teslamd

Durum: 152 - 12 - 6 - 0 - 07.11.2018 03:41

Puan: 1546 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

insan, imkansızı başarabilir sözü yetersizdir; insan, imkansızın da ötesine ulaşabilir...
  • /
  • 16

atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun

bu sözün altına imzamı atarım.* ben de itlik ve serserilik yapmak istiyorum artık yeter.

sevdalardan bize arta kalan

yenidoğan yoğun bakım ünitesi

allah kimseyi burasıyla gerek hasta, gerek hasta yakını, hemşire, asistan, intörn -aklınıza ne geliyorsa artık devamına getirebilirsiniz- karşılaştırmasın, imtihan etmesin diyorum. bana öğrettiği tek şey ise asla pediatri yazmamam gerektiği…

en hoşlanmadığınız sorular

şimdi sen ne doktorusun?
biri yok mu artık?

tus dershanelerinin farkları

hepsi aynı boyanın* laciverdi, o yüzden fark etmiyor kardeşim.

ondan başkasını gözü görmemek

onun gözleri sizden başkasını görüyorsa; bunu kendinize yapmayın gençler.

epikriz

genel olarak sevilmese de, gerçekten hakkını vererek yazıldığında insana çok şey katar. özellikle devir veya taburculuk epikrizi yazmak tüm tedavi sürecini özetlemeyi gerektirdiği için hastayı zihnimizde tamamen somutlaştırmamızı sağlar; bu nedenle her zaman severek yazmışımdır.

yazarların gerektiğinden fazla sahip olduğu şeyler

çok hasta bakan mı çok okuyan mı bilir sorunsalı

ikisi de değildir. iyi doktor olmak; günceli takip edip öğrendiklerini uygulayabileceği sayıda hasta bakmayı gerektirir. hocalarımızı düşündüğümüzde onların neden iyi doktor olduğunu anlayabiliriz bu sayede.

tıp fakültesi ömrümü yedi

6 yılımı yedi malesef ve mezuniyet sonrası da yemeye devam ediyor gençler kurtuluş yok.*
  • /
  • 16

geceye bir mesaj bırak

herkes aynı anda geceyi yaşar ama herkesin karanlığı farklıdır.

doktorun doktordan başka arkadaşının olmaması

olamamasıdır.
senin şimdi bölüm ne yani ne doktoru olucan? sorusunu her yaştan her statüden insandan duyabilirsin. durumunu açıklayıp tus'dan bahsettiğinde sınavın formaliteden yapılan kolay bir sınav olduğunu sınava giren herkesin uzman olduğunu zanneder. sen mezun olup uzman doktor olarak hastanede çalışacak kişisindir. iyi kötü tanışırsın. ne zaman buluşulacak olsa ders çalışman gerekir. onun için sınav iki gün çalışılıp geçilendir. sen abartıyorsundur. "o kadar yüksek not almana gerek yok"tur. "doksan alacağına seksen al"dır. aslında ne kadar çalışırsan çalış yetmediğini, kapağı dahi açılmamış onca textbookun acısının bir yerden çıkacağı endişesiyle ve vicdan azabıyla yaşamanın ne demek olduğunu bilmez. aylarca süren komitelerin sınavından sonra sınıf arkadaşlarınla takılırsın, doktor doktorla takılıyor olur. egoist olursun. bizi beğenmiyorsun olur. sonuç olarak kiminle tanışırsan tanış karşıdaki kişinin doktor olamamış olmasının anlamsız mahçubiyetiyle savaşır durursun. doktor olmanın bir meslek değil bir hayat seçmek olduğunu geç de olsa o zaman anlarsın.
dipnot: bu entry kişisel tecrübelerden yola çıkılarak yazılmış olup genellenemez.

biz pratisyen yetiştiriyoruz diyen hoca

ne öğrettiğini merak ettiğim hocadır.

evet, hocaların arkasından ne kadar atıp tutsak da verdiği emekleri göz ardı etmek ne insan olana yakışır, ne de üstüne üstlük doktor olana. kabul. başımız üstünde yerleri var. sevmediğim hocaları bile hayırla yâd ederim, ediyoruz da.

fakat "pratisyen olarak yetiştirmek" ne demektir? hangi tıp fakültesi mezunu arkadaşımız mezun olduğu ilk gün ekg okumayı vasat şekilde dahi olsa biliyor? üsye, iye, pnömoni, koah, hipertansiyon, yumuşak doku travması reçetesi yazabiliyor? akut mi'da hangi ilaçları vereceğini biliyor? kırık şüphesinde çift yön grafi isteyebiliyor?

intorn olduğum sene yaşadığım bir vakayı zaman zaman hatırlarım ve hem güler hem üzülürüm.

cuma vakti okuldan nöbet çıkışı camideyim. üstümde nöbet kıyafetleri var, hemen gidip yatayım diye üşenmişim çıkarmamışım. dışarıdan bakıldığında sağlık çalışanı olduğum belli. yanımda genç bir çocuk öne arkaya sallanmaya başladı. "ne yapıyor bu çocuk?" diye düşünüyorum kendi kendime, ne yapacağımı soruyorum.

velhasıl çocuk eğildi sonra yere yattı. o zamanlar da bonzai vakaları vardı fazlasıyla, genç olduğu için aklıma o geliyor filan. neyse namazı bozdum bilinci açık mı değil mi diye bakıyorum. ama inanın sonrasında ne yapacağımı bilemedim. "bacaklarını yukarı kaldıralım hocam" diyorlar, "kaldırın" diyorum. "112'yi arayalım hocam" diyorlar, "arayın" diyorum.

aklıma ilk ne geldi biliyor musunuz? "acaba beyin kanaması mı geçiriyor?" ve bana ambulans gelip hastayı alıp gittikten sonra "ne oldu hocam?" diyenlere "bilmiyorum, hastanede bakarlar tomografi filan çekerler, beyin kanaması var mı yok mu diye" diyerek cevap verdim.

şu an bana bu hatıra daha çok komik gibi gelse de, ne yazık ki aynı zamanda acı bir hakikat olarak çarpıyor yüzüme.

bir; hava güneşli, sıcak bir yaz günü. aklıma ilk gelmesi gerekenler -hele hele onbeş yaşlarında bir genç ise- dehidhratasyon, güneş çarpması, atlanmış bir kahvaltı sonrası hipotansiyon, hipoglisemi olmalıydı.

iki; beyin kanamasını, travma öyküsü olmayan ve görünüşte sağlam gencecik bir çocukta ilk tanı olarak düşünmek ne kadar doğru?

üç; velev ki kanama olsun, hiç bir hasta için bu tanı öyle pat diye söylenmez, hele hele hiç tanımadığı bir insana bu durum anlatılmaz.

bu hikayeyi anlatma sebebim öncelikle gülmekti tabi; fakat acı olan şu ki, bu hikayede her basamak hatalı ve yanlış. işte bu yüzden diyorum ki pratisyenlik elzemdir, şarttır. pratisyenlik sadece fakülte mezunu olup iş hayatına atılmak demek değildir. hep söylediğim gibi, size insani ilişkiler, hızlı karar alma, olaya bütüncül bakabilmek gibi nosyon kazandırır. hastanede elinizin altında yüzlerce tetkik imkanı varken gereken kompleks bilgiyi değil -bunu verecek olan uzmanlıktır- gemide arabada sokakta lazım olan basit bilgiyi pratisyenlik verir.

şimdi konuya dönecek olursak, ne yazık ki okulumdan -pratisyenlikte faydalı pek çok şey öğrendiğim halde- ekg'yi okumayı, kırık grafilerini neden çift yön çekmek gerektiğini, bebeğe hangi lavman uygulayacağımı, "avil+ dekort"u, "dikmus"u, "svt de beloc" u, "tansiyonda kapril" i öğrenemedim. bana öğretilen "ewing de soğan zarı", "adjuvan kt ilaçları", "roux en y anastomozu komplikasyonları" idi. bu bilgiler hiç de pratisyenlik bilgileri değildi.


aslında okulda öğrenmek istediğimiz çok fazla şey yok. direkt grafi, ekg yorumlayabilmek, 20-30 tanı için iki üç kalem ilaç yazabilmek, acillere bilhassa pediatrik acillere yaklaşımı öğrenmek istiyoruz. ve bunlar kesinlikle, ister pratisyen, ister uzman, isterse profesör olsun, her doktorun bilmesi gereken zaruri bilgiler demek.

başlıktaki sözü sarf eden hoca eğer beyin cerrahı ise nörolojik muayeneyi; dahiliye hocası ise tansiyon ve şeker ilaçlarını; kardiyoloji hocası ise ekg yi; radyoloji hocası ise pa ac ve direkt grafiyi; ortopedi hocası ise alçı alımını, sık görülen kırıkları, çocukta torus kırığını öğretiyorsa başımın üstünde yeri var. çantasını taşımaya razıyım.

değilse, odasında türk kahvesi içerken gazete okusun, briç oynasın. derslere girerek büyük lütuf göstermiş oluyorlar, fazlası zatı şahanelerine mukabil bir yük değil.

tıbbiyeli itiraf

demek zorundayım bir yerde çünkü fıttıracağım. ben güya tus çalışıyorum, annem kenardan diyor ki “feste filancanın kızı da sınav çalışıyor ama arada mola verince evi süpürüp hatta baklava açıyormuş.”

anne o kpss çalışıyor hatta dur çalışmıyor. çalışmaya başlamadı ki daha...valla yeter.

babam şubata çalışacağım müstafi olacağım deyince atan atan atan da atan...

teyzem kenardan kenardan bul artık birini de evlen evlen evlen evlen evlen evlen...

valla artık fıttırıp sana diyeceğim ki ben aslında kadın bedenine hapsolmuş bir erkeğim hatta hayalim erkeğe dönüp hep gay olmaktı. aynı zamanda hep hakkari’ye atanmak istemiştim. hazır atanmışken orada baklava açar size gönderirim. valla beni ergene çevirdiniz... abv tusun ayrıca.

tıp fakültesini tamamen ezbere dayalı sanan insanlar

ezber yapıp tusta derece yapanlar var yani . ezberle de biter tıp . ha her babayigidin harcı değil o ayrı . yalnız kafayı kullanan , mantığını oturtup beyniyle hareket eden bir grup var ki sahaya çıkınca ağır ezer

proteomik

`proteom` bilimi. sirf zevkine, "lan bu hucrenin icinde ne var" mantigiyla hareket edip proteom analizi yapacaksaniz hucreleri patlatip icindeki proteinleri toplarsiniz, diger kontaminantlardan (dna, rna organel vs) arindirirsiniz, maldi-tof ile analiz edersiniz.

maldi: matrix-assisted laser desorption/ionization. proteini matrix yuzeye sabitlersiniz, lazer vurdukca parca parca kopartir ve bu sirada elektriksel olarak yukler kopan parcacigi. elektrik alana giren parcacik ucus yapar (lise 3 fizik dersi)
tof: time of flight. ucan parcacigin ne kadar sure uctugunu hesaplayan detektor. ucus suresine gore kutlesini tahmin eder cihaz. buradan da hangi aminoasit oldugunu falan gosterir vs.

neleri olcer peki, neler gorursunuz output olarak. normalde yukaridaki gibi eglencesine degil, ciddi ciddi ornek yuklersiniz, aksi takdirde o cihazdan 3 yil sonra sonuc cikar. hucrenin icinden cikardigimiz butun proteini haldir huldur yuklemeden once protein purifikasyonu yaparsiniz biraz. hangi hucresel kompartmanin kac g santrifugasyonla, kac dakikayla elde edilebilecegi biliniyor. ornegin lizozomal enzimlere bakiyorsaniz lizozomu saflastirir kalani atarsiniz, ya da tx factor inceliyorsaniz nukleusu alirsiniz kalani atarsiniz. gibi gibi.

cikti olarak da size eger bilmediginiz bir protein varsa onun dizisini verir, onun disinda protein modifikasyonlarini verir bolca. birbirine cok yakin birsuru pik gorursunuz, neden, cunku sizin proteininiz modifiyedir. misal alzheimer calisiyorsunuzdur, alzheimer modeli olusturursunuz, sonra noron izole edip proteinlerini toplarsiniz. bi de yaninda saglikli noronlari toplarsiniz. ikisini ayri ayri verirsiniz cihaza, sonuclarda bakarsiniz tau proteini alzheimerda hyperphosphorylated haldedir, normal diyagramda olmasi gerektigi yerden daha sagdadir (daha agirdir), neden cunku daha fazla fosfor baglidir o tau proteinlerine.

suradan daha fazlasina http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/bmb.2004.494032020331/full
suradan da tau ile ilgili ivir zivira http://journal.frontiersin.org/article/10.3389/fncel.2015.00498/full ulasabilirsiniz.

sevilen şiirin en can alıcı kısmı

bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış

(bkz: sezai karakoç)

eski günleri özlemek

bazen o bahçede güneşin batışına kadar oyun oynadığım zamanı anımsarım..sene 2000 falan.tek derdim oyunlarda kiminle eşleşsem,hangi oyunu oynasak,anneme seslensem de su atsa..sene 2008,ilkokuldan mezun olurken yaşadığım mutluluk ve gurur.aynısını tıpı bitirirken yaşayamadım.sene 2012 tıpı kazandığımda duyumsadığım heyecan.fakülteyi 2.likle bitirirken hissedemediğim..sene 2015 çok aşık olmam.denizin kokusuyla onun kokusunun karışması.onun yanına gelirken yaşadığım korkuyla karışık mutluluklar,onu görünce hissettiklerim..2017 den sonrası artık benim için lağım.ne oldu da bu hale geldim bilmiyorum.tek bildiğim artık sadece yaşayan bir ölüyüm.ekg düz çiziyor ama hayati fonksiyonlarım yerinde.bu saatten sonra eskisi gibi olabilir miyim? aslında istediğim bir iki birşey var.zor mu gerçekleşmesi derseniz..teğet geçti aslında olabileceği bir zaman yakalamıştım.tek bildiğim olmasını çok istediğim.belki o zaman yine hayata dönerim

edit:hayat elinizden kayıyormuşçasına hızlı geçiyor.yetişemedim hızına.öylece izliyorum sadece.

fakoemülsifikasyon

katarakt tedavisinde uygulanan cerrahi bir yöntemdir. gözcüler fako diye kısaltırlar kendisini.
hasta uyumuyla ilgili bir sorun yoksa, lokal anestezi tercih edilir. cerrahın iki elini ve iki ayağını koordine şekilde kullanmasını gerektiren, mikroskop altında yapılan, oldukça hassas bir cerrahidir. sıkıntısız geçen operasyondan sonra, hastanın görmesinin kısa sürede düzelmesi keyifli; o incecik arka kapsülün delinmesi ve lensin arkaya düşmesi ise korkunç yönlerinden.

orta direk şaban filmindeki her sporu yapan erkan

Toplam entry sayısı: 152

1000kitap

kitapsever arkadaşlarım sayesinde keşfettiğim internet sitesidir. ayrıca kendi profilinizin olmasıyla bir sosyal ağ işlevi de görüyor. kitaplar hakkında yorumlar, alıntılar paylaşma ve daha önce paylaşılanları inceleme imkanı sunuyor. kendinize kitap okuma sayısı hedefleri koyabiliyor, aynı zamanda okumayı düşündüğünüz kitapları kaydedebiliyorsunuz. bu sayede hem okumayı düşündüğünüz kitapları unutmuyor, hem de düzenli kitap okumayı bir sisteme oturtuyorsunuz. beğendiğiniz yazarların en son çıkan kitaplarından haberdar olmanızı da kolaylaştırıyor. kitaplarla ilgili gerçek kitap kurtlarının yorumlarının yer alması sayesinde bir kitabı almadan önce buradaki yorumları okuyarak bir fikir sahibi oluyorum. adeta kitap almadan bu sitedeki yorumlara bakmak rutin halini aldı bende. kısacası bir kitap kurdunun ihtiyaç duyduğu tüm özellikleri bir arada bulunduran mükemmel bir site.

annelerin plastik kap biriktirme tutkusu


karikatürlere bile konu olmuş bir kültürel ögedir.

fosforlu kalem

tıp fakültesinin en sevdiğim yanıdır adeta. hatta dönem 3 te her dersi farklı renk fosforlu kalemle çalışırdım. sınavlarda renkleri aklıma getirip cevapları hatırladığım olmuştu :)

derdini kimseyle paylaşmayan insan

benimdir bu. anlatmak isterim ama hep içimden gelen birşeyler engel olur bana. güvenememek mi, çözümün anlatmak olmayışı mı, yoksa zayıf taraflarımı başkalarının bilmesini istememek mi bilemiyorum. ama içimde kopan fırtınaları başkalarına yansıtamamak daha da kötü etkiliyor beni, eminim. bundandır ki dertlerini, aşklarını, hatalarını insanlarla kolaylıkla paylaşanlara hep imrenmişimdir; çünkü dert zehirdir, yavaş yavaş yıkar insanı.

kitap önerisi

denemeler-montaigne
saatleri ayarlama enstitüsü
mesnevi-mevlana
sevgi neredeyse tanrı oradadır-tolstoy

6 yılda en irrite olunan cümle

"bunları zaten geçen senelerden hatırlıyorsunuz"

1000kitap

kitapsever arkadaşlarım sayesinde keşfettiğim internet sitesidir. ayrıca kendi profilinizin olmasıyla bir sosyal ağ işlevi de görüyor. kitaplar hakkında yorumlar, alıntılar paylaşma ve daha önce paylaşılanları inceleme imkanı sunuyor. kendinize kitap okuma sayısı hedefleri koyabiliyor, aynı zamanda okumayı düşündüğünüz kitapları kaydedebiliyorsunuz. bu sayede hem okumayı düşündüğünüz kitapları unutmuyor, hem de düzenli kitap okumayı bir sisteme oturtuyorsunuz. beğendiğiniz yazarların en son çıkan kitaplarından haberdar olmanızı da kolaylaştırıyor. kitaplarla ilgili gerçek kitap kurtlarının yorumlarının yer alması sayesinde bir kitabı almadan önce buradaki yorumları okuyarak bir fikir sahibi oluyorum. adeta kitap almadan bu sitedeki yorumlara bakmak rutin halini aldı bende. kısacası bir kitap kurdunun ihtiyaç duyduğu tüm özellikleri bir arada bulunduran mükemmel bir site.

tıp okumanın yaşattığı zorluklar

gülünecek bir şey varsa söyleyin hepimiz beraber gülelim

en lanet ettiğim hoca sözlerinde ilk 3'e oynayan cümledir. diğerleri için (bkz: bunları geçen seneden hatırlamıyor musunuz?) (bkz: başka?)

malign asistan

zamanında kendisi hiç intörn olmamış gibi intörnleri ezmeye çalışan, ezdikçe zevk alan; serviste diğer çalışan meslek gruplarıyla bile daha iyi anlaşıp intörnü adam yerine koymayan, meslektaşı olarak görmeyen; hiçbir şey öğretmediği gibi ikide bir bilemeyeceğiniz soruları sorup sizinle dalga geçen, onurunuzla oynayan; insana adeta nasıl doktor olunmaz, nasıl asistan olunmaz, herşeyden öte nasıl insan olunmazı öğreten canlı türüdür.

yazarların aldığı en düşük not

56, ilk anatomi komitesi sayesinde tabi :)

amelie

müziklerinin güzel olması dışında pek bir özelliği olmayan, büyümüş bir polyannadan farksız filmdir.

tıbbiyede finali en zor olan sene

hacettepe üniversitesi tıp fakültesi

birkaç yıl önce bu zamanlar kazandığımı öğrendiğim fakültem :) tıp fakültesini kazanmak elbette zordur, öncelikle yeni kazanan meslektaşlarımı tebrik ederim. ancak asıl zorluğun ve fedakarlığın bundan sonra başladığının farkında olarak çıkın bu uzun yola. zordur evet, gerçekten zordur ama öğretir de. hayatı öğretir, tıbbı öğretir, doktorluğu öğretir, yeri geldiğinde daha önce tanımadığınız bir hastanız için ağlamayı, yeri geldiğinde yeni doğmuş bir bebeği annesinden dahi önce görmenin mutluluğuyla insanların hayatına dokunmayı öğretir. aldırmayın arkadaşlar, size verebileceğim en güzel tavsiye bu olacak. aldırmayın; azminizi kırmaya çalışanlara, yapamazsınız, hiçbir şey bilmiyorsunuz, sizden hiçbirşey olmaz diyenlere… öyle bir oluyor ki hem de, türkiyenin en iyi hekimleri bu fakülteden yetişiyor. kesinlikle kendinize güveninize zarar vermeye çalışanlara kim olursa olsun aldırmayın, sadece elinizden geleni yaptığınıza emin olun. çünkü doktorluğu kimse size zorla öğretmez, siz ne kadar öğrenmek isterseniz o kadar öğreneceksiniz :)

tıbbiyeli itiraf

ölüyorum sözlük, bedenen olmasa bile ruhen ölüyorum. son bir yıldır o kadar kötü şeyler yaşadım ki, bu süreçte karşıma çıkan en iyi şey o'ydu. onun varlığı, ona olan sevgim, aşkım ve hissettiklerim beni hayata bağladı. ama malesef aramızda bişeyler gelişemeden tamamen uzaklaşmak zorunda kaldık birbirimize. ve bu konuda elimden hiç bir şey gelmiyor. sanki hayatımda, kalbimde kocaman bir boşluk oluştu ve ben bu boşluğu nasıl doldurabileceğimi, kendimi nasıl tamamlayabileceğimi bilemiyorum. umarım böyle yarım kalmam.

içerik kuralları - iletişim