youknowwho

Durum: 342 - 0 - 0 - 0 - 01.12.2017 23:45

Puan: 4938 -

2 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

o evlerin ışıkları yanmaya devam etsin.
  • /
  • 35

sevilen şarkının en vurucu cümlesi

only need the light when it's burning low
only miss the sun when it starts to snow
only know you love her when you let her go

şu an çalışılan ders

hasretinden prangalar eskittim

ahmed arif'in en nadide şiirlerinden biridir.

seven için :kafkaokur dergisinin bu ayki -aralık -sayısında ahmed arif ve şiirleri hakkında genişçe bir bölüm var. ben çok beğendim. okumanızı tavsiye ederim.

edit:

ahmed arif demişken :

yürü üstüne- üstüne,
tükür yüzüne celladın,
...

tıbbiyeli itiraf

okulumuzun psikiyatri profesörü hanımefendi beni 6 ay hastanenin psikiyatri kliniğine yatırmak istedi sözlük. oysa bana sorduğu sorulara dürüstlükle cevap verdim, hasta haklarını gizli tutacağını düşünerek kendimi ifade etmeye çalıştım. o ise daha onuncu cümlemin sonunda ''biz seni bir süre misafir edeceğiz.'' dedi. ''hocam, okul?'' dedim.''iyileşince...'' dedi. mahvolan onların hayatları değil çünkü. söylemesi kolay.

karşı çıkınca ben, senin söz hakkın yok, hastasın, anormalsin dedi... refakatçilerimden biri tüm sorumluluğumu alırsa, imza verirse ancak çıkabileceğimi söyledi. refakatçim yoktu benim, ben kimsesizdim... bir şekilde zar zor bir arkadaşımı refakatçim sayarak hallettim. arkasından kardiyoloji,nöroloji, dahiliye, anestezi hocalarının hepsi sırayla bana '' .... hanım senin yatışını istemiş, neden yatmadın?'' dediler. hasta hakları öyle mi sözlük? hepsinin canı cehenneme.

ama bana yaşattığınız bu ''hiçlik'' duygusunun hesabını verebilecek misiniz sayın hocam? beni 10 cümle bile dinlemeyen, hislerimi anlatmama izin vermeyen çok rafine profesör hocam, karar verdiğiniz kendi hayatınız olmadığı için mi bu kadar kolay geldi gerekirse 6 ay-1 yıl yatacaksın demek? sen ''anormalsin'' demek? ne zamandan beri bu kadar yıkıcı oldu bu meslek? bana ne tanı koyduğunuzu söyleyecek kadar insan yerine koyamadınız değil mi?

edit: gel de bu fakültede okumaya devam et. aferin, hepiniz mahvedin hayatımı olur mu? böyle güzelce delirtin beni.

tıbbiyeli sözlüğün olmazsa olmaz 100 başlığı

francisella tularensis

tularemi etkenidir. tularemi, ülkemizde bildirimi zorunlu hastalıklardandır.

tıptaki akılalmaz kısaltmalar

vip= ventilasyon ilişkili pnömoni
hkp=hastane kaynaklı pnömoni
tkp= toplum kaynaklı pnömoni
dhkpc=...*

yazarların ilkleri

ilk defa 23 ekim 2016 akşamı bir çıkma teklifini kabul ettim
ilk ayrılığım 24 ekim 2016 sabahıydı. 13 saat sürdü. anladım ki, sevmeden olmaz. zamanla da sevilmez. 13 saat içinde sevemediysem demek ki ...

(bkz: kendini gömen yazarlar derneği)

lp

laura pergolizzi'nin sanatçı kimliği için kullandığı ismi ve soy isminin baş harfleridir.giyim tarzı, özel hayatı, cinsel kimliği çok eleştirilse de ben böyle bir sesi olduğu için, bu sesi bu kadar güzel kullanabildiği için - işini dünyanın en önemli şeyiymiş gibi yapan diğer tüm insanlara duyduğum gibi- ona hayranlık duyuyorum.

ıslıkların kraliçesi, kitara virtüözü çok sayın lp, her şeyini aldır ama o sesini aldırma lütfen...

bir bakışta bulurum büyük halk tablosunda seni

duyup duyabileceğiniz, en nadide sevgi sözlerinden biridir. sezai karakoç'un ''kav'' şiirinden bir alıntıdır aynı zamanda...

...
sen tabiatın içinde tabiatla birlikte fakat tabiat üstüsün
karla örtülü yüksek çamlar gibi ancak uçakla gözlenebilirsin
sen leonardo da vinçi’nin ya van gogh’un kalemiyle çizilebilirsin

aragon’un söylediği gözler senin gözlerindir
sen her an bitmeyen bir pikniktesin
bütün roma sütunları dikilmiştir senin için
emperyal kahvesi akman yapıldı seni anmak için
meydandaki anıt bile sen yanından geçtikçe alımlı albenili
bir bakışta bulurum büyük halk tablosunda seni
hıçkırıklarım çarpar her gün gök aynasına
kendimi kaptırıyorum eski rüya oyunlarına
insanlar parça parça geçiyorlar yollardan
sarhoş katil namuslu adam
ben bir köprü parmaklığına bağlı bekliyorum
bir piknik dönüşü gelip bu köprüden geçersin diye bekliyorum

...
  • /
  • 35

düğünofobi

tanım: düğün yapma fobisi.

türkiye'de aptallığın övülmesi

aziz nesin'e göre yüzde 60'ı aptal olan bir ülke için gayet normal olan durum.
tabii ki herkesin aptalı kendinedir.
şimdi bir örnek verelim.
haberlerde bugün gördüm. 2 adet(evet mal sayımı adet ile yapılır) aptal metrobüsün üzerine çıkıp yolculuk yapmış evet tavanına. işte bu durum haberlerde 'çılgın gençler 15 dk boyunca keyif yapti' 'maceracı gençler adrenalin yasatti' gibi övücü özendirici anlatımlar yapıp bu iki adet aptalı tv'ye çıkartıp röportaj yapıyor.
elbette bu istenerek yapılmıyordur.netice de kan kanı çekiyor.

tıbbiyeli itiraf

bugün de çalışamadım her zamanki gibi

tıbbiyeli itiraf

günde 8-10 saat adam akıllı çalışanları duyunca bana bir fenalık basıyor sözlükkk

hanımcılık

son zamanlarda ortaya çıkan naif bir akım. örneğin çinde bir kişi eşinin ayağı burkulduğu için onun topuklu ayakkabılarını giyip, sandaletlerini ona vermiş. tabiki bu uç bir örnek, yalnız bu örneğe göre bu akımı değerlendirmek doğru olmaz.

genel düşünüş olarak eşinin gönlünü hoş tutmayı istemek diyebilirim. cinsiyet ayrımı yapmaya gerek yok, aynı şekilde beycilikten de bahsedebiliriz. burdan yapacağımız çıkarım kişinin sevdiği, değer verdiği, onun acısını kendi bedeninde hissedebildiği, empati yapabildiği kişi için yapabilecekleri olmalıdır. bu iki kişi arasındaki emek meselesidir ve dışarıdan anlaşılmayabilir, anlaşılması da elzem değildir.

sevilen kız vs seven kız

seven kız olmak ve bunu cesurca söylemek girişiminde bulundum da ne oldu koskoca bir hiç. sevilen kız olamadım sadece bir kısım erkeklerin arada aklına düşen zeki kız oldum. sağolun canlarım diyeceklerim bu kadar.

tıbbiyeli itiraf

bu kez tıbbı seçme sebebimi açık etmeden açıklamak için geldiğim başlık.
yıllar evveli, çocuğum. aptalım. küçüğüm.
ama koca yürekliyim.
takvimde bir yaprak.. koparılmayı bekliyor
ertesi gün olunca..
okuyamıyorum hangi ayın hangi günü, bilmiyorum çünkü daha okuma yazmayı.
ama kaderimiz ortak.. ben de bekliyorum, büyümeyi
ertesi gün olunca..
çünkü, hayatımda tek bir gözyaşına dahi, daha o yaşta canımı vermeye razı olduğum birinin fedakâr gözleri var zihnimde. hikayesi hikayem, umudu umudum, mutluluğu mutluluğum birinin yüreğinin güzelliği var geçmişimde.
ve verdiğim bir söz var o günkü takvim yaprağının gösterdiği tarihte.
söz diyorum, sözüm söz..
çünkü üzülüyorum ben o gün.
unutamıyorum.
sol koluma yayılıyor hıçkıramadığım hüznüm. avcum titriyor. ama bir yandan da seviniyorum. işte diyorum buldum! sonunda çözümü buldum. fikrim yok hakkında, ama olsun koca bir hayat var daha. çalışırım, okurum, öğrenirim..
ve o gün hayatım bir şansa dönüşüyor. sonrasındaysa hiçbir zaman şanssız olduğumu iddia etmiyorum, çünkü şans, artık elimdeki hayatım, bu dunyadaki zamanım.
sonra bir bir koparıyorum takvimdeki yaprakları. artık üstündekileri okuyabiliyorum da hem.
sonra büyüyorum. ama büyüdükçe verdiğim söz ağır geliyor..
takvim kullanmıyoruz zaman sonra. merak ediyorum en son hangi yaprağı kopardım diye. hatırımda değil..
sonra o gün geliyor. karar vermem gerekiyor. hayat soruyor bana, "tutacak mısın sözünü?"
tutmak istiyorum ama değiştim ben diyorum.
büyüdüm.
başka benim hayalim. başka bundan sonrası için hedeflerim..
sen bilirsin diyor. sonra çocukluğum geliyor gözümün önüne. söz vermiştin bana diyor. ben seni, bu günü bekledim onca zaman, hem ben yıllar evvel çözdüm ya diyor. formül bu. kullan hadi.
ikna da edemiyorum, oyle ısrarcı ki. küçüktün diyorum, o ne senin ne de bir fakültenin çözebileceği bir sorun değildi. hem ben o geçen sürede bambaşka şeylere ilgi duydum. mühendis olacağım ben diyorum.
susuyor. söz verdim ama ben ona diyor, bilseydim büyüyünce sözünden döneceğini, hiç koparmazdım o takvimleri..
dayanamıyorum.
haklı diyorum.
önce çocukluğuma sonra da o çocuğun söz verdiği, hayatındaki tek yaşama sebebinin sahibi iki güzel göze (ki kendisi hala yaşama sebebimdir) verdiğim sözü tutuyorum.
hayatımdaki en büyük fedakarlığı yapıyorum.
dönüşü de yok.
sonra zorlanıyorum. her geçen gün daha çok..
ve bir gün geliyor, bir kep var elimde fırlatmak için bekliyorum.
sonra tüm gücümle fırlatıyorum havaya, çocukluğum tutuyor, teşekkür ederim diyor. sen inanmasan da ben inanıyorum, çözüm buydu diyor.
üzmüyorum onu. söylemiyorum değildi diye. degildi. çözüm hiçbir zaman bir fakülte olamazdı zaten.
olsun diyorum.
en azından sözümü tuttum. kendi içimden, sessizce verdiğim kimsenin bilmediği bir sözü tuttum.
ama fena mı oldu, doktor oldum. hatta tus peşinde bile koşuyorum.
gerçi hep daha farklı olabilirdi diyorum, içimden tabi. çünkü bu önlük, bu stetoskop, bu diploma, bu iki harf için yıllarca takvim yaprağı kopardım ben. saygım var mesleğime, emeğime, küçüklüğüme. kimsenin duymadığı ve duyamayacağı kadar
saygım var.

erkek milleti

gece yarısı sokaklarda anırmayı kendilerine hak gören kadın çıkıp bağırsa 'bu azmış bunu s.ken yok mu' diyen, sokakta gülen kadına orospu diyen ama kendileri bağıra bağıra kahkahalarla konuşabilen, sofraya bi kaşık bile getirmeyip karısı getirirken haberleri izleyip memleketin hali hakkında ahkam kesen, sonra 'bunun tuzu az olmuş' diyen, okumuş çok tahsillileri dahil kadınları ev işi yapmaya çocuk bakmaya yatkın ve layık gören kendilerini bu işlerden geri çeken ve üstüne üstlük feministlik taslayan, kadınlarla çok rahat konuşup flört edip; aynısını yapan kadına 'kaşar bu' diyen, karısının sevgilisinin erkeklerle samimi konuşmasını hazmedemeyip her kadına yavşayıp flört edebilen, 'erkekler kötü niyetli ben seni korumak için diyorum' ayağı yapan, bütün dekolteler ilgisini çekmesine rağmen 'canım bu biraz dekolte olmamış mı' ayağı yapan, ataerkil küfürler eden erkek cinsiyeti... tiksiniyorum sizden.

bütün bunları onayladığını zannedip kendini kadınların tarafında görüp içten içe ataerkil olanlarınız varya... onların da farkındayım. iğrençsiniz. baştan aşağı ayaksınız... kendinizin farkına varmak, kendinizi düzeltmek zorundasınız. ataerkil bir toplumda yaşadığımızdan en feministinizin bile ataerkil davranışları var, farkındayım.

ne cinsel organmış arkadaş ne bokummuşsunuz!

lord voldemort

hem narsist hem borderline'dır, ama en çok antisosyal kişilik bozukluğu'nu bünyesinde taşımaktadır.
ek olarak 7 hortkuluğu da hesaba katarsak zorlamayla disosiyatif kimlik bozukluğu taşıdığını dahi söyleyebiliriz.

musab ra.

peygamberin (sas.) güllerinden biri.
40 yıl yaşamış fakat binlerce insanın 400 yılda yapamayacağını samimiyetiyle (ihlas) yapmış.

müslüman olmadan evvelki hayatı lüks içinde; mekkenin en zenginlerinden ve en yakışıklı delikanlılarından.

müslüman olunca tüm bu lüks hayatı bırakıp, hayatını allah ve rasulüne adar. müşrik olan ailesini elinin tersi ile iter.

peygamber efendimiz kendisini medineye gönderir islamı anlatması için. samimi olarak ölümü göze alıp gider (o devirde kimse dininden kolayca vazgeçmez) ve 1 yıl sonra geldiğinde; 'medine'de islamın girmediği hiçbir ev kalmadı' der.

kendisini o zaman öldürmek isteyenler olur; onlara dediği 'önce beni dinle eğer kabul etmezsen yap ne istersen'
ihlas ile tüm kapıları açar.

uhud savaşında kendisi ile beraber 70 kişi şehid olur. üstünü örtecek kadar bile elbisesi yoktur. başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalır. sonra peygamber emri ile ayakları otlar ile örtülecek ve defnedilecektir.

bunları anlattıktan sonra sesleniyor bir alim; "peki şimdi islamı 3-5 konudan ibaret sayanların mus'ab'ı kim olacak ?"
allah kendisinden razı olsun.

Toplam entry sayısı: 342

tıbbiyeli itiraf

kişiliğimle sorunlar yaşıyorum sözlük.

başkalarıyla konuştuğum zaman soğuk davranıyorum, sert davranıyorum, görmezden geliyorum. fakültedeki herkese ''siz'' diye hitap ediyorum örneğin. çok mutsuz olduğumda, çok hasta olduğumda, yanımda birilerini istediğimde, birine sempati duyduğumda, -diğerlerine oranla iyi anlaştığım- biriyle konuşurken aslında demek istediğimin çarpıtılmışını kast ediyorum. biri nasıl olduğumu sorsa direkt teşekkür ediyor ve ''siz?'' diye soruyorum mesela. ''mutsuzum.'' diyemiyorum. ya da ''nasıl görünüyorsam öyleyim.'' gibi garip cevaplar veriyorum. biri bana ''arkadaşım'' dese, ''arkadaş olduğumuzu nereden çıkartıyorsunuz ? ''diyorum.
''çok yalnızım, çok mutsuzum...'' demek yerine...

''ne yapmayı seversin?'' sorusuna '' sevmeyi sevmiyorum. '' diyorum mesela.
'' sevmek istiyorum, sevilmek istiyorum...'' diyemiyorum.

herkesin gülüp eğlendiği bir ortamda ''neden gülmüyorsun, bir sorun mu var?'' sorusuna ''komik gelmedi.'' diyorum.

''gülümsemeyi özledim, mutlu olmak istiyorum...'' diyemiyorum.

aslında bunlar benim yalnızlığımın çırpınışları sanırım. başkaları karakterimi ''berbat'' buluyorlar. ben sadece susuyorum o zamanlar.

''böyle davransam da , kast ettiğim şey bu değil. sadece yalnızım, mutsuzum. zor şeyler yaşadım ve düştüm. ayağa kalkamıyorum. her gün ruhumun bir parçası ölüyormuş gibi hissediyorum.bir daha hiç mutlu olamayacakmış gibi hissediyorum. yeniden bir şeyleri hissedebilmek istiyorum. teselli edilmek istiyorum, ağlamak istiyorum.anlaşılmak istiyorum. sizin güldüğünüz şeylere gülmek, üzüldüğünüz şeylere üzülmek istiyorum. anılarım olsun istiyorum, arkadaşlarım olsun istiyorum.çok gencim, hayatta yaşanacak hiç bir şey kalmamış gibi hissediyorum. yine de yaşamak istiyorum. zor geldiğinde 'zor geliyor' demek istiyorum. 'yardım et' demek istiyorum.''

söyleyemiyorum. biliyorum, söylemeyi de hak etmiyorum.

tıbbiyeli itiraf

okulumuzun psikiyatri profesörü hanımefendi beni 6 ay hastanenin psikiyatri kliniğine yatırmak istedi sözlük. oysa bana sorduğu sorulara dürüstlükle cevap verdim, hasta haklarını gizli tutacağını düşünerek kendimi ifade etmeye çalıştım. o ise daha onuncu cümlemin sonunda ''biz seni bir süre misafir edeceğiz.'' dedi. ''hocam, okul?'' dedim.''iyileşince...'' dedi. mahvolan onların hayatları değil çünkü. söylemesi kolay.

karşı çıkınca ben, senin söz hakkın yok, hastasın, anormalsin dedi... refakatçilerimden biri tüm sorumluluğumu alırsa, imza verirse ancak çıkabileceğimi söyledi. refakatçim yoktu benim, ben kimsesizdim... bir şekilde zar zor bir arkadaşımı refakatçim sayarak hallettim. arkasından kardiyoloji,nöroloji, dahiliye, anestezi hocalarının hepsi sırayla bana '' .... hanım senin yatışını istemiş, neden yatmadın?'' dediler. hasta hakları öyle mi sözlük? hepsinin canı cehenneme.

ama bana yaşattığınız bu ''hiçlik'' duygusunun hesabını verebilecek misiniz sayın hocam? beni 10 cümle bile dinlemeyen, hislerimi anlatmama izin vermeyen çok rafine profesör hocam, karar verdiğiniz kendi hayatınız olmadığı için mi bu kadar kolay geldi gerekirse 6 ay-1 yıl yatacaksın demek? sen ''anormalsin'' demek? ne zamandan beri bu kadar yıkıcı oldu bu meslek? bana ne tanı koyduğunuzu söyleyecek kadar insan yerine koyamadınız değil mi?

edit: gel de bu fakültede okumaya devam et. aferin, hepiniz mahvedin hayatımı olur mu? böyle güzelce delirtin beni.

tıbbiyeli itiraf

siz benim hayatımı kurtaracak kişi değilsiniz, beni soğuktan koruyamaz, yağmurlarda ıslanmaktan alıkoyamazsınız . bunu yalnızca ben 'kendim' yaparım. ben bir şemsiye teline tutunmadan da hayatta kalabilmiş bir kadınım.

siz yokken de hayattaydım. hiç geleceğim olmayacakmış gibi hissettiğim zamanlar da tek başımaydım. ölecektim ben, ''yaşamak istiyorum'' dedim, bir gençliği ellerimle toprağa verip yeniden yeniden dirilttim. üstümüze karlar yağdı. ömürlerce sürmüş gibi gelen karlar yağdı. hayatımı böyle inşa ettim yeniden yeniden. inşa ettim karlardan bir ev, bir başımaydım. bağırdım kendim olacak kisiye, sonra dönüp uzunca sustum kendime. alındım biraz da üstüme. ardından mutsuz oldum çokça. ağladım da.

kar yağdı dudaklarıma. ağladım.

ben söyledim ama siz göremezsiniz nasıl ağladığımı. ben içimden daha güzel ağlarım çünkü . ben ağlarken güzel hissedebilen bir kadınım.

siz insafsızca '' … ''dersiniz, beni üzer ağlatırsınız. "ben size oyuncak olarak mı yaratıldım?ben de biriciktim. ben de birirlerinin evladı, birilerinin kardeşiydim. ben de sevilecek kadar değerliydim. ki bir zamanlar çok da sevildim. "

diyebilmeliydim size ...ardından konuşur gibi sustum gönlünüzce.


...

sonraları, sizin başkaları hakkında da bir çırpıda söylediğiniz o sözleri üzülerek dinledim. onlar uzun süre seccademize bereket damlaları oldu. yüzümüze gölge, saçımıza ak sicimler oldu. gerçek üzüntüler böyleymiş, anladım. hatırladıkça ağlatırmış, gerçek mutluluklar gibi. gerçek sevgi gibi, hatırladıkça severmişsin, öyle demişti biri.

yine de ''bilemezdiniz'' deyip kabul ettim. anlamak öyle çok kolay değil ki birbirini. yargılamanın aksine...

siz müsterih olun diye söylüyorum. ben sizin yüzünüzden ağlamam artık. siz bundan böyle tenimde bir damla yaş göremezsiniz.

siz beni sevmezsiniz de ayrıca, onu da bilirim. siz beni sevebilecek kişi değilsiniz. sessizliğiniz çok güzeldi o yüzden tereddüt ettim. artık edemem merak etmeyin.ben yine de gülümserim sessizliğinize. ben gülümserken güzel hisseden bir kadınım çünkü. sizin sessizliğinize gülümserken kutsanmıştım. bu yüzden gülümserim her akşamüzeri. en azından günde bir kere gülümserim sizin için; sizin gibi olanlar için. ben sizlere gülümserim ağlar gibi.

***

ben ağlarken şehrinize yağmur olup inen o kadınım. çisil çisil değil, bardaktan boşanırcasına yağarım. ben sevmeye yeltendiğinde bir meltem gibi saçlarınızın arasından geçebilecek bir kadınım.

gülümsememle baharı getirip, sessizliğimle kışınız olur, kelimelerimle gözyaşlarınıza dokunurum. beni yanaklarınızdan silersiniz, sonunuz olurum.

siz beni istemeseniz de dört mevsim yaşayacaksınız. her yağmur yağdığında üzgün, solgun yüzümü hatırlayacaksınız. kış güneşi ıstmayacak sizi. siz ağlayan kadınları gördüğünüzde sessizliğinizde boğulacak olansınız.

siz benimle olan hatıralarınızı her köprü parmaklığında bir bir hatırlayacaksınız. beni unutmaya çalışırken gülümsediğiniz o anlardan acıyla pişmanlık duyacaksınız. siz bahar geldi diye bir köşeye çekilip gizlice ağlayacak olansınız.

ve iç geçiçerek göz ardı edeceksiniz birlikte sustuğumuz cam kenarı büfeyi.

...

siz beni ağlatmasaydınız aslında, ben şehrinize yağmur, toprağınıza bereket olacaktım. kalbinizde tekleme, dilinizde tutukluluk olarak kalacaktım. fakat siz beni yarım bıraktınız.

oysa ben sizin evlerinize neşe, hastalarınıza şifa, ben sizin biricik göz aydınlığınız...

***

ben gidiyorum şimdi siz hoşça kalabilin diye. londra'ya ışık, sahra'ya yağmur olmak üzere gidiyorum. kendi çiçeklerimi yetiştirip, emeğimi ve zamanımı toprağa vermeye gidiyorum. verdiğim emeğin karşılığını gözyaşı olarak, suskunluk olarak değil de, hayatıma bir parıltı olarak ödeyecek toprağı bol bir şehre gidiyorum.

çünkü ben sizin benzettiğiniz gibi parlatıldıktan sonra güzel olan, camdan yapılmış bir süs eşyası değilim. ben sevildikçe güzelleşecek bir kadınım, diğer bütün kadınlar gibi. ışığını kar altında kaybetmiş bir kadınım sadece.

***

simdi londra'ya gün ışığı, sahra'ya yağmur, kanada'ya akçaağaç olmak üzere gidiyorum. mutsuzluğunuza mum ışığı, kalbinize ferahlık olarak yürüdüğüm o yollardan geri dönüyorum. sizi ve şehrinizi sevmiyorum. fazlaca şikayet ettiğiniz soğukluğumu şehrinize bırakıyorum. ben de biraz hoşçakalabileyim diye...

tıp fakültesine yeni başlayanlara tavsiyeler

ses kaydı alın,
önlerde oturun,
kütüphanede başkası için yer tutup diğerlerinin hakkını gasp etmeyin
laboratuvardan çıkmadan önlüğünüzü çıkarmayın
highlighter kalem stoğu yapın
ders çalışmayı ve kahve içmeyi sevin
en önemlisi tıbbı sevin

bonus : hocaların dediğine çok takılmayın, çoğunun umrunda değilsiniz.

aşk

normalde insanların nabzı dakikada 60 ile 100 arasındadır. aşık olduklarında ise 110 civarındadır - hafif egzersiz yaptıklarında da benzer durum yaşanır- . bir erkek ve bir kadının tanışıp aşık olması yalnızca salgıladıkları hormonlardandır. nörepinefrin kalp atışlarını hızlandırır, dopamin mutluluk verir, oksitosin yakınlık hissi yaratır, feniletilamin samimiyet ihtiyacına neden olur... ve bu hormonların son kullanma tarihi en fazla 3 yıl sonrasıdır.

özetle, benim için aşk, milyonlarca hücrenin ve hormonun elektrokimyasal tepkimelerinden fazlası değildir.

tıbbiyeli itiraf

değer verdiğim insanlara anlayamadığım bir biçimde soğuk davranıyorum. sanırım hayal kırıklığı yaşamaktan korktuğum için insanları bu şekilde uzaklaştırıyorum.

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

istemediği için evlenmemesi muhtemel olan tiptir. hayatını bilime adamak istiyor olabilir. kendi varlığını tek başına sürdürmek, kendi başına ayakta kalmak, bir '' ev hanımı '' değil de ''bilim kadını '' olarak anılmak istiyor olabilir.

süt içmek için evde inek beslemek mantıksızdır. evlenmeyin dostlar.

not: ev hanımlarını küçümsemek gibi bir durum söz konusu değildir.metinde, yazar kendi açısından ev hanımı olmak istemediğini anlatmaya çalışmıştır.muhtemelen - margaret thatcher'ın da dediği gibi - bulaşık yıkarken ölmek istemiyordur.

tıp fakültesine yeni başlayanlara tavsiyeler

ses kaydı alın,
önlerde oturun,
kütüphanede başkası için yer tutup diğerlerinin hakkını gasp etmeyin
laboratuvardan çıkmadan önlüğünüzü çıkarmayın
highlighter kalem stoğu yapın
ders çalışmayı ve kahve içmeyi sevin
en önemlisi tıbbı sevin

bonus : hocaların dediğine çok takılmayın, çoğunun umrunda değilsiniz.

tıbbiyeli itiraf

okulumuzun psikiyatri profesörü hanımefendi beni 6 ay hastanenin psikiyatri kliniğine yatırmak istedi sözlük. oysa bana sorduğu sorulara dürüstlükle cevap verdim, hasta haklarını gizli tutacağını düşünerek kendimi ifade etmeye çalıştım. o ise daha onuncu cümlemin sonunda ''biz seni bir süre misafir edeceğiz.'' dedi. ''hocam, okul?'' dedim.''iyileşince...'' dedi. mahvolan onların hayatları değil çünkü. söylemesi kolay.

karşı çıkınca ben, senin söz hakkın yok, hastasın, anormalsin dedi... refakatçilerimden biri tüm sorumluluğumu alırsa, imza verirse ancak çıkabileceğimi söyledi. refakatçim yoktu benim, ben kimsesizdim... bir şekilde zar zor bir arkadaşımı refakatçim sayarak hallettim. arkasından kardiyoloji,nöroloji, dahiliye, anestezi hocalarının hepsi sırayla bana '' .... hanım senin yatışını istemiş, neden yatmadın?'' dediler. hasta hakları öyle mi sözlük? hepsinin canı cehenneme.

ama bana yaşattığınız bu ''hiçlik'' duygusunun hesabını verebilecek misiniz sayın hocam? beni 10 cümle bile dinlemeyen, hislerimi anlatmama izin vermeyen çok rafine profesör hocam, karar verdiğiniz kendi hayatınız olmadığı için mi bu kadar kolay geldi gerekirse 6 ay-1 yıl yatacaksın demek? sen ''anormalsin'' demek? ne zamandan beri bu kadar yıkıcı oldu bu meslek? bana ne tanı koyduğunuzu söyleyecek kadar insan yerine koyamadınız değil mi?

edit: gel de bu fakültede okumaya devam et. aferin, hepiniz mahvedin hayatımı olur mu? böyle güzelce delirtin beni.

bir sınav için en stresli olduğunuz anda yaptıklarınız

namaz kılarım , dua ederim dostlar... dua etmek bedava ve zahmetsiz. ayrıca stresliyken içimde hep bir boşluk olur, büyük bir yalnızlık hissi çöker. böyle durumlarda namaz yalnızlığıma iyi gelir, dua kalbime iyi gelir.

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

istemediği için evlenmemesi muhtemel olan tiptir. hayatını bilime adamak istiyor olabilir. kendi varlığını tek başına sürdürmek, kendi başına ayakta kalmak, bir '' ev hanımı '' değil de ''bilim kadını '' olarak anılmak istiyor olabilir.

süt içmek için evde inek beslemek mantıksızdır. evlenmeyin dostlar.

not: ev hanımlarını küçümsemek gibi bir durum söz konusu değildir.metinde, yazar kendi açısından ev hanımı olmak istemediğini anlatmaya çalışmıştır.muhtemelen - margaret thatcher'ın da dediği gibi - bulaşık yıkarken ölmek istemiyordur.

intihar yöntemleri

1. elektrik:

1000 volt veya üzerinde elektrik akımına kapılırsak ne olur? ölüm süresi: 2 saniye. ölüm sebebi: iç organlarımız yanar ve ağır doku kaybından kim vurduya gideriz. yaralı veya sakat kalma riskimiz: akım kesilmediği sürece kurtulma şansımız yoktur. hadi yine onu bir ihtimale bağlayalım: on milyonda 1. hissedeceğimiz acı oranı: çok kısa süreceği için %25

2. zehirlenmek:

fare zehri, kimyasal gibi maddelerin alımında ne olur? ölüm süresi: alınan miktara ve bünyeye bağlı olmakla birlikte 15 dakika kadar sürebilir. ölüm nedeni: kaslar kilitlenir ya da kişi kalp krizi geçirebilir. solunum yetmezliği ve bunun sonucunda akciğer parçalanması da diğer ihtimaldir. ölümden kurtulma şansı: %50. hissedilecek acı: %30

3. kafaya ateş etme:

kafamıza pompalı ya da büyük çaplı mermi barındıran silahla sıkarsak ne olur? (tam şakağımıza.) ölüm süresi: 1 saniye. ölüm sebebi: beyin ölümü gerçekleşir, beraberinde hızlı kan kaybından taklaya geliriz. kurtulma şansımız: %3 hissedeceğimiz acı oranı: hızlı ölüm gerçekleştiği için %5.

4. ilaçla intihar:

yüksek dozlu herhangi bir ilaçtan bir kutu alırsak (15-20 adet arası) sonumuz ne olur? ölüm süresi: 10 dakika. ölüm nedeni: karaciğerimiz iflas eder veya kalp krizi geçiririz. ya da ikisi bir arada gerçekleşir. yaralı kalma veya kurtulma şansımız: %50 hissedeceğimiz acı: %40.

5. yüksek yerden atlamak:

en az 30 metre yükseklikten sert bir zemine atlamak. ölüm süresi: 5 saniye. ölüm nedeni: iç organlar patlar, kafatası yarılabilir ve kırılan kaburga kemikleri kalbi parçalayabilir. kurtulma şansı: %5 hissedilecek acı: %7

6. damara uyuşturucu vermek:

damarımıza yüksek dozda uyuşturucu (eroin,morfin) enjekte edersek n’olur? ölüm süresi: 5 dakika. ölüm nedeni: beyne pompalanan kandaki oksijenin yok olması sonucu beyin çalışmaz. buna ilaveten kişi kalp krizi geçirir. kurtulma şansı: %5 hissedilecek acı: neredeyse sıfırdır. çünkü beyin alınan aşırı dozda uyuşturucudan dolayı vücudu artık hissedemez.

7. boğaz kesmek:

gırtlağı kesici bir aletle çeneye paralel olacak şekilde kesersek ne olur? ölüm süresi: 3-4 dakika. ölüm sebebi: solunum yollarının tıkanması sonucu nefes alamama ve kan kaybından kaynaklıdır. yaralı kalma ihtimali: %3 hissedilecek acı: %65 (belki de en canlı, iliklere kadar hissedilecek bir intihar yöntemidir.)

8. gaz teneffüs etmek:

gaz ile intihar edilirse ne kadar sürer, ne olur? uzun süre zehirli gazı içimize çektiğimizde nasıl bir ölüm bizi bekliyor olur? ölüm müddeti: maksimum 15 dakika ölüm nedeni: oksijen yetmezliği, beyne oksijenin gitmemesi, kalp krizi ve akciğer kanamasıyla sonuçlanır. kurtulma şansı: %10 hissedilecek acı oranı: %6 (belli bir süre sonra ciğerler yanmaya başlar ve sonunda hissizleşerek ölüm gerçekleşir.)

9. kendini asmak:

iple kişi kendisini astığı zaman genellikle nefessizlikten değil boynun kırılmasından dolayı hayatını kaybeder. eğer ilmek yanlış atılırsa boyun kırılmaz ve nefessizlikten dolayı ölüm gerçekleşir. eğer boyun kırılırsa nasıl sonuçla karşılaşılır? ölüm süresi: 2 saniye. ölüm nedeni: boyun kırılması en kolay ve en hızlı ölüm şekillerinden biri değildir. oldukça risklidir. bireyin felç olarak yaşamını devam ettirmesi olası ihtimaller arasında yer alır. boyun kırılmasında ne olur? beyin ile boyun altında bulunan organlar arası iletişimi sağlayan sinirler zedelenir. kurtulma şansı: %3 hissedilecek acı: %10

10. trafik kazası:

istemli olarak bir tırın ya da büyük yük kamyonunun altına girmek. (170 km) ölüm süresi: 1 – 10 dakika ölüm nedeni: birden fazla neden olabilir. iç organların parçalanması, iç kanama, beyin kanaması, akciğerin yırtılması ihtimaller arasında yer alır. kurtulma ya da sakat kalma oranı: %70 hissedilecek acı oranı %20 – %40

11. tren rayları:

tren rayına kafayı dayayıp intihara kalkışmak. ölüm süresi: 1 saniye ölüm nedeni: beyin ile vücut arasındaki iletişimin kopması. kurtulma şansı: %0.0000000000000001 hissedilecek acı: %3

12. yanarak ölmek:

benzinle kişinin kendisini ateşe vermesi. ölüm süresi: 5 dakika ölüm sebebi: doku kaybı, iç organların yanması veya patlaması, beynin akmasından kaynaklıdır. kurtulma şansı: %12 hissedilecek acı: %80. en çok acı çektirecek intihar girişimlerinin başında gelmektedir.

13. ağırlık takarak denize atlamak:

vücuda taş ya da ağırlık yapıp dibe çökecek şekilde denize atlanırsa ne olur? ölüm süresi: 2-3 dakika ölüm sebebi: solunum yetmezliği sonucunda dayanamayarak nefes almaya çalışırız. ciğerimize dolan su ile birlikte akciğer parçalanır ve ölüm gerçekleşir. kurtulma şansı: %1 (ağırlığın bağlanma şekli ihtimali değiştirebilir.) hissedilecek acı oranı: %55 nefes alamadan çırpınış, suyun ciğerlere doluşu ve akciğerin parçalanması hissi arttıyor.

14. donarak ölmek:

çok soğuk bir ortamda çıplak ve hareketsiz şekilde beklemek. ölüm süresi: 20- 100 dakika ölüm nedeni: kan dolaşımının durması ve nihayetinde beyne kan iletilmemesinden kaynaklıdır. kurtulma şansı: %10 hissedilecek acı: %20. normal dışarıda üşüdüğümüz gibi bu intiharı deneyen kişi aynı dertten muzdarip olur. çektiği acı ölüme yakın vakitler değil ilk zamanlarda gerçekleşir.

15. bilekleri kesmek:

bileklerdeki ana atardamarın bulunduğu yer kesilirse neler yaşarız? ölüm süresi: 9-10 dakika ölüm sebebi: bilekler kesildiği anda büyük bir acı hissedebiliriz. ancak kan kaybı esnasında acıdan eser kalmaz ve ölüm uykusuna dalarız. yaralı olarak kurtulma şansı: %10 hissedilecek acı oranı: %10

16. yüksek basınca maruz kalma:

uçakta basınç veya denizin diplerinde vurgun yersek ne olur? ölüm süresi: 3 dakika ölüm nedeni: solunum yetmezliği, iç organların patlaması veya beyin kanamasıyla yaşam son bulur. kurtulma şansı: %15 hissedilecek acı: %25

şu siteden alıntıdır.

evlenilmeyecek kızlar

evlenilmeyecek erkekler

feminazilerin erkek düşmanı olması

bütün sözlük yazarları yüzlerce feminist tanıyor anlaşılan.

edit : benim feminist arkadaşlarım ( yaklaşık 450 kişi) , asla bu tarz eylemler içinde bulunmadı. tabi siz daha iyi bilirsiniz.
her zaman.

içerik kuralları - iletişim