiliyor musunuz? birisi benim o vesikalığımı nasıl temin ettiyse etmiş ve her bir direğe yapıştırıvermiş. sonra bir de güya insanlıktan bahsetmiş. hangi insanlık mahur bey? bu düpedüz hırsızlığa girmez mi? üstelik ben kayıp mıyım mahur bey? sorarım size! kaybolan ben miyim yoksa benim hayatım mı? ah şu insanlar! gördünüz mü mahur bey, "kayıpları" bile birbirine karıştırıyorlar artık!...

geceye bir söz bırak

her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz düşünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış,yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?
(şükrü erbaş)

ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler

karakaleme kendini vermek.





tarihlere bakinca ya vize ya da finallere ramak kala olduğunu gördüm.

-wherever art of medicine is loved there is also a love of humanity...
-hippocrates.

aşırı alıngan insanlar

kendilerinin alıngan olmadığını düşünüp aslında alıngan olan, hatta gerçekte alıngan olmayan insanların alıngan olduğunu düşünen ilginç kombinasyonları da mevcuttur. daha kötüsü de kendi bu kadar alınganken insanlara acımasızca eleştiri sıralayanlardır. bunların hepsi toplulumumuzda mevcut.

gaz lambası

benim için nostaljik olmayan aydınlatma araçlarından biri. ikide bir akan, biten mumdan sonra tercih etmemle beni rahatlatmıştır. fakat gaz lambasının da koku problemi var. kapalı ortamda kullanması zaman zaman sıkıntılı olabiliyor. oluşacak kokuyu azaltmak için yapılabilecek birkaç şey var : fitilin ucunun siyahlaşmaya başlamış kısımlarının kesilmesi, lambayı söndürdükten sonra cam haznenin üstünün yanmaz bir şeyle kapatılması (minimal etkili camın içinde koku yoğunlaşsa da alttan çıkabiliyor biraz), lambanın sık sık yakılıp söndürülmemesi. zaten tasarruf yapılacak bir alet değil, saatlerce yanması da gaz lambası açısından bir sıkıntı oluşturmuyor. fitili çark vasıtasıyla iyice alta çekilip, gece lambası olarak bile kullanılabilir(minimal de olsa hava alan bir ortamda ve lambanın konumu itibariyle güvenli olduğundan emin olunan bir ortamda). bu arada lambayı ilk aldığımda üstten püf diyerek söndürüyordum fakat çok ısı yaydığından tehlikeli olabiliyor böyle. bir kez de filmlerde gördüğüm gibi yandan üfleyeyim dedim, söndü çok da kolay söndü demek ki normali buymuş. *bbgv (bkz:tıbbiyeli itiraf) alıp kullanmayı düşünen biriyseniz biraz kalitelisinden almanız lambanın uzun ömürlü olmasını sağlayacak belki de sizden sonrakilere sizden bir anı olarak kalacak, nesilden nesile aktarılacaktır.

yıkık

tıbbiyeli itiraf

bugün öğle sularıydı.
uçan balon satan bir çocuk bir bankta oturmuş, balonların iplerinden uçmasın diye sıkıca tutuyordu. yorgun görünüyordu.
bir yandan da etrafa bakıp, balonunu satabileceği çocuklu bir aile arıyordu.
yanına büyük bir çocuk geldi.
''hepsi kaç para?'' dedi.
''ne abi, hepsini mi alacaksın?'' dedi.
o an çocuğun gözleri mutluluktan büyümüştü sanki.
''evet'' dedi o da.
''dur sayayım abi'' dedi gülümseyerek.
heyecanlanmıştı, elleri titriyordu.
''peki say'' dedi. balonlar ve ipleri o kadar iç içe geçmişti ki güç bela sayabildi tozlu, nasır tutmuş elleriyle.
''25 tane var abi, hepsini alacağın için sana tanesini 1 tl den vereceğim'' dedi.
cüzdanında bozukluk olmasına rağmen cebinden bir 100 lük çıkarttı verdi büyük çocuk.
küçük satıcı bir paraya bakıyordu bir de büyük çocuğa.
abi bu para ne? benim bunu bozacak param yok ki hem dedi.
bozdurursun sonra deyip, balonların hepsini istedi büyük oğlan.

büyük oğlanın eline balon iplerinin hepsini tutuşturdu küçük satıcı. uçuracaktı büyük çocuk hepsini denize karşı. anlamıştı küçük satıcı.
'bir dilek tut abi' dedi parlayan gözleriyle.
'tuttum' dedi o da. (takımının şampiyonluğunu dilemişti) ve hepsini saldı gökyüzüne.
bir yandan da küçük satıcıya bakıyordu.
ufaklık ise mutlulukla başını kaldırmış, rengarenk balonların gökyüzüne yükselişini seyrediyordu. balonları gözden kaybolana kadar birlikte seyrettiler.

''parayı ilerdeki markette bozdurup geleyim abi, bekle burda tamam mı?'' dedi.
büyük çocuk ''tamam'' dedi. ama beklemedi, biraz uzaklaştı, sonra adımlarını yavaşlattı ve olduğu yerde durdu. uzaktan küçük satıcının gelip gelmeyeceğini merak ediyordu.
çok geçmedi, çocuk balonların uçurulduğu yere gelip etrafına bakındı, büyük çocuğu arıyordu gözleri...
satıcının geldiğini görünce gülümsedi büyük çocuk. ardından yoluna devam etti.

gecenin sonunda dileğim gerçek olmuştu.
umarım günün birinde yine karşılaşırız güzel çocuk.

Toplam entry sayısı: 1172

sarıl bana

kronikleşmiş bir derdim vardı. çok değer verdiğim 2 farklı kişiye bu derdimi farklı zamanlarda anlattım ve sonuç benim için tam bir hayal kırıklığıydı. beni dinliyor gibi göründüler yalnızca. bunu hissettim. bir daha da konusunu dahi açmadım kimseye, açmayacağıma dair de kendime söz verdim.

3 gün önce sınıfta köşede yalnız oturan bir arkadaşı gördüm. bir sıkıntısının olduğu çok belliydi. yanına gittim, neyin var diye sordum. bir anda resmen benim bir zamanlar başkalarına anlatmaya çalıştığım o derdimi bana eksiksiz bir şekilde anlattı. önce şaşırdım bu kadar aynı olmasına sonra içinde bulunduğu durumu bir kere de dışardan görmesi için ve onu doğru anlayıp anlamadığımı kesinleştirebilmek için şu an yaşadıklarını, hissettiklerini kendi gözümden anlatıp ona özetledim. aslında ruhumu açıp ''bak, bende de aynı yara var.'' diye göstermek istedim.

ona hissettiklerini özetlediğimde bana büyük bir şaşkınlıkla bakıp, ''nasıl bu kadar tam anlayabildin beni steril?'' dedi. cevap vermedim.

konuştuk, anlattı, dinledim, onu önemsedim.
derdini gidermede kullanabileceği yolları bir bir gözünün önüne serdim. çünkü bu konuda tecrübeliydim. benim için çok değişik bir histi. sen yıllar boyu acısını çek ve şimdi başkalarına kendi yaralarınla merhem olmaya çalış... ne garip şu dünya.

arkadaşım bir gün sonra yanıma geldi. birden 'sarıl bana' dedi. konuştuğumuz günden beri kendini iyi hissettiğini ve artık ne yapması gerektiğini bildiğini söyledi. nasıl mutlu olduğumu anlatamıyorum. yaşadığım o karmaşık duyguların etkisindeyim. hayatımın beni dertlerimle karşılaştıracağı, onları hiç yaşamamışım gibi yaptıracağı günleri de görecekmişim.

tanım: aniden söylendiğinde şaşkın şaşkın bakakalmanıza sebep olacak söz.

arkaya da aynı isimli duygusal bir fon müziği lütfen, şimdi ağlama vakti*:

aşk biter önemli olan sevgidir

hayatın gerçeği. bilim böyle diyor, baya da iyi açıklıyor bu durumu. kanıtlanan şu ki sevgilinize aşık olduğunuz ilk andan itibaren bazı hormonların, nörotransmitterlerin, sinapsların seviyesi yükselir, çok yükselir. kimisi de azalır. acaba aradı mı? acaba mesaj attı mı? acaba bana doğum günümde hangi hediyeyi alacak? ben ne alsam? acaba evlenme teklifimi nerede alacağım - nerde yapsam? onunla yemeğe giderken ne giysem? yanınızda olmadığı anda; acaba şu an napıyor? bu acabaların (tatlı heyecanların, kelebeklerin) hepsi beyninizin bazı bölgeleri normal çalışmadığından ve çeşitli maddelerin etkisi altında (baskı altında) olmanızdan. aşkın bir nevi, takıntı (hatta kimi bilim insanlarına göre hastalık hali) olduğu da doğru aslında, yaşayanlar da gözlemleyenler de mutlaka bilir bu durumu. zaten okb etiyolojisinde de yer alan dopamin, aşkta da zirvelere çıkmıyor mu? neyse, evet şöyle acı bir gerçek var ki:

aşkın ömrü en fazla bir buçuk yıl.

yani aşkı ayakta tutmak sizin elinizde değil, bu yüzden kimse suçlanmamalı da. ilişkilerde aşkın bitmesi ve yerini olgun bir sevginin, alışkanlığın da alması tamamen normal olan durumlar. (oksitosin ve vazopressinininiz de arttı aşıkken, iyice bağladı zaten sizi birbirinize bu hormonlar.) ki bence zararlı da değil bu aşkın yerini sevgi alması olayı. kişiler anlaşabiliyor, hala ortak şeylere gülebiliyor, dertlerine derman olabiliyorsa ilişki bu şekilde de devam edebilir. tabi ki tek düze bir ilişki olsun demiyorum. gezsinler sürprizler yapsınlar ilişkilerine heyecan katsınlar çiftler. ancak ilk günkü kelebeklerin tamamının gelmesini hiçbir zaman beklemesinler çünkü bu hayal kırıklığı olacak, vücudunuz o aşkı yaşadığınız ilk günlere hiç dönmeyecektir.

tıbbiyeli itiraf

yaşıtlarıma bazen dünyadaki en büyük acı aşk acısı değil diyerek bağırmak istiyorum ve tek dertlerinin bu olmasına da üzülüyorum. insanların aşkından ölecekmiş gibi yapmasından bıktım.

dünyada her gün yüzlerce kişi tip 2 diyabet tanısı alıyor. bunların yarısından çoğu çok yemekten hasta olmuşlar. öte yandan dünyanın en çok öldüren hastalığı sıtma, insanlar afrika'da ateşler içinde bir deri bir kemik ölüyor hem de bir sivrisinekle. tedaviye ulaşacak paraları yok. dünyanın bir yanı zenginlikten ölürken diğer yanı fakirlikten ölüyor. buna dayanamıyorum.

bazen kendime çok sinirleniyorum çünkü gündüz söylediğim bir lafım akşam aklıma geliyor ve akşamımı zehir ediyor. o zaman gündüz o lafı söylemeyeceksin steril, bu kadar basit.

bir insanı kırdığımda, kızdırdığımda biraz sakinleşmesi için zaman tanıyor sonrasında açık açık bana gelip söylemesini istiyorum, uzun süre trip atmasından küsmesinden hiç hoşlanmıyorum. biraz net biriyim sanırım. konuşmazsak nasıl çözebiliriz, küsmek gerçekten çözüm mü olacak bu probleme? yanına gidip seni kırdım değil mi diye soruyorum hala anlatmıyor, işte buna çok sinirleniyorum.

bu entry rahatlamak için yazılmış tam bir itiraf entrysi olup sonradan okununca muhtemelen bu sinirli ergenler gibi hallerime gülünecek ve silinecektir, şimdilik yine de yazmak istedim. tahammül sınırlarımın aşıldığı şu günlerde bana iyi gelen tek şey çocuk parkına yalnız başıma gidip çocukların uzaktan şen şakrak oyun oynamalarını izlemek. iyi ki varsınız çocuklar.
ben birazcık deliriyorum galiba.swh

bir insanı yüreğinde öldürmek

-ne diyorsun sen zeze? babanı mı öldüreceksin?!
+evet, yapacağım bunu. başladım bile. öldürmek, jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! hayır. onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek. ve bir gün büsbütün ölecek.
(bkz:şeker portakalı)

bir insana (öldürene mi, öldürülene mi?) verilebilecek en büyük cezalardan...

intihar yöntemleri

bu başlığı her gördüğümde çok öfkeleniyorum. burada yöntemlerle ilgili detay verenlerin `werther etkisi`nden haberinin olmadığını varsaymak istiyorum. eğer var da yazıyorsa yazık.
werther etkisi intiharın bulaşıcı olduğunu söyler. yapılan araştırmalarda görülmüş ki ne zaman bir ünlü intihar etse ve bu haber medyada yankı uyandırsa sonraki aylarda her zaman intihar oranları daha da artmış. ve başka çalışmalarda da zaten kesin olarak kanıtlanmış ki ailesinde/yakınında intihar eden birisi olduğunda diğer bireylerin intihar etme riski artıyor. bu araştırmaların sonucu böyle olunca demişler ki acaba medyada verilen intiharın detayıyla da ilişkisi var mı bu oranların? araştırmışlar ve evet var! demek ki neymiş, detay verince intiharı düşünen bir insanı yüreklendirebiliyormuşsunuz, demek ki neymiş bunalımda olan insanın ölümüne ortak olabilirmişsiniz ve her bilginizi her yerde paylaşmamalıymışsınız!

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

erkekler tarafından yazılanları okuyunca iyi ki de evde kalıyormuşuz dediğim başlıktır kendisi. kimse kimsenin yüreğinin güzelliğine bakmaz olmuş, her erkeğin ağzında bir 'bıyıklı kız' lafı. eşim buraya yazan erkekler kadar dış güzelliğe önem verecekse evlenmeyeyim çok daha iyi.

adem'in çocukları arasındaki ensest ilişki

her fırsatta islamı karalamaya, kendisinin müslüman olmadığını ispatlamaya çalışan kişi söylemi. tamam anladık müslüman değilsin cool çocuk. biz sizin inancınıza laf etmiyoruz, edenler varsa da gidin onlara söyleyin fikrinizi. inanmıyorsanız saygı duyun.
not: bu konular hakkında tartışmaktan nefret ederim ama dinime saygı göstermeyenler artık gerçekten burama kadar geldi

çukurova üniversitesi tıp fakültesi

bugün bir pediatri asistanının intiharına tanıklık etmiş tıp fakültesi...

asistan doktor ece ceyda güdemek, intiharından önce çalışma koşullarının ağırlığından bahsettiği bir not yazarak hayata veda etti.. nasıl bir mobbing nasıl bir vicdansızlık bu, kişilerin canına mal oluyor. bir değil iki değil ayda en az bir tıbbiyelinin intihar haberini alıyoruz artık. çözüm yolları neyse bulunsun yöneticiler doktorların çalışma saatlerini acilen düzenlesin, gün aşırı nöbet tutan evinin yolunu unutan doktorlar kendileri ne kadar sağlıklı kalabilir ki başkasını iyileştirsin?! yetkililer eğer olayda bir mobbing varsa uygulayan her kimse onu o hastaneden ve hatta tüm hastanelerden acımadan def etmeli. hayatı boyunca kendisini insanların iyi olması için adayan hekimlere yazık değil mi? yeter artık! kaç hekimi daha toprağa vermemiz gerekiyor yetkililerin harekete geçmesi için!

genç doktorumuzun yakınlarına sabır dilerim..çok çok üzgünüm.

yazarları anlatan karikatürler

ölmek

onkoloji hastanesindeki o çok tatlı minik kız gözlerimin önünde eriyor.. ona yaklaşıyor, farkındayım. minik de farkında. yalvarır gibi bakıyor bir yandan çabuk gelmeni, her yanını sızlatan ağrıların son bulmasını diliyor. bir yandan annesinden ayrılmaktan korkuyor.

tanım: çocuklara gitmemesini istediğim...

adem'in çocukları arasındaki ensest ilişki

her fırsatta islamı karalamaya, kendisinin müslüman olmadığını ispatlamaya çalışan kişi söylemi. tamam anladık müslüman değilsin cool çocuk. biz sizin inancınıza laf etmiyoruz, edenler varsa da gidin onlara söyleyin fikrinizi. inanmıyorsanız saygı duyun.
not: bu konular hakkında tartışmaktan nefret ederim ama dinime saygı göstermeyenler artık gerçekten burama kadar geldi

seri maligncinin tespit edilmesi

daha dün yazmıştım `kindar`ın tanımını. içindeki kini böyle kusuyorsun sen de işte. 10 gönderime art arda malign atman, senin zamanından çalar beni etkilemez..

tanım: boş zamanlarını daha verimli işlerle değerlendirmek yerine malignle harcayan kişinin tespit edilmesi, zaman harcamaya değmeyen eylem.

kim milyoner olmak ister

birkaç gün önce stetoskopla gelen bir hekime sosyal medyada ağza alınmayacak laflar söylenen yarışma. insanların şans getirdiğine inandığı nesneler olabilir, neden bu kadar gündem oldu anlayamıyorum. çok gurur kırıcı laflar edilmiş o doktor için, bir müzisyen çaldığı müzik aletiyle gelseydi böyle denilmeyecekti. ya da bir yazar en sevdiği kitabını getirseydi böyle olmayacaktı. herkesin kararına saygı duymak lazım. evet farklı gelebilir, ancak hele ki bir hekimin meslektaşına `görgüsüz doktor` veya `doktor olduğumu belli etmeye çalışırken ben` şeklinde dalgacı söylemleri hiç hoş değil. ne zaman biz meslektaşlarımıza (birbirimize) `saygı` duyacağız, o zaman hastalarımız da bize saygı duyacak. burada birbirimizle dalga geçip hastalarımızdan saygı beklememiz ne kadar doğru bir mesele gerçekten tartışılır. önce biz bir kenetlensek keşke.

sevgiliyi kendinden soğutmaya çalışmak

korkakların ayrılmaya cesareti olmadığı için başvurduğu yöntem. karşı taraf ayrılsın da -güya- yük kendisinden kalksın diye tüm şaklabanlıkları yapıp ilişkiye son vermek ister bu kişi. karşı tarafın, soğutmaya çalışan kişinin amacını anlaması sonucu ondan hemen ayrılmasıyla veya bir süre bilerek ayrılmayıp süründürmesiyle ilişki sonlanır. tercihim hemen ayrılmasıdır. böyle bir korkakla daha fazla uğraşmaya gerek yok sanırım..

allah nerede sorunsalı

müminler için bir sorunsal olmayan.
bu konuda her yerde birçok kaynak bulabilirsiniz uzun uzun. benim için allah'ın kalbimde, emirlerinin davranışlarımda, sözlerimde olması yeterli..mümin olmayanların -mümin olmaya niyeti olmayanların- da bu meseleyi düşünmesine gerek yok.

dipnot: gerçekten merak ettiğim şey şu, neden islamla ilgili başlıkların %90ı müslüman olmayanlar tarafından açılıyor? bu ne çelişki. insan inanmadığı, reddettiği, uydurma bulduğu bir din ve yaratıcısı için neden bu kadar zaman harcar? bu kadar uğraşır?

içerik kuralları - iletişim