yaşamak

nefes almaktan keyif almak.
bazı anlar acı çekebilme kabiliyeti ,
belki nefeslerarası bekleyiş ,
belki de yaşamama eyleminin yokluğudur kim bilir ¿
bir kere var olunduğu için devam ediliyorsa anlamını yitirebilecek şeydir
cahit zarifoğlu'nun, şiirleri hariç, şiire en yakın kitabı.
her günün bir hediye olduğunu bilerek yaşasak gerçekten yaşamış olmaz mıyız. (bi filmde geçiyordu bu sanki)
yaşamak şakaya gelmez
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela
yani yaşamanın dışında ve ötesinde
hiçbir şey beklemeden
yani bütün işin gücün yaşamak olacak

mücadeledir. acıdır.
klinikte her gün bir tane daha insanın, bebeğin bu yolculuğa başladığına şahit oluyorum. işin felsefi boyutu klinik boyuttan da öte. doğadan alınan enerjinin geçici bir süre zarfında organizmada kullanılması. belirli bir amacı yok. sadece nükleik asitlerin çoğalma çabası, hırsı ve bu bireyin kendi benliğinin fevkinde. bizler tek tek kişiler olarak o kadar şey görüyoruz, anı biriktiriyoruz ama sonunda yaşlanıyoruz, zamana yenik düşüyor ve ölüyoruz ama genlerimiz ve dna tür bazında sürekli devam ediyor. başka bireylerde yaşıyor.
insan anne karnından çıktığında ağlıyor, belki de ilk çektiği acıya isyan ediyor. sonra büyüdükçe aç kalmayı, üşümeyi, düşmeyi, mikroorganizmalar nedeniyle hasta olmayı, acı çekmeyi tecrübe ediyor. daha sonra tüm bu doğal risklerden paçayı kurtarınca bu sefer de insanların içinde hayatta kalmaya çabalıyor. sosyal dokuya kendini adapte etmek için çabalıyor, dersleri öğreniyor, sınavlardan geçmek zorunda kalıyor adapte olamayan da acı çekiyor, dışlanıyor. bu süreç asla bitmiyor. derken biyolojik emre itaat edip yeni bireyler ortaya çıkarmak için eş buluyor.
sonunda da ölüyor.
yaşamak bireyin kendisi için anlamsız, insanlığın bütünü için anlamlı.
tabii en sonunda biraz astrofizikle ilgilenip dünyanın, güneşin, evrenin yok olacağını, hatta atomların dahi belli bir ömrü olduğunu düşününce belki her şey tamamen anlamsız gelebilir.
ama insan olgulara o kadar geniş açıdan değil de sınırlı açıdan baktığı sürece bu anlamları yükleyebiliyor.
zor zanaat. göreceğiz becerebiliyor muyuz ?
bir çeşit farkındalık durumudur, en azından biz insanlar için. yaşamak ile alakalı şimdiye kadar denk geldiğim en iyi kitap kesiti ise şöyledir

(bkz:fyodor mihayloviç dostoyevski)
(bkz:suç ve ceza)

raskolnikov yeniden yürümeye başladı. “acaba nerede okumuştum” diye düşünüyordu bir yandan da, “idam mahkumunun biri ölümünden bir saat önce, yüksek bir dağın tepesinde, ancak iki ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse, çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamanın, o anda ölmeye yeğleyeceğini söylemiş. yeter ki yaşasın! yalnızca yaşasın! aman tanrım, bu nasıl gerçek böyle! bu nasıl gerçek! insan ne alçak yaratıkmış!” raskolnikov bir dakika kadar durup düşündü, sonra “bunun için insana alçak diyen de alçaktır!” diye ekledi.
yaşamak, adı için yaşamak
her nefeste adını solumak
ve düşmek, adı için bin kere
ve düşmek, sevdasıyla toprağa

şeklinde sözleri olan şarkı/ezgi/ilahi’yi çağrıştıran başlık.
  • /
  • 2

içerik kuralları - iletişim