zoobi doobi 2

Durum: 446 - 5 - 0 - 0 - 11.05.2019 18:04

Puan: 8206 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

bir hayalet..
  • /
  • 45

komik öğrenci hatıraları

klinikte bir hastamız var, gün içinde hepatik ensefalopatiye girip çıkıyor. biz de yer zaman oryantasyonunu kontrol amaçlı sürekli "neredesiniz m... bey? neresi burası?" diye soruyoruz. amcam yine girmiş ensefalopatiye ama bu sefer sorunun bug ını bulmuş. yatağın yanına gidip soran asistana cevap verir: "hıh hıh hıh (gülüyor) senin yanındayım."

yazarların sevmediği huyları

bu huy değil ama ara sıra hortlayan obsesyonlarım var. olmasalar şeker gibi insanım aslında.

doktor erkeklerin istedikleri zaman evlenebilmesi

sorun şu ki: kiminle? sorunun cevabına "fark etmez" diyecek, sadece doktor erkekler değil isteyen herkes istediği zaman evlenebilir.

diyabetik ayak

dün gece hayatımda ilk defa bir diyabetik ayak gördüm. kan almaya girerken fark etmiştim aslında odadaki kokuyu. kadın ayağını poşete sarmış, poşetin dibine bile bir miktar sıvı akmış. koku berbat..

gecenin ilerleyen saatlerinde pansuman yapmak için açtık. iki kat maske, üzerine göz yakacak kadar sıkılmış opakjele rağmen pansuman bitip deskte oturduktan sonra hala burnuma burnuma kokuyor gibiydi.

his kaybı, iyileşmeyen yara olarak tarif etmek çok ama çok hafif kalıyor. bildiğiniz bedeninizin bir parçası size bağlı iken çürüyor. topuğu düştü düşecekti. çok kötü. uzun zamandır bu kadar travmatik bir şey görmemiştim. sanırım bildiğim en sinsi ama en ciddi sonuçlara yol açabilen hastalık diyabet diyebilirim.

72 puanla acil tıp yazmak

çok özeniyorum böyle insanlara. çünkü kafada soru işareti yok. karar verilmiş, mutlu olunacak yer belirlenmiş. ben bu puanı alsam tombala çeker gibi tercih yapardım.

tıpta saçma ezber yontemleri

çok uzun saçma sapan şifreler birbirine karışıyor ancak kendi kafanızın içinde kendinize ipuçları oluşturabilirsiniz. mesela streptococus "p"yogenes' in p si benim için ona yazacağın ilaç olan penisilindir.

mycoplazmayı hep yumurta akı olarak hayal ederim. duvarı yok, şekilsiz, her yerden akar gider. (filtrelerden geçer)yumurta akı iğrenç bi şeydir. o yüzden hücreler onu içine almaz. o da dışardan onlara bulaşır.

vs vs. şu an aklıma gelmiyor ama şıklarda gördükçe hatırlıyorum çoğunu.

aha hatırladım! antrede duran ondüle saçlı kız. bacillus antracis: ondüle saç görünümü. bunu bambu kamışı olarak da soruyorlar. o yüzden antrenin köşesinde bir vazonun içinde bambu kamışları var.

evet mikrop çalıştım biraz.
evet kafam da güzel.*

edit: yukardaki p pyogenes işini pnömokoklarla karıştırmayın.

ikizler burcu

abimin şahsıma hal hatır sorarken "naber lan bipolar?" demesine neden olan burç.
aslında bipolar değildir. sadece sesli düşünür. ve biraz uçlarda düşünür.

tıbbiyeli itiraf

egosu fazla olan insanlara pislik yapmak hoşuma gidiyor. istedikleri olmayınca öyle kudurup çirkefleşiyorlar ki el eline patlamış mısırını izle.

kolayca yapabileceğin bir şeyi sırf emir kipi kullanıldı diye yapmıyorum bazen. bu nöbet değiştirme olabilir, imza olabilir, kolayca hallolacak bir iş olabilir.

hep beraber savaş açsak ya bunlara. ne güzel olur.

içinizi dökme defteri

sanırım hak etmediğim bir şeyi aldım. bazen ağırlığı ile eziliyorum. kimseye anlatamıyorum. anlatırsam işler büyüyebilir, kökünden bitebilir. ya da anlamazlar.

çok şey yapmak istiyorum ama bi b.k da beceremiyorum gibi geliyor. kafam canlı, düşünüyor istiyor, heves ediyor ama bedenimdeki enerji bitmiş gibi. yerimden kalkasım yok. telefonun iki tuşuna basıp birilerini arayasım, arayana cevap veresim bile yok. evden çıkmak istemiyorum.

scrubs

eğer intörn iken giyerseniz ve kadın cinsiyete sahipseniz peşinizden "hemşire hanım!! hemşire hanım!!!" diye koşturacaklardır.

erkekseniz üzerinizde çuval da olsa doktor diyorlar.
  • /
  • 45

mecburi hizmete gidecek hekimlere tavsiyeler

önce bu kararı verdikleri için sevineceklerini umuyor ve gittikleri yerlerde kötü bir anı yaşamadan mesleklerini eda etmelerini ümit ediyorum.

verilen bu karar zaten yeterince saygıyı ve takdiri hakediyor. gidin, çalışın, para kazanın ve itibar görün.(umarım herkes için böyle olur, ben çalıştığım yerde şükür ki fazlasiyla saygı gördüm)

arkadaşlarınız sizden önce uzmanlık kazanmış olabilirler, rahat ve emin olun ki yaşadığınız tecrübeyi daha sonra kazanma fırsatınız hic olmayacak. bu yüzden altın değerinde. mecburi hizmet sırasında çok zorlanmadan para kazanma fırsatınız da olabilecek. rahat edeceksiniz. bu dönemde en tehlikeli şey rahata oldukça alışmaktır.

para herkes için önem taşıyor bu kesin. ancak bana sorarsanız -çok sıkıntılı bir süreç içinde olanlar hariç- parasını düşünmeden önce çalışabileceginiz yerler adına ufak bir çalışma yapın. mesela ailenizin yaşadığı yere yakınlık, uzmanlık için kursa gidecek iseniz aradaki mesafe, şehrin ya da ilçenin ekonomik durumu vs. gibi önemli konuları araştırın. kaba hesapla nüfus/100 günlük gelecek hasta sayısının asgari rakamıdır. aklınızda bulunsun.

#2700 nolu entrydeki cümlelere aynen katılıyorum. belki şu eklenebilir: lojman varsa bir an önce başhekiminize ya da mesul kimse ona belirtin. haberleri olsun.

büyük iller ve nüfusu kalabalık yerler hariç, genellikle ilçelerde uzman ve bt,usg gibi tetkikler hatta bazı kan tahlilleri bile bulunmayacak. (çalıştığım yerde troponin ve biyokimya bakılamıyor, hatta bir ara hemogram bile bakılmıyordu) bu ne demek: büyük ilçede çalışırsanız elinizin altında birçok imkan olur ve hastayi uzmana danışabilirsiniz. bt yorumlama adına bir bilginiz olur. büyük yerde pişersiniz. bakış açınız daha geniş olur. öte yandan hasta sayınız aşırı olur, bazen hasta sevketme durumu sizin için sıkıntılı olabilir.(onunuzde mi geçiren hastayı tutmak zorunda olabileceğiniz gibi) ayrıca ne yazık ki bazı uzman hekim arkadaşlarınızın gereksiz hakaretlerine maruz kalabilirsiniz. bunlar sizi üzmesin. her tarafta böyleleri var ne yazık ki.
benim gibi daha küçük yerde çalışacak arkadaşlar için şunu diyebilirim; hasta sayınız görece daha az olacak, nöbet daha rahat geçecek. benim bunlar içinde en önemli kazanım olarak gördüğüm ise, hastayla daha çok konuşarak ve muayenenizi daha düzgün yaparak sanatinizi geliştirebileceksiniz. baktığınız bazı hastaları unutmayacaksınız. (örneğin lityumun yan etkilerini -hipotiroidi, d.insipidus, tremor, renal hasar- hepsini birden tek bir bipolar hastamda görmüştüm. ve hala unutmadım. bence bunun için en önemli faktör hastayla geçirilen zaman. daha büyük merkezlerde maalesef hastayı sorgulamaya fırsat kalmayabiliyor.) öte taraftan bazen öyle an gelecek ki imkanların olmayışı sizi çok zorlayacak. ekg si normal bir hastayı troponin bakamadan tutmanız gerekecek. belki tutamayacaksınız. hemogram, biyokimya zaman zaman bakamayacaksınız. müşahede 8 10 hasta için müsait iken belli dönemlerde 200 250 hastayı entegre şartlarında değerlendirmeniz gerekecek. direkt grafi çeken arkadaş kalifiye olmayabilecek.

son olarak, belirtmeden geçemeyeceğim şey; size danışan, size hasta getiren ya da hastanızı sevkettiğiniz doktor adına mümkün olduğunca kötü yorumda bulunmaktan kaçının. meslektaşınızı koruyun. kimsenin hakkında kötü konuşmayın, sizi rencide etmediği sürece.

umarım hakkınızda hayırlısı olur.

bir diğer entryde de (ebkz: #954) benzer konulardan bahsetmiştim. biraz uzun oldu. sorry.

mecburi hizmete gidecek hekimlere tavsiyeler

4924 sayılı sözleşmeli hekim statüsü olan yerleri tercih edin.

bu bölgelerde maaş+sabit ücret+nöbet ücreti+döner sermaye dahil ayda 15.000'leri görürsünüz.

il merkezlerinde 4924 statüsü olmaz genellikle, o yüzden il merkezi yazmayın sakın, hiç bir espirisi yok. ilçede de aynı işi yapıp daha fazla para kazanıyorsunuz çünkü.

her şey para mı demeyin, kabul edin ki bu mesleği parası için seçtiniz, çok azınız aileden zengindir.

şu bir gerçek ki para genç iken, enerjiniz çok iken kazanılıyor, o yüzden gidin 3-4 sene çalışıp birikim yapın.

evli ya da bekar farketmez, şartlar o kadar da kötü değil, korkmayın. sosyal imkanlar kısıtlı olsa da bir çok yerde havaalanı var artık, ulaşım kolay.

zorunlu hizmetinizi iç anadolu'da ya da batıda bir ilçede yapsanız alacağınız para 6-8 bin arası değişir.
bu parayla ne ev sahibi olabilirsiniz, ne doğru dürüst tatile gidebilirsiniz, ne çocuğunuzu koleje gönderebilirsiniz.

o yüzden güneydoğu ve doğuda ilçe yazıp gidin.

bu gelişmemiş 5. 6. bölgede zorunlu hizmetinizi yapın ama hemen ayrılmayın.
buradan ayrılmak için kritik zamanı söylüyorum, çocuğunuzun okula başlama süreci.
zira buralarda kreş, kolej falan bulmak zor.
zaten çoğunuzun yaşı küçük, okul çağında çocuğu olan kişi azdır.

çocuksuz evliler ve bekarlar, aptal olmayın.
bir ev sahibi olup öyle ayrılın doğudan. yani en az 3 yıl kalın ki gelecekte rahat edesiniz.

hadi bakalım yavrucuklarım.

lp

yakın zamanda keşfetiğim sanatçı. geç kalmışım resmen üzüldüm ama "when we're high" ile beni benden almıştır.
şarkı için:

serinlemek için bime girmek

çarşıda pazarda gezerken sık sık yaptığım eylem. klimaların altına denk gelen ürünlere uzun uzun bakar, kasaya yakın top stars çikolatalardan bir tane kapar, yoluma devam ederim.
(bkz:nasıl şişman oldum)

aşk tanrıçası

yazarların garip huyları

muhakkak açıklaması olduğuna inandığım fakat nedenini aydınlatamadığımız huylardır.
çocukken kendimi sarma harcıymışım gibi büyük bir battaniyeye (battaniyede yaprak oluyor bu durumda) sarardım. en son tırtıl gibi olurdum ve o şekilde sürünmeye çalışırdım. epey eğlenceli gelirdi.

anneler günü

annesini kaybetmis olan insanlarda huzun yasatir. cogu zaman sov amacli kutlanan bu gunde cocuklar, annelerinin fotografini iyi ki varsin yazarak sosyal mecrada paylasir, ertesi gun yine kavga etmeye, annelerini hor gormeye devam ederler. (genelleme degil)

hem doktor hem hukukçu olmak

meslektaşlarımız arasında azımsanmayacak derecede kişinin * olmayı düşündüğü, bu nedenle dgs ile hukuk fakültesi'ne geçiş imkânı olduğu için adalet meslek yüksekokulları'nda okuduğu durum.

avukat olmayı düşünenlerin büyük kısmı kendisi ile ilgili davalara değil de malpraktis davalarında hastanın tarafında olarak büyük paralar kazanma arzusunda.

tıpın üstüne okumaya değer mi değmez mi bilmiyorum ama ikisi bir arada yürütülemeyecek kadar farklı ve ağır işler. sadece sağlık alanında hukuki konulara bakıp, meslektaşlarımıza da faydalı olabilecek şekilde eğer olabilirsem avukat olmak istiyorum.

maalesef hakim/savcıların doktorlara bakışı pek iyi değil. bu nedenle bu camiada bizden birinin hipokrat andına sâdık kalarak bizleri savunması önemli.

tıbbiyeli sözlük telegram grubu

bir gece ansızın telefonumda telegramdan +1200 mesaj uyarısı almama neden olan grup.

yalnızlık

şu an içinde bulunduğum durumdur efendim. 3 gündür 37.5-39.5 arası seyreden bir griple boğuşuyorum. annem, babam be kardeşim çoğunlukla evde. bense zaruri ihtiyaçlar hariç yataktan kalkamıyorum, zira halim yok. bu süre zarfında babam bir kez ıdama gelip "geçmiş olsun." deme zahmetinde bulundu. annemse her anneden daha ilgili(!) sabah kalktığı saate göre -13.30 civarı- bana kahvaltı veriyor 2 gündür. akşamsa uyduruk ve iyileştirmeyecek yemekler. örnek vereyim:

kahvaltı: şehriye çorbası, ekmek

akşam yemeği: şehriye çorbası, bimdeki hazır döner tavuk ( hani şu ne etinden yapıldığı bilinmeyen), tam pişmemiş pilav.

kardeşim 8. sınıf, küçük sayılır. ona lafım yok, birtanem o benim.

ailemiz dağılmak üzere zaten. annemle babam 2 aya yakındır konuşmuyorlar. babam salonda uyuyor geceleri. annem sırf kardeşim için durduğunu iddia ediyor falan ama kendisi de hiç masum değil.

yemek yapmaya üşeniyor. evin annesi benmişim gibi yıllardır yaptığı tarifleri bana soruyor. liseli kızlar gibi giyiniyor falan... ama hastalık... ne biliyim insanın zoruna gidiyor sözlük. kızınım ben senin. kocana küstüğün için bize de mi böyle yapacaksın?

konuyu çok dağıttım ama hastalık yüzünden olduğumdan daha duygusalım şu aralar. ve en kötüsü aile içindeki yalnızlık biliyor musunuz? diğerlerinde ne olursa olsun ailenize sırtınızı yaslayabilecekken, bunda ne yapabilirsiniz ki... şanslı taraftaysanız kıymetini bilin.

Toplam entry sayısı: 446

tıbbiyeli itiraf

kendime sevgililer günü hediyesi aldım. idefixten beş tane kitap. hediye paketi yaptırıp "kendime sevgilerle" diye not yazdırdım.
bu gün bunu durakta arkadaşlarıma anlatırken kısa saçlı, çok hoş bir bayanın burnundan burnundan tıs tıs güldüğünü gördüm.
rezil olduk.
olsun, canım ben!

happy valentine's day sözlük!

şişirilmiş bir balon olan şeyler

tıp fakültesi kazanmak.
okumak.
bitirmek.
tus.
asistanlık süreci.

memurdan farklı hissetmiyorum kendimi.

aslında herkesin bir kapasitesi var. bu kapasiteyi aşma noktasına yakın olarak çalışabileceğimiz meslekler ediniyoruz. ne kadar zorlarsak kapasite o kadar artar. bir sporcunun her gün daha fazla koşmaya çalışması gibi. ama eninde sonunda maksimuma ulaşılır.maksimum nokta da herkes için farklıdır. ne akdar çalışırsan çalış birisi 100 km koşabilir mesela diğeri de 150. daha fazlası olmaz.

hah işte biz diyoruz ya şöyle yorulduk böyle bittik. mesela mühendislik fakültesindeki adam da o kadar yoruluyor. ya da eğitim fakültesindeki insan da o kadar yoruluyor.

önemli olan kapasite..

yani bu kapasiteyi zorlamazsan zaten mutlu olamazsın.

çok konuştum yine, anlatamadım da galiba. neyse boşverin. silmeyeceğim de ama.

komite veya sözlü gününün sabahı

korkunçlu bir sabahtır.
sınav sabahları şöyle uyanırım.


sonra uyumadan önce hunharca çalıştığım, bir kısmı yatağın altına kaçan notlarımla bakışırım.


hemen notlarımı toparlayıp hızlıca giyinirim.


durağa gider, otobüs geldiğinde her zamanki nezaketimi olur da binemezsem mahvolurum diye düşünerek bir kenara bırakır, insanlara blok koya koya otobüse binerim. iterim kakarım, çirkinleşmek gerekiyor bu aşamada.


okula gidince arkadaşlarım benim ilk kez duyduğum şeyler üzerine tartışırlar. ben de anlıyor gibi yaparım. ama çok utanırım. bari son anlarım iyi geçsin der hemen oradan uzaklaşırım.



çıkışta da aynı arkadaşlar hangi hocanın hangi soruu sorduğunu, hangi şıkkın yanlış olduğunu, soru numarasına göre 30. sorunun a, 34. sorunun c olması gerektiğini söylerler.
ama ben hiçbirini hatırlamam öyle numaradan.


bakarım orada kaldığım her saniye bir yanlışın daha çıkıyor, hemen tabanları yağlarım.


otobüse biner kulaklıklarımı takar, "ya aslında abarttığım kadar da yoktu be" diye düşünerek eve dönerim.


ve genelde eğer ekstrem bir engelle karşılaşmayıp her zamanki çalışmamı yapmışsam güç bela da olsa hem yazılıdan hem sözlüden geçmişimdir. *

özgüveni arşa çıkaracak durumlar

başarılı olmak. her ne alanda çalışıyorsanız.

görüntünüzü güzel bulmak. kilonuz sizi rahatsız ediyorsa vermek, sivilceleri tedavi ettirmek, saç modeli değiştirmek, aksesuar kullanmak, tarz değiştirmek, makyaj.

kendinizi iyi hissettiğiniz şekilde giyinmek. nasıl seviyorsanız.

bilmek. çok okumak. bilirseniz korkmazsınız, korkmazsanız da kendinize güvenirsiniz.

zengin olmak. yaşadığımız nalet devirde beş kuruşluk adam olmayıp cebindeki beş kuruşla kendini filozof sanan zekasız dolu ortalık. (on altı kelimelik cümle kurdum, şaşkınım.)

edit: ve tabii ki "evet" demesi.*

tıbbiyeli itiraf

sevgili sözlük.
sanırım son zamanlarda çok ama çok yoruldum. ve fark ettim ki anhedonik bir ruh hali içindeyim. mesela şu an hemen sağımdaki duvarın içinden bir dinazor başını uzatıp saat kaç dese hiç yadırgamadan "bir" diyebilirim.

sanırım kendime vakit ayırmadığım için oluyor. ders çalışmaktan başka bir şey yapmıyorum. ondan da mükemmel sonuçlar alamayınca mutsuz oluyorum. yani mesela kötü geçen bir sınavın ardından "çok iyi bir öğrenci olmasam da hala çok iyi resim yapabiliyorum." demek güzel olurdu.

o yüzden yarın kendime boya alacağım. ve şu kitap okuma düzenimi de oturtmam gerek artık. ınanıyorum ki o zaman kafam da rahatlayacak ve sinerjist etkiyle tümünden daha iyi sonuçlar alabileceğim.
***
buraya gelmemeliydim. (beş senedir tekrarlanan iç ses)
***
kararlarınızı verirken iyi düşünün ve başkalarını değil kendi iç sesinizi dinleyin. amaan alt tarafı altı sene demeyin. çünkü o alt tarafı altı sene değil "altı koca sene".
***
yoruldum.
***
bugün çok ama çok sevdiğim, uzun zamandır görmediğim bir hocam "sen büyümüşsün, ifaden büyümüş, bakışların büyümüş." dedi. o an saçmaladım bi şeyler ama içimden ağlamak geldi. zaten saçma sapan yerlerde saçma sapan şeylerden bahsederken sürekli gözlerim doluyor. sadece bir arkadaşım fark ediyor bunu. keşke fark etmeseydi.
***
yarın güzel bir gün olsun.

edit: mezun olurken o hocama küçük bir hediye alıp bir de not bırakacağım. konuşursam ağlarım. bir teşekkür notu. benim için çok önemli olan bir günde işini gücünü bırakıp geldiği için. ve ilerde de zaman zaman ziyaret edeceğim. arkadaşlarımı da.
***
ben zoobi doobi değilim. ama olacağım. zamanı gelince.. yine..

hastanede karşılaşılan gülümseten olaylar

bu hastaneler hep kötü değil
karşılaştığınızda aklınıza geldikçe gülümsemenizi sağlayan, insanı işine ısındıran ponçik olaylardır.

birincisi:
bir öğle arası bir arkadaşımla yemekten dönmekte iken önümüzü elinde kağıt olan bir beyefendi kesti ve hemen tokalaşmak için elini uzatarak konuya girdi.
"size sarılabilir miyim?"
biz eli elimizde "ha?" diyemeden devam etti.

"bir sonuç bekliyordum. temiz geldi, biraz önce öğrendim. gördüğüm ilk kişiye sarılacağım. dedim." tabi ki hemen bir küçük sevgi yumağı olup; "geçmiş olsun." dedik. teşekkür etti ve gitti. biz o gün komple sırıttık sözlük. umarım o da hala en az o günkü kadar mutludur.

ikincisi:
tüpü çekilecek bir hasta var. yaşlı bir teyzemiz, birazcık da korkuyor. asistan abi tüpü çekecek, biz de takılışını göremedik en azından sökülüşünü görelim, izleyelim dedik.
asistan abi gerekli işlemi anlattı. tutun nefesinizi dedi, tüpü çekip hemen attı dikişi. üç saniye falan sürdü. teyze derin bir nefes alırken, abi "zannediyorum ki çok acıtmadım." dedi. teyze de "yok, hiç acıtmadın... sizi öpebilir miyim?" deyip bi de öpücük kondurdu yanağına.

ya dedim ben bu meslek için doğmuşum.
iyi inanlar iyi ki varlar..

özgüveni arşa çıkaracak durumlar

başarılı olmak. her ne alanda çalışıyorsanız.

görüntünüzü güzel bulmak. kilonuz sizi rahatsız ediyorsa vermek, sivilceleri tedavi ettirmek, saç modeli değiştirmek, aksesuar kullanmak, tarz değiştirmek, makyaj.

kendinizi iyi hissettiğiniz şekilde giyinmek. nasıl seviyorsanız.

bilmek. çok okumak. bilirseniz korkmazsınız, korkmazsanız da kendinize güvenirsiniz.

zengin olmak. yaşadığımız nalet devirde beş kuruşluk adam olmayıp cebindeki beş kuruşla kendini filozof sanan zekasız dolu ortalık. (on altı kelimelik cümle kurdum, şaşkınım.)

edit: ve tabii ki "evet" demesi.*

doktorun doktorla evliliği

sırt kaşırken tek hamlede kaşınan bölgenin bulunması avantajını taşıyacak evliliktir.

- sırtımı kaşır mısın?
+ neresi?
- scapula, margo inferior.
+ …
- tam yerini buldun, kaşı kaşı kaşı…

birinci sınıfta amfide iki arkadaşta şahit olmuştum. nokta atışı.
anatomiyi hayata uyarlamak bu olsa gerek.

tıbbiyeli itiraf

kendime sevgililer günü hediyesi aldım. idefixten beş tane kitap. hediye paketi yaptırıp "kendime sevgilerle" diye not yazdırdım.
bu gün bunu durakta arkadaşlarıma anlatırken kısa saçlı, çok hoş bir bayanın burnundan burnundan tıs tıs güldüğünü gördüm.
rezil olduk.
olsun, canım ben!

happy valentine's day sözlük!

iç sesinizin size laf sokması

zaman zaman baya yerinde denk gelerek kendi kendinizi ıstemsiz bir şekilde rencide etmenizdir.

örnekler:

- ben
+ ıç ses
# kardeş kişisi

markete gidilmekte..

# zoobi şu cüzdanı cebine koysana.
- dar ama cebim.
# elinde taşı o zaman.
- bana ne be, senin cüzdanını ben niye taşıyorum?
+ cüzdanı taşımam ama aldıklarından yiyecem diyosunn??
- olabilir!
# ne olabilir?
- gelmeyin üstüme, yok bi şey.
# deli lan bu!

kendi kendime..

- bu kız salak ya..
+ salak ama senden iyi okulda.
- çalışkanlıkla zeka aynı şey değil.
+ evet sayın süper zeka, git ders çalış da o zaman, yine büte kalma.
- tamam ya :( kalmam bu sefer.

eksi oya üzülen yazarı eksilemek

şahsen eksi oyu sallamıyorum. ama bazen sadece bilgi veren entryleri eksileyenler olunca sinirleniyorum.

zaten rüzgar esse sinirlenen insanım. neyse, o da benim arızam galiba.

bastım eksiyi bro!*

instagram bağımlılığı

hayırlı günler arkadaşlar herkese.. yine çok ciddi bir soruna değinmişsiniz. ben de bu dertten muzdariptim. en azından kendi çapımda yardımcı olmak isterim. ne de olsa sevaptır.

bizim buralarda çok saygın bir cami imamımız var. kendileri de bu sorunu fark etmiş ve -iyi sıhhatte olsunlar- öbür alemlerden dostlarından yardım istemiş. çok ama çok etkili bir yöntem geliştirmiş.

derin bir nefes alıp "bi daha instagram kullanırsam ağzım büzülsün." cümlesini tersten söylüyorsunuz bu süreçte de muhterem hocamız da düzden söyleyip suratınıza tütütütüütütü yapıyor. biraz tükürük sıçratıyor ama olsun.

çok kuvvetli bir yemin. ben arkadaşım pelinsu ile beraber gitmiştim. yeminini bozdu o.
işte pelinsunun son hali..


ibret alalım diye paylaştım arkadaşlar.

hayırlı günler tekrardan.

kendini doktordan üstün sayan hemşire

ben bunun kendini üstün görme olduğunu sanmıyorum.

ya pardon ama ben de olayım bilmem kaç senelik hemşire, sonra burnu kaf dağında biri gelsin beni aşağılasın, ki şahsen ben bi halt bildiğimi sanmıyorum hala.* bilmemkaç senelik pratisyen de olsam "tamam ben baya biliyorum ya." diyemem. ben de terör estiririm. kim bilir kaç sene daha kalacağım orada, bilmem kaç ay sonra gidecek adama abi abla mı çekeceğim?

bazen biz de bu doktor olma gururunun bokunu çıkarıyoruz diye düşünüyorum. hemşirelere de hep bi şeyler öğrenebileceğim kaynaklar olarak bakarım ve saygı duyarım. teorik bilmiyor olabilirler ki bilmek zorunda değiller ama pratik bilgileri bizi onla çarpar ikiye böler.

şimdiye kadar bi hemşire ile sorun yaşadım. saçma sapan davranıyordu hiçbir şey yapmamışken ki öncekilerin tavırlarından kaynaklandığını düşünüyorum. sonra üzerine çay döktüm yanlışlıkla. tam canıma okuyacaktı ki kırk kere özür dileyip "yapabileceğim bi şey var mı, inş yanmamışsınızdır çok. buz getireyim size vs vs.." deyip özür mahiyetine bütün kliniğin şekerlerine baktıktan sonra gayet de şeker gibi davranmaya başlamıştı.

hiçbir okul kulübüne üye olmamak

çok güzeldir. okul kulüplerinin hemen hepsi (buradaki hemen hepsi gelecek ama o öyle bu şöyle gibi elştirilerin önünü kapatmak için konmuştur.) ne kadar aksini iddia etseler de belli bir siyasal görüş etrafında toplanmışlardır. ve yine genelde ne uzun vadede öğrenciye ne kısa vadede hastaya faydası olmayan abidik gubidik işler yapar dünyayı kurtarmış gibi davranırlar.

sonra yaşasın güzel iş yaptık diye after partyler, yemekler bilmem neler düzenlerler ki aslında amaç budur. eğlenmek!

öğrenci kongrelerinin de çoğu böyle. hiç sanmıyorum "ya bi kongreye gittim hayatım değişti." diyen birileri olduğunu. tatile gidin efendim direkt toplaşıp. anlamsız manasız etiketler.

buraya gidip adam gibi üç beş iş yapan o üç beş kişiyi tenzih ederim.

film tanıtımını eksilemek

söz konusu entry: (bkz:#58276)

ulan kişisel düşünce içeren entryleri eksile. savunmadığın düşünceyi eksile. bi şey dersem allah belamı versin. derdim eksilenmek değil. eksile bunu da eksile, eline koluna sağlık.

ya ben böyle bir şeyi başka hiçbir platformda görmedim. bilgi yanlışı mı var? film mi kötü? cidden merak ediyorum, ne battı orada iki eksi alacak kadar? insanı yazmaktan soğutuyorsunuz. bir güruh var tıptan başka her şeyi patolojik kabul eden..

ne desem boş ya.. ne desem boş..

edit: (bkz:#58278) bunu neden eksilediniz? ya biri allah rızası için bi açıklama yapsın.
(yazardan izinsiz referans gösterdim entrysini. özür diliyorum)

edit: entry butonları düzeltildi.

içerik kuralları - iletişim