sözlükçülerin rüyaları – Tıbbiyeli Sözlük
sonra bendeki android olan telefon hackleniyor. kamerası kendi kendine açılıyor. tüm hesaplarimin şifrelerini kırıyorlar. olduğum neredeyse tüm platformlardan ifşa ediliyorum mesajlar geliyor. biraz sinirleniyorum biraz üzülüyorum biraz da endişeleniyorum yalan yok neyse bir cafeye gideyim orda oturup sakin kafayla bakayım diyorum.

iPhone'a bakıyorum hiçbir hacklenme yok. bir daha android kullanırsam neyim diyip kendime laf atıyorum. iPhone üzerindeki hypei daha iyi anlıyorum.

normalde su an yaşadığım şehirdeyim rüyamda. hatta şehrin batısında Türklerin çok olduğu tarafta oluyor bu olay rüyamda. biraz daha merkeze doğru yürüyorum yürüyorum ne yapsam diye düşünüyorum ki birden kendimi fatih Altaylı'nin yerine giderken buluyorum.

giderken siyasi bina gibi bir yer var oraya gidiyorum. birden Tayyip'i birkaç arkadaşıyla beraber görüyorum. çok yaşlı ayakta zor duruyor ama yüzü hâlâ çok genç rüyamda. üzerinde siyah bir takım elbise ve saçları hâlâ sağlam rüyamda. çok neşeli konuşuyor.

tipi ve hareketleri şu videodaki gibi: video



takım elbisesi de şu şekil ama saçları biraz daha fazla ve ayakta zor duracak kadar yaşlı olmasına rağmen yüzü biraz daha genç: video



bu videoları önceden izlemedim de şimdi arayıp buldum btw. usttekini reelste görmüştüm gerçi de hatırlamıyordum.

ben yanına gidiyordum güler yüzle oğlum sen ne yaptın bunları bilmiyor musun diye güldü. sevmiyorum reis napayım ölmüş gitmiş bir adamın peşinden sanki peygambermis gibi gidiyorlar gitmeyenleri de lincliyorlar ülkede çok sorun çıkartıyorlar dedim.
abii tekrardan efsanevi bir rüya gördüm.

öncelikle bir yerdeydik. dayim vardı bir de dayımın kızı vardı. normalde dayımın kızı büyük ama bu rüyada küçüktü baya. diğer dayımın çok sevdiğim bebek kizı kadardı daha. bir şey oluyordu tam hatırlamıyorum ne oluyordu ama o küçük kız bana mal diyordu. dayım da kızına çok düşkün. ben ona sensin mal deyince birden boynunu çevirip kızıp ne oluyor diyordu. ben de ilk o dedi diyordum. kızgın bir şekilde kızını çağırıp gel buraya diyip kızıyordu. ben de yere comelip kollarımı açıyordum gel gel barışalım diyordum o da koşup bana sarılıyordu. sonra bir şeyler konuşuyorduk da tam hatırlamıyorum. dayım da gülüyordu. sonra ayrılırken kollarımdan tutuyordu ve diyordu ki: (kendisi baya kaslı güçlü biri)
-hani oğlum diyorlardi sen pehlivan gibi olmuşsun hâlâ o kadar da iyi değilsin sanki.
ben de:
-oyledir dayi daha güçlenecez inşallah diyordum.

neyse, sonra annemle dayım konuşuyordu bir şeyler annem yanıma geliyordu. bu aralar senin başına hep böyle bir şeyler geliyor. geldikçe rabbena estagfirlena gibi ama daha uzun dört kelimelik bir dua diyordu geldikçe bunu çek diyordu ben de tamam diyordum bir şey için dışarı çıkıyordum. duayı unuttuğuma çok üzüldüm şimdi.

dışarı çıkınca telefona bakınca bir de ne göreyim. fatih Altaylı'ya bir yerde laf mı ne atmışım bir şey yapmışım tam hatırlamıyorum. o da benim bir haberimi yapmış. bir sürü mesaj arama geliyor Kemalistler tarafından. numaramı nerden buldular hiçbir fikrim yok. muhtemelen Kemalist arkadaşlardan ya da kuzenlerden biri numaramı vermiştir diyorum içimden.
ama katı Kemalist olanlari üşüşüyor tabi. ususenler arasında bizim sınıfta aslında aramizin da fena sayilmayacagi ama çoook konuşan kıvırcık Romanyalı çocuk da var. pust üzerime atlamayı düşünüyor, bakışlarından belli.
(olm sen Türk bile değilsin sen ne alaka? hayır bu aralar çocuk hiç aklımda bile değil bilinçaltı desem)

o ve birkaç kişi de koltukların üstüne çıkıyor. ben her an her tarafima bakıp üzerime atlama potansiyelleri olanlarla göz göze gelip gözdağı veriyorum atlayamiyorlar. cebimde çakı da yok aw. ama etrafı üzerine atlamaya calisan birsuru sirtlanla çevrilmiş ve ikide bir her tarafına bakarak ve sirtlanlara kükreyerek korkutup izin vermeyen aslan gibiyim.

bir tane kısa boylu çocuk alttan baya laf yapıyor dövmeli öldürmeli. "sen o kadar konuşuyorsun teke teke gelsene" diyorum. çok özgüvenli bir sekilde tamam diyor ben de aşağı yanına iniyorum. teketek kelimesini ikide bir vurguluyorum ki sirtlan sürüsü uzerime atlamasin. onlar da biraz alan veriyorlar zaten biz ikimizi izlemek için.

çocuk gel diyerek beni sahnenin oraya götürüyor. cılız bir şey ama o kadar özgüvenli ki şaşırıyorum. lan şimdi aikido judo garip bir şeyler bilmesin diye düşünüyorum. sonra, yav bilse ne olur küçücük bir şey her türlü hallederim ama bacaklarımı rahat açmak için şu ceplerimdeki cüzdan telefonu çıkarmak lazım diye düşünüyorum.

ama benim dövdugum bir senaryoyu hayal edince hemen çocuğa acıyorum her zamanki gibi. dovmek istemiyorum dolayısıyla sahneye gitmemiz güzel olabilir belki teke tek münazara gibi bir şeye çeviririz biz tartışırız diğerleri izler aslında sahneye gitmemiz mantıklı olur diye düşünüyorum.


bu düşünceler içindeyken rüya bitiyor aw.


yemin ederim bu Kemalistlerin delirttigi yüzlerce, binlerce hatta düşününce belki milyonlarca insan vardır. rüyaya bak anasını.
bir sinema gibi şov gibi bir yerdeyim. birkaç arkadaş da var.
şova erken geliyorum da kafam karisiyor bir soru sormam lazim birine. ne sorusu tam hatırlamıyorum. sanki arayla tıraşla alakalı bir şeydi ama soruyu başörtülü birine sormaya çalışıyordum nedenini hatırlamıyorum.

soruyu soramadan birçok yer kapılınca en en son solda bir iki arkadaşımın olduğu yere oturuyorum. ilkokuldan, hafif kafası kırık olan arkadaşım Nebi de var. yine her zamanki gibi bir şey anlatıyor ve her zamanki gibi anlatırken kafasını çok yaklaştırıyor ben de dinliyorum ama ikide bir kafamı çekmek zorunda kalıyorum.

neyse, şov başlıyor. şov başlamadan önce nedense Atatürk tezahüratı yapılıyor bir şey demiyorum. şovda cumhuriyet tarihince bazılarının Müslümanlarla alay ettiği geçiyor.

sinemada arka plandan verilen bir ses:
gerici dediler, yobaz dediler medeniyet diyip bizi ezdiler özgürlük deyip bizim özgürlüğümüzü kısıtladilar Atatürk dediler bize saldırdılar...

tam o sırada seyircilerden bir ses yükseliyor
-Ataturk'u karıştırma!

ben artık dayanamıyorum arkadan bağırıyorum
-niye karıştırmasınmış?

bunu dediğimi duyunca beni goremiyorlar çünkü ben en arka soldayim ve önümde duvar da olduğu için onlar beni rahatlıkla göremiyor.

-kim dedi onu? diye sesler yükseliyor.

ben de:
-ben dedim! başlayacam ataniza yeter artık!

diyorum ve koltukların oturma değil de direk baş kısmının üzerlerinde yürümeye baslayip herkesin beni görebilmesini sağlıyorum.

tabi hemen bir ayaklanma başlıyor. kim o kim o sesleri duydukça ben dedim kardeş hayırdır diyorum onlar da peşime takılıyor. ben koltuk üstlerinde onlar da yerde yürüyor. hem yürüyorum hem de bağıra bağıra laf anlatmaya çalışıyorum bir şeyler söylüyorum. muhtemelen iyi konuşuyorum ki az önce Atatürk tezahüratı yapan seyirciden aşırı bir tepki gelmiyor dediğimi düşünüyorlar. seyircinin çoğunda bir sessizlik hakim.
Arabistan'a gidiyorduk. bir otele yerleşiyorduk. ben Kâbe'den uzak bir yerde olduğumuzu sanıyordum. sonra birkaç kişi fotolarını çekmemi istedi otelde. fotolarını çekerken bir camın önüne geçtiler. çekerken bir de ne göreyim arkada kâbe. hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. abi çok garip yani rüyalarımda ne zaman kâbeyi görsem hep ağlıyorum o an.

baya ağlıyordum burnum akiyordu. bilsem vakit namazlarını dahi burda kılardim diyordum. dışarı çıkıyordum kâbe'ye gitmek abdest almak için. ama otelde yukardan gözüktüğü için dışarda hemen gözükmüyordu. önce gidip bir yerde abdest aldım. sonra yemekle alakalı bir muhabbet döndü. kendimi elimde bir tencere dolmayla buldum. bunu geri otele götüreyim sonra kâbe'ye giderim dedim. otelde de açık saçık kadınlar vardı şaşırıyordum burda bi otelde nasıl olur diye. sonra bir iki tanesi bana yavsiyordu elimde de dolma tenceresi var shsjhs. hayır diyordum ama onlar yüzünden de baya vakit gitti bir türlü kâbe'ye giremeden rüya bitti.
biri bir şeyimi çalıyordu. bisikletimi mi ne. sonra ben hırsızın bu olduğunu buluyordum. evine gidip kapısını hafif açıyordum bir şekilde ama içeri girmiyordum bekliyordum. en son bir yerden bıçakla çıkınca geri cekiliyordum. ben de bıçak çekiyordum ama.

bana teklifte bulunuyordu benden çaldığı şeyi yine bana satma gibi bir teklif. sonra hayır felan diyince bıçağı bana attı gerizekalı iskaladi. atar atmaz üzerine uçtum. adam hiç bicaklayacagimi tahmin etmiyordu ama ben direk bicaklamaya başladım piçi. sonra elim ona değdi kesin polis gelince parmak izimden anlayacak diye düşünmeye başladım. sonra tam öldürmedim ki acı çeke çeke ölsün.

abi bu küçükken gördüğüm hırsızlık olayları bende baya travma olmuş.
bulunduğum şehirde bi e-bike kiralamistim. sonra bu arıza mi yapıyordu geri vermek mi gerekiyordu ne. ben bunlari arayınca bulunduğum yer dolayısıyla helikopter göndereceklerini soylediler orada yasak varmış.

sonra helikopterle şehri turluyorduk çok güzeldi. e'ye de denk geliyorduk. balkonlardaki teyzelerle muhabbet ediyorduk tanıdık kişilere rast geliyorduk vs. helikopteri kullanan reis çok rahattı acele etmiyordu bize tur artırıyordu.
sonra bu maymunlar yaklaştıkça bunların aslında böyle yarasa insanimsi olduğunu gördük. zombi gibi yarasa olmuslar insanlıktan çıkmışlar. bir gerizekalınin tedbirsizligu yüzünden eve üç tanesi girdi. önce konustum bunlarla. konuşurken yanlışlıkla Işıkla alakalı bir şey dedi biri. üst katta biri ışıkları açmış gibi bir şey. ben o an anladım bunlarda biraz yarasamsi bir özellik var ışığı sevmiyorlar.

çaktırmadan gittim üst katta tüm ışıkları açtım. ama zaten vakit öğle-ikindi vakti. dolayısıyla çok fark edilmiyor. sonra ABD başkanı mi eyalet başkanı mi ne ev telefonunu aradı. ev başkanıyla konusmak istiyormus. bizim evin başkani kizi cağırdım konusturdum. eleman ulusal çapta böyle bir olayın olduğunu en yakın zamanda silah vs ulaştıracağıni söylüyordu.

sonra bu üç tanesi yukarı geldi. bıçağımi çıkardım biri de çıkardı. bilerek en aydınlık yere gittim geri cekile cekile. en son birden tak. kalbine soktum bıçağı. bu hareketlerinin çok yavaş ve zayıf olduğunu görünce can cekisirken hhh ışıkları acmissss gibi bir şeyler dedi düştü. diğer ikisini de hızlı bir sekilde öldürdüm. sonra aşağı indim. arkadaşlar baya sevindi. kendileri korkuyordu aq birebir dovusten ondan yardıma gelmediler. batililardan beklenecek hareket ondan şaşırmadım.

ama bir arkadaşin eline silah gibi bir şey geçmişti evin önünde duranlari avliyordu ona sevindim. sonra rüya bitti.

ev de normal ev değil de. tepede büyük bir malikaneydi. dolayısıyla evin önüne sadece bir yerden gelebiliyorlardi. dolayısıyla savunmak daha kolaydı.
Amerika'da büyük bir evde yaşıyordum. ev çok büyüktü herkesin kendi odası vardı. ev başkanı felan vardı.

sonra önce bahçede iki aslan gördük. hemen içeri geçtik. bazıları aslanlarla tassak geciyo. alay edip sonra hızla kapıyı kapatiyo felan. olm bak yapmayın bu işin şakası olmaz diyorum ben de. sonra maymunlar da görülmeye başladı ama çok fazlalar. sonra bu maymunlarla aslanlar vs attı. aslanlar başta baya bunları oldurduyse de maymunlar o kadar çoğaldı ki daha göremedik aslanları. muhtemelen maymunlar bunları öldürdü. sonra bizim evin önüne dadanmaya başladılar. ben de tamam story felan çekiyordum da bazıları hâlâ alayvariydi onlara çok kızıyordum.
simülasyondan kaçmaya çalışıyorduk. bir simülasyonda olduğumuzu biliyorduk. simülasyonun kodunu yazan eleman bizden kurtulmak için if kromozom = xy; kill it; gibi bir şey yazıyordu. biz de o tam bunu yazarken simülasyonun güç kolunu indirip bir şekilde hayatta kalıyorduk lol.

video


.gece bunu izleyip beynimi yakmistim.