Güçlü erkekten kasıt, bazılarının hayal ettiği o "otokratik erkekya"nın oligark erkeğiyse; ne o bahsedilen erkeklik, ne o adam erkektir.
Feminizme gelince; kastedilen -toplumumuzda hiç de az olmadığı üzere- ezilmiş, dayak yemiş, hor görülmüş bir kadının haklı başkaldırısı ve savunusu manasına geliyorsa elbette ki şartsız, fakatsız savunulması gerekendir. Ancak "biz eşitiz, hakkımızı erkekler gaspediyor, kendi kendimize yeteriz, biz daha akıllıyız..." Gibi zavallı bikbiklere kulak vermek ve savunmak demekse; evlenildikten sonra "kocacığım şu kavanoz kapağını açar mısın?" La bitecek olandır.
Kimse eşit değildir. Eşitlik diye birşey bu dünyada hiç bir zaman var olmamıştır, olmayacaktır da. "Uzun-kısa", "güzel-çirkin", "zayıf-şişman" gibi sıfatlar bu dünyada ne kadar çok kullanılıyorsa, eşitlik de o kadar bahis mevzu olamaz. Tek bir kavram üzerinde eşitlik bundan muaf tutabilir ki bu, yaşadığımız hayatı güzel kılacak olan şeydir. O istisna "adalet"tir. Adalet olduğu müddetçe eşitliğe en yakın -ancak kesinlikle bitişik değil- bir durum söz konusu olabilir.
Eşitliğin olmaması denilince insanlar bunun yine erkek lehine söylendiğini düşünüyor olabilir. Ancak gerçek hiç de öyle değil. Erkek her ne kadar gücü temsil etse de; zaafları bir o kadar çok, zarara bir o kadar açıktır. Buradaki asıl mesele, sahip olunan özelliği bir başkası ya da diğer cinsiyet üzerinde bir baskı unsuru olarak görüp görmemektir.
Eşimin toplum hayatına karışmasını, sosyal alanda başarılı olmasını en çok ben isterim. Ama annelik yapmak gibi; bir erkeğin yerine getirebilmesinin imkansız olduğu manevi ve kutsal görevi de benden isteme aptallığını gösterip, evliliğimi sorgulatmasını hiç istemem.
Tepki tepkiyi doğurur. Çetin Altan' ın bir konuşmasından duymuştum, "bu millet çok dayak yer" diye. "Evde annesinden-babasından, okulda öğretmeninden, sokakta büyüğünden, askerde komutanından dayak yer. Bu kadar dayak yediği için gün gelir o da dayak atmaya kalkar." Feminizmi burada aramak ve çözümlemek gerekir.
Kadınlar olmasa bu hayat hakikaten çekilmez. Başınızı dizine koyup dertleştiğiniz eşiniz; size varını-yoğunu, canını veren anneniz; her ihtiyacınız için koşturan, çocuğunuzun halası kız kardeşiniz olmadan hayatta hakkıyla yaşamanız mümkün mü? Derler ki, "güçlü bir erkek görüyorsanız, arkasında mutlaka bir kadın vardır."
Yine de bunu söylemek için feminist olmak gerekmiyor. Bunu da gözden kacırmamak gerek.
Not: Bak bir haftadır annem evde yoktu. Bir baba, üç oğul, dört sap evde bataklıkta yaşıyoruz. Annem geldi de hayata döndük.
Feminizme gelince; kastedilen -toplumumuzda hiç de az olmadığı üzere- ezilmiş, dayak yemiş, hor görülmüş bir kadının haklı başkaldırısı ve savunusu manasına geliyorsa elbette ki şartsız, fakatsız savunulması gerekendir. Ancak "biz eşitiz, hakkımızı erkekler gaspediyor, kendi kendimize yeteriz, biz daha akıllıyız..." Gibi zavallı bikbiklere kulak vermek ve savunmak demekse; evlenildikten sonra "kocacığım şu kavanoz kapağını açar mısın?" La bitecek olandır.
Kimse eşit değildir. Eşitlik diye birşey bu dünyada hiç bir zaman var olmamıştır, olmayacaktır da. "Uzun-kısa", "güzel-çirkin", "zayıf-şişman" gibi sıfatlar bu dünyada ne kadar çok kullanılıyorsa, eşitlik de o kadar bahis mevzu olamaz. Tek bir kavram üzerinde eşitlik bundan muaf tutabilir ki bu, yaşadığımız hayatı güzel kılacak olan şeydir. O istisna "adalet"tir. Adalet olduğu müddetçe eşitliğe en yakın -ancak kesinlikle bitişik değil- bir durum söz konusu olabilir.
Eşitliğin olmaması denilince insanlar bunun yine erkek lehine söylendiğini düşünüyor olabilir. Ancak gerçek hiç de öyle değil. Erkek her ne kadar gücü temsil etse de; zaafları bir o kadar çok, zarara bir o kadar açıktır. Buradaki asıl mesele, sahip olunan özelliği bir başkası ya da diğer cinsiyet üzerinde bir baskı unsuru olarak görüp görmemektir.
Eşimin toplum hayatına karışmasını, sosyal alanda başarılı olmasını en çok ben isterim. Ama annelik yapmak gibi; bir erkeğin yerine getirebilmesinin imkansız olduğu manevi ve kutsal görevi de benden isteme aptallığını gösterip, evliliğimi sorgulatmasını hiç istemem.
Tepki tepkiyi doğurur. Çetin Altan' ın bir konuşmasından duymuştum, "bu millet çok dayak yer" diye. "Evde annesinden-babasından, okulda öğretmeninden, sokakta büyüğünden, askerde komutanından dayak yer. Bu kadar dayak yediği için gün gelir o da dayak atmaya kalkar." Feminizmi burada aramak ve çözümlemek gerekir.
Kadınlar olmasa bu hayat hakikaten çekilmez. Başınızı dizine koyup dertleştiğiniz eşiniz; size varını-yoğunu, canını veren anneniz; her ihtiyacınız için koşturan, çocuğunuzun halası kız kardeşiniz olmadan hayatta hakkıyla yaşamanız mümkün mü? Derler ki, "güçlü bir erkek görüyorsanız, arkasında mutlaka bir kadın vardır."
Yine de bunu söylemek için feminist olmak gerekmiyor. Bunu da gözden kacırmamak gerek.
Not: Bak bir haftadır annem evde yoktu. Bir baba, üç oğul, dört sap evde bataklıkta yaşıyoruz. Annem geldi de hayata döndük.