havalimanında sabahlamak – Tıbbiyeli Sözlük
An itibariyle bodrum havalimanında yapmakta olduğum, fakirliğimi damga damga yüzüme vuran eylemdir. Vakti zamanında bulunan geç vakit kalkışlı ucuz bilete nolcak yeaa havalimanında sabahlarız denerek balıklama atlanmasını müteakip gerçekleşmiştir. Gelip geçen insan azlığı nedeniyle en sevdiğim faaliyet olan havalimanında çevrendekilere bak ve onlara bi hayat hikayesi uydur oyununu oynayamayışım en az uykusuzluk kadar büyük bi darbe olmuşken İki koltuk arası delikli metal masamsı şeyin sırtımı acıtması da cabasıdır.

Neyse ki yarın tatil yapılacaktır, o zaman dans

renk



Edit: yapacaksanız telefonunuzu tam şarj etmeniz şiddetle önerilir zira yalnızca şu giriyi girmek benim telefonumu tüketti
Zamanında roma havaalanında yaptığım şeydir. Zevkine değil ortaokulda öğretmenlerle gidilen gezide salak öğretmenlerin uçak saatine yanlış bakmalarıyla uçağın kaçırılması sonucu havaalanında sabahlamıştık. 24-26 saat arası kadar orada kalıp 3 öğün havaalanında bulunan mc donaldsdan beslenmiştik. Bu da böyle bir anımdır
O geceki tek rötar yapan uçağın arkadaşlarım arasındaki tek yolcusu bendim. Saat 19da geldiğim havaalanında problemsiz olarak saat 21de uçağa binmiştim. Yavşak bi host vardı ve grupla seyahat eden 10 15 yolcuyu eğlendirmekle meşguldü. Su istemiştim oralı bile olmamıştı. Gruptaki bi kız "ya senin adın muzaffer ama ben muzi diyebilir miyim?" Dediğinde tahammülümün son sınırımna gelmiştim. Uçak hareket etmeye çalışıyordu ama yerinden kalkamamıştı, sol kanattaki motordan gelen siyah duman da beni paniklettirmişti. Yavşak muziyi çağırdım gelmedi hatta duyduğu halde bakmadı bile, artık dayanamadım bağırdım "muzaffer kardeşim buraya geleceksin!!" Hiç de sevmem böyle hareketleri ama mecbur kalmıştım. Geldi salak salak sırıttı ben de "2 saattir sana sesleniyorum, niye bu motordan duman çıkıyor" dedim. Sonunda tehlikenin farkına varmıştı. Hemen kokpite koştu sonra anons yaptı, uçakta fazladan bavul olduğunu ve sahibinin havaalanında hastalandığı için uçağa gelemediğini, o bavulun indirileceğini ve beklememizi söyledi. Hayır tam bi dallamasın muzaffer, uçakta arıza var desen millet o kadar korkmazdı, şimdi başka bi şey sandılar korkmaya başladılar...



Uçaktan indirildik, bulunduğumuz ülkeden tamirci çağırdılar, ilk ekip beceremedi. Başka firma çağırıldı o da beceremedi. Uçtuğum firmanın bulunduğumuz ülkeye gelen uçuşuyla türkiyeden tamirciler geldi onlar da beceremedi. Türkiyeden bi ekip daha geldi bu sefer yanlarına uçak motoru parçaları mı ne almışlar. Söküptakıp bi şeyler yapmışlar, onlar da beceremedi. Saat 19da girdiğim havaalanından saat sabah 10da ayrılabildim. Onda da firma yeni uçak göndermişti bize.



Beynime kan sıçratan bi çok olayın olduğu geceden sonra türkiyeye sağ salim dönmeyi başardım. Bi daha ne o ülkeye giderim ne senin firmanı seçerim. Bunları okuyorsan tekrar diyorum "yavşaksın muzaffer namı diğer muzi"
Zamaninda benim de yaptigim. Almanya'ya indi ucak. İniş saati 1. Metrolarin calismaya basladigi saat 6. E napcaz ogrenciyiz taksi maksi olmaz haliyle. Nobetlese sabahlayalim bari dedik. Yatti arkadaş. Ben de cantalara goz kulak oluyorum. Etraftan insanlar gelip geciyor. Kimi sarhos olmus tam karsimdaki banka gecip siziyo. Kimi gelmis emanet canta bırakıyor. Arkamda oturan ailenin minik kizlariyla sakalasiyorum. Sonra onlar gidiyor. Bir turk aile geliyor, oruc tutacaklarmis sahur yapiyorlar yaninda getirdikleriyle sonra onlar da kalkip gidiyorlar. Arkadasim pozisyon değiştirip uyumaya devam ediyor.



Yeni ucaklar iniyor. Yeni kafileler geciyor onumden. Gelenlerin uyruklarini tahmin etme oyunu oynuyorum icimden. Bak su ingiliz mesela diyorum. Ya da su aile turk kesin. Sonra saate bakiyorum. Bazen bes dakika gecmis oluyor bazen 2 saat.



Sonra sarhos adam kalkip gidiyor. Sisesini tam burnumun dibindeki cope atiyor. Bayilmak boyle bişeymiş demek ki diyorum icimden. Nefes tutma oyunu oynuyorum. Arkadasimin basini dizime koyuyorum. Uykum gelmedi daha. Ya da geldi belki ama nedense o an bir fedakarlik yapmanin huzurunu tadiyorum. Sonra karsidaki bufe aciliyor, kahve kokulari gelmeye basliyor. Bankolardaki personel degisimini izliyorum. Yeni gun basliyor galiba diyorum.



Sarji bitmesin diye acmadigim telefonumdan sim karti cikariyorum. Telefon açılıyor, saat 6! Oh diyorum. Sonra kafamı kaldiriyorum ve havaalanı saati goz kirpiyo, Şakacı! Peki öyle olsun diyip saatimi bir saat geri alıyorum. WiFi var mi acaba? Ulke genelinde kullanicak bir sistem hesabina giris yapiyorum. ama yarim saat kotali. Bunu simdi kullanmaya deger mi? tabii ki de Evet, diyorum. 1 hafta boyunca o an gereksiz harcadigim internete sövüp wifi icin 40 takla atacagimdan habersiz.



Hafif bir esinti geliyor kapilar acilip kapandikca. Sabah sogugu. Telefona bakıyorum 14 derece, istanbul 34 derece, sansima da sovuyorum.



Hava aydinlanmis olmali. Bi cantalara bakiyorum bi arkadasa sonra 'eehh eytera beaa' diyip yerimden, kalkiyorum. 5 saattir kipirdayamamis olmaktan haşat olmus kaslarim. Arkadasim uyaniyor. Gulumsuyorum, nobet vaktin!!



Ben cikiyorum disari. Sabahin nemli buz gibi sogugunu icime cekip ceketime sarinarak yuruyorum biraz. Robotik sarisinlar goruyorum. Bisiklet uzerinde, metro merdivenlerinde, kaldirimlarda... Metro baslamis vizildamaya. Vay be diyorum, `havaalaninda sabahlamak`... bunu da yazdik tecrube defterimize.
yurt içi ve yurt dışı hava limanlarında bir kaç kez ZARURİYETTEN YAPMAK ZORUNDA KALDIĞIM EYLEM. UYKUSUZLUĞA DAYANIKLI BİR BÜNYENİZ VARSA, CEP TELEFONU/TABLET/DİZ Üstü cihazlarınızın da şarj problemi yoksa zamanın nasıl akıp gittiğini anlamazsınız bile. arada ağır valizleri ortalıkta bırakıp tuvalete gitmek sıkıntılıdır sadece.