nazım hikmet – Tıbbiyeli Sözlük
Bir yudum kitap,

İnsanın başına talihsiz meseleler gelir. Daha evvel de söylemişizdir: Elbet geçer, hüzne boğulmayın, güneşli günler göreceğiz demişizdir. Fakat ne olursa olsun, bir insana, bir şaire, bir ihtiyar amcaya "Ben ordan geçerken biri / Amca, dese, gir içeri." özlemini dize dize yazdırmak, nasıl desek, pek büyük zulüm. Gurbet de, insanın insana, insanın memleketine hasret olması da öyle zor bir bilseniz!.. Var olun.



14 Mart 1956

Peredelkino, Moskova



Karlı kayın ormanında

yürüyorum geceleyin.

Efkârlıyım, efkârlıyım,

elini ver, nerde elin?



Ayışığı renginde kar,

keçe çizmelerim ağır.

İçimde çalınan ıslık

beni nereye çağırır?



Memleket mi, yıldızlar mı,

gençliğim mi daha uzak?

Kayınların arasında

bir pencere, sarı, sıcak.



Ben ordan geçerken biri:

"Amca, dese, gir içeri."

Girip yerden selâmlasam

hane içindekileri.



Eski takvim hesabıyle

bu sabah başladı bahar.

Geri geldi Memed'ime

yolladığım oyuncaklar.



Kurulmamış zembereği

küskün duruyor kamyonet,

yüzdüremedi leğende

beyaz kotrasını Memet.



Kar tertemiz, kar kabarık,

yürüyorum yumuşacık.

Dün gece on bir buçukta

ölmüş Berut, tanışırdık.



Bende boz bir halısı var

bir de kitabı, imzalı.

Elden ele geçer kitap,

daha yüz yıl yaşar halı.



Yedi tepeli şehrimde

bıraktım gonca gülümü.

Ne ölümden korkmak ayıp,

ne de düşünmek ölümü.



En acayip gücümüzdür,

kahramanlıktır yaşamak:

Öleceğimizi bilip

öleceğimizi mutlak.



Memleket mi, daha uzak,

gençliğim mi, yıldızlar mı?

Bayramoğlu, Bayramoğlu,

ölümden öte köy var mı?



Geceleyin, karlı kayın

ormanında yürüyorum.

Karanlıkta etrafımı

gündüz gibi görüyorum.



Şimdi şurdan saptım mıydı,

şose, tirenyolu, ova.

Yirmi beş kilometreden

pırıl pırıldır Moskova...