yalnızlık

  • /
  • 7
ah şu yalnızlık,kemik gibi ne yana dönsen batar!(bkz:cahit zarifoğlu)
ancak büyük insanların yönetebileceği bir durumdur. bilge insanlar yalnızken kendileriyle konuştukları için asla başka biriyle konuşmak ihtiyacı hissetmezler. bu yüzden diğerlerini aylaklığa ve tembelliğe iten çekilmez gibi duran bu yalnızlık, bilge insanları harekete geçirir.

''serbest olduğum zamanımda asla az serbest olmam, yalnızken de asla az yalnız kalmam. ''
scipio africanus
en sevdiğim durum. kişi kendiyle kalmazsa nasıl alacak bu ömrün tadını. şiirlere şarkılara hüzün temalı konu oluyor lakin tadını alan vazgeçemiyor.
bukowski'nin fazlaca üstünde güzellemeler yaptığı vasat bir hâl.

yalnız kalmaktan daha kötü
şeyler de vardır hayatta.
ama genellikle
bir ömür alır bunun farkına varmak.
o zaman da çok geçtir.
ve çok geçten daha kötü bir şey yoktur.
hayatta.
etrafında onlarca insan seninle görüşmek isteyen vakit geçirmek isteyen ancak senin istediğin tek insanın onların içerisinde olmaması ve hepsine işim var deyip evde şu satırları yazarken hissettiğim duygu yalnız kalmak istemiyorsun ama istediğin kişi olmayınca diğerlerinin kollarında bile yalnız kalıyorsun
yalnızlık hakkında oğuz atay şöyle demiştir;

"...
-önce kelime vardı- diye başlıyor yohanna’ya göre incil. kelimeden önce de yalnızlık vardı. ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık... kelimenin bittiği yerde başladı; kelime söylenemeden önce başladı. kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu."
belki çok absürt gelecek belki de bunu okuduktan sonra basacaksınız eksiyi ama gelin kulak verin, size “yalnızlık nedir?” anlatayım;

ilkokul 4.sınıftayım; 4 tane birbirine çok bağlı arkadaşız, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen 4 tane bıcırık. birgün sınıfta yine dördümüz otururken birimizin açacağı kırıldı. hani bilirsiniz açacakların üstünde küçük jiletler olur, o bir küçük elini kesti arkadaşımın. o zamanlar mavi önlük var tabi, ön cebinde de bembeyaz bir mendilimiz var hepimizin. çıkardım hemen mendili parmağına sardık, zaten küçücük bir kesik birkaç dakika geçmedi kanaması durdu. sonra dedik ki; kan kardeşi olalım, birbirimizden hiç ayrılmayalım; birbirimizden ayrıldığımız vakit bugünki canımızın acıyışı gelsin aklımıza, hiç mi hiç birbirimizi unutmayalım. küçükçe 4 çizik çektik kollarımıza, o sokakta gördüğünüz jilet izlerinden değil, 4 küçük çocuk ellerinden çıkabilecek 4 küçük çizik.

hala duruyor o çizikler, şuan gözümün önündedir bunları yazarken. şimdi gelin size sonrasında ne olduğunu anlatayım;

1. çizik : başharfi f. 15 mart 2016 günü okuldan çıkarken ters şeritten süratle gelen bir araç çarptı kendisine. metrelerce havaya savruluşuna gözlerimle şahit oldum. sonra dizlerimin üzerine çökerken kafasını kaldırımın köşesine çarptı. 2 yıl boyunca aslanlar gibi savaştı bununla. okulumuzun yanındaydı hastahane; 1 yıla yakın her gün gittim yanına, sonra kötüleşirlerdi her şey, 1 yıl da ankara’da tedavi gördü kendisi, sonrasında toprağa misafir oldu. geçen bayram ailesinin evine gittim, annesi “oğlum” diye sarıldı bana, evet f’yi toprağa gömdük ama bir yarısı da bende gömülü kaldı sanırım, mekanın cennet olsun.

2.çizik : baş harfi m. lisede aynı şehirde olsak da farklı okullardaydık. bayağı iri yarı, grubumuzun yarmasıydı kendisi. özel harekatçı oldu, bizim oralarda dağda bayırda aslan oldu, koşturuyordu. bu yaz tatilinde bir haber geldi, diyarbakır’da şehit oldu kendisi. ben sana gittin demem aslan, bir gün mutlaka buluşacağız. ne demişler; kurtlar ölmez, sadece göç eder; güzel yerlerden en güzel yerlere. mekanın cennet olsun.

3. çizik : baş harfi a. işte her şeyim olan adama geldi sıra. bütün sırlarımı sırtlayan, iyi günümde kötü günümde hiç mi hiç yanımdan eksik olmayan kişi kendisi. yaşamımın tüm yılları, hiç bitmeyecek sandığım dostluğum. aynı evi dahi paylaştığımız insan. bir anda değişiverdi, yanlış yollar esir aldı dostumu çekti götürdü bizden. neler olduğunu anlamadan yedi yabancı oluverdi bana. defalarca yalvardım, ayaklarına kapandım; olmadı. bu yaptıklarımda dahi beni suçlu buldu da hiçkimse sıfatını taktı adımın başına. nerede, ne yapıyor, yaşıyor mu onu bile bilmiyorum. ama en yakın arkadaşım, sana sesleneyim. bu kadar olay oldu da ikimiz beraber sırtladık, sonra sırtımdan vurup gittin ya beni o gün ben istemedim ama dilimden dökülüverdi: keşke sen ölseydin...

4. çizik : ben, baş harfi e. işte bir başına kalmış yapayalnız biri, size yalnızlık nedir özetlemeye çalıştı, sağlıcakla kalın...
arama geçmişinde tek bi soyadı görmektir
insan, bir akşamüstü ansızın yorulur,
tutsak; ustura ağzında yaşamaktan.
kimi zaman ellerini kırar tutkusu,
birkaç hayat çıkarır yaşamasından,
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

(bkz: ben sana mecburum)
herkesin belli zaman aralıklarında hissettiği duygu. sanırım hayatta belli bir olgunluğa erişebilmemiz için, büyüyebilmemiz için yalnız kalmamız gerekiyor.insanlar gelirler ve giderler. bize de seyretme,düşünme, acılara katlanma ve kendimizi tanımaya çalışmak görevi düşüyor. madem yalnızız allah bizi kimseye muhtaç etmesin. kimsenin sevgisine de muhtaç etmesin. en çok kendimizi sevmeye ihtiyacımız var.
  • /
  • 7

içerik kuralları - iletişim