Bin bir hayalle gittiğim, lakin umduğumu asla bulamadığım, Atatürkçülük'ün zerresini bilmeyen şehir. Hemen kızacaksınız biliyorum. Bu dediğimi doğma büyüme İzmirli olan ya da küçük şehirden gelenler çok anlamayacak belki ama maalesef gerçekler.
Yazıma başlamadan önce Atatürk'ün ilke ve inkılaplarına olabildiğince sahip çıkmaya çalışan, onun ideolojisini benimsemiş cumhuriyet gençlerindenim. Evet, bu ayrıntıyı belirttikten sonra -bir eleştiri yaparken tarafımı belli etmeyi sevmem ama karalama kampanyası yapmadığımı anlatmak için bu zaruri zannımca- yaşadığım süre boyunca yaşadığım dengesizlikleri anlatmak istiyorum.
İlk gidişim arabayla olmuştu ve İzmir'e Ankara'dan giderken Buca tarafından giriyorsunuz. Başta kocaman Atatürk heykelini görmekle büyülenmiştim ama heyecanım geçmesi kısa sürdü. Zira o dağların ardından görünen manzara korkunçtu. Ne hayallerle geldiğimi söylemiştim. Girerken babamın dediği laf ise şuydu: "Kızım çok istediğin İzmir, Ankara'nın Bentderesi (*) galiba."
Neyse dedim, her yeri böyle olamaz zaten. Her şehrin görece kötü, iyi semti vardır, takılmadım. İşte oralardan geçtik Karşıyaka'ya. Yani biraz önce gördüğüm yere göre çok çok daha güzel bi yer ve denizi var! (bkz:deniz gören masum Ankaralı) İşte annem babam gitti, okul başladı, yavaş yavaş şehri keşfetmeye başlıyorum. Zaten okulum Buca, Tınaztepe'deydi. Okuldan sonra gezmek isterseniz genellikle öğrencilerin takıldı Hasanağa, Şirinyer'e gidersiniz ya da Konak, Alsancak yaparsınız.
Konak, Alsancak yine şehrin merkezlerinden. Ama binalar üstüme üstüme geliyor her seferinde. Böyle bir yerleşim olamaz. Sahil şeridi püfür püfür eserken o binaların araya bir girdiniz mi asla nefes alamıyorsunuz. Binaların arasında boşluk yok! Denizin kenarından binaların olduğu yere baktığınızda İzmir'in dağlarında çiçek değil, binalar açtığını (maalesef) görüyorsunuz. Google görsellerden Kordon'a bakardım sürekli. O yemyeşil yerler falan mükemmel değil mi? 10 15 metre gerisindeki onlarca park eden araçları göstermiyorlar fotoğraflardan, bilginiz olsun. Ayrıca oradaki cafeler de deniz manzaralı değil, o park etmiş araba manzaralı (yine maalesef) Onun dışında şehrin içinde pek yeşillik yok. Saat Kulesi'nin oralarda metrelerce beton yerine yeşil alan görmeyi çok isterdim halbuki.
Gelelim belediyeye. Allah'ım! Bir belediye bu kadar mı sorumsuz, bu kadar mı sorunlara kulaklarına tıkıyor olur. Her yer pis, her yer çöp. (Gerçi insanlar da sürekli yere çöp atıyor, bunu yadsıyamam, o kültürü öğrenememişler sanırım. Tabi gerçek İzmirliler demiyorum, çok göç alan bir yer) Gerçi insanların da pek umrunda değil biliyor musunuz? Genel insan profili "az çalışayım, çok gezeyim, bi daha mı gelicez dünyaya?" kafasında. Gezmeyi ben de çok seviyorum ama yine de biraz çalışkanlık fena olmaz. Ha ara sıra eylemler oluyor ama genelde onlar da şu an adını söylemeyeceğim bir partiden, kendi kafalarında takılıyorlar. (Doğu'dan, ülkenin menfaatini pek istemeyen tayfanın da sürekli buraya göç ettiğini, kimsenin de lafla bile uyarmadığını da söyledim mi?)
Gerçek İzmirli birkaç kişi tanıma fırsatı yakaladım. Eskiden böyle olmadığını, çok yozlaştırıldığından dem vurdular. Onlar da pek memnun değiller. Zaten çoğu İzmirlinin bu olaylardan sonra göç ettiğini, tek tük kendilerinin kaldığını söylediler. Belediyedeki çoğu vasıflının da İzmirli olmadığını, bu durumdan da muzdarip olduklarını ilettiler.
Ha... İzmir'in çevresi çok güzel. Merkezden uzaklaşırsanız Çiçekli Köy diye bi yer var. Çok güzel köy kahvaltıları var, tavsiye ederim. Çeşme falan oralar da güzel, söylememe gerek yok. Ama son zamanlarda artmakla birlikte insan profili, şehirleşme, belediyecilik, kültür anlayışları kötü.
Ankara'ya falan çok laf ediyorlar, çok çomar varmış. Bir laf vardır. Dağda müslümanlık kolay. Ankara'daki Atatürkçüler içi boş insanlar değil ve hükümetin olduğu yerde bile seslerini çıkarıyorlar. Kendilerini Ankara'ya bekliyor, o ideolojilerini bize de öğretmelerini rica ediyoruz.
Çok dolmuşum sevgili Tıbbiyeliler.
Not: İşbu yazıdaki değerlendirmeler şahsi görüşlerim olup, İzmir'deki çevremden de duyduğum şikayetler doğrultusunda yazılmıştır. Asla İzmir'deki insanların tamamını kastetmediğimi, istisnaların elbette olduğunu ve hatta kendilerinden çok güzel bilgiler de öğrendiğimi belirtmek isterim. (Eski, yaşlı İzmirli amca ve teyzelerim çok güzel tarihi bilgiler vermişlerdir.)
Not 2: Make İzmir great again! (*)
Yazıma başlamadan önce Atatürk'ün ilke ve inkılaplarına olabildiğince sahip çıkmaya çalışan, onun ideolojisini benimsemiş cumhuriyet gençlerindenim. Evet, bu ayrıntıyı belirttikten sonra -bir eleştiri yaparken tarafımı belli etmeyi sevmem ama karalama kampanyası yapmadığımı anlatmak için bu zaruri zannımca- yaşadığım süre boyunca yaşadığım dengesizlikleri anlatmak istiyorum.
İlk gidişim arabayla olmuştu ve İzmir'e Ankara'dan giderken Buca tarafından giriyorsunuz. Başta kocaman Atatürk heykelini görmekle büyülenmiştim ama heyecanım geçmesi kısa sürdü. Zira o dağların ardından görünen manzara korkunçtu. Ne hayallerle geldiğimi söylemiştim. Girerken babamın dediği laf ise şuydu: "Kızım çok istediğin İzmir, Ankara'nın Bentderesi (*) galiba."
Neyse dedim, her yeri böyle olamaz zaten. Her şehrin görece kötü, iyi semti vardır, takılmadım. İşte oralardan geçtik Karşıyaka'ya. Yani biraz önce gördüğüm yere göre çok çok daha güzel bi yer ve denizi var! (bkz:deniz gören masum Ankaralı) İşte annem babam gitti, okul başladı, yavaş yavaş şehri keşfetmeye başlıyorum. Zaten okulum Buca, Tınaztepe'deydi. Okuldan sonra gezmek isterseniz genellikle öğrencilerin takıldı Hasanağa, Şirinyer'e gidersiniz ya da Konak, Alsancak yaparsınız.
Konak, Alsancak yine şehrin merkezlerinden. Ama binalar üstüme üstüme geliyor her seferinde. Böyle bir yerleşim olamaz. Sahil şeridi püfür püfür eserken o binaların araya bir girdiniz mi asla nefes alamıyorsunuz. Binaların arasında boşluk yok! Denizin kenarından binaların olduğu yere baktığınızda İzmir'in dağlarında çiçek değil, binalar açtığını (maalesef) görüyorsunuz. Google görsellerden Kordon'a bakardım sürekli. O yemyeşil yerler falan mükemmel değil mi? 10 15 metre gerisindeki onlarca park eden araçları göstermiyorlar fotoğraflardan, bilginiz olsun. Ayrıca oradaki cafeler de deniz manzaralı değil, o park etmiş araba manzaralı (yine maalesef) Onun dışında şehrin içinde pek yeşillik yok. Saat Kulesi'nin oralarda metrelerce beton yerine yeşil alan görmeyi çok isterdim halbuki.
Gelelim belediyeye. Allah'ım! Bir belediye bu kadar mı sorumsuz, bu kadar mı sorunlara kulaklarına tıkıyor olur. Her yer pis, her yer çöp. (Gerçi insanlar da sürekli yere çöp atıyor, bunu yadsıyamam, o kültürü öğrenememişler sanırım. Tabi gerçek İzmirliler demiyorum, çok göç alan bir yer) Gerçi insanların da pek umrunda değil biliyor musunuz? Genel insan profili "az çalışayım, çok gezeyim, bi daha mı gelicez dünyaya?" kafasında. Gezmeyi ben de çok seviyorum ama yine de biraz çalışkanlık fena olmaz. Ha ara sıra eylemler oluyor ama genelde onlar da şu an adını söylemeyeceğim bir partiden, kendi kafalarında takılıyorlar. (Doğu'dan, ülkenin menfaatini pek istemeyen tayfanın da sürekli buraya göç ettiğini, kimsenin de lafla bile uyarmadığını da söyledim mi?)
Gerçek İzmirli birkaç kişi tanıma fırsatı yakaladım. Eskiden böyle olmadığını, çok yozlaştırıldığından dem vurdular. Onlar da pek memnun değiller. Zaten çoğu İzmirlinin bu olaylardan sonra göç ettiğini, tek tük kendilerinin kaldığını söylediler. Belediyedeki çoğu vasıflının da İzmirli olmadığını, bu durumdan da muzdarip olduklarını ilettiler.
Ha... İzmir'in çevresi çok güzel. Merkezden uzaklaşırsanız Çiçekli Köy diye bi yer var. Çok güzel köy kahvaltıları var, tavsiye ederim. Çeşme falan oralar da güzel, söylememe gerek yok. Ama son zamanlarda artmakla birlikte insan profili, şehirleşme, belediyecilik, kültür anlayışları kötü.
Ankara'ya falan çok laf ediyorlar, çok çomar varmış. Bir laf vardır. Dağda müslümanlık kolay. Ankara'daki Atatürkçüler içi boş insanlar değil ve hükümetin olduğu yerde bile seslerini çıkarıyorlar. Kendilerini Ankara'ya bekliyor, o ideolojilerini bize de öğretmelerini rica ediyoruz.
Çok dolmuşum sevgili Tıbbiyeliler.
Not: İşbu yazıdaki değerlendirmeler şahsi görüşlerim olup, İzmir'deki çevremden de duyduğum şikayetler doğrultusunda yazılmıştır. Asla İzmir'deki insanların tamamını kastetmediğimi, istisnaların elbette olduğunu ve hatta kendilerinden çok güzel bilgiler de öğrendiğimi belirtmek isterim. (Eski, yaşlı İzmirli amca ve teyzelerim çok güzel tarihi bilgiler vermişlerdir.)
Not 2: Make İzmir great again! (*)