sterilenjektor

Durum: 1112 - 8 - 1 - 1 - 22.01.2019 21:51

Puan: 13974 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yönetici.

''Bu iş yerinde kalp kırmak yasaktır.''
  • /
  • 112

psikiyatri

eğer hakkında bir kitap yazacak olsaydım başlığı 'herkesin bir öyküsü var.'olurdu. kendim için arada açıp okuyayım diye aklımdan yazdım bu öyküyü aslında. 3 hafta süren staj bitti ve benim zihnim yenilendi. ben `anladım`. karşımdaki hastaların neler düşündüğünü detaylıca dinledim, anladım. ve dinlemeyi ne kadar sevdiğimi anladım. evet stajı geçmek için çabaladım ancak geçemesem de hiç üzülmeyecektim.

hiçbir şey göründüğü gibi değilmiş. çevremizde anlamsız bulduğumuz her davranışın bir sebebi varmış. bize göre anlamsız olan hareketler veya sözler, başkasına göre geçmişten bir izmiş.herkesin yaşadığı olaylarda hissettiği duygular farklıymış. insan bunu çoğu zaman kabullenmiyor, karşısındakinin bazı olayları abarttığını veya hafife aldığını düşünüp ona kızıyor. öyle olmamalıymış. teşekkürler psikiyatri. aldım hayat dersimi.

intihar yöntemleri

bu başlığı her gördüğümde çok öfkeleniyorum. burada yöntemlerle ilgili detay verenlerin `werther etkisi`nden haberinin olmadığını varsaymak istiyorum. eğer var da yazıyorsa yazık.
werther etkisi intiharın bulaşıcı olduğunu söyler. yapılan araştırmalarda görülmüş ki ne zaman bir ünlü intihar etse ve bu haber medyada yankı uyandırsa sonraki aylarda her zaman intihar oranları daha da artmış. ve başka çalışmalarda da zaten kesin olarak kanıtlanmış ki ailesinde/yakınında intihar eden birisi olduğunda diğer bireylerin intihar etme riski artıyor. bu araştırmaların sonucu böyle olunca demişler ki acaba medyada verilen intiharın detayıyla da ilişkisi var mı bu oranların? araştırmışlar ve evet var! demek ki neymiş, detay verince intiharı düşünen bir insanı yüreklendirebiliyormuşsunuz, demek ki neymiş bunalımda olan insanın ölümüne ortak olabilirmişsiniz ve her bilginizi her yerde paylaşmamalıymışsınız!

doğu ekspresi

türkiyenin batısından doğusuna yapılan, bana eziyet olduğunu düşündüren tren yolculuğu.

herkesin gezme anlayışı o kadar farklı ki. benim için gezmek yürümek, bir yerin tadını çıkararak dolaşmak demek, 24 saat (arada sırada mola vererek) ayaklarınız uyuşarak (bir de taşıt tutarsa vay halinize) bir trende oturup dışarıyı izlemenin neresi keyifli anlamıyorum. gözünüz dışarda bir nehire takılınca bir dk sürmeden gözünüzün önünden kaybolacak, tadını çıkarmış mı oldunuz şimdi o doğal güzelliğin? ilerde imkanınız olursa bir araba alır aynı yolu 4-5 günde istediğiniz zaman durup, önceden ayarladığınız mekanlarda adam akıllı uyuyup gezerek de tamamlayabilirsiniz. imkanınız yoksa aynı şeyi otobüsle de belki birkaç şehir az gezerek yapabilirsiniz. yol kenarlarında o şehre ait yiyecekler satan amcaların sohbetine de doyum olmaz mesela, şehrin tarihine kadar bilirler oturup onları dinlemenin keyfini de vermez tren yolculuğu.
sevenlerine tabi lafım yok ancak bana ters bu gezme.

aşk acısı

15-25 yaş arasında prevalansının %50den fazla olduğunu düşündüğüm acı. bunun için tıbbiyeli itiraf başlığına bakmanız yeterli bile olabilir.

ayrıca öğrendiğimde şaşırdığım bir bilgiyi de paylaşayım. bilimsel çalışmalar göstermiş ki, bu acıyı çeken kişilerde (dozu aşmamak ve kontrollü kullanmak şartıyla) ağrı kesiciler çekilen acıyı hafifletiyor. bu durumun aşk acısını çektiren yolla ağrının iletim yolunun aynılığından kaynaklandığı düşünülüyor.
not : ağrı kesicilerin kronik kullanımında karaciğer sağlığı için haftada 2den fazla alınması önerilmez, acı içindeyim diye bağımlı olmayın veya karaciğerinizden olmayın daha tehlikeli.

volkan konak

şarkı sözlerini çok anlamlı bulmama rağmen sesinden hiç haz alamadığım karadenizli sanatçı. beni geren ve hoş bulmadığım bir tınısı var. dinlemeye malesef katlanamıyorum.

suyun kilo aldırması gerçeği

insanı yeme bozukluklarına götürebilecek patolojik düşüncelerden biri.
(bkz:anoreksiya nervosa)
(bkz:bulimia nervosa)

amigdala

bellekte etkili, duyguları kontrol etmede başarılı ve yaşadığımız olayları o anki duygularımızla kaydetmeye de yarayan nöron topluluğumuz.

kendinizi çok mutlu huzurlu hissettiğinizde hoşunuza giden bir şarkı belirleyin ve onu art arda 7-8 kez dinleyin. sonra sıradan bir zamanda dinlediğinizde bile o anı yaşıyormuşsunuz gibi mutlu olacaksınız. şarkı o duyguyla bütünleşmiş olacak. i love amygdala.

cerrahların çok küfür etmesi

tıbbiyelinin cerrahi stajının daha ilk gününde dikkatini çekebilen durum.
staja başladığımız gün daha ilk derste hoca birini kaldırıp bir organı ve arterlerini çizmesini isteyip öğrenci çizemeyince önce bize anatomi anlatanlara, ardından eğitim ve sağlık sistemine, mecburi hizmete, ordan maaşlara küfredip gitti.swh
ve bu tüm staj boyunca devam etti. öğrencinin elinde tuttuğu kağıda bile küfredilebilir mi ya. * ağızlarına öyle yerleşmiş ki cümlenin bir ögesi olmuş. ilk günün şokunu hiç unutmasam da sonraki günlerde insanda kulak aşinalığı mı oluyor ne, alışıyor önemsemiyorsunuz.

küfür edilmesi hoşuma gitmese de mesleklerinin ne kadar stresli, uykusuz, koşturmalı ve hata kabul edemez olduğunu görünce meseleyi daha normal karşılamaya çalışıyor insan. hayatları hiç ama hiç kolay değil. ve evet küfür cerrahlar için bir stres atma yöntemi.

akbaba

tıp fakültesinde okurken etrafınızda mutlaka göreceğiniz,
sizi ders çalışırken görünce gerek ne çalışıyorsun diye gerekse saçma sapan sorularla başınıza üşüşen,
söz konusu notsa arkadaşlarını tanımayan,
genellikle yüksek not alanların çevresinde gezinen,
ders notunun bulunduğu yerin kokusunu hissedip saldırıya geçen hırs küpleri.
tehlikeliler, çok tehlikeli.

2018

küçükken bir an önce büyümek isteyip büyümeye başladığını fark edince endişeye kapılıyor insan, beni genel olarak endişelendiren yıl oldu 2018. o yüzden biraz kırgınım kendisine (ya da kendime?). 2019 için aldığım en büyük karar, endişeyi değil olgunlaşmanın verdiği heyecanı yaşamak. aldığım sorumlulukların, omzuma binen yüklerin sayısına bakarak altında ezilmek değil de hepsini bir bir halledip bunun mutluluğunu yaşamak ve hatta ne kadar yük taşıyabildiğimi görünce bile mutlu olmak. umarım seneye bugünlerde yazdığım entrynin içeriği bunlar olur.

ne kadar korku ve endişe versen de duygusal olarak çok olgunlaştırdın beni 2018. biraz yıpratıcı ancak mutluluğumun da az olmadığı bir sene oldun. güzel anılarını kolye yapıp taktım boynuma, çıkarıp çıkarıp bakacağım 2019'da. güle güle git.
  • /
  • 112
  • /
  • 33

akbaba


retinal migren


hemiplejik migren


beyin sapı auralı migren


tipik auralı migren


epileptik nöbet


bu konu size daha önce anlatıldı


hayırlısı


ekim ayı kyk burslarının yatmaması


dost


  • /
  • 33

öğretim üyesi

hoca. çok önemlidir, neden mi? çünkü vezir de eder rezil de.

mesela sorduğunuz ve mantıklı bir soruyu kendi kortexine iletirken ego duvarına çarpmasından ötürü mecburen subkortikal cevaplar, tüm hastalar ve öğrenciler önünde sizi küçük düşürebilir.

ya da size alakasız gelen bir branşta sizi heveslendirir, ilginizi çeker. derslerini dinlerken aydınlanma yaşatır, pratik yaparken heyecan uyandırır, diğer arkadaşlarınıza o'nu anlatırken gözleriniz parlar ve 'bir gün x branşını seçersem o hoca sayesindedir' dedirtir. gelecek planlarınızı şekillendirir.

vezir de eder rezil de.

kahev

kadın hekimler eğitime destek vakfı. sloganı "şifa veren ellerden, kalem tutan ellere".

malumunuz hekimler olarak çok birlik kuramıyoruz. kadın hekimlerimizin kurduğu kahev çok güzel işler başarıyor. türkiye çapında 500'den fazla öğrenciye burs veriyorlar, okullara laboratuvarlar, atölyeler, kütüphaneler kuruyorlar. 3-5 demeden vakfa gelir getirici ürün satışları yapıyorlar.

biz erkekler ise anca gruplarımızda bel altı paylaşım yapıp, siyasi tartışmalara giriyoruz, indirim gruplarında sucuk, fındık, fıstık, peynir, elektronik ürün indirimi peşinde koşuyoruz.

çok özendim kadın hekimlere. imrenerek takip ediyorum. alsalar girerim vakıflarına direkt *.

yapılacak bir ton şeye rağmen öylece oturmak

yapılacak o kadar çok şey vardır ki sonunda hiçbirini yapamadan günü bitirmiş oluruz. bu nedenle hedeflerimizi akıllıca seçmeliyiz.

hedefleri tanımlamada bir kriter olan smart methodundan bahsetmek istiyorum.
nedir bu smart goals?
baş harflerinin açılımı aşağıdaki gibi olan, bir hedefin sahip olması gereken nitelikler dizisidir.
s (pecific)
m (easurable)
a (chievable)
r (elevant)
t (imely)
öncelikle ulaşmak istediğimiz hedef net ve spesifik olarak belirlenmelidir. ayrıca ilerleme kaydedebileceğimiz ve aşamalı olarak gelişebileceğimiz, bu gelişime tanıklık edebileceğimiz bir durum söz konusu olmalıdır. böylelikle kişi bu ilerlemeyi motivasyon kaynağı olarak görebilecektir. hedefimiz ulaşılabilir/ başarılabilir, gerçekçi, mantıklı ve dayanaklı olmalıdır. son olarak da kendimize belirli bir zaman kısıtlaması -deadline- koymamız gerekiyor. yani artık oturmayı bırakın ;)

alışveriş poşetlerinin parayla satılması

poşet yasağına karşı olmamakla beraber firmaların bunu kullandığını görüyorum. lc waikiki 40 kuruş alırken, karaca poşet boyutuna göre fiyat alıyor. arkadaşımın elinde orta boy poşet vardı 1 tl almışlar. baktım kanunda sadece taban ücret belirtilmiş 25 kuruş olarak.

alınan fazla poşetler de aslında israf edilmiyordu. hepsi boyutuna ve kullanım amacına özenle istiflenip çöp poşeti, taşıma aracı vb. kullanılıyordu.

çevre kirliliği önlensin amenna ama firmalar da bu kâr aracı olarak görmesin.

depresyon

tüm psikiatri hastalarını deyim yerindeyse delirten aslında başka birileri sözlük. ne yalan söyleyeyim genetik bir durum yok ise pek çok insanın depresyon dediği şey şımarıklıktan farklı gelmiyor bana. sınav stresiymiş yok gelecek kaygısıymış yok sevgilisinden ayrılmış..

bunlar etik şeyler değil biliyorum. ama zaten ben de şu an hastanede görev başında değilim. evde oturan zoobi olarak yazıyorum bunları.

aslında depresyon sizi mutsuz eden birileri ya da bir şeylere maruz kaldığınızda gelişiyor. mesela sınav stresi diyorsunuz ya. ulan etafınızda baskı yapan birileri olmasa kim takar ki sınav stresini? bu sefer geçemedin diğerinde geçersin. basit yani. sizi depresyona sokan sanki kazanamazsan kıyamet kopacakmış gibi davranan aynı sınava hazırlanan diğer kişiler. ya da sınıfta kalırsan seni öyle böyle yaparım diyen aileniz. mesela aileniz bunu demese "ben onlara yük oldum" diye kendinizi de suçlamayacaksınız. depresyon bu noktada savunma mekanizması gibi bir şey. anhedoni mesela. size sürekli çalış çalış diyen birine her seferinde sinirlenmektense anhedoni geliştiriyorsunuz. artık tepki vermiyorsunuz. sizi daha fazla incitmesin diye bedeniniz ruhunuz kendisini kapatıyor.

ya da sevgiliniz terk ediyor mesela. üzülüyorsunuz. kim üzülmez? gayet normal. ama hemen tekrar sevilmediğiniz için depresyona giriyorsunuz. ya da kendinize terk edilmeyi yediremiyorsunuz. burada da çevrenin içten içe düşündüğünü düşündüğünüz sizinle ilgili ön yargılar kaynak bence. bu yüzden eski sevgli yenisi bulunduğu zaman unutulur deniyor.

deliler aslında dışarıda geziyor. mesela bence o sürekli baskı yapan aileyi terapiye almak gerek. ya da insanların ilişkilerini takip eden ruh hastalarını.

klinikler poliklinikler tüm bu "delileri" tolere edemeyen naif ruhlarla dolu. aslında o ortamdan uzaklaşsalar mesela, çok daha iyi olacaklar. kendiliğinden iyi olacaklar.

aslında ülkedeki herkesin gözlerinin içine bakıp, gerçekten anlayarak ama "seni o kadar iyi anlıyorum ki.." deyip sarılsa birileri her şey daha güzel olabilirdi.

depresyon

milletin ağzına sakız olmuş kelime. bir de gevşek insanlar böyle yayıla yayıla kullanır bu kelimeyi. açık söyleyim depresyonu hafife alıp dalga geçenlerin ağzının üstüne bir tane vurasım geliyor. kabalaştığım için üzgünüm sözlük ama içimden gelen tam olarak bu. evet dibin dibini görmüş bir majör depresyon hastası olarak depresyonla ilgili şakalara tahammülüm yok.

ilişkide hep birinin daha fazla sevmesi

daha çok seven olduğunu fark etmek mesele. bir anda çöker üstüne beton duvar gibi. kime ne diyebilirsin ki? "beni niye sevmedin?" mi diyeceksin.
değersizleştirilmişsindir, elleri bomboş kalan naif duygularını da kendin değersiz görmeye başlarsın. ne kadar hissin varsa yüreğine asılır, boynunu eğdirir sana. eşini bulamamış her duygun utancın olur boş yere, yanlış kişiye harcadığın için.
napıcan? kol kırılır yen içinde kalır. kimseye etmezsin şikayet.

tık

herkesin bir arada olduğu son aile fotoğrafı

çoğu kez, ince bir hüzünle karışık özlemden ibârettir.

aşk acısı

müzik endüstrisinin, popüler edebiyatın ekmeğini yediği; mantık dışı, her yeri saran, büyütülen acı. aşk zaten çoğunlukla aşık olunan kişinin kusurlarını kapatıcı, onu büyütücü özelliklere sahiptir ve acısının da kendisini büyütmesi gayet normaldir, o sebeple bu acıyı çekenler en büyük acı olarak görme eğilimindedirler.

ama aşık olduğunuz kişiye karşı duygularınızı kendiniz inşa edebildiyseniz çok şanslısınızdır. aranızdaki bağı mantığınızla oluşturup tepesine vişne olarak aşkı kondurabilirsiniz, böylece müşkül duruma düşmekten de kurtulursunuz. yoksa binayı vişne ile yükseltirseniz böyle olur. ben becerdim, aşk böyle de hissedilebiliyor, saçma triplere girmeden de, biraz şanslı olmanız gerekiyor sadece.

volkan konak

ala beni ala beni
gözündeki yaş olayım
sevdiğum el sayma beni
unutursam taş olayım

diyerek beni duygulandıran sanatçı.

Toplam entry sayısı: 1112

aşk biter önemli olan sevgidir

hayatın gerçeği. bilim böyle diyor, baya da iyi açıklıyor bu durumu. kanıtlanan şu ki sevgilinize aşık olduğunuz ilk andan itibaren bazı hormonların, nörotransmitterlerin, sinapsların seviyesi yükselir, çok yükselir. kimisi de azalır. acaba aradı mı? acaba mesaj attı mı? acaba bana doğum günümde hangi hediyeyi alacak? ben ne alsam? acaba evlenme teklifimi nerede alacağım - nerde yapsam? onunla yemeğe giderken ne giysem? yanınızda olmadığı anda; acaba şu an napıyor? bu acabaların (tatlı heyecanların, kelebeklerin) hepsi beyninizin bazı bölgeleri normal çalışmadığından ve çeşitli maddelerin etkisi altında (baskı altında) olmanızdan. aşkın bir nevi, takıntı (hatta kimi bilim insanlarına göre hastalık hali) olduğu da doğru aslında, yaşayanlar da gözlemleyenler de mutlaka bilir bu durumu. zaten okb etiyolojisinde de yer alan dopamin, aşkta da zirvelere çıkmıyor mu? neyse, evet şöyle acı bir gerçek var ki:

aşkın ömrü en fazla bir buçuk yıl.

yani aşkı ayakta tutmak sizin elinizde değil, bu yüzden kimse suçlanmamalı da. ilişkilerde aşkın bitmesi ve yerini olgun bir sevginin, alışkanlığın da alması tamamen normal olan durumlar. (oksitosin ve vazopressinininiz de arttı aşıkken, iyice bağladı zaten sizi birbirinize bu hormonlar.) ki bence zararlı da değil bu aşkın yerini sevgi alması olayı. kişiler anlaşabiliyor, hala ortak şeylere gülebiliyor, dertlerine derman olabiliyorsa ilişki bu şekilde de devam edebilir. tabi ki tek düze bir ilişki olsun demiyorum. gezsinler sürprizler yapsınlar ilişkilerine heyecan katsınlar çiftler. ancak ilk günkü kelebeklerin tamamının gelmesini hiçbir zaman beklemesinler çünkü bu hayal kırıklığı olacak, vücudunuz o aşkı yaşadığınız ilk günlere hiç dönmeyecektir.

adem'in çocukları arasındaki ensest ilişki

her fırsatta islamı karalamaya, kendisinin müslüman olmadığını ispatlamaya çalışan kişi söylemi. tamam anladık müslüman değilsin cool çocuk. biz sizin inancınıza laf etmiyoruz, edenler varsa da gidin onlara söyleyin fikrinizi. inanmıyorsanız saygı duyun.
not: bu konular hakkında tartışmaktan nefret ederim ama dinime saygı göstermeyenler artık gerçekten burama kadar geldi

cinnet

ülkemde eşini öldüren erkekleri haklı çıkarma 'süsü'.

çukurova üniversitesi tıp fakültesi

bugün bir pediatri asistanının intiharına tanıklık etmiş tıp fakültesi...

asistan doktor ece ceyda güdemek, intiharından önce çalışma koşullarının ağırlığından bahsettiği bir not yazarak hayata veda etti.. nasıl bir mobbing nasıl bir vicdansızlık bu, kişilerin canına mal oluyor. bir değil iki değil ayda en az bir tıbbiyelinin intihar haberini alıyoruz artık. çözüm yolları neyse bulunsun yöneticiler doktorların çalışma saatlerini acilen düzenlesin, gün aşırı nöbet tutan evinin yolunu unutan doktorlar kendileri ne kadar sağlıklı kalabilir ki başkasını iyileştirsin?! yetkililer eğer olayda bir mobbing varsa uygulayan her kimse onu o hastaneden ve hatta tüm hastanelerden acımadan def etmeli. hayatı boyunca kendisini insanların iyi olması için adayan hekimlere yazık değil mi? yeter artık! kaç hekimi daha toprağa vermemiz gerekiyor yetkililerin harekete geçmesi için!

genç doktorumuzun yakınlarına sabır dilerim..çok çok üzgünüm.

hem birine aşık olup hem de ders çalışabilmek

oksitosin , vazopressin , noradrenalin ve dopaminin izin verdiği ölçüde mümkün olan olay. aşık olduktan sonra insanlar hormonların aşık olmayan insanlara göre daha çok baskısı altındadır.
eğer bunları yaşamak istemiyorsanız en baştan aşık olmaktan kaçınmanız gerekli.
(bkz: aşkın nörobiyolojisi)

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

erkekler tarafından yazılanları okuyunca iyi ki de evde kalıyormuşuz dediğim başlıktır kendisi. kimse kimsenin yüreğinin güzelliğine bakmaz olmuş, her erkeğin ağzında bir 'bıyıklı kız' lafı. eşim buraya yazan erkekler kadar dış güzelliğe önem verecekse evlenmeyeyim çok daha iyi.

adem'in çocukları arasındaki ensest ilişki

her fırsatta islamı karalamaya, kendisinin müslüman olmadığını ispatlamaya çalışan kişi söylemi. tamam anladık müslüman değilsin cool çocuk. biz sizin inancınıza laf etmiyoruz, edenler varsa da gidin onlara söyleyin fikrinizi. inanmıyorsanız saygı duyun.
not: bu konular hakkında tartışmaktan nefret ederim ama dinime saygı göstermeyenler artık gerçekten burama kadar geldi

yazarları anlatan karikatürler

çukurova üniversitesi tıp fakültesi

bugün bir pediatri asistanının intiharına tanıklık etmiş tıp fakültesi...

asistan doktor ece ceyda güdemek, intiharından önce çalışma koşullarının ağırlığından bahsettiği bir not yazarak hayata veda etti.. nasıl bir mobbing nasıl bir vicdansızlık bu, kişilerin canına mal oluyor. bir değil iki değil ayda en az bir tıbbiyelinin intihar haberini alıyoruz artık. çözüm yolları neyse bulunsun yöneticiler doktorların çalışma saatlerini acilen düzenlesin, gün aşırı nöbet tutan evinin yolunu unutan doktorlar kendileri ne kadar sağlıklı kalabilir ki başkasını iyileştirsin?! yetkililer eğer olayda bir mobbing varsa uygulayan her kimse onu o hastaneden ve hatta tüm hastanelerden acımadan def etmeli. hayatı boyunca kendisini insanların iyi olması için adayan hekimlere yazık değil mi? yeter artık! kaç hekimi daha toprağa vermemiz gerekiyor yetkililerin harekete geçmesi için!

genç doktorumuzun yakınlarına sabır dilerim..çok çok üzgünüm.

efsanevi cimrilik hikayeleri

birbirinden komik hikayeler barındıran başlık.. hikayeyi yaşayanı üzer tabi*

lisedeyim, ramazan bayramının birinci günü. memlekete gittik büyüklerin elini öpüyoruz. bir akrabam geldi elini öptüm harçlık falan beklemiyorum çünkü daha önce hiç vermedi. ama bir baktım elini cebine götürüyor. bi de diyor ki sen bu çalışkanlıkla hak ediyorsun bu harçlığı. velhasılıkelam cebinden 10tl çıktı,neyse hiç vermemesinden iyidir diyorum içimden. o da ne? adam '' yanımda bozuk yokmuş neyse sonra vereyim. '' demez mi?!! kan beynime sıçradı tabi. olsun önemli değil falan dedim ama rengim attı doğal olarak* ondan sonra da adamın elini falan öpmedim. bi de bahsettiğim adamın 6-7tane evi var zengin yani. 10tl vermek onu fakirleştirmezdi sonuçta vermemesine çok bozuldum. hayır ne kadar çıksa verecekti onu da merak ediyorum, 1tl mi? lisedeyim be insaf. bence yine veresi yokmuş da artistlik olsun diye verir gibi yapmış. keşke bunu benim üzerimde denemeseydi ama olsundu. bu da böyle bir anımdır.

adem'in çocukları arasındaki ensest ilişki

her fırsatta islamı karalamaya, kendisinin müslüman olmadığını ispatlamaya çalışan kişi söylemi. tamam anladık müslüman değilsin cool çocuk. biz sizin inancınıza laf etmiyoruz, edenler varsa da gidin onlara söyleyin fikrinizi. inanmıyorsanız saygı duyun.
not: bu konular hakkında tartışmaktan nefret ederim ama dinime saygı göstermeyenler artık gerçekten burama kadar geldi

seri maligncinin tespit edilmesi

daha dün yazmıştım `kindar`ın tanımını. içindeki kini böyle kusuyorsun sen de işte. 10 gönderime art arda malign atman, senin zamanından çalar beni etkilemez..

tanım: boş zamanlarını daha verimli işlerle değerlendirmek yerine malignle harcayan kişinin tespit edilmesi, zaman harcamaya değmeyen eylem.

kim milyoner olmak ister

birkaç gün önce stetoskopla gelen bir hekime sosyal medyada ağza alınmayacak laflar söylenen yarışma. insanların şans getirdiğine inandığı nesneler olabilir, neden bu kadar gündem oldu anlayamıyorum. çok gurur kırıcı laflar edilmiş o doktor için, bir müzisyen çaldığı müzik aletiyle gelseydi böyle denilmeyecekti. ya da bir yazar en sevdiği kitabını getirseydi böyle olmayacaktı. herkesin kararına saygı duymak lazım. evet farklı gelebilir, ancak hele ki bir hekimin meslektaşına `görgüsüz doktor` veya `doktor olduğumu belli etmeye çalışırken ben` şeklinde dalgacı söylemleri hiç hoş değil. ne zaman biz meslektaşlarımıza (birbirimize) `saygı` duyacağız, o zaman hastalarımız da bize saygı duyacak. burada birbirimizle dalga geçip hastalarımızdan saygı beklememiz ne kadar doğru bir mesele gerçekten tartışılır. önce biz bir kenetlensek keşke.

sevgiliyi kendinden soğutmaya çalışmak

korkakların ayrılmaya cesareti olmadığı için başvurduğu yöntem. karşı taraf ayrılsın da -güya- yük kendisinden kalksın diye tüm şaklabanlıkları yapıp ilişkiye son vermek ister bu kişi. karşı tarafın, soğutmaya çalışan kişinin amacını anlaması sonucu ondan hemen ayrılmasıyla veya bir süre bilerek ayrılmayıp süründürmesiyle ilişki sonlanır. tercihim hemen ayrılmasıdır. böyle bir korkakla daha fazla uğraşmaya gerek yok sanırım..

allah nerede sorunsalı

müminler için bir sorunsal olmayan.
bu konuda her yerde birçok kaynak bulabilirsiniz uzun uzun. benim için allah'ın kalbimde, emirlerinin davranışlarımda, sözlerimde olması yeterli..mümin olmayanların -mümin olmaya niyeti olmayanların- da bu meseleyi düşünmesine gerek yok.

dipnot: gerçekten merak ettiğim şey şu, neden islamla ilgili başlıkların %90ı müslüman olmayanlar tarafından açılıyor? bu ne çelişki. insan inanmadığı, reddettiği, uydurma bulduğu bir din ve yaratıcısı için neden bu kadar zaman harcar? bu kadar uğraşır?

içerik kuralları - iletişim