uzunyolunyolcusu

Durum: 808 - 5 - 1 - 0 - 16.02.2019 21:02

Puan: 13017 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Rengarenk bir bataklığın içinde batışını izlerken hayatımın, gecenin sessizliğine direniyorum, içimdeki yalnızlığın gürültüsüyle.
  • /
  • 81

work and travel

amerikada calisma ve gezme imkani sunan ogrenci programi. giden ınsanlarin genellikle guzel anilarla dondugu zorluklari olan bir surec, assssllaa gitmeyin diyen bir guruh da var tabi. belki deneyimleyen arkadaslar deneyimlerini paylasmak isterler diyerek basligi acip kenara cekiliyorum.

sınav haftası hastalanmak

donem ikideyken cok kotusunu yasadigim durum. ıki hafta boyunca hicbir sey yiyememistim, yalnizca meyve suyu gibi bir seyler icebiliyordum, zaten her ictigim seyi de kusuyordum, defalarca serum yedim. asiri istahsizlik halsizlikle beraber ayakta zor duruyordum. sinava girerken hocadan rica edip kapiya en yakin yere oturmustum elimde posetle, sinav bitmeden disari zor atmistim kendimi. disari ciktigimda hemen hastaneye gittik cunku etrafi artik flu gormeye baslamistim. ha poset aklina nereden geldi diyecek olabilirsiniz, birkac gun once de okulun ortasına kusmustum*. bu anilar korkunç ama bir tek okulun ortasina kusmus olmam beni su an rahatlatan bir dusunce. sanki okulun bana yaptiklarinin butun acisini cikarmisim gibi. oh be okulun ortasina nasil da kusmustum ne iyi etmisim keyfim yerine geldi * 40 kusur bir not almisim, helal olsun diyorum kendime. 10 bile alsam hakliydim cunku.
not: arkadaslar beterin beteri var unutmayin, kendinize iyi bakin. hepinize saglikli geceler.

angelo rules


cartoon network te yayınlanmakta olan en sevdiğim çizgi dizi. bölümleri 10 dakika ve çok eğlenceli. tatilde oturdum en baştan izlemeye başladım. başlığını açmasam olmazdı.*

tıbbiyeli itiraf

su an kuafordeyim ve ilk kez sacimi boyatiyorum sozluk. asiri stresliyim, oturdum ve hic aklimda olmayan bir rengi sectim. hep bu kardesim yuzunden. en son sozlude bu kadar stres yapmistim sanirim. bu tarihi ani niyeyse bir yerlere yazmak istedim *

beyaz geceler

"tanrım! bir anlık mutluluk koskoca bir ömürde az şey mi?.."


dostoyevskinin sibiryaya sürgün edilmeden 1 yıl önce yazdığı tanınmış romanı. bir hayalperesti anlatıyor, konusunu öğrenir öğrenmez okumaya başladım. dostoyevskinin romanlarını ve dilini zaten severim, bu da en sevdiğim romanlarından biri oldu.

"o yorulmak bilmez hayalgücünün de bir gün yorulacağını, sürekli gerilim içinde olmaktan bitap düşeceğini hissedersin, çünkü büyümekte ve eski ideallerini geride bırakmaktasındır; o idealler de parçalanıp toza toprağa karışır; eğer başka bir yaşamın yoksa yenisini yine bu parçalardan inşa etmek gerekir. ama tam da o sırada ruhun başka bir şey ister, emreder! ama hayalperest, küle dönmüş eski hayallerinden onu tekrar harlayacak, donmuş yüreğini yepyeni bir ateşle yeniden tutuşturacak hiç değilse ufak bir kıvılcım bulmak için közleri beyhude didikler durur; tek isteği, eskiden onu sevindiren, can veren, onun kanını kaynatan, gözlerinden yaşları söküp alan ve ihtişamıyla onu aldatan ne varsa yeniden ortaya çıkarabilmektir!"

hoşlanılan dişinin adanalı çıkması

gurban olunası, gadası alınası durumdur. hadi yine iyisinizdir. *

unutulamayan anne sözleri

annemin çok sevdiği bir müzisyen var. konserine gidip canlı da dinlemiştik trt sanatçısı bir adam, sesi de güzel başarılı bir yorumcu her neyse. annem hadi şu adamdan bir şarkı aç da dinleyelim der, açarım bir şarkısını. dinlerken her defasında istisnasız "bu adamın karısı doktormuş uyy" der. bakın istisnasız diyorum, on sefer falan oldu herhalde. bunun altında bir subliminal mesaj var artık bunda karar kıldım.*
üzerimde bilincimi yönlendirmeye yönelik deneyler yapıyor olabilir.* ah bu anneler *

hayata bağlayan hoş detaylar

hala okunmamış güzel kitapların keşfedilmemiş müziklerin, cevaplanamamış soruların, gezilmemiş yerlerin, yapılmamış salaklıkların olduğunu bilmek. hayata bağlayan şeylerden en önemlisi yaşıyor olmak sanırım.

 spoiler!
"yüzme bilmeden daha
deniz görmeden
hiç güneşte yanmadan
şimdi ölmek istemem
bir kalbi sarmadan"

tayt giyen kızın asıl amacı

sezen aksu

ölmeden önce yapmam gerekenler listesine konserine gitmeyi eklediğim muhteşem sanatçı diyeceğim de az gelecek. sezen aksu ismini söyleyince başka herhangi bir sıfat kullanmaya gerek kalmıyor zaten. kendisiyle aynı dönemde yaşadığım için şanslı hissettiğim insan. bunlar nasıl şarkılar diyorum bin kere de dinlesem. eskimiyor, eskimeyecek tahmin etmesi zor değil. bende yeri apayrı.
  • /
  • 81

unutulamayan anne sözleri

asla yanılmaz kadın anam. olan hep bana oluyor.

tıbbiyeli itiraf

bugün sevdiğim adamdan evlilik teklifi aldım sözlük.

geceye bir şiir bırak

erkeklerin boy uzunluklarına göre genellenmesi

kısa boylu erkekler fırlama ve çakal olur. uzun boylu erkekler rahat ve sakin olur. orta boylu erkekler ise asil olurlar. kısa boylu erkekler ergenlik civarında karakterleri oluşurken çevrelerinin içinde kendilerini güçsüz hissederler ve hile hurda yoluyla kendilerini korurlar. uzun boylu erkekler buna ihtiyaç duymamıştır çünkü boylarından kaynaklı bir özgüvenleri oluşmuştur. orta boylu erkekler ise bu ikisi kadar farkedilmedikleri ve göze batmadıklarından gelişimlerini daha çok kendi kendilerine ve olgun bir şekilde, çevrenin etkisinin üzerlerinde diğerlerine nazaran daha az hissederek gelişirler. bu sebeple olgun ve asil olmaları muhtemeldir.

bu yaptığım genellemeler boy uzunluğunun doğrudan doğruya karakter üzerinde bir etkisi olduğunu kesinlikle göstermez. bu etkiler çevre kaynaklıdır. bu genellemeler sadece genellemelerdir, herkeste geçerli olacak diye bir şart yoktur. bu karakter yolakları genellemesi çevrenin etkisinden ihdas olunduğu için, kısa boylu birisi çevreden uzun boylulara davranıldığı gibi etkiler alırsa bu genellemedeki uzun boylulara benzemesi beklenir.

tıbbiyeli itiraf

büyümenin yaşı yoktur,en azından bana göre.çünkü ben biraz daha büyüdüm sevgili sözlük.olgunlaştığımı,level atladığımı hissediyorum sanki.bunları;planladığım şeylerin tamamen iptal olmasından sonra hayatın beni başka bir yere yolladığını,bir deniz kenarında sigaramdan küçük nefesler çekerken düşünüp anlıyorum,adeta demleniyorum ya da budist inanışına göre bir ağaç altında aydınlanan buda gibi aydınlanıyorum.hayatla kavga edilmez.bunun zaten farkındaydım,biliyordum.hayat denen şeyin bize uymadığını bizim ona uymamız gerektiğini biliyordum,şanslıysak aynı tarafta oluruz ama neden bu kabullenişe rağmen gücünü göstermeye çalışıyor bu “hayat”?büyüyorum sözlük,farklı pencerelerden daha rahat şekilde bakabiliyorum artık.herkese nasip olmaz belki de ya da herkes başaramaz,kim bilir?ama olması gereken bu belki de.ne olursa olsun büyümenin yaşı yokmuş...

opera

oyuncularının ses özelliğinin ön plana çıktığı ve müziğin ön planda olduğu tiyatro türünden bir sahne sanatıdır.
italya'da ortaya çıkmış, diğer avrupa ülkelerine sonradan yayılmıştır. avrupa'da en köklü opera geleneği italya ve daha sonra almanca konuşan ülkelerdedir. bununla birlikte türkiye de dahil avrupa kıtasının tümüne, daha sonra da dünya geneline yayılmıştır.
düşüncem şu, türkiye, tarihi ve geleneği ile avrupa sahnesinin bir parçası ve bu yüzden kendine özgü opera eserlerini artırmalı. ayrıca yabancı eserlerin de en iyi şekilde icra edilmesi hem bizleri hem de diğer ülkeleri hayran bırakacaktır. kendi opera eserlerimizi yaparken sanatçıların ilham alacağı yer batıdaki eserler dışında asıl kendi halk müziğimiz, kendi halk kültürümüz, kendi tarihi olaylarımız (mesela kurtuluş savaşı, türk devrimleri gibi...) olmalı. çünkü opera ulusal kimliklerin pekiştiği bir başka kulvar. ülkemizin her bölgesinden müzik fışkırıyor ama biz bunu fark edemiyoruz. ayrıca osmanlı devri türk klasik müziği de operaya uyarlanabilir.
erken cumhuriyet döneminde türk operası büyük yol kat etmiştir. devamı, kaderi gelecek nesil türk sanatçılarının elindedir. umarım operada bir gün daha da yükseliriz.

tıbbiyeli itiraf

küçükken markete gittiğimizde abur cubur için izin isterdim bazen izin vermezlerdi işte o vakitlerde “benim olmayacaksa kimsenin olmayacak” diye dışımdan söylene söylene kekleri avucuma alıp mıncıklardım browni intense yeni çıkmıştı herhalde benden neler çekti ah ah bu arada negroyu da kırdığımı hatırlıyorum hiç de böyle cazgır bir çocuk değildim ama boğaz işte

muvaffakiyet fedakârlık ister

az önce bir film izledik, ailecek. çok alışkın olduğumuz bir şey değildi ama yaptık. arkasındaki kaya gibi babasıyla birlikte zafere koşan bir karakterin uzun soluklu bir başarı hikayesiydi. film önemli değil, kimin neyi başardığı, arkasında kimin olduğu da önemli değil.
ben burada ciddi bir hayat yaşıyorum arkadaşlar: kendi hayatımı. yapmak isteyip yapamadıklarımın arasında zaman zaman bunaldığım bu hayatın tam ortasındayım ben. 'niye olmuyor'larla dolu kaygıların tam ortasında.
neyi anladım biliyor musunuz? bunca insandan farklı şekilde arzuladığım şeylere rağmen bunca insanlarla hep aynı şeyleri yaptığımı. fark ortaya koymak isterken diğerlerinden başka hiçbir farklılık yapmadığımı. hayatın, arzu edenlere arzusunu vermek mükellefiyetinde bir cennet olduğu hayaline kapılmışım. oysa kaç kere duyduğumun haddi hesabı yoktu şu sözün: muvaffakiyet, fedakârlık ister.
bu sefer sanırım anladım. bu sefer ilk kez iliklerime kadar hissettim. farklı bir şey olmak istiyorsam farklı bir şey, bir çaba, bir emek ortaya koymam gerek. ve bu hayatı ciddiye alıyorsam eğer, bunu yapmaya da hazır olmalıyım. sanırım artık hazırım. biinayetillah.

tanrı ile cerrah arasındaki fark

tanrı cerrahın bildiği tüm şeyleri yaratandır.
cerrah, yaratma eylemini kendine yakıştırmaya çalışan küçük şımarık çocuktur.

büyü

ama ben büyümek istemiyorum.

Toplam entry sayısı: 808

aşk

evet şimdik size bir aşk hikayesi. kız ve oğlan aşık olurlar lisede, sonra evlenmeye karar verirler. kız oğlanı bekler, askerliğini bekler, ailesinin durumu da pek iyi değildır bir sürü acı çeker. ama en sonunda evlenirler, hep mutlu olacaklarını düşünürler. kadın ev hanımıdır, adam zamanla iyi bir iş kurar ve zengin olur bu sırada boy boy çocukları olur ta ki birkaç ay önceye kadar. bir yıldır kadın bir şeylerden şüphelenmektedir, ama ilk ve son aşkı olan bu adamın "tam 3 yıldır" kendisini aldattığını öğrenir. üstelik yaklaşık 3 yaşlarında da çocuğu vardır. kadın boşanmayı düşünür, özellikle kızı için vazgeçer. nörolojik ve psikiyatrik hastalıklar geçirir bu sırada. (bugün kendisi bizzat kocasıyla evimize geldi, süslenmiş, makyaj yapmış ve tarzını değiştirmiş spora başlamış, saçlarını boyatmış. bize hastanede yattığı günleri anlattı sonra, bir de sınava hazırlanan kızı için ne kadar üzüldüğünü. bunları duymak ve görmek inanın çok acı vericiydi) ne boka yaradı şimdi bu aşk? etrafımda kaçarak evlenen, birbirlerinin çocukluk aşkları olan insanları görüyorum mutsuzlar. hatta aşık olup kaçanlar ve eşinden şiddet gören insanlar tanıyorum. bu aşk kör edici bir şey. yaşımız itibariyle deneyimledik tabi, karşılıklı veya karşılıksız. ne bileyim hormonlar sayesinde kalbin çarpıyor, elin ayağın titriyor, midende kelebekler uçuşuyor falan güzel hoş da ya bunların hayal kırıklıklarına dair hiçbir güvencesi yok.
öte yandan bu türkülerı düşünüyorum,
"evvelim sen oldun, ahirim sensin."
ne bileyim o satırlar öyle herhangi bir ruh haliyle yazılamaz. aşk yok diyemeyeceğim kadar gerçek bir ruh hali. her şey iyi güzel de işte uzunluğunun garantisi yok. burada devreye sevgi giriyor artık, sadakat giriyor, saygı giriyor.demem o ki
saygı, sadakat ve sevgi bunlar aşktan çok daha büyük şeyler. bunlar yoksa aşk yalnızca gelip geçici bir hormonlar kıpırtısı. bu kadar net.

yuvarlanıp gitmek

ortalama bir tip olup ben farklıyım diye düşünmek

ortalama tip kimdir diye düşündüm ve aklıma ilk olarak kürk mantolu madonnadaki raif efendi geldi. ne kadar da ortalama bir tip değil mi dışarıdan bakınca. peki iç dünyasını okuyunca, nedenini okuyunca da aynı şeyi mi düşündük? peki herkesin tüm yaşadıklarını biliyor muyuz ki insanları bu sınıflamaya koyuyoruz. demem o ki herkesin içinde fırtınaları var, ya kimse ortalama değil ya da herkes ortalama. başka yol düşünemiyorum.

türbanından saç fışkırtan kızlar

hepimiz gibi öncelikle insandır. kimi zaman nefsani arzularına yenilir. mesela ben de yeterince yeniliyorum nefsani arzularıma ve kafamı kapatmıyorum, tesettüre girmiyorum. başka bir müslüman faizle ev-araba kredisi çekiyor, başka birisi gıybet ediyor, çoğumuz namazları kaçırıyor, kılmıyoruz.
şunu söylemek istiyorum, allah'ın koyduğu bazı kurallar allah ve kul arasındadır, bazıları ise toplumu düzeltmeye yöneliktir. ben tesettürü allah ile kul arasındaki kurallardan biri olarak görüyorum. ancak burada önemli yerlerden biri de şu bence, islamdaki örtünme adabı bellidir, baş örtüsü zaten farzdır. öncelikle bunu bilmek ve günah işlediğini farkında olmak gerekir. islamda böyle bir şey yok diyerek kendini temize çıkartmaya çalışmak hatadır, yanlışa yanlış elbette denmelidir. müslüman insanlar ellerinden geldiğince, nefsani duygularını dizginleyebildiği ölçüde bu kurallara uymaya çalışır. ben başı açık bir kadın olarak kapalı bir kadını kafasının önündeki saçları örtmediği, tayt giydiği için kınayamam. kimse mükemmel bir müslüman olmadığı için de bu kimseye düşmez, kaldı ki mükemmel olsalar dahi düşmez çünkü ''benim dinim bana, senin dinin sanadır.'' gerçekten kolay bir olay değil tam anlamıyla kapanmak. olayın islam'a göre yanlış olduğu zaten apaçık ortadadır, bu durumda bana ve diğer herkese düşen kendine bakmaktır.
bu durumu yargılamıyorum dediğim gibi ama sebeplerini düşünecek olursam bazı insanların din değil de, kültür sebebiyle kapandığı da olabilecek nedenler arasında. mesela bir arkadaşım memleketinde kadınların çoğunun tesettürlü olduğunu söylemişti, böyle bir ortamda yetişmiş ve saçları kapatmayı bir gelenek olarak algılamış kişilerin de olabileceğini düşünüyorum kendimce. veya dediğim gibi moda olduğunu, arkadaşlarında olduğunu görüp bunlara özenip yapmak isteyenler olabilir. ne olursa olsun kendi açımdan bakarsam, benden bir adım önde insanlardır. allah beni, onları ve isteyen herkesi doğru yola iletir umarım, temennilerim bu yöndedir. sürçi lisan ettiysem affola, saygılar sevgiler efendim.

hayata bağlayan hoş detaylar

hala okunmamış güzel kitapların keşfedilmemiş müziklerin, cevaplanamamış soruların, gezilmemiş yerlerin, yapılmamış salaklıkların olduğunu bilmek. hayata bağlayan şeylerden en önemlisi yaşıyor olmak sanırım.

 spoiler!
"yüzme bilmeden daha
deniz görmeden
hiç güneşte yanmadan
şimdi ölmek istemem
bir kalbi sarmadan"

seni seviyorum demenin farklı yolları

kuran kursuna giden küçük kardeşim geçen gün kurana geçmiş, annem de biraz rahatsızdı. o gün annemin yanına gelip başında kuran okumaya çalışmış. yani heceleye heceleye birkaç satır okumuştur ama annem çok mutlu olmuştu.

alınan en güzel iltifat

küçük kardeşime beni ne kadar seviyorsun dedim 200 lira kadar dedi. gayet iyi bence *swh

aşk

evet şimdik size bir aşk hikayesi. kız ve oğlan aşık olurlar lisede, sonra evlenmeye karar verirler. kız oğlanı bekler, askerliğini bekler, ailesinin durumu da pek iyi değildır bir sürü acı çeker. ama en sonunda evlenirler, hep mutlu olacaklarını düşünürler. kadın ev hanımıdır, adam zamanla iyi bir iş kurar ve zengin olur bu sırada boy boy çocukları olur ta ki birkaç ay önceye kadar. bir yıldır kadın bir şeylerden şüphelenmektedir, ama ilk ve son aşkı olan bu adamın "tam 3 yıldır" kendisini aldattığını öğrenir. üstelik yaklaşık 3 yaşlarında da çocuğu vardır. kadın boşanmayı düşünür, özellikle kızı için vazgeçer. nörolojik ve psikiyatrik hastalıklar geçirir bu sırada. (bugün kendisi bizzat kocasıyla evimize geldi, süslenmiş, makyaj yapmış ve tarzını değiştirmiş spora başlamış, saçlarını boyatmış. bize hastanede yattığı günleri anlattı sonra, bir de sınava hazırlanan kızı için ne kadar üzüldüğünü. bunları duymak ve görmek inanın çok acı vericiydi) ne boka yaradı şimdi bu aşk? etrafımda kaçarak evlenen, birbirlerinin çocukluk aşkları olan insanları görüyorum mutsuzlar. hatta aşık olup kaçanlar ve eşinden şiddet gören insanlar tanıyorum. bu aşk kör edici bir şey. yaşımız itibariyle deneyimledik tabi, karşılıklı veya karşılıksız. ne bileyim hormonlar sayesinde kalbin çarpıyor, elin ayağın titriyor, midende kelebekler uçuşuyor falan güzel hoş da ya bunların hayal kırıklıklarına dair hiçbir güvencesi yok.
öte yandan bu türkülerı düşünüyorum,
"evvelim sen oldun, ahirim sensin."
ne bileyim o satırlar öyle herhangi bir ruh haliyle yazılamaz. aşk yok diyemeyeceğim kadar gerçek bir ruh hali. her şey iyi güzel de işte uzunluğunun garantisi yok. burada devreye sevgi giriyor artık, sadakat giriyor, saygı giriyor.demem o ki
saygı, sadakat ve sevgi bunlar aşktan çok daha büyük şeyler. bunlar yoksa aşk yalnızca gelip geçici bir hormonlar kıpırtısı. bu kadar net.

çocuklarla diyaloglar

kardeşim ve arkadaşı kavga etmişler bir gün, arkadaşı bana ispiyonlamaya geldi.

-uzunyolunyolcusu abla, ali bana vurdu.

+nerene vurdu?

-yumurtalıklarıma vurdu

+nerene?!

-yumurtalıklarıma

+ hmmm?!! bir daha yapma lütfen ali.

(canım sen erkeksin, yumurtalığın da yok aslında diyemedim be sözlük. ama gülmemi tuttum bu da önemli tabi )

tıbbiyeli sözlük ile ilgili istekler

daha önce başlık ararken örneğin bir kelime yazdığımızda onunla ilgili başlıkları görebiliyorduk. ancak şu an bir başlık arıyorum, o başlığı tam olarak hatırlamıyorsam onunla ilgili önceden açılmış başlığı bulamıyorum. bunu bir yerlere yazmak niyetindeydim bir süredir iyi oldu bu başlık.
bir de önceden gördüğümüz giriyi benignledegimiz/malignledigimizı anlasak (sözlüğün yenilenmeden önceki halinde olduğu gibi) süper olacak

necdetersoz

fikirlerine katılmasam da özellikle bilimsel içerikli yazılarıyla sözlüğe önemli katkılarda bulunduğunu düşündüğüm yazar.

instagram

her açtığımda niye kapatamamışım ben hala bu hesabı ya diye düşündüğüm sosyal mecra. gerçekten gereksiz bir yerdir durduk yere insanlardan soğuyabilirsiniz. ama birini düzenli olarak stalklıyorsanız işinize yarar. ha bir de çekilişçi tayfa var. şimdiye kadar bir şey kazananı duymadım ama umut fakirin ekmeği işte
*

tatlı seferleri

eyy süngeroğulları! kazanmayı sizden öğrenecek değiliz! siz kimsiniz ya? *
bütün dünya bizi kıskanıyorken boyle yenildigimiz gibi asılsız iddialara kanmayın sayin sozluk ahalisi.

yaran whatsapp durum güncellemeleri

komite çıkışında bir whatsapp durumu
"bir dahakine günü gününe"
-tabi canım kesinlikle-

tıbbiyeli itiraf

itiraf ediyorum, trafikte birbirine laf söyleyenlere bir tuhaf bakardım, o sakin adam (veya kadın) nasıl bir anda o hale geliyor diye. valla ne yalan söyleyim çok keyifli bir şeymiş sözlük ya, şimdi anlıyorum.
bir şey daha söyleyim geçen gün arabayı avm'nin otoparkına park ettim. ondan sonra da dedim ki "tam olarak böyle park eden birisini görseydim ne sayardım arkasından be". çünkü iki arabalık yere böyle tam ortaya nasıl park ettim ben bile şaşırdım yani. tabi fark edince düzeltmedim de arkamdan saydırmışlardır. allah affetsin

içerik kuralları - iletişim