İBRAHİM

ibrâhîm

içimdeki putları devir

elindeki baltayla

kırılan putların yerine

yenilerini koyan kim



güneş buzdan evimi yıktı

koca buzlar düştü

putların boyunları kırıldı

ibrâhîm

güneşi evime sokan kim



asma bahçelerinde dolaşan güzelleri

buhtunnasır put yaptı

ben ki zamansız bahçeleri kucakladım

güzeller bende kaldı

ibrâhîm

gönlümü put sanıp da kıran kim



Asaf Halet Çelebi
“ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum!

çünkü bu,

seni seviyorumun içine nal salmak demektir

ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur.

oysa seni sevmem toplumu meşru kılar

ve gitmen beni dile indirger sevgilim”

–Ah Muhsin Ünlü
Hiç

Hiç mi şiir okumadın kardeşim?

Hiç boynuna atlayan bir dostun olmadı mı?

Hiç merhametinle mutluluk yaşamadın.

Hep acıyarak baktın ve bed bir tebessümün suratındaki nefretiydi farkın.

Lan uçurtmada mı uçurmadın be, rüzgar çarparken suratına suratına...

Sen hiç şiir okumadın,uçurtma uçurmadın;
birini severken titretmedi burnun,damlamadı yaşın

Sen ne bir sırtını okşadın yaşlının, ne de bir çocuğun yanağını sıktın.

Aklına geldiğinde aradığın aşkın, kırgınlığını paylaştığın arkadaşın...

YOK.YOK.YOK. Koca bir boşluğu bunca yıl neden doldurmadın?
Kawasaki
Seni bulmaktan önce aramak isterim.

Seni sevmekten önce anlamak isterim.

Seni bir yaşam bitirmek değil de,

sana hep hep yeniden başlamak isterim.
SİYAH LALE



Bir yerdeyim

Ölesiye beton.

Değmemiş yazılarına güneş korkusu

Ölesiye beyaz.

Bir tarafım boşluk

Bir tarafım yaşama korkusu.

Ve o siyah lale,

Tebessümle, o an ölecekmiş gibi

Eğilerek bir kabre

Dua ediyordu sanki.



Bu son rüzgâr



Ve sen rüzgâr

Hiç görmedin sanıyordum

Sen gözlerime dolarken

Ağlamak istemediğimi.



Sonra, acımasızca üşümek vardı

Güneş, buz kesmiş ellerime değmeliydi

Ellerim kara toprağa.

Hiç hak edememiştim sanki

Huzura gözlerimi kapatabilmeyi







Çıplak beton, çıplak ayaklar

Deniz sesi, yosunlu köprü…

bir an gelecek gibi bir gemi

beklenmeyen.



İp üstünde yürümek gibiydi ölüm

boş bir sirkte , her an heyecanla beklenen

...

Ben durgun su yansıması

Ölüm ise dalgalar gibi.

Ne zaman durulsa ölmeyi tercih ettim.

Ne zaman susup dursam yok olmak isterdim.

Ellerim yağmurla dolmalıydı,

Ben bir lale gibi

Nisandan öte solmalıydım.



Bomboş ölüm kokusu duyduğum

Saf sonsuzluk.

Biraz soğuk ve karanlık

Sabah ezanı kadar aydınlık

Bu çeşme, damla damla akan su

Rüzgâr da dokundu yaprağa

Ne var ki,

Yaprak gönülsüzdü sabaha.





Bir siyah lale, onlarca karaçam

Ne bir his ne unutulmaz bir an

Her şey için, dedim

O ana kadar ne varsa yaşanan

‘’ Allah’ım teşekkür ederim.’’

Yine de

Keşke beni yanına alacak kadar sevseydin.

Sevseydin, toprağın yüzüme değseydi

Sen sevseydin, bedenim toprağa doysaydı.

Sevmedin.



Bu rahat yatak, bu sonsuz huzur

Karanlıktan şifa beklemek yok artık

Söylemediler laleye : ‘’siyah olmak zordur.’’

O kimsesizlik,

Bir tutam hissizlik

Bir şey demem, suskunluk son kelime

Bir ara ölesim gelir diye

Değmesin o toprak ellerime,

Değmesin siyah lale.



Kader yol verdi sonunda

Ölüme serildi seccade

Siyah örtüler, onlarca Fatiha

Sonuncusu boş bir ömrün ruhuna



Bu duaya yetmeyecek belki ömür

Toprak altında olamasam da

Siyah olmak da sığamadı yaşamaya.