zoobi doobi 2

Durum: 434 - 4 - 0 - 0 - 27.01.2019 15:43

Puan: 7622 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

bir hayalet..
  • /
  • 44

kendi çocukluğuna vereceğin öğüt

daha işine yarayacak kitaplar oku ve dil öğren.

kendine güven diyeceğim ama bulunduğun ortamda çok zor olduğunun farkındayım.

sen iyi bi çocuksun, sen ben olmasan da böyle söylerdim gerçekten. hatta bırak benim sana öğüt vermemi benim aklıma hep senin zamanında düşünürken "gülmek güzel, eğlenmek güzel ama mesela ağlayıp üzülmek de güzel. duyguların hepsi güzel. neden ağladığımda olay çıkıyor ama güldüğümde çıkmıyor?" demen aklıma geliyor. destek oluyorsun.

seni kötü hissettirecek bir sürü şey olacak. ama üzgün hissetmek de güzel.

sadece biraz sakin ol olur mu? sabırlı ol. geçiyor hepsi.

uyudun mu?

tam uyuyacakken gelir bu mesajlar. sizin için önemli olmayan biriyse bildirimden okunur ve uykuya geçilir. ertesi gün kusura bakma uyumuştum denir.

önemli biriyse:



kasten depresif moda girmek

***mutsuzmuş gibi davranayım da kimse bulaşmasın.***

- kankaaa sana bi şey anlatıcammm!!!
+ (hangi saçma şeyi anlatacak acaba?) bana mı? (iç çekilir) anlat tabi.
- senin canın mı sıkkın?
+ yok bi şey ya.
- hmm anlatmak istersen konuşalım.
+ sağolasınn..
- görüşürüz.
+ :)

acil intörnlüğünde jet lag olmak

igün gelir intörnlüğün en baba kısmı olan acile geçilir. bi gündüz bir gece bir gün boş şeklinde olan nöbetler sonucu hayatta kalabilmek için gündüz uyumaya alışan beden bir döngü sonra gece tekrar uyuyamaz. esneye esneye geçirdiği günün ardından bayılma şeklinde uyur. uyandığında o mükemmel soruyu sorar. "bu gün günlerden ne?"

kendince bir hesaplama yapar. ardından takvime bakar. mümkün değildir, o gün perşembe olmalıdır. ama aslında cumadır. arada bir gün kaynamış gibidir. sonra takvimi daha dikkatli inceler. o da ne? daha on gün mü geçmiştir sadece??? nasıl olur, neredeyse 20 nöbet tutmuştur.

işte bu duruma acil jet lag'ı denir.

tedavisi takvime bakmamak ve fırsat bulunan an uyku gözlüğü ile gözü kapatıp bedeni "aaa gece olmuş bakk.." diye kandırarak uyumaktır.

hemşire hanım diye çağrılan bayan intern



dünkü nöbetimde birileri bana üç kere daha hemşire hanım deseydi yukardaki karikatüre dönecektim.

en çok da kadınların ısrarla hemşire hanım demesi canımı sıkıyor. daha kadın kadına yakıştıramıyor doktor olmayı.

bıkmadan usanmadan o serumların musluğunu kapatmak o kadar kolayken, deskte kakara kikiri yapan hemşirelere inat "ben hemşire değilim, hemşireye söyle" deyip durdum.

stresten kurtulma yolları

birden fazla yoldur, tümü deneyimlenmiştir. biri işe yaramazsa diğerini deneyiniz.

+ stresli insanlardan uzak durmak ya da hı hı ya ya diyerek onları idare etmek.
+ kendinize zaman ayırmak. ilgi alanınıza göre hobilerinizle ilgilenmek.
+ rutin dışına çıkıp bir değişiklik yapmak. eve farklı yoldan gitmek. daha önce görmediğiniz bir yeri ziyaret etmek, daha önce beraber takılmadığınız bir arkadaşınızla vakit geçirmek, dertleşmek.
+ gece karanlığında kokulu mum yakmak. insan karanlıkta kendini saklanmış gibi hissediyor. mum ışığının da değişik bir etkisi var.
+ yemek yapmak.
+ sülalesi rahat bir arkadaşınızla dertleşmek.
+ kendinizi gereksiz yormamak.

dünyada ölümden başkası yalan. stres yapmayın.

aileden ayrı eve çıkmayı istemek

mezun olmama altı ay kaldı, artık içimden taşan istektir. kendi kendime geri sayım yapıyorum.
lisede yatılı okudum, biraz da kısıtlı imkanlarla okudum ama ne koşulda olursa olsun lisede tek başınıza takılmaya alışıp üniversitede tekrar aile yanına dönünce olmuyor. şu 5,5 senede "oluyor galiba yaa" demedim hiç. ol mu yor..

ben lisede ilerde kendime ait bir laboratuvarım olsun, orada deneyler yapayım. sonra işleri ilerletip bilim merkezi ya da bir okul kurayım diye hayaller kurardım. tanımadığım safiye teyzemin eltisinin gelinin yaptıkları(!) beni o kadar boğdu ki artık en büyük hayalim kendime ait bir evde kendi mutfağımda çay içip kimsenin "ne anlıyorsun bu müzikten yaa?!" demediği müzikler dinlemek.

ders çalışma ya da kitap okuma planlarım gidip hoşgeldin demezsem çok bozulacak olan kadir amca ve eşi safiye teyze tarafından baltalanmasın istiyorum. çocukları hüseyincan a bu misafirlik boyunca bakıcılık yapmak da istemiyorum.

adını ilk defa duyduğum babamın arkadaşları ile telefonda konuşup "nöroşirurjide bu hocalar var, nefrolojide şu hocalar var" diye zaten okulun sitesinde yazan şeyleri birilerine anlatarak vakit kaybetmek istemiyorum.

ben biraz fazla bunaldım sanırım.

tıp fakültesinde yaşanılan ilk hayal kırıklığı

ne?! ilk üç sene hasta görmüyor muyuz?
üç seneee?!!

ben baya araştırmadan soruşturmadan balıklama daldım da fakülteye..
intörnlükte sınav olmadığını da 4. sınıfta öğrendim.

pediatri stajı için öneriler

ağlamaya başlamadan önce oskültasyon yapın. sonra duyulmuyor hiçbir şey.
oskültasyonu bebek annesinin kucağında iken yapın.

biraz daha büyük çocuklarda "ay senin gözlerin ne güzelmiş, yanakların ne tatlıymış.." diyerek gönlünü fethettikten sonra daha güzel muayene yaparsınız. dediklerinizi yaptıkça "aferin sanaaa, çok akıllıymış bu çocuk annesi yaa" gibi şeyler söyleyin.

ergenliğe yaklaşan çocuklar özellikle karın ve ergenlik muayenesi yaptıran erkek çocuklar, telarş baktıran kız çocuklar kendilerini kasıyorlar. bunu engellemek için okula gidiyor musun? kaça gidiyorsun? en sevdiğin ders ne? voovvv matematik mii, aferin sanaa.." gibi şeyler söyleyerek gevşemelerini sağlayabilirsiniz. aynı yöntemi gıdıklanan çocuklarda da uygulayabilirsiniz. yine çocuktan muayene için izin istemeniz kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlıyor.

teorik bilgiye gelince. bunları zaten biliyorsunuz size klinik öncesinde bile anl... asdasfdfsdf.. şaka şaka.. boş kaldıkça da teorik okuyacaksınız işte. pediatri güzel stajdır, geniş bir bakış açısı kazandırır kişiye. güzel değerlendirmek lazım.

bi de bizim okulda inanılmaz bir ders yükü vardı. çok fazla not vardı. işte o notları ilk haftadan itibaren okumaya başlarsanız çok iyi olur.

kendini sevilmeye layık görmemek

bir kişiye yapılmış en büyük şerefsizliklerden biridir bu.

insan yapısı gereği bencil, kendini üstün görmeye meyilli bir varlıkken, bir insanın kendisi hakkında sevilmek gibi temel bir ihtiyacı bile hak etmediğini düşünmesini sağlayan kişilerdir asıl sorun.

muhtemelen bu kişiler kendi ezikliklerini yetersizliklerini suçu size atarak ört bas etmeye çalışmışlardır. ve başarılı olmuşlardır. sizin omuzlarınıza bastırarak yükselmişlerdir kendi içlerinde.

yine muhtemelen bu kişiler kişilik bozukluğuna sahip insanlar bence.

kendiniz hakkında böyle bir karar vermeden önce oturup doğru yerde olup olmadığınız hakkında düşünün ve evet insan bazen kendi evinde ailesinin yanında iken bile yanlış yerde olabilir.

sevgi sakınılmaması gereken bir güç. sizden sakınılıyorsa orada durmanıza gerek yok.

not: orada durmama kararını mümkünse ergenlik sonrası dönemde değerlendirin. ergenlikte global bir hissiyattır çünkü bu.
  • /
  • 44

lp

yakın zamanda keşfetiğim sanatçı. geç kalmışım resmen üzüldüm ama "when we're high" ile beni benden almıştır.
şarkı için:

serinlemek için bime girmek

çarşıda pazarda gezerken sık sık yaptığım eylem. klimaların altına denk gelen ürünlere uzun uzun bakar, kasaya yakın top stars çikolatalardan bir tane kapar, yoluma devam ederim.
(bkz:nasıl şişman oldum)

aşk tanrıçası

yazarların garip huyları

muhakkak açıklaması olduğuna inandığım fakat nedenini aydınlatamadığımız huylardır.
çocukken kendimi sarma harcıymışım gibi büyük bir battaniyeye (battaniyede yaprak oluyor bu durumda) sarardım. en son tırtıl gibi olurdum ve o şekilde sürünmeye çalışırdım. epey eğlenceli gelirdi.

anneler günü

annesini kaybetmis olan insanlarda huzun yasatir. cogu zaman sov amacli kutlanan bu gunde cocuklar, annelerinin fotografini iyi ki varsin yazarak sosyal mecrada paylasir, ertesi gun yine kavga etmeye, annelerini hor gormeye devam ederler. (genelleme degil)

hem doktor hem hukukçu olmak

meslektaşlarımız arasında azımsanmayacak derecede kişinin * olmayı düşündüğü, bu nedenle dgs ile hukuk fakültesi'ne geçiş imkânı olduğu için adalet meslek yüksekokulları'nda okuduğu durum.

avukat olmayı düşünenlerin büyük kısmı kendisi ile ilgili davalara değil de malpraktis davalarında hastanın tarafında olarak büyük paralar kazanma arzusunda.

tıpın üstüne okumaya değer mi değmez mi bilmiyorum ama ikisi bir arada yürütülemeyecek kadar farklı ve ağır işler. sadece sağlık alanında hukuki konulara bakıp, meslektaşlarımıza da faydalı olabilecek şekilde eğer olabilirsem avukat olmak istiyorum.

maalesef hakim/savcıların doktorlara bakışı pek iyi değil. bu nedenle bu camiada bizden birinin hipokrat andına sâdık kalarak bizleri savunması önemli.

tıbbiyeli sözlük telegram grubu

bir gece ansızın telefonumda telegramdan +1200 mesaj uyarısı almama neden olan grup.

çocuklarla diyaloglar

b:babam
k:kardeşim(4 yaşında)

k:baba yarın beni de iş yerine götürür müsün?
b:hayır,olmaz.
k:baba lütfen.söz başarmayacağım(şımarmayacağım demek istiyor)
b:ben bakamam oğlum orada sana.sen evde bana resim yap olur mu?
(kardeşim uzun süre babamla gözleri kısık bir şekilde göz teması kurar.)
k:baba şimdi sen oğlunu iş yerine götürmüyorsun yaa,bundan yirmi yıl sonra bu oğlun da seni kendi iş yerine götürmese hoşuna gider mi?
babam şok,babam iptal...


yine aynı kardeşimle bir oyun haline getirdiğimiz bir diyaloğu yazmak istiyorum.
b:ben
k:kardeşim

ben okuldan eve gelip direkt odama giderim.kardeşim odama gelir:
k:abla ben sana küstüm,artık kalbim atmıyor.
b:ne oldu canım,neden küstün?
k:okuldan eve geliyorsun,şu güzel kardeşimi bir öpeyim,günü nasıl geçmiş bir sorayım demiyorsun.artık kalbim atmıyor işte.
b:özür dilerim.nasıl affettirebilirim kendimi acaba?
k:kalbimden öpsen geçer herhalde...
ben giderim tam kalbinin üzerinden öperim.
b:artık atıyor mu kalbin?
k:evet,hem de pır pır atıyor..

yalnızlık

şu an içinde bulunduğum durumdur efendim. 3 gündür 37.5-39.5 arası seyreden bir griple boğuşuyorum. annem, babam be kardeşim çoğunlukla evde. bense zaruri ihtiyaçlar hariç yataktan kalkamıyorum, zira halim yok. bu süre zarfında babam bir kez ıdama gelip "geçmiş olsun." deme zahmetinde bulundu. annemse her anneden daha ilgili(!) sabah kalktığı saate göre -13.30 civarı- bana kahvaltı veriyor 2 gündür. akşamsa uyduruk ve iyileştirmeyecek yemekler. örnek vereyim:

kahvaltı: şehriye çorbası, ekmek

akşam yemeği: şehriye çorbası, bimdeki hazır döner tavuk ( hani şu ne etinden yapıldığı bilinmeyen), tam pişmemiş pilav.

kardeşim 8. sınıf, küçük sayılır. ona lafım yok, birtanem o benim.

ailemiz dağılmak üzere zaten. annemle babam 2 aya yakındır konuşmuyorlar. babam salonda uyuyor geceleri. annem sırf kardeşim için durduğunu iddia ediyor falan ama kendisi de hiç masum değil.

yemek yapmaya üşeniyor. evin annesi benmişim gibi yıllardır yaptığı tarifleri bana soruyor. liseli kızlar gibi giyiniyor falan... ama hastalık... ne biliyim insanın zoruna gidiyor sözlük. kızınım ben senin. kocana küstüğün için bize de mi böyle yapacaksın?

konuyu çok dağıttım ama hastalık yüzünden olduğumdan daha duygusalım şu aralar. ve en kötüsü aile içindeki yalnızlık biliyor musunuz? diğerlerinde ne olursa olsun ailenize sırtınızı yaslayabilecekken, bunda ne yapabilirsiniz ki... şanslı taraftaysanız kıymetini bilin.

depresyon

yaklaşık 1.5 yıldır yaşadığım ama bir türlü depresyona girdiğimi kabullenmediğim ya da akıl edemediğim hastalık. bir şeylerin yanlış gittiğini biliyordum fakat bunların hepsini 'galiba bende b12 eksikliği var' diyip geçiştiriyordum. ve sürekli yorgunluk, halsizlik, hiçbirşey yapmama isteği, odaklanma sorunları, bazı zmanlar çok uyuyup bazı zamanlar ise uykusuzluk çekmek, bu 1.5 yılda 20 kilo almak, bu 1,5 yılda toplasan 3 kişiyle ya tanıştım ya tanışmadım. kaybettiğim insanlar ise daha fazla. kendimin mal olduğumu düşünmem ve tıp fakültesini haketmediğimi düşünmem vs. vs. ve işin ilginç tarafı bu durumlar beni daha çok içime kapattı ve daha evcil, asosyal bir yaratık haline getirdi ve de bnm bu başta küçük minik depresyonum her defasında katlanarak büyüdü. belkide sınıf tekrarı yapmama büyük etkisi oldu. ve sınıf tekrarı yapmam da bu depresyonu dahada çıkılmaz hale soktu.
peki ne zaman bende jeton düştü? 2 gece önce aniden uykudan uyanıp sebepsizce hıçkıra hıçkıra ağladığımda kafamda bütün taşlar yerine oturmustu. geçen hafta tecavüz edilen yavru kedi haberinede hüngür hüngür ağlamıştım. (1.5 senede teşhis koydum. bence en büyük depresyon belirtim bu. 1,5 sene)
burns depresyon ölçeğini çözdüğümde ise sonuç vahim... ağır depresyon... hangi ara bu hale geldim?... bilmiyorum..

tek sevindiğim durum 'ben malım galiba. bnm bu fakültede ne işim var' gibi düşüncelerimin depresyondan kaynaklanabiliyor olabilmesi. umarım öyledir. umarım depresyondur.

Toplam entry sayısı: 434

komite veya sözlü gününün sabahı

korkunçlu bir sabahtır.
sınav sabahları şöyle uyanırım.


sonra uyumadan önce hunharca çalıştığım, bir kısmı yatağın altına kaçan notlarımla bakışırım.


hemen notlarımı toparlayıp hızlıca giyinirim.


durağa gider, otobüs geldiğinde her zamanki nezaketimi olur da binemezsem mahvolurum diye düşünerek bir kenara bırakır, insanlara blok koya koya otobüse binerim. iterim kakarım, çirkinleşmek gerekiyor bu aşamada.


okula gidince arkadaşlarım benim ilk kez duyduğum şeyler üzerine tartışırlar. ben de anlıyor gibi yaparım. ama çok utanırım. bari son anlarım iyi geçsin der hemen oradan uzaklaşırım.



çıkışta da aynı arkadaşlar hangi hocanın hangi soruu sorduğunu, hangi şıkkın yanlış olduğunu, soru numarasına göre 30. sorunun a, 34. sorunun c olması gerektiğini söylerler.
ama ben hiçbirini hatırlamam öyle numaradan.


bakarım orada kaldığım her saniye bir yanlışın daha çıkıyor, hemen tabanları yağlarım.


otobüse biner kulaklıklarımı takar, "ya aslında abarttığım kadar da yoktu be" diye düşünerek eve dönerim.


ve genelde eğer ekstrem bir engelle karşılaşmayıp her zamanki çalışmamı yapmışsam güç bela da olsa hem yazılıdan hem sözlüden geçmişimdir. *

tıbbiyeli itiraf

kendime sevgililer günü hediyesi aldım. idefixten beş tane kitap. hediye paketi yaptırıp "kendime sevgilerle" diye not yazdırdım.
bu gün bunu durakta arkadaşlarıma anlatırken kısa saçlı, çok hoş bir bayanın burnundan burnundan tıs tıs güldüğünü gördüm.
rezil olduk.
olsun, canım ben!

happy valentine's day sözlük!

özgüveni arşa çıkaracak durumlar

başarılı olmak. her ne alanda çalışıyorsanız.

görüntünüzü güzel bulmak. kilonuz sizi rahatsız ediyorsa vermek, sivilceleri tedavi ettirmek, saç modeli değiştirmek, aksesuar kullanmak, tarz değiştirmek, makyaj.

kendinizi iyi hissettiğiniz şekilde giyinmek. nasıl seviyorsanız.

bilmek. çok okumak. bilirseniz korkmazsınız, korkmazsanız da kendinize güvenirsiniz.

zengin olmak. yaşadığımız nalet devirde beş kuruşluk adam olmayıp cebindeki beş kuruşla kendini filozof sanan zekasız dolu ortalık. (on altı kelimelik cümle kurdum, şaşkınım.)

edit: ve tabii ki "evet" demesi.*

tıbbiyeli itiraf

sevgili sözlük.
sanırım son zamanlarda çok ama çok yoruldum. ve fark ettim ki anhedonik bir ruh hali içindeyim. mesela şu an hemen sağımdaki duvarın içinden bir dinazor başını uzatıp saat kaç dese hiç yadırgamadan "bir" diyebilirim.

sanırım kendime vakit ayırmadığım için oluyor. ders çalışmaktan başka bir şey yapmıyorum. ondan da mükemmel sonuçlar alamayınca mutsuz oluyorum. yani mesela kötü geçen bir sınavın ardından "çok iyi bir öğrenci olmasam da hala çok iyi resim yapabiliyorum." demek güzel olurdu.

o yüzden yarın kendime boya alacağım. ve şu kitap okuma düzenimi de oturtmam gerek artık. ınanıyorum ki o zaman kafam da rahatlayacak ve sinerjist etkiyle tümünden daha iyi sonuçlar alabileceğim.
***
buraya gelmemeliydim. (beş senedir tekrarlanan iç ses)
***
kararlarınızı verirken iyi düşünün ve başkalarını değil kendi iç sesinizi dinleyin. amaan alt tarafı altı sene demeyin. çünkü o alt tarafı altı sene değil "altı koca sene".
***
yoruldum.
***
bugün çok ama çok sevdiğim, uzun zamandır görmediğim bir hocam "sen büyümüşsün, ifaden büyümüş, bakışların büyümüş." dedi. o an saçmaladım bi şeyler ama içimden ağlamak geldi. zaten saçma sapan yerlerde saçma sapan şeylerden bahsederken sürekli gözlerim doluyor. sadece bir arkadaşım fark ediyor bunu. keşke fark etmeseydi.
***
yarın güzel bir gün olsun.

edit: mezun olurken o hocama küçük bir hediye alıp bir de not bırakacağım. konuşursam ağlarım. bir teşekkür notu. benim için çok önemli olan bir günde işini gücünü bırakıp geldiği için. ve ilerde de zaman zaman ziyaret edeceğim. arkadaşlarımı da.
***
ben zoobi doobi değilim. ama olacağım. zamanı gelince.. yine..

hastanede karşılaşılan gülümseten olaylar

bu hastaneler hep kötü değil
karşılaştığınızda aklınıza geldikçe gülümsemenizi sağlayan, insanı işine ısındıran ponçik olaylardır.

birincisi:
bir öğle arası bir arkadaşımla yemekten dönmekte iken önümüzü elinde kağıt olan bir beyefendi kesti ve hemen tokalaşmak için elini uzatarak konuya girdi.
"size sarılabilir miyim?"
biz eli elimizde "ha?" diyemeden devam etti.

"bir sonuç bekliyordum. temiz geldi, biraz önce öğrendim. gördüğüm ilk kişiye sarılacağım. dedim." tabi ki hemen bir küçük sevgi yumağı olup; "geçmiş olsun." dedik. teşekkür etti ve gitti. biz o gün komple sırıttık sözlük. umarım o da hala en az o günkü kadar mutludur.

ikincisi:
tüpü çekilecek bir hasta var. yaşlı bir teyzemiz, birazcık da korkuyor. asistan abi tüpü çekecek, biz de takılışını göremedik en azından sökülüşünü görelim, izleyelim dedik.
asistan abi gerekli işlemi anlattı. tutun nefesinizi dedi, tüpü çekip hemen attı dikişi. üç saniye falan sürdü. teyze derin bir nefes alırken, abi "zannediyorum ki çok acıtmadım." dedi. teyze de "yok, hiç acıtmadın... sizi öpebilir miyim?" deyip bi de öpücük kondurdu yanağına.

ya dedim ben bu meslek için doğmuşum.
iyi inanlar iyi ki varlar..

hastanede karşılaşılan gülümseten olaylar

bu hastaneler hep kötü değil
karşılaştığınızda aklınıza geldikçe gülümsemenizi sağlayan, insanı işine ısındıran ponçik olaylardır.

birincisi:
bir öğle arası bir arkadaşımla yemekten dönmekte iken önümüzü elinde kağıt olan bir beyefendi kesti ve hemen tokalaşmak için elini uzatarak konuya girdi.
"size sarılabilir miyim?"
biz eli elimizde "ha?" diyemeden devam etti.

"bir sonuç bekliyordum. temiz geldi, biraz önce öğrendim. gördüğüm ilk kişiye sarılacağım. dedim." tabi ki hemen bir küçük sevgi yumağı olup; "geçmiş olsun." dedik. teşekkür etti ve gitti. biz o gün komple sırıttık sözlük. umarım o da hala en az o günkü kadar mutludur.

ikincisi:
tüpü çekilecek bir hasta var. yaşlı bir teyzemiz, birazcık da korkuyor. asistan abi tüpü çekecek, biz de takılışını göremedik en azından sökülüşünü görelim, izleyelim dedik.
asistan abi gerekli işlemi anlattı. tutun nefesinizi dedi, tüpü çekip hemen attı dikişi. üç saniye falan sürdü. teyze derin bir nefes alırken, abi "zannediyorum ki çok acıtmadım." dedi. teyze de "yok, hiç acıtmadın... sizi öpebilir miyim?" deyip bi de öpücük kondurdu yanağına.

ya dedim ben bu meslek için doğmuşum.
iyi inanlar iyi ki varlar..

özgüveni arşa çıkaracak durumlar

başarılı olmak. her ne alanda çalışıyorsanız.

görüntünüzü güzel bulmak. kilonuz sizi rahatsız ediyorsa vermek, sivilceleri tedavi ettirmek, saç modeli değiştirmek, aksesuar kullanmak, tarz değiştirmek, makyaj.

kendinizi iyi hissettiğiniz şekilde giyinmek. nasıl seviyorsanız.

bilmek. çok okumak. bilirseniz korkmazsınız, korkmazsanız da kendinize güvenirsiniz.

zengin olmak. yaşadığımız nalet devirde beş kuruşluk adam olmayıp cebindeki beş kuruşla kendini filozof sanan zekasız dolu ortalık. (on altı kelimelik cümle kurdum, şaşkınım.)

edit: ve tabii ki "evet" demesi.*

doktorun doktorla evliliği

sırt kaşırken tek hamlede kaşınan bölgenin bulunması avantajını taşıyacak evliliktir.

- sırtımı kaşır mısın?
+ neresi?
- scapula, margo inferior.
+ …
- tam yerini buldun, kaşı kaşı kaşı…

birinci sınıfta amfide iki arkadaşta şahit olmuştum. nokta atışı.
anatomiyi hayata uyarlamak bu olsa gerek.

tıbbiyeli itiraf

kendime sevgililer günü hediyesi aldım. idefixten beş tane kitap. hediye paketi yaptırıp "kendime sevgilerle" diye not yazdırdım.
bu gün bunu durakta arkadaşlarıma anlatırken kısa saçlı, çok hoş bir bayanın burnundan burnundan tıs tıs güldüğünü gördüm.
rezil olduk.
olsun, canım ben!

happy valentine's day sözlük!

tıbbiyeli itiraf

sosyal fobim var.
kendimi odama kilitlemek istiyorum.
odam çok güzel. kimse yok.

eksi oya üzülen yazarı eksilemek

şahsen eksi oyu sallamıyorum. ama bazen sadece bilgi veren entryleri eksileyenler olunca sinirleniyorum.

zaten rüzgar esse sinirlenen insanım. neyse, o da benim arızam galiba.

bastım eksiyi bro!*

instagram bağımlılığı

hayırlı günler arkadaşlar herkese.. yine çok ciddi bir soruna değinmişsiniz. ben de bu dertten muzdariptim. en azından kendi çapımda yardımcı olmak isterim. ne de olsa sevaptır.

bizim buralarda çok saygın bir cami imamımız var. kendileri de bu sorunu fark etmiş ve -iyi sıhhatte olsunlar- öbür alemlerden dostlarından yardım istemiş. çok ama çok etkili bir yöntem geliştirmiş.

derin bir nefes alıp "bi daha instagram kullanırsam ağzım büzülsün." cümlesini tersten söylüyorsunuz bu süreçte de muhterem hocamız da düzden söyleyip suratınıza tütütütüütütü yapıyor. biraz tükürük sıçratıyor ama olsun.

çok kuvvetli bir yemin. ben arkadaşım pelinsu ile beraber gitmiştim. yeminini bozdu o.
işte pelinsunun son hali..


ibret alalım diye paylaştım arkadaşlar.

hayırlı günler tekrardan.

kendini doktordan üstün sayan hemşire

ben bunun kendini üstün görme olduğunu sanmıyorum.

ya pardon ama ben de olayım bilmem kaç senelik hemşire, sonra burnu kaf dağında biri gelsin beni aşağılasın, ki şahsen ben bi halt bildiğimi sanmıyorum hala.* bilmemkaç senelik pratisyen de olsam "tamam ben baya biliyorum ya." diyemem. ben de terör estiririm. kim bilir kaç sene daha kalacağım orada, bilmem kaç ay sonra gidecek adama abi abla mı çekeceğim?

bazen biz de bu doktor olma gururunun bokunu çıkarıyoruz diye düşünüyorum. hemşirelere de hep bi şeyler öğrenebileceğim kaynaklar olarak bakarım ve saygı duyarım. teorik bilmiyor olabilirler ki bilmek zorunda değiller ama pratik bilgileri bizi onla çarpar ikiye böler.

şimdiye kadar bi hemşire ile sorun yaşadım. saçma sapan davranıyordu hiçbir şey yapmamışken ki öncekilerin tavırlarından kaynaklandığını düşünüyorum. sonra üzerine çay döktüm yanlışlıkla. tam canıma okuyacaktı ki kırk kere özür dileyip "yapabileceğim bi şey var mı, inş yanmamışsınızdır çok. buz getireyim size vs vs.." deyip özür mahiyetine bütün kliniğin şekerlerine baktıktan sonra gayet de şeker gibi davranmaya başlamıştı.

hiçbir okul kulübüne üye olmamak

çok güzeldir. okul kulüplerinin hemen hepsi (buradaki hemen hepsi gelecek ama o öyle bu şöyle gibi elştirilerin önünü kapatmak için konmuştur.) ne kadar aksini iddia etseler de belli bir siyasal görüş etrafında toplanmışlardır. ve yine genelde ne uzun vadede öğrenciye ne kısa vadede hastaya faydası olmayan abidik gubidik işler yapar dünyayı kurtarmış gibi davranırlar.

sonra yaşasın güzel iş yaptık diye after partyler, yemekler bilmem neler düzenlerler ki aslında amaç budur. eğlenmek!

öğrenci kongrelerinin de çoğu böyle. hiç sanmıyorum "ya bi kongreye gittim hayatım değişti." diyen birileri olduğunu. tatile gidin efendim direkt toplaşıp. anlamsız manasız etiketler.

buraya gidip adam gibi üç beş iş yapan o üç beş kişiyi tenzih ederim.

film tanıtımını eksilemek

söz konusu entry: (bkz:#58276)

ulan kişisel düşünce içeren entryleri eksile. savunmadığın düşünceyi eksile. bi şey dersem allah belamı versin. derdim eksilenmek değil. eksile bunu da eksile, eline koluna sağlık.

ya ben böyle bir şeyi başka hiçbir platformda görmedim. bilgi yanlışı mı var? film mi kötü? cidden merak ediyorum, ne battı orada iki eksi alacak kadar? insanı yazmaktan soğutuyorsunuz. bir güruh var tıptan başka her şeyi patolojik kabul eden..

ne desem boş ya.. ne desem boş..

edit: (bkz:#58278) bunu neden eksilediniz? ya biri allah rızası için bi açıklama yapsın.
(yazardan izinsiz referans gösterdim entrysini. özür diliyorum)

edit: entry butonları düzeltildi.

içerik kuralları - iletişim