Küçükken kayanın üzerindeki yosunları avucuma sürerdim. Kına rengi gibi, çok hoştu. Kına oldu sanıyordum. Üstelik beklemeden kına yakmıştım, akıllıydım, kaşiftim. Annemin avucuma sürüp "dağıtmadan bekle" demesine gerek yoktu. Çünkü olmuştu. Bilemezdim avucumda bekleyen şey sadece kına değil aynı zamanda sabırdı. Ve bu sabır sert ama umut veren bir kayadan değil gözleri ışıl ve sesinde dünya huzuru olan anneden öğrenilirdi..