tam adı Tevfik Kolaylı olan taşlamalarıyla tanınan Türk neyzen ve şairdir.

"Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;

Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler.

Künyeni almak için partiye ettim telefon,

Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us dediler! " gab
Atatürk'e hakaret edenlere şu cevap vermiştir kendileri:

Atatürk olmasaydı sen yine anandan doğardın da

Baban kim idi belirsizdi şerefsiz.

Daha ne desin
biyografisinde gelmiş geçmiş en büyük sarhoşlardandır. Marmara denizi kadar içtiği söylenir, diyor.
''Serserinim, düştüm aşkınla meye,
Nasıl girdin elimdeki şu neye?
Hem seversin beni Neyzen’im deye,
Hem de sarhoş diye destan edersin!''

gelmiş geçmiş büyük neyzenlerden biri, aslında çok ilginç bir hayatı var. kendisini tanımlayan üç sözcük var ney, mey ve heyhey. heyheyin manası aslında psikiyatrik problemleri olmasıymış, hatta döneminin akıl hastanelerinden birinde sadece ona ayrılan, iyileşince çıktığı kötüleştiği zaman kendi kendine tekrar geldiği bir odası varmış. bodrumda doğmuş, babası dönemin hafızlarından ve muallimlerinden biriymiş. aslen de bafra kolaylıymış bu arada ailesi. izmir'de o dönemler ruhsal anlamda şifa bulduğu mevlevihanede, istanbul'dan sürülen muhalif insanlarla bir araya gelmiş, onlardan oldukça etkilenmiş. zamanla kendisi de bir muhalif olmuş, yasaklı toplantılardan birinde yakalanmış ve hapishanede geçirdiği bir dönemi olmuş. sonraları istanbula gelmiş, dönemin entelektüel çevrelerinde oldukça yer edinmiş, mehmet akif ersoyla da dostluk kurmuş. mükemmel bir sanatçı olduğu bilindiğinden, ülkede çok fazla insan kendisine kol kanat germiş. ama rivayet o ki kendisine verilen paralar cebinde bir saat dahi durmazmış, üstündeki yepyeni kıyafetleri sokakta gördüğü üstü başı eski fakir birini gördüğünde hemen verirmiş, kendisi de o eski kıyafetleri giyermiş. bir kızı varmış ve bir evlilik yapmış, ama malesef evi o kadar boşlamış ki karısı çocuğu da alıp babasının evine dönmek zorunda kalmış. hicivlerini kim olursa olsun saklamadan yaparmış, dönemin aydınları kendisinin diline düşmekten çok korkarlarmış. hatta size bana hocamın yıllar önce anlattığı bir anekdotu da anlatıp kapatayım. aklımda kaldığı kadarıyla tabi.
neyzen gecenin bir vaktinde dönemin siyasilerden birinin evinin bahçesinin önüne gider. zil zurna sarhoştur, elinde de neyi vardır. başlar üflemeye. adam uyanır, hizmetkarlarına gidin şunu susturun der, giderler susturamazlar. sonra derki, gidin o elindeki neyi kırın, neyi kırarlar neyzen elinde kalan yarım neye üflemeye başlar. en sonunda adamlar elindeki neyi de alır, paramparça ederler. bizim neyzen alır eline içki şişesini kırar altını. elindeki şarap şişesine başlar üflemeye. böyle bir adamdır vesselam. ölümünde cenaze namazına gelen her çevreden o kadar fazla insan olur ki, bazı istanbulluların o kalabalıkta denize düşme tehlikesi yaşadığı söylenir. ruhu şad olsun.
(bkz:anladın mı)