uzunyolunyolcusu

Durum: 1059 - 14 - 0 - 0 - 09.02.2020 00:40

Puan: 18193 -

4 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Rengarenk bir bataklığın içinde...
  • /
  • 106

asansör muhabbetleri

özellikle hastanenin asansöründe hasta ve hasta yakınlarıyla girilen bir hayli ilginç olabilen diyaloglar.

+stajyer misiniz siz kızım?
-evet stajyerim.
+ne güzel. meslek lisesinde mi okuyorsunuz?
-?!! yo tıp fakültesi 5. sınıf öğrencisiyim ben.
+(durumu toparlamaya çalışan teyzemiz) maşallah doktorlarımız ne kadar gençler böyle hehe

iki gün sonra ebru hoca(doçent bir hocamız) siz misiniz diye sordu biri. spektrum oldukça geniş. ufak bir şaşkınlıktan sonra hayır dedim ben değilim ebru hoca. stajyer doktorum diyemedim tabi tüm karizma gitmesin diye*

bunu da unutamıyorum. babasının kucağında yanında annesi de olan 2 yaşlarında sevimli bir bebek vardı. bir şeker bir şey bana bakıp bakıp gülümsüyor.
(babası gülerek)- oğlum yeter artık burda da mı ya? sabahtan beri kesmediğin doktor hemşire kalmadı.
(asansörde o an olan başka bir hasta yakını): erkek değil mi hepsi aynı işte*

ne yaşattılarsa artık kadına*

önlenemeyen tatlı krizleri

öncelikle meyve ve doğal şeker yoluyla çözülmesi gereken krizler. olmuyorsa oturup abartmadan yemek gerekiyor.

kütüphane ortamını rezil eden tipler

(bkz:yer kavgası yapan seviyesiz tipler)
saatlerce çantayı bırakıp çıkma diye bir şey olamaz. hadi diyelim oldu döndüğünde alıp defterini kitabını başka yere gitmesi gerekir. böyle saçma sapan hareketleri kimseye yakıştıramıyorum. hele o ortamda ağız dalaşı vesaire, üst düzey seviyesizlik.

saç boyatmak

özellikle açtırma kısmı saçları aşırı yıpratabilen, incelten hatta kıvırcıkların şeklini bozan eylem. lakin bu işe bir kere bulaşınca şu rengi de mi denesem, bunu da mı yaptırsam, ya da hiç yaptırmasam saçlarım mahvolur mu gibi soruların akıldan çıkamaz oluyor. henüz öğrenciyken, gençtir mazur görelim denilen pek de doğal durmayan farklı saç renklerini deneme fikri aklımdan çıkmıyor, içimde kalacak diye korkuyorum* kimyasal, zarar veriyor ama ne yapalım bir daha mı gelicez dünyaya diyip yaptırılıyor işte.
bir tanım daha: karar verince saç boyunuza göre en az 300- 500 tlyi gözden çıkarmanız gereken eylem. kuaför olmak varmış valla.

kırmızı ruj ve oje

dudak kalemi ile kullanılması gereken ve sürmesi işkence gibi bir şey olan ruj. ben beceriksiz olduğum için de olabilir. lakin şöyle bir gerçek var ki, bundan birkaç ay önceye kadar ''saçmalamayın kırmızı ruj ne ya'' diyen biriyken bir kere yakışan tonu denedikten sonra o rujla dolapta her gün göz göze gelip kullanmak için fırsat kollamaya başlıyorsunuz. her ortamda her tonu bazen olmayabiliyor, ama kiremit veya hafif pembeye kaçan günlük kullanıma uygun tonları da var. böyle bağımlılık gibi bir şey. ojeyi ise genel olarak sevmiyorum, hele kırmızı ojeyi hiç hiç sevmiyorum. kırmızı oje nedir ya höf* 3 ay sonra kırmızı oje bağımlısı oldum diye editlenmez umarım*

şeytan'ın en çok kullandığı kelimeler

daha vakit çok, son dakika gelsin bakalım.
 spoiler!
hayatımın özeti gibi bir cümle

savaş sanatı

''askerlerimin fazladan zenginliğinin olmaması onların zenginliği sevmemesinden, ölümden korkmamaları uzun yaşamak istememelerinden değildir.
hücum emri verildiği anda oturmakta olan askerlerin gözyaşları giysilerini ıslatır. hissizleşip uzananların gözyaşları yanaklarından aşağı süzülür. onları dönüşü olmayan bir yola sürüklerseniz, tıpkı zhu ve gui gibi cesur olacaklardır.''


m.ö. 6. yüzyılda yaşamış çinli düşünür ve komutan olarak bilinen (bkz:sun zi)'nin savaş stratejilerini anlattığı eseri. ince olmasıyla hemen biten bir kitap ancak üzerinde düşünülesi şeyler anlatıyor. şimdiye kadar üzerine en çok araştırmaların ve tartışmaların yapıldığı strateji kitabı olarak biliniyor. özellikle liderlik pozisyonunda ve hayatın farklı alanlarında da işinize yarayabilecek veya üzerinde düşünüp ''acaba'' diyebileceğiniz stratejiler içeriyor. ilginiz varsa seversiniz, ama ilginiz yoksa da farklı konularda bir şeyler okumak isterseniz yine seversiniz. ben sevdim.

''olağanüstü ödüller ve olağanüstü emirler ver ki bütün bir orduyu adeta tek bir asker gibi yönet. orduna talimatlar ver ancak asla planlarını açık etme; avantajlarını anlat, fakat tehlike ve zararlardan bahsetme. onları ölüm kalım savaşına it ki hayatta kalabilsinler. ordu ancak böyle bir tehlikeden çıkarsa hezimeti zafere çevirebilir.''

tıbbiyeli itiraf

gece gece aklıma sihirli annemde çileğin geleceğe gidip cem çocuğunun adını tuğçe koyması geldi aklıma. ılginc bir senaryo. o değil de dünya böyle bir dünya insan böyle bir yaratık kimsenin yapabileceği bir şey yok. yaşıyoruz sessizce. kendimizce. büyümemiz için bir şeylerin olması gerek. o bir şeylerin kaynağı da yine biziz. olması gerekenler oluyor. herkes bir şeyler yaşamak zorunda. alakasız gibi duruyor lakin yazar düşüncelerini toplamakta zorlanıyor veya bir kısmını kendine saklamak amacıyla dolambaçlı yollara sürüklüyor olabilir. nasılsa dokunulmaz başlık.

geceye bir şarkı bırak

telefonu alo diye açmak

  • /
  • 106

gece acıkmak

gecenin bir vakti adana'nın kebaplarından ve masayı donatıp beş kuruş para almamalarından konuşuyorsanız, bunu da fotoğraflı falan belgeli kanıtlı bir şekilde yapıyorsanız kaçınılmaz olandır (dün gece için üzgünüm uyy*)

neyse ki konuyu açan kişi bu hisse karşı immündür, kendisi etkilenmez *

tıbbiyeli sözlük 90'lar kuşağı

doktor bey diye hitap edilen kadın doktor

ozellikle kucuk yerlerde sikca sahit olunan durumdur. aslinda bu hem toplumun kadina verdigi rolun hem de doktora duyulan sayginin bir gostergesi. gercek turk kulturu boyle degil ama gunumuzde kadin ikinci planda kalmaya itiliyor. elinin hamuruyla erkek isine karismak, kiz gibi aglamak vs deyimler de goz onunde bulunduruldugunda bu yeni olan bir durum degil diyebiliriz. dilimize deyimlerle girebilecek kadar eski bir durum hatta. kadin gucsuzdur, muhtactir.

bu ortamda siz doktor avukat hakim olup bu cerceveyi kirip ortaya ciktiginizda kafalar karisiyor. ortada alisik olunmayan bir durum var. bir kadin bu basariyi yakalayamaz diyor kisi ve sizi bey olmaya terfi ettiriyor.

doktor saygi duyulan bir is yapar.
doktor dedigin erkek olur.

karsisinda bir kadin oldugunun gayet farkinda olmasina ragmen " doktor bey" diyor size.

ılk karsilastigimda "ben bey degilim" derdim gulumseyerek ama amcalar teyzeler "evet ama iste.." derlerdi. baslarda rahatsiz etse de uzerine dusununce deprem etkisi yapiyor zihnimde.

bir kadin olarak o cerceveyi un ufak ettiginizi gorebilirsiniz. aslinda okurken de farkindaydim bunun. ben geleneksel bir yapida buyudum. ortaokuldayken "elin oglu yaptigin pilava bakar" diyenler fen lisesi bitirip tip kazaninca "birak yavrum sen dersine bak. bilmeyiver kolunda altin bilezigin olsun, yemegin de yapilir evin de temizlenir." demeye basladilar.

bir kadin olarak ben okuma yazma bilmeyen o amcanin teyzenin gozunde bey oldum. bunu basardim. bunu konusmadan kendimi anlatmadan yaptim. ben talep etmedim. yanina yaklastim derdini sordum ve oldu.

daha derin dusununce bu ne demek biliyor musunuz? bey olanlarin yapabildigi seyleri yaparsam beni yadirgamayacaklar demek. gece sokakta gezebilirim, soz sahibi olabilirim, saygi duyulabilirim, ev gecindirebilirim, tek basima yasayabilirim, sevdiklerimi koruyabilirim. muhtac biri degilim ben o amcanin teyzenin gozunde. babasinin kocasinin eline bakan biri degilim. bir bey kadar gucluyum.

aslinda her kadinin istedigi gibi esitim yani. bir beye esitim. ustelik oyle modern goruslere sahip birinin gozunde degil, o kolay cunku.. olmasi gereken zaten o. ben belki de bir koyde dogup ayni koyde buyuyup evlenip yaslanip hastaneye gelmis o teyzenin amcanin gozunde bir beye esitim. cok daha degerli.

kiz cocuklarimizin bir beye esit olmasi icin ille de doktor avukat hakim savci muhendis olmasi gerekmeyen gunleri de gormek umidiyle... o gunler gelene kadar guclu kizlar yetistirmek umidiyle..

iz bırakan kitap cümleleri

"o gün schubert'in serenad'ı çalıyordu. insanın içine işleyen müzik akıp giderken, genç kız ayağa kalktı ve kapıyı açıp balkona çıktı. üniversiteye ait bu binanın arka tarafa bakan balkonundan, okulun boş bahçesi görünüyordu. tatil günü olduğu için nadia'nın oraya gelmesinde bir sakınca görmüyorlardı. nadia balkonda, arkası müzik çalışan gençlere dönük, kıpırdamadan orada öylece durmaya başladı.

eser bitince max da balkona çıktı. omuzlarından tutup yumuşak bir şekilde kızı kendisine çevirdi. birden yüreği yandı genç asistanın. kızın güzel gözleri yaş içindeydi. hiçbir şey söylemeden genç adamın gözlerine baktı, sonra boynuna sarıldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

max kızın hıçkırıklarının biraz azalmasını bekledikten sonra sordu: "nedir seni üzen..?"

"söylediklerim belki anlaşılmaz gelebilir ama" dedi, "güzelliğin bu derecesi içimde sevinçle birlikte bir acı duygusu yaratıyor. belki de insan olmanın sınırlarının aşıldığını hissediyorum. varoluşsal bir boşluğa düşüyorum. insan böyle bir şeyi nasıl yaratabilir.. nasıl yaratabilir? tanrı'nın sesi bu !"

sözlük yazarlarının cenazelerinde çalınmasını istediği şarkı

sözlük yazarlarının cenazelerinde çalınmasını istediği şarkı

entry nick uyumu

doktor duası

mesleğe geçmeden el açtım allahım sana
akıl sağlık mutluluk bol ineklik ver bana
çalışmazsam sınıf geçemem
okulumu bitiremem
tekrarları edelim
sınavları geçelim
malpraktisten koruyan allaha
her zaman dua edelim

deprem

son zamanlardaki durumumu özetleyen malt şarkısı.

ne olurdu sen benim olsaydın

şarkıya haksızlık olacak belki ama; başlık bana ilk olarak, “sen neden bena böyle yaptın leyla” diyen genci hatırlatmış ve gülümsememe sebep olmuştur. başlığı görür görmez onun şivesiyle okudum.
(bkz:lanet olsun bu hayat lanet olsun bu sevgim) dırıt dırııttt... *

Toplam entry sayısı: 1059

uzunyolunyolcusu ile gecenin demi

dem neydi? biraz durup nefes almaktı. zamanı dinlemekti. yavaşlamaktı. gelin alalım çaylarımızı bırakalım kendimizi gecenin demine. rengine kokusuna varalım, unutalım, hatırlayalım, dinleyelim, söyleyelim, çalalım. perşembe akşamı saat 10'da türk müziği konseptiyle ve sürprizleriyle bizim radyomuz tıbbiyeli radyoda. hepinizi bekliyor olacağım.

ortalama bir tip olup ben farklıyım diye düşünmek

ortalama tip kimdir diye düşündüm ve aklıma ilk olarak kürk mantolu madonnadaki raif efendi geldi. ne kadar da ortalama bir tip değil mi dışarıdan bakınca. peki iç dünyasını okuyunca, nedenini okuyunca da aynı şeyi mi düşündük? peki herkesin tüm yaşadıklarını biliyor muyuz ki insanları bu sınıflamaya koyuyoruz. demem o ki herkesin içinde fırtınaları var, ya kimse ortalama değil ya da herkes ortalama. başka yol düşünemiyorum.

yuvarlanıp gitmek

aşk

evet şimdik size bir aşk hikayesi. kız ve oğlan aşık olurlar lisede, sonra evlenmeye karar verirler. kız oğlanı bekler, askerliğini bekler, ailesinin durumu da pek iyi değildır bir sürü acı çeker. ama en sonunda evlenirler, hep mutlu olacaklarını düşünürler. kadın ev hanımıdır, adam zamanla iyi bir iş kurar ve zengin olur bu sırada boy boy çocukları olur ta ki birkaç ay önceye kadar. bir yıldır kadın bir şeylerden şüphelenmektedir, ama ilk ve son aşkı olan bu adamın "tam 3 yıldır" kendisini aldattığını öğrenir. üstelik yaklaşık 3 yaşlarında da çocuğu vardır. kadın boşanmayı düşünür, özellikle kızı için vazgeçer. nörolojik ve psikiyatrik hastalıklar geçirir bu sırada. (bugün kendisi bizzat kocasıyla evimize geldi, süslenmiş, makyaj yapmış ve tarzını değiştirmiş spora başlamış, saçlarını boyatmış. bize hastanede yattığı günleri anlattı sonra, bir de sınava hazırlanan kızı için ne kadar üzüldüğünü. bunları duymak ve görmek inanın çok acı vericiydi) ne boka yaradı şimdi bu aşk? etrafımda kaçarak evlenen, birbirlerinin çocukluk aşkları olan insanları görüyorum mutsuzlar. hatta aşık olup kaçanlar ve eşinden şiddet gören insanlar tanıyorum. bu aşk kör edici bir şey. yaşımız itibariyle deneyimledik tabi, karşılıklı veya karşılıksız. ne bileyim hormonlar sayesinde kalbin çarpıyor, elin ayağın titriyor, midende kelebekler uçuşuyor falan güzel hoş da ya bunların hayal kırıklıklarına dair hiçbir güvencesi yok.
öte yandan bu türkülerı düşünüyorum,
"evvelim sen oldun, ahirim sensin."
ne bileyim o satırlar öyle herhangi bir ruh haliyle yazılamaz. aşk yok diyemeyeceğim kadar gerçek bir ruh hali. her şey iyi güzel de işte uzunluğunun garantisi yok. burada devreye sevgi giriyor artık, sadakat giriyor, saygı giriyor.demem o ki
saygı, sadakat ve sevgi bunlar aşktan çok daha büyük şeyler. bunlar yoksa aşk yalnızca gelip geçici bir hormonlar kıpırtısı. bu kadar net.

türbanından saç fışkırtan kızlar

hepimiz gibi öncelikle insandır. kimi zaman nefsani arzularına yenilir. mesela ben de yeterince yeniliyorum nefsani arzularıma ve kafamı kapatmıyorum, tesettüre girmiyorum. başka bir müslüman faizle ev-araba kredisi çekiyor, başka birisi gıybet ediyor, çoğumuz namazları kaçırıyor, kılmıyoruz.
şunu söylemek istiyorum, allah'ın koyduğu bazı kurallar allah ve kul arasındadır, bazıları ise toplumu düzeltmeye yöneliktir. ben tesettürü allah ile kul arasındaki kurallardan biri olarak görüyorum. ancak burada önemli yerlerden biri de şu bence, islamdaki örtünme adabı bellidir, baş örtüsü zaten farzdır. öncelikle bunu bilmek ve günah işlediğini farkında olmak gerekir. islamda böyle bir şey yok diyerek kendini temize çıkartmaya çalışmak hatadır, yanlışa yanlış elbette denmelidir. müslüman insanlar ellerinden geldiğince, nefsani duygularını dizginleyebildiği ölçüde bu kurallara uymaya çalışır. ben başı açık bir kadın olarak kapalı bir kadını kafasının önündeki saçları örtmediği, tayt giydiği için kınayamam. kimse mükemmel bir müslüman olmadığı için de bu kimseye düşmez, kaldı ki mükemmel olsalar dahi düşmez çünkü ''benim dinim bana, senin dinin sanadır.'' gerçekten kolay bir olay değil tam anlamıyla kapanmak. olayın islam'a göre yanlış olduğu zaten apaçık ortadadır, bu durumda bana ve diğer herkese düşen kendine bakmaktır.
bu durumu yargılamıyorum dediğim gibi ama sebeplerini düşünecek olursam bazı insanların din değil de, kültür sebebiyle kapandığı da olabilecek nedenler arasında. mesela bir arkadaşım memleketinde kadınların çoğunun tesettürlü olduğunu söylemişti, böyle bir ortamda yetişmiş ve saçları kapatmayı bir gelenek olarak algılamış kişilerin de olabileceğini düşünüyorum kendimce. veya dediğim gibi moda olduğunu, arkadaşlarında olduğunu görüp bunlara özenip yapmak isteyenler olabilir. ne olursa olsun kendi açımdan bakarsam, benden bir adım önde insanlardır. allah beni, onları ve isteyen herkesi doğru yola iletir umarım, temennilerim bu yöndedir. sürçi lisan ettiysem affola, saygılar sevgiler efendim.

seni seviyorum demenin farklı yolları

kuran kursuna giden küçük kardeşim geçen gün kurana geçmiş, annem de biraz rahatsızdı. o gün annemin yanına gelip başında kuran okumaya çalışmış. yani heceleye heceleye birkaç satır okumuştur ama annem çok mutlu olmuştu.

uzunyolunyolcusu ile gecenin demi

dem neydi? biraz durup nefes almaktı. zamanı dinlemekti. yavaşlamaktı. gelin alalım çaylarımızı bırakalım kendimizi gecenin demine. rengine kokusuna varalım, unutalım, hatırlayalım, dinleyelim, söyleyelim, çalalım. perşembe akşamı saat 10'da türk müziği konseptiyle ve sürprizleriyle bizim radyomuz tıbbiyeli radyoda. hepinizi bekliyor olacağım.

alınan en güzel iltifat

küçük kardeşime beni ne kadar seviyorsun dedim 200 lira kadar dedi. gayet iyi bence *swh

aşk

evet şimdik size bir aşk hikayesi. kız ve oğlan aşık olurlar lisede, sonra evlenmeye karar verirler. kız oğlanı bekler, askerliğini bekler, ailesinin durumu da pek iyi değildır bir sürü acı çeker. ama en sonunda evlenirler, hep mutlu olacaklarını düşünürler. kadın ev hanımıdır, adam zamanla iyi bir iş kurar ve zengin olur bu sırada boy boy çocukları olur ta ki birkaç ay önceye kadar. bir yıldır kadın bir şeylerden şüphelenmektedir, ama ilk ve son aşkı olan bu adamın "tam 3 yıldır" kendisini aldattığını öğrenir. üstelik yaklaşık 3 yaşlarında da çocuğu vardır. kadın boşanmayı düşünür, özellikle kızı için vazgeçer. nörolojik ve psikiyatrik hastalıklar geçirir bu sırada. (bugün kendisi bizzat kocasıyla evimize geldi, süslenmiş, makyaj yapmış ve tarzını değiştirmiş spora başlamış, saçlarını boyatmış. bize hastanede yattığı günleri anlattı sonra, bir de sınava hazırlanan kızı için ne kadar üzüldüğünü. bunları duymak ve görmek inanın çok acı vericiydi) ne boka yaradı şimdi bu aşk? etrafımda kaçarak evlenen, birbirlerinin çocukluk aşkları olan insanları görüyorum mutsuzlar. hatta aşık olup kaçanlar ve eşinden şiddet gören insanlar tanıyorum. bu aşk kör edici bir şey. yaşımız itibariyle deneyimledik tabi, karşılıklı veya karşılıksız. ne bileyim hormonlar sayesinde kalbin çarpıyor, elin ayağın titriyor, midende kelebekler uçuşuyor falan güzel hoş da ya bunların hayal kırıklıklarına dair hiçbir güvencesi yok.
öte yandan bu türkülerı düşünüyorum,
"evvelim sen oldun, ahirim sensin."
ne bileyim o satırlar öyle herhangi bir ruh haliyle yazılamaz. aşk yok diyemeyeceğim kadar gerçek bir ruh hali. her şey iyi güzel de işte uzunluğunun garantisi yok. burada devreye sevgi giriyor artık, sadakat giriyor, saygı giriyor.demem o ki
saygı, sadakat ve sevgi bunlar aşktan çok daha büyük şeyler. bunlar yoksa aşk yalnızca gelip geçici bir hormonlar kıpırtısı. bu kadar net.

çocuklarla diyaloglar

kardeşim ve arkadaşı kavga etmişler bir gün, arkadaşı bana ispiyonlamaya geldi.

-uzunyolunyolcusu abla, ali bana vurdu.

+nerene vurdu?

-yumurtalıklarıma vurdu

+nerene?!

-yumurtalıklarıma

+ hmmm?!! bir daha yapma lütfen ali.

(canım sen erkeksin, yumurtalığın da yok aslında diyemedim be sözlük. ama gülmemi tuttum bu da önemli tabi )

necdetersoz

fikirlerine katılmasam da özellikle bilimsel içerikli yazılarıyla sözlüğe önemli katkılarda bulunduğunu düşündüğüm yazar.

instagram

her açtığımda niye kapatamamışım ben hala bu hesabı ya diye düşündüğüm sosyal mecra. gerçekten gereksiz bir yerdir durduk yere insanlardan soğuyabilirsiniz. ama birini düzenli olarak stalklıyorsanız işinize yarar. ha bir de çekilişçi tayfa var. şimdiye kadar bir şey kazananı duymadım ama umut fakirin ekmeği işte
*

bir kadın susuyorsa

 spoiler!
su vermek en yerinde tercih olacaktır.

tatlı seferleri

eyy süngeroğulları! kazanmayı sizden öğrenecek değiliz! siz kimsiniz ya? *
bütün dünya bizi kıskanıyorken boyle yenildigimiz gibi asılsız iddialara kanmayın sayin sozluk ahalisi.

tayt giyen kızın asıl amacı


içerik kuralları - iletişim