yedi güzel adam – Tıbbiyeli Sözlük
2014 yapımı trt 1 dizisi. maraş'ta çekilmiştir. dönemin olaylarına da cok güzel ışık tutar.bana şiiri sevdiren dizidir aynı zamanda.
kimdir bu yedi güzel adam denilecek olursa:

(bkz:cahit zarifoğlu)

(bkz:erdem bayazıt)

(bkz:aleaddin özdenören)

(bkz:rasim özdenören)

(bkz:hasan seyithanoğlu)

(bkz:ersin gürdoğan)

(bkz:m. akif inan)



aynı zamanda cahit zarifoğlu'nun bir şiiridir, diziye adını veren de bu şiirdir zaten.



1.



yedi adam biri bir gün

bir kan gördü

gereğini belledi

yari alsa koynuna

ayırmaz kanı yanından



beyaz haberlerim var kardeşlerim

-bir güzel ince gelin

kabartır göğsünü toz duman içinde

gelinliği durur çıkartıp bıraktığı yerde

içerlerden bir taşlı tarladan

kaynayan nehrin gözünde

unutmuş gelin alınlığını

avuçları sıcacık yumulu beline dayalı

kalın bilekli badem topuklu

seyirtir o ince gelin

grevli'ler şifalar götürmek için



beyaz haberlerim var kardeşlerim

-gölgesiz meydanlara

aklı yağmalayanlara arasından

yayılırsa karanlık fısıltılar

ya da güzel dışlı yapa çiçekleri

muhtemel bir genç kızın

başına atılırsa



yedi adamdan biri

bir gün bir kan göreni

kabukları soyulmuş

taze devrilmiş bir ağaç gibi

çeker çıkarır kendi kadınlardan

fırlar yataklarından tatlı uykudan

çıplak çıkarır kendi kadınlarından

fırlar yataklarından tatlı uykudan

çıplak yalın ve güzel adaleli

o er alarak

seğirtir danseder gibi

-önce sağlam olmalı arkam

o ince gelin

belirir hemen ardında erin

1000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibi



gidiyor dansöz gibi

yere ve göğe açık avucunda o kan

o işlem onda güvercin ve sevap

onlarda en ağrımalı yara

ve yollanıyor o güvercin onlara

güvercin değişiyor gittikçe ondan

güvercin değişiyor vardıkça onlara

+ ve aman ne uzun sürüyor bir düşman öldürmek+

yedi adam artık bir kan göreni

varıyor dengede

kuğu gibi sarkıyor onlara

akıyor onlara

şiirler söylüyor ve mısralarında

işlek çelik kümeleri

ve kalkıyor her bir ulaşmasında

iki yanında sülüs ve yay gibi

bir vuruşta öldüren elleri

-karanfil serpercesine

bir kez daha vurdum ya allah diye açtığım yaralara



-güzelin düşmanı güzel olur

güzelin yari güzel olur



o varıyor tüm meydanlara

kanı okşayarak ve kabartarak



kanı okşa ve kabart

ve sonra sabah kahvaltısında

içinden geçirmekle varsın sofrana

çocuklarımızın ellerinde büyüyen gagalı şeylerin

tanrının buyruğu ile ortaya çıkarttığı

gürbüz bir yumurta



ii.



yedi adam biri bir gün

bir aşk bir gün

gereğini belledi

ölüm girse koynuna

ayırmaz aşkı yanından



beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim



daha ne kadar saklanabilirdik seninle:

yaylalardan nasıl geçtik

çobanlara yetişemedik ama uzaktan

zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan

ne bilge sözler dinledik

sığındığımız

ve içinde saçlarımız göle girmiş ıslanan

o dev o kabul eden o sizin veren mağaralar

yine açık yine buyur’lu

çekildi üstümüzden. -çalıların

bilen duruşlarıyla karşılaşırdık koşuşurken gizlilere



güneşi tez gördük dağlarda

ormanın ay çiçeği gibi uyanan hayvanlarıyla

ilk iş gövdemizin acıktığını anlamak oldu

gittik kokladık ekmeğimizi tarlalarda



o gün gezdim seni ellerimle

söyledin: geniş vuruyor yüreğin



ülkeyi tez giden ayaklarımla varıyorum

kanım temizliği seven bir kolla atılıyor durmadan

yıkanmış güneşte yeni kurumuş çarşaflar gibi

serin ve ürpertici gövden

yaklaşmaktasın ve / çok yakınıma taşıdığın / güller

sana canı gönülden âşık oldum meleğim

kollarına gümüş bilezikler düşündüm

dostlar buldukça onlara

kalın kaşlarını övdüm

güzeldin

gövden gerilmiş devinmekteydi

bir tabloda gibi her bakmaya değişen

karanlık anlamlardan arınan yüzünle

hakkı verilmiş

zehirleri alınmış kazanlarda

demirle birlikte çeliğe koşmaktaydın

ve döllenmekteydin mengenelerle kucaklanarak



işçi eğilir bükülür ve doğrulur

köylü bükülür doğrulur eğilirken

insan iyi maden kuyumcuda



güzeldin / gövden

yeni bir iklim gibi yayılmaktaydı karalara

ağaçlar, kırdaki hayvanlar kasabadaki insanlarca

işte davetliydin

acıktık bıçaklarına kanımızı gütmekteymişin gibi

gelip acı sözlerin için

bir çekmece koydun yaralarımıza



ve ellerin uçuşan yapraklar gibi

birden

nasıl yalnız olduğumuzu anladım

kimseler yoktu ikimizden başka birbirine bakan



susuyor sessizce

aşkla ilerliyorum

milletim bileniyorum

devirmeye

devirmeye safrası beynimi üleşen

elleri karımın üstünde birleşenleri



bundan böyle yekinmeye hevesli yüreğim

/sanatsever halkımıza duyurulur/

aklım eski izlerde şimdi

iz demek

bir geniş

bir kendine dönük bir en ileriye

yol demek



usulca kalkıp gedene: dur

ki çevrileceksin



toydun cesurdun

gençtin atıldın

bilmezdin atıldın

kabuğu oydun oydun

kabukta kaldın



sis iner örter mermeri

ağacı binayı



sis kalkar kalkmaz

görünür mermer

ağaç ve dev

bu kadınlar dev midir

yatak özlemez gövde midir

gül açar boyunlarında

kolkola durup bağırdıklarında

bomba düşmüş gibi deprenir toprak

konuştuklarında



-yar kurbanın olan

dola yaşmağını bileğime

ki düşmanı güzel vuram



çekip mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden

durdular ite çakala karşı yarin kapısında



iii



yedi adam biri bir gün

bir yar gördü

gereğini belledi

yari asla koynuna

ayırmaz yari yanından



alev gerekli kentliye

bu ısıtma devleri kente

bir an önce inmeli oğlum



/bütün gün badem çırptım

üzümün tehini armudun çürüğünü ayıkladım

uykuya geç vardım

yatağın içine elimi daha yeni koydum

rahatıma doymadım ama.../



ümmeti gözetmen gerekli

ben seni beyaz haber ustası

olasın diye boğmadım -doğurdum



beyaz haberlerim için hazır olun kardeşlerim



anam su döküyor ellerime

bedenim hızla kaçıyor

gözlerime toprak atan uykudan

suyu çarptıkça yüzüme ve gözlerim yalnız

yanıyorlar



yemi torbanın dibine gelince beygir

iri saman saplarının arasından

iri etli dudaklarına

küçük zor bulunan arpaları topluyor



bir parça daha yükselen

bir parça küçülen

bir parça daha uzak duran yıldız

beygir ve yanında duran semeri

evin gerisinde yığınla odun- badem dalları

ve kuru alıç kökleri

ve ben o zaman bilmezdim halka

ateş gerektiği

çalışır gün boyu koru ağaçları devirir

badem çırpar budardım yaban çalıları



gün tepeme değsin öğleye durayım



gün tepene değsin öğleye durasın

kökleri hem derinleri hem sığları sarmış

durmaksızın nimet devşiren

ceviz ağacının altında.-

öğleye durmayı

hiç düşündüm mü ağaç neden havyan değil:

çünkü kan'dır hayvan

damardır ağaç



o ceviz ağacının altında

dallarına ve köklerine

bir öz su damarı gibi bağlanarak

onlar ve ağaçlar

toprak ve kalbinden doyurduğu hayvanlar

işitmişler bakın onlarla

onlar ve yapraklar

geniş bir ağızla üfürülüyormuş gibi kımıldamaya başladılar



onlar ve tüfeğimi doğrulttuğum kuşlar

şimdi öldürme vaktim değil



başına omuzlarıma konun

dudaklarımdan ve kalbimden dinleyin

/işte bakın ekmek böyle tutulur/

öğleye durarak bağlıyorum bu tepeleri

o tepelere



eğlenme doğada - kentte bu gece ışıklar yanmadı

damlardan

çorba dumanı yükselmemekte

yufka ekmeği

toprak ve ağaç kokulu ellerimle

/ işte bakın ekmek böyle tutulur/

şu en artist

ve lokmayı taşıyan parmakların ucunda

pıt pıt bir damar gibi atan

yemin ve billah

sıcak bulgur aşının kalbidir



dedim çünkü kalk

yoksa sütüm helal olamaz



düşündüm sol kolları kesik insanların

ne denli mahir olduklarını sağ kollarında

beyaz haberlerim için toplanan kardeşlerim



-adım mustafa ve niyazi ve abdurrahman

kafkas yaylalarında çadırlarımın

sürülerimin ocak taşlarımın

izleri vardır/doğup yürümeye başlayınca

çıplak basmıştım toprağa/



yine de ana'vâzın duymasam hiç uyanmam

bedenim öylesine yorgun babam öylesine ölü

ölü gibi kımıldamıyor dedem

sini belli kendi belli değil

ne bir hak torunlarında ne yaşayan bir arzusu



ellerim yumruk dizlerimin arasında (tam üç yüz yılı)

etim etimin sızını alsın diye



kalk çünkü sabah yıldızı

bir mızrak boyu yükseldi

+ iri ve zeki

uçları nemli bir göz gibi+



iv



yedi adam biri bir gün

bir bela gördü

gereğini belledi

yalvarsa evleri harap kadınlar

ve ağlayan birkaç çocuk

kamalar salınsa karnına

ayrılmaz belalı yanından



haberlerime kulak asmayıp-duymadık

demeyesiniz kardeşlerim



ülkem bugün

yariyle buluşmuş gizlilerde

tepeden tırnağa yeni yıkanmış

ve örtüler içinde

göz kapakları kale kapıları

gibi örtülü

yassı gözlü kabarık alınlı

kalbine ve beline zengin

düzgün bedenli bol saçlı erkekler gibi



ülkem

tepeden eteğe yıkanmak için

aşıdan sonra paklanan

ovalara yayılmış kadınlar

evi uçsuz bir yol gibi bekleyen

yavruya yerinde bekleten

o kadınlar gibi ülkem



-yürürüm bayırlarda

gücüm ne merkezde tartmak için

kulak verir

dinlerim ağacı



geçerken beton döşeli apartman kaykılı toprakta

sesim nasıl etkili yoklamak için

durdurur sorarım kentliyi

ne haber böyle:

nereye:



bela üreten elim

nasıl davranır belalar içinde

sınamak için

uzanır okşarım saçlarını ey yarim

bakarım hoyrat ve âşık ellerime



bir gün sapsarı kesildim

öyle bir tabiat vardı ki gövdemde

insanları görmezdim bile yanımdan

bir hava bulutu gibi geçerlerdi

içimden

gidip dağlara

kafa tutmak gelirdi



bir gün ben

iri ve kaslı gövdem

sapsarı kesildim

hali harap bir dev çıktı önüme

gözlerini öyle açtı ki yüzüme ve ağlamış

sonra söyleştik



bu bir nöbet devriydi kardeşlerim



bizimle aşkta olanların

eline su döksünler

çadırlarının önüne o küçücük

kilimleri sersinler



v



yedi güzel adam

biri bir gün bir dağ gördü

gereğini belledi.

ki o dağ

ağaçsız ve yalnız

gökte alıp veriyordu.

rüzgârla ürperir gibi olurdu

beygirin derisi nasıl ürperirse boydan boya

dokununca.

yılanla akreple kertenkele

tavşan keklik kurtla

onlarla

hayvanlarla kımıldanırdı



dağ bu

serpilmiş atılmış yer kapmış

başa kurulmuş. böbürlenmeden iri kendiliğinden koca



dağ bu

devir, söz gelsin, kervan devri

eteğinde ipek yolu zencefil yolu

kara ve beyaz yolu zenci. develer

içerek karınlarından tüylerinden geçirerek

dağı yiyerek, söz gelsin, beslenirlerdi



dağ bu

devir kuş devri

geçerdi kartal



işte o kartal

renksiz ısı vermeden

ürkmeden ürkütmeden

kendinden geçerek süzülür

dikine batar dikine çıkar

coştumu

vurur kendini dağa - ölürdü parçalanarak



dağ bu

devir aslan devri

yer yer toplaşarak

erkekli dişili

sık sık oynaşarak



devir insan devri

geçti geçti

insan geçti

et geçti kan geçti

göz geçti

gelenler

yeni gelen yeniden sonradan gelen

geçti geçti



dağ bu

yılanla kımıldanırdı

yılanla kımıldanırdı



yedi güzel adamdan biri

bir gün bir dağ göreni

durdu sevmeden bilmeden devinirken

durdu durdu seyreyledi



sordu:

dağ nicesin

günde mi gecede misin

geçmişte şimdide

yoksa gelecek bir düşte misin



dağ serpildi

atıldı yeniden yer tuttu

ilk kez yılanla kıpırdanmadı



gözü görür görmez

dağa göçtü güzel adam

eteğinden yukarıya üç gün

yürüdü. bir yılda dolandı

çevresini. eğlenerek kayalarda geceleri

yürüdü günde ve bir kuş gibi

görerek de



durmadan dolandı dağın çevrisini

artık dağ yılanla kımıldamadı

kımıldardı onunla



hırçındı adam hep hırsla

yaralıymışça inlerdi

yüzü durgun gözler duru berrak

hırslanırdı ayağıyla- avuçlarından ter akar

omuzlarını burardı.



ola ki anlatsa dağ

der hırcındı adam ince bilekli

azgın topuklu

ince uzun parmaklı karınsız

karşı koyan omuzlu

yerken güzel yer doymadan kalkar

oturarak ve hayvanlarda bile

gizlenerek işerdi



adam hırçındı-saçları uysal akardı

rüzgârla kardı

esinti olmadan zaten akmaktaydı

uzun boylu değildi

ama kendinden uzunu yoktu - yalnızdı



geçince önünden

mağaralardan kuş tavşan kurt yavrusu

dağa vururlardı

serçe tohum düşürürdü ağzından

tavşan yeşerince onu

yerdi kökünden



ot üremedi

ağaç üremedi



dağ ağaçsız ve yalnızca

gökte alıp veriyordu

adam küçük bir kaya düzlüğünde

toprakta mağra içinde mağra kapısında

kaynak başında kuru yamaçta

dururdu

eğilip alnını

yaydıkça yere iki elinin arasına

göksü çatırdayarak eğilir

parçalanarak doğruldukça

dağ cezbelenir

en yüksek zirvesini kayalı alnını

yamaçlar yamaçlara yayılan yüzünü

adam eğilip koydukça yüzünü toprağa

eğilip koyacak yer arardı



dağ cezbelenince

doğrulup eğildikçe

ovaya bir anda

kentler serilir

yollar fabrika çevrekleri bentler



yedi adamdan biri

bir gün bir dağ göreni

yeni bir soluk çekti içine

değişti aynı kalarak

indi kente

dağıyla

esen başı



serin başı geniş kollarıyla

gözleri yüzünü kaplayacak gibi büyüyerek

ve şakaklarında

avuçlarımın arasında güçlükle tuttuğu

bir şey duruyordu



yedi adamdan bir dağ göreni

buyruğu dağa yiyeni

dağdan buyrukla kente ineni

suları yürüyerek geçeni

çekip mavzerini çıkardı oyluk etinden

durdu yarin kapısında