timetogo

Durum: 193 - 0 - 0 - 0 - 17.03.2017 22:27

Puan: 2471 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir.
  • /
  • 20

müzik üniversitesi kurulması

kurulursa gitmeyi çok istediğim üniversitedir. gerçi ne kadar batı müziği öğretilir bilemiyorum ama müzik müziktir, swh.

yazarların ilkleri

ilk `tantuni` yemem 8 şubat 2017.
ilk kez 14 şubat 2017'de `galata kulesi`ne çıktım.

sözlük yazarlarının cenazelerinde çalınmasını istediği şarkı

(bkz: stayin' alive)
+bu şarkı da ne?! yoksa...
*iç sesim* -kudurun, swh...

kendi entryni benignlemek

evrim teorisinin islama zıt olması

evinizin balkonundan deniz göründüğünü ama önünde bulunan bacanın manzarayı bozduğunu düşünün. siz o manzarayı seyretmek isterken o incecik baca gözünüze batar, bu başlık da öyle işte. koskoca evrim teorisini incelemek varken gözü bacaya takılıp kalmış, manzarayı göremiyor.

allah'ın evreni yaratırken bir anda yaratması mı daha zor, yoksa en ince hesapları yaparak big bang'den itibaren tüm evrim basamaklarını hesaplayarak yaratması mı daha zor. allah'a gerçekten inanan birisi, onun gücünün yetmeyeceği bir şey olmayacağını bilir. evrim basamaklarını hesaplayarak evreni yaratan bir tanrı imajı beni daha çok inanmaya teşvik ediyor doğrusu.

evrim yalandır deyip üzerinde etraflıca düşünmeden kesip atmak da dinimizce istenmeyen bir durum, nitekim ilk emir: "oku!". kur'an bize hep düşünmeyi, araştırmayı emreder. lütfen evrimi biraz anlamaya çalışın, islami bir yorum getirince aslında kur'anla o kadar zıtlașmadığını göreceksiniz.
bir de şunu belirtmeden geçemeyeceğim, ayetlerin bazıları mecazi, anlatımı etkili kılmak için verilmiş örneklerdir. mesela ayette allah'ın hz adem'e kelimeleri öğrettiği yazıyor. şimdi insan çıkardığı seslerden dil oluşturma sürecinde bir şekilde kelimeler buldu ve bu da konuşulan dil haline geldi değil mi, buraya kadar tamam bilimsel yaklaşım bu. ayette bahsedilen "öğretti" kısmı bu şekilde de doğrulanıyor. yani olan biten her şeyi allah yarattıysa insanın kendi zeka gelişimiyle ortaya çıkan dili de aslında zihnimize yerleştiren allah'tır. kimisi de allah'ın hz adem'e öğretmen gibi öğrettiğini hayal edebilir. bense bunun uzun yoldan gelişmiş olmasını daha akıllıca buluyorum.
diğer ayette meleklerin secde etmesi olayı da bir mecazi anlatım olabilir insanları yüceltmek için.

sonuçta sonsuz bir evrenden bahsediyoruz, hesaplamalar olmadan devamlılık imkansız olurdu (düzen demedim bakın, çünkü düzensizlik de devamlılığın kapsama alanı içerisindedir.)
geleceğin bilim insanlarına not:
evrimi kapı dışarı ederek aslında birçok araştırma olanağını kısıtlıyorsunuz arkadaşlar. allah sizden okuyup düşünmenizi, araştırma yapmanızı istiyor. hele de tıp fakültesini kazanacak bir zekaya sahip olmanın bedeli dünyaya iyi işler kazandırma zorunluluğudur. ilerde bir araştırma ekibinin yöneticisi vs olunca lütfen içinde evrim geçen çalışmaları da destekleyin. belki yeni bir tedavi yöntemi gelişir. bunlara dikkat edin.
bilimle kalın.

en tuhaf şarkı sözleri

yazarların fiziksel özellikleri

(bkz: fizik görecelidir arhadașım) diye büyük harflerle bağırarak yazılası başlıktır. bu kadar tepkinin komplekslerle hiç alakası yok hayır, swh.

küçük staj

ismi pek sevimli geliyor böyle küçük mini mini bir şey. gerçekten öyle mi göreceğiz.

türkiye'deki komedi filmleri

geliyoo

logosu `internet explorer` logosundaki halka ve e harfinin yazı tipindeki g harfinden oluşuyor. hakkındaki ilk eleştirim hayırlı olsun.
  • /
  • 20

ve sonsuza dek sustular

çocukluğu, ergenliği, genç kızlığı beraber yaşayan, beraber büyümüş bir 4lü varmış.

ortaokulda annelerin kimliğini kaçırıp birbirlerine simkart çıkarınca, saçlarının görünmeyen yerlerine mavi-yeşil-pembe boya attırınca, servisten inerken okul eteği çantaya toplanınca, veli toplantısını babalara söylememek kararlaştırılınca; biri o cümleyi söyler, gülerlermiş...

''ve sonsuza dek sustular...''

oğlanlarla flörtleşmeler başladığında, biriyle el ele tutuşmanın en büyük sır olduğu zamanlarda, ''idare edin beni sizinleyim dedim annemlere'' dendiğinde, ilk öpüşmeler ortaya döküldüğünde, sevgili oldukları vasat tipleri hatırladıklarında yine biri bir anlaşma gibi o cümleyi söyler, gülerlermiş...

''ve sonsuza dek sustular...''

zaman bu geçer... o büyük ilk aşkları ayrılıksız, ayrılığı acısız yaşamak/anlatmak/hatırlamak ne mümkün. her halükarda toplanır 4lü. birinin huyu ilk ayrılığını anında detayına kadar anlatır, biri anlatmaya başladığında 4lü beraber ağlamaya başlar, birine hayatta anlattırılmaz, birinin ayrıldığındansa kimsenin haberi olmaz çoğu zaman...
ama o ayrılık anını hepiniz bilirsiniz, hatta gelişini gümbür gümbür veya korkusunu inceden inceden...
''bir zaman sonra bir araya geliriz yeniden belki'' düşüncesi yerini ''galiba artık bitti. bir daha konuşamayacağım bile onunla...'' kabullenişine bırakır. bu sızıyı da bilirsiniz değil mi, hala sızlıyordur eminim. işte böyle böyle, o cümle artık kızların arasında bir aşkın bitişini ve hissedilen acının en üst seviyede olduğunu ifade eden bir şeye döner.
bakışlarını yerden kaldırmaya, gırtlağındaki acıyı yok saymaya, ağlamamaya çalışan o cümleyi söyler, yutkunurlarmış...

''böyle işte, gitmek istedi hayatımdan. ne diyorduk biz? ve sonsuza dek sustular...'' ve zoraki bir tebessüm.

zaman geçer, geçtiğimiz yaza gelir... 4lü üniversiteye 4 ayrı şehre düşmüş, kimisi mezun bile olmuştur. herkesin kendi yetişkinimsi problemleri filizlenir. klasik kopuşlar işte. yine de -kim olduğunu bilirsiniz siz- az olan buluşmaların öz olduğuna inanır, çünkü gerçekten görüştüklerinde kaldıkları yerden devam ediyor gibidirler.

bir yaz gecesi arar biri diğerini.
-ya bütleri verdiysen yarın yürüyüşe çıkalım
-olur bebeyim kaç gündür kimseyi gördüğüm yok zaten büte çalışmaktan
...
konuşulur sözleşilir. başına gelecekleri bilmeyen facebook'a girer ve ne görsün 2-3 saat önce 4lüden birinin nişanı olmuştur... hızlıca fotoğraflara göz gezdirir. ''ailece kutladığımız küçük nişan törenimize...'' vs vs teşekkürler teşekkürler.. derken 4lünün 1 eksikle bütün fotoğraflarda olduğunu görür. ''ailece'' yazısı tekrar gözüne çarparken kulağında daha o gün olmuş nişandan bahsetmeyen arkadaşın ''kaç gündür görmüyorum ben de kimseyi'' cümlesi çınlar...

ve tekrar eline telefonu alır biri, konuşamayacaktır bu sefer mesaj atar.
-ya ben yarın gelemiyorum başka zaman ararım seni olur mu?
-olur bir şey olmadı dimi?
-yok.
-???

bu da ilk büyük arkadaşlığın ayrılığıdır. öncekilerden daha acısız değildir. 15 yılın, çocukluğun, gençliğin harcanışıdır. işte bu kadardır. hiç kimse ''ve sonsuza dek sustular...'' demez ama sonsuza dek susarlar...




metin uzun

sayfalarca yazılan girileri okumamak için kendime sunduğum bahane

04.01.2017 her şey bir kıvılcımı bekliyor

tarih 4 ocak 2017, ohal bir gün önce 3 ay daha uzatıldı. bundan halk memnun değil, muhalifler memnun değil. şirketler memnun değil, hatta bir kısım hükümet yetkilisi memnun değil.

medya patronları, kendilerine de zarar gelmemesi için oldukça dikkatli yayın yapıyor, korku duyuyor, haklı da. en başta doğan medya, haber yapıyor,evet. ama fazla ileri gitmemeye dikkat ediyor. başına gelecekleri biliyor. korkuyor, korktuğu her halinden belli. ohalin uzatılmasından o da memnun değil.

gazetelerde çalışan yazarlar, televizyon program sunucuları... şirin payzın,ahmet hakan,didem arslan,nevşin mengü ve daha onlarca doğan medya çalışanı. hepsini onlarca kez sustuğu için eleştirsem de , onlar kovulmamanın peşinde. daha acısı şu, televizyon ekranlarında gözlerine bakarken şunu görüyorsunuz: "çaresizlik" . bunun bir an önce sonlanmasını ister gibiler ama onlar da fazla ileri gidemiyor. arkasında bir destek bekliyor.

bir kıvılcımı bekliyor...

bir olay, bir destek, bir güç.

bizden bekleniyor aslında her şey. saatlerce internet başında oturup bir şeyler yapılmasını istiyoruz. medya patronlarına, sunuculara,gazetecilere sustukları için kızıyoruz. ama gözlerinde bir şey var.

bunun sonlanmasını bekliyorlar, haber yapmaları, eleştirmeleri için arkalarında bir şey olmalı.

bir olay belki, insanların yapacağı büyük ayaklanmalar.

öyle ayaklanmalar ki, görmezden gelemeyecekleri. bir kıvılcım bekliyorlar, bir küçük ateş. ancak bu şekilde onlar cesaret bulur ve gerçekler konuşulur.

gerçek şu ki, onlar 15 temmuzla kitlelerini sokaklara döküp gövde gösterisi yaptılar, medya onların arkasında kimler olduğunu gözleriyle gördü, ayağını denk aldı. sıra bizim gövde gösterimizde... ama anlaşılan onların baskısı sonuç veriyor, kimsede en ufak cesaret yok. 15 temmuzdaki o cahil kitledeki cesaret, bilgili kimselerde yok. onlar korkak davranmadılar. biz korkunun bizi esir almasına izin vermekten başka bir şey yapmıyoruz.

unutulmamalı ki, medya ancak gözüyle gördüğü kitleyi anlatır. bir hayalet gibi sanalda yazdıklarından ibaret bir kitle onlar için yeterince "baskıcı" değil. medya binalarının önünde kalabalıklar gözle görülmeli.

kıvılcım yoksa ateş de yok. ateş yoksa ışık da yok.

ışık yoksa karanlık...

erkeklerin kadınlardan beklentileri

toplumun yarattığı 'kadın' kimliğinden kurtulmuş olmasını isterim her şeyden önce.mesela bir kadın beyim ne derse o olur dememeli.kişiliği,zevkleri,uğraşları bir mesleği olmalı.her şeyi sorgulayıp düşünebilmeli.bana birden karanlık maddeden,evrimden,bilimin her türlüsünden bahsedebilmeli.ikinci sınıf aşk filmleri izleyelim dememeli.bana kitap önerebilmeli,benle hayal kurabilmeli.kendini daima güçlü hissetmeli.sabahın körüne kadar mesajlaşmayı beklemek yerine canı isteyince hesapsız kitapsız beni arayabilmeli,zamanın kıymetini anlayabilmeli ve bir ilişkiyi mutsuz olmak için değil mutlu olmak için yaşayabilmeli.mervecanların pelinsuların bu tarz benim muhabbetlerinde kaybolmamalı.sosyal medyayı sadece beğeni toplamak amacıyla kullanmamalı.bir erkeğe kendini beğendirmek için uğraşmamalı.etrafındaki biz çok aşığız deyip yüz defa ayrılıp barışan çiftlere özenmemeli.yeri geldiğinde sürünsün şerefsiz mantığıyla ayrılık numaraları yapmamalı.aşkı oyuncak etmemeli.en deli şekilde aşkı yaşayabilecek cesareti olmalı.yok bana yemek yapsın,erkeğine saygı duysun,çocuk doğursun onlara baksın,hizmette kusur etmesin gibi fikirlerim beklentilerim hiç olmasa da karşıma hep böyleleri çıktı.ben bunlarla mutlu olabilecek biri olmadığım için hüsranla sonlandı hepsi.sonuç olarak hala yalnızım,böyle biriyle karşılaşsam bir daha karşılaşma ihtimalim çok düşük olduğu için ölene kadar bırakmazdım heralde.garanticiyimdir vesselam.

küçük bir sahil kasabasında hekim olmak

evet, onlardan birisiyim.
şimdilerde hayatımda hic ummadigim şeyleri yaşayıp, görmeyi hic düşünmedigim yerleri görüyorum. çok şükür mutluyum.

batının batısında bir deniz kenarı, küçük yazlık bir belde. sabah erken kalkınca evimin solundaki göl manzarasına bakıp keyif çekiyorum içime. kirli kibrit binalardan, yanik betonlardan uzak, şirin müstakil evlerin arasından geçerek sabah yürüyüşünü yapıyorum sonra. sessiz, hafif bir rüzgar, arkanızdan vuruyor. anneniz kahvaltı hazırlayıp bekliyor masada. saat henüz 8. manzaraya bakıp farklı düşüncelere dalarak kahvaltıyi uzattıkça uzatıyorum.
nöbete geliyorum, herkes size günaydın hocam diyor. güleryüzlü serpil ablamız cay hazır hocam diyince içiniz serotoninle dolup taşıyor. sizi kosusturan yok, ezilmiyorsunuz başkalarına, el üstündesiniz hep. belki fazla aktivite imkânınız yok ama insanlarla mutlu bir muhabbet size yetiyor.

biliyor musun sözlük, hayatta mesut olmak - kaza bela bir durum yoksa- öyle çok zor birşey değil. metropol kentte büyüyen biri olarak diyorum ki, insanin harcayamadıgi zaman mutsuzluguna yetiyor aslında.

hayatımın son yıllarında sunu anlamaya başladım: idealist olmakla hayatın size sunduğunu kabullenmeyip reddetmek başka şeyler. idealist insan kafasına taktığını yapana kadar çalışan ve içi rahat etmeyen insandır. ama hayatta kendisine sunulacak şeyleri görmeden daha iyisinin ne olacağını bildiğini düşünerek, başka ihtimalleri düşünmeden körü körüne bağlanmak değil.

idealistliğinizden taviz vermeyin, inanın, çalışın ve hayalinize yapışın. bu ülkenin çok ihtiyacı var.

ancak hayat bir kez verilmiş bir nimet. kendinizi yıpratmadan, azıcık da olsa biraz zamanı kendinize bırakın sevgili meslektaşlarım.

umarım hayatta verdiğiniz kararlar gerçekleşmediğinde hep daha güzel bir netice ile karşılaşırsınız. gönlünüzce olsun herşey.

küçük bir sahil kasabasında hekim olmak

bu benim efendim. uzun zamandır yazmıyordum nedeni de budur. güzel bir karadeniz ilçesinde acil hekimliği yapıyorum. öneririm, içinizde biraz hayata dinlenmeye huzura ihtiyacınız var,derdiniz para değil,netinizin hızı avmdeki indirimler büyük şehir kaosu değil de balkondan denizi izlemekse en azından bir sene verin bu şansı kendinize.

sahu

`türkiye halk sağlığı kurumu`nun pratisyenlere yaptığı büyük bir avantajdır. olay şöyle gelişir: hekim, kendi il halk sağlığı müdürlüğünün yaptığı sözleşmeli aile hekimliği kurasına başvurur. kurada bir aile hekimliği birimi çıkar. türkiye halk sağlığı kurumu aile hekimliği için kontenjanlarını açıklar; bu kontenjanlar genelde istanbul ve ankarada, bazen diğer büyükşehirlerde açılır. burdaki dipnot: bu iş için hekimin çalıştığı yer eğitim kurumuyla aynı yerde olmalı (mesela istanbul fatih merkez asmde çalışan hekim sadece istanbulda açılan bağcılar eah, fsm eah gibi yerlere başvurabilir). sonrasında `tus`a başvururken "sözleşmeli aile hekimiyim, uzmanlık eğitimi almak istiyorum" seçeneğini işaretler ve bundan sonra hekimin yapması gereken tustan 40 puan ve üstü almaktır. şayet 50 puan gibi bir şey alırsanız gayet yeterli oluyor. sonrasında 6 yıl boyunca hem kendi aile hekimliği biriminizde hasta bakıyorsunuz, hem de aile hekimliği uzmanlığı yapıyormuş gibi rotasyon yapıyorsunuz ve eğitim alıyorsunuz size çıkan kurumdan. kendi aile hekimliği biriminizde 3 yıl ve daha fazla süre durursanız uzmanlık mecburi hizmetinizden de sayılıyor. sonuç olarak 6 yıl bittikten sonra tertemiz, mecburisi bitmiş "aile hekimi uzmanı" oluyorsunuz.

bu iş ocak 2020'ye kadar devam edecek, bu süreye kadar düşünen arkadaşlara duyurulur ;)

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden…
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları…
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“o benim.” diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak…

şiir can yücele ait diye biliniyor ancak ona ait değilmiş, sanırım anonim.
her ne ise,kime ait olduğu önemli değil ,çok doğru söylemiş şair. bu hayatta hiçbir şeye,hiçbir kimseye fazla bağlı olmamak gerekir zira hepsi bizi bırakıp gidebilir. gencligimiz,vücudumuz, elimiz ayağımiz kaşımız gözümüz,sevdiklerimiz...hepsi bize eşlik eder bu hayatta ancak baki olan allahtır ve biz ancak o'na gönülden bağlıyız.

son olarak, allah yakındır isimli iran filminden güzel bir dize:
"başka bir leyla’yı arıyorum. kimsenin benden alıp-götüremeyeceği. istediğim zaman, kendisiyle konuşabileceğim, bize her şeyden daha yakın olanın.. eğer aşık olursan, başka kimseye muhtaç olmayacağın (o leyla’nın).."

boşanmak

bu gidişle yapamayacağım 2. şey (1.si evlenmekti)

tıbbiyeli itiraf

tam yazacaklarımı az önce okudum.
ama yine de yazacağım.
hoslandigim insanla ilgili hayaller hayaller kurarim.
ama onun benimle konusmasini istemem. tek kelime etsin istemem. sanki büyü bozulacak. herkes gibi o da gözümde siradanlasacak. agzini acip tek kelime etse kaçıp giderim ordan.
sevilmenin nasıl bi sey oldugunu hala bilmiyorum inanin
babam bile beni sevmiyor. ciddi söylüyorum.
oyle acayip kiz gruplarinda hic yer alamadim. nasil bi sey merak ediyorum.
boyle birbirine tabiri caizse tapan çiftleri görüp benim hic sansım yok hayir. diyorum. benim verebilecegim bi sevgim var mı onu bile bilmiyorum.

Toplam entry sayısı: 193

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

bu başlığı her gördüğümde acıyarak bakıyorum. ne kadar meraklısınız kadınları bir kalıba sokmaya. evlenmek için bu kadar yanıp tutuşan bir kadın zaten uzun bir eğitim hayatını düşünmez. bakın yanıp tutuşan dedim, evlenmeyi düşünen kişi elbette eğitimle evliliği bir arada yürütebilir. ama meraklı olmak, yanıp tutuşmak ayrıdır. tıp okuyan bir kızın hayattaki tek amacı da bir adama yüzük aldırmak olamaz. çünkü toplumun ona biçtiği görevlerin dışına çıkmak ve ideallerini gerçekleştirmek istiyordur. tıp okurken bazılarımız ilişkilere vakit ayırabiliyor, kimisi sadece derse odaklanıyor hal böyle olunca kimse yanaşmıyor daha hoşsohbet kızlara yöneliyorlar ve böyle böyle çember daralıyor. tıp dışındaki erkeklerin de çoğu doktor kadınlardan uzak duruyor bir bakmışsın geriye üç beş kişi kalmış. ama kadın doktorlar zaten bunun bilincinde, gerçekten sevdiği bir kişi karşısına çıkmadıysa da sırf çocuk yapmak için evlenmeyi mantıksız buluyor olabilir. keşke toplumla bu kadar iç içe olup başkalarının görüşlerinden, bize yöneltilen bakışlardan etkilenmesek. ama asıl gerekli olan toplumun görüşlerini değiştirebilmek tabii, bu da yavaş yavaş olacak. 30 yaşını geçenlere evde kalmış gözüyle bakılıyor. bence hiçbir yaşta evde kalmış denilmemeli ama o kadar medenileșmek hayal şu an... (ayrıca evde kalmak nedir ya hangi çağda yaşıyoruz)

sözlüğe bir not: sözlüğü aktif kullanan çoğunluğun erkek olduğunu düşünüyorum, yazar sayısında kadın yüksektir belki ama yazılanların içindeki cinsiyetçi içeriklerden anladığıma göre erkekler daha aktif kullanıyor. buradaki çoğu yazar ve onlara benign oyu veren okuyucu da dahil çok toplumun içinde kapalı kalmışlar sanırım. veya bir kadından kişisel mevzudan dolayı alıp veremediği var (evet temel sorun bazen böylesine basit ve yüzeysel olabiliyor). buraya kadar okumamışsınızdır belki ama uyacağınızı düşünmediğim bir tavsiye vereyim: biraz ufkunuzu açın, farklı kültürlerle tanışın. gidin farklı görüşteki insanları sabırla dinleyin, bu size hoşgörü becerisi sağlar.
son olarak çok basit bir cümleyle bitiriyorum, önce karşınızdakine saygı duymayı öğrenin.

evrim teorisinin islama zıt olması

evinizin balkonundan deniz göründüğünü ama önünde bulunan bacanın manzarayı bozduğunu düşünün. siz o manzarayı seyretmek isterken o incecik baca gözünüze batar, bu başlık da öyle işte. koskoca evrim teorisini incelemek varken gözü bacaya takılıp kalmış, manzarayı göremiyor.

allah'ın evreni yaratırken bir anda yaratması mı daha zor, yoksa en ince hesapları yaparak big bang'den itibaren tüm evrim basamaklarını hesaplayarak yaratması mı daha zor. allah'a gerçekten inanan birisi, onun gücünün yetmeyeceği bir şey olmayacağını bilir. evrim basamaklarını hesaplayarak evreni yaratan bir tanrı imajı beni daha çok inanmaya teşvik ediyor doğrusu.

evrim yalandır deyip üzerinde etraflıca düşünmeden kesip atmak da dinimizce istenmeyen bir durum, nitekim ilk emir: "oku!". kur'an bize hep düşünmeyi, araştırmayı emreder. lütfen evrimi biraz anlamaya çalışın, islami bir yorum getirince aslında kur'anla o kadar zıtlașmadığını göreceksiniz.
bir de şunu belirtmeden geçemeyeceğim, ayetlerin bazıları mecazi, anlatımı etkili kılmak için verilmiş örneklerdir. mesela ayette allah'ın hz adem'e kelimeleri öğrettiği yazıyor. şimdi insan çıkardığı seslerden dil oluşturma sürecinde bir şekilde kelimeler buldu ve bu da konuşulan dil haline geldi değil mi, buraya kadar tamam bilimsel yaklaşım bu. ayette bahsedilen "öğretti" kısmı bu şekilde de doğrulanıyor. yani olan biten her şeyi allah yarattıysa insanın kendi zeka gelişimiyle ortaya çıkan dili de aslında zihnimize yerleştiren allah'tır. kimisi de allah'ın hz adem'e öğretmen gibi öğrettiğini hayal edebilir. bense bunun uzun yoldan gelişmiş olmasını daha akıllıca buluyorum.
diğer ayette meleklerin secde etmesi olayı da bir mecazi anlatım olabilir insanları yüceltmek için.

sonuçta sonsuz bir evrenden bahsediyoruz, hesaplamalar olmadan devamlılık imkansız olurdu (düzen demedim bakın, çünkü düzensizlik de devamlılığın kapsama alanı içerisindedir.)
geleceğin bilim insanlarına not:
evrimi kapı dışarı ederek aslında birçok araştırma olanağını kısıtlıyorsunuz arkadaşlar. allah sizden okuyup düşünmenizi, araştırma yapmanızı istiyor. hele de tıp fakültesini kazanacak bir zekaya sahip olmanın bedeli dünyaya iyi işler kazandırma zorunluluğudur. ilerde bir araştırma ekibinin yöneticisi vs olunca lütfen içinde evrim geçen çalışmaları da destekleyin. belki yeni bir tedavi yöntemi gelişir. bunlara dikkat edin.
bilimle kalın.

cesur yeni dünya

yazarı `aldous huxley` 'in başyapıtıdır.
türü, `bilim kurgu`.
kitap distopik bir kurguda yazılmıştır. aslında kurgulanan dünyada insanların mutsuz olmaları çok zordur. ne zaman kötü hissetseler kolaylıkla ulaşabilecekleri bir soma tableti -yan etkisi olmayan bir tür antidepresan- vardır.
anne kavramı yok edilmiştir. bebekler laboratuarda döllendirilip hayvanlardan aldıkları dokularla kuluçkada yetiştirilirler. doğduklarından-laboratuarda üretildikten- itibarense uykuda kulaklarına fısıltıyla cümleler verilerek şartlandırılırlar.
insanlar hiyerarşik düzene göre üretilirler. alfa artı, beta, delta, epsilon eksi gibi sınıflamalar vardır. hangi sınıfın insanıysalar ona göre kulaklarına farklı cümleler fısıldanır.
bu fısıltılarda herkes kendi halinden memnun olmaya koşullandırılır. "iyi ki alfayım, epsilonlar çok ezik" veya "iyi ki deltayım, alfa olsam sorumluluğum çok olurdu" bu cümlelere örnek.
kitapta günümüzdeki ilişkilerin komplike oluşu da eleştiriliyor. daha vurucu örnekler verebilirim kitaptan ancak bizzat okumak daha etkili olur diye düşünüyorum.
sonuç: 'acaba cesur yeni dünya'da yaşasak nasıl olurdu?'yu düşünmek istiyorsanız tavsiye ettiğim kitaptır.

en çok çalınan şeyler

(bkz: yoğurt )
bugün de dilimizin zenginliğini övdük...

canan karatay

hamilelere `şeker yükleme testi` nin zararlı olduğunu söylediği için şu an birçok kadın bu testi yaptırmaktan çekiniyor. bu durumda gizli şeker varsa anlaşılamadığı için bebeğe zarar verebiliyor. böyle sorumsuzca açıklamalar yapılmamalı tv'de çünkü izleyici kitlesi her denileni doğru kabul eder, olması gereken de odur aslında.

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

bu başlığı her gördüğümde acıyarak bakıyorum. ne kadar meraklısınız kadınları bir kalıba sokmaya. evlenmek için bu kadar yanıp tutuşan bir kadın zaten uzun bir eğitim hayatını düşünmez. bakın yanıp tutuşan dedim, evlenmeyi düşünen kişi elbette eğitimle evliliği bir arada yürütebilir. ama meraklı olmak, yanıp tutuşmak ayrıdır. tıp okuyan bir kızın hayattaki tek amacı da bir adama yüzük aldırmak olamaz. çünkü toplumun ona biçtiği görevlerin dışına çıkmak ve ideallerini gerçekleştirmek istiyordur. tıp okurken bazılarımız ilişkilere vakit ayırabiliyor, kimisi sadece derse odaklanıyor hal böyle olunca kimse yanaşmıyor daha hoşsohbet kızlara yöneliyorlar ve böyle böyle çember daralıyor. tıp dışındaki erkeklerin de çoğu doktor kadınlardan uzak duruyor bir bakmışsın geriye üç beş kişi kalmış. ama kadın doktorlar zaten bunun bilincinde, gerçekten sevdiği bir kişi karşısına çıkmadıysa da sırf çocuk yapmak için evlenmeyi mantıksız buluyor olabilir. keşke toplumla bu kadar iç içe olup başkalarının görüşlerinden, bize yöneltilen bakışlardan etkilenmesek. ama asıl gerekli olan toplumun görüşlerini değiştirebilmek tabii, bu da yavaş yavaş olacak. 30 yaşını geçenlere evde kalmış gözüyle bakılıyor. bence hiçbir yaşta evde kalmış denilmemeli ama o kadar medenileșmek hayal şu an... (ayrıca evde kalmak nedir ya hangi çağda yaşıyoruz)

sözlüğe bir not: sözlüğü aktif kullanan çoğunluğun erkek olduğunu düşünüyorum, yazar sayısında kadın yüksektir belki ama yazılanların içindeki cinsiyetçi içeriklerden anladığıma göre erkekler daha aktif kullanıyor. buradaki çoğu yazar ve onlara benign oyu veren okuyucu da dahil çok toplumun içinde kapalı kalmışlar sanırım. veya bir kadından kişisel mevzudan dolayı alıp veremediği var (evet temel sorun bazen böylesine basit ve yüzeysel olabiliyor). buraya kadar okumamışsınızdır belki ama uyacağınızı düşünmediğim bir tavsiye vereyim: biraz ufkunuzu açın, farklı kültürlerle tanışın. gidin farklı görüşteki insanları sabırla dinleyin, bu size hoşgörü becerisi sağlar.
son olarak çok basit bir cümleyle bitiriyorum, önce karşınızdakine saygı duymayı öğrenin.

alfa fetö protein

ınternette isminin "alfa-15 temmuz demokrasi şehitleri proteini" olarak değiştirildiği üzerine dedikodular dolaşmaktadır. umarım yalan haberdir (bkz: swh)

skerler eşiği

gerçekleşemeyen planlar bazında sıralarsak:
"eve gideyim de güzelce bi konu tekrarı yapayım..."
"önce bi yemek yiyim, sonra ders."
"yalnız yemek çok sıkıcı, dizi açayım bi yandan ses olsun"
-
dizi biter, heyecanlı bir sonla, swh.
-
"of sonraki bölümde ne olacak acaba, bir daha kim bilir ne zaman izlerim dur diğer bölümü de izliyim"
saat 22.00 suları
"biraz sosyal medya turu yapayım"
saat 23.30
"yarın 8.30'da visit var erken kalkmam lazım yarınki konulara mı baksam"
ders notlarını hazırlayış, oyalanış vs.
saat 00.00
"eeh s*kerler"
-
kapanış.

evlenilmeyecek kızlar

"sizinle evleneceklerine hiç evlenmesinler daha iyi zaten" dediğim kızlardır.

yazarların gerektiğinden fazla sahip olduğu şeyler

(bkz: rahatlık )
sınav dönemlerinde hiç kullanışlı olmuyor bu özellik. raadlığa doğru gidiyorsa sıkıntı büyük...

inekmatur

son günlerde beğendiğim bir uzun yazıya denk geldiğimde yazarının inekmatur olduğunu görüyorum. siyasi görüşlerinden bazılarını çok beğeniyorum, çoğu muhalif yazılar zaten. ama muhalif olma sebeplerimiz farklı biliyorum ve dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. bu ülkeye olan kini insanlarına mı yönelik yoksa hükümete mi iyi düşünmeli. ama bu tür sınıflamalara çok da önem veren birine benzemiyor zaten. ben onun dinden bağımsız ahlakı benimsediğini varsayarak yolundan devam etmesini öneriyorum, umarım iyi insanlar çıkar karşısına.
not: karşıt görüşlülere saygı duymayı öğrenmelisin veya en azından doktorluk yaparken maskelemeyi öğrensen iyi olur.

aşure

favoriye alternatif önerileri

birkaç öneri:
favori: lat. `ventus`
kalp: lat. `cor`
`oksitlemek` izin verin açıklayayım: sevince kalp atıyoruz, bilime uyarlarsak oksitosin salgılıyoruz aslında. sözlük diline uygun olması için de "oksitosin salgılattı" demek yerine "oksitledi" daha mantıklı bence. swh

seri malignite belirteci

bana bugün 28 malign atıldı sevgili sözlük. bari hepsini 3 dk içinde atmasaydın da ciddiye alabilseydim, swh.

-100. entry olarak bunu yazmışım. utan ey malignci!

uzun saçlarını kısacık kestiren kız

uzun saçlarını kısacık kestirmiștir.

içerik kuralları - iletişim