teslamd

Durum: 196 - 26 - 0 - 0 - 08.04.2019 01:35

Puan: 1985 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

insan, imkansızı başarabilir sözü yetersizdir; insan, imkansızın da ötesine ulaşabilir...
  • /
  • 20

embriyoloji

gerçekten sevdiğim bir derstir, üstelik dersimize giren hocalar da bu dersi sevdirecek insanlar değildi. sanırım üç boyutlu düşünme ile bir bebeğin gelişiminin mucizevi olması bir araya gelince benim açımdan enfes bir ders oldu. embriyolojiyi sevmeyi deneyin, emin olun emeklerinizin karşılığını alacaksınız.

sıçtın mavisi

tıp hayatımda defalarca gördüğüm manzaradır. şimdi düşününce komik geldi ama, bu maviyi görmemek için perdeyi açmaya korkardım.*

insanlara dış görünüşleri üzerinden hakaret etmek

basit ve zayıf insanların işidir.

cıbartmak

kökeninin çukurova yöresi olduğunu düşündüğüm kelime.

internken ünvanınızın olmaması

ünvanın olmamasını geçtim, çoğu bölümde adınız bile intörndür.

dönem3e geçenlere tavsiyeler

dinsel inançlıların inançsızları dert etmesi

hiiiç dert etmiyorum, her koyun kendi bacağından asılır. aklımı kendi inancım için yoruyorum sadece. tavsiye de ederim kafalar çok rahat böyle.

canına tak etmek

etti de geçti de ama tak sesini duyan yok malesef.*

yazarların sevmediği huyları

hangi birini sayayım, sevdiğim taraflarımla idare etmeye çalışıyorum.

balayında umreye gitmek

inançlı bir insan olarak bu saatte bana kahkaha attıran başlık. umre diyince aklıma geldi; bi de umrede elinde bir kağıt olup* o kağıdın fotosunu çekip instagrama koyanlar var, denk geldiniz mi bilmiyorum ama dinin bu şekilde magazinsel hale gelmesini tiksindirici buluyorum.
  • /
  • 20

tıpçı olmayanın bilmediği gerçekler

kazandığımız parayı kuruşuna kadar hak ettiğimizi.

patoloji temel/dahili/cerrahi mi branştır sorusu

psikiyatrik bölümdür. mikroskoptan bakıp "gökteki yıldız manzarası" bilmem "kumsaldaki uçan kuşlar manzarası" gibi (tam böyle olmayabilir ama bunun gibi şeyler vardı) tanımlamalar yapan insanlar net sıkıntılıdır

hemşire hanım diye çağrılan bayan intern

komite cuması

sabahı cefa akşamı sefadır.

türkiye'nin en iyi tıp fakültesi

hacettepe üniversitesi tıp fakültesi

düzenleme:100 tane eksi de verseniz en iyisidir.
düzenleme:ne kadar insanların içinde kaldıysa eksilere bak. aman tanrım.

anlık gelen mutluluk hissi

ilk buluşmaya scrubs ile gitmek

sahip olduğum tek date'in (bkz: randevu) (bkz: buluşma) (bkz: flört) uptodate olduğunu varsayarsak benim için olağan olacak durumdur.

geceye bir mesaj bırak

herkes aynı anda geceyi yaşar ama herkesin karanlığı farklıdır.

doktorun doktordan başka arkadaşının olmaması

olamamasıdır.
senin şimdi bölüm ne yani ne doktoru olucan? sorusunu her yaştan her statüden insandan duyabilirsin. durumunu açıklayıp tus'dan bahsettiğinde sınavın formaliteden yapılan kolay bir sınav olduğunu sınava giren herkesin uzman olduğunu zanneder. sen mezun olup uzman doktor olarak hastanede çalışacak kişisindir. iyi kötü tanışırsın. ne zaman buluşulacak olsa ders çalışman gerekir. onun için sınav iki gün çalışılıp geçilendir. sen abartıyorsundur. "o kadar yüksek not almana gerek yok"tur. "doksan alacağına seksen al"dır. aslında ne kadar çalışırsan çalış yetmediğini, kapağı dahi açılmamış onca textbookun acısının bir yerden çıkacağı endişesiyle ve vicdan azabıyla yaşamanın ne demek olduğunu bilmez. aylarca süren komitelerin sınavından sonra sınıf arkadaşlarınla takılırsın, doktor doktorla takılıyor olur. egoist olursun. bizi beğenmiyorsun olur. sonuç olarak kiminle tanışırsan tanış karşıdaki kişinin doktor olamamış olmasının anlamsız mahçubiyetiyle savaşır durursun. doktor olmanın bir meslek değil bir hayat seçmek olduğunu geç de olsa o zaman anlarsın.
dipnot: bu entry kişisel tecrübelerden yola çıkılarak yazılmış olup genellenemez.

biz pratisyen yetiştiriyoruz diyen hoca

ne öğrettiğini merak ettiğim hocadır.

evet, hocaların arkasından ne kadar atıp tutsak da verdiği emekleri göz ardı etmek ne insan olana yakışır, ne de üstüne üstlük doktor olana. kabul. başımız üstünde yerleri var. sevmediğim hocaları bile hayırla yâd ederim, ediyoruz da.

fakat "pratisyen olarak yetiştirmek" ne demektir? hangi tıp fakültesi mezunu arkadaşımız mezun olduğu ilk gün ekg okumayı vasat şekilde dahi olsa biliyor? üsye, iye, pnömoni, koah, hipertansiyon, yumuşak doku travması reçetesi yazabiliyor? akut mi'da hangi ilaçları vereceğini biliyor? kırık şüphesinde çift yön grafi isteyebiliyor?

intorn olduğum sene yaşadığım bir vakayı zaman zaman hatırlarım ve hem güler hem üzülürüm.

cuma vakti okuldan nöbet çıkışı camideyim. üstümde nöbet kıyafetleri var, hemen gidip yatayım diye üşenmişim çıkarmamışım. dışarıdan bakıldığında sağlık çalışanı olduğum belli. yanımda genç bir çocuk öne arkaya sallanmaya başladı. "ne yapıyor bu çocuk?" diye düşünüyorum kendi kendime, ne yapacağımı soruyorum.

velhasıl çocuk eğildi sonra yere yattı. o zamanlar da bonzai vakaları vardı fazlasıyla, genç olduğu için aklıma o geliyor filan. neyse namazı bozdum bilinci açık mı değil mi diye bakıyorum. ama inanın sonrasında ne yapacağımı bilemedim. "bacaklarını yukarı kaldıralım hocam" diyorlar, "kaldırın" diyorum. "112'yi arayalım hocam" diyorlar, "arayın" diyorum.

aklıma ilk ne geldi biliyor musunuz? "acaba beyin kanaması mı geçiriyor?" ve bana ambulans gelip hastayı alıp gittikten sonra "ne oldu hocam?" diyenlere "bilmiyorum, hastanede bakarlar tomografi filan çekerler, beyin kanaması var mı yok mu diye" diyerek cevap verdim.

şu an bana bu hatıra daha çok komik gibi gelse de, ne yazık ki aynı zamanda acı bir hakikat olarak çarpıyor yüzüme.

bir; hava güneşli, sıcak bir yaz günü. aklıma ilk gelmesi gerekenler -hele hele onbeş yaşlarında bir genç ise- dehidhratasyon, güneş çarpması, atlanmış bir kahvaltı sonrası hipotansiyon, hipoglisemi olmalıydı.

iki; beyin kanamasını, travma öyküsü olmayan ve görünüşte sağlam gencecik bir çocukta ilk tanı olarak düşünmek ne kadar doğru?

üç; velev ki kanama olsun, hiç bir hasta için bu tanı öyle pat diye söylenmez, hele hele hiç tanımadığı bir insana bu durum anlatılmaz.

bu hikayeyi anlatma sebebim öncelikle gülmekti tabi; fakat acı olan şu ki, bu hikayede her basamak hatalı ve yanlış. işte bu yüzden diyorum ki pratisyenlik elzemdir, şarttır. pratisyenlik sadece fakülte mezunu olup iş hayatına atılmak demek değildir. hep söylediğim gibi, size insani ilişkiler, hızlı karar alma, olaya bütüncül bakabilmek gibi nosyon kazandırır. hastanede elinizin altında yüzlerce tetkik imkanı varken gereken kompleks bilgiyi değil -bunu verecek olan uzmanlıktır- gemide arabada sokakta lazım olan basit bilgiyi pratisyenlik verir.

şimdi konuya dönecek olursak, ne yazık ki okulumdan -pratisyenlikte faydalı pek çok şey öğrendiğim halde- ekg'yi okumayı, kırık grafilerini neden çift yön çekmek gerektiğini, bebeğe hangi lavman uygulayacağımı, "avil+ dekort"u, "dikmus"u, "svt de beloc" u, "tansiyonda kapril" i öğrenemedim. bana öğretilen "ewing de soğan zarı", "adjuvan kt ilaçları", "roux en y anastomozu komplikasyonları" idi. bu bilgiler hiç de pratisyenlik bilgileri değildi.


aslında okulda öğrenmek istediğimiz çok fazla şey yok. direkt grafi, ekg yorumlayabilmek, 20-30 tanı için iki üç kalem ilaç yazabilmek, acillere bilhassa pediatrik acillere yaklaşımı öğrenmek istiyoruz. ve bunlar kesinlikle, ister pratisyen, ister uzman, isterse profesör olsun, her doktorun bilmesi gereken zaruri bilgiler demek.

başlıktaki sözü sarf eden hoca eğer beyin cerrahı ise nörolojik muayeneyi; dahiliye hocası ise tansiyon ve şeker ilaçlarını; kardiyoloji hocası ise ekg yi; radyoloji hocası ise pa ac ve direkt grafiyi; ortopedi hocası ise alçı alımını, sık görülen kırıkları, çocukta torus kırığını öğretiyorsa başımın üstünde yeri var. çantasını taşımaya razıyım.

değilse, odasında türk kahvesi içerken gazete okusun, briç oynasın. derslere girerek büyük lütuf göstermiş oluyorlar, fazlası zatı şahanelerine mukabil bir yük değil.

Toplam entry sayısı: 196

derdini kimseyle paylaşmayan insan

benimdir bu. anlatmak isterim ama hep içimden gelen birşeyler engel olur bana. güvenememek mi, çözümün anlatmak olmayışı mı, yoksa zayıf taraflarımı başkalarının bilmesini istememek mi bilemiyorum. ama içimde kopan fırtınaları başkalarına yansıtamamak daha da kötü etkiliyor beni, eminim. bundandır ki dertlerini, aşklarını, hatalarını insanlarla kolaylıkla paylaşanlara hep imrenmişimdir; çünkü dert zehirdir, yavaş yavaş yıkar insanı.

1000kitap

kitapsever arkadaşlarım sayesinde keşfettiğim internet sitesidir. ayrıca kendi profilinizin olmasıyla bir sosyal ağ işlevi de görüyor. kitaplar hakkında yorumlar, alıntılar paylaşma ve daha önce paylaşılanları inceleme imkanı sunuyor. kendinize kitap okuma sayısı hedefleri koyabiliyor, aynı zamanda okumayı düşündüğünüz kitapları kaydedebiliyorsunuz. bu sayede hem okumayı düşündüğünüz kitapları unutmuyor, hem de düzenli kitap okumayı bir sisteme oturtuyorsunuz. beğendiğiniz yazarların en son çıkan kitaplarından haberdar olmanızı da kolaylaştırıyor. kitaplarla ilgili gerçek kitap kurtlarının yorumlarının yer alması sayesinde bir kitabı almadan önce buradaki yorumları okuyarak bir fikir sahibi oluyorum. adeta kitap almadan bu sitedeki yorumlara bakmak rutin halini aldı bende. kısacası bir kitap kurdunun ihtiyaç duyduğu tüm özellikleri bir arada bulunduran mükemmel bir site.

annelerin plastik kap biriktirme tutkusu


karikatürlere bile konu olmuş bir kültürel ögedir.

fosforlu kalem

tıp fakültesinin en sevdiğim yanıdır adeta. hatta dönem 3 te her dersi farklı renk fosforlu kalemle çalışırdım. sınavlarda renkleri aklıma getirip cevapları hatırladığım olmuştu :)

kitap önerisi

denemeler-montaigne
saatleri ayarlama enstitüsü
mesnevi-mevlana
sevgi neredeyse tanrı oradadır-tolstoy

6 yılda en irrite olunan cümle

"bunları zaten geçen senelerden hatırlıyorsunuz"

1000kitap

kitapsever arkadaşlarım sayesinde keşfettiğim internet sitesidir. ayrıca kendi profilinizin olmasıyla bir sosyal ağ işlevi de görüyor. kitaplar hakkında yorumlar, alıntılar paylaşma ve daha önce paylaşılanları inceleme imkanı sunuyor. kendinize kitap okuma sayısı hedefleri koyabiliyor, aynı zamanda okumayı düşündüğünüz kitapları kaydedebiliyorsunuz. bu sayede hem okumayı düşündüğünüz kitapları unutmuyor, hem de düzenli kitap okumayı bir sisteme oturtuyorsunuz. beğendiğiniz yazarların en son çıkan kitaplarından haberdar olmanızı da kolaylaştırıyor. kitaplarla ilgili gerçek kitap kurtlarının yorumlarının yer alması sayesinde bir kitabı almadan önce buradaki yorumları okuyarak bir fikir sahibi oluyorum. adeta kitap almadan bu sitedeki yorumlara bakmak rutin halini aldı bende. kısacası bir kitap kurdunun ihtiyaç duyduğu tüm özellikleri bir arada bulunduran mükemmel bir site.

tıp okumanın yaşattığı zorluklar

malign asistan

zamanında kendisi hiç intörn olmamış gibi intörnleri ezmeye çalışan, ezdikçe zevk alan; serviste diğer çalışan meslek gruplarıyla bile daha iyi anlaşıp intörnü adam yerine koymayan, meslektaşı olarak görmeyen; hiçbir şey öğretmediği gibi ikide bir bilemeyeceğiniz soruları sorup sizinle dalga geçen, onurunuzla oynayan; insana adeta nasıl doktor olunmaz, nasıl asistan olunmaz, herşeyden öte nasıl insan olunmazı öğreten canlı türüdür.

gülünecek bir şey varsa söyleyin hepimiz beraber gülelim

en lanet ettiğim hoca sözlerinde ilk 3'e oynayan cümledir. diğerleri için (bkz: bunları geçen seneden hatırlamıyor musunuz?) (bkz: başka?)

yazarların aldığı en düşük not

56, ilk anatomi komitesi sayesinde tabi :)

amelie

müziklerinin güzel olması dışında pek bir özelliği olmayan, büyümüş bir polyannadan farksız filmdir.

tıbbiyede finali en zor olan sene

dinsel inançlıların inançsızları dert etmesi

hiiiç dert etmiyorum, her koyun kendi bacağından asılır. aklımı kendi inancım için yoruyorum sadece. tavsiye de ederim kafalar çok rahat böyle.

hacettepe üniversitesi tıp fakültesi

birkaç yıl önce bu zamanlar kazandığımı öğrendiğim fakültem :) tıp fakültesini kazanmak elbette zordur, öncelikle yeni kazanan meslektaşlarımı tebrik ederim. ancak asıl zorluğun ve fedakarlığın bundan sonra başladığının farkında olarak çıkın bu uzun yola. zordur evet, gerçekten zordur ama öğretir de. hayatı öğretir, tıbbı öğretir, doktorluğu öğretir, yeri geldiğinde daha önce tanımadığınız bir hastanız için ağlamayı, yeri geldiğinde yeni doğmuş bir bebeği annesinden dahi önce görmenin mutluluğuyla insanların hayatına dokunmayı öğretir. aldırmayın arkadaşlar, size verebileceğim en güzel tavsiye bu olacak. aldırmayın; azminizi kırmaya çalışanlara, yapamazsınız, hiçbir şey bilmiyorsunuz, sizden hiçbirşey olmaz diyenlere… öyle bir oluyor ki hem de, türkiyenin en iyi hekimleri bu fakülteden yetişiyor. kesinlikle kendinize güveninize zarar vermeye çalışanlara kim olursa olsun aldırmayın, sadece elinizden geleni yaptığınıza emin olun. çünkü doktorluğu kimse size zorla öğretmez, siz ne kadar öğrenmek isterseniz o kadar öğreneceksiniz :)

içerik kuralları - iletişim