uzunyolunyolcusu

Durum: 792 - 17 - 4 - 0 - 17.12.2018 23:14

Puan: 12297 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Bana artık büyü diyorlar Füsun/ Artık büyüyüm, bilmiyorlar.
  • /
  • 80

trileçe

evde yapmayi isterseniz ugrastiricidir fakat bir o kadar da lezizdir. yapildigi anda biter, tecrubeyle sabittir. efsane tarifi icin
https://www.nefisyemektarifleri.com/trilece-tarifi-tam-kivaminda/

tükenmez kalem

en sevdigim en guzel kalemimi pantolonum cebine koyup daha ise yaramaz veya bitmek uzere olanini önlüğümün cebine koyarak, bir isteyen olursa da onlugun cebindekini vermek suretiyle kendisini doga ustu bir direnisle koruduğum kiymetlim. cunku kaybedince kardesimden carptiklarimin hic biri stabilonun yarattigi o hissi vermiyor. üzgünüm hayatta kalabilmek icin uyanik olmak zorundayim *
(bkz:burasi survivor burda her sey gercek)

avrupalının gerekli gereksiz her şeyine özenen güruh

tıbbiyeli sözlüğün diğer sözlüklerden üstün yönleri

daha önce buralarda cok sacmaladigim icin artik oldukça rahat olmam. * kucuk bir mekan, taban tabana zit oldugum dusuncelerini okuyabildigim, veya ufkumu acan, cogunlukla ortak paydasi tip olan yazarlar var. boyle biri nasil dusunuyor olabilir diye merak ettigim cok ilginc olaylar da var. bizden deneyimlilerin hekimlik hakkinda veya farkli konularda tecrubelerinden istifade ediyoruz. daha ne isteyelim. demem o ki seviyorum burayi. *

otomatik portakal

durakta otobus beklerken 5 liraya satılan kitaplar görmüştüm. içlerinde bu öykü de vardi. neymis bu demiştim alırken. zaten kısa bir ara okurum diyerek almıştım. tesadüf eseri yani bu kitabi almam.

"iyi bir insan olmak çok da hoş olmayabilir küçük 6655321. iyi bir insan olmak korkunç olabilir. bunu sana söylerken, kulağa ne kadar çelişkili geldiğini biliyorum. bu mesele yüzünden gecelerce gözüme uyku girmeyeceğini biliyorum. tanrı ne ister? tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi? bunlar derin ve zor sorular, küçük 6655321."

bazı konularda beni düşünmeye iten kitap. sahi ne ister tanrı?
eser hakkında kişisel kanaatim mutlaka okuyun harika gibisinden laflar etmeyeceğim. ama yazar düşünülesi bir sorun atıyor ortaya fikrimce, bu yüzden bu kitabı okumak asla zaman kaybi degil.

 spoiler!
ha bir de olaylar hakkinda birkac sey soyleyecek olursam alexe üzüldüm mu hayir. onlarca insanin elinden yaşama özgürlüğünü alan, karisina gözlerinin önünde tecavüz edip asla unutulmayacak travmalar yaşatan birinin iyiyi veya kötüyü seçme özgürlüğünü almak hiç de vahşice değil. çok ağır ama kitapta işlenen suçlara bakıldığında medeni bir ceza iyiligi dayatmak. ya da hepimizin bunu biraz daha düşünmeye ihtiyacı var bilemiyorum.

saniyelik salaklıklar

kanserde görülen '' gece terlemesi, ateş, kilo kaybı'' üçlemesini ifade ederken üç saniyelik salaklık sonucu ''gece ateşi, terleme, kilo kaybı'' şeklinde telaffuz edip çoluğa çocuğa rezil olmak.

ayıptır yahu bu kadar fesatlık olmaz 80 yaşındaki teyzeden bahsediyoruz *

kabak tatlısı

sevdiğim tatlı. bir de kireç suyuna yatırılmış kabakla yapılan çıtır çıtır kabak reçeli vardır ki... hmmm tek kelimeyle pörfekto.

geceye bir şiir bırak

“ya siz,
nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
nasıldı
öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?”

sınav tarihini yanlış bilmek

bir kere yasadigim durum. gecen yil sinavi yaklasik 12 saat once ogrenmistim * korku filmi gibiydi.ertesi gun olacagini saniyordum. son gune farmayi ve patoyu birakmistim. ogrendigimde gece saat 2ydi ve ellerim titremeye baslamisti. * ertesi gunu beynimden silmisim zaten o gun neler oldu hatirlamiyorum bile* serserilik nedir iyi biliriz *

whipple ameliyatı



ozellikle pankreas basi kanserlerinde duodenum kanseri
kolanjiyokarsinom
ampula kanseri
bazen kronik pankreatit ile pankreas başının benign tümörlerinde yapilan ameliyat. safra kesesi, safra yollari, duodonum, midenin antrumu ve pankreas basi komple alinir. hepatikojejenostomi(kc-jejenum anastomuzu) pankreakitojejenostomi (pank.-jejenum anastomuzu) gastrikojejenostomi (mide jejenum anastomuzu) yapilir.
oldukca uzun suren bir ameliyattir. 6 saatten uzun surdugu de olur. sonuc olarak yapanlara allah sabir versin*
  • /
  • 80

doktorların büyük çoğunluğunun ateist olması

doğru olmayan.

(bkz:sikik sokuk tespitler)

yazmayacaktım ama okudukça delirdim. şu cringe başlıkta baştan sona ne "anelizler" yapılmış ha. ohhh ne güzel sorguluyoruz, orama da bilim burama da bilim. bilimin ışığı aaahh vestigialite falan. vestigialite doğrudan ateizmi delillendiriyor zâten. he amk he. alt tarafı alelâde bir hekimsiniz, elinize hiç ciddi analitik tradisyondan felsefe kitabı almadığınız, dünyâ geneli felsefe akademisini tâkip etmediğiniz nereden belli. muhtemelen en fazla kıta felsefesi masallarında, birkaç asır öncesinde, veyâ en iyi ihtimâlle heidegger'da, canguilhem'da takılı kaldınız. argümantatif din felsefesi sizin neyinize? hekimlerin iki ezber yapıp öğrendiği, kendinden pek bir şey katmadığı tıp konularında hasta gelse bir şeyler bilse bir şeyler anlatmaya kalkışsa tetiklenilir, rahatsız olunur hastanın bilgisine önem verilmez ekserîyetle. ama din felsefesi gibi tıptan düşünsel mânâda daha zor, lojistik olması gereken bir alanda vasat bir hekim olarak cringe şeyler yazılabilir. her şeyiniz enkoherans, aynı kıtacılar gibi. evet hekimlerin entelektüel düzeyi tam olarak bu. din felsefesi hekimlikten entelektüel açıdan kat kat daha zor ve fikrî mertebede daha saygın dünyâda. türkiye gibi ülkelerin durumuna bakmayın. türkiye'de îtibârı bırak, analitik felsefe yok zâten. akademisini bilen tâkip eden yok niş gruplar dışında. din felsefesi literatürünü kavramak, kritik etmek zâten zorken üstüne orijinal argüman üretmek analitik felsefe akademisyenlerinin dâhi titizlikten gerçekleştiremediği bir duruma tekâbül ediyor. yalnızca bir argüman üzerine onlarca yıl çalışılıp kitaplar basılıyor ama sizin âvâm seviyede yapmaya çalıştığınız felsefenin bununla alâkası yok. yapmaya çalıştığınız şey, analytical philosophy değil, anatolian veyâ chomarian philosophy. ve felsefe akademisinde tıptaki "al bu nane limonu iç, hacamat yaptır güzel bi şey, şu otu çek" demeye benziyor.

şu zamana dek kendilerinden en azından bir şeyler tarayıp fikrî pozisyonumu dürüst ve mantıklı bir zemine soktuğum bâzı analitik felsefe düşünürlerinin ya da onunla ilgili bilgi sâhibi olanlarının listesini yapıyorum. hepsinin kitapları ve çalışmaları elimde var. isteyen olursa gönderirim. bu adamları okuyun. sonra gelip buralarda yazılanlara dönüp bakın.

(bkz:graham oppy)
(bkz:quentin smith)
(bkz:michael martin)
(bkz:teo grünberg)
(bkz:michael huemer)
(bkz:george smith)
(bkz:julian baggini)
(bkz:arda denkel)
(bkz:john haldane)
(bkz:john searle)
(bkz:david chalmers)
(bkz:richard m. gale)
(bkz:evan fales)
(bkz:stephen f. barker)

ve tabiki (bkz:gottlob frege) ve (bkz:george edward moore)

liste uzar. en iyisi philpapers'tan analitik tradisyona mutlaka bakın.

ben de tıptayım. hekimlerin veyâ kendisinin zihnî açıdan vasatlığı ve âvâmlığını kendine yediremeyen loserlar gönül rahatlığıyla eksileyebilir. yeryüzünde entelektüel açıdan muhteşem şeyler yapılıyor ama sen ömrünü iki kas, iki kemik, bir dalak, üç ilaçla geçiriyorsun.

çocukken yapılan saçmalıklar

oyun dönemindeyim. okul öncesi. oturduğumuz apartmanın hemen altında pastâne gibi bir yer vardı biz de ikinci kattaydık. pastânenin önünde de masalar, sandalyeler. tam balkonun altında.

hah, işte oraya ne zaman biraz kel bir adam otursa ve ben buna denk gelsem balkondan adamın kelini tutturmaya çalışırdım. neyle? ağzımda biriktirdiğim tükrükle. yukarıdan aşağıya serbest düşme hareketi. tükrüğü bırakınca da hemen içeri kaçardım.

bir iki defâ yakalandım ama. bir kere tükrüğü tam denk getirdim. tükrüğün adamın keline şılak diye yapışmasını seyretmek için bekleyince adam hemen yukarı baktı beni gördü. gitmiş pastâneciye demiş. pastâne sâhibi de babama şikâyet etmiş. babam da gelip balkon kapısını kitledi. sonrasında büyüdüm zâten.

neyse ki hiç pastaya mastaya denk gelmedi. kelini siliver ne olacak. niye yapıyordum bilmiyorum ama şu an düşünüyorum; hâlâ eğlenceli.*

trileçe

her yemekte olduğu gibi yapan kişiye göre tadı değişen tatlıdır. güzel yapıldığında tatlı aleminin 7 harikasından biridir. güzel yapılmış trileçeye laf eden bizden değildir.*

zamana ihtiyacım var

salatalık turşularının sıkça kullandıkları bir cümle.

kola isteyen çocuğa evde karpuz var diyen anne

evet o benim anamdır.anam anam güzel anam canım anam.çilekeş anam,garip anam yahey yahey yahey zılılılı
ıhım neyse konuyu dağıtmayalım.küçükken annemle bolca yaşadığımız bir diyalogtu bu:
odeilde:anne kola alalım mı ehe?
valide hanım:evde karpuz var evladım yok kola mola.
odeilde:ya anne ya off yaaaaaaaaa.ağlamalar,zırlamalar,katılma nöbetleri vs.
valide:evde gösteririm ben sana eşek sıpası.
odeilde:bari çokonat alal...

işte annelerimize kola aldıramayan çocuklarken şimdi koladan tiksinir olduk;ve tabi daha nicr objeden.
belki de büyümenin tanımı budur...

intihar yöntemleri

müslüm gürses, yıldız tilbe, sezen aksu, orhan gencebay ve ferdi tayfur dinlemektir.

kent sesame

aha da bu:

bak bak bak, yahu şu entrylere bakar mısınız? yok şerefsizmiş, yok günahmış, ulan bu şeker sevilmez mi be insafsızlar; ağzınıza atıp bi güzel emeceksiniz, şeker kaplaması eriyince kibar bir şekilde susamını çiğneyeceksiniz. bu sabah kent'in karışık paketinden çıkan sadece 1 (yazıyla bir) adet sesame'yi affetmedim mesela.

tutunamayanlar

"bu kıskanç korku gelinceye kadar, yaptıklarım bakımından değilse de, aklımdan geçenler bakımından aşağılık bir hayat yaşadım. büyük ve güzel şeyler yerine, aşağılık şeyler düşündüm. şimdi de durum düzelmiş değil; hiçbir şey düşünemiyorum. çok bayağı bir olay. neresinden tutulursa insanın elinde kalıyor: dağınık ve çürük bir örgü. evet, haklıydı akrabalar. ben, normal olmadığım için anormal olan bir çocuktum. allah beni kahretsin ve ediyor da. montaigne, kötü davranışlardan, istemediğiniz için kaçının, diyor, beceremediğiniz için değil. beni ne güzel açıklıyor. ben de diyorum ki, sayın montaigne ve sizin gibiler! canınız cehenneme. sizin haklı olmanız bana hiçbir şey kazandırmıyor. köşemde kıvrılıp ölüyorum işte. siz de sevimli akrabalarım kadar yabancısınız bana. adı marki bilmem ne de olsa.. tabii, siz gurur duyuyorsunuz düşüncelerinizden. diyorsunuz ki, selim ışık diye bir mesele olmamıştır. olmayan bir mesele için, düşünce tarihinin insanı yücelten gelişimini bozamayız. siz, kendini şövalye sanan don kişot gibi ilginç de değildiniz üstelik. özür dileriz, bizi rahatsız etmeyiniz. düşünecek meselelerimiz var. her gün yüz binlerce insan ölüyor. ancak, ilginç olaylarla uğraşabiliriz.

iyileşmek istemiyorum. artık bu kadarını ümit etmiyorum. göğsümde sıkışıp kalmış korkuyu atabilsem yeter bana. o zaman aklım ve bedenim, istediğim gibi uyuşmuş olacak: beni yıpratan bu çelişme sona erecek.

(…)

bütün günümü bu düşünceler içerisinde geçiriyorum; gece için yine bir hazırlık yapmadım. oysa, gecenin geçmek bilmeyeceğini seziyorum. bu satırları sabaha karşı üçte yazıyorum. saat bire kadar annemi karşımda oturttum. nefes alamıyordum; koltukta iki büklüm oturuyordum. annem karşımdaydı. bir kelime söylemeye korkuyordu. ben de konuşmuyordum. enerjiden tasarruf ediyoruz ya. birlikte geçirdiğimiz yıllar boyunca annemle o kadar az konuştuk ki. şimdi nereden başlayabilirim. beni kötü yetiştirmekle suçlayamam ya onu böyle bir durumda. ne desem fark etmez: yorum yapmadan beni dinler sadece. olmaz. bir insanla karşılıklı konuşacak gücüm yok. bir insan, bir karşılık bekler sizden. konuşurken ve dinlerken hissedersiniz bunu. güçlü kuvvetli olduğunuz zaman önemsemezsiniz. günseli de bana bunu hissettiriyor. bana yararlı olmak istiyor, oysa beni yoruyor. ilgileniyor, demek ki ilgi bekliyor. hiç olmazsa ilgilendiğinin farkedilmesini bekliyor. annem öyle değildir. kendini karıştırmadan benimle birlikte olmasını bilir. hem de kitaplarda okumadan: bir yerde duymadan, içinden öyle geliyor. bütün anneler böyle değildir. gidip yatmasını söylüyorum: itiraz etmeden gidiyor. karşımda oturduğu zaman düşüncelerimi hafifletiyor. işim bitince gönderiyorum. biraz iyileştiğimi görünce, bana yaptığın iyiliğin karşılığı olarak onunla ilgilenmemi bekleyebilir, değil mi? hayır. seviniyor sadece.

uyuyamıyorum. uykuda değişeceğimden korkuyorum. oswald gibi uyanmaktan korkuyorum. kendimi yormamaya çalışarak bekliyorum yatakta. oysa, asıl bu bekleyiş yoruyor beni. terlemeye başladım. şaşılacak derecede zayıfladım bu terlemeler yüzünden. önce ellerim, sonra ayaklarım terliyor, sonra bacaklarım, sırtım. ateşim biraz düşüyor bu terlemelerin sonunda. tekrar ateşime bakmaya başladım. yarım saatte bir derece koyuyorum. annem, bazen dereceyi saklıyor. terleme geçince yataktan kalkıyorum, çamaşır değiştiriyorum ve evde dolaşmaya başlıyorum. annemin uyumadığını, yatakta endişe ile beni izlediğini seziyorum. bazen dayanamıyor, çekingen bir sesle, nasıl olduğumu soruyor. ona, en aksi bir sesle, anlaşılmaz ve homurtulu bir karşılık veriyorum. koltukla uyukluyorum çoğu zaman. ankara’daki evi görüyorum rüyamda. ev büyüyor, büyüyor, insanlarla dolup taşıyor. tanıdığım bütün insanlar sığıyor evin içine. gözlerimle, en önemsiz köşelerine kadar dolaşıyorum evi: annemle babamın pirinç topuzlu karyolasını, tahta kenarlı koltuklarını görüyorum. istanbul’a taşınırken hepsi satılmıştı. kafamın içini temizlemek mümkün değil demek ki."

vicdan hekimliği

prof. dr. derya uludüz'ün yazısı.

''dr. aylin; 2 yaşındaki kızını ve eşini istanbul’da bırakarak erzurum’a mecburi hizmete gitti, bu uzman olduktan sonra onun ikinci mecburi hizmeti ve tek başına ailesinden uzak 2 yıl daha geçirecek.

dr. hasan; bir ay önce ameliyat ettiği hasta dava açmış, ameliyatta tıbbi olarak her şeyini doğru yapmasına rağmen davanın konusunu bile henüz öğrenememiş.

dr. betül; ağrı’da aile hekimliği yapıyor, evde sağlık hizmeti sunmak için karlı yollara rağmen her gün evlere gidiyor, zor şartlar altında yaptığı meslekte tek isteği, neriman teyzeden alacağı bir hayır duası...

dr. ibrahim; üniversite hastanesinde çalışıyor, haftaya biri ulusal diğeri uluslararası kongrede yapacağı iki konuşmanın slaytlarını hazırlıyor, bu yüzden önümüzdeki hafta üniversite sınavına girecek kızını göremeyecek.

dr. seçil; dün 'hastayı görmeden ilaç yazamam' dediği için kendisine hastanın oğlu tarafından edilen ağız dolusu küfürlerin hala etkisinde, masadan aldığı antidepresan ilacını boğazından zorlayarak geçiriyor.

şu an siz bu yazıyı okurken ister hafta sonu, ister mesai saati, ister gece, ister gündüz olsun hekimler ya hastalarına şifa vermek için ya da eğitimleri için çalışıyorlar.

türkiye’nin her bir ilinde, her ilçesinde köylere ulaşıyorlar. çoğu her an hastaneden çağırılacağını bilerek uyuyor. sosyal hayatları, ailelerine ayırdıkları vakitler, diğer meslek gruplarıyla karşılaştırıldığında son derece az. ailesi ile birlikte gittiği sinemadan ya da gecenin bir yarısı uykusundan acil hasta geldiği için hastaneye çağrılabilir.

diğer taraftan en çok baskı gören meslek gruplarından biri de hekimlik... hukukçular tarafından açılan haksız davalar, her geçen gün artan şiddet, sağlık sisteminin altında ezilen hekimler…

ama en acısı geçen hafta bir meslektaşımız tarafından geldi. her şeye alışmıştık ancak bir meslektaşımızın bizi ‘vicdansız, para tutkunu’ olarak nitelemesi öyle içimizi acıttı ki.

dr. yavuz dizdar’ın yeni çıkan kitabını tanıtımı için hekimlerle ilgili söylediği sözler, inanın bizi çok üzdü. metropollerde 20-30 hekimin şatafatlı hayatına bakarak söylenen bu sözlere, yurdumun dört bir tarafına dağılmış 157 bin hekim de eminim çok üzülmüştür.

her meslekte ne kadar vicdansız varsa hekimlik camiasında da -en fazla- o kadar var. hatta belki de vicdan kıyaslaması yaptığımızda en vicdanlı hekimlik mesleğidir. çünkü vicdanın olmadan bu kadar zahmete dayanamazsın, vicdanın olmadan hastaya şifa veremezsin. vicdanın olmadan bu kadar az hekim ve bu kadar fazla hasta varken bu kadar başarıya imza atamazsın. bu başarının altında vicdanlı 157 bin hekimin, hemşirelerimizin, teknisyenlerimizin, sekreterlerimizin, hasta bakıcımızın yani tüm sağlık personelinin imzası var.

hekimlik, parası için yapılacak bir meslek asla değil! siz sadece basında görünen ve çok para kazanan üç beş hekimi düşünerek hekimlerin çok para kazandığını düşünebilirsiniz. ama her yıl aramıza katılan 10 bin hekim içinde ‘çok para’ kazanacak kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. sadece hakimlerin ve hekimlerin emekli maaşlarını kıyasladığınızda bile bu mesleğin para kazanmak için yapılmayacağını anlayabilirsiniz.

ben her hekimi aynı zamanda bilim insanı olarak görüyorum. çünkü tıp fakültesinden mezun olduktan sonra bir hekimin eğitimi ve araştırması hiç bitmez. bu yüzden hekim arkadaşlar hastaya yaklaşırken, bilimini, sanatını ve vicdanını her zaman hisseder.

son zamanlarda içinde hekim arkadaşların da olduğu, tıp karşıtı, bilim karşıtı bir akım doğdu. başka ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de bu grup maalesef medyada daha fazla öne çıkıyor. bilim insanı basın karşısına çıkmaya imtina ederken, bu grup bilimsel hiçbir gerçekliği olmayan sözlerle bir taraftan halkı sağlık konusunda yanlış yönlendirirken, diğer taraftan hekimlere de büyük zarar veriyorlar.

3-5 hekimden oluşan bu grup, aslında hekimlik değerlerini azaltarak, hem bilim hem hekim karşıtı bir projeye hizmet ediyor. halk sağlığı için çalıştıklarını söyleyen bu grup aslında halk sağlığına en büyük zararı veriyor.

hekimler, vicdanlarını hiçbir zaman bırakmadan, her zaman bilimsel değerlere öncelik vererek mücadele ediyorlar. hekimlerle ilgili bir cümle söylenecekse tüm bunların dikkate alınması gerekir.

elbette hekimlerin de hatası vardır ve bundan sonra da olacaktır. tıp bilimi şu an en hızlı ilerleyen bilim dalı. her gün yenilikler çıkıyor. tıp fakültesi boyunca okuduğumuz kalın kitaplar yetmiyor, bu yenilikleri de sürekli izlememiz gerekiyor. hızla yenilenen bilgiler arasında tıbbi hatalar elbette tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da devam edecek. fakat bu durum her meslek grubunda çok daha fazla. tıpta hayati hata yapmamak en önemli amaç.

tüm bu olumsuzluklara rağmen bizim en çok üzüldüğümüz nedir, biliyor musunuz? hasta hekim ilişkisindeki güvenin zedelenmesi. bu konu şu an bizim en büyük önceliğimiz... sağlıkta şiddet, her gün hekimler aleyhine açılan davalar, hastalarımızla ilişkimizdeki güveni zedeledi.

unutulmamalı ki biz hekimler hastalarımızın sağlığı için varız. yani aslında sağlıklı olmak çatısı altında sağlık çalışanları ve vatandaşlar birleşmeli ve birlikte mücadele etmeli.

bu konuda sağlık iletişiminin, sağlık okuryazarlığının etkisini biliyoruz. biz tüm bu olumsuzluklara rağmen hastalarımızla ilişkilerimizi en iyi hale getirmek için çalışıyoruz ve çalışmaya da devam edeceğiz.

belki de sadece sağlığı geliştirmek hasta hekim ilişkisini artırmak adına hastanelerde bize ayrılan 10 dakikada bir hasta görme zorunluluğu, 20 dakikaya çıkarılsa bile önemli bir adım atılmış olacak ve amacımız için bir başlangıç yapmış olacağız.''

kaynak:https://www.haberturk.com/vicdan-hekimligi-2257747

ağrı kesici manyağı olmak

benim sadik yarim buscopan+dikloron..

(bkz:dismenore magdurlari)

Toplam entry sayısı: 792

türbanından saç fışkırtan kızlar

hepimiz gibi öncelikle insandır. kimi zaman nefsani arzularına yenilir. mesela ben de yeterince yeniliyorum nefsani arzularıma ve kafamı kapatmıyorum, tesettüre girmiyorum. başka bir müslüman faizle ev-araba kredisi çekiyor, başka birisi gıybet ediyor, çoğumuz namazları kaçırıyor, kılmıyoruz.
şunu söylemek istiyorum, allah'ın koyduğu bazı kurallar allah ve kul arasındadır, bazıları ise toplumu düzeltmeye yöneliktir. ben tesettürü allah ile kul arasındaki kurallardan biri olarak görüyorum. ancak burada önemli yerlerden biri de şu bence, islamdaki örtünme adabı bellidir, baş örtüsü zaten farzdır. öncelikle bunu bilmek ve günah işlediğini farkında olmak gerekir. islamda böyle bir şey yok diyerek kendini temize çıkartmaya çalışmak hatadır, yanlışa yanlış elbette denmelidir. müslüman insanlar ellerinden geldiğince, nefsani duygularını dizginleyebildiği ölçüde bu kurallara uymaya çalışır. ben başı açık bir kadın olarak kapalı bir kadını kafasının önündeki saçları örtmediği, tayt giydiği için kınayamam. kimse mükemmel bir müslüman olmadığı için de bu kimseye düşmez, kaldı ki mükemmel olsalar dahi düşmez çünkü ''benim dinim bana, senin dinin sanadır.'' gerçekten kolay bir olay değil tam anlamıyla kapanmak. olayın islam'a göre yanlış olduğu zaten apaçık ortadadır, bu durumda bana ve diğer herkese düşen kendine bakmaktır.
bu durumu yargılamıyorum dediğim gibi ama sebeplerini düşünecek olursam bazı insanların din değil de, kültür sebebiyle kapandığı da olabilecek nedenler arasında. mesela bir arkadaşım memleketinde kadınların çoğunun tesettürlü olduğunu söylemişti, böyle bir ortamda yetişmiş ve saçları kapatmayı bir gelenek olarak algılamış kişilerin de olabileceğini düşünüyorum kendimce. veya dediğim gibi moda olduğunu, arkadaşlarında olduğunu görüp bunlara özenip yapmak isteyenler olabilir. ne olursa olsun kendi açımdan bakarsam, benden bir adım önde insanlardır. allah beni, onları ve isteyen herkesi doğru yola iletir umarım, temennilerim bu yöndedir. sürçi lisan ettiysem affola, saygılar sevgiler efendim.

ortalama bir tip olup ben farklıyım diye düşünmek

ortalama tip kimdir diye düşündüm ve aklıma ilk olarak kürk mantolu madonnadaki raif efendi geldi. ne kadar da ortalama bir tip değil mi dışarıdan bakınca. peki iç dünyasını okuyunca, nedenini okuyunca da aynı şeyi mi düşündük? peki herkesin tüm yaşadıklarını biliyor muyuz ki insanları bu sınıflamaya koyuyoruz. demem o ki herkesin içinde fırtınaları var, ya kimse ortalama değil ya da herkes ortalama. başka yol düşünemiyorum.

yazar nick'inden uzmanlık tahmini

estrus-kadın doğum
lupus-dahiliye
sterilenjektor-anestezi uzmanı
hengâme-nöroloji
casper- psikiyatri
gabapentin-nöroloji
rigormortis-adli tıp
artize-plastik cerrahi
habbarul-pediatri
skyman-uzay ve havacılık hekimliği
hayatperest-kalp damar cerrahisi

tıbbiyeli itiraf

sorumluluk duygusuna sahip bir ablayım sözlük. hatta bazen abartıya kaçıyorum. anlatıyorum efendim, birkaç gün önce fake hesap açtım instagramda, öyle çiçek böcek fotoları falan atıyorum işte. dün biri mesaj attı, çocuk 10 yaşlarında minnak sarı bir şey.''mrb'' şeklinde. cevap yazmadım önce, sonra düşündüm ki ablalık vazifemi yerine getirmeliyim, sonuçta kötü niyetli birine de yürüme girişiminde bulunabilirdi o çocuk. ertesi gün de''cvp'' şeklinde bir mesaj geldi. sonra bu çocuğa uzunca bir mesaj yazdım, tanımadığın kişilere mesaj atmamalısın bence, insanlar sana yalan söyleyerek senden senin hakkında bir şeyler öğrenebilirler ve bunları kullanarak seni istemediğin işleri yapman için zorlayabilirler, bu kötü niyetli kişilerden biri ben de olabilirim veya sana başka mesaj atan biri de olabilir falan diye döşedim efendim. evet sonra çocuk korktu, ve block yememle kapanışı yapmış olduk. en azından her önüne gelene yürümez artık, bir sürü şey anlattım. benim küçük kardeşim öyle bir girişimde bulunsa, bunu yapana minnet duyardım. sonra döndüm ve dedim ki:
blocklandım ama huzurluyum.*

agbhs

seni seviyorum demenin farklı yolları

kuran kursuna giden küçük kardeşim geçen gün kurana geçmiş, annem de biraz rahatsızdı. o gün annemin yanına gelip başında kuran okumaya çalışmış. yani heceleye heceleye birkaç satır okumuştur ama annem çok mutlu olmuştu.

alınan en güzel iltifat

küçük kardeşime beni ne kadar seviyorsun dedim 200 lira kadar dedi. gayet iyi bence *swh

tıbbiyeli sözlük ile ilgili istekler

daha önce başlık ararken örneğin bir kelime yazdığımızda onunla ilgili başlıkları görebiliyorduk. ancak şu an bir başlık arıyorum, o başlığı tam olarak hatırlamıyorsam onunla ilgili önceden açılmış başlığı bulamıyorum. bunu bir yerlere yazmak niyetindeydim bir süredir iyi oldu bu başlık.
bir de önceden gördüğümüz giriyi benignledegimiz/malignledigimizı anlasak (sözlüğün yenilenmeden önceki halinde olduğu gibi) süper olacak

tıbbiyeli itiraf

sorumluluk duygusuna sahip bir ablayım sözlük. hatta bazen abartıya kaçıyorum. anlatıyorum efendim, birkaç gün önce fake hesap açtım instagramda, öyle çiçek böcek fotoları falan atıyorum işte. dün biri mesaj attı, çocuk 10 yaşlarında minnak sarı bir şey.''mrb'' şeklinde. cevap yazmadım önce, sonra düşündüm ki ablalık vazifemi yerine getirmeliyim, sonuçta kötü niyetli birine de yürüme girişiminde bulunabilirdi o çocuk. ertesi gün de''cvp'' şeklinde bir mesaj geldi. sonra bu çocuğa uzunca bir mesaj yazdım, tanımadığın kişilere mesaj atmamalısın bence, insanlar sana yalan söyleyerek senden senin hakkında bir şeyler öğrenebilirler ve bunları kullanarak seni istemediğin işleri yapman için zorlayabilirler, bu kötü niyetli kişilerden biri ben de olabilirim veya sana başka mesaj atan biri de olabilir falan diye döşedim efendim. evet sonra çocuk korktu, ve block yememle kapanışı yapmış olduk. en azından her önüne gelene yürümez artık, bir sürü şey anlattım. benim küçük kardeşim öyle bir girişimde bulunsa, bunu yapana minnet duyardım. sonra döndüm ve dedim ki:
blocklandım ama huzurluyum.*

çocuklarla diyaloglar

kardeşim ve arkadaşı kavga etmişler bir gün, arkadaşı bana ispiyonlamaya geldi.

-uzunyolunyolcusu abla, ali bana vurdu.

+nerene vurdu?

-yumurtalıklarıma vurdu

+nerene?!

-yumurtalıklarıma

+ hmmm?!! bir daha yapma lütfen ali.

(canım sen erkeksin, yumurtalığın da yok aslında diyemedim be sözlük. ama gülmemi tuttum bu da önemli tabi )

necdetersoz

fikirlerine katılmasam da özellikle bilimsel içerikli yazılarıyla sözlüğe önemli katkılarda bulunduğunu düşündüğüm yazar.

instagram

her açtığımda niye kapatamamışım ben hala bu hesabı ya diye düşündüğüm sosyal mecra. gerçekten gereksiz bir yerdir durduk yere insanlardan soğuyabilirsiniz. ama birini düzenli olarak stalklıyorsanız işinize yarar. ha bir de çekilişçi tayfa var. şimdiye kadar bir şey kazananı duymadım ama umut fakirin ekmeği işte
*

yaran whatsapp durum güncellemeleri

komite çıkışında bir whatsapp durumu
"bir dahakine günü gününe"
-tabi canım kesinlikle-

tıbbiyeli itiraf

itiraf ediyorum, trafikte birbirine laf söyleyenlere bir tuhaf bakardım, o sakin adam (veya kadın) nasıl bir anda o hale geliyor diye. valla ne yalan söyleyim çok keyifli bir şeymiş sözlük ya, şimdi anlıyorum.
bir şey daha söyleyim geçen gün arabayı avm'nin otoparkına park ettim. ondan sonra da dedim ki "tam olarak böyle park eden birisini görseydim ne sayardım arkasından be". çünkü iki arabalık yere böyle tam ortaya nasıl park ettim ben bile şaşırdım yani. tabi fark edince düzeltmedim de arkamdan saydırmışlardır. allah affetsin

dixi

yazılarını okuyunca şu dünyada yalnız olmadığımı anladığım, içten içe sempati duyduğum yazardır. ruhsal çalkantıları olan, bunları şeffaflıkla yazdığını düşündüğüm ve baş kaldırılarına saygı duyduğum, hatta bazen yazılarında ismini görmeden onun yazdığını tahmin ettiğim, velhasıl kelam bizzat görüp tanımadan sevdiğim yazarlardandır. var olsun

içerik kuralları - iletişim