almanca – Tıbbiyeli Sözlük
bu aralar üzerimde bir tür agresiflik var, bana özel değil bu. Etrafımdaki insanlarla ama özellikle beraber aynı sistemin içine gireceğim insanlarla beraber agresifiz. arkadaşlarım agresif mesela çünkü bu şartlar altında yazın tusa çalışmaya başlamak idealist bir çalışkanlığın belirtisi olmaktan çok bir aptallığın belirtisi olabilir. Geleceği öngörememenin, su alan gemiden kaçmamanın, bile bile lades demenin aptallığı. dönem 2'ye giden kuzenim pek iyi anlayabileceğim düşünceli bir tavırla 'ben hariç bütün arkadaşlarım almanca kursuna yazıldı' deyince tedirginliğimi kendi uydurduğum bu 'agresifliğin' içinde saklıyorum. ya da arkadaşlarımla gülerek 'ulan iyi tembelleştik, bi spora yazılalım' deyince alternatif spor dalının 'savunma ya da dövüş' üzerine olmasına da agresifleşiyorum. çünkü sistem içinde kanıksamaya başladığımız şeyler ben lise sondayken en azından benim dünyamda yoktu.

benim dünyamda her daim bir yurt dışı hayali olmuştur. geçen gün durduk yere 'lan ben yurt dışına gitmeyi isterdim madem, neden bu almanya ihtimali canımı sıkıyor o zaman?' diye düşünürken fark ettim ki benim hayalimin içinde güzel umutlar vardı. Başka kültürleri gözlemlemek, yetiştirilme tarzları üzerinde düşünüp kendi ufkumu genişletmek, başka bir dil konuşabiliyor olmanın güzelliği, mesleğim üzerinde başka ülkelerde eğitim alabilmek gibi. beni yurt dışına iten de bunlardı. şimdi ise iten şeyler ülkedeki gidişatın yokuş aşağı olması. 'ufak tefek bir şeyim beni iyi döverler' ihtimali. o kadar sene okuyup ettikten sonra doktor dövmeyi zenginlikten sayacak bir embesilin şiddetine maruz kalabilecek olmam ve her şey olup bittikten sonra ben adliyede hala dolanırken adamın salıverilecek olması. Kiminle konuşsam tek maaşımla son model araba alacak kadar her nasılsa zengin olacağım gerçeğine koşulsuz şartsız inanmış olmaları ki onlara göre sadece 'şımarıyoruz'. sistem içinde mesleki tatmin sağlayamayacağım gerçeği. vs vs. beni her ne itiyorsa şimdi, hepsi de ne bir genç olarak ne de bu ülkenin taşını toprağını, gezemediğim antik kentlerini, doğal güzelliklerini, kahvaltısını, akşam yemeğini vs seven bir vatandaş olarak hoşuma giden şeyler. ben neden canımın derdine düştüm? neden bir başka ülkede bir maaşımla alabileceğim şeyleri kendi ülkemde alamıyorum? ne demek asistan olarak mobbinge ve aşırı çalışmaya maruz kalmak? neden başka bir ülkede hekim olarak sağladığım rahatlığı kendi ülkemde sağlayamıyorum? kendi halimde bir insan iken diğer insanlar tarafından, halktan bir kesim tarafından neden böyle bir sınıflandırılmaya maruz kalıp öteleniyorum, dayak yemeyi 'hak' ediyorum? hangi erişkin insana böyle terbiyesizce bir muamele yakıştırılır ve bu söylem güç kazanır? ben neden bunu kanıksayıp 'ay spora gideceksem bari savunmaya yazılayım' diyorum? neden ülkemde bir vatandaş olarak çalıştığım yerde korunamıyorum? çalıştığım yeri bırak sokakta dolanırken bile güvende olmam gerekmez mi?

neden bütün bunların düzelmeyecek olduğunu düşünüyorum? biz hepimiz, hep beraber bu devleti yaşatıyorsak devletin de üzerinde durduğu ayakları olan gençlere geleceğe dair umut vermesi gerekmiyor mu?

velhasıl kelam, bu dille aramda uzun bir liste sıralanıyor. sanki öğrenmeye başlarsam kaybedecekmişim gibi. belki fazla agresifim bu aralar, ondan olabilir tüm bu edebiyat.