youknowwho

Durum: 364 - 3 - 0 - 0 - 12.07.2018 09:16

Puan: 5412 -

2 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

o evlerin ışıkları yanmaya devam etsin.
  • /
  • 37

dünyanın en zor hissi

su tetrisi

yazarların whatsapp durumları

“ı’m bulletproof, nothing to lose.”

karanlıkta tek başına oturmak

neredeyse her gün yaptığımdır. sığınağımdır. sahte olmak zorunda kalmadığım, gülümsemek zorunluluğu hissetmediğim tek yerdir karanlık . belki bu yüzden filmlerin kötü, karanlık karakterlerini diğerlerinden daha çok severim . bilenler bilir karanlık lorda hayranlığım birçok entrymde yer bulmuştur.hatta günlüğümün adı da “karanlık” tı çocukluğumda bile .

her gece eve döndüğümde içeri girer girmez kapıya sırtımı dayar otururum ışık’ları açmadan . o günümü değerlendiririm, gülümsemeye çalışmaktan seğiren yüz kaslarımı dinlendiririm .zor bir günse ağlarım. değilse de ağlarım.

metroda tıbbiyeli yazarına rastlamak

olasıdır. fakat zannımca düşük olasılıklıdır . şahsen sözlüğün kıdemli yazarlarından birini uzaktan gördüm, tanıyorum. kendimi tanıtmadım gerçi o beni tanımıyor ama olsun ;) -bu sayılır mı bilmiyorum ama .-

daha mutlu olamam

mor ve ötesi’nin benim nazarımda en depresif 2. şarkısıdır -sözlerinin aksine-. lise yıllarımda 3 saatlik istanbul trafiğinde iett otobüslerinde süründüğüm zamanları hatırlatır. neredeyse her gün dinlerdim . gençlik...

en depresifi için : (bkz:mor ve ötesi - hayat)

tıbbiyeli itiraf

insanın aklının başına kendi kendine gelmesi her zaman daha iyiymiş, anladım.

tıbbı bırakmak

diğer insanlar için özellikle sınav dönemi akla sık gelen eylemdir.

tıbbiye bir gönülllük meselesidir. istemeden olmaz. eğer bir kişi tıbbı bırakıyorsa , kendisi için en iyisini yapıyordur.bırakmak büyük cesaret ister, kolay değildir. kişiyi özel bir durum sözkonusu değilse geri döndürmeye çalışmamak gerekir. evet, yaşadım da ordan biliyorum ;)

işin şakası bir yana 2. sınıfta okulu dondurmak için -aslında bırakmak için. cesaretim olmadığından önce dondurmak istedim- dilekçe vermiştim. dönem ikinciliydim. o zamanki hocalarım ne yapıp edip kalmamı sağladılar . ben yine de bu olaydan 1 ay sonra okulu bırakıp yaşadığım şehre döndüm .

sonrası mı ?

crp

pnömokokların hücre duvarındaki c polisakkaritine bağlanıp reaksiyon gösterdiği için bu ismi alan pozitif akut faz reaktanıdır.

yay burcu

özgürlüğüne çok düşkün, zaman zaman fevri , bir kere sinirlenince bir daha durulmayan, ikili ilişkilerinde en çok yoran fakat en tutkulu olan burçtur kendisi.
  • /
  • 37

tecavüz sonrası gebelik

bu ülkede 45 çocuğa tecavüz edildiğinde ses çıkarmayıp üzerine bir kerelik olay diyen aile bakanının bulunduğu dönemde;
kimlerden oy alabileceği bilinmez kürtaj hakkının kullanılmasının engellenmeye çalışıldığı durum.

tecavüz çok berbat bir olay. hayvanlarda bile (ki bile demek ne saçma) yokken , insanlarda özellikle de kadınları en çok biz düşünüyoruz diyen müslümanlarda çok görülen iğrenç bir sorun.

maalesef bu olay sonucu gebelik görülebiliyor. hatta bazı hormonların artışı ile daha da kolaylaşıyor.
bir kadın ise bu olayın izlerini unutmaya çalışırken yüksek bir ihtimal o günden kalan bir çocuk istemez. ayrıca o daha doğmamış çocuğun geleceği açısından da bu durum iyi değil. çocuk yapması bakmasından kolay sonuçta. fakat o çocuğun geleceği ne olacak? aile diye ne bulacak o çocuk?

eğer anne o çocuğu istemiyorsa sonuna kadar haklı. hem ebeveyn olmak için de belli bir hazırlık yapmalı insanlar.

sağolsun bizim ülkemizde ise siz doğurun gerekirse biz bakarız diyerek kadını iyice suçlamaya iten bakan var.
maalesef işinin gereği tecavüzü engellemek, daha ağır cezaları hazırlamak olan görevini unutan bakan.

evet konuyu başka bir yana çektim kusura bakmayın. fakat başlığı okurken bile sinirlerim bozuldu.

düğünofobi

tanım: düğün yapma fobisi.

türkiye'de aptallığın övülmesi

aziz nesin'e göre yüzde 60'ı aptal olan bir ülke için gayet normal olan durum.
tabii ki herkesin aptalı kendinedir.
şimdi bir örnek verelim.
haberlerde bugün gördüm. 2 adet(evet mal sayımı adet ile yapılır) aptal metrobüsün üzerine çıkıp yolculuk yapmış evet tavanına. işte bu durum haberlerde 'çılgın gençler 15 dk boyunca keyif yapti' 'maceracı gençler adrenalin yasatti' gibi övücü özendirici anlatımlar yapıp bu iki adet aptalı tv'ye çıkartıp röportaj yapıyor.
elbette bu istenerek yapılmıyordur.netice de kan kanı çekiyor.

tıbbiyeli itiraf

günde 8-10 saat adam akıllı çalışanları duyunca bana bir fenalık basıyor sözlükkk

hanımcılık

son zamanlarda ortaya çıkan naif bir akım. örneğin çinde bir kişi eşinin ayağı burkulduğu için onun topuklu ayakkabılarını giyip, sandaletlerini ona vermiş. tabiki bu uç bir örnek, yalnız bu örneğe göre bu akımı değerlendirmek doğru olmaz.

genel düşünüş olarak eşinin gönlünü hoş tutmayı istemek diyebilirim. cinsiyet ayrımı yapmaya gerek yok, aynı şekilde beycilikten de bahsedebiliriz. burdan yapacağımız çıkarım kişinin sevdiği, değer verdiği, onun acısını kendi bedeninde hissedebildiği, empati yapabildiği kişi için yapabilecekleri olmalıdır. bu iki kişi arasındaki emek meselesidir ve dışarıdan anlaşılmayabilir, anlaşılması da elzem değildir.

sevilen kız vs seven kız

seven kız olmak ve bunu cesurca söylemek girişiminde bulundum da ne oldu koskoca bir hiç. sevilen kız olamadım sadece bir kısım erkeklerin arada aklına düşen zeki kız oldum. sağolun canlarım diyeceklerim bu kadar.

tıbbiyeli itiraf

bu kez tıbbı seçme sebebimi açık etmeden açıklamak için geldiğim başlık.
yıllar evveli, çocuğum. aptalım. küçüğüm.
ama koca yürekliyim.
takvimde bir yaprak.. koparılmayı bekliyor
ertesi gün olunca..
okuyamıyorum hangi ayın hangi günü, bilmiyorum çünkü daha okuma yazmayı.
ama kaderimiz ortak.. ben de bekliyorum, büyümeyi
ertesi gün olunca..
çünkü, hayatımda tek bir gözyaşına dahi, daha o yaşta canımı vermeye razı olduğum birinin fedakâr gözleri var zihnimde. hikayesi hikayem, umudu umudum, mutluluğu mutluluğum birinin yüreğinin güzelliği var geçmişimde.
ve verdiğim bir söz var o günkü takvim yaprağının gösterdiği tarihte.
söz diyorum, sözüm söz..
çünkü üzülüyorum ben o gün.
unutamıyorum.
sol koluma yayılıyor hıçkıramadığım hüznüm. avcum titriyor. ama bir yandan da seviniyorum. işte diyorum buldum! sonunda çözümü buldum. fikrim yok hakkında, ama olsun koca bir hayat var daha. çalışırım, okurum, öğrenirim..
ve o gün hayatım bir şansa dönüşüyor. sonrasındaysa hiçbir zaman şanssız olduğumu iddia etmiyorum, çünkü şans, artık elimdeki hayatım, bu dunyadaki zamanım.
sonra bir bir koparıyorum takvimdeki yaprakları. artık üstündekileri okuyabiliyorum da hem.
sonra büyüyorum. ama büyüdükçe verdiğim söz ağır geliyor..
takvim kullanmıyoruz zaman sonra. merak ediyorum en son hangi yaprağı kopardım diye. hatırımda değil..
sonra o gün geliyor. karar vermem gerekiyor. hayat soruyor bana, "tutacak mısın sözünü?"
tutmak istiyorum ama değiştim ben diyorum.
büyüdüm.
başka benim hayalim. başka bundan sonrası için hedeflerim..
sen bilirsin diyor. sonra çocukluğum geliyor gözümün önüne. söz vermiştin bana diyor. ben seni, bu günü bekledim onca zaman, hem ben yıllar evvel çözdüm ya diyor. formül bu. kullan hadi.
ikna da edemiyorum, oyle ısrarcı ki. küçüktün diyorum, o ne senin ne de bir fakültenin çözebileceği bir sorun değildi. hem ben o geçen sürede bambaşka şeylere ilgi duydum. mühendis olacağım ben diyorum.
susuyor. söz verdim ama ben ona diyor, bilseydim büyüyünce sözünden döneceğini, hiç koparmazdım o takvimleri..
dayanamıyorum.
haklı diyorum.
önce çocukluğuma sonra da o çocuğun söz verdiği, hayatındaki tek yaşama sebebinin sahibi iki güzel göze (ki kendisi hala yaşama sebebimdir) verdiğim sözü tutuyorum.
hayatımdaki en büyük fedakarlığı yapıyorum.
dönüşü de yok.
sonra zorlanıyorum. her geçen gün daha çok..
ve bir gün geliyor, bir kep var elimde fırlatmak için bekliyorum.
sonra tüm gücümle fırlatıyorum havaya, çocukluğum tutuyor, teşekkür ederim diyor. sen inanmasan da ben inanıyorum, çözüm buydu diyor.
üzmüyorum onu. söylemiyorum değildi diye. degildi. çözüm hiçbir zaman bir fakülte olamazdı zaten.
olsun diyorum.
en azından sözümü tuttum. kendi içimden, sessizce verdiğim kimsenin bilmediği bir sözü tuttum.
ama fena mı oldu, doktor oldum. hatta tus peşinde bile koşuyorum.
gerçi hep daha farklı olabilirdi diyorum, içimden tabi. çünkü bu önlük, bu stetoskop, bu diploma, bu iki harf için yıllarca takvim yaprağı kopardım ben. saygım var mesleğime, emeğime, küçüklüğüme. kimsenin duymadığı ve duyamayacağı kadar
saygım var.

erkek milleti

gece yarısı sokaklarda anırmayı kendilerine hak gören kadın çıkıp bağırsa 'bu azmış bunu s.ken yok mu' diyen, sokakta gülen kadına orospu diyen ama kendileri bağıra bağıra kahkahalarla konuşabilen, sofraya bi kaşık bile getirmeyip karısı getirirken haberleri izleyip memleketin hali hakkında ahkam kesen, sonra 'bunun tuzu az olmuş' diyen, okumuş çok tahsillileri dahil kadınları ev işi yapmaya çocuk bakmaya yatkın ve layık gören kendilerini bu işlerden geri çeken ve üstüne üstlük feministlik taslayan, kadınlarla çok rahat konuşup flört edip; aynısını yapan kadına 'kaşar bu' diyen, karısının sevgilisinin erkeklerle samimi konuşmasını hazmedemeyip her kadına yavşayıp flört edebilen, 'erkekler kötü niyetli ben seni korumak için diyorum' ayağı yapan, bütün dekolteler ilgisini çekmesine rağmen 'canım bu biraz dekolte olmamış mı' ayağı yapan, ataerkil küfürler eden erkek cinsiyeti... tiksiniyorum sizden.

bütün bunları onayladığını zannedip kendini kadınların tarafında görüp içten içe ataerkil olanlarınız varya... onların da farkındayım. iğrençsiniz. baştan aşağı ayaksınız... kendinizin farkına varmak, kendinizi düzeltmek zorundasınız. ataerkil bir toplumda yaşadığımızdan en feministinizin bile ataerkil davranışları var, farkındayım.

ne cinsel organmış arkadaş ne bokummuşsunuz!

musab ra.

peygamberin (sas.) güllerinden biri.
40 yıl yaşamış fakat binlerce insanın 400 yılda yapamayacağını samimiyetiyle (ihlas) yapmış.

müslüman olmadan evvelki hayatı lüks içinde; mekkenin en zenginlerinden ve en yakışıklı delikanlılarından.

müslüman olunca tüm bu lüks hayatı bırakıp, hayatını allah ve rasulüne adar. müşrik olan ailesini elinin tersi ile iter.

peygamber efendimiz kendisini medineye gönderir islamı anlatması için. samimi olarak ölümü göze alıp gider (o devirde kimse dininden kolayca vazgeçmez) ve 1 yıl sonra geldiğinde; 'medine'de islamın girmediği hiçbir ev kalmadı' der.

kendisini o zaman öldürmek isteyenler olur; onlara dediği 'önce beni dinle eğer kabul etmezsen yap ne istersen'
ihlas ile tüm kapıları açar.

uhud savaşında kendisi ile beraber 70 kişi şehid olur. üstünü örtecek kadar bile elbisesi yoktur. başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalır. sonra peygamber emri ile ayakları otlar ile örtülecek ve defnedilecektir.

bunları anlattıktan sonra sesleniyor bir alim; "peki şimdi islamı 3-5 konudan ibaret sayanların mus'ab'ı kim olacak ?"
allah kendisinden razı olsun.

yetimhanede büyümek

gece gece uyanıp yataktan kalkmama sebep olan hal çok zor bir süreçti geçti ama atlatamadım kendi adıma konuşuyum 3-4 yaş ile ergenliğime kadar olan süreç orada geçti.şükür kendimi korumayı orada öğrendim feleğin çemberinden geçenlerin sofrasına oturduk canımızı yaktılar susmasını bildik,öğrendik
annemiz babamız nerde öldü mü kaldı mı bilmeden büyüdük 7 yaşında çocuklar yemeklerimizi paylaştık altımıza kaçıran arkadaşlarımız vardı farketmesinler diye kendi çabalarımızla çarşafları yıkadık,gün geldi hep beraber büyüklere kafa tuttuk dayak yedik,günü geldi aramızdan ayrılanların hatırasını duvarlara kazıdık gözyaşlarına boğulduk aramızdan ayrılanlar her biri ayrı yerlere savruldular çoğu kimsesiz yalnız kaldılar bu memleketin evladı olmalarına rağmen yok olan hayatlarına ellerinden kayıp giden yaşamlarına dur diyemediler
çok anı biriktirirsin orada çoğunun içinde gözyaşlarım vardır gece arkadaşlarının içinde sesimi duymasınlar diye gözlerim kanlana kanlana,kendimi zorlaya zorlaya ağladığımı çok bilirim bize devlet baktı sağolsun ama bakanlar da hepsi iyi değildi bunu tabi büyüyünce idrak ettim daha çok dünyayı tanıdıkça fikir sahibi olup karşılaştırdım.aşçı vardı bir tane küçücük ellerimiz var tabi çocuğuz tabldotları tutarken çoğu zaman kayardı elimizden kayınca da yemeği düzgün alamazdık yemek düşer hakkın gider be adam çocuğuz lan bi kepçe koysan ölür müsün sıradaki diye seslenir devam ederdi o gaddar sesiyle yetmezmiş gibi azarlar dururdu sanki bilerek kaydırıyoruz o şekilsiz tabldotları
hekim olmaya da orada karar verdim hep tamirci bir huyum vardı benim ayakkabıların altını yapıştırmaya çalışırdım,bizimkiler bir şey kırdıklarında soluğu hep benim yanımda alırlardı çakardık oyardık bi yolunu bulurduk tamirciydi benim lakabım zaten ismimi bilmeyen öyle seslenirdi.hayatımda beni etkileyen en büyük anıyı da orada yaşadım paylaşmakta sorun görmüyorum bu sözlükle de duygusal bağımız olsun kalsın burada bu anılar

ismini yazamadığım bir kardeşim vardı ismi burda fatih olsun.fatih sıskaca bi çocuktu sarı saçlı mavi gözlüydü şen şakrak gün boyunca gülen bir çocuktu bizimki çenesi de düşüktü öyle bol keseden sallar benim babam şöyle annem şöyle derdi ailesinin maddi durumu iyi olmadığından kalıyodu yurtta ara sıra görüşe gelirdi annesi fatih'in babasını biz hiç görmedik annesi de çok gelmezdi zaten.talihsiz olay biz 8-9yaşındayken oldu.
okul aynıdır genelde yetimhane çocuklarına servis gelir alır ayrı ayrı okulla kim uğraşacak koyun sürüsü gibi bakıyorlar ne de olsa ordan al oraya götür hesabı.okul bitti o gün biz servisi bekliyoruz o günde bizim servis çok gecikti bizde bahçede takılıyoruz futbol oynuyoruz koşturuyoruz bi o yana bi bu yana her şey yolumda dandik servis gelince toz olup gidicez yurda.top oynarken fatih topu bahçe dışına attı ikimiz aynı anda almaya gittik giderken de koşmaya başladık çocuklarda huydur başladılar mı koşmaya kıyasıya mücadeleye girişirler aynısını yaptık kaçan topun yanına kadar koşacaktık ben kiloluydum o zaman yavaştım fatihten fatih nasıl koşuyor ama bana sesleniyor oğlum sen beni geçemezsin diye bağırıyor geçemedim kardeşim seni geçemedim keşke geçseydim keşke dur deseydim fatih kaçan topu alırken kaza yaptı arabaya çarptı bi anda sürüklendi belli çok yeri kırıldı çok canı yandı kardeşimin ben görür görmez yanına koştum her tarafı kan sarstım fatihi bağırdım bi ara göz kapakları oynadı öğretmen falan ambulansı arıyorlar tabi fatihin burnundan kanlar akıyor hastaneye gidicez dedim nolur uyuma diye haykırıyorum bana döndü ağlıyo bi yandan bi yandan ben ağlıyorum "iyileşirim demi tamirci,sen geçenlerde alinin ayakkabısını yapıştırdın benim bacağımı da tamir ederler "dedi ağlayarak ben bir şey diyemedim başımı salladım elim ayağım titriyodu başımıza gelenin ne olduğunu daha idrak edemiyodum o son sözlerini söylemeye devam etti "topu alamadım, ama söz babam alır iyileşince bize daha iyisini,annem geldiğinde dedi bana baban artık hep seni izliyo her şeyi anlat ona diye bunu da derim ben" ağladı burnunu çekti sonrasını ben de pek hatırlamıyorum ambulans hekimler..
fatihi kaybettik kardeşimi tamir edemedik nasip olmadı babası gidince kendisi de gitti belki bu dünyadan ayrıldı bizden o gün bu gündür tamirci olmayı istedim hep fatihleri tamir etmeyi bir çocuğun gülen yüzünü görmeyi
kaybettik seni kardeşim ama burdayım tamirci oldum ben ne seni unutabildim ne de bana bıraktıklarını mekanın cennet olsun güzel çocuk seni asla unutmayacağım
-kardeşin tamirci-

Toplam entry sayısı: 364

tıbbiyeli itiraf

kişiliğimle sorunlar yaşıyorum sözlük.

başkalarıyla konuştuğum zaman soğuk davranıyorum, sert davranıyorum, görmezden geliyorum. fakültedeki herkese ''siz'' diye hitap ediyorum örneğin. çok mutsuz olduğumda, çok hasta olduğumda, yanımda birilerini istediğimde, birine sempati duyduğumda, -diğerlerine oranla iyi anlaştığım- biriyle konuşurken aslında demek istediğimin çarpıtılmışını kast ediyorum. biri nasıl olduğumu sorsa direkt teşekkür ediyor ve ''siz?'' diye soruyorum mesela. ''mutsuzum.'' diyemiyorum. ya da ''nasıl görünüyorsam öyleyim.'' gibi garip cevaplar veriyorum. biri bana ''arkadaşım'' dese, ''arkadaş olduğumuzu nereden çıkartıyorsunuz ? ''diyorum.
''çok yalnızım, çok mutsuzum...'' demek yerine...

''ne yapmayı seversin?'' sorusuna '' sevmeyi sevmiyorum. '' diyorum mesela.
'' sevmek istiyorum, sevilmek istiyorum...'' diyemiyorum.

herkesin gülüp eğlendiği bir ortamda ''neden gülmüyorsun, bir sorun mu var?'' sorusuna ''komik gelmedi.'' diyorum.

''gülümsemeyi özledim, mutlu olmak istiyorum...'' diyemiyorum.

aslında bunlar benim yalnızlığımın çırpınışları sanırım. başkaları karakterimi ''berbat'' buluyorlar. ben sadece susuyorum o zamanlar.

''böyle davransam da , kast ettiğim şey bu değil. sadece yalnızım, mutsuzum. zor şeyler yaşadım ve düştüm. ayağa kalkamıyorum. her gün ruhumun bir parçası ölüyormuş gibi hissediyorum.bir daha hiç mutlu olamayacakmış gibi hissediyorum. yeniden bir şeyleri hissedebilmek istiyorum. teselli edilmek istiyorum, ağlamak istiyorum.anlaşılmak istiyorum. sizin güldüğünüz şeylere gülmek, üzüldüğünüz şeylere üzülmek istiyorum. anılarım olsun istiyorum, arkadaşlarım olsun istiyorum.çok gencim, hayatta yaşanacak hiç bir şey kalmamış gibi hissediyorum. yine de yaşamak istiyorum. zor geldiğinde 'zor geliyor' demek istiyorum. 'yardım et' demek istiyorum.''

söyleyemiyorum. biliyorum, söylemeyi de hak etmiyorum.

tıbbiyeli itiraf

okulumuzun psikiyatri profesörü hanımefendi beni 6 ay hastanenin psikiyatri kliniğine yatırmak istedi sözlük. oysa bana sorduğu sorulara dürüstlükle cevap verdim, hasta haklarını gizli tutacağını düşünerek kendimi ifade etmeye çalıştım. o ise daha onuncu cümlemin sonunda ''biz seni bir süre misafir edeceğiz.'' dedi. ''hocam, okul?'' dedim.''iyileşince...'' dedi. mahvolan onların hayatları değil çünkü. söylemesi kolay.

karşı çıkınca ben, senin söz hakkın yok, hastasın, anormalsin dedi... refakatçilerimden biri tüm sorumluluğumu alırsa, imza verirse ancak çıkabileceğimi söyledi. refakatçim yoktu benim, ben kimsesizdim... bir şekilde zar zor bir arkadaşımı refakatçim sayarak hallettim. arkasından kardiyoloji,nöroloji, dahiliye, anestezi hocalarının hepsi sırayla bana '' .... hanım senin yatışını istemiş, neden yatmadın?'' dediler. hasta hakları öyle mi sözlük? hepsinin canı cehenneme.

ama bana yaşattığınız bu ''hiçlik'' duygusunun hesabını verebilecek misiniz sayın hocam? beni 10 cümle bile dinlemeyen, hislerimi anlatmama izin vermeyen çok rafine profesör hocam, karar verdiğiniz kendi hayatınız olmadığı için mi bu kadar kolay geldi gerekirse 6 ay-1 yıl yatacaksın demek? sen ''anormalsin'' demek? ne zamandan beri bu kadar yıkıcı oldu bu meslek? bana ne tanı koyduğunuzu söyleyecek kadar insan yerine koyamadınız değil mi?

edit: gel de bu fakültede okumaya devam et. aferin, hepiniz mahvedin hayatımı olur mu? böyle güzelce delirtin beni.

tıbbiyeli itiraf

siz benim hayatımı kurtaracak kişi değilsiniz, beni soğuktan koruyamaz, yağmurlarda ıslanmaktan alıkoyamazsınız . bunu yalnızca ben 'kendim' yaparım. ben bir şemsiye teline tutunmadan da hayatta kalabilmiş bir kadınım.

siz yokken de hayattaydım. hiç geleceğim olmayacakmış gibi hissettiğim zamanlar da tek başımaydım. ölecektim ben, ''yaşamak istiyorum'' dedim, bir gençliği ellerimle toprağa verip yeniden yeniden dirilttim. üstümüze karlar yağdı. ömürlerce sürmüş gibi gelen karlar yağdı. hayatımı böyle inşa ettim yeniden yeniden. inşa ettim karlardan bir ev, bir başımaydım. bağırdım kendim olacak kisiye, sonra dönüp uzunca sustum kendime. alındım biraz da üstüme. ardından mutsuz oldum çokça. ağladım da.

kar yağdı dudaklarıma. ağladım.

ben söyledim ama siz göremezsiniz nasıl ağladığımı. ben içimden daha güzel ağlarım çünkü . ben ağlarken güzel hissedebilen bir kadınım.

siz insafsızca '' … ''dersiniz, beni üzer ağlatırsınız. "ben size oyuncak olarak mı yaratıldım?ben de biriciktim. ben de birirlerinin evladı, birilerinin kardeşiydim. ben de sevilecek kadar değerliydim. ki bir zamanlar çok da sevildim. "

diyebilmeliydim size ...ardından konuşur gibi sustum gönlünüzce.


...

sonraları, sizin başkaları hakkında da bir çırpıda söylediğiniz o sözleri üzülerek dinledim. onlar uzun süre seccademize bereket damlaları oldu. yüzümüze gölge, saçımıza ak sicimler oldu. gerçek üzüntüler böyleymiş, anladım. hatırladıkça ağlatırmış, gerçek mutluluklar gibi. gerçek sevgi gibi, hatırladıkça severmişsin, öyle demişti biri.

yine de ''bilemezdiniz'' deyip kabul ettim. anlamak öyle çok kolay değil ki birbirini. yargılamanın aksine...

siz müsterih olun diye söylüyorum. ben sizin yüzünüzden ağlamam artık. siz bundan böyle tenimde bir damla yaş göremezsiniz.

siz beni sevmezsiniz de ayrıca, onu da bilirim. siz beni sevebilecek kişi değilsiniz. sessizliğiniz çok güzeldi o yüzden tereddüt ettim. artık edemem merak etmeyin.ben yine de gülümserim sessizliğinize. ben gülümserken güzel hisseden bir kadınım çünkü. sizin sessizliğinize gülümserken kutsanmıştım. bu yüzden gülümserim her akşamüzeri. en azından günde bir kere gülümserim sizin için; sizin gibi olanlar için. ben sizlere gülümserim ağlar gibi.

***

ben ağlarken şehrinize yağmur olup inen o kadınım. çisil çisil değil, bardaktan boşanırcasına yağarım. ben sevmeye yeltendiğinde bir meltem gibi saçlarınızın arasından geçebilecek bir kadınım.

gülümsememle baharı getirip, sessizliğimle kışınız olur, kelimelerimle gözyaşlarınıza dokunurum. beni yanaklarınızdan silersiniz, sonunuz olurum.

siz beni istemeseniz de dört mevsim yaşayacaksınız. her yağmur yağdığında üzgün, solgun yüzümü hatırlayacaksınız. kış güneşi ıstmayacak sizi. siz ağlayan kadınları gördüğünüzde sessizliğinizde boğulacak olansınız.

siz benimle olan hatıralarınızı her köprü parmaklığında bir bir hatırlayacaksınız. beni unutmaya çalışırken gülümsediğiniz o anlardan acıyla pişmanlık duyacaksınız. siz bahar geldi diye bir köşeye çekilip gizlice ağlayacak olansınız.

ve iç geçiçerek göz ardı edeceksiniz birlikte sustuğumuz cam kenarı büfeyi.

...

siz beni ağlatmasaydınız aslında, ben şehrinize yağmur, toprağınıza bereket olacaktım. kalbinizde tekleme, dilinizde tutukluluk olarak kalacaktım. fakat siz beni yarım bıraktınız.

oysa ben sizin evlerinize neşe, hastalarınıza şifa, ben sizin biricik göz aydınlığınız...

***

ben gidiyorum şimdi siz hoşça kalabilin diye. londra'ya ışık, sahra'ya yağmur olmak üzere gidiyorum. kendi çiçeklerimi yetiştirip, emeğimi ve zamanımı toprağa vermeye gidiyorum. verdiğim emeğin karşılığını gözyaşı olarak, suskunluk olarak değil de, hayatıma bir parıltı olarak ödeyecek toprağı bol bir şehre gidiyorum.

çünkü ben sizin benzettiğiniz gibi parlatıldıktan sonra güzel olan, camdan yapılmış bir süs eşyası değilim. ben sevildikçe güzelleşecek bir kadınım, diğer bütün kadınlar gibi. ışığını kar altında kaybetmiş bir kadınım sadece.

***

simdi londra'ya gün ışığı, sahra'ya yağmur, kanada'ya akçaağaç olmak üzere gidiyorum. mutsuzluğunuza mum ışığı, kalbinize ferahlık olarak yürüdüğüm o yollardan geri dönüyorum. sizi ve şehrinizi sevmiyorum. fazlaca şikayet ettiğiniz soğukluğumu şehrinize bırakıyorum. ben de biraz hoşçakalabileyim diye...

tıbbiyeli itiraf

değer verdiğim insanlara anlayamadığım bir biçimde soğuk davranıyorum. sanırım hayal kırıklığı yaşamaktan korktuğum için insanları bu şekilde uzaklaştırıyorum.

tıp fakültesine yeni başlayanlara tavsiyeler

ses kaydı alın,
önlerde oturun,
kütüphanede başkası için yer tutup diğerlerinin hakkını gasp etmeyin
laboratuvardan çıkmadan önlüğünüzü çıkarmayın
highlighter kalem stoğu yapın
ders çalışmayı ve kahve içmeyi sevin
en önemlisi tıbbı sevin

bonus : hocaların dediğine çok takılmayın, çoğunun umrunda değilsiniz.

tıbbiyeli itiraf

okulumuzun psikiyatri profesörü hanımefendi beni 6 ay hastanenin psikiyatri kliniğine yatırmak istedi sözlük. oysa bana sorduğu sorulara dürüstlükle cevap verdim, hasta haklarını gizli tutacağını düşünerek kendimi ifade etmeye çalıştım. o ise daha onuncu cümlemin sonunda ''biz seni bir süre misafir edeceğiz.'' dedi. ''hocam, okul?'' dedim.''iyileşince...'' dedi. mahvolan onların hayatları değil çünkü. söylemesi kolay.

karşı çıkınca ben, senin söz hakkın yok, hastasın, anormalsin dedi... refakatçilerimden biri tüm sorumluluğumu alırsa, imza verirse ancak çıkabileceğimi söyledi. refakatçim yoktu benim, ben kimsesizdim... bir şekilde zar zor bir arkadaşımı refakatçim sayarak hallettim. arkasından kardiyoloji,nöroloji, dahiliye, anestezi hocalarının hepsi sırayla bana '' .... hanım senin yatışını istemiş, neden yatmadın?'' dediler. hasta hakları öyle mi sözlük? hepsinin canı cehenneme.

ama bana yaşattığınız bu ''hiçlik'' duygusunun hesabını verebilecek misiniz sayın hocam? beni 10 cümle bile dinlemeyen, hislerimi anlatmama izin vermeyen çok rafine profesör hocam, karar verdiğiniz kendi hayatınız olmadığı için mi bu kadar kolay geldi gerekirse 6 ay-1 yıl yatacaksın demek? sen ''anormalsin'' demek? ne zamandan beri bu kadar yıkıcı oldu bu meslek? bana ne tanı koyduğunuzu söyleyecek kadar insan yerine koyamadınız değil mi?

edit: gel de bu fakültede okumaya devam et. aferin, hepiniz mahvedin hayatımı olur mu? böyle güzelce delirtin beni.

tıbbiyeli itiraf

değer verdiğim insanlara anlayamadığım bir biçimde soğuk davranıyorum. sanırım hayal kırıklığı yaşamaktan korktuğum için insanları bu şekilde uzaklaştırıyorum.

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

istemediği için evlenmemesi muhtemel olan tiptir. hayatını bilime adamak istiyor olabilir. kendi varlığını tek başına sürdürmek, kendi başına ayakta kalmak, bir '' ev hanımı '' değil de ''bilim kadını '' olarak anılmak istiyor olabilir.

süt içmek için evde inek beslemek mantıksızdır. evlenmeyin dostlar.

not: ev hanımlarını küçümsemek gibi bir durum söz konusu değildir.metinde, yazar kendi açısından ev hanımı olmak istemediğini anlatmaya çalışmıştır.muhtemelen - margaret thatcher'ın da dediği gibi - bulaşık yıkarken ölmek istemiyordur.

tıp fakültesine yeni başlayanlara tavsiyeler

ses kaydı alın,
önlerde oturun,
kütüphanede başkası için yer tutup diğerlerinin hakkını gasp etmeyin
laboratuvardan çıkmadan önlüğünüzü çıkarmayın
highlighter kalem stoğu yapın
ders çalışmayı ve kahve içmeyi sevin
en önemlisi tıbbı sevin

bonus : hocaların dediğine çok takılmayın, çoğunun umrunda değilsiniz.

yalnızlığın farkedildiği an

3 yıl önce ailemle bütün bağlarımı koparıp, bomboş, eşyasız bir evde betonda uyumaya çalıştığım gecedir.

intihar yöntemleri

1. elektrik:

1000 volt veya üzerinde elektrik akımına kapılırsak ne olur? ölüm süresi: 2 saniye. ölüm sebebi: iç organlarımız yanar ve ağır doku kaybından kim vurduya gideriz. yaralı veya sakat kalma riskimiz: akım kesilmediği sürece kurtulma şansımız yoktur. hadi yine onu bir ihtimale bağlayalım: on milyonda 1. hissedeceğimiz acı oranı: çok kısa süreceği için %25

2. zehirlenmek:

fare zehri, kimyasal gibi maddelerin alımında ne olur? ölüm süresi: alınan miktara ve bünyeye bağlı olmakla birlikte 15 dakika kadar sürebilir. ölüm nedeni: kaslar kilitlenir ya da kişi kalp krizi geçirebilir. solunum yetmezliği ve bunun sonucunda akciğer parçalanması da diğer ihtimaldir. ölümden kurtulma şansı: %50. hissedilecek acı: %30

3. kafaya ateş etme:

kafamıza pompalı ya da büyük çaplı mermi barındıran silahla sıkarsak ne olur? (tam şakağımıza.) ölüm süresi: 1 saniye. ölüm sebebi: beyin ölümü gerçekleşir, beraberinde hızlı kan kaybından taklaya geliriz. kurtulma şansımız: %3 hissedeceğimiz acı oranı: hızlı ölüm gerçekleştiği için %5.

4. ilaçla intihar:

yüksek dozlu herhangi bir ilaçtan bir kutu alırsak (15-20 adet arası) sonumuz ne olur? ölüm süresi: 10 dakika. ölüm nedeni: karaciğerimiz iflas eder veya kalp krizi geçiririz. ya da ikisi bir arada gerçekleşir. yaralı kalma veya kurtulma şansımız: %50 hissedeceğimiz acı: %40.

5. yüksek yerden atlamak:

en az 30 metre yükseklikten sert bir zemine atlamak. ölüm süresi: 5 saniye. ölüm nedeni: iç organlar patlar, kafatası yarılabilir ve kırılan kaburga kemikleri kalbi parçalayabilir. kurtulma şansı: %5 hissedilecek acı: %7

6. damara uyuşturucu vermek:

damarımıza yüksek dozda uyuşturucu (eroin,morfin) enjekte edersek n’olur? ölüm süresi: 5 dakika. ölüm nedeni: beyne pompalanan kandaki oksijenin yok olması sonucu beyin çalışmaz. buna ilaveten kişi kalp krizi geçirir. kurtulma şansı: %5 hissedilecek acı: neredeyse sıfırdır. çünkü beyin alınan aşırı dozda uyuşturucudan dolayı vücudu artık hissedemez.

7. boğaz kesmek:

gırtlağı kesici bir aletle çeneye paralel olacak şekilde kesersek ne olur? ölüm süresi: 3-4 dakika. ölüm sebebi: solunum yollarının tıkanması sonucu nefes alamama ve kan kaybından kaynaklıdır. yaralı kalma ihtimali: %3 hissedilecek acı: %65 (belki de en canlı, iliklere kadar hissedilecek bir intihar yöntemidir.)

8. gaz teneffüs etmek:

gaz ile intihar edilirse ne kadar sürer, ne olur? uzun süre zehirli gazı içimize çektiğimizde nasıl bir ölüm bizi bekliyor olur? ölüm müddeti: maksimum 15 dakika ölüm nedeni: oksijen yetmezliği, beyne oksijenin gitmemesi, kalp krizi ve akciğer kanamasıyla sonuçlanır. kurtulma şansı: %10 hissedilecek acı oranı: %6 (belli bir süre sonra ciğerler yanmaya başlar ve sonunda hissizleşerek ölüm gerçekleşir.)

9. kendini asmak:

iple kişi kendisini astığı zaman genellikle nefessizlikten değil boynun kırılmasından dolayı hayatını kaybeder. eğer ilmek yanlış atılırsa boyun kırılmaz ve nefessizlikten dolayı ölüm gerçekleşir. eğer boyun kırılırsa nasıl sonuçla karşılaşılır? ölüm süresi: 2 saniye. ölüm nedeni: boyun kırılması en kolay ve en hızlı ölüm şekillerinden biri değildir. oldukça risklidir. bireyin felç olarak yaşamını devam ettirmesi olası ihtimaller arasında yer alır. boyun kırılmasında ne olur? beyin ile boyun altında bulunan organlar arası iletişimi sağlayan sinirler zedelenir. kurtulma şansı: %3 hissedilecek acı: %10

10. trafik kazası:

istemli olarak bir tırın ya da büyük yük kamyonunun altına girmek. (170 km) ölüm süresi: 1 – 10 dakika ölüm nedeni: birden fazla neden olabilir. iç organların parçalanması, iç kanama, beyin kanaması, akciğerin yırtılması ihtimaller arasında yer alır. kurtulma ya da sakat kalma oranı: %70 hissedilecek acı oranı %20 – %40

11. tren rayları:

tren rayına kafayı dayayıp intihara kalkışmak. ölüm süresi: 1 saniye ölüm nedeni: beyin ile vücut arasındaki iletişimin kopması. kurtulma şansı: %0.0000000000000001 hissedilecek acı: %3

12. yanarak ölmek:

benzinle kişinin kendisini ateşe vermesi. ölüm süresi: 5 dakika ölüm sebebi: doku kaybı, iç organların yanması veya patlaması, beynin akmasından kaynaklıdır. kurtulma şansı: %12 hissedilecek acı: %80. en çok acı çektirecek intihar girişimlerinin başında gelmektedir.

13. ağırlık takarak denize atlamak:

vücuda taş ya da ağırlık yapıp dibe çökecek şekilde denize atlanırsa ne olur? ölüm süresi: 2-3 dakika ölüm sebebi: solunum yetmezliği sonucunda dayanamayarak nefes almaya çalışırız. ciğerimize dolan su ile birlikte akciğer parçalanır ve ölüm gerçekleşir. kurtulma şansı: %1 (ağırlığın bağlanma şekli ihtimali değiştirebilir.) hissedilecek acı oranı: %55 nefes alamadan çırpınış, suyun ciğerlere doluşu ve akciğerin parçalanması hissi arttıyor.

14. donarak ölmek:

çok soğuk bir ortamda çıplak ve hareketsiz şekilde beklemek. ölüm süresi: 20- 100 dakika ölüm nedeni: kan dolaşımının durması ve nihayetinde beyne kan iletilmemesinden kaynaklıdır. kurtulma şansı: %10 hissedilecek acı: %20. normal dışarıda üşüdüğümüz gibi bu intiharı deneyen kişi aynı dertten muzdarip olur. çektiği acı ölüme yakın vakitler değil ilk zamanlarda gerçekleşir.

15. bilekleri kesmek:

bileklerdeki ana atardamarın bulunduğu yer kesilirse neler yaşarız? ölüm süresi: 9-10 dakika ölüm sebebi: bilekler kesildiği anda büyük bir acı hissedebiliriz. ancak kan kaybı esnasında acıdan eser kalmaz ve ölüm uykusuna dalarız. yaralı olarak kurtulma şansı: %10 hissedilecek acı oranı: %10

16. yüksek basınca maruz kalma:

uçakta basınç veya denizin diplerinde vurgun yersek ne olur? ölüm süresi: 3 dakika ölüm nedeni: solunum yetmezliği, iç organların patlaması veya beyin kanamasıyla yaşam son bulur. kurtulma şansı: %15 hissedilecek acı: %25

şu siteden alıntıdır.

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

istemediği için evlenmemesi muhtemel olan tiptir. hayatını bilime adamak istiyor olabilir. kendi varlığını tek başına sürdürmek, kendi başına ayakta kalmak, bir '' ev hanımı '' değil de ''bilim kadını '' olarak anılmak istiyor olabilir.

süt içmek için evde inek beslemek mantıksızdır. evlenmeyin dostlar.

not: ev hanımlarını küçümsemek gibi bir durum söz konusu değildir.metinde, yazar kendi açısından ev hanımı olmak istemediğini anlatmaya çalışmıştır.muhtemelen - margaret thatcher'ın da dediği gibi - bulaşık yıkarken ölmek istemiyordur.

evlenilmeyecek kızlar

evlenilmeyecek erkekler

feminazilerin erkek düşmanı olması

bütün sözlük yazarları yüzlerce feminist tanıyor anlaşılan.

edit : benim feminist arkadaşlarım ( yaklaşık 450 kişi) , asla bu tarz eylemler içinde bulunmadı. tabi siz daha iyi bilirsiniz.
her zaman.

içerik kuralları - iletişim