Tıbbiyeli Radyo Yayında!

yurtta kalmak

üniversiteye yeni başlayanların adaptasyon sürecinde tavsiye ettiğim olay. 4 yıl yurtta kalmış biri olarak söylüyorum, çok da abartmayın. vakti gelince ayrılmak gerek.

öncelikle bulunduğunuz ilin koşullarına göre üniversite, devlet ve özel yurt seçeneklerini güzelce araştırın. daha iyi olduğunu düşünüp özellere koşmayın. zaten koşmasanız da onlar sizi bulacaktır.

devlet yurtlarında ulusal standart yok ne yazık ki. lüks otel kıvamında olan da var, kışla gibi her binada bir hamama sahip olan da. bazı yurt odalarında priz bulamazsınız. tahmin edersiniz ki her türk gencinin hayat damarı prizden geçer. buna dikkat.

kaç kişi kalacağınız da önemli. şunu söyleyeyim dışardan korkunç görünse de içine girince 8 kişi bir arada mutlu mesut yaşarsınız yine. ama farketmeden hayat kalitenize ağır bir darbe vurmuş olursunuz. onun banyosu, bunun hazırlanması, şunun arkadaşları, sabah zil sesi orkestrası derken bitmeyen askerlik gibi olur yaşantınız.

kriterlerinizi karşılayan bir yurt bulamazsanız eve çıkma seçeneğine kendinizi hazırlayın. gerektiğinde radikal kararlar alın. mutsuz olduğunuz yerde durmayın. isterseniz defalarca yurttan eve, evden yurda çıkabilirsiniz. sağlıcakla kalın.
lise ve üniversite hazırlıkta total 5 sene hem devlet yurdunda hem özel yurtta yaptığım şey. yurt şartları ve arkadaş ortamı kötüyse hiç çekilmez, iyiyse idâre edilir bir şekilde. en güzeli, kendi evinde tek başına krallığını ilân etmektir. sorumluluk sahibi biriyseniz ve disiplini seviyorsanız, ev şartlarını kendi ders çalışma, okul, iş, yaşama ve bedenî durumunuz için mümkün olan en verimli raddeye getirebilirsiniz. disiplinsiz biriyseniz evi b*k götürür.
yalnızca "ya sokakta kalsaydım" tesellisini kullanabileceğiniz durumdur. ve kötü olan her şey...
tek kalmak yerine defalarca tercih edeceğim ortam. eğer yanındaki arkadaşın/arkadaşlarının mizahı, anlayışı iyi ise tadından yenmez.
babam beni yurda göndermek istemedi. lisede istanbul'u çok istememe rağmen evden gidip gelmeye ikna etti ve ilçemizdeki okulu tercih ettik. yurda alışkın değilsin, diyordu. bense "n'olacak ki" diye düşünüyor; bir şekilde alışır giderim, diyordum. öyle değil miydi, hayatta çoğu şeye zamanla alışır ve öyle yaşamaya devam ederdik. neden bunu çok önemsediğini o zaman tam anlayamasam da ikna olmuştum işte.

liseyi evden gidip gelerek bitirdim. üniversiteye geçinceyse artık yurda gitme vaktim gelmişti, aslına bakarsanız büyük bir iştiyakle de yurda yerleşmiştim. tabiki öyle olacaktı, yıllardır hayalini kurduğum yerdeydim.

bugün üniversitede, istanbul'da, yurtta 3. yılıma giriyorum. bugün eski lise müdürümü ziyaret ederken babamın dudaklarından bir şeyler döküldü, yıllar önce hiç bunları söylemiş değildi. aslında küçüklüğünden beri parasız yatılıda okuduğunu, babasının o lisedeyken vefat ettiğini ve cenazesine dahi yetişemediğini, öğrenim hayatını hep bu sıkıntılarla geçirdiğini biliyordum. ama ilk kez, içinde hissettiklerinden bir şeyler kaçırdı ağzından: "ben hep yurtta kaldım hocam, insanın hep bir yarısı eksik oluyor. hep eksik."

ben anladım, o hissettiklerini benim de hissetmemden endişe etmişti. ben hissetmedim, babamın da istediği gibi. hatta yurdum ikinci evim, ikinci ailem gibi oldu. sana söyleyemiyorum ama sağolasın can babam.
  • /
  • 2

içerik kuralları - iletişim