uzunyolunyolcusu

Durum: 755 - 9 - 2 - 0 - 14.08.2018 21:54

Puan: 10994 -

2 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

eni vici vokke?
  • /
  • 76

korkulacak kisiler

diş fırçasının hangisi olduğunu karıştıran kişiler. her an sizinkiyle karıştırma ihtimalleri vardır. düşüncesi bile dehşet verici.
daha kötüsü de renk takıntısı olan bazi küçük çocuklar. dış fircanizin rengini beğendiyse, geçmiş olsun.
 spoiler!
based on a true story

yaz tatilinde ne yapıyoduk?

ekşi sözlük

afedersiniz herkese bok atmayı kendine amaç edinmiş, dahası bunu saygısızca ve abartılı bir şekilde yapan, acımasızca linç etmekten zevk duyan, bu şekilde ego tatmini sağlayan insanlarla dolu site. ayrıca yazılmış zaten her şey, ağız tadıyla bilgi verici entry de giremiyorsun. *
ama tavsiye ve bilgi almak, deneyimleri okumak için gayet yararlı, özellikle ekşi şeylerde bazen gerçekten okunmaya değer içerikler oluyor.

akdeniz

şu an genel olarak yanmakta olan bölge. umarım cehennemde akdenizli indirimi diye bir şey vardır. bol bol yanıyoruk zaten.

lâ'l


şu versiyonu efsane olan sertab erener şarkısı

yuvarlanıp gitmek

mustafa necati sepetçioğlu



ergenlik yıllarımda beni vampir ve kurt adam hikayeleri okumaktan kurtaran insan* ortaokul yılları boyunca eserlerini okuduğum1932-2006 yıllarında yaşamış tiyatro, destan derlemeleri, hikaye ve en çok da roman türünde eserler yazmış yazardır. kendisinin bütün romanlarını okuduğumu sanıyordum ama hala okumadığım 4 romanı varmış. kendisi 1998 yılında atatürk dil ve tarih kurumu yüksek şeref üyeliğine seçilmiş, birçok ödül almış. ilk başladığım ve çooook uzun bir zamanda bitirdiğim(birkaç yıl) kitapların yazarıdır ve beni fazla cilt sayılı kitaplarını okumaktan biraz* korkutmuştur. ama üslubu sıcacıktır, samimidir. tarihsel süreçte gerçekleşen ve yakın zamanda gerçekleşmiş farklı eserleri vardır. kendisini uzun bir giri ile tanıtma görevini kendime edinmiş bulunmaktayım.*
eserlerine bakacak olursak:
kilit (1971), anahtar (1972), kapı (1973), konak (1973), çatı (1974), üçler-yediler-kırklar (1975). bu eserler malazgirt’ten yıldınm bayezid’e kadar, türk tarihini başlıca büyük isimlerin odağında anlatan destan ve hikmet tarafları da güçlü olan romanlardır.

yıldınm bayezid’in timurlenk’e yenilişiyle başlayıp, oğullarının taht kavgaları içinde ilk yıkılış acılarını yaşayan taze osmanlı devletinin “fetret devri”ni ele alan bu üç roman: bu atlı geçide gider (1977), darağacı (1979), geçitteki ülke (1980)

daha sonra, fatih devrini anlatan ebemkuşağı (1980)
türkiye’nin bugününü bazı meseleleri ile anlatan karanlıkta mum ışığı (1978), sabır (1980), ve çanakka­le, ı geldiler, ıı gördüler, ııı döndüler (1989), kutsal mahpus (1990) romanları çıkmıştır.
elbette bunların özellikle ilk okuduğum ve kendisinin de ilk yazdığı kitaplarını şu an pek hatırlamıyorum, ama benim muhtemelen daha ilerleyen yıllarda okuduğumdan, ve daha kısa bir seri olduğundan
ve çanakkale geldiler
ve çanakkale gördüler
ve çanakkale döndüler
kitaplarını daha iyi anımsıyorum. ve o seriden çok etkilendiğimi hatırlıyorum, ve hatta oradaki baş kahramanlar aklıma geldikçe hala bir hüzünleniyorum. hele son kitapta bir final sahnesi vardı ki, sanki bir filmin son sahnesiymişçesine, gözlerimin önünde canlanıyor, hala düşündükçe gözlerim doluyor. muhtemelen ilerleyen zamanlarda tekrar okumak isteyeceğim kitaplar arasına girecek. en iyi hatırladığım ve en çok tavsiye ettiğim romanları bu çanakkale dizisi.
kendisi yazarlık anlayışından şu şekilde bahsediyor:
''mademki insanı anlatıyoruz, öyle ise onun mutluluğu için yazacağız; bu da, çirkinde bile var olabilen güzelliği aramak uğruna nice bir ömrü harcamak demek olacaktır. san´at adamının çok zor olan görevi de zaten burada başlar. hayat ile ömür arasındaki bağların oluşturduğu hem birbirinden ayrı hem içiçeleşmiş bir hürriyet bizim aradığımız mutluluğu meydana getirebilir mi?
bu soru, bize, insanın dünü, bugünü, yarını ile birlikte ölüm sonrası dünyasını da bir arada düşünmek mecburiyetini yüklüyor. iyinin, doğrunun ve güzelin uğrunda umutlanmış bir ömür, hayatı ve sonrasını gözardı edemez. o vakit de bütünlük ve bir'lik söz konusu edilecektir. orta asya´dan anadolu ve rumeli topraklarımıza büyüyüp beslenmiş bir kültürün değişik halkalarında "ham iken pişmiş" olan bizim insanımız için bu bir'lik ve bütünlük çok önemlidir. insanımızın mutluluğunu istiyorsak saldırmak ve yıkmak yerine güzelliğin yapıcı yolunu seçmek zorundayız.''

mekanı cennet olsun diyeceğim, bende derin izler bırakmış, belki de beni ben yapmış yazarlardan biridir, okumadığım dört kitabını da tamamlamayı düşünüyorum. beni hem tarihi hem gelişimsel yönden o dönemlerde güzel etkilemiş güzel kitapların sahibidir. nur içinde yatsındır.
(bu arada bu fotoğrafla aklımda yer edinmesinin sebebi kitaplarının oldukça eski basımlarını okumuş olmam, ve eski basım kitaplarının arka kapağında hep bu fotoğrafının olması.)

başka sevgilerde teselli bulmak

bir sezen aksu sarkısına gore tukendıgınız gunun turnusolu.

sıcak ekmeğe tereyağı sürüp tüketmek

gece gece "üffff beee" diye iç çekmenize ve acıkmanıza neden olan başlık. bayılırım.

incir reçeli

  • /
  • 76

yıllar geçse de unutulmayan sözler

benim için 2 tanedir.
ilki tıp öğrenciliğimde ziyarete gittiğim, çok sevdiğim, lise yıllarında okul yurdunun yanında oturan zeliha nine'nin sözüdür. lise bitti herkes pılını pırtını topladı gitti. her akşam yemeğinde ben lisenin arkasında sigara içerken yanıma gelip aç mısın aslanım diye soran zeliha nine ile aramda fazlasıyla sağlam bir bağ vardı zaten torunları gelmeden sobasını beraber taşır, tatil günleri yufka ekmeğini yaparken ben de onları ıslar, hazır hale getirirdim bir nevi günümüz tabiriyle yaş farkı fazla olan "kanka"lardık. çocukları hep başka illerdeydiler, zaten küçük bir anadolu şehri ev ise şehrin dışında gelen giden az zeliha teyzenin işi zordu. aradan zaman geçti ben ziyaretine gittim 2. sene bakındım etrafa evin eski halinden eser yok . otlar büyüyüp sararmış ekmek yapılan tandır kapatılmış. kapıyı çaldım baya bekledikten sonra zeliha nine açtı kapıyı yüzü sanki 2 değil 10 yıl yaşlanmıştı koltuk değneği var. beni görünce baya duygusal anlar yaşadık buyur etti girdim içeri gelen gidenin olmadığından dizlerindeki rahatsızlığının artık çekilmez boyutlara geldiğinden bahsetti. huzurevine gtmek istediğini de söyleyince ben çok şaşırdım ama aklım ermemiş olacak zira benim tanıdığım zeliha nine güçlü kadındı daha 2 sene önce evin bahçesinde kovalarla su taşıyordu. nedenini sorduğumda asla unutamayacağım sözleri işittim. " gribeyim bir can borcum var nasıl veririm bilmem ama burada ölürsem kokarım, kokarsam cenazemi yıkamazlar korkuyorum."


bir diğerini ise alzheimer hastası olan gene yaşı geçkin ayşe teyze'den bugün işittim. ayşe teyze'yi yemekleriyle tanıdım ben daha et kavurmayı bilmezken islim kebabı yapan bir kadından bahsediyorum sofrası dört dörtlük olurdu. rahatsızlandıktan sonra kendisine oğlu bakmaya başladı unutkanlığı ilerledikçe bakımı zorlaştı. bugün ziyaretine gittiğimde garip bi şekilde tanıdı beni ama kaç çocuğun var sorusunu 3 kere sormuştur. onunla muhabbet etmeye çalışırken ayağa kalkıp gitti nereye gidiyorsun dediğimde "karışma benim işime" dedi içeri bakıcısının yanına gidip bir şeyler fısıldadı ama net duyamadım tabi. sonra geldi gene konuşurken bakıcısı yemek yiyeceği tepsiyi getirdi. ayşe teyze bir anda öfkelendi ve hayatımda duyduğum en naif cümleleri söyledi. "ben sana içerde ne dedim. misafirin yanında yemek yenmez demedim mi?"

yazarları anlatan karikatürler

tıbbiyeli itiraf

bulunduğum yerden memnun değilim. bir şeylerin kendiliğinden olmasını beklemekten hatta hiçbir şey yapmamak memnun değilim.

ölüp gideceğimiz gerçeği

en çok da selâyla uyanınca akla gelen gerçektir.birinin gidiş haberi senin o gün için yaşam bileti aldığının haberi oluyor ama bir yandan da bir gün biri de benim selâmla uyanacak diyerek uyku mahmurluğuyla derin düşüncelere dalıp error veriyorsun.

tıbbiyeli sözlük

boş zamanlarımda sık sık ziyaret etmeye çalıştığım sözlük. takip ederim, sık sık akışı yenilerim, yazarları okurum, bir sürü perspektif var burada birçok anımı da burada paylaştım diğer sözlüklerden farklı mesleğimle ilgili detaylarla tanışıyorum. mutluyum burada olduğumda. bir sahil kasabasında rahatlamak gibi

rubato

kelime anlamı olarak ritmden tam ayrılmadan temponun yavaşlatılıp/hızlandırılarak serbestçe müzik icra edilmesi.

aynı zamanda eralp görgün, fatih ahıskalı, göksun çavdar ve özer arkun'dan oluşan müzik grubunun ismi.

ilk hüsnü arıkan ile düet yaptıkları kırık hava şarkısı ile dikkatimi çekmişlerdi.

güzel cover parçaların yer aldığı albümleri de bulunuyor.

sıcak ekmeğe tereyağı sürüp tüketmek

fırından henüz çıkmış ekmeğin (özellikle pidenin) arasına bolca tereyağı sürerek gerçekleştirilen, insana bolca serotonin salgılatan bir eylem.

güçsüzlüğünü belli etmemek

bir patlama noktasına kadar sürdürülebilecek eylem. o noktada da öyle bir patlarsınız ki güç müç kalmaz zaten bir daha.

yeni hayat

bir orhan pamuk romanıdır.kitabı isim ve motto benzerliği nedeniyle dante'nin aynı isimli kitabının çalıntısı gibi görenler var.
'bir gün bir roman okudum ve hayatım değişti.' cümlesi ile başlayan ve beni çok etkileyen bir roman.neredeyse her otobüs yolculuğumda bu kitaptan bir paragraf olsun okurum.otobüs yolculuğunda tekseniz canan'ı düşünür,mehmet'i hatırlar hüzünlenirsiniz.eğer yan koltukta karşı cinsten biri varsa o cananmış gibi,beraber yolculuğa çıkmış,yeni hayatın peşine düşmüş,meleği arar gibi hissedersiniz.muavin,şöför,aynalar,melekler...eğer kitabı okurken bir otobüs yolculuğu yapmıyorsanız hemen bir otobüse atlayasınız gelir.zira benim kitabı ilk okuduğum günden beri en büyük hayalim ileride gerçekten sevdiğim adamla terminale gidip ilk otobüse binip herhangi bir yerde tekrar inip nereye gittiğini bile bilmediğim bir otobüse binmek...bunu kendime tamam diyene kadar yapmak.bir hafta,on gün,bir ay...o otobüslerde bu kitabı okumak...
kitabın mistik,akıcı,şiirsel,büyüleyici bir dili var.bu nedenle bu kitabı ya seversiniz ya sıkıcı bulup nefret edersiniz."aynı masalları dinlemelerine rağmen, ötekiler hiç böyle bir şey yaşamadılar" -novalis- önsözüyle başlar ve sevenlerin bu kitabı neden seveceklerini açıklıyor zaten bence.
benim en sevdiğim orhan pamuk romanı.
şu kısım bence aşkı çok güzel özetliyor:
"bazı işaretlerden körlemesine medet ummaya başlamıştım. üst kata çıkan basamakların sayısı tek ise canan üst kattadır...vapurdan ilk atlayan ben olursam bugün gelecek.
vapurdan ilk ben atladım. kaldırım taşları arasındaki çizgilere hiç basmadım. hiç nefes almadan karaköy yer altı geçidinin bir girişinden girip ötekinden çıkmayı başardım.
nişantaşı’na gidip evlerinin pencerelerine bakıp dokuz bine kadar hiç şaşırmadan saydım. adının hem sevgili hem de allah anlamına geldiğini bilmeyenlerle dostluğu kestim.....
bir hafta boyunca gece saat tam üçte penceremden gözüken aydınlık pencerelerin sayılarını kendime tanıdığım yüzde beşlik yanılgı payını hiç geçmeden tahmin etmeyi başardım.
fuzuli’ nin:
“canan yok ise can gerekmez”
mısraını tersinden otuz dokuz kişiye söyledim. evlerine tam yirmi sekiz değişik ses ve kimlikle telefon edip onu sordum...her gün otuz dokuz kere canan demeden eve dönmedim.
ama canan gelmedi.”

kitaptan beğendiğim alıntılar diğer şöyle:
"neden kelimelerle düşünür de insan,görüntüler yüzünden acı çeker.'istiyorum, istiyorum' dedim kendime,tam da neyi istediğimi bilemeden."

"kederden ölüyormuş gibi yaparak yürüdüm karanlığa kederden ölerek."

"aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir. onu kucaklayarak, bütün dünyayı dışarda bırakma arzusudur. insanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir."

"odanın dışından bir yerden, sarkaçlı bir duvar saati dokuz kere zamanın ve hayatın geçiciliğini hatırlatarak dın dan vurdu."

"bir şey hatırlıyordum,korktum ve korkunca aklıma geleni söyledim: hayat,dedim,bir yolculuksa eğer,altı aydır ben de bir yoldayım,bir şey öğrendim,izin verin söyleyeyim.çünkü bir kitap okumuştum,bütün dünyamı kaybetmiştim,yenisini bulmak için yollara düşmüştüm!ne buldum?ne bulduğumu sanki sen söyleyiverecektin melek!bir an sustum,bir an düşündüm ve melek,dedim,ne dediğimi bilmeden ve birden bir rüyadan uyanır gibi hatırladım ve kalabalıkta seni aramaya başladım: aşk. "

tıbbiyeli sözlük'ün gündemden uzak olması

tıbbiyelinin kendi iç dünyasıyla fazlaca ilgili olduğunun ispatıdır. itiraf başlığı mesela gündemden hiç düşmüyor. bunun dışında stresten kaçınan, geyik muhabbeti yapmak isteyen de hayli fazla. ülke veya dünya gündemiyle ilgili bir başlık açıldığında ise oylayıp geçiyor çoğu kişi. ne yapalım biz de böyleyiz diyerek kabul ettim artık.

nüfusumuz sözlüğün adı sebebiyle doğal bir engelle karşı karşıya. kışın dersler, yazın tatil vs bitmeyen bahaneler üretiyoruz ama sözlüğün kapasitesi belli, bunu kabul edelim. hal böyleyken sitenin kalabalıklaşmasını beklemek saflık olur. bu kötü bir şey mi hayır bence değil. biz bize olmak, samimi bir ortama sahip olmak bana cazip geliyor. az ve öz olanı severim bu yüzden burayı tercih ediyorum.

diğer taraftan yazarlarımızın çizdiği profili görünce çok seviniyorum. meslektaşlarımın yeteneklerini, bilgi düzeylerini ve insani vasıflarını görmek, özellikle de her ilde bir tıp fakültesi açılmışken kaygı duyduğum yeni tıbbiyeli imajını takip etmek önem arzediyor. biliyorum konuyu çok dağıttım, biraz da itirafa çevirdim ama idare edin. sevgiler.

Toplam entry sayısı: 755

türbanından saç fışkırtan kızlar

hepimiz gibi öncelikle insandır. kimi zaman nefsani arzularına yenilir. mesela ben de yeterince yeniliyorum nefsani arzularıma ve kafamı kapatmıyorum, tesettüre girmiyorum. başka bir müslüman faizle ev-araba kredisi çekiyor, başka birisi gıybet ediyor, çoğumuz namazları kaçırıyor, kılmıyoruz.
şunu söylemek istiyorum, allah'ın koyduğu bazı kurallar allah ve kul arasındadır, bazıları ise toplumu düzeltmeye yöneliktir. ben tesettürü allah ile kul arasındaki kurallardan biri olarak görüyorum. ancak burada önemli yerlerden biri de şu bence, islamdaki örtünme adabı bellidir, baş örtüsü zaten farzdır. öncelikle bunu bilmek ve günah işlediğini farkında olmak gerekir. islamda böyle bir şey yok diyerek kendini temize çıkartmaya çalışmak hatadır, yanlışa yanlış elbette denmelidir. müslüman insanlar ellerinden geldiğince, nefsani duygularını dizginleyebildiği ölçüde bu kurallara uymaya çalışır. ben başı açık bir kadın olarak kapalı bir kadını kafasının önündeki saçları örtmediği, tayt giydiği için kınayamam. kimse mükemmel bir müslüman olmadığı için de bu kimseye düşmez, kaldı ki mükemmel olsalar dahi düşmez çünkü ''benim dinim bana, senin dinin sanadır.'' gerçekten kolay bir olay değil tam anlamıyla kapanmak. olayın islam'a göre yanlış olduğu zaten apaçık ortadadır, bu durumda bana ve diğer herkese düşen kendine bakmaktır.
bu durumu yargılamıyorum dediğim gibi ama sebeplerini düşünecek olursam bazı insanların din değil de, kültür sebebiyle kapandığı da olabilecek nedenler arasında. mesela bir arkadaşım memleketinde kadınların çoğunun tesettürlü olduğunu söylemişti, böyle bir ortamda yetişmiş ve saçları kapatmayı bir gelenek olarak algılamış kişilerin de olabileceğini düşünüyorum kendimce. veya dediğim gibi moda olduğunu, arkadaşlarında olduğunu görüp bunlara özenip yapmak isteyenler olabilir. ne olursa olsun kendi açımdan bakarsam, benden bir adım önde insanlardır. allah beni, onları ve isteyen herkesi doğru yola iletir umarım, temennilerim bu yöndedir. sürçi lisan ettiysem affola, saygılar sevgiler efendim.

yazar nick'inden uzmanlık tahmini

estrus-kadın doğum
lupus-dahiliye
sterilenjektor-anestezi uzmanı
hengâme-nöroloji
casper- psikiyatri
gabapentin-nöroloji
rigormortis-adli tıp
artize-plastik cerrahi
habbarul-pediatri
skyman-uzay ve havacılık hekimliği
hayatperest-kalp damar cerrahisi

tıbbiyeli itiraf

sorumluluk duygusuna sahip bir ablayım sözlük. hatta bazen abartıya kaçıyorum. anlatıyorum efendim, birkaç gün önce fake hesap açtım instagramda, öyle çiçek böcek fotoları falan atıyorum işte. dün biri mesaj attı, çocuk 10 yaşlarında minnak sarı bir şey.''mrb'' şeklinde. cevap yazmadım önce, sonra düşündüm ki ablalık vazifemi yerine getirmeliyim, sonuçta kötü niyetli birine de yürüme girişiminde bulunabilirdi o çocuk. ertesi gün de''cvp'' şeklinde bir mesaj geldi. sonra bu çocuğa uzunca bir mesaj yazdım, tanımadığın kişilere mesaj atmamalısın bence, insanlar sana yalan söyleyerek senden senin hakkında bir şeyler öğrenebilirler ve bunları kullanarak seni istemediğin işleri yapman için zorlayabilirler, bu kötü niyetli kişilerden biri ben de olabilirim veya sana başka mesaj atan biri de olabilir falan diye döşedim efendim. evet sonra çocuk korktu, ve block yememle kapanışı yapmış olduk. en azından her önüne gelene yürümez artık, bir sürü şey anlattım. benim küçük kardeşim öyle bir girişimde bulunsa, bunu yapana minnet duyardım. sonra döndüm ve dedim ki:
blocklandım ama huzurluyum.*

agbhs

tıbbiyeli itiraf

bazen diyorum ki kendime yaşa gitsin. her şey boş, vakit dar, düşünme bu kadar, kaygılanma, zorlaştırma hayatını. ne yapıyorsan kendine yapıyorsun, boşver artık aptal ve mutlu biri ol. uğraşma, her şeye koşmaya çalışma, boş zamanlarını doldurmaya çalışma her fırsatta tükenirsin. ne bileyim yaşa gitsin işte. yorulma bu kadar.

alınan en güzel iltifat

küçük kardeşime beni ne kadar seviyorsun dedim 200 lira kadar dedi. gayet iyi bence *swh

tıbbiyeli sözlük ile ilgili istekler

daha önce başlık ararken örneğin bir kelime yazdığımızda onunla ilgili başlıkları görebiliyorduk. ancak şu an bir başlık arıyorum, o başlığı tam olarak hatırlamıyorsam onunla ilgili önceden açılmış başlığı bulamıyorum. bunu bir yerlere yazmak niyetindeydim bir süredir iyi oldu bu başlık.
bir de önceden gördüğümüz giriyi benignledegimiz/malignledigimizı anlasak (sözlüğün yenilenmeden önceki halinde olduğu gibi) süper olacak

seni seviyorum demenin farklı yolları

kuran kursuna giden küçük kardeşim geçen gün kurana geçmiş, annem de biraz rahatsızdı. o gün annemin yanına gelip başında kuran okumaya çalışmış. yani heceleye heceleye birkaç satır okumuştur ama annem çok mutlu olmuştu.

tıbbiyeli itiraf

sorumluluk duygusuna sahip bir ablayım sözlük. hatta bazen abartıya kaçıyorum. anlatıyorum efendim, birkaç gün önce fake hesap açtım instagramda, öyle çiçek böcek fotoları falan atıyorum işte. dün biri mesaj attı, çocuk 10 yaşlarında minnak sarı bir şey.''mrb'' şeklinde. cevap yazmadım önce, sonra düşündüm ki ablalık vazifemi yerine getirmeliyim, sonuçta kötü niyetli birine de yürüme girişiminde bulunabilirdi o çocuk. ertesi gün de''cvp'' şeklinde bir mesaj geldi. sonra bu çocuğa uzunca bir mesaj yazdım, tanımadığın kişilere mesaj atmamalısın bence, insanlar sana yalan söyleyerek senden senin hakkında bir şeyler öğrenebilirler ve bunları kullanarak seni istemediğin işleri yapman için zorlayabilirler, bu kötü niyetli kişilerden biri ben de olabilirim veya sana başka mesaj atan biri de olabilir falan diye döşedim efendim. evet sonra çocuk korktu, ve block yememle kapanışı yapmış olduk. en azından her önüne gelene yürümez artık, bir sürü şey anlattım. benim küçük kardeşim öyle bir girişimde bulunsa, bunu yapana minnet duyardım. sonra döndüm ve dedim ki:
blocklandım ama huzurluyum.*

sevgilisiz yaşayabilen insan

"aşk kırıntısıya doymaktansa, tek başıma aç kalırım bu hayatta" felsefesini benimsemiş kişi

necdetersoz

fikirlerine katılmasam da özellikle bilimsel içerikli yazılarıyla sözlüğe önemli katkılarda bulunduğunu düşündüğüm yazar.

instagram

her açtığımda niye kapatamamışım ben hala bu hesabı ya diye düşündüğüm sosyal mecra. gerçekten gereksiz bir yerdir durduk yere insanlardan soğuyabilirsiniz. ama birini düzenli olarak stalklıyorsanız işinize yarar. ha bir de çekilişçi tayfa var. şimdiye kadar bir şey kazananı duymadım ama umut fakirin ekmeği işte
*

yaran whatsapp durum güncellemeleri

komite çıkışında bir whatsapp durumu
"bir dahakine günü gününe"
-tabi canım kesinlikle-

tıbbiyeli itiraf

itiraf ediyorum, trafikte birbirine laf söyleyenlere bir tuhaf bakardım, o sakin adam (veya kadın) nasıl bir anda o hale geliyor diye. valla ne yalan söyleyim çok keyifli bir şeymiş sözlük ya, şimdi anlıyorum.
bir şey daha söyleyim geçen gün arabayı avm'nin otoparkına park ettim. ondan sonra da dedim ki "tam olarak böyle park eden birisini görseydim ne sayardım arkasından be". çünkü iki arabalık yere böyle tam ortaya nasıl park ettim ben bile şaşırdım yani. tabi fark edince düzeltmedim de arkamdan saydırmışlardır. allah affetsin

dixi

yazılarını okuyunca şu dünyada yalnız olmadığımı anladığım, içten içe sempati duyduğum yazardır. ruhsal çalkantıları olan, bunları şeffaflıkla yazdığını düşündüğüm ve baş kaldırılarına saygı duyduğum, hatta bazen yazılarında ismini görmeden onun yazdığını tahmin ettiğim, velhasıl kelam bizzat görüp tanımadan sevdiğim yazarlardandır. var olsun

içerik kuralları - iletişim