yoda

Durum: 220 - 105 - 0 - 0 - 07.10.2018 23:02

Puan: 1369 -

3 ay önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 22

sakin kalmak

sinirli insanların yapamayacağı, soğukkanlı insanların çok rahat gerçekleştireceği eylemdir.

kaybedilecek en değerli şey

bence gülümseyi unutmak. hayattaki güzel olan her şey: nesneler,insanlar vs. insanları gülümsetir.

psikoterapi

ölüm fikri

insanlara yaşamlarının sonsuz olmadığını hatırlatan fikir. eğer insanlar ölümün bilincinde olmasalardı kalıcı iz bırakma, üretkenlik gibi çabalardan mahrum kalırdı diye düşünüyorum. sonluluk insan zihni için kabul edilmesi çok güç ama onu yaşamaya iten etken bu.

cahit sıtkı tarancı

uyuyakalmak

anlık bir olaydır. uykunuz geldiğini hissettirmeden sizi içine çeker. yakın bir zamanda yatakta telefonumda mesajlaşırken bir anda uyuya kalmıştım. anca sabah uyanmıştım. heralde yorgunluktan.

sevgi-aşk türevleri duygular

insanların sahip oldukları,hissedebildikleri en güzel duygulardır. tarifi,betimlemesi için sayfalarca romanlar, nice dizeler yazılmıştır.

rezil bir kitap yazıp köşeyi dönmek

türkiye'de ardından oldukça popüler olmayı sağlar. çünkü seviyorlar kalitesizliği. bir ara wattpad vardı. liseli ergen kızlar kafalarından seks sahneleri yazıyordu. umarım azalarak bitmişlerdir.

nilgün bodur

boş insan. bu da popüler oldu ya, ben bir şey demiyorum.

(bkz:sen gittin ya ben çok güzelleştim)

manevi şifa merkezi

bildiğim kadarıyla korkunçlu sülük tedavilerinin (!) yapıldığı yer. yaptıkları işlere de manevi ameliyat diyorlarmış. buraya acıklı bir gülüş bırakıyorum.
  • /
  • 22

meriç

yunanistan-türkiye sınırını belirleyen nehirdir.

hiçbir zaman mutlu olamayacağını fark etmek

hasta bir usa sahip zavallı insanlar mutluluğu kendi iradelerinin dışında ararlar.böylelerinin mutluluğu yüksek bir dağın zirvesinde hayal etmeleri gayet tabiidir.mesela bazıları için mutluluk,zengin olmaktır.ama bu kimseler varlıklı olmanın sıkıntılarını bitirmeyeceğini yalnızca değiştireceğini öngöremezler.bilemezler ki yoksul olmayı bize yük yapan şey varlıklı olmayı da yük yaptı.tıpkı hasta bir adamın tahta mı yoksa altın bir yatakta mı yattığının çok az önemli olması gibi;çünkü o nereye taşınırsa taşınsın hastalığını beraberinde götürecektir.bu nedenle sağlıksız bir usun yoksulluk içinde mi zenginlik içinde mi olduğunun bir önemi yoktur.hastalığı onu hep takip eder.

örneğin bazı kimseler de mutluluğu karşı cinse beslediği duygularda arar.yine böyle kimseler ruh dinginliğini tamamen kendi iradeleri dışındaki bir şeye bırakmışlardır.bunların mutlu olmaları mümkün değildir.sadece arzularına ulaştıklarında mutluluğun bir yanılsamasını tecrübe ederler,o kadar.sonra tekrar sefil hayatlarına geri dönerler.fakat sağlam bir usa sahip olanlar öyle mi?bu kişiler yaşamda neyi değiştirip neyi değiştiremeyeceklerinin farkındadırlar.mutluluğu kendi iradelerini doğrultusunda doğrudan müdahale edebilecekleri yerlerde ararlar.insan başına gelecek olayları çoğunlukla değiştiremez fakat o olayla ilgili yargılarını çok iyi bir şekilde düzenleyebilir.

hayatta başımıza kötü şeyler gelebilir.işimizi kaybedebiliriz,suçsuz yere hapse girebiliriz.çok sevdiğimiz bir insan ya da aile fertlerinden biri ölebilir.insan her zaman düşünmelidir ki insan yaşamaktan korktuğu şeyi kesinlikle yaşar.yine de bu hiçbir şeyin sonu değildir.işte böyle durumları sağlıklı bir akla sahip insanlar en zararsız şekilde atlatır.yazımı mutlulukla ilgili motivasyon arayanlara,cicero'dan bir sözle bitiriyorum:''şerefli yaşamak mutluluktur.''

hiçbir zaman mutlu olamayacağını fark etmek

yaşamaya devam etme sebebini sorgulatan farkediştir. mutluluklarımın hepsi geçici, sahte. daha iyisinin peşinden salakça bir hırsla koşuyorum, sonra biraz daha iyisi... nereye kadar?

ünlülerin söylememiş olduğu özdeyişler

bazı ülkelerdeki starbucks sayıları;

italya..1
yunanistan..18
ispanya ..107
fransa..121
almanya..161
türkiye..408

karton kutudaki 1 liralık kahveyi 15 tl'ye alıp, olimpiyat meşalesi gibi elinde dolaştırdığında statü atladığını sanan zavallılar..!

-nilgün bodur

ps: yapmasam olmazdi kusura bakmayin lol

en zor meslek

bkz: veteriner hekimlik diye cevaplayacağım başlık. elbette veteriner hekimlikten zor meslekler var maden işçiliği, metal işçiliği bunları bilmediğim için böyle cevap vereceğim.

neden veteriner hekimlik zor;
hastan sana derdini anlatamıyor, bunu kendin çözebilmen gerek. uğraştığın hayvan tek bir tür değil, gün boyu kedi, köpek, kuş, kemirgen türleri gelir eğer pet hayvanlarına bakıyorsan. ısırır, tırmalayabilir hayvan sizi. hasta sahiplerinin evinde, sokağında baktığı hayvanın ölüm haberi vermek kolay değil. bir hasta sahibi yıllardır evinde baktığı köpeğinin hayatını kaybettiğini söylediğimde sinir krizi geçirmişti. daha fazlası var fakat yorgun ve bitkin bir halde olduğum için pek yazamıyorum. veteriner hekimlik ve tıp doktorluğu sürekli karşılaştırılır fakat ben bu karşılaştırmayı sevmiyorum her ikisi de zor ve meşakkatlidir. bu arada veteriner hekimler sadece kedi ve köpeğe bakmazlar; en küçüğünden en büyüğüne kadar böyle tanımlarsak daha iyi olur; serçeden, file kadar.. sadece aşı iç ve dış parazit yapmazlar anestezi ve cerrahi, dahiliye jinekoloji ve doğum gibi her alana hakim olmaları gerek.. benim açımdan bu elbetteki her meslek zordur ve bu kişiden kişiye farklılık gösterir.

tıbbiyelinin whatsapp durum güncellemesi

"qui sait?"

çünkü kim bilir... belki en olmaz dediğin şeyler olacak hayatında. belki yıllardır karşılıksız sevdiğin kişi, hiç ummadığın ya da en unuttuğun anda çıkacak karşına. belki de hayatında birbirinizi en çok seveceğiniz kişi şu an çok yakınında ama onu bir sonbaharda ağaçlar yapraklarını dökerken fark edeceksin...

belki de bu kadar derin anlamlar yüklemek de saçmadır yahu. kim bilir... *

yeni stajyerlere tavsiyeler

derslerinizi güzelce dinleyin. uykunuzu getiren hocanın dersinde farkedilmeden uzanıp yatmanın keyfine de varın ama.

boş geçen stajlar olur. yine de oradan birseyler, en azından acil vakalar nedir öğrenmeye çalışın. kalınan stajdan çok boş geçen gününüze yanın.

hata yapmaktan hiç çekinmeyin. velev hoca ya da arkadaslar gülse de yapın. ama gidip 3.kraniyal sinir muayenesi diye tat duyusuna bakıp elaleme kendinizi güldürmeyin.

yapabiliyorsaniz yurtdisinda erasmus, observership, research training, clerkship yapın. yurtdışından hocalara "hello how are you, ı am ..." kabilinden de olsa mail yazarak size yardımcı olmalarını isteyin.

en önemlisi, gidin hasta muayene edin mümkün olduğunca. hematoloji servisine mi çıktınız alın bir multipl myelom hastası, bakın kalsiyumuna, anemisine, bun kre sine, hasta hikayesi notlarına. bunu her stajda yapan kişi - hele not alarak bu işi yapıyorsa - tusta çok zorlanmayacaktir.

bir de paramedikal kısım var.

kendinizi geliştirin canlarım. dil öğrenin, spora gidin, gezin, kitap okuyun, bir müzik aleti çalın. bunlar çoğunlukla maddi külfet taşıyan şeyler farkındayım. yine de bulabildiğiniz en ucuz ama değerli imkan neyse ona yapışın. 4'te 5'te tus kasacagim ben diyerek hayatı kendinize zindan etmeyin.

sosyal gruplara karışın. (olaylara karışmayın.)

ınsanları sevindirin. güler yüzlü olun.

hadi bakalım arslanlar.

muharrem ince

ustteki entrymin ustunden 4 ay gecmis ve fikirlerim de degismis.
kendisi ozellikle twitter uzerinden biz genclerle oynadi, hepimizin hayalindeki ulke imajini yaratti, bizi galeyana getirdi, secim gecesi ortadan kaybolup hepimizi cildirtti, endiselendirdi, ardindan ertesi gun bize sizofren tarzi ithamlarda bulundu, biz gencleri bi anda kendinden itti. once genel baskan olma gibi bi hedefi olmadigini soyledi, sonra kurultay cagrisi vs vs derken simdi ne yapiyor bilmiyorum ve umrumda da degil. resmen terk edildik. en nihayetinde o da bir politikaci ve "coklu yuzunu" o da saklayamadi. isterse kainatin baskani olsun (evet boyle bi tanimlama yok) umrumda degil. sana verdigimiz emeklere, doktugumuz gozyaslarina, kurdugumuz duslere yazik be adam!!

tanim: hayal kirikligina ugratan cumhurbaskani adayi.

ankara soğuğu

zaten kırılmış bir kızsın

canım abur cubur istediği vakitlerde kendime söylediğim cümlenin bir değişik versiyonu.
(bkz:zaten göbekli bir kızsın)
(bkz:acı gerçekler) *

Toplam entry sayısı: 220

tıbbiyeli itiraf

bir daha asla eskisi gibi mutlu olamayacakmış gibi hissetmekten daha kötüsü, bu hissin gittikçe insanı ele geçirmesi olması. kendimi her ne kadar bir iki sene önce yaşadıklarımı sindirmis olduğuma inandırıp, ne olduysa oldu önemli olan yaşanılanlardan ders alabilmek olduğuna inandırmaya çalışsamda; bu iş hiç sandığım gibi değilmiş. yaşadığım travmaları hatırlamamak için elimden geleni yapıyorum. işe yaramıyor. bir bir tokat gibi yüzüme çarpıyor. geçtiğine geçeceğine çok inandırmıştım kendimi. saçlarım beyazlıyor, iştahım kesiliyor, eskiye dair hiçbir yapmıyorum. lan yine geçmiyor. elimden geldikçe hayatımdaki her şeyi değiştirdim. yine geçmiyor. bir hata yaptım diye geri kalan tüm hayatım mahvoldu. kendimi toparlamış, hayatımı toparlamış sansam da her şey daha da kötüye gidiyor. iki senedir gerçekten mutlu olduğum an yoktur. hatta yaşadığım an yoktur. o bir seneyi kafamdan atmak için o bir sene hayatımda var olmuş her şeyi hayatımdan ya çıkardım ya değiştirdim. kendimle dahi hesaplamıştım. ama çok yoruldum. yakın çevrem bu değişimime sadece olgunlaşmakla olarak tanımlayabiliyor. allah kahretsin. gerçekten kendimden nefret ediyorum.

evlenilmeyecek erkekler

efendi, içkisi-sigarası olmayan, evine düşkün evcimen, sahiplenici tavırlara sahip, gözü dışarda olmayan bir erkekle ömrünüzü çok güzel geçirerek gerçekten de çok güzel bir yuva kurabilirsiniz. bunun dışında kalan özelliklere sahip bir erkek ile de yalnızca evlenebilirsiniz.

gitmek

insanın aklından bir kere geçtikten sonra bir hastalık gibi tüm zihne kendini fark ettirmeden sinsice yayılır. bir şehirden bir insandan bir evden bir aileden her şeyden gidebilirsiniz. hatta günü geldiğinde kendi benliğinizden bile koparcasına gidersiniz. ve gittiğinizi giderken değil. gittikten sonra fark edersiniz. yeri geldiğinde tereddüt etmeden yapılması gerekir. belki fark etmeden yine kendinizi aynı yere dönmüş bulursunuz.

ayrıca can yücel şiiri.

 spoiler!
bu günlerde herkes gitmek istiyor 
küçük bir sahil kasabasina 
bir baska ülkeye, daglara, uzaklara... 

hayatindan memnun olan yok. 
kiminle konussam ayni sey... 
herseyi, herkesi birakip gitme istegi. 

öyle "yanina almak istedigi üç sey" falan yok. 
bir kendisi 
bu yeter zaten. 
herseyi, herkesi götürdün demektir.. 
keske kendini birakip gidebilse insan. 
ama olmuyor. 

hani kendimizden raziyiz diyelim, öteki de olmuyor. 
yani herseyi yüzüstü birakmak göze alinmiyor. 

böyle gidiyoruz iste. 
bir yanimiz "kalk gidelim", 
öbür yanimiz "otur" diyor. 

"otur" diyen kazaniyor. 
o yan kalabalik zira... 
is, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, 
güvende olma dugusu... 
en kötüsü aliskanlik 
aliskanligin verdigi rahatlik, 
monotonlugun dogurdugu bikkinligi yeniyor. 
kaliyoruz... 
kus olup uçmak isterken, agaç olup kök saliyoruz. 

evlenmeler... 
bir çocuk daha dogurmalar... 
borçlara girmeler... 
isi büyütmeler... 
bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor. 

misal ben... 
kapidaki rex'i birakip gidemiyorum. 
degil busehirden gitmek, 
iki sokak öteye tasinamiyorum. 
alip götürsem gelmez ki... 
bütün sokagim köpegim oldugunun farkinda 
herkes onu o herkesi seviyor. 
hangi birimizle gitsin? 

"sirtinda yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardir; 
evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin 
kendi imalatimiz küfeler. 

ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada. 
ölüm var zira. 
ölüme inat tutunmak lazim. 

barik ufak kaçislar yapabilsek. 
var tabi yapanlar, ama az 
sadece kaymak tabakasi 
hepmiz kaçabilsek... 
bütçe, zama, keyif... denk olsa. 
gün içinde mesela... 
küçücük gitmeler yapabilsek. 

ne mümkün 
sabah 9, aksam 18 
sonra baska mecburiyetler 
sikisip kaldik. 
sirf yeme, içme, barinmanin bedeli 
bu kadar agir olmamali. 

hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. 
bir ömür karsiligi, bir ömür yani. 
ne saçma... 
bahar midir bizi bu hale getiren? 
galiba. 

ben her bahar asik olmam ama 
her bahar gitmek isterim. 
gittigim olmadi hiç. 
ama olsun... istemek de güzel

yaşamaya dair

şair nazım hikmet tarafından yazılmış çok güzel bir şiir.

ne olursa olsun yaşamaya karşı duyulan sevgiden vazgeçmemek.

 spoiler!


(1)

yasamak sakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yasayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yanı, yasamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden
yanı, bütün işin gücün yasamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yanı, o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel,
en gerçek şeyin yasamak olduğunu bildiğin halde.

yanı, öylesine ciddiye alacaksın ki yasamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yasamak, yani ağır bastığından.


(2)

diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yanı, beyaz masadan
bir daha kalkmamak ihtimali de var
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatman bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz 
en son ajans haberlerini.

diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savasın sonunu

diyelim ki, hapisteyiz,
yasımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla beraber yasayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yanı, duvarın arkasındaki dışarıyla.

yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...


(3)

bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yıldız zerresi yanı,
yanı, bu koskocaman dünyamız.

bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...

yıllar geçse de unutulmayan sözler

gençliğimin başından bu yana ısrarla hayatıma giren her insan gelecekte çok iyi bir anne olacağımdan dem vurur durur. benimse hayatta sahip olmaktan en çok korktuğum sorumluluklardan biri anne olmak. yaşamak tek başınayken oldukça güzel.

babaları sinirlendiren şeyler

bulunduğu alanda çalışan elektrik süpürgesinin sesi, kalabalık, trafik, yemek masasındaki çatal bıçağın çıkardığı sesler, karısının akrabaları, sevmediği kendi akrabaları ile muhattap olmak zorunda olmak, kapı-pencere gıcırtı sesi, kendi hoşlanmadığı tvnin müziğin sesi, eve geldiğinde yemeğin hazır olmaması.

tıbbiyeli itiraf

bir daha asla eskisi gibi mutlu olamayacakmış gibi hissetmekten daha kötüsü, bu hissin gittikçe insanı ele geçirmesi olması. kendimi her ne kadar bir iki sene önce yaşadıklarımı sindirmis olduğuma inandırıp, ne olduysa oldu önemli olan yaşanılanlardan ders alabilmek olduğuna inandırmaya çalışsamda; bu iş hiç sandığım gibi değilmiş. yaşadığım travmaları hatırlamamak için elimden geleni yapıyorum. işe yaramıyor. bir bir tokat gibi yüzüme çarpıyor. geçtiğine geçeceğine çok inandırmıştım kendimi. saçlarım beyazlıyor, iştahım kesiliyor, eskiye dair hiçbir yapmıyorum. lan yine geçmiyor. elimden geldikçe hayatımdaki her şeyi değiştirdim. yine geçmiyor. bir hata yaptım diye geri kalan tüm hayatım mahvoldu. kendimi toparlamış, hayatımı toparlamış sansam da her şey daha da kötüye gidiyor. iki senedir gerçekten mutlu olduğum an yoktur. hatta yaşadığım an yoktur. o bir seneyi kafamdan atmak için o bir sene hayatımda var olmuş her şeyi hayatımdan ya çıkardım ya değiştirdim. kendimle dahi hesaplamıştım. ama çok yoruldum. yakın çevrem bu değişimime sadece olgunlaşmakla olarak tanımlayabiliyor. allah kahretsin. gerçekten kendimden nefret ediyorum.

adem'in çocukları arasındaki ensest ilişki

bir çok bilmiş yazar olarak eklemek istiyorum, kuran'da adem ve havvanın çocuklarının üremesinden bahsedilmiyor. ama incil'de bu durum detaylıca anlatılmış. 

ey insanlar! şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere 
ayırdık. allah katında en değerli olanınız, o’na karşı gelmek- 
ten en çok sakınanınızdır. şüphesiz allah hakkıyla bilendir, 
hakkıyla haberdar olandır


insanların bir erkek ve bir dişiden devamının geldiği yazılmış. adem ve havva söz konusu değl. yalnızca adem ve havvadan geldiniz yazmıyor. daha fazla insan daha fazla çift yaratılmış. 

o, sizi bir tek nefisten yarattı. sonra ondan eşini var etti. sizin için hayvanlardan erkek ve dişi olarak sekiz eş yarattı.sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç kat karanlık içinde oluşturuyor. işte rabbiniz olan allah budur. mülk mutlak hâkimiyet yalnız o’nundur. o’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. o hâlde, nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz

mealde, buradaki “ondan” ifadesi, “onun türünden” şeklinde de anlaşılabilir yazıyordu. burada adem ve havva bahsediliyor. kaburga yazmıyor. onun türünden denmek isteniliyor. 

allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan meniden yarattı. sonra sizi erkekli dişili eşler yaptı. allah’ın ilmine dayanmadan hiçbir dişi ne hamile kalır, ne de doğurur. herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta levh-i mahfuz’da yazılı olmasın. 
şüphesiz bu, allah’a kolaydır


burada da eşlerden bahsediliyor. 

kuran'daki ayetlerde kardeşler söz konusu değil. incil'de de havva ve adem'in devamlı erkek çocuğu olduğu yazılmış. orada da tam olarak kardeşler arasında bir ilişki yazılmamış. incil'de yaratılış bölümünde bu konuyu okuyabilirsiniz. 

ne diyebilirim bilmiyorum. sizin adınıza üzüldüm.

Âfak

'ufuk' kelimesinin çoğuludur.

(bkz: garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar)

tıbbiyeli itiraf

yalanlardan, net olmayan cevaplardan hiç hazzetmiyorum.
en sevdiğim özelliğim ise duygusal tarafımdan dolayı insanlara çok çabuk bağlanıp, gereksiz anlam yüklemek gibi hatalar yaparken onları birden hayatımdan ve zihnimden çıkarıyor oluşum.hayatımın sadece bir iki sene öncesinde yer alan insan bugün için öylesine önemsiz bir hatıra olabiliyor ki. ben bile şaşırıyorum.

din

güçsüz insanlar aklını kaybetmesin diye var. yoksa kimse görünmez olan bir güce sığınmaz. resmen dinlerle vicdanlarımızı hafifletiyoruz.

ismail ege şaşmaz

1993 doğumlu manisalı yakışıklı oyuncu. tam bir beyaz atlı prens diye düşüyordum. ama manisalı çıktı. en azından evcil hayvanım olsa tadından yenmez.

https://www.instagram.com/p/BMof4bWjC8C/?utm_source=ig_share_sheet&igshid=w3be1hu1pv0u

adem'in çocukları arasındaki ensest ilişki

okullarda dahi bahsi geçip anlatılan bir konu. bizim din derslerine gelecek din hocası olmadığından tarih hocası gelirdi o anlatmıştı.

havva'nın doğumlarının hepsi ikiz çocuk olarak gerçekleşiyor. her doğumda ikiz olarak bir erkek bir kız çocuğu oluyor. bu şekilde doğan ikizlerin ilişkisi yasak. ama kendilerinden önce ve sonra doğanlarla ilişki yaşayabiliyorlar.

hatta kabil ve habil kavgasının bu olaylar sonrasında gerçekleştiği söyleniyor. kabil ve habil arasında 'eş' kavgası çıkıyor. kavga sonucunda kabil kardeşi habili öldürüp. ailesini bırakıp eşi ile beraber uzak diyarlarda soyunu devam ettiriyor.

olay her dini kaynakta farklı tasvir edilmiş. nereden baksanız mantıksız.

aynali tahir

çok karizmatik bir yazar. umarım imzalı kitabını benden esirgemez.

süleymancılar

cemaatler zaten türk kültürüne oldukça yabancı. bu ve bunun gibi topluluklar insanlarımızı hem maddi hem manevi olarak ele geçiriyorlar. bir insan dinini yaşayabilmek için bu tarz oluşumlara asla ihtiyaç duymamalı.

içerik kuralları - iletişim