yazarların utandıkları anlar

(bkz: yapılan sakarlıklar)
nedense sakarlık yaptığımda hep utanırım.
az samimi olunan kişinin sana selam verdiğini sanıp selam vermen ve sana değil arkandaki kankasına selam verdiğini anladığın an
ilkokula giderken bütün öğrencilerin önünde bahçede gözüme kartopu yemiştim. atanı bulamadım. yakalasam donuna kadar kar dolduracaktım.
yine okulun bahçesinde bu sefer ortaokul öğrencisiyken istiklal marşının hemen öncesinde çok da güzel bir şekilde düşmüştüm. o gıcık olduğum komşunun kızı da dalga geçmişti.
lisede bir arkadaşımın aklına uyup hoca içerdeyken dersten kaçmıştık. hoca farkedip yanına çağırdığında özür dilerken ziyadesiyle hicap duymuştum.
lisede okurken gezi amacıyla tugay komutanlığına götürmüşlerdi bizi. bir alana toplandık falan sonra dağıldı herkes bir tarafa. ben ve arkadaşım kaldık meydanda mal gibi, ne yapacağımızı da bilmiyoruz amaçsız amaçsız. kalın demirle örülmüş bir kablo gördün, yanımdaki arkadaşa dedim 'napıcaz biz burada çok sıkıldım,şu kabloyu mu kessek' dedikten sonra arkamda askerin belirmesi.
daha var da sözlük şimdilik bu kadar olsun. nasıl olsa yeni şeyler eklenecek
lisedeyken biyoloji hocam merdivende arkadan gelirken arkadaşıma bişeyden bahsederken arada "i*ne" diye bir küfür etmiştim, duymuş ve beni kınamıştı. buraya kadar her şey tamam. acı olan ise ertesi gün aynı arkadaşımla aynı yerden geçerken "bir de benim ettiğim küfüre karışıyor ya i*ne" dediğimi duymuş olması. (bkz: o an yer yarılsaydı keşke)
o kadar utanç verici ki buraya bile yazamıyorum . evet , sosyal fobisi olan biriyim .
bugün yaşamış olduğum bir olaydan ötürüdür efendim.

iş çıkışı eve gitmek üzere tramvaya binmiştim. tramvay pek dolu değildi. karşımda bir anne ve oğlu oturuyordu. çocuk 4-5 yaşlarında kara kuru bi şeydi. bir elinde simit diğer elinde ise oyuncak tabanca vardı.
ben ise oturduğum yerden telefonuma dalmış, gelen maillere bakıyordum. çok geçmedi, yüzüme bir tazyikli su fışkırdı ki -şok olmuştum-
ıslak başımı çocuğa doğru bir çevirdim. hergele su tabancasını bana doğru tutmuş, tetiğe basıyordu. bir de pis pis gülüyordu fırlama ( bir su tabancası bu kadar ıslatır mı bir insanı, bizim zamanımızda böyle değildi bu tabancalar. diyaznı da değişmiş, su tabancası olduğunu fark bile edemiyorsun, hangi markadan lan bu. söyle de yeğenime de alayım aynısından)
yüzüm gözüm ıslanmıştı. çocuk ''dur yapma'' dememe aldırış bile etmiyordu üstelik.
baktım olacak gibi değil. bir hamle yaparak aldım elinden su tabacasını. öfkelenmiştim doğrusu. yine de sesimi çıkartmadım.
annesi de örgü işi ile ilgileniyordu o esnada. neyse çocuğuna müdahale etti; ama çok geç kalmıştı. ''niye rahat durmuyon sen'' diyerek çocuğun suratına öyle bir patlattı ki. ulan o sert şaplağı yiyip, yine de yüzüme sırıtarak bakışını hala unutamıyorum. sahi acımadı mı ? nasıl ses çıktı 'şılaaııgh' diye.
ardından elimdeki su tabancasını annesine teslim ettim. annesi de tabancayı poşetinin içine attı. çocuğun gözü ise hala su tabancasındaydı.

annesi de mahcup bir yüz ifadesiyle kusura bakma evladım dedi, bıktım bu çocuktan diyerek serzenişte bulundu.
sözlük, işin komik tarafı su tabancasının ıslattığı yerden apış aram ve malum bölgem de nasibini almıştı. asıl film de bundan sonra koptu zaten.
altımda da gri kumaş bir pantolon vardı. ıslaklık besbelli oluyordu. elimle kapatmayı çalışıyordum o bölgeyi ; ama nafile. kapanacak gibi değildi ki. bildiğin pantolondan aşağı koyuverip sidüklemiş gibi görünüyordum.
tramvay ise hareket istikametindeki duraklarda durup, yolcu almayı sürdürüyordu. içerisi kalabalıklaşıyordu. sonunda milletin de dikkatini çekmiştik. kimileri arkadaşının kulağına bir şeyler fısıldıyordu, kimileri ise sesli gülüşüyordu. gülünmeyecek gibi değildi ki. çok utanmıştım. deyim yerinde ise yerin dibine girmiştim o an. neyse daha fazla tramvayda kalmaya dayanamadım, ineceğim durağın iki durak öncesinde tramvaydan indim. neyse ki evim çok uzak değildi. şanslıydım.
hızlı adımlarla yürüyüp, çüg bölgesini elimle kapatarak eve geldiğimi hatırlıyorum.

tramvayda sidükleyen genç diye bugün bir video atarlarsa o genç benim mk.
beklemediğim bir insandan iltifat aldığımda hep utanırım. istisnasız.
lisede biyoloji öğretmenimi uzun zaman sonra gördüğümde, heyecanla tebrik etmiş ve bebeğin analı babalı büyümesini temenni etmiştim. meğer hamile değilmiş.

siz siz olun birisi kendi ağzıyla hamileyim bile dese o konuyu bir daha açmayın.
hocayı soru çözdürmek için bekliyorduk. neyse hoca geldi. kim ilk sırada dedi. ben değildim o yüzden hareketlenmedim bile. o arada hoşlandığım çocuk "hocam a sorsun ilk önce" dedi. hem mutlu oldum hem de baya utandım. hık mık bir iki şey söyledim ama ne dediğimi ben de bilmiyorum. sonra yüzüm kıpkırmızı oldu. utanmak nelere kadir ey sözlük.
ilk anatomi dersinde hocanın anlatmam için uzattığı os humerus' u heyecandan elimden düşürünce oldukça utanmıştım.
  • /
  • 2

içerik kuralları - iletişim