"felsefe sadece gerçekle uğraştığı izlenimi verir ama belkide düşlemleri dile getirir, edebiyatsa sadece düşlemlerle uğraştığı izlenimini verir ama belkide doğruyu dile getirir." demiş diderot.
bu sözü uzun süredir düşünüyorum ve bence aklın ürünü olan her şeyin hayal olabileceğini ama insan algısının bunu gerçeklik olarak gördüğünü söylüyor burada. açıkçası diderot'nun bu sözünde bir anlam zenginliği olduğunu düşünüyorum.
felsefe hayat problemlerini dile getirmesine karşın bir ütopya ve distopya yaratır bizlere. bu sayede düş gücümüz canlanır. sorgulamalarla ilerler, daha iyi bir toplum ya da devlet kurabilmek için çabalarız. açıkçası felsefenin bize hayalleri açması kadar doğal bir şey yok ki bunu en iyi bilimde görüyoruz.
peki edebiyat düş gücünün aydınlanması değil midir? hem evet hem de hayır. burada denis diderot'ya destek çıkarcasına demiş hüseyin nihal atsız "edebiyat hayallerin hakikatle süslenmesidir." diye. aslında baktığımızda -ki bunu en iyi realizm ve romantizm akımlarında görürüz- toplumsaki olayları anlatan yazıları toplumun kendisi yazmıştır. bir insanın yoksulluğu, bir eksiği, bir hayali veya bir mücadelesi yazdırır bize romanları, hikayeleri.
o yüzden edebiyatın gerçekleri hayallerle süslemesi ve felsefenin de hayalleri gerçeklerle bağdaştırması kadar normal bir şey yok bana göre.
kısacası edebiyat insanlık tarihinin belki de gerçekleri en iyi yansıtan harikasıdır.
bu sözü uzun süredir düşünüyorum ve bence aklın ürünü olan her şeyin hayal olabileceğini ama insan algısının bunu gerçeklik olarak gördüğünü söylüyor burada. açıkçası diderot'nun bu sözünde bir anlam zenginliği olduğunu düşünüyorum.
felsefe hayat problemlerini dile getirmesine karşın bir ütopya ve distopya yaratır bizlere. bu sayede düş gücümüz canlanır. sorgulamalarla ilerler, daha iyi bir toplum ya da devlet kurabilmek için çabalarız. açıkçası felsefenin bize hayalleri açması kadar doğal bir şey yok ki bunu en iyi bilimde görüyoruz.
peki edebiyat düş gücünün aydınlanması değil midir? hem evet hem de hayır. burada denis diderot'ya destek çıkarcasına demiş hüseyin nihal atsız "edebiyat hayallerin hakikatle süslenmesidir." diye. aslında baktığımızda -ki bunu en iyi realizm ve romantizm akımlarında görürüz- toplumsaki olayları anlatan yazıları toplumun kendisi yazmıştır. bir insanın yoksulluğu, bir eksiği, bir hayali veya bir mücadelesi yazdırır bize romanları, hikayeleri.
o yüzden edebiyatın gerçekleri hayallerle süslemesi ve felsefenin de hayalleri gerçeklerle bağdaştırması kadar normal bir şey yok bana göre.
kısacası edebiyat insanlık tarihinin belki de gerçekleri en iyi yansıtan harikasıdır.