edip cansever

1928 doğumlu, istanbul erkek lisesi mezunu şairdir. `cemal süreya` ve `turgut uyar` ile birlikte `ikinci yeni` akımının en önemli şairlerindendir.

...
"yorulduğun zaman söyle
susalım, hiç konuşmayalım istersen
sussak da, hiç konuşmasak da, sözlerin senin
açık denizler gibidir zaten elimde
her zaman ama her zaman bir kıyıyı sezdiren"
...
"kuşlar kuşların yanına , yapraklar yaprakların yanına.
hiçbir şey yalnız kalmıyor , insandan başka dünyada."
dizelerinin sahibi şair
manastırlı hilmi bey'e mektuplar diye şiir serisi var ve çok güzeldir, okudukça yaşayası gelir insanın.

manastırlı hilmi bey’e ikinci mektup

susmanın su kenarındayız bugün
ne kadar sevgiyle konuşsak -konuşuyoruz da-
korkuyoruz gözgöze gelince hilmi bey
korkuyoruz
sanki gözler rakiptir de birbirine -öyle değil mi-
ve bir yokuştan iner gibi oluyoruz
bir yokuştan bir yokuşa sürekli
– nereye?
– bilmem ki
ellerimizde alkol sesleri, saçlarımızda
alkol sesleri
dağlarımızda, içdenizlerimizde
ve günler günlerin içinde öyle yavaş ki
yerine saplanıyor bir sürahi
pencereler şaşkın
perdeler bir uzak yol kadar uzun
ve balkon
kendi dudaklarında şimdi
donmuş bir tavus kuşu
bir tavus kuşu yontusu belki
ne tuhaf
demin de aşağıdan bir bando geçti
sormak isterdim sana
bir bando şefinin hüznü nedir hilmi bey
bir bando şefinin uykusu
nasıl bir uykudur ki hilmi bey
ne kötü
elimde bir çiçekle yaz geçti.
ve bugün
çepçevre oturduk masanın başına gene
bezik oynadık hilmi bey -her gün oynuyoruz ya-
giysisiz, sadece kombinezonlarımızla -öyle işte-
oda çok sıcaktı -lal renkli çini soba-
seniha korse takıyor, yahudi matmazel
nerdeyse çıplaktı -terliyor terliyor terliyor-
ve cemal bir köşeden bize bakıyordu
bakmıyor gibi bakıyordu
durmuyor gibi duruyordu da
benim anlamadığım işte bu
dün dudağını kesti çarşıda
kırmızı bir balıkla oynuyordu
öptü bir ara balığı -neden-
öperken dudağını kesti
balık da kırmızıydı, kan da
ve balık yüzerekten geçti -gördüm iyice-
dudaklarından
durdu cemal gibi biraz ötede
durmuyor gibi durdu
ağlamadı, hiçbir şey söylemedi
bu çocuk anlaşılmayanın ta kendisi
yalnızca sordu, bu yüzden sana soruyorum ben de
melekler dişi midir hilmi bey
dişidir diye tutturdu
yani ben..
öyleyse neyim
elimde bir yapma çiçekle.

adım cemile ya, çok seviyorum adımı ben
çocukluğudur insanın adı
cemal şimdilik cemal’dir -evet, öyledir-
benimkisi bir anımsama -cemile-
cemal – cemile: yeni fışkırmış bir marulun sesi
ezilmiş iki vişne
ve akşam
akşam ki sallanacak hamağını buldu
buluyor
sular menekşelendi hilmi bey
karpuz lambanın altında
yorgunum biraz -bütün gün içtim-
hepimiz içtik
cemal odasından çıkmadı hiç
tangolar çaldık üstüste
eski tangolar -bin dokuz yüz on beşlerde ne vardı
ben pencereden bakarken
kimseler ölmemişti
ölüm diye bir şey yoktu ki hilmi bey
var mıydı?-
yüzümden bir şeyler aktı aktı
içim de menekşelendi hilmi bey
gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk
hiçbir yere gitmiyor.
nedense odasına kapandıkça cemal
soyundukça soyunuyor yahudi matmazel
hırslı bir dişi gibi
ester, diyorum, ester
gülümsüyor hafifçe
bir başka gülümsemeyi karşılar gibi
öpüşürken gördün mü sen iki öpüşmeyi
hilmi bey
tam öyle
hızla giyiniyor sonra, dışarı çıkıyor
üç kişi kalıyoruz birden
yeni ısırılmış bir elma gibi kalıyoruz
parlıyor yeşil tarafımız kendi aydınlığında
içimde bir soğukluk
dışımda bir begonya.
karanlık iyice dışarısı
rakımızı bitirdik -üçümüz-
cemal odasından çıkmıyor
birazdan ester de gelecek
koltuğa çökecek, bir sigara yakacak
gene bir haç gibi olacağız dördümüz
bir evin içinde kocaman bir haç
kutsal değil, kirli
coşkulu değil, kırık dökük
sevinçle çekeceğiz onu kendimize.
bir başka edip cansever dizeleriyle daha karşınızdayım dostlar

"neyi bekliyoruz böyle neyi
yendik mi yenik mi düştük yoksa
bir ufak kuş yukarıda
sürüyüp durur gölgemizi
çözmüşüz nasıl olsa ipini sandallarımızın da."
günlerden adlı bir şiiri olan şair. sevdiğim kısmında demiş ki;
maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi ?
bir renk değildir mavi huydur bende.
ve benim yetinmezliğimdir.
ve herkesin yetinmezliğidir belki
denecektir ki bir süre
ve denecektir,
bir akşam üstünü düşünmek bir akşam üstünü düşünmekten
başka nedir ki ?

gelecekten utanarak dönen bir sevinçliğim
ya sizler
ey sırasını beklemeden gelen akşam üstleri...
yanlış hatırlamıyorsam tomris uyar'a olan platoniği sebebiyle onun doğumgününe özel şiirler çıkarırmış edip. her yıl mart'ın 15'inde bir tane yayınlarmış onun için. mesela;
http://siir.sitesi.web.tr/edip-cansever/yas-degistirme-torenine-yetisen-oyle-bir-siir.html
tomris uyar'a da boşuna "ikinci yenicilerin gelini" dememişler yani.

cemal süreya onun için boşuna dememiş;
yeşil ipek gömleğinin yakası
büyük zamana düşer.
her şeyin fazlası zararlıdır ya,
fazla şiirden öldü edip cansever..
adını duyduğumda aklımdan şu dizeleri geçen güzel kalpli şair.

"ah güzel ahmet abim benim
gördün mü bak
dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket"
"...
belki yarın gidecek
bir anı gelecek bir başka anının yerine.

insan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine."

türk şiirinin temel taşlarındandır.
aldığım ilk şiir kitabının şairi. aynı zamanda bana şiiri sevdiren şair.
en sevdiğim şairdir. "ben ruhi bey nasılım" adlı yapıtı okursanız ölümü bu kadar güzel anlatan başka bir şair daha olmadığı konusunda ciddi fikirler edinebilirsiniz.

içerik kuralları - iletişim